TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNDE DÖVİZ KURU RİSKİ VE YÖNETİMİ

130  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C

GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İŞLETME EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI

BANKACILIK EĞİTİMİ BİLİM DALI

TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNDE DÖVİZ KURU RİSKİ VE

YÖNETİMİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan Abdullah AYVA

048117110

Tez Danışmanı Doç. Dr. Mehmet Arslan

(2)

Eğitim Bilimleri Enstitü Müdürlüğü’ne

Abdullah AYVA’ ya ait “ Türk Bankacılık Sektöründe Döviz Kur Riski Ve Yönetimi” adlı çalışma , jürimiz tarafından Bankacılık Eğitimi Bilim Dalı’nda YÜKSEK LİSANS TEZİ olarak Kabul / Red edilmiştir.

Adı Soyadı İmza

Tez Danışmanı : Doç. Dr. Mehmet Arslan

Üye : Prof. Dr. Emine Orhaner

(3)

ÖNSÖZ

Bankacılık sisteminde piyasa riskleri içinde yer alan döviz kuru riski sistem içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Döviz kurlarındaki bir değişme banka aktif ve pasiflerini etkileyerek ,banka karlılığını doğrudan etkilemektedir. Bankacılıkta döviz kuru riski önemle üzerinde durulması gereken bir konudur.

Bir bankacı olarak benim ilgimi çeken bu araştırmamın hazırlanmasında bana sabır ve yol gösteren , desteğini esirgemeyen Tez Danışmanım Sayın Doç. Dr. Mehmet Arslan’a çok teşekkür ederim.

(4)

ÖZET

TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNDE DÖVİZ KURU RİSKİ VE

YÖNETİMİ

Ayva , Abdullah

Yüksek Lisans , Bankacılık Eğitimi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehmet Arslan Temmuz - 2007

Bankalar, faaliyetleri esnasında çeşitli risklerle karşılaşmaktadırlar . Bu risklerin nedeni; uluslararası piyasaların küreselleşmesi , uluslararası piyasalardaki oynaklık ,yeni yatırım alternatiflerinin ortaya çıkması,finansal risklerdeki artış ve dünya enflasyonudur. Bankacılık açısından riskler;sistemin doğasında olmakla beraber kontrol edilememesi sonucunda ekonomileri tehdit eder. Güvenli ve istikrarlı bir ortamın olmaması ve gerekli önlemlerin alınmaması bankacılık krizi ,döviz krizi , bölgesel krizler hatta tüm dünyayı etkileyecek çapta krizlere yol açmaktadır.

Döviz piyasası dünyadaki en büyük piyasadır. Bilgi akışının hızlı oluşu ve işlemlerin herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadan gerçekleşmesi ile en mükemmel piyasalardır. Döviz kuru ise ülke ekonomisi açısından çeşitli ekonomik göstergelerin temel belirleyicisidir. Bu bağlamda döviz kuru riskide ekonomileri ve bankaları derinden etkileyebilir. Bankalar döviz kuru riskinden korunmak için çeşitli önlemler almak zorundadırlar.

“Türk Bankacılık Sektöründe Döviz Kuru Riski ve Yönetimi” adlı bu çalışmamda bankaların döviz kuru riskinden korunmak için ne tür önlemler alması gerektiğini , Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin sebepleri ,sonuçları ve neler yapılsaydı sistem daha az etkilenebilirdi konuları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.

(5)

THE RISK OF FOREIGN EXCHANGE AND ITS MANAGEMENT IN

TURKISH BANKING SECTOR

Student: Abdullah AYVA, Master’s Degree, The Banking Education Studies Advisor: Ass. Prof. Dr. Mehmet Arslan

Banks have to face with many risks during their operations. The sources of these risks may be varying from globalization of international markets, the ambiguity in international markets, the emergence of new investment alternatives and the increase in financial risks to global inflation.

The risks, being the natural elements of the banking sector, may threat the economies if they are not controlled properly. The absence of secure and stabilized economic areas and the lack of necessary measures may trigger some regional or global crises in many areas such as banking sector and exchange markets.

The exchange market is the largest market in the world. They seem to be perfect markets since the transmission of information is so rapid and the realization of transactions is not restricted. Thus, foreign exchange rate is the most important determiner of several economic indicators of the national economies. In this context, the risk of foreign exchange may effect economies and the banks considerably. The banks have to take measures in order to be protected from foreign exchange risks.

The study on “The risk of foreign exchange and its management in Turkish banking sector” researches into the measures to be taken by the banks against the risk of foreign exchange, and also into the reasons, the results and evaluations on crises of November 2000 and February 2001 .

(6)

İÇİNDEKİLER

Özet ... i

Önsöz ... ii

Abstract ... iii

İçindekiler ... iv

Tablolar Listesi ... viii

1- GİRİŞ ... 1

1.1. Araştırmanın Amacı ... 1

1.2. Araştırmanın Önemi ………. 2

2. BANKA KAVRAMI , TARİHSEL GELİŞİMİ ve BANKACILIK RİSKLERİ 4 2.1. Banka Kavramı ………..……… 4

2.2. Bankacılığın Tarihsel Gelişimi………..………. 4

2.1.1. Bankacığın Dünyadaki Tarihsel Gelişimi ... 5

2.1.2. Bankacılığın Türkiye’de Gelişimi ... 6

2.1.2.1.Cumhuriyet Öncesi Dönem ... 6

2.1.2.2. Cumhuriyet Sonrası Dönem ... 8

2.2.Risk Ve Bankacılık Riskleri ... 11

2.2.1. Risk Nedir ... 11

2.2.2. Risk Yönetim Tekniklerini Ortaya Çıkaran Faktörler ... 12

2.2.2.1.Uluslararası Piyasaların Küreselleşmesi ... 12

2.2.2.2. Uluslararası Piyasalardaki Oynaklık (Volatibilite) ... 13

2.2.2.3. Yeni Yatırım Alternatiflerinin Ortaya Çıkması ... 13

2.2.2.4. Finansal Risklerde Artış ... 13

2.2.2.5. Dünya Enflasyonu ... 14

2.2.3. Bankacılık Risklerinin Sınıflandırılması ... 14

2.2.3.1.Piyasa Riskleri ... 15

2.2.3.1.1. Likidite Riski ... 17

2.2.3.1.2. Faiz Oranı Riski ... 19

2.2.3.1.3. Kur Riski ... 21

2.2.3.1.4. Menkul Kıymet Riski ... 22

2.2.3.2. Kredi Riski ... 22

2.2.3.3. Operasyon Riski ... 23

(7)

2.2.3.5. Bilanço Dışı İşlemler Riski ... 26

2.2.3.6. Suistimal Riski ... 26

3. DÖVİZ ... 28

3.1.Bankalar Ve Döviz Piyasaları ... 30

3.1.1. Döviz Piyasalarının Fonksiyonu ... 31

3.1.1.1.Satın Alma Gücü Paritesi ... 31

3.1.1.2. Kredi Sağlama ... 32

3.1.1.3. Döviz Risklerini Önleme ... 32

3.1.2. Döviz Piyasalarının İşleyişi ... 32

3.1.3. Döviz Kurunun Çeşitleri ... 33

3.1.3.1.Düz (Direkt) Kur ... 33

3.1.3.2. Çapraz Kur ... 33

3.1.3.3. Dolaylı Kur ... 34

3.1.4. Döviz Kuru Sistemleri ... 34

3.1.4.1.Sabit Döviz Kuru Sistemi ... 34

3.1.4.2. Serbest Değişken Döviz Kuru Sistemi (Esnek) ... 35

3.1.4.3. Karma Sistemler ... 35

3.1.5. Döviz Kurunda Denge ... 36

3.2.Döviz Piyasalarının Tarihsel Gelişimi ... 36

3.2.1. Bretton Woods Sistemi ... 37

3.2.2. Avrupa Para Birliği- Euro ... 39

3.2.2.1.Roma Antlaşması ... 39

3.2.2.2. Werner Planı (1971-72) ... 39

3.2.2.3. Tünel İçinde Yılan Uygulaması (1972-78) ... 40

3.2.2.4. Avrupa Para Sistemi (Ems) ... 41

3.2.2.5.Avrupa Döviz Kuru Mekanizması (Emr) ... 41

3.2.2.6. Avrupa Para Birimi (Ecu) ... 42

3.2.2.7. Ecu – Dolar Döviz Kuru ... 43

3.2.2.8. Delors Raporu ... 43

3.2.2.9. Maastricht Antlaşması Ve Yakınlaşma Kriterleri ... 46

3.2.2.10. Euro’ya Geçiş ………..46

3.2.2.11. Yeni Döviz Kuru Mekanizması………. 48

(8)

3.3.1.1.Uluslararası Tek Fiyat Kanunu ………..……….. 49

3.3.1.2. Mutlak Satın Alma Gücü Paritesi ………... 50

3.3.1.3. Göreceli Satın Alma Gücü Paritesi ………. 52

3.3.1.4. Garantili Faiz Oranı Paritesi ………... 52

3.3.1.5. Garantisiz Faiz Oranı Paritesi ………. 54

3.3.1.6. Uluslararası Fisher Etkisi ……… 54

3.3.2.Ödemeler Dengesi Yaklaşımı ... 55

3.3.2.1.Ödemeler Bilançosunun Önemi ... 56

3.3.2.2.Ödemeler Bilançosunun Tanımı ve Temel Unsurları ... 56

3.3.2.3. Ödemeler Bilançosu Dengeleri ... 59

3.3.2.3.1. Temel Denge ... 59

3.3.2.3.2. Net Likidite Dengesi ... 60

3.3.2.3.3. Resmi Rezervler Dengesi ... 60

3.3.2.4.Ödemeler Dengesindeki Açık Yada Fazlaların Yönetimi ... 60

3.3.3.Mali Piyasalar Yaklaşımı ... 61

3.3.3.1.Parasalcı Modeller ... 62

3.3.3.2. Portföy Dengesi Modeli ... 62

3.3.3.3. Para İkamesi Modeli ... 63

3.4. Aktif - Pasif Yönetimi ... 64

3.4.1.Döviz Pozisyon Yönetimi ... 68

3.4.1.1.Döviz Mevcutları ve Alacaklar ... 69

3.4.1.2. Döviz Taahhütleri ... 70

3.4.1.3. Döviz Borçları ... 70

3.4.2.Döviz Pozisyon Dengesinin Alabileceği Durumlar ... 71

3.4.2.1.Başa Baş Pozisyon ... 72

3.4.2.2.Uzun Pozisyon ... 72

3.4.2.3. Kısa Pozisyon ... 73

4. DÖVİZ KURU RİSKİ VE KUR RİSKİ YÖNETİMİ ... 74

4.1.Döviz Kuru Riski ... 74

4.1.1.İşlem Riski ... 74

4.1.2.Çevirme Riski ... 75

4.1.3.Ekonomik Risk ... 75

4.2.Döviz Kuru Riskinin Ölçülmesi ... 76

(9)

4.2.2.Riske Maruz Değer (VaR) ... 79

4.3.Dövizli İşlem Türleri ve Riskten Korunma Araçları ... 82

4.3.1.Peşin İşlemler ... 82

4.3.2.Vadeli İşlemler ... 83

4.3.2.1.Forward İşlemler ... 85

4.3.2.2. Futures İşlemleri ... 86

4.3.2.2.1. Futures İşlem Türleri ... 87

4.3.2.3.Döviz Opsiyonları ... 88

4.3.2.3.1. Alım Opsiyonları ... 90

4.3.2.3.2. Satım Opsiyonları ... 90

4.3.2.4. Swap İşlemleri ... 90

4.3.2.4.1. Swap Türleri ... 91

5. AÇIK POZİSYONLAR VE TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNDE KRİZLER ………. 94

5.1.Açık Pozisyon ... 94

5.2.2000 Kasım ve 2001 Şubat Krizi………101

5.3.T.C.Ziraat Bankası A.Ş.’nin Başarısı .………...106

5.4.2006 Yılında Türkiye Ekonomisi Ve Türk Bankacılık Sistemi ………108

6. SONUÇ VE ÖNERİLER ……….112

(10)

Tablolar Listesi

3.1. Ecu / Dolar Birim Değeri ... 44

3.2. 31.12.1998 İtibariyle Euro Değişim Oranları ... 47

3.3. Standart Muhasebe Usulüne Göre Ödemeler Dengesi ... 57

3.4. Banka Bilançosu ... 66

3.5. Zorunlu Karşılık Oranı ... 67

4.1. Rmd Hesaplamalarında Asgari Elde Tutma Süresi ... 80

5.1. Yabancı Para Pozisyonu Açığı Bulunmayan Banka Bilançosu ... 97

5.2. %100 Devalüasyonun Açık Pozisyonu Bulunmayan Bankaya Etkisi ... 97

5.3. Yabancı Para Pozisyon Açığı Bulunan Banka Bilançosu ... 98

5.4. %100 Devalüasyonun Yp Pozisyon Açığı Bulunan Bankaya Etkisi ... 98

5.5. Yabancı Para Pozisyon Fazlası Bulunan Banka Bilançosu ... 99

5.6. %100 Devalüasyonun Yabancı Para Pozisyon Fazlası Bulunan Bankaya Etkisi99 5.7. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’nin Son 3 Yıllık Toplam Aktifleri ... 106

5.8. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’nin Son 3 Yıllık Özkaynak Değişim Tablosu ……106

5.9. Türk Bankacılık Sistemi – T.C. Ziraat Bankası A.Ş. son 5 Yıllık YP Aktifler / YP Pasifler Oranı ……… 107

5.10. Türk Bankacılık Sistemi – T.C. Ziraat Bankası A.Ş. son 5 Yıllık YPNGP / Özkaynak Oranı ……….. 108

(11)

1.GİRİŞ

1.1. Araştırmanın Amacı

Bankalar , gerçek ve tüzel kişilerin belli bir zaman içinde belli bir zaman için harcamadıkları paraları toplayarak, bunları kredi ve plasman yoluyla değerlendirmeye çalışan işletmelerdir. Yani fon fazlası olanlarla fon ihtiyacı olan gerçek ve tüzel kişileri bir araya getiren işletmelerdir.Ancak burada buluşma yüz yüze olmamaktadır , banka aracılığıyla fon aktarımı sağlanmaktadır ve riskin bütününü banka üstlenmektedir. İşte bu yüzden bankalar fon ihtiyacı olanlar arasında çok iyi bir eleme yapmak zorundadırlar.

Bankalar, faaliyetleri esnasında çeşitli risklerle karşılaşmaktadırlar.Bu risklerin nedeni; uluslararası piyasaların küreselleşmesi , uluslararası piyasalardaki oynaklık ,yeni yatırım alternatiflerinin ortaya çıkması, finansal risklerdeki artış ve dünya enflasyonudur. Bankacılık açısından riskler ; sistemin doğasında olmakla beraber kontrol edilememesi sonucunda ekonomileri tehdit eder. Güvenli ve istikrarlı bir ortamın olmaması ve gerekli önlemlerin alınmaması bankacılık krizi , döviz krizi , bölgesel krizler hatta dünyayı etkileyecek çapta krizlere yol açmaktadır.

Bankacılık sisteminde piyasa riskleri içinde yer alan döviz kuru riski sistem içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Döviz kurları içersindeki bir değişme banka aktif ve pasiflerini etkileyerek , banka karlılığını doğrudan etkilemektedir. Bankacılıkta döviz kuru riski önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bankalar, kur riskini ölçmek ve bu riskten korunmak için gerekli önlemler almalıdırlar. Bankalar, döviz kuru riskini ölçmede standart methot ve riske maruz değer hesaplama yöntemlerini kullanmaktadırlar.

Bankalar döviz kuru riskinden korunmak için forward, futures, swap ve opsiyon işlemleri yaparlar.

Bu çalışmanın 6 amacı vardır ;

(12)

- Döviz piyasaları ve döviz kurunun nasıl belirlenmesi , - Döviz pozisyon yönetiminin nasıl yapıldığı ,

- Döviz kuru riskinin bankacılık sektörü açısından önemli bir risk olduğu ve buna karşı bankaların bunu iyi yönetip kontrol altına alması hatta bu riskten kâr elde etme imkanı vardır. Tam tersi olduğunda ise bankacılık krizlerine yol açacağı anlatılacak ve döviz kuru riskinden korunma yöntemlerin neler olduğunu,

- Açık pozisyonlar , Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin nasıl çıktığı , - Krizler sonrası Türkiye ekonomisi ve Türk Bankacılık sektörünün hangi seviyelere ulaştığı hakkında bilgiler verilmiştir.

1.2. Araştırmanın Önemi

Bankacılık sektöründe yaşanan kriz, piyasalarda bir ya da birkaç bankanın iflası tehlikesine yol açan, bu durumunda tüm sektöre yayılarak ödemeler sistemini olumsuz etkilemesi, hatta işleyişini durdurması nedeniyle, piyasaların işleyişinde sorunlar meydana gelmesi şeklinde tanımlanabilir. Bu krizlerin nedenleri; en başta istikrarsız makroekonomik yapı, bankacılık sektöründe etkin denetim ve gözetim yapılamaması, yasal düzenlemelerin yetersiz olması, ödemeler sistemi gibi mali altyapı unsurlarının güvenilir olmaması ve risk yönetimi için gerekli kredi kültürünün oluşmamasıdır .

Gelişmekte olan ülkelerde bankalar, finansal sisteme hakimdir. Finansal krizin yaşandığı bir ülkede, bankacılığın bu krizden etkilenmemesi için sistemin oldukça güçlü olması gerekmektedir.Bankacılık sektörünü etkileyen finansal krizler, bankaların etkinlik ve verimlilikten uzak çalışmasına yol açmakla kalmaz, kurumsal yapıda da bozulmalara neden olur. Bankacılık krizlerinin yayılma etkisinin, diğer sektörleri etkilemesi sonucunda, sorun makroekonomik istikrarı etkileyecek hale gelir. Bu bağlamda krizin maliyeti, bankacılık sektörünün iyileştirilmesinin bütçeye yükü ve onun ulusal gelirdeki payı ile sınırlı kalmayıp, reel anlamda daha büyük boyutlara ulaşır.

(13)

Bankacılık sektöründeki krizler birçok nedenle açıklanabilir. Bu nedenlerin bir kısmı bankacılık sektörünün yapısı ile ilgiliyken asıl neden, ekonomideki temel göstergelerin istikrarsızlık göstermesinden kaynaklanmaktadır. Bu göstergelerden biri olan döviz kurları ekonomileri ve ekonominin can damarı olan bankaları yakından etkilemektedir . Çoğu bankacılık krizlerin nedeni döviz kurlarının anlık değişimidir. Bu yüzden bankalar kur riskini çok iyi yönetip ,zararlarını minimize etmeye hatta bu değişmelerden kar elde etmeye çalışırlar.

Bu araştırma da bu kadar önemli olan kur riskinin Türk bankacılık sektöründe nasıl yönetildiği sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır.

(14)

2. BANKA KAVRAMI , TARİHSEL GELİŞİMİ Ve BANKACILIK RİSKLERİ

Bu bölümde banka kavramı ve bankacılığın tarihsel gelişimi, risk ve bankacılık riskleri hakkında bilgiler verilmiştir.

2.1. Banka Kavramı

Hemen tüm ülke dillerinde küçük değişikliklerle ifade edilen banka sözcüğünün, İtalyanca ‘ banco’ aslından geldiği ve daha sonra sözcüğün ‘banca olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

İlk bankerlerden olan lombardiyalı Yahudiler, bankacılık işlemlerini pazar yerlerine koydukları birer masa (banko) üzerinde yaparlardı. Böyle bir banker,taahhütlerini yerine getirmeyerek iflas ettiği zamanda halk, bankerin üzerine saldırarak , masasını kırardı. Bundan dolayı, Latince kökenli bankrupt ve banquerovtier sözcükleri ile belirtilen müflis sözcüğü de ‘banca’ aslından gelindiği sanılmaktadır ( Öçal,Çolak ,1999,s.12).

Bankalar , gerçek ve tüzel kişilerin belli bir zaman içinde belli bir zaman için harcamadıkları paraları toplayarak, bunları kredi ve plasman yoluyla değerlendirmeye çalışan işletmelerdir. Yani fon fazlası olanlarla fon ihtiyacı olan gerçek ve tüzel kişileri bir araya getiren işletmelerdir.Ancak burada buluşma yüz yüze olmamaktadır , banka aracılığıyla fon aktarımı sağlanmaktadır ve riskin bütününü banka üstlenmektedir. İşte bu yüzden bankalar fon ihtiyacı olanlar arasında çok iyi bir eleme yapmak zorundadırlar.

2.2. Bankacılığın Tarihsel Gelişimi

Bankacılığın tarihsel gelişimini dünyada ve Türkiye’deki tarihsel gelişimi olarak iki bölümde ele alabiliriz.

(15)

2.2.1. Bankacılığın Dünyadaki Tarihsel Gelişimi

Tarihte ilk bankacılık hizmetlerinin eski Sümer ve Babil’e kadar uzandığı bilinmektedir. Sümerlerde M.Ö. 3500 yılında kurulan maket bilinen ilk banka kuruluşudur. Maket’in rahipleri ilk borç verenlerdi. Maketler, harman zamanı ödenmek üzere tohum v.b. gibi hammadde ve teçhizat alımı için çiftçilere ilk dönemlerde fiziki daha sonraları parasal kredi açtıkları, kazılar sonucu saptanmıştır. Aynı zamanda ünlü Hammurabi kanunlarında maketlerin ödünç işlerini nasıl yöneteceği, borcun vadesinde nasıl tahsil olunacağı, borçlunun hangi mallarının ne yolla borcun tasfiyesinde kullanılacağı yazılmıştır. Ödünç işleri sırasında faiz tahsiline de izin verilmekteydi. Bu faizin oranı, tahıl ya da hurma ihracatında ana sermayenin üçte biri, nakit para ihracatında beşte biri olarak saptanmıştır. Yapılan ödünce karşılık her türlü taşınır mal rehnine, gayrimenkul ve özellikle tarla ipoteğine, hatta saygın kişilerin kefaletine yer verilmiştir (Parasız ,2000,s.107). Günümüzle kıyaslayacak olursak durum benzer şeklini korumaktadır, bir krediye karşılık alınan menkul , gayri menkul rehni ya da geliri uygun bulunan kişilerin kefilliği kabul edilmektedir.

Daha sonraları maketlerin tekelinde bulunan bankacılık hizmetleri ticaretle uğraşan bazı zenginlerin eline geçmiştir. Daha sonraki süreçte ise;

- Eski Mısır, eski Yunan ve Roma’da banka işlemleriyle uğraşan kurumlar olduğu bilinmekteydi,

- Trapezitai adıyla özel bankerler çıkmıştır,

- 1453’te İstanbul’un fethi ve Rönasans hareketiyle yeni kıtaların keşfi, ticaretin okyanuslara kadar uzaması Roma Hukuku’nun doğmasını yol açmış ve faiz yasallaşmıştır.

- 1609’da Amsterdam Bankası kuruldu, banka sabit nitelik ve değerde hesap parası olarak banka florinini oluşturdu. Aynı şekilde Hamburg Bankası banka markını oluşturdu.

(16)

- 1637’de Venedik Bankası kurulmuş ve bu banka çek ve banknot kullanımına yol açan Contadi di Banka sistemini geliştirmiştir.

- 1640’da İngiltere’de kralın, tüccarların Londra kulesinde saklanan külçelerine el koyması, tüccarların devlete olan güvenini sarsmış ve tüccarlar altınlarını goldsmith denilen tüccarlara vermeye başlamış bunun karşılığında şehadetname almışlardır.Ellerinde bulunan altınların atıl durumda olduğunu gören Goldsmithler , borç isteyenlere goldsmith notes denilen kendi senetlerini vermeye başlamışlardır. Zamanla bu senetlerin piyasada alışverişlerde kullanılmasıyla ilk banknot sistemi oluşmuştur. Bu dönemde Fransa ile yapılan savaş nedeniyle İngiltere para sıkıntısı içine düşünce bir devlet bankası kurulması ve onun aracılığıyla piyasada paranın dolaşması fikrini doğurdu.

- Bunun üzerine ilk merkez bankası olan İngiltere Bankası kuruldu. Benzer şekilde Fransa’da Fransız Emisyon Bankası kuruldu (Parasız,2000,s.108)

Çift yönlü muhasebe yönteminin gelişmesi, kıymetli senetlerin bulunması, banknotların genel bir ödeme aracı niteliğini kazanması , sanayi devrimiyle birlikte krediye olan gereksinimi artması, modern bankacığın gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır (Parasız, 2000,s.108).

2.2.2. Bankacılığın Türkiye’deki Gelişimi

Ülkemizde, özellikle batı ülkelerindeki gibi, banka dışı finansal aracıların gelişmiş olmaması nedeniyle bankalar finansal sistemin yapıtaşını oluşturmaktadırlar, bu yüzden fon ihtiyacı olanlarla fon fazlası olanları karşı karşıya getirmesi açısından bankalara çok büyük işler düşmektedir.

2.2.2.1. Cumhuriyet Öncesi Dönem

Tanzimat’a kadar geçen dönemlerde ülkemizde bankacılığa ait izlere rastlanmamaktadır. Bunda Türkler’in özellikle askerlik ve yöneticilik gibi işlerle uğraşmaları , ticaret, sarraflık ve faizcilik gibi meslekleri Türk ve Müslüman olmayan kimselere bırakmalarının önemi büyüktür. Kaldı ki, ülkemizde bankacılığın gelişmemesinin asıl önemli nedeni , Osmanlı Ekonomisi’nin Batı Avrupa’da

(17)

gerçekleştirilen sanayi devrimine ayak uyduramaması ve yakın zamanlara kadar esnaf ve zanaatkarlara dayanan kapalı bir ekonomik düzen içersinde kalmasıdır. Bununla birlikte, Osmanlı devrinde kısmen de olsa bankacılık işlemlerine benzer bir çalışma içinde bulunan ve kendilerine sarraf ve galata bankerleri adı verilen bazı kişiler mevcuttur. Onlar Osmanlı Hazinesinin para bakımından sıkıntıya düşmesi oranında etkinlik ve saygınlık kazanmışlardır (Parasız,2000,s.109). Bana göre toplumun büyük bir kısmı Müslüman olduğu ve İslamiyet’in faizi haram kılmasından dolayı insanların büyük bir kısmı faizden uzak kalmışlar ve bu da bankacılık faaliyetlerine olan talebi azalttığı için bankacılık sisteminin gelişme süreci çok zayıf kalmıştır.

Cumhuriyet öncesi Türkiye’de bankacılık ;

- 1847 ‘de hükümetin yardımıyla, J. Alleon ve Thedor Baltazzi tarafından İstanbul Bankası adıyla kurulmuştur. (1852 yılında kapanmıştır )

- Cumhuriyetten önce piyasada faaliyet gösteren bankalar daha çok yabancı sermaye tarafından ya da yabancı iştirakiyle kurulmuştur.

-Merkezleri dış ülkelerde bulunan birçok banka faaliyet göstermişlerdir. -1868 Bank-ı Osman-i Şahane kurulmuştur. (Osmanlı Bankası)

-1863 yılında, çiftçilerin oluşturduğu kaynakla, Mithat Paşa öncülüğünde, devlet eliyle ve devlet himayesinde kurulan ve adına "Memleket Sandıkları" denilen organizasyon Milli Bankacılığın ilk örneği olarak tarihe geçmiştir.

- Mithat Paşa 1863 yılında Pirot Kasabası'nda kurduğu ilk Memleket Sandığını oluştururken Türk gelenekleri arasında zaten varolan ve karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan imece geleneğinden esinlenmiştir.

- 1867 yılında "Memleket Sandıkları Nizamnamesi" nin yürürlüğe girmesiyle Osmanlı Devleti'nin her yanında Sandıklar faaliyete başlamış ve uzun yıllar başarıyla hizmet vermiştir.

(18)

- Ancak izleyen yıllarda sandıkların işleyişinde gözlenen bozulmalar

Memleket Sandıkları'nın etkinliklerini azaltmıştır. Sandıkları merkezi yönetime bağlayarak olumsuzlukları giderebileceğini düşünen hükümet, 1883'te aynı amaçlar doğrultusunda "Menafi Sandıkları"nı kurmuştur. Menafi Sandıklarına geçilmesiyle, idare yeniden düzenlenmiş, kayıt ve muhasebe işleri çağdaş ve ilmi esaslara uygun olarak yürütülmeye başlanmış ve merkezi hükümetin doğrudan denetimine tabi tutulmuştur.

-15 Ağustos 1888'de Menafi Sandıkları'nın yerine işlevlerini üstlenecek modern finans kuruluşu olarak Ziraat Bankası resmen kurulmuş, o tarihte faaliyette bulunan Menafi Sandıkları da Banka şubelerine dönüştürülerek faaliyete başlamıştır. O güne kadar Menafi Sandıklarının mali kaynağını oluşturan menafi hisseleri Bankaya devredilmiş ve bundan sonraki hisseler de Bankanın sermayesine tahsis edilmiştir. Bu adımla birlikte, teşkilatlı tarımsal kredi tarihimizde yeni bir dönem başlamıştır (www.ziraatbank.com.tr).

Cumhuriyet öncesinde 1911-1923 tarihleri arasında milli sermaye ile 21 banka kurulmuş ancak bunlar sektördeki yabancı bankaların kredi piyasasına egemen olmaları karşısında faaliyetlerini sürdürmekte zorlanmışlardır. Bu bankalardan iflas ve tasfiyeler sonucu ancak 18’i Cumhuriyet dönemine geçebilmiştir.

2.2.2.2. Cumhuriyet Sonrası Dönem

Ülkemiz, Cumhuriyetin ilanından sonra ekonomik kalkınmaya önem vermiş, sınai ve ticari hayatı canlandırmak amacıyla milli bankacılığı geliştirmeye başlamıştır. Bu bağlamda devlet teşvikiyle Türkiye İş Bankası (1924) ve Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası (1925) gibi bankalar kurulmuştur.

1929-1930 dünya ekonomik bunalımının bankacılık üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle bir çok banka faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmıştır. Ülkemizdeki banka sayısı 1932 yılında 60 iken 1945’te 40 düşmüş, şube sayısı da 483’den 411’e inmiştir. Türkiye’de bu bunalımın ardından devletçilik ilkesini benimsemiş; Sümerbank, Etibank, T. Halk Bankası gibi büyük devlet bankaları kurulmuştur.

(19)

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1945-1959 yılları arasında iktisadi devletçiliğin yerini özel sektörün desteklenmesi ve ekonomik kalkınmanın hızlandırılması almıştır. Bu durum bankacılık sektörüne de yansımış, özel sektör bankacılığı bu dönemde oldukça gelişmiştir.

1960’lı yılların başları bir çok bankanın faaliyetine son verdiği önemli bir dönem olmuştur. 1960-1964 yılları arasında 15 banka faaliyetlerine son vermiş ve bu bankalar tasfiye edilmiştir. 1960’ta T.C. Merkez Bankası nezdinde bir bankalar Tasfiye Fonu oluşturulmuş,bu fon 1983 yılında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiştir.

1970’li yılların sonlarında çıkarılan “Ödünç Para İşleri Kanunu”nca bankaların kredi faiz oranları üzerene getirilen kısıtlamalar bankaları “banker” adı verilen ve piyasa faizi üzerinden çalışan kurumlarla işbirliğine girmeye itmiştir. Bu durum 1982 yılına gelindiğinde Türk ekonomisinde önemli bir krize neden olmuştur. Türk bankacılık sistemini dönemsel olarak incelediğimizde 1980’lere kadar mali sistemi bir bütün olarak etkileyen ciddi bir krizin oluşmadığı, bunun yerine çeşitli ekonomik sebeplerle tek tek bankaların faaliyetlerini durdurduğu ve tasfiye edildiği görülmektedir.

Bankacılık sektörü 24 Ocak 1980 kararları ile Cumhuriyet kurulduğundan beri karşılaşmadığı rekabet kavramıyla ile karşılaşmıştır. Finansal serbestleştirme yolunda alınan ilk kararlar 1981 tarihinde önce banka faizlerinin sonra ise tüm faizlerin serbest bırakılması ile ilgili olmuştur. 70 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bankacılık sektörüne giriş kolaylaştığı gibi sektör açısından da yeni bir araç ile de atıl kaynakların ve kayıt dışı ekonomideki paranın bir kısmının sektöre çekilmesi amaçlanmıştır. Bu yapılanmanın oluşumunda en önemli etken büyük ölçüde banka sayısının artması, bankaların aktif büyüklüğünün yükselmesi ve faiz oranlarının piyasada belirlenmesidir. 1980’lerden sonra mali sistemdeki liberalizasyon ve ekonomik büyümenin hızlanmasıyla finansal sistemin genişlediği, aracı kurumların faaliyetlerinin arttığı ve en önemlisi globalleşmenin etkisiyle bankacılık sisteminde kriz olgusunun mali sistemi tehdit eden bir unsur olarak ortaya çıktığı gözlenmektedir.

(20)

Sisteme girişin serbestleşmesi bankacılık sektöründe rekabeti artırmakta, sektördeki payın aynı kalmasına rağmen banka başına düşen payı azaltmaktadır. Bankerler, bankaların yaptığı gibi fon fazlası olanlarla fon talep eden arasında aracılık etmekten çok bankalarla fon piyasaları arasında aracılık işlemleri gerçekleştirmiştir. Bankerlik kuruluşları arasındaki faiz savaşı bir süre sonra Ponzi Finansmanı ( borç alınan paranın faizini ödemek için daha yüksek faiz ile borçlanmak) biçimine kayması kaçınılmaz olmuş ve bu da sistemin çöküşüne yol açmıştır. 1982 yılında bu olay “Bankerler Krizi” olarak adlandırılmıştır. Serbest faiz politikasının ve banker iflaslarının bireysel bankaların uygulamaları ile yönetim tarzlarının birleşmesinin bir sonucu olarak çok sayıda bankanın mali bünyesinde zaaf yaşanmıştır.

1989 yılında yürürlüğe giren kararlar ile Türk lirasına konvertibilite yolu açılmıştır. Sektörün uluslararası piyasalara açılması ve özellikle uluslararası piyasalardan kaynak edinmesinin serbestleşmesi gündeme gelmiştir. Para piyasaları ve döviz piyasaları kurulmuş ve yatırımcılar Türk lirasından çıkıp dövize yönelmeye başlamıştır. Ancak Hazine ve TCMB bu yeni oluşumu tamamlayacak düzenlemelerde yetersiz kalmışlardır. Hazırlıksız yakalanan bankacılık sektörü de düzenlemeye uygun bir aktif-pasif yönetimi gösterememiş, bankalar likidite yönetiminin temel ilkelerini göz ardı eden bir şekilde yabancı para cinsinden kaynaklara yönelmişlerdir (www.baskent.edu.tr/~gurayk/finpazpazartesi18).

Günümüzde ise 3 tane kamusal sermayeli banka , 14 tane özel sermayeli banka, 8 tane Türkiye’de kurulmuş yabancı sermayeli banka, 7 adet Türkiye’de şube açan yabancı banka, 3 adet kamusal sermayeli kalkınma ve yatırım bankası , 8 adet özel sermayeli kalkınma ve yatırım bankası ve 2 adette yabancı sermayeli kalkınma ve yatırım bankası olmak üzere toplam 45 adet banka bulunmaktadır. Sonuç olarak baktığımızda yabancı sermayeli banka sayılarında bir artış olduğu gözlenmektedir.

(21)

2.3. Risk ve Bankacılık Riskleri

Bankalar açısından risk yönetimini inceleyebilmek için önce risk kavramının tanımı üzerinde durularak bankacılık riskleri incelenecektir.

2.3.1. Risk

İnsanoğlu, geleceği görme yetisine sahip değildir. Yaşadığı hayatta tek karar alıcı ve hayatı üzerinde mutlak insiyatif sahibi de değildir. Kendisinin dışında gelişen doğa olayları, az veya çok ilişkide bulunduğu yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan, bunların arzu ve istekleri ile bunlara uygun kararları söz konusudur. İnsan, sınırlı bilgisiyle çoğu zaman kullandığı eşyanın tabiatına dahi hakim olamamakta, örneğin inşa ettiği evlerde yangınlar çıkmakta, kurduğu trafik düzeninde kazalar olmaktadır. Bunlarla birlikte başka sakındığı ve istemediği diğer sonuçlar da, hiç ummadığı anda karşısına çıkabilmektedir. Aslında bütün bunlar, insanın yaşadığı hayat içerisinde belirsizlikle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Risk, kelime anlamı ile “bir zarara, bir kayba, bir tehlikeye yol açabilecek bir olayın ortaya çıkma olasılığı; tehlike” anlamlarına gelmektedir (Büyük Lauresse , s.9843) . Kelime anlamından da anlaşıldığı üzere bir zararın henüz doğmamış olması ve doğma tehlikesini de içinde barındırması gerekmektedir.

Risk, değişen ekonomik çevrede, döviz kuru, faiz haddi ve fiyatlarda görülen dalgalanmaların yarattığı belirsizlikler nedeniyle, firmaların ve mali kuruluşların aktif veya pasif değerlerinin değişmesinden kaynaklanan mali kayıp olasılığı olarak ifade edilebilir (Aksel ,1995, s.11).

Risk yönetimi ise , ekonomik çevrede oluşan dalgalanmalar sonucunda ortaya çıkan belirsizliklerden dolayı işletmelerin varlıklarında meydana gelecek olumsuz değişmeleri önlemek amacıyla alınan tedbirler olarak tanımlayabiliriz.

Risk yönetimi dört adımda belirlenir.Bu aynı zamanda risk yönetim süresinin fonksiyonları olarak da nitelenebilir (Kaval, 2000 , s.24 ).

(22)

Bankanın, işletmesine özgü risk tiplerini ne olduğunu ,bunların birbirlerinden farklarını ve bunlara ilişkin uygulanan politikaları tespit aşamasıdır.

İkinci Adım:Risklerin Ölçülmesi , Sayısallaştırılması

1.aşamada tespit edilen risk tiplerini nasıl ölçülebileceğinin belirlenmesi veya sayısallaştırılmasıdır.

Üçüncü Adım:Risk Yönetimi Kararlarının Uygulanması

Ölçülen ve somut şekle getirilen risk türlerinden kaçınıcı ve bunlara karşı koruyucu politikaların uygulanmasıdır.

Dördüncü Adım:Risk Yönetim Politikasının Sonuçlarının Kontrolü

Alınan politik karar ve önlem uygulamalarının başarısını tespit ve devamlı bir süreç içersinde uygulanan politikaların gözlenmesidir. Bir bütün içinde ele alınırsa risk yönetim politikaları bu aşamalardan geçer. Risk yönetimi dendiği zaman tüm bu aşamaları içerir.

2.3.2. Risk Yönetimi Tekniklerini Ortaya Çıkaran Faktörler

Risk yönetimi tekniklerini ortaya çıkaran faktörler ; uluslararası piyasaların küreselleşmesi, uluslararası piyasalardaki oynaklık, yeni yatırım alternatiflerinin ortaya çıkması, finansal risklerde artış ve dünya enflasyonudur diye gruplandırabiliriz.

2.3.2.1 Uluslararası Piyasaların Küreselleşmesi

Son 10-20 yıllık dönemde yaşanan en önemli değişim uluslararası piyasaların küreselleşmesidir. Bütün dünyadaki piyasalar, sermayenin serbest dolaşımındaki engelleri aşamalı olarak ortadan kaldırarak daha geniş bir piyasa şekline dönüşmüşlerdir. Bu, dünyanın bir bölgesinde ortaya çıkan sorunların başka bir bölgedeki piyasalara ve yatırımcılara hemen yansıması gibi bir olguyu da beraberinde getirmiştir.

(23)

Piyasaların ne kadar yoğun etkileşim halinde olduklarının ifadesi açısından Asya Krizi literatürde oldukça önemli bir yere sahiptir. Asya Krizi’nin başlangıcı,1997 Temmuz ayında Tayland Bahtının %40 oranında devalüe edilmesi olarak kabul edilmektedir. Domino etkisi ile Malezya, Endonezya ve Filipinler etkilenmiş, Malezya ve Endonezya paraları da değer kaybetmiştir. Singapur ve Hong Kong’u da sarsan kriz son olarak özel sektörün aşırı borçlanmasının da etkisiyle Güney Kore’yi e içine alarak tüm Asya Pasifik ve dolayısıyla dünya ekonomisini tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Asya Krizi’nin etkisinin çok ciddi boyutlara ulaşmasında; bankacılık sektörünün sermaye yetersizliğinin rol oynaması dikkatleri bankacılık sektörüne yöneltmiştir

2.3.2.2. Uluslararası Piyasalardaki Oynaklık

1980 ve 1990’lı yıllarda tanık olunan geçiş döneminde karşılaşılan farklılaşımların bir diğeri,uluslararası piyasaların giderek daha da oynak olmasıdır. Piyasa fiyatlarının ve rasyoların inişli çıkışlı bir seyir izlemesi anlamına gelen piyasalardaki oynaklık, finansal riskin ana kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Piyasadaki oynaklık arttığında piyasa katılımcıları da büyük bir belirsizlik ve buna bağlı risklerle karşı karşıya kalmışlardır.

2.3.2.3. Yeni Yatırım Alternatiflerinin Ortaya Çıkması

Aynı dönem içerisinde yaşanan bir başka değişiklik ise, uluslararası piyasalardaki şartların değişmesi sonucunda karmaşık yapılı yeni yatırım alternatiflerinin ortaya çıkmasıdır. Söz konusu yatırım alternatiflerinden doğan riskleri bertaraf etmek için geliştirilen türev enstrümanlar, finansal piyasalarda riski azaltmak için daha yaygın olarak kullanılmakla birlikte söz konusu enstrümanlardan kaynaklanan risklerde kullanımlarla birlikte artmaya başlamıştır.

2.3.2.4. Finansal Risklerde Artış

Bütün bunların yanında, son 10-20 yıllık dönemde yaşanan kredi arzı artışı, finansal risklerin de hızla artmasında önemli bir rol oynamaktadır. Kredi arzı artışı ve finansal risklerin realize olması, önemli kayıplara neden olmuştur.

(24)

Bahsi geçen dönemde , finansal risklerdeki artışın bir diğer sebebinin de uluslararası rekabet artışı olduğu açıkça görülmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bankacılık sektörlerinin aynı alanda rekabet etmeye başlaması ve büyük ölçekli bankaların bankacılık sektörü dışındaki finansal kurumlarla da yoğun rekabete girişmeleri özelikle kredi riskinin daha karmaşık hale gelmesine sebep olmuştur.

2.3.2.5. Dünya Enflasyonu

1970’lerden sonra ortaya çıkan fiyat artışları tüm dünyayı etkilemiş, daha önce görülmemiş bir hızla artmıştır ( Çelikoğlu, 1994, s.13). Fiyat artışları ve faiz hadlerindeki değişmeye piyasalar şaşırtıcı bir şekilde cevap vererek, son yirmi yıl içinde birçok mali enstrümanların ve risk yönetimini ortaya çıkmasına neden olmuşlardır.

2.3.3. Bankacılık Risklerinin Sınıflandırılması

1974 yılında kurulan, halen ABD, Almanya, Japonya, Fransa, İngiltere, İtalya, Kanada, Hollanda, Belçika, İsveç, İsviçre ve Lüksemburg’un üye oldukları Basel Komitesi (BIS), Haziran 1999 önerisi ve takip eden kararları ile devam eden Basel-2 sürecinde temel olarak üç tür riski esas almıştır:

a-Piyasa riski, b-Kredi riski,

c-Operasyonel riskler.

Burada yapılacak sınıflamada da, bu üç risk türü esas alınacak, ancak söz konusu risklerin açıklayamadığı bazı durumlar da ayrı olarak kategorize edilecektir. Esasen anlatılacak risk türlerinin arasında yüksek korelasyonlar bulunduğu ve bir çoğunun diğerleriyle nedensellik ilişkileri bulunduğu söylenebilir; ancak risk kalemlerinin bazı karakteristik özellikleri ve riskin gerçekleşmesinde etkili olan farklı öğeler, bunların daha iyi anlaşılması bakımından her birinin ayrı olarak gösterilmesi zorunluluğunu doğurmuştur.

(25)

Piyasa ile ilgili riskleri likidite riski, faiz oranı riski ve döviz kuru riski olarak üç kalemde toplamak mümkündür.

Piyasa riskleri içerisinde yer almayıp, kredi riski ve operasyonel risk ile de açıklanamayacak, kamu otoritesinin ve kanun yapıcıların yaptıkları düzenlemeler ve mali piyasalar üzerindeki insiyatiflerinden doğan riskleri de, politik risk ve yasal düzenleme riski olarak bir arada göstermek doğru olacaktır.

Diğer taraftan, son yıllarda ülkemizde sıkça yaşanmış ve özellikle banka sahiplerinden kaynaklanan ahlaki riskleri de, suistimal riski içerisinde göstermek gerekir.

Bankaların akreditif ve banka garantileri gibi geleneksel gayri nakdi taahhütleri ile, son yıllarda gelişen ve bu çalışmanın da konusu içerisinde yer alan türev araçların etkisiyle oluşan bilanço dışı işlemler riski de, önemli bir diğer risk kalemi olarak kendini göstermektedir.

Bütün bu anlatılanlar sonucunda bankacılık riskleri şu şekilde sınıflandırılabilir:

2.3.3.1. Piyasa Riskleri

Piyasa riskleri, piyasa fiyatı veya piyasa oranındaki bir değişikliğin banka bilançolarındaki varlık veya kaynak kalemlerinin piyasa değerleri üzerinde yol açabileceği olumsuz etkiler ve bunların olası büyüklükleri ile ilgilidir.

Piyasada oluşan fiyat veya oranın gelecekteki değerleriyle ilgili beklentiler, banka bilançolarındaki varlık ve kaynak kompozisyonu kararlarının verilmesinde önemli rol oynamaktadır. Söz konusu fiyat veya oranlar doğal olarak arz ve talep miktarlarına göre, piyasanın kendi dinamikleri içerisinde oluşacaktır. Gelecekte oluşacak fiyata ilişkin beklentiler ise ters seçim yapma olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Beklentilere göre tasarlanmış varlık ve kaynak kompozisyonu, ters seçim, yani beklentilerin aksinin gerçekleşmesi durumunda karla değil, zararla sonuçlanmaktadır. İşte piyasada gelecekte oluşacak fiyat veya oranın, beklentilerin

(26)

maruz kalacağı piyasa riskinin büyüklüğünü göstermektedir. Finansal piyasalarda pek çok oran ve fiyat söz konusudur. Örneğin ,piyasa faiz oranları denildiğinde, ülkemizde kamu finansmanına ayrılan fonların göreli büyüklüğünden dolayı, Hazinenin referans bono ihalelerinde oluşan faiz oranı anlaşılmaktadır.

Merkez Bankası faiz oranları ise, Merkez Bankası’nın pratikte daha çok Açık Piyasa İşlemleri (APİ) yoluyla gerçekleştirdiği borç alma ve borç verme işlemlerine konu olan faiz oranlarıdır. Ülkemizde son yıllarda yaşanan konjonktür içerisinde, piyasa faiz oranları, Merkez Bankası faiz oranının birkaç puan yukarısında seyretmekte ve düşen enflasyonla ilgili beklentiler çerçevesinde aradaki marj daralmaya başladığında, piyasalar Merkez Bankası’nı faiz indirimine zorlamaktadır.

Bankaların mevduat ve kredi faiz oranlarıyla, uygulamada özellikle yüksek miktarlardaki kamu tevdiatı ile kısa vadeli özel sektör fonlarını ilgilendiren repo işlemlerine ilişkin faiz oranları, yukarıda anlatılan faiz oranları ve piyasayla ilgili beklentilere uyumlu olarak, bankalar tarafından serbestçe belirlenmektedir. Bankaların söz konusu faiz oranlarını belirlemede dikkate aldıkları diğer bir husus ise, kaynak maliyetlerinin içerisinde yer alan ve Merkez Bankası nezdinde bulundurmak zorunda oldukları mevduat munzam karşılığı ile kendi kasalarında bulundurmak zorunda oldukları disponibil değerlerdir.

Diğer taraftan piyasada bulunan likidite miktarı ise, piyasa faizlerinin düşüklüğü veya yüksekliği, kamu finansman programına göre hazine ihalesi veya itfasının olması, döviz kurlarının seyri, merkez bankasının, kendi para politikası dahilinde gerçekleştirdiği açık piyasa işlemleri ve yine piyasaların geleceğe ilişkin beklentileri dahilinde gerçekleşmektedir.

Yukarıda değinildiği üzere, finansal piyasalarda bir çok değişik kurumun işlemlerine konu olan ve birbiriyle bağlantılı piyasa dinamiklerinin belirlediği fiyat ve oranlar mevcuttur. Söz konusu fiyat ve oranlardaki değişikliğin bankalara olan etkileri ve yükledikleri risk türleri ise aşağıda anlatılacaktır.

(27)

2.3.3.1.1. Likidite Riski

Bir işletmenin finans yönetiminin ilgilendiği hiç kuşkusuz en önemli konulardan biri, para ve para benzerlerinden oluşan likit varlıklarının, varlık toplamı içerisinde nasıl bir ağırlığa sahip olacağı ve bunları nasıl yöneteceğidir.

Firma yatırım veya kaynak kullanım kararı verirken, “yatırılan her liranın alternatif maliyeti (fırsat maliyeti) olduğunu göz önünde tutarak, firmanın piyasa değerini en yüksek düzeye çıkaracak şekilde, karlılıkla üstlenilen riski bağdaştırmayı amaçlamaktadır’’ (Akgüç,1998, s.11).

Firmanın borçlarını zamanında ve tam olarak ödeyebilmesi, üstlenilen risklerden biridir. Bu amaçla işletme içerisinde gereğinden fazla likit varlık bulundurmak ise bu varlıkların olası getirilerinden vazgeçmeyi gerektireceğinden, alternatif maliyeti olan bir durumdur.

Bir işletmede, para giriş ve çıkışları eş anlı olsa ve kesin doğrulukla tahmin edilebilseydi, firmaların para mevcudu bulundurmalarına gerek kalmaz, para yönetimi gibi bir sorunları olmazdı. Ancak ,ekonomik yaşamda genellikle böyle bir durum söz konusu olmadığından, para mevcudu ve yönetimine ilişkin çeşitli kararların alınması söz konusu olacaktır (Akgüç,1998, s.229).

Bu kararların ise alternatif maliyetlerle riskleri bağdaştıran bir özelliğe sahip olması beklenecektir.

Bankalar açısından bakıldığında ise, bankaların ticaretine konu olan şey paradır. Yani bankanın vereceği en önemli yatırım kararı, kaynaklarıyla finanse ettiği varlıklarının vade yapıları ile ilgilidir. Bununla birlikte taahhütlerini azaltacak işlemleri için hazır olarak nakit para ya da likit varlıklar bulundurması gerekmektedir. Ancak bu varlıklar tercih edildiğinde, dönemsel getirisi daha yüksek olan bir takım likit olmayan varlıklardan vazgeçilmiş olacaktır. Bu seçim, her işletme için olduğu gibi bankalar için de alternatif maliyeti olan bir durumdur. Diğer taraftan yüksek kar elde etmek amacıyla bilanço kompozisyonu içerisinde uzun vadeli ya da likit olmayan varlıkların tercih edilmesi de, bankaları mevduat çekilişleri anında zor

(28)

durumda bırakacaktır. Bu durum ise likidite riskinin en önemli sebebini oluşturmaktadır.

Genel olarak ticari bir bankanın bilançosu vade yapısına göre incelendiğinde, iki önemli özellik göze çarpmaktadır:

a- Bankaların borçları ve yükümlülükleri genellikle vadesiz veya kısa vadelidir. Bankaların uzun vadeli yükümlülüklerini oluşturan uzun vadeli mevduatlar da, vadesinden önce çekilmek istendiğinde, bankacılık hizmetlerinin doğası gereği bu talep karşılanmak durumundadır. Bu durumda banka borçlarının ve yükümlülüklerinin likit olduğu söylenebilir.

b- Normal ekonomik koşullar altında banka bilançoları içerisinde en önemli varlık kalemi, bankaların kullandırmış olduğu kredilerdir. Söz konusu krediler genellikle uzun vadelidirler. Krediyi kullanan açısından incelendiğinde; bireysel krediler Tüketiciyi Koruma Kanunu gereği vadesinden önce geri çağrılamazlar. Ticari kredilerde böyle bir yasal düzenleme yoktur. Ancak ticari bir kredinin vadesinden önce geri çağrılması, krediyi kullanan firmayı çok zor durumda bırakacaktır. Böyle bir durumda firmanın ödeme kabiliyeti olsa bile, bankanın itibarının büyük ölçüde zarar göreceği açıktır. Bu nedenle ticari kredilerin vadesinden önce geri çağrılması, sadece olağanüstü ekonomik krizler vb. durumlarda, çok ender rastlanılan bir durumdur. Bunun sonucunda, bankanın kullandırmış olduğu krediyi vadesinden önce paraya çevirme imkanı bulunmamaktadır. Ancak son yıllarda dünyada ve ülkemizde gelişen borçlanma aracı olarak banka kredilerin yerini alan ciro edilebilir bir enstrüman olan varlığa dayalı menkul kıymet (vdmk) ya da menkul kıymetleştirme yapılmaktadır. Bu sayede bazı krediler vadesinden önce tahsil edilebilmektedir.

Bu bilanço yapısı, bankaların uzun vadeli varlıklarını, kısa vadeli kaynaklarla finanse etmesi gereğini göstermektedir. Bu ise banka kaynaklarında azalmaya yol açacak öngörülmemiş bir mevduat çekilişi durumunda, söz konusu mevduat çekilişini karşılayabilmek için bankanın normal maliyetlerden daha fazla bir maliyetle fonlanması veya aktifindeki likit olmayan varlıkları piyasa değerinin

(29)

altında elden çıkarmasına yol açmaktadır. Bu durumda ise olağanüstü zararlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Likidite riskinin en önemli nedeni, aktif ile pasif arasındaki vade uyumsuzluğu olmakla birlikte, aktif kalitesindeki bir bozulma, yani aktif kalemlerinin seyyalliğinin ortadan kalkarak, özellikle donuk alacakların artması da, bankaları likidite yetersizliği ile karşı karşıya bırakabilmektedir. Aslında likidite riskinin, bankaların yüklendikleri herhangi bir risk unsurunun gerçekleşmesi durumunda, karşı karşıya kaldıkları ikinci durum olduğu söylenebilir.

Kriz ortamında, bankalar arası para piyasasındaki bir taahhütün yerine getirilmesinin aksatılması, ödemeler sistemini tehlikeye sokmakta ve birbirlerini etkileyen bankaları likidite yetersizliği ile karşı karşıya bırakmaktadır.

2.3.3.1.2. Faiz Oranı Riski

Faiz riski de, likidite riski gibi bankaların varlık ve kaynak kalemlerinin farklı vade ve likidite özelliklerine sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Bankaların varlık ve yükümlülükleri arasındaki uyumsuzluklar faiz oranlarında beklenmedik değişmeler olduğunda, bankaların sabit faizli varlık ve yükümlülükleri, daha düşük ya da daha yüksek faiz oranları ile iskonto etmesine yol açmaktadır. Bu da varlık ve yükümlülüklerinin şimdiki değerlerinin değişmesine yol açmaktadır.

“Bankaların, varlık ve yükümlülükleri arasındaki müddet (duration) ne kadar büyükse faiz oranındaki bir değişikliğin banka sermayesi üzerindeki etkisi de o ölçüde büyük olmaktadır’’ (Karacan,2000, s.23).

Teknik olarak faiz riski, bankaların, belirli bir bilanço yapısı oluşturmak üzere almış oldukları kaynak ve plasman faizleri kararlarından sonra, faiz oranlarındaki değişiklikler nedeniyle maruz kalabilecekleri gelir kaybı, özvarlığın piyasa değeri kaybı, piyasa fiyatlarından özvarlık/aktif büyüklüğü oranı (ekonomik özvarlık oranı) kaybı, nakit akımlarının zamanlamasında ortaya çıkabilecek olumsuz

(30)

oluşabilecek düşüşler veya bunların birinden ya da bir kaçından kaynaklanabilecek taahhütlerini karşılayamama tehlikesidir (Şakar,2002, s.37).

Başka bir deyişle, belli bir vade yapısı ve belli bir faiz oranından yapılan kaynak finansmanına göre hesaplanmış kaynak maliyetleri ve piyasa koşullarına göre plasman faizleri öngörülmekte iken, piyasa faizlerinde ortaya çıkabilecek değişiklikler nedeniyle bankanın zarara girme olasılığı, faiz riskini tanımlamaktadır.

Faiz riski genel olarak iki biçimde ortaya çıkabilir. Bunlardan ilki bankanın pasiflerinin ortalama vadesinin, aktif vadesine kıyasla göreli kısa olmasından kaynaklanan yeniden finansman (refinancing) riski olup, bankanın bu durumda uzun vadeli olarak bulundurduğu varlıklarını finanse etmek için yeniden borçlanmak ya da borçlarını uzatmak isterse karşılaşabileceği maliyet riskini ifade etmektedir. İkincisi ise bankanın yükümlülüklerine kıyasla daha kısa vadeli varlıklar tutmasından kaynaklanan yeniden yatırma (reinvesting) riski olup yeniden yatırılan fonların getirisinin fonların maliyetinin altına düşmesi olasılığını ifade etmektedir (Karacan,2000, s.23). Başka bir anlatımla banka, ya aktif duyarlı ya da pasif duyarlı olabilir. Bankanın faize duyarlı aktiflere sahip olması demek, aktiflerin pasiflerinden daha hızlı bir şekilde yeniden fiyatlanması demektir. Faize duyarlı pasiflerde ise, kuşkusuz bunun tersi gerçekleşecek, pasiflerin aktiflere kıyasla daha hızlı bir şekilde yeniden fiyatlanması gerekecektir. “Bu durum şöyle açıklanabilir ; eğer banka faiz duyarlı aktiflere sahipse, faiz oranlarındaki bir düşüş bankanın aktiflerinin getirisine göre fon maliyetini artırdığı için net faiz gelirini azaltacaktır. Eğer banka pasif duyarlıysa, bu defa faiz oranlarındaki bir artış net gelirini azaltacaktır’’ ( Parasız, 2000 ,s.184) .

Bankanın varlıklarının ve yükümlülüklerinin sabit ya da değişken faizli olması da vade uyumu kadar önemli olmaktadır. Bankalar sabit ya da değişken faizle borç alıp verebilmektedirler. Değişken faiz oranı belirli bir merkezi baza bağlanabilmekte yani referans olarak merkezi bir endeks ya da genel kabul görmüş bir piyasada önceden kararlaştırılmış tarihlerde ortaya çıkan faiz oranları kabul edilebilmektedir. Bunun sonucunda ise bankanın varlık ve yükümlülükleri sabit ve değişken faiz oranları arasındaki uyumsuzluk gibi bazı yanlış faiz eşleştirmeleriyle

(31)

karşı karşıya kalabilmektedir. Banka çok miktarda sabit faiz oranlı aktiflere sahipse, faiz oranlarının yükselmesi karşısında savunmasızdır. Tersine banka eğer aşırı sabit faiz oranlı pasiflere sahipse, faiz oranlarının düşmesi durumunda savunmasız kalacaktır.

Faiz oranı riskinin giderilmesi için, varlık ve yükümlülük vadelerinin düzenlenmesi veya varlık ve yükümlülüklere ilişkin çeşitli sabit ve değişken faiz oranlarının uyumlu hale getirilmesi, alınacak tedbirlerin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bankanın taşıdığı faiz riski temel olarak, GAP (Vade uyumsuzluğu ve açık vade pozisyonu analizi) ve Faiz Esnekliği Analizi gibi değişik yöntemlerle belirlenebilmektedir. Riskin giderilmesindeki yaygın uygulama, bilanço dışı türev ürünlerin kullanılmasıdır.

2.3.3.1.3. Kur Riski

Kur riski, 1970’li yıllardan itibaren sabit kurlar sisteminin terk edilmesi ve mali piyasalardaki globalleşmeye bağlı olarak banka bilançolarındaki değişik yabancı para cinslerinden, farklı miktarlardaki varlık ve taahhütlerinin artması, başka bir deyişle bankaların bilançolarında yabancı para cinsinden pozisyon tutmaları ile önemli hale gelmiştir.

Genel olarak kur riski, ülke parasının yabancı paralar karşısında değer yitirmesi veya bankanın döviz pozisyonunda mevcut yabancı paraların birbirleri arasındaki değerleri (parite) arasında meydana gelen değişmeler neticesinde uğranılacak zarar olasılığıdır (Kaval,2000, s.312).

Kur riski, literatürde ‘kambiyo riski’ olarak da adlandırılmaktadır. Aslında kambiyo riski tanımı, kur riskini de içine alacak şekilde bankaların yabancı para cinsinden tüm muamelelerini kapsamaktadır. Ancak, kambiyo riskinde pek çok defa riskin ana unsurunun kur değişimleri olduğu göz önüne alındığında, kur riski ile kambiyo riskini aynı anlamda kullanmak yanlış olmayacaktır. Kur riski ileriki bölümlerde daha ayrıntılı anlatılacağından bu bölümde yüzeysel olarak anlatılmıştır.

(32)

2.3.3.1.4. Menkul Kıymet Riski

Menkul kıymet riski, bankaların menkul kıymetler şeklindeki kamu veya özel kesim borçlanma araçlarına ya da hisse senetlerine yatırım yapmalarından kaynaklanmaktadır.

Hisse senetlerinin fiyatları borsalarda büyük dalgalanmalar gösterdiği için bankalar bu yatırımlardan zarar görebileceği gibi, bunları satmak istediklerinde ya büyük zararlarla karşılaşabilirler ya da satma güçlüğü çekebilirler. Diğer yandan faiz riskinin bir uzantısı olarak borçlanma araçlarına yapılan yatırımlardan bankaların büyük zararlar görmeleri olasıdır (Karacan,2000, s.29).Türkiye’de zaman zaman piyasa faizlerinin düştüğü ortamlarda hazine bonosu ve devlet tahvillerinin değer kazanmasından faydalanmak için, kısa vadeli piyasalardan toplanan kaynaklar, menkul kıymet portföyünün büyütülmesi için kullanılmıştır. Ancak faizlerin yukarı doğru hareketi karşısında bu durum büyük zararlara yol açmış, ülkemizin en büyük bankalarından birinin fona devredilmesine neden olmuştur.

2.3.3.2.Kredi Riski

Bankacılığın en temel işlevi olan kredi, aynı zamanda borçluların, borçlarının ana parasını ve faizlerini söz verdikleri tarihlerde ödememeleri riski sebebiyle bir bankanın en çok zararla karşılaştığı durumdur.

Kredi riski, bankaların müşterilerine nakit olarak kullandırdıkları kredilerden kaynaklanabildiği gibi, müşterileri namına yüklendikleri gayrinakdi taahhütlerden de kaynaklanabilmektedir. Teminat mektupları, dış garanti mektupları, kredili akreditifler ya da bankanın müşterisi lehine aval vermesi, söz konusu işlemlerin bazen tek bir müşteri bazında bile çok yüksek rakamlara ulaşmasından dolayı büyük bir risk teşkil edebilmektedir.

Aslında bir banka, çeşitlendirilmiş bir portföye sahip olmazsa bankanın iflası ile sonuçlanacak temerrüt riski çok yüksektir.

Bankalar maruz kalabilecekleri kredi riskini yönetmek için, daha krediyi kullandırmadan tedbir alma yoluna giderler. Bu amaçla bankalarda, müşterilerine

(33)

kredi limiti tahsis etmeden önce, onun hesap durumunu, bilanço ve gelir tablosu gibi mali tablolarını inceleyip, borç ödeme kabiliyetini belirlemek üzere Mali Tahlil ve İstihbarat Birimleri kurulmuştur. Söz konusu birimler, kredili müşteri olmaya aday firmaların mali durumlarını ortaya koyabilmek için bahsedilen tabloların analizlerini yaptıkları gibi, firma sahiplerinin moralite yani ahlaki durumlarını, borç ödeme alışkanlıklarını ve yaptıkları işle ilgili piyasalardaki itibarlarını da değerlendirirler. Böylelikle bankanın aradığı kriterlere uymayan müşteriler elenir veya öngörülen ödeme kabiliyetleri ile uyumlu bir limit tahsis edilir.

Diğer taraftan risk oluştuktan sonra, zararın tanzim edilebilmesi için kanuni takip yoluna gidilir. Müşterinin taşınır ve taşınmaz mallarından oluşan kredi teminatları satılarak veya kefillere müracaat ederek borcun tahsiline çalışılır.

İzlenebilecek diğer bir yol ise müşteri alacağının, sorunlu alacakların tahsili konusunda uzmanlaşmış bir kuruma devridir. Alacak iskonto ettirilerek, kanuni takibin çeşitli zorluklarından kurtulmuş ve alacağın mali tablolarda donuk olarak görülmesinin önüne geçilmiş olur.

Bunun yanında riski alan kurum, riski yeniden yapılandırarak ucuza elde edilmiş bir aktif haline de getirebilir (Şakar,2002, s.275).

Türev araçlar da, söz konusu riskin oluşmadan önce önlenmesinde kullanılabilirler. Temerrüt riskinin transfer edilmesini sağlayan bir sözleşme olan “kredi temerrüt swapları’’ aracılığıyla, belli bir risk primi ödenerek sözleşmeye konu olan kredi işleminde, herhangi bir temerrüt durumunun gerçekleşmesi halinde kredi alacağı tazmin edilmiş olur.

2.3.3.3. Operasyon Riski

Operasyon riskinin tanımı üzerinde bir birlik olmamakla birlikte, son yıllarda genel kabul görmüş dolaylı ve doğrudan tanımlama türlerinden söz etmek mümkündür.Dolaylı tanıma göre operasyon riski; ‘kredi veya piyasa riskleri altında sınıflandırılamayan diğer tüm risklerdir’. Sade bir şekilde formüle edilen bu tanım, başlangıçta geniş çapta kabul görmüş ve denetim otoriteleri tarafından da

(34)

kullanılmıştır. Fakat son yıllarda bu tanımın pratik ve teorik düzeyde tatmin edici olmadığı ortaya çıkmıştır. Daha sonra geliştirilen tanıma göre operasyon riski; ‘ yetersiz ve başarısız içsel süreçlerden, personel ve sistemlerden ya da dışsal olaylardan kaynaklanan , doğrudan veya dolaylı zarar riskidir’ ( Boyacıoğlu, 2002, s.51) .

1 Kasım 2006 tarih ve 26333 sayılı BDDK yönetmeliğine göre ise; banka içi kontrollerdeki aksamalar sonucu hata ve usulsüzlüklerin gözden kaçmasından, banka yönetimi ve personeli tarafından zaman ve koşullara uygun hareket edilmemesinden, banka yönetimindeki hatalardan, bilgi teknolojisi sistemlerindeki hata ve aksamalar ile deprem, yangın, sel gibi felaketlerden kaynaklanabilecek kayıplara ya da zarara uğrama ihtimali olarak tanımlamaktadır .

Operasyon riski, bir bankanın maliyetlerinin gelirlerini aşan bir biçimde faaliyette bulunması ve bu nedenle özkaynaklarını yitirmesi anlamına gelmektedir (Karacan,2000, s.27).

Burada gelirleri aşan maliyetler olağandışı operasyon maliyetleridir. Yani bankacılık işlemlerinin operasyonu esnasında öngörülemeyen veya düzeltilemeyen bazı yanlışlıklar, bankanın tüm benzer işlemlerinden elde ettiği karı geçecek düzeye ulaşabilmektedir.

Aslında tüm bankacılık riskleri de, risklere karşı yeterli düzenleme ve gözetimin yapılmadığı bankacılık sistemlerinde operasyon riski olarak sayılabilir.

Örnek verilecek olursa suistimal genel olarak kötü yönetim ve iç kontrol sisteminin yetersizliğinin veya etkin bir şekilde korunmayan ve gözetimi yapılmayan bir sistemin sonucu olarak ortaya çıkabilir (Karacan,2000, s.27). Bunun yanında, özellikle dış ticaretle ilgili işlemlerin operasyonu esnasında veya kredi sözleşmelerinde banka lehine uygun düzenlemelerin yapılmaması halinde de operasyon riski söz konusu olmaktadır.

Operasyon riskinin diğer bir önemli özelliği ise, en kolay tanımlanabilen ancak, en zor ölçülebilen risk olmasıdır. Bankacılık faaliyetlerini yerine getirmek

(35)

için oluşturulan ve uygulanan tüm süreçlerde, çok çeşitli nedenlerle, amaçlanan sonuçla gerçekleştirilen sonuç arasındaki farklılıklar operasyon riski sebebiyle oluşmaktadır. Söz konusu olası sonuç bazen çalışanların, bazen müşterinin bazen de otomasyon sistemlerinin hatalarından kaynaklanabilir (Şakar,2002, s.279).

Bankacılık işlemlerinin operasyonu esnasında yapılan hatalar, genellikle bankaların karşılayamayacakları tutarlara ulaşmamaktadır. Ancak bankaların otomasyon sistemlerinden kaynaklanan hatalar büyük itibar ve prestij kayıplarına neden olabilmektedir. Büyük bankaların otomasyon sistemlerindeki arızalar nedeniyle, müşterilerine ihtiyaç duydukları bankacılık hizmetlerini verememeleri uzun vadede bankaya maliyetler doğurabilmektedir.

2.3.3.4. Yasal Düzenleme ve Politik Risk

Yasal risk, bankaların yetersiz ya da yanlış yasal bilgi ve döküman nedeniyle, alacakların değer kaybederek geri dönmesi ya da yükümlülüklerin beklenenin üzerinde gerçekleşmesi durumlarını ifade etmektedir (Bolgün,2003, s.147). Bunun yanında öngörülemeyen yasal düzenlemeler, mevcut yasal ortama veya beklentilere göre alınan karlılıkla ilgili kararların istenilenin dışında sonuçlar doğurmasına yol açmaktadır. Politik risk ise hükümetlerin siyasal tercihlerle, bankaların faaliyet gösterdikleri piyasalara müdahale etmesi ve zaman zaman rekabet olgusunu belirli bir banka grubu veya tek bir bankaya çıkar sağlayacak şekilde değiştirmesini ifade etmektedir.

Zaman zaman mevcut yasal düzenlemeler, bankaların karlılığını ve ayakta kalma yeteneklerini önemli ölçüde etkilemektedir. Bankaların varlıklarını ve yükümlülüklerini etkin bir biçimde çeşitlendirmelerini önleyen düzenlemelerin ABD’de banka iflaslarının önemli bir nedeni olduğu ileri sürülmektedir. Örneğin, ürün konusundaki kısıtlamalar (ticari bankaların yatırım bankacılığı faaliyetlerinin yasaklanması gibi), bankaların portföylerini çeşitlendirmelerini önleyerek, iflas riskini artırmaktadır (Karacan,2000, s.28).

(36)

2.3.3.5. Bilanço Dışı İşlemler Riski

Bilanço dışı işlemler riski, genellikle bankaların müşterileri lehine verdikleri garantiler ve bu çalışmanın da konusu türev finansal araçların doğurduğu risklerden oluşmaktadır. Bankaların müşterileri için verdikleri garantiler, kredi riskinde değinildiği gibi özellikle yurtiçi ve yurtdışı teminat mektupları, kredili akreditif işlemleri ile aval ve benzeri kefaletlerden oluşmaktadır.

Bankanın dış kredi işlemleri ya da dış ticaret işlemleri için keşide edilmiş poliçelere kabul veya aval vermesi; “günümüzde kredi vasıtası, kısa vadeli yatırım vasıtası ya da teminat vasıtası olarak kullanılan bu senetlerin’’ (Öztan,2001, s.76) sahip oldukları uluslararası tedavül kabiliyeti ve alacağın tahsilindeki kolaylıklar nedeniyle, önemli bir risk kalemi haline gelebilmektedir. ‘’Kambiyo senetlerinde tanımını bulan bir alacak hakkını kısmen veya tümden ödeneceğini senet hamiline taahhüt eden ve senetteki borçlulardan herhangi birinin yanında yer alarak şahsi bir teminat olan aval işlemi’’ (İpekçi,İlbudu,2000, s. 1), geçmişte kamu bankalarımızdan birinin bilançosunun önemli ölçüde bozulmasına yol açmıştır.

Bunun yanında finansal türev enstrümanlar da, bankacılık risklerini azaltılma konusunda sundukları yararların yanında; kredi riski, kur riski, karşı taraf riski, likidite riski, yasal risk, fiyatlama riski gibi alt gruplara bölünebilecek risklere yol açabilmektedir.

2.3.3.6 Suistimal Riski

Bankaların, paranın ticaretini yapmaları nedeniyle suistimal bankacılıkta sık rastlanılan bir durumdur.

Suistimalin çok çeşitli biçimleri ve yolları vardır. Bunlar evrensel bir biçimde tekrar tekrar denenmektedir. Çalmanın daha karlı ve daha az riskli yollarının olduğu bankacılıkta kasalardan para yürütmek nadirdir. Suistimalin en popüler yöntemlerinden birisi, işbirliği yapılan bazı kimselere ülkemizde olduğu gibi kredi açmaktır (Karacan,2000, s.2). Türk bankacılık sisteminde, bankaların sorunlu hale gelmesi ile suistimal arasındaki ilişki, son yıllarda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna

(37)

devir ile sonuçlanmış pek çok vaka ile kendini göstermektedir. Banka fonlarını, sahiplerinin kendi nam ve hesaplarına kişisel menfaat sağlayacak şekilde kullanılmaları, yaygın tabirle hortumlanmaları için en çok, evrensel bankacılık kriterlerine göre düşük kredibiliteye sahip grup şirketlerine usulsüz kredi plasesi yöntemi kullanılmıştır

(38)

3.DÖVİZ

Döviz sözcüğü dilimize Fransızcaki ‘devise’ kelimesinden gelmektedir.Uluslararası ödemelerde kullanılan ödeme araçlarının tümüne döviz denir. Bir ulusal paranın başka bir ulusal paraya dönüştürülmesiyle yapılan işlemlere de döviz işlemleri ya da kambiyo işlemleri denir. (Eryürek ,1987, s.2)

Bir ülke parasının dışındaki bütün paralar o ülke için dövizdir.Uluslararası ticaret ve sermaye hareketleri kısacası globalleşme dövizi işlemlerinin var oluş nedenlerindendir.

Bir ülkede ekonomik işlemler sonucu meydana gelen ödemeler nakit para (banknot) ve kaydi para (çek, bono v.b…) ödeme araçları ile yapılarak farklılaştırıldığı gibi uluslararası ödemelerde finansal akımlarda aynı paralelde nakit para ve kaydi para şeklinde meydana gelmektedir. Bunlardan nakit olan ‘Efektif’ kaydi para olanda ‘döviz’ olarak adlandırılmaktadır.

Döviz, yabancı paralar cinsinden ve yabancı paralar cinsinden ve yabancı ülkelerde ödenebilir kaydi para olarak tanımlanmaktadır. Yani nakit olmayan bütün uluslararası ödemeler döviz ( foreign exchange) olarak adlandırılmaktadır. Bankalarda banka dışı işletmeler arasında ödeme aracı olarak birinci derecede çek, bono ve havale kullanılmaktadır. Bankalararası döviz ticareti ise genellikle yabancı bankalardaki yabancı para cinsinden muhafaza edilen mevduatlar aracığıyla yapılmaktadır (Apak,1995, s.18).

Ülke içinde para birimi tek olduğu ve her yerde geçerli olduğu için ödeme aracının değişimi diye bir sorun yoktur.Oysa uluslararası ekonomik ilişkilerde, her ülkenin kendi para birimi para banka sistemi olduğu için ödeme aracının değişimi sorunu çıkar. Ödeme aracı olarak yabancı paraların alınıp satıldığı piyasaya döviz piyasası denir.

Basit anlamıyla döviz piyasası; dövizin arz ve talebinin karşılaştığı zemindir (Ayyıldız,1989,s.25).

(39)

Döviz piyasası dünyadaki en büyük piyasadır.Bu piyasa aynı zamanda bilgi akışının hızlı ve işlemlerin herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın gerçekleşmesi ile en mükemmel piyasadır denilebilir.

Döviz ticareti, bir paranın diğer bir para karşılığında ve taraflarca kararlaştırılan değişim oranı yani döviz kuruna göre alınması ve satılmasıdır. Söz konusu bu alım-satım işlemleri döviz piyasasında yapılmaktadır.

Bu işlemler döviz piyasasında faaliyet gösteren bankaların kendi aralarında ve bankalarla banka dışı işlemler arasında ve bankalarla merkez bankaları arasıda meydana gelmektedir. Global bazda döviz ticareti işlemleri ise döviz bazında mevduat bulundurmayı, döviz piyasaları arasındaki kur farkından kar elde etmeyi (döviz arbitrajı), zaman içinde kur değişmelerinden kar elde etmeyi (döviz spekülasyonu) de kapsamına almaktadır.

Döviz piyasaları vadeli piyasa (forward market) ve vadesiz (spot market) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Vadesiz piyasalarda döviz işlemleri, en geç iki iş günü içinde teslimi kaydıyla yapılan alım satım işlemlerinden oluşur ve en çok kullanılan kur, peşin (spot) kurdur. Bu işlemde iki günlük süre, satışı yapılan ulusal paranın yurt içi veya yurt dışındaki kaynaklardan sağlanabilmesi için tanınmaktadır (Seyitoğlu,1991;253). Bu işlemlerde uygulanacak döviz kuru, peşin kur ve bankanın komisyonudur. Bu farklılık, bankanın bir parayı satın almayı veya satmayı arzuladığı fiyatlar arasındaki farktan oluşmaktadır (Apak,1995,s.19).

Vadeli döviz işlemleri ise tarafların sözleşme ile tespit ettikleri gelecekteki bir gün ve döviz kuru üzerinde döviz alım ve satımının taahhüt edilmesi şeklinde yapılmaktadır. Vadeli piyasada sözleşme süresi sabit olup bir,iki,üç,dört,beş,altı ve oniki ay şeklinde yapılmaktadır.

Döviz piyasalarında döviz arz edenler, döviz talep edenler ve aracı kurumlar vardır. Bu toplam arz ve talebin karşılanmasından döviz fiyatları oluşur ve bu döviz fiyatlarına “döviz kurları” denir.

(40)

Döviz piyasasının aktörleri arasında ticari bankalar, ihracatçı ve ithalatçı ticaret şirketleri, dış ticaret şirketleri, dış kredi sağlamak veya yatırım yapmak isteyen kişiler, şirketler ve kamu kuruluşları yer alır. Merkez bankaları da zaman zaman döviz kurlarına müdahalede bulunarak piyasada alım ve satım işlemleri yaparlar.Diğer taraftan spekülatörler, arbitrajcılar ve döviz piyasasını denkleştirmek isteyen mali kuruluşlar da piyasaya alıcı ve satıcı olarak girerler.

Kısaca döviz piyasasının özellikleri;

- Döviz piyasalarında döviz talep edenlerle, döviz arz edenler aynı piyasada karşılaşmazlar. Alıcı ve satıcılar işlemlerini birbirleriyle değil, aracı kurum durumundaki banka ve banka dışı mali kuruluşlar ya da gerçek kişilerle yaparlar.

- Döviz piyasaları organize piyasalar değildir ve genelde faaliyetleri serbest piyasa kuralları içerisinde tezgahüstü piyasalarda faaliyet gösterirler. Bunlar bankalar arası döviz piyasası ve serbest döviz piyasasında işlem görürler.

- Döviz piyasaları uluslararası nitelikteki global piyasalardır. - Döviz piyasaları tam gün ve hiç kapanmayan piyasalardır.

- Döviz piyasaları tam rekabet piyasalarına oldukça yakın kurallar içersinde çalışırlar ( Seyidoğlu , 1994, s.69,70). Bu özellikler ışığında döviz piyasalarına mükemmel piyasalar denilebilir.

3.1. Bankalar ve Döviz Piyasaları

Döviz Piyasasında en etkin mali kurumlar ticari bankalardır ve bunlar doğal olarak döviz piyasasında arz ve talep de bulunarak işlem yaparlar. Bu işlemlerde bankalar, kendi müşterilerinin, uluslar arası ödeme işlemlerinin bankalar arası döviz piyasasının ihtiyacını karşılarlar.

Bankalar üç kademeli bir sistemde çalışırlar; ilkinde, çok paralar kazanmak için bankalar döviz kurlarını etkilemeye çalışırlar. Bu tür bankalar “piyasa yapıcı” dırlar ve çok fazla sayıda müşteriye hizmet verirler. İkincisinde, limitler fazla büyük

Şekil

Tablo 3.1:Ecu/Dolar Birim Değeri

Tablo 3.1:Ecu/Dolar

Birim Değeri p.54
Tablo 3.2: 31/12/1998 İtibariyle Euro Değişim Oranları

Tablo 3.2:

31/12/1998 İtibariyle Euro Değişim Oranları p.57
Tablo 3.3 Standart Muhasebe Usulune Göre Ödemeler Dengesi

Tablo 3.3

Standart Muhasebe Usulune Göre Ödemeler Dengesi p.67
Tablo 3.4 Banka Bilançosu

Tablo 3.4

Banka Bilançosu p.76
Tablo 3.5 Zorunlu  Munzam Karşılık Oranları

Tablo 3.5

Zorunlu Munzam Karşılık Oranları p.77
Tablo 4.1 RMD Hesaplamalarında Asgari Elde Tutma Süreleri

Tablo 4.1

RMD Hesaplamalarında Asgari Elde Tutma Süreleri p.90
Tablo 5.1.  Yabancı Para Pozisyon Açığı Bulunmayan Banka Bilançosu

Tablo 5.1.

Yabancı Para Pozisyon Açığı Bulunmayan Banka Bilançosu p.107
Tablo 5.2.  %100 Devalüasyonun Açık Pozisyonu Bulunmayan Bankaya Etkisi

Tablo 5.2.

%100 Devalüasyonun Açık Pozisyonu Bulunmayan Bankaya Etkisi p.107
Tablo 5.4. %100 Devalüasyonun YP Pozisyon Açığı Bulunan Bankaya Etkisi

Tablo 5.4.

%100 Devalüasyonun YP Pozisyon Açığı Bulunan Bankaya Etkisi p.108
Tablo  5.3. Yabancı Para Pozisyon Açığı Bulunan Banka Bilançosu

Tablo 5.3.

Yabancı Para Pozisyon Açığı Bulunan Banka Bilançosu p.108
Tablo 5.5.  Yabancı Para Pozisyon Fazlası Bulunan Banka Bilançosu

Tablo 5.5.

Yabancı Para Pozisyon Fazlası Bulunan Banka Bilançosu p.109
Tablo 5.7. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’nin Son 3 Yıllık Toplam Aktifleri

Tablo 5.7.

T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’nin Son 3 Yıllık Toplam Aktifleri p.116
Tablo 5.9. Türk Bankacılık Sistemi – T.C. Ziraat Bankası A.Ş. son 5 Yıllık YP Aktifler / YP  Pasifler Oranı

Tablo 5.9.

Türk Bankacılık Sistemi – T.C. Ziraat Bankası A.Ş. son 5 Yıllık YP Aktifler / YP Pasifler Oranı p.117
Tablo 5.10. Türk Bankacılık Sistemi – T.C. Ziraat Bankası A.Ş. son 5 Yıllık YPNGP / Özkaynak  Oranı

Tablo 5.10.

Türk Bankacılık Sistemi – T.C. Ziraat Bankası A.Ş. son 5 Yıllık YPNGP / Özkaynak Oranı p.118

Referanslar

Updating...

Benzer konular :