• Sonuç bulunamadı

XIII. TURK TARIH KONGRESI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "XIII. TURK TARIH KONGRESI"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU TÜRK TARİH KURUMU Y A Y I N L A R I

IX. Dizi - Sa. 13b

.. . .

XIII. TURK TARIH KONGRESI

Ankara: 4-8 Ekim 1999

KONGREYE SUNULAN BİLDİRİLER

m. Cilt-I. Kısım

TÜRK T A R i H KURUMU BASTMEVİ- ANKARA

2002

(2)

İSMAİL ENGiN

Bu bildiri, iki kısımdan ibarettir. Birinci kısımda, Tahtacılan konu edinen ça-

lışmaların süreç içerisinde Türkiye'de bilime katkılarına değinilecek; ikinci kısımda

ise, Tahtacıların kökenleriyle ilgili iki varsayım ele alınıp irdelenecektir.

Bugüne kadar Türkiye'de yaşayan ve sosyolojik, antropolojik ve etnegrafik ola- rak en fazla üzerinde çalışılmış özel topluluklardan biri, belki de en önemlisi Tah-

tacılardır. Tahtacılar, Alevi bir cemaat ve Türkmen bir topluluk olmaları niteliğiyle

ya da hem dini, hem de etnik özellikleriyle dikkati çekmiştir. Bu anlamda, homojen ve kapalı bir yapıya sahiptir.

1870'li yıllardan sonra Orta-Asya ve Türkler üzerine yaptığı çalışmaları Alman- ya'da yayınlanan Aus Sibirien (1884) adlı eseriyle dilbilimci Radloff, Türkolajiyi

temellendirirken, aynı zaman diliminde Küçük-Asya'da (Anadolu'da) etnik kökeni

farklı olarak algılanan ve Küçük-Asya'nın ilk halklarının örneğin Likyalıların, Bitit- Ierin ardılları olduğu düşünülen Tahtacılar üzerine de Brown, von Luschan, Bent, Vambery, Humann, Mordtmann gibi araştırmacılar, etnografik ve fizik antropolojik

çalışmalar yapıyordu. Böylece, Küçük-Asya'ya yönelik Türkoloji çalışmaları da -Vambery dışında- farkına van lmadan, başka -oryantalist- amaçlı, zaman zaman da Skalieri'nin yaptığı gibi -ki o, Tahtacıların Rum kökenli olduğunu iddia ediyordu- somut politik bir şekilde Tahtacılarla ilgili yapılan araştırmalarla da etnegrafik ça-

lışmalarla birlikte ve içiçe geliştiriliyordu. Ardından Baha Sait, Yusuf Ziya (llirükan), Hamid Sadi, Taha Toros, Naci Kum (Atabeyli), A. }jlmaz gibi araştır­

macılar Tahtacılan konu edinen etnografı çalışmalarını gerçekleştirdi. Nitekim bu

araştırmalar, Tahtacılan özel olarak ele alan Ş. A. Kansu'nun çabalarıyla Türkiye'de bir yönüyle sosyal antropolojinin; diğer yönüyle Z. F. Fındıkoğlu'nun aracılığıyla

özel gruplar sosyolojisinin; A. R. Yalgın, H. Z. Koşayve M. Ş. Ülkütaşır ile de Türk

etnografyasının ve halk biliminin oluşumuna ve gelişmesine hem özel, hem de önemli katkılar sağladı.

Özellikle bu noktada, 1920'1i-1940'lı yıllar arasında yapılan Akdeniz ve Ege bölgelerindeki arkeolajik kazıların yer aldığı çevrede-yörede yaşayanköylülereve

orada yurt tutmuş konar-göçedere yönelik yüzey araştırmalarında, yaşayan kültürle toprak altında gömülü duran antik kültür arasındaki bağiantıyı kurmak için etnog- rafyadan yararlanılır; müzecilik faaliyetleri içerisinde, teknik alt yapıyı hazırlayan

Macar ekolünün de etkisiyle etnografyanın arkeolojiyle birlikte -at başı- ge-

(3)

458 İSMAİL ENGİN

lişti (rildi) ği görülürken, Tahtacılara yönelik etnografya çalışmaları da folklorik malzemenin arşivtenerek sergileurnesi niteliğine büründü. Diğer bir anlatımla,

Hamit Zübeyr Koşayın ve Remzi Oğuz Arık'ın gayretleriyle müze ve müzecilikle il- gili çalışmalarda etnografya, folklorik malzerneye yönelik arşiv, kataloglama ve ser- gileme yöntemi ya da tekniği şeklinde karşımıza çıkarken, Osman Bayatlı Bergama Müzesi'nde bunun önemli örneklerini sergiliyordu. Beklenildiği gibi, Türkmen giy- silerini içeren ve onların yaşantılarından kesitler sunan bu örnekler, Baha Sait'le birlikte artık Türkmen oldukları yüksek sesle dile getirilen Tahtacılara aitti(r). Bu- radan hareketle, Tahtacılara ait çalışmaların Türkiye'de arkeoloji müzelerinde et- nografya seksiyonlarının oluşturulmasına önemli katkılar yaptığı söylenebilir.

En az bunlar kadar önemli bir diğer husus, Tahtacılar üzerine yapılan çalışma­

ların, Baha Sait ve Babinger'le birlikte önceleri dalaylı ele alınan Aleviliği, doğru­

dan bir inceleme alanı olarak betimlemesi, sergilemesidir. Söz konusu çalışmalar, aynı zamanda Alevilik sorunsalını da içerir, ele alır, betimler, tanımlar ve anlatır­

ken teoloji, Türkoloji, sosyoloji, antropoloji, etnografya ve halk bilim gibi bilimler için Aleviliğin araştırılacak yeni bir alan ve konu kümesi şeklinde ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu anlamda Tahtacılar üzerine 19. yüzyıldan beri yapılan araştırmalar,

günümüzdeki Alevilik çalışmalarının abc'si ve bel kemiği sayılabilir.

Klasik Türkoloji çalışmalarının dışında, 1 950'li yıllardan itibaren X. de Plan- h ol, Jean-Paul Roux, K. Özbayrı vd. ile birlikte modern Türkoloji çalışmalarının da temel konuları arasında, yine Tahtacılar yer almaktadır. Onlar, bununla birlikte, giderek artan bir şekilde S. Passarge, W Eberhard, K. E. Müller, A. Gökalp, K Kehl-Bodrogi, R. Grönhaug, P. A. Andrews, İ. Engin, S. Çakır gibi antropologların ve M. Eröz, O. Türkdoğan gibi sosyologların ilgi alanları haline gelmiş; N. Çağatay,

E. R. Fığlalı gibi ilahiyatçılar ve B. Oğuz, F. Sümer gibi tarihçiler de Tahtacılara yö- nelik temel çalışmalar yapmışlardır. Böylece, bir yandan onların sosyal-kültürel ya-

pıları -ve dolayısıyla dini yapıları-ele alınırken, diğer taraftan tarihi ve etnik özellik- leri üzerinde durulmuştur.

Sadece 1990'dan günümüze değin uzanan 9 yıllık bir süreç içerisinde doğru­

dan Tahtacıları içeren altı kitap ve eliiye yakın makale yayınlanmıştır. Konuyu ele alan oldukça kabarık sayıdaki ve zaman zaman da hacimli yayınlara -makale, gazete

yazısı, kitaplara-; biri Almanya'da Buyruk, ikisi değişik konservatuarlarda mengi ve semahlar olmak üzerine üç yüksek lisans ve biri günlük hayatta dinin etkisi, diğeri de müzik üzerine yapılan iki doktora tezine rağmen, Tahtacılar günümüzde en az bilinen Alevi topluluklardan biri olma özelliğini de taşımaktadır. Bunun nedenleri

arasında, onların kapalı bir topluluk olmalarının yanı sıra, söz konusu yayınların

genelde meraklısı (amatör) tarafından yapılan monografi niteliğini taşıması, et- nografik monografi özelliğini göstermemesi; belirli alanları -örneğin ölüm, Sarı Kız söylencesi gibi- veya geziye dayalı gözlemleri içermesi sayılabilir. Bundan da öte, ya-

yınlar, bireysel ilgi alanlarına yönelik olduğu ve konular da böyle ele alındığı için,

(4)

bir bütünlük göster(e)memekte; zaman zaman da aynı konu kümesinde yoğunla­

şılmaktadır.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, Tahtacılann günlük hayatının değişik aşamalarını -doğum, çocukluk, asker(e) uğurlama, evlenme, baş bağlama, ölüm vb.; göçebelikten -yarı göçebeliğe ve- yerleşik hayata, çadırdan konuta, ağaç işçili­

ğinden tarıma, bürokratlığa vb., köyden kente geçiş süreçlerini, göçebeliğini, köy-

lülüğünü, kentliliğini; azanlarını ve halk edebiyatını; mutfağını; dini ritüellerini ve

kurumlarını -mürebbilik, dikme babalık ve dedelik; aşinalık, peşinelik, çiğildaşlık;

Yanyatır ve Hacıemirli Ocakları gibi-; oymaklarını ve sülalelerini; aile-akrabalık iliş­

kilerini; halk takvimini, halk hekimliğini, halk baytarlığını, seyirlik oyunlarını; ka-

dın-erkek, çocuk giyimini-kuşamını, süsünü-takılarını; müziğini ve semahını; Tah-

tacı kimliğini; demografyasını; tarihini; yaşadığı coğrafi yerleri -köy, bucak, kasaba, kent, bölge-; sanatını-zanaatını; müzelerini vb. konuları içeren tanımlayıcı, betim- leyici, sistemarize edici, teorik ve karşılaştırmalı etnografık monografı niteliğincieki araştırmalara ve çalışmalara, onlarla ilgili ileriye sürülen varsayımlar dikkate alındı­

ğında, daha da artan bir ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi, onların kim olduk-

ları, nereden geldikleri, davranış kalıpları, nasıl ve nerede yaşadıkları üzerine tarih- sel tartışmalara da belirli bir yön verecektir.

Bu kapsamda, Tahtacıların kim oldukları konusunda burada, artık geçerliliğini

yitiren onları Küçük-Asya eski halkları, Hititli-Alarod, Lykienlerin devamı, İranlı­

Acem, Abdal-Kıpti, Çepni, Sal ur vb. gibi değerlendiren tezleri tartışmayacağız. Baş­

langıçta da değindiğimiz üzere, Baha Sait- Jean-Paul Roux ekseninde gelişen ve

onları Türkmen olarak niteleyen tezi, artık tezden ziyade bir saptama, belirleme,

tanımlama şeklinde kabul ediyoruz. Günümüzde konu üzerinde çalışıp da bu sap-

tamayı reddeden bir araştırınacıyı da tanımıyoruz.

Tahtacıların Türkmen olduğunda birleşen araştırmacılar, bununla paralel Ziya Gökalp-Faruk Sümer ekseninde ileriye sürdüğü gibi Ağaçeri olup olmadıkları gö-

rüşünde ikiye ayrılmış durumda ya da fikir birliğinde değiller. Bu nedenle, Tahtacı­

ların Ağaçen1iği tartışmalı olduğundan, Kehl-Bodrogi'nin de belirttiği gibi, bunu Sümer'in ileriye sürdüğü tarihle ilgili bir varsayım olarak görmeyi uygun buluyoruz.

16. yy. Osmanlı kayıtlarında Cemaat-ı Tahtacıyan adına rastlayan Sümer, bu

asırdan önce böyle bir kayda rastlanmadığını belirttikten sonra, günümüzde yaşa­

yan Tahtacıların atalarının Ağaçeriler olduğunu ileri sürdü. Daha sonra Kehl-Bod- rogi, 13. ve 16. yy.ları kapsayan Ağaçeı'ilerle Tahtacılar arasındaki tarihsel sürekli-

liği, tanımlayıcı kavramların anlam bakımından benzerliğine ve her iki topluluğun aynı yörelerde yaşamış olması bakımından bu görüşü ilgi çekici olmakla birlikte, sadece bir varsayım olarak değerlendirdi. Bu bağlamda, Yusuf Ziya Yörükan ve Turhan Yc:irükan 'ın temsil ettiği ettiği eksende, Tahtacılann Ağaçeriler le irtibatlan-

dırılması mümkün görülmemekte, onların Arap şairi ve seyyahı Ebu Dülefin (Mis'ar ibn-i Mühelhil) Risalesi'nde geçen Tahtahiann ardılları olduğu ileri sürül- mektedir.

(5)

460 İSMAİL ENGiN

Tahtacıların kökenierine ilişkin ikinci varsayım, Ebu Dülelin onlarla birlikte Bayatlardan söz etmesine de önem vermekte; Narlıdere/İzmir'de Tahtacılarla Ba-

yatların birlikte iki ayrı mahallede yaşamasını, onların Anadolu 'ya birlikte geldikle- rine ve birlikte yaşama alışkanlığına dair bir örriek olarak göstermektedir. Ancak, belirtilen varsayımın burada görmezden geldiği bir nokta, Tahtacılann sadece N ar-

lıdere'de Bayatlarla bir arada değil, yan yana yaşamalarıdır. Aynı tarihsel süreç içe- risinde, beraber Anadolu'ya gelen ve bir arada yaşayan ya da bu alışkanlığı devam ettiren iki boy nasıl oluyor da sadece N arlıdere'de bir arada bulunuyor, birbirleriyle

kız alıp-vermeden, musahiplik bile kurmadan bir arada yaşamaya devam ediyor sorusu bu noktada karanlıktadır. Narhclere dışında Bayatlarla Tahtacıların yan yana yaşadığı bir yerleşim merkezine rastlamadığımızı da burada belirtmeliyiz.

Tah tahlann Tah tacı kimliğinde ortaya çıkmalarını, Yusuf Ziya Yörükan 1920'lerde yaptığı alan araştırmasında Tahtacı ileri gelenlerinin Tahtacıların Ağa­

çerilerle irtibatlandırılmalarına karşı çıkarak, "Bir Arap geldi, bize Tahtacı dedi, o tarihten itibaren Tahtacı olarak anılıyoruz" türncesine bağlayan bu varsayımın söz- cüsü Turhan llirükan, Sümer'in sözünü ettiği tahrir defterleriyle ilgili bir kayıt gös- terememesini haklı bir şekilde eleştirmektedir.

Günümüzde, Tahtacıların, kendilerini Ağaçerilerin ardıllan kabul etmelerini, Gökalp- Sümer eksenindeki araştırmacıların yarattığı tarihe sahip çıkmaları şek­

linde gören sözü edilen varsayım, bu bağlamda Tahtacılann bir anlamda kendi ta- rihlerini yarattığını ve alan araştırması yapan araştırmacıları da etkilediğini-yanılt­

tığını ileri sürmekte; buna örnek olarak da kısmen Tahir Harimi Balcıoğlu'nun da

değindiği Kazdağı Türkmenlerinin kendilerini Fatih döneminde Edremit yöre- sinde gemi yapan tersanelere ağaç taşıyan aşiretler olarak niteleyen sözlü tarih arı­

Iatısını vermektedir. Oysa, bu varsayımın dayanaklarından biri de az önce sözünü

ettiğimiz "Bir Arap geldi, bize Tahtacı dedi, o tarihten itibaren Tahtacı olarak anı­

lıyoruz" şeklindeki sözlü tarih anlatısıdır. Sözlü tarih anlatılarının yanıltıcı olabil- mesinin yanı sıra birey, zaman ve mekana bağlı farklılıklar gösterdiğini, sosyo-eko- nomik olaylardan etkilendiğini, zamanla kendi kendini ürettiğini, burada anımsa­

makta biz de yarar görmekteyiz.

Gerçekten de alan araştırmalarımızda da belirlediğimiz üzere, Kazdağı etekle- rindeki Tahtakuşlar'da Kazdağı Türkmenlerinin kendilerini Fatih döneminde Ed- remit yöresinde gemi yapan tersanelere ağaç taşıyan aşiretler olarak niteleyen sözlü

tarih anlatısı, bugün bile vardır. Bunun 1930'lu yıllara ait bir versiyonuna, 1998'de Antakya'da Nusayrileri konu edinen bir alan araştırması esnasında o tarihlerde Ed- remit yöresinde askerlik yapmış Nusayri Şeyhi Ali Özalp'ta bir şans eseri rastladık.

O, yöre Türkmenleri arasında duyduğu bu sözlü tarihi aynen aktardı ve bunu kay- dettik. Bu sözlü tarihin yanıltıcı olabilme ihtimali güçlüdür. Çünkü, yöre Türkmen- lerinin Ahmet Vefik Paşa döneminden itibaren yerleştirilmeye başlandığı kayıtlarda

var. O döneme kadar da yörede konar-göçer olan özellikle Alevi aşiretlerin, yüzyıl-

(6)

larca

aynı

yörede

yaşayabilme

ihtimallerinin, gerek

Osmanlı'nın

Rumeli'yi

Türkleş­

tirme

politikası, Osmanlı-Safevi ilişkileri,

gerekse Celali

ayaklanmaları

göz önüne

alındığında,

oldukça az

olduğu

ortada. Bu sözlü tarih in

doğruluğunu sınayabilece­

ğimiz yazılı

tarih envanterine sahibiz.

Öte yandan 1999

yılında

yine Edremit'te Mehmetalan, Burhaniye'de

Tahtacı

köylerinde

yaptığımız

alan

araştırmasında,

köylülerin kendilerini Türkmen olarak nitelemekle birlikte, ne

Tahtacı

ne de

Ağaçeri

olarak görmediklerine,

tahtacılığı

bir meslek

şeklinde algıladıklarına tanık

olduk;

onların

Tah

tacı

ya da

Ağaçeri

ol-

duklarına

yönelik herhangi bir sözlü tarih

aniatısına rastlamadık.

Ancak,

İzmir

Narlıdere,

Bademler;

Aydın Kızılcapınar;

Antalya Serik,

Değirmendere, Akçaeniş, Hızırkahya,

Gökbük; Tarsus Çamalan'da

yaptığımız

alan

araştırmalarında

belirtilen yöre

Tahtacılarının

ister

Yanyatır Ocağına,

isterse

Hacı

Emirli

Ocağına bağlı

olsun, kendilerini

Ağaçerilerin ardılları şeklinde

nitelediklerini gördük. Hemen yine be- lirtmeliyiz ki,

Kazdağı

'ndan Adana'ya kadar uzanan bölgede ölü gömme,

baş bağ­

lama geleneklerini ve dini ritüelleri ile dini

yapısı

ve

kurumları anlamlı

bir bütün- lük göstermektedir.

İkinci varsayımın

temel

dayanaklarından

biri olan sözlü tarih

anlatısıyla

da hiçbir

şekilde karşılaşmadık.

Bütün bunlar, bize göre, Gökalp- Sümer ekseninde ki

varsayımı

güçlendirmekte ve daha geçerli bir hale getirmektedir.

Yazılı

tarihe yönelik gün

ışığına çıkarılacak

vesikalar ve onlar üzerine

yapılacak çalışmalar,

konuyu

aydınlatacaktır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Sakarya’nın Sapanca ilçesinden geçen NATO’ya ait akaryakıt boru hattı ile çevresinden geçen karayolları dünyada suyu içilebilir nadir göller aras ında bulunan

Öte yandan CHP İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in konuyla ilgili soru önergesine verilen yanıtta, sorunun üstünün örtülmesi politikasından vazgeçildiği

Çünkü orman mühendisleri odasının başkanı için bile oradaki ormanların önceliği, önemi yok.. Devletin sarı dişlerinin izi ver o çok aşina olduğumuz ‘birtakım şeyler

2010 yılında Bath Spa University of College, BA Music (piyano) bölümünden mezun olduktan sonra, 2014 yılında University of London-Institute of Education Müzik Eğitimi

Böylece TCMB'nin net uluslararası rezervleri üç hafta önce gerilediği yaklaşık 20 yılın en düşük seviyesi olan 7.55 milyar dolara kıyasla keskin toparlanma

Nuh'un Gemisi de Côdi veya Ağrı Dağı 'nda karaya oturduğu mu- kaddes kitaplarda belirtilcliğine göre, Nuh'un oğlu Yafes'den Türk soyu- nun türediği efsanesi 17 ile

Bu ilgide yaşlılığının etken olduğu düşünülebilirse de, daha çok reformların ardından Tanzimat'la beraber gelen dini ve ahlaki problemlere bir din alimi olarak

leceği gibi evvela bu grupların dillerini, dinleriiıi, sosyal ve etnik durumlarını, bir- birleriyle münasebetlerini, psikolojilerini ve problemlerini öğrendiler. Onlara