• Sonuç bulunamadı

ALEVI-5 E KT AÇ>I KULTUQU ... GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE. Ahmet Yaşar OCAK. ~ HACI BEKTAŞ~ 1 ' 'ELİ -...;.. -- ~ 800. Doğrun Yıl Dönümü.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ALEVI-5 E KT AÇ>I KULTUQU ... GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE. Ahmet Yaşar OCAK. ~ HACI BEKTAŞ~ 1 ' 'ELİ -...;.. -- ~ 800. Doğrun Yıl Dönümü."

Copied!
16
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

~

HACI

BEKTAŞ~

1

''ELİ

-...;..__--

~

800.

Doğrun Yıl

Dönümü

GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE

A A

ALEVI-5 E KT AÇ>I . . .. ..

KULTUQU

Edicör

Ahmet

Yaşar

OCAK

T.C. KÜLTÜR VE TURiZM BAKANLIGI YAYINLARI

(2)

i

© T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANUGI

KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜGÜ 3232

KÜLTÜR .ESERLERİ DİZİSİ

477

ISBN: 978-975-17-3457-0

WW\Y.kulrurturiı.m.goY.cr

e-posıa: yayimlar@kulrurmriım.gov.tr

Geçmişren Günümüze Alev1-Bekraşl Külrürü / Ed. Ahmet Yaşar Ocak.- Ankara: Kültür ve Turiı.ın Bakanlığı, 2009.

448 s.: rnk. res.; 31 cm.-(Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları; 3232.

Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü kültür eserleri dizisi; 477) ISBN: 978-975-17-3457-0

!. Ocak, Ahmet Y3§M. rı. k.a. ili. Serile.r.

297.62

FOTOGRAFLAR

- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü (Murat Gülyaz) -~tırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezi arşivi.

- Gaıi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araşurma Merkezi

Başka.nlığı arşivi.

- Grafıkcr Grafik-Ofset Matbaacılık Ltd. Şti. arşivi.

YAPIM

Fersa Matbaacılık Lrd. Şti.

Ostim 36. Sk. 5/C-D Yenimahalle/ANKARA Tel: 0.312.386 17 00

www.fcrsaofser.com

BİRİNCİ BASKI 2000 Adet

BASKI YERİ, TARİHİ Ankara, 2009.

(3)

18'.26 Kapatılı~ <Sürecinde

5ekta~ilik

Bir Sosyokülcürül Kurum Olarak

Bektaşi

Tekkeleri

Bektaşilik, Osmanlı carihi boyunca var olan ve Osmanlı tarihine damgasını vurmuş bulunan lslam tasavvuf ckollerindendir. Mevlevilikle birükre Türk sanat ve edebiyatını en çok etkileyen, hacca gücü nispetince oluşmran bilgi ve kültür merkezlerinden biridir. Tari- kat, 13. yüzyılda, o günlerde ismi Ka.rahüyük olup daha sonraları tarik.arın piri Hacı Bekcaş'ın ismiyle anılacak olan bir köyde doğmuş ve nüvelenmiştir. Bu küçük köy, yüzyılların başkenti ve medreseler şehri Konya' nın Mevlevilikle bağlannlı olarak yüklenmiş bulunduğu fonksiyonun aynısını yüklenmiştir. Bektaşiliğin tespiti ve sınırlarının çizilmesinde de bu kendisi küçük, tes- iri büyük yerleşim biriminin rolü çok önemlidir. Bu yerleşim birimi, efsanelerle günümüze taşınan dönem- lerden, Bektaşi rarikatinin kapatıldığı 1826 yılına kadar tek merkez ve bürün tekkelerin tarih sahnesinden çekil- dikleri 1925 yılına kadar -yine Bektaşilik içerisinde- en önemli merkezlerden biri olarak önemini korumuşru.r.

Bu merkez hiç şüphesiz ki Hacı Bekcaş'talci Pircvi ismiyle de anılmakta olan hankahdır.

İnanç kaynaklı sosyal grubun hayanru idame ertirdiği mekin (tekke, hankah, degah, zaviye) bir ı:arafcan bu sos- yal grubun yapısıyla diğer cara.fcan da itikat (düşünce­

inanç) yapısıyla ilişkilidir. İtikat, grubu etkilemiş; grup, bu ir.ikadın sürdürülebileceği bir mekanı geliştirmiştir.

Cumhuriyetin ük yıllarında yazıldığı tahmin edilen ve yazarının ismi kayıtlı olmayan bir Arap harfli el yazması eserde Bektaşi tekkeleri hakkında detaylı bilgiler veril- mekccdir. Bu esere göre Bektaşi tekkeleri dört remel kısımdan oluşmaktadır.

Ahmcc Yılmaz SOYYER

1. Mih111n11 evi: Bu kısım misafirlere mahsusru.r. Tek- kenin büyüklüğüne göre bir ya da daha fazla odalardan oluşabilmektedir. Bünyesinde misafirlerin rahacını remin edecek her şey bulunmaktadır. Yalnız misafirlere değil, hayvanlarına da bakılmaktadır. Bu özen, misafirin kalış süresince devam etmektedir.

2. Aşevi: Burası yemeklerin piştiği yerdir. Yemeğin pişirildiği kazana "Kara Kazan" ismi verilir ve kursiyet atfedilir. Kazanın yerine konulup kaldınlınası merasime c:lbidir. Bu kazan, nasip ayini, Muharrem ayini gibi büyük ayin-i cerrılerde kaynacılmaktadır. Diğer zaman- larda küçük kazanlar kullanılmaktadır.

3. Ekmek evi: Dalla ziyade köy tekkelerinde ekmek- lerin yapıldığı ev olmakla birlikte ayin zamanlarında kadınların dairesidir.

4. ı\leydn11 evi: Tekkelerin en önerrıli yeridir. Burası cari- kat mensupları dışındaki herkese yasaklıdır. Te.kkenin durumuna göre bir ya da birkaç mekandan oluşabilir.

Meydan evinin en önerrıli yeri ise meydandır. Burası büyük bir salondur. Ayinler burada icra olunur.

Bu dörc ev ayrı ayrı dörc babanın nezareti/kontrolü alcındadır. Buralarda dervişler arasında silsile-i meratip yani derecelendirme vardır. Büyüklere son derece saygılı davranılmaktadır. Y'ı.iksek sesle konuşulmaz ve sere adımlarla topuk vurularak yürünmez. Eşiğe kursiyer at- fedilir ve basılmaz.

Tekkelerde aynca bir harem dairesi bulunmamakcadır.

Bektaşiler haremük-selarnlık ve rekke içinde resercür

(4)

uygulamasında bulunmamakcadular. .- Ancak cekkelere

bir yabancı misafir geldiği zaman kadınlar tkmtk t11i de- nilen yerde kalırlar.

Burada bir inanç sisceminin yani itikadın yaşaalıp geliştirileceği her şey düşünülmüş ve uygulanrruşur. Pir evi ve diğer Bekcaşi cekkeleri döneminin en gelişmiş yerleşim mekanlarındandır.

Gerek Pir evi gerekse diğer Bekraşi cekkeleri aynı za- manda, coplum içerisinde özeUikle de Bekcaştler arasında bir denge unsuru olarak vazife yapmakradır. Aileler ve muhipler arasında bir münakaşa olduğu vakic bu durum tekkede çöziimlenmekcc, kolay kolay mahkemeye intikal eunemekcedir. Küçük çapcaki anlaşmazlıkları cekkelerde babalar çözmekcedir.

Bir Bekraşi ailesinin fertlerinin nikahını da hoca ya da imam kıymamakra, baba kıymakcadır. Ölen Bekraşiyi de baba ya da yine babanın görevlendireceği bir Bekcaşi yıkayabilmekcedir.

Tekkeler muhiplerin mali vaziyetini de yakın rakip edip yardımlaşma mekanizmaları oluşturmaktadırlar.

Bir Karizmatik Otorite Olarak Bekraşt Şeyhleri ve Devler

Bekraştlik, kapauldığı 1826 yılına kadar, device içerisindeki güç odaklarından biri olmakla beraber an- cak diğer tarikatların -mesela Mevlevilik- gücüne eşit

oranda yönetim mekanizmasında etkili olabilmiş bir gruprur. Çünkü Osmarılı Devleti'nin klasik bünyesi koyu merkeziyetçi bir yapı olduğundan bücün coplum- sal gruplar siyasal otoritt konumundaki padişaha icaac ve teslimiyetle varlıklarını devam ettirebilme imkanına

sahiptiler. Zaten Bektaşiler, siyasal ocorite konumun- daki padişahın otoritesini paylaşma yolunda bir süreç

başlatmış bulunan Yeniçerilerle birliği -daha ziyade gönül birliği-içerisinde oluşlarından dolayı kaparılmak gibi müthiş bir akıbetle karşılaşmışlardır.

Tarih boyunca pek çok kültürdeki inanışa göre, dev- letlerin başındaki güç "kucsal"la ilişki içerisindedir.

Devlet başkanının kucsal özelliğinin büyük bir ihti- yatla muhaf.ızası gerekmektedir. İlkel topluluklardaki

devler başkanını müdafaa eden şiddetli tabular yüksek medeniyetlerin gelişmesi esnasında da varlıklarını de- vam ettirmişlerdir. Bu durum, Osmanlı Devleti için de geçerlidir.

Osmarılı Devleti'nde -en azından burada ele alınan 19.

yüzyılda- siyasal otoritenin temsilcisi olan padişahla, karizmatik ocoritenin remsilcileri olan rarikac şeyhlerinin (daha doğrusu kurucu pirlerinin) hakimiyet bakımından karşı karşıya gelmemeleri, "padişah, Allah'ın yer yüzündeki gölgesidir" ve "padişahlar yedi evliya kud- retindedir» düsrurlarıyla formüle edilen anlayışla müm- kün lolınmışru. Çürtkü ocorice kavramının mühim bir ögesi, ocoriceye sahip olanın veya ocoriceyi kullananın buna hakkı olduğuna başkaları tarafından inanılmasıdır.

Böylece Konya'daki karizmatik otoritenin temsilcisi Mevlevi şeyhi ile Kırşehir'deki karizmatik otoritenin temsilcisi Bektaşi şeyhi, hem siyasal hem de karizmatik otoritenin sahibi sayılan padişah karşısında ikincil de- receye düşmüş bulunmakradırlar. Tarikatlar, padişahın

"Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" t oluşunu tasdik eder-

lerken, padişah da rarikar ulularının "mana sulcanları", yani karizmatik ocorire oluşlarını onaylamaktadır. Böy- lece bir dünya-ukba hakimiyeti ayırımı gerçekleşmiş bulurımakcadır. Ancak padişahın 'karizmatik otorite•

olarak onayladığı makam, kendi çağdaşı olan casavvufi merci değildir. Siyasal otorite, ölmüş bulunan tasavvuf ulularım "karizmatik otorite" olarak onaylamaktadır.

Padişahın çağdaşı olan şeyhler ise tarihteki 'karizma- tik otorite 'hin temsilcisi konumundadırlar. Devler, Hacı Bekraş-ı Veli gibi, Mevlana Celaleddin Rumt gibi arak ölmüş bulunan şahıslara, resmi belgelerde, olduk- ça abartılı hürmet cümleleri kullarurken bu şahısların takipçisi rolündeki şeyhlere, sıradan insan muamelesi

yapmaktadır. Hana, onların şeyhlikJerinden daha çok, gelirleri bulunan bir vakfın müteveUisi oluşlarıyla il- gilenmektedir. Çünkü "karizma"nın asıl sahibi artık

tarihe mal olmuş bulunan bu pirler, mürşitlerdir. Bir toplumsal gerçeklik olarak, padişahtan bürokratlara ka- dar muhcelif device erkanının bu çağdaşları olan şeyhlere intisabı ise devletin tavrı olmayıp bir şahsi tavır olarak tezahür ecmekcedir. Aslında meşruiyec aracı olarak hem devlerin tavrının hem bazı defalar padişahcan sıradan

CtÇM1$0E'1 CONOMCZE 1 80 1 ALH'l.BE< rA$1 <CLTCR()

(5)

bir kacibe kadar var olagelen şahsi cavrın cckinliğini göz ardı ecmemck gerekir. Aslında bunların -yani padişahın, bürokracların harca sıradan insanların- çağdaşı oldukları şeyhlere göstcrdilderi tazim de çoğu kez bu iki f.tkcörle birlikte şeyhin "ilk pir" ya da "kurucu"nun makamında oturuyor oluşuna inarulmasından dolayıdır.

1826'dan sonra "siyasal ororice"nin, kendisini artık

"karizmatik otorite"yi, yani Hacı Bekraş-ı Veli'nin tem- silcisi oluştmu reddedişiyle devlet dışına itilme süre- cine girmiş bulunan Bektaşilik, 99 yıl sürecek olan bir var olma mücadelesi vermek zonında kalmışrır. Siyasal otoritenin temsilcisi Osmanoğlu, Bektaşiliğin karizma- tik otoritesini kahtı! ermezken Bektaşiler Osmanlıların siyasal otoritesini kahtı! eanckte devamlılık göstermek zorunltıluğundadtrlar. Bu hiç değilse kağıt üzerinde böyle olagelmiştir. Şair Hatifi, 19. yüzyılda, Hacı Bektaş

Tekkesi'ndeki olumsuz olayları arılaruğı destarunda, bu olayların asıl müsebbibi olan -ki tekkeye Nakşibendi şeyhi tayin edip karışıklıklara sebebiyet vermiştir-devlete dua ecmckccdir.

Biz emr-i a/i-i mqihntpmah Va/i-i vilayet eriJti nagnh Pnyida,. eylesin Hnzm-i Allah

Hnnedan-ı pnk-i At-i Osmnn'ı

Vakıflarına device rar.ıfından el konulan Bektaşilik, var olma içgüdüsüyle direnmiştir. Yeni madcü ve mane- vi desrek arayışları çerçevesinde saray ve bürokrasi çevresinden pek çok şahsın, müntesip olarak bünyesine kacılmasıyla da bu amacına tılaşmakca başarılı olmuştur.

Ôzcllilde İsranbtıl Bektaşiliği olarak nitelendirilen ekolün yüksek edebi ve estetik yapısı bit cazibe rne.rkezi haline gelerek gerek bürokrat gerekse aydın kesimi etrafında

(6)

toplamıştır. Bu ekolün cazibe merkezi haline gel.işinde Bekraştliğin hayaca tavır alış biçimindeki müsamaha.kir rurumun da mühim rolünün bulunduğu işikirdır. Bizzac 'Yeni Osmanlılar' denilen muhalif grubun, Bektaşiliğe liberal bir nitelik atfedip sempati duydukları bilinmek- tedir. !I. Meşrutiyetin ilanından sonra lrrihac ve Terak- kinin iktidarına kadar, Bektaşilik-devler ilişkileri bu çer- çeve içerisinde devam edecektir.

Bektaşilik-devler ilişkilerinde geçerli baskın unsur olarak önemli bir niteliğin devreye girdiği görülmektedir ki bu da "veli"nin mahlycridir. •veli• tipinin pek çok insan üzerindeki tesir ve teshir gücü tartışılmaz bir gerçekliktir.

Bu "velt', Bckraştlik çerçevesinde ister ilk pir olan Hacı Bektaş-ı Veli olsun ister o gün postta oruran şeyh ya da baba olsun insanları derinden etkilemektedir. Veli yüz- yıllar öncesinden tasarrufunu devam ettirdiği inancıyla ya da çağdaş bir kimlikle yüzyıllar öncesindeki velinin (tarikat kurucusunun) rolüne bürünerek insanlar üzerin- de nüfuz al.anı oluşturmaktadır. Osmanlı Devleri'nde saray çevresi ve bürokrasiye Bekraştliğin etkisinin en önemli şekli bu kanaliadır. Mesela Penevniyal Sultan'ın durumu böyledir. Percevniyal Sultan (II. Mahmud'un eşi). tamir ettirdiği Edirnekapı, Kuyubaşı'ndaki Bektaşi Derglliı şeyhi Emin Baba'nın müridi ya da muhipler- indendir. Bu durumu Birge, 1he Bektashi Order

of

Der- vishes isimli eserinde doğrulamaktadır. Osmanlı bürok- rasisinde de birçok Bekraşi bulunmaktadır.

Bahis konusu olan "vdt' terimi bazen çok geniş an- lamda "Tanrı adamı" diye adlandırılan kişileri belki de daha seçmeci bir surecce belircmeye ve dini otoritenin özel bir tipini karakterize ermeye yarar. Fakat yukarıda da bclirilldiği üzere, bu "Tanrı adamı" ya da "veli"

vasıflandırması, gerek padişahın gerek valide sultanın gerekse bürokraan şahsi ravır alışıyla alakalıdır. Bu vasıAandırma, destek ve yardımlar ise gayriresrni, hatta çoğu kez gizli rucunılardır.

Gerek Pir Evi denilen yerde ve gerekse raşra tekkele- rinde postnişinlik vazifesinde bulunan Bektaşi şeyhleri birer "kar:izmatik otorite" dirler. Bektaşiliğin Babagan koluna ait bir yazmada "dedebaba" yani mürşidin biz- zat şahsının kutsal olduğuna, çünkü Allah-Muhammed- Ali'den oluşmuş olan vahdaniyetin onun şahsına intikal

etmiş bulunduğuna inaru!dığı kaydedi!mekccclir. Onlara gösterilen saygı ve icaar, kutsal oluşundan ve "kursal olan"la ilişkide olduklarına inanılmasından dolayıdır.

Ama mürit ve mubiplerince birer "Tanrı dosru" kabul edilen bu şahıslar, makamlarını devlere onaylaanayı, yani tıpkı bürokratlar gibi siyasal ocoricenin atamasını kabullenmiş görünmektedirler. Bu duruma yalnızca şeyhler değil, müritler de itiraz ermemekcedirlcr.

Osmanlı Devleci'nin şeyh tayinlerinin Bektaşilerce, itirazsız kabulierıilmesi, her şeyden önce, müritlerin (ger- ek vefiır eden şeyhin tavsiyesi, gerekse devletin dayatması

sonucu) aran.an şeyhe yukarıda da belirtildiği gibi ilahi bir müdahalenin olduğuna inanılmasından dolayıdır.

Çünkü vahder-i vücut carahan tasavvufun remel düs- ruru,

ta

faile illallah ve /d mevcııde illa Hu formülüyle açıklanılabilir. Bektaşiler de bu düsturu kabul eden vah- det-i vücut taraftarı tarikatlardan biridir.

Bu durum yalnızca bir teslirniyecçi anlayışın sonucu olarak açıklanmamalıdır. Çünkü bu tür bir yaklaşım doğru olmal<la biılikce tek başına yeterli değildir. Bu yaklaşımda gerek Bektaşi dervişlerinin gerekse bütün tarikatların onaklaşa sergileclikleri tavır, devleri 'kııtsal, devleri temsil eden padişahı 'yedi evliya güooıdl görmek tarzındadır.

Bekraşllik örneğinde görüldüğü gibi Osmanlı Devleri' nde

sufılik, tarikatler hMinde kururnlaşmışın.

Osmanlı Devleri, Bekraşiliğin merkezi olarak Hacıbektaş karyesindeki (köyündeki) hankahı, r.arikatin şeyhi olarak da burada ikamet ermekte olup Hacı Bekraş-ı Vdtnin soyundan geldiğine inanılan şahısları kabul etmektedir.

Bckraşilik de Osmanlı Devled'ndeki bürün rarikatlar gibi vakı8ar sayesinde yaşayan bic müessese olduğu için, devletin karşısındaki muhatap rolünü bu vakıAar üstlen- mektedir. Çünkü devler, bir rarikac olan Bekraşlliğin mürşidinin kim olduğundan ziyade -bürün vakıflar gibi- bünyesindc iktisadi reşekkü!ler barındıran Hacı Bckraş evkafırun mütevveliilerinin kimlikleriyle ilgilenmekte- dir. Tarikat vakıflarında şeyhler aynı zamanda mütevelli oldukları için, devlet vakıf mücevcllisiyle birlikte şeyhi de onaylamış olmaktadır.

GEÇMiŞTEN CONOMOZE 1 82 1 AUVl·BEKTAŞI K0LT0R0

(7)

1156/1743 yılında, Hacı Bekraş-ı Veli seccadenişini olan Hacı Bektaş-ı Veli soyundan Feyzullah Efendi, padişaha gönderdiği arzuhalde mealen şunları söylemekcecllr:

'Osmanlı Devleı:i'nin sınırları içinde yer alarak nazargah, cekke, bankalı ve zaviye gibi isimlencllrilen müessesel- erde bulunan ve Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin yolun- da yürüyen baba, dede, sulcan, derviş gibi şahısların biri ölürse veya değiştirilmesi gerekirse ancak Hacı Bekcaş-ı Veli soyundan olan seccadenişinlerin arz ve tev- cihleri doğrulrusunda yapılması şarr-ı vakıfa uygun düşmekcedir. Kadıların, naiplerin, mütevellilerin ve cllğer arz sahiplerinin müracaatları sonucu bunlara nişan-ı hümayun verilmemelidir. Birkaç yıldır böyle hadiseler görülmekre, ıaviyelerimizden bazıları ehli- yecsiz insanların ellerine mali kuvvetleri ve pazu kuv- vetiyle geçmiş bıılunmaktadır. Dervişlerimiz perişan olmuşrur. Kandillerimiz sönmüş, ayinimiz icra olunamaz olmuşrur."

Bu belge, devlet yetkilileri ı:arafından onaylanmışm. Böy- lece Osmanlı Devleı:i'nin Bektaşi vakıfları, dolayısıyla da tekkeleri konusunda muharap aldığı cek yetkili makam Hacı Bekcaş-ı Veli'nin soyundan gelen şahıslardır. Bu şahısların şeyh olmaları da devletin onayıyla olabilmek- tedir. Hacı Bekraş.ı Veli posınişirılerinin devletle ısrarla yazışmaları sebepsiz değilcllr. Gerçekren de merkez Hacı Bekcaş-ı Veli barılclhı dışında Bektaşi kökenli yapılanmalar gözlerrıle.nmektedir. Örneğin bunlar- dan biri Malatya, Gaziantep, Rumkale, Besni, Aydın, Halep civarlarındaki Çepni aşiretleri üzerinde etkili olan Dede Garkmzôdelerdir. Dede Garkın evladının, Bektaşilerden ayrı olarak Anadolu'nun muhtelif yerle- rinde zaviye açukları anlaşılmaktaclır. Dede Garkınlar 1238'lerde hiç değilse görünüşte Hacı Bektaş-ı Veli hankahıyla ilişki içindedirler. Şeyh Feyzullah Efendi 7 Rebiulevvel 1238/1822 raribli icazemarnesiyle bazı Dede Garkınzadelerin şeyhliğini onaylamaktadır. Bel- gede mealen "Malatya tarafında Dede Garkınzadelerde.n Veliyüdclln Halife Baba, Dede Garkın dedelerden kalma zaviyesi meşihati arzımız ile padişah berarı taşımakra olup, Tarikar-ı Muhammed-i Aliyye (Kabul göremüş tarikatler böyle isimlendirilirdi) üzere Hı. Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli dergahı tarafından erkan için izin ve ica-

zer verildi" denilmektedir. Yine 1238/1822 yılında Dede Garkın Evlaclı'nın kontrolündeki Çepni aşiretleri arasında zaman zaman baş gösceren anlaşmazlıklara Bektaşi Posmişini Feyzullah Çelebi tarafından çözüm bıılunmuşrur.

Hacı Bekcaş-ı Veli soyundan gelmekte olup şeyhliği cas- dik edilen bu şahısların arzuhallerini saraya sunarılar ise yerıiçeri ağalarıclır. 1112/1700 yılında Hacı Bekcaş-ı Veli Dergahı'nda seccadenişin olan Abdulkadir Çelebi vefat edince, yerine yine Hacı Bektaş-ı Veli soyundan, dergahının evkaf nazırı Elvan Çelebi geçmiştir. "Ağa-i Yeniçeriyan-ı Dergah-ı Ali'den İbrahim" imzasıyla onay için gönderilen belgede, Elvan Çelebi'nin şeyhliğe (meşlhaca) uygun olduğu belirtildikcen sonra "mt'.ıma ileyh kullarına meşihac-ı mezbur tevcih ve inayer buy- urulmak ricasıyla" denilmekcedir. 123 5/ 1819 yılında da aynı şekilde Hacı Bekcaş Hankahı şeyhi Feyzullah Efendi vefuc edince yerine geçen oğlu Hamdullah Çelebi'nin cevcihleri yine yeniçeri ağası vasıcasıyla olmaktadır.

Bektaşilik gibi Mevlevllik'ce de merkez dergahcaki şeyhlik vazifesinde, hanedan-sülaleler bıılunmakradır.

Hacıbekcaş karyesinde -sonra nahiye ve kaza olmuşrur­

nasıl ki Hacı Bekcaş-ı Vell soyundan çelebiler posca otu- ruyorsa Konya Mevlevi Dergahı posruna da Mevlana Celaleddin Rumi'nin soyundan olan çelebiler orur- makcadır. Her ikisinde de bu merkez tekkelerin şeyh­

liği çoğunlukla babadan oğula geçmekce, bazen de sülalenin en büyük erkek evladına verilmektedir. Tıpkı Bektaşi çelebileri gibi Mevlevi çelebilerini de devler onaylamakcadır.

1231/1815 yılında KonyaAsiranesi'nde bu hususa güzel bir örnek ceşkil edecek bir hadise yaşanmışın. Mevlana Dergahı postnişini Mehmed Çelebi vefat edince posru, oğlu Mehmed Said Çelebi'ye vasiyec yoluyla bırakınışru.

Ancak posmişin Mehmed Said Çelebi'nin yaşı küçük olduğundan gerek dergahın işlerinden gerekse cacbik müh- rünün kullanımından sorurrılu olarak Mevlevi rarikauna girmiş olanlara rarikac usul ve adabını öğrecmekle vazifeli olan tarikatçi dede rayin edilmiştir. Tacbik mührünün kullarıılması mühim bir hacllse olduğu için gerek bu ko- nuda gerekse dergahın bazı gelirleri konusunda carikacçi GEÇMiŞTEN CO:<OMOZE 1 83 1 ALEVi-BEKTAŞi KOLTORO

(8)

dedeyle diğer Mevlana soyundan olan çelebiler arasında ayanı ta.rafından tahta çıkarılnıışrır. Bu olay, görünüşe münakaşa çıkmışur. Devler bu konuyu mührün bir ke- göre, imparatorluğun kaderinde söz sahibi olmak ve seye konularak postta oturan çelebi efendinin annesine merkezi hükUnıeti denedemek amacıyla ayan ve dere-- verilmesi, şeyh çdebinin ise bu mührü ancak büyüdüğü beyleri tarafından gerçekleştirilen yeni bir rür hareketi zaman kullanması emriyle çözmüşrür. Diğer çelebilerin haber vermektedir.

de kadimdm gelm hakları muhafaza edilmiştir.

Bektaşi

Tekkelerinin

Kapatılışı

ve

Bektaşiliğin Yasaklı Yüzyılı

Sultan II. Mahmud İstanbul'da, 111. Selim ve büyük kardeşi N. Musrafa'nın hayadarıru kaybercikleri büyük karışıklıklardan sonra cahra çıkmışar. 11. Mahmud Osmanlı rarihinde daha önce görülmemiş bir hareketle

!scanbul'u birlikleriyle işgal edip birkaç aylığına denetimi altına alan Alemdar Musrafa isimli, Rumeli'dek.i Rusçuk

182 l yılında çıkan Yunan ayaklanmasında yeniçerilerin herkesin gözünden düşecek kadar beceriksiz ve dağınık olduğu görülmüşrür. Bu dönemde başkenc halkı ve ulema arasında da kapıkulu askerine karşı bir düşmanlık ve nefretin geliştiği görülmektedir. Bir yeniçeri şairin ağzından çıkmış bulunan şu öz eleştiri durumu özetle- mek için yeterli görünmekcedir:

"Kızıl elma kapısın ftthedtrkeıı nacağı

Ne rtvadır bozula Hacı Bekttıf ocağı•

(9)

Bu tür şarı:larda hükümran olmak dünyadaki hiçbir si- yasi ororicenin kabullenebileceği bir durum değildir.

II. Mahmud da, ne şekilde ve ne pahasına olursa olsun saltanarın otoritesini yeniden kurmayı kararlaşurrruşar.

İlk olarak ayan ve derebeylerin otoritelerinin yok edil- mesinden hemen sonra 18.26'da eski siscemin en mühim temsilcisi ve savunucusu olan Yeniçeri Ocağı arcadan kaldırılmıştır. Bunu Yeniçeri Ocağı'nın yüzlerce yıllık müctefıki olan Bektaşi rarikaarun kapaalrnası izlemiştir.

Bu dönemde Nakşibendi-Müceddid.! carikacının İscan­

bul'da yüz elli yıldan daha uzun bir geleneği vardı. Tari- kat, Osmanlı başkentine ilk olarak 17. yüzyılın sonlarına doğru Murad el-Buhar! tarafından sokulmuştur.

Tarikata yalnııca ulema ve yüksek düzeydeki devler memurları kanlrnakla kalmamış, ec:lebiyacçılar arasmdan

da pek çok mürit orraya çıkmıştır. Nakşibendi Şeyhi Mahmud Can'ın o dönemlerdeki en mühim müritle- rinden biri ise Sulcan Abdülmecid'in annesi Beımialem Valide Sulran'dır. Yine bir Nakşibendi şeyhi olan Şuınnulu Ali Efendi'nin müritleri arasında ise Sulcan Abdülmecid' in kız kardeşi Adile Sulcan bulunmakcadır.

Nakşibendiliğin devler üıerindeki etkileri ve gerekse devlerin Nakşi-rneşrep ulemaya dayanmak ıorunda kalışı, casavvuf anlayışında da önemli bir dönüm nokcas1 olmuştur. O güne kadar devlet üst kademesindeki yapılanmada hem Mevlevtlikce hem de Bekcaştlikte ha- kim unsur olarak bulunan Muhyiddin İbn Arabi'nin vahdet-i vücuc anlayışı, yerini İmam Rabbani'nin vah- det-i şuhuc anlayışına terk ecmişcir. Gerçi Bekcaştliğin kapaalrnasındaki birinci etken olarak sultan ve çevre- sinin Nakşibeodilerce kuşatılmış olduğunu söylemek ve Bekcaşlliğin kapaalrnasının müsebbibinin Nakşibendiler olduğunu iddia ermek, ispat edilmesi güç bir id- dia olacakur. Ancak, Bektaşi cekkelerine Nakşibendi şeyhlerinin tayin edilmiş olmaları da ihmal edilmeme- si gereken bir durum olarak carihceki yerini almış bulunmaktadır. Sulcan Abdillaziz'in cahca geçişine kadar devam eden bu durum ve tutumun cesirleri, Bekcaşilerin aleyhine olarak sürmüştür.

Bektaşiliğin kapacılması için uygun orcamı sağlayan olaylardan biri de Yunan ihcilili olmuştur. Yunan ihtilali, İscanbul'da herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır.

Yunanlıların Mora'daki Türklere yapakları zulüm- ler Bektaşiliğin gayrimüslimlere karşı olan liberal ve hoşgörülü tavırlarını anlamsıı kılJp Nakşibendilerin kaa tutumlarını hak!J çıkarmaktadır.

Nakşibendiler, o dönemde gerek II. Mahrnud'un gerekse Sultan Abdülmecid'in çevresinde yer alarak saltanann, dolayısıyla da devletin yanında bir tavır sergilemişlerdir.

O dönemin salcanac ve devler muhalifleri ise Yeniçeri Ocağı' mn bürün günah ve veballerini omuzlamak zorun- da kalan Bekcaşilerdir. Bektaşiler, ocak-saltanat mücade- lesinde, gelenekten gelen çerçeve içerisinden çıkamayarak salcanac yerine, haliyle ocağın yanında yer aldıkları için ka- paalrnakla karşı karşıya kalrruşlardır. Değilse, sosyolojik bir ifadeyle ne II. Mahmud Döneminin Nakşibendileri

"caraftar" dır ne de Bektaşileri "muhalif" tir. Günümüzün

GEÇMiŞTE:< CC:<CMOZE 1 85 1 ALEVl.JIEKT.•ŞI KOl.TCRO

(10)

siyasal bünyesinde yer alınış bulunan bu ilci kavram, bu iki carikaa ifade ctmckrcn çok uzak bulunmakcadır.

Zaten bizzatihi kavramlar olarak da "carafcar-muhalif"

aclJandırması tarihe mal olmuş iki müesseseyi ifadede iyi- ce ycrcrsiz kalmakradır. Çünkü -klasik dönemde-bir dev- ice kurumu olan Yeniçeriliği desceklcmcleri bakımından Bckraştlcr de bir tür device rarafcarıdırlac. Ama Bekraştlcr

device dengelerindeki değişiklik sonucunda aleyhlerine olacak carafca kalmışlardır.

Kapacılış

Sürecinde

YeniçerUik-Bekraş!lik İlişkisi

Bekraşi-Yeniçeri ilişkisi yukarıda sözü edilen ilişkiyle sınırlı değildir. Bckraşi babalarından biri Hacı Bckraş

vekili olarak Doksandört Kıılası denilen yerde ikamet ermektedir. Hacı Bekcaş-ı Ve.fi Ha.nlci.hı'nın şeyhi posta geçmeden önce, lscanbul'a gelmekte ve yeniçeriler onu merasimle karşılamaktadırlar ve cacını başına Yeniçeri

ağası takmaktadır.

1683 Viyana Kllf<ltmasında Tıirk ordusunda esir olarak bulunan Kom Marsigli, Yeniçeri ağasının divanında Hacı Bekcaş'ın adı geçince ayağa kalkıldığını söylcmek- rcdir. Yeniçerilere Hacı Bekcaş'ın oğulları denilmektedir.

m.

Selim, salca.naanın ikinci yılında (1789) Yeniçerile- rin sadakat ve cesaretini dilerken onlara "Hacı Bektaş

Köçcklert şeklinde hirap etmiştir. Yeniçeriler, ocağın

bir üyesi olarak kaydolurken kendilerinden Hacı Bekraş

yoluna iman yemini alınmakcadır.

Bedri Noyan Dedcbaba'ya göre Yeniçeri Ocağı'nın 94.

Orrası, Haliç, Karaağaç ve dolaylarının korunmasıyla

görevlidir. 94 kışlasında bir odada bir Bckraşi babasına

tahsis edilmiş "vekil posru" adlı oda bulunmakradır.

İstanbul Bektaşi dergahlarının babaetenleri içinde en

yaşlı olanı sürekli Karaağaç Dergahı posmişini olur ve Hacı Bektaş Vekili unvanını alır. Bu zar Hakk'a yürüyünce İsranbul'un en yaşlı babaerenleri onun yerini alır. Yeniçerilerin geleneksel röreninde Bekraşfüği, Karaağaç Bckraşi Dergahı posmişini olan babaerenler remsi! eder. İsranbul'daki yeniçeri örgütlenmesinde 94.

Orra, Bektaşi babasına tahsis edilmiştir. Yeniçerilerin fsranbuJ'da iki rane kışlası vardır. Biri Şehzadebaşı'nda, diğeri Varan Caddesi üzerinde. Her iki kışlada beş adet

Bektaşi cckkesinin faaliycc gösterdiği bilinmektedir. Ama bunlar şehir hayatına girmemiş Yeniçeri rekkcleridir.

Yeniçeri neferinin kılıç kuşatması 66. Onanın Bekraşl babasının huzurunda yapılmaktadır. Bu törende baba şu tercümanı okumaktadır:

"Bism-i Şah Allah Allah// Hiiii// Yol11m yo/11nuz, kolum

ko/umt,z, dolum dolımıt,z, dinim dininiz, başım yolumuz- da, canım uğnmıu:da malım törenizde kurban// Dilim tercüman, erenlerden ftıman// Tıtz, tıı, ekmek gördüm//

Yoldan ayrılmam tııttıtğımuz kılıç, boynuma doğrak, miirdiim/I Gerçekkr demine, Pir gayretine, Ytı Ali hii, Allah Eyvallah. H

Yeniçerilerin son dönemde, askerlik dışı meşgul oldukları işlerden biri de kahvehane işletmeciliğidir. Yeniçeriliğin lağvedilmesinden önceki yıllarda, kahvehane açma

imtiyazı yalnız emekliye ayrılan yeniçerilere aittir.

Halkran hiç kimseye, bu hak verilmemiştir. Yeniçeri, bir dilekçe ile "Ağa kapıstna müracaat eder. Solakbaşı tarafından cabkikac yapılır. Kahvehanenin açılması uy- gun görülürse Bostancı ağa tarafından dilekçe mühürle- nir ve Yeniçeri ağasına tasdike gider.

Yeniçerilerle Bektaşilerin ilişkilerinin rür ve canını en iyi gözlemleyebileceğimiz kaynaklar onlardan kalma

yazmalardıc. Saka Yeniçerilerinden günümüze kadar kalan Usul-i Tarikat-ı Bekıaşiyye Risaksi adlı defrer bu

ilişkiyi bize yansıtmaktadır.

Sakalar, Yeniçeri Ocağı'nın su ihtiyacını karşılayan Yeni- çerilerdir. Saka Yeniçerilerinin inanç eğitimini anlaran ve Millet Kütüphanesinde bulunan Zilhicce 1206/Temmuz 1792 tarihli söz konusu defterdeki yazı çok bozuk ve

yazım yanlışlarıyla doludur. Yazı Osmanlı Türkçesinde

kullanılan yazıların ccmd karakteristiğinden (sülüs, ne- sih, talik, rik'a gibi) çok uzaktır. Defterde gözlemlenen Türkçeyi kullanım haralarına da dayamlarak defterdeki

yazıları yazanın sonradan Tıirkçe öğrenmiş gayrimüs- lim kökenli bir sakaya ait olduğu düşünülebilir. Defter,

Osmanlı'nın dini bilgiler öğretiminin remel kitabı olan Mızraklı llmihal ya da Bekraşilerin tasavvuf eğitimlerinin sunulduğu soru-cevap sistemi üzerine orurrulmuşrur.

"Sakaların piri kimdir: İptida Cebrail'dir. Çaprazı ilk kim kuşandı: Hz. Adem kuşandı. Musluk siyahı kim-

GEÇMiŞTEN G0S0'10Zf 86 AlEY(.&EnAşı ı;OLTC•C

(11)

den kaldı: Habib Neccar'dan kaldı. Yamak kimden kaldı: Hı. Ômer'den kaldı. Sakaya baş olan kimse ip- tida dört kapıya selam vere/ I sonra yedi kere sure-i fatiha okuya/ I sonra çehar yar-ı güıini zikrede// Saka kıspeti sağına ne okur, soluna ne okur? Sağına Allah soluna kelime-i şahadec. Kıspeti ilk kim giydi: El-Hac Bektaş lospeti giydi. Meşlclcrin içi ne okur? İmam Hasan imam Hüseyin için dua okur. Kemer şod kaçar: on yedi- dir. Kimlerdir? tıki Ebu Bekr, ikinci Ömer'dir üçüncü Osman'dır dördüncü Ali'dir, beşinci Süleyman KlıR'dir, altıncı Neccar'dır, yedinci Hz. İbrahim'dir, sekizinci Hz.

İsmail'dir, dokuzuncu Halilü'r-Rahman'dır" biçiminde ifadeler bulunmaktadır. Yine ilcriki sayfalardaki ifadeler,

"Anasız babasız evlac kimden kaldı? Hacı Bekcaş-ı

Veli'den kaldı. Üçlerin ptri kimdir? Hacı Bekcaş'ru.

Onun alc yanında Süleyman Kılfl oturur. Bayrak kim- den kaldı? Nuh peygamberden kaldı. Alemdar kimdir?

Hz. Abbas'ar. Kuşak kimden kaldı? Hacı Bektaş saka- lara hediye verdi. Pcşcemalı kim kuşandı? Adem Safiyul- lah, Nuh Nebiyullah, lbrahim Halilullah, Muhammed Resiılullah kuşandılar. llk peşcamal · nasıldı? lncir yaprağındandı. Somar kimden kaldı? İbrahim Halil'den

kaldı." şeklindedir.

Saka yeniçerilerinin Bektaşilerin nasip ayinine benzer bir törenden geçirildilcleri muhakkakar. Ama bu sadece ben- zerliktir. Yazma, Yeniçerinin cörene alınışını şu şekilde anlaalmakcadır.

"Sorarlar: "Şeriac kapısıru ne ile açtın?" cevap verirsin:

"Besmeleyle." Sorarlar: "Şeriat kapısı nedir?" Cevap verir- sin: '~aldır/sözlerdir." Sorarlar: "Şeraine zahir üstadın

kimdir? Cevap verirsin: "Selman'dır, beni sünnec ey- ledi." Sorarlar: "Batın üstadın kimdir?" Cevap verirsirı:

"Kur'andır." Üç kadem/adım ileri varıp sağ parmağını sol parmağının üstüne koyup, edep ile "esselamü aleyküm ya ehl-i carikac" dersin. Sorarlar: "Tarikat kapısın ne ile açun?" Cevap verirsin: "Ya müfeccihü'l-ebv~b demekle."

Üç adım ileri varıp sağ parmağını sol parmağının üstüne koyup edep ile "~elamü aleyküm ya ehl-i hakikac" dersin.

Sorarlar: "Hakikat kapısını ne ile açan?" Cevap verirsin:

"lnna fecahnake fechen mubina ile." Üç adım ileri gelince sorarlar: "Üstünde başında gözünde ne var?" Cevap verir- sin: "Başımda akıl ve device, gözümde haya ve edep, elimde

seha, ayağımda ibadec var, önümde himmet, ardımda ecel var." Sorarlar: "Ne üzerine durursun?" Cevap vetitsin:

"İkrar üzerine dururum." Sorarlar: "Vı.icudun ne üzerinde durur?" Cevap verirsin "Ruhum üzerinde." Sorarlar: "Ruh nedir?" Cevap verirsin "Ruh, Kur'andır." Posrun önünde

sağ parmağını sol parmağının üzerine mühürlcrsin. Sonra ihtiyarlarından icaıec alıp sağ ayağın ile posrun üstüne gir- ersin, yine ortasında ayağın mühürleyip durursun ve sonra posrun üzerine diı çöküp orurursun. Sorarlar: "Posrun kaç köşesi var?" Cevap verirsin "Beş". Sorarlar: "Niçin?" Cevap verirsin "Zira namaz beş vakinir." Sorarlar köşeler nedir?"

Cevap verirsin: "Birinci köşe Hı.. Muhammed, İkinci köşe Hz. Ebubekir, üçüncü köşe Hz.Ômer, dördüncü köşe Hı.

Osman, beşinci köşe Hz. Ali'dir." Biri seni posrundan

kaldırmak iscese dersin ki: "Elim, ayağını mühürlüdfu aç mührümü kalkayını".

Yukarıdaki tören Bekcaştlerin ikrar ceminden unsurlar caşımakradır. Örneğin ayak mühürlemek, "şeriac kapısı'',

"carikac kapısı" gibi unsurlar Bektaşilik yolunun vazgeçil- mez kavramlarındandır. Ancak cörenin tamamına bakıldığında bunun bir Bektaş! nasip iyini olmadığı görülecektir. Yalnızca ikisi arasında birtakım benzerlilcler vardır. Bektaşiler için farklı bir bağlamda farklı arılamlar ifade eden bu kavramlar, Saka Yeniçerilerinde de başka farklı anlamlar ifade etmektedir.

Bahsi geçen yazma Bektaşilerin miraç anlayışlarını ve miraçra Hı. Muhammed' e Allah carafindan verilen hedi- yeleri, Hz. Ali'ye verişini oalclecmektedir. Yazma bu olayı şöyle kaydecmektedir:

Miraçca Hı.. Peygamber ve Cebrail' e bir sandık verildi.

Cebrail Allah' ın emriyle sandığı aça, içinden bir hırka, bir kemer, bir ıaç ve bir imame sanlı iki ıaylasan çıktı. Cebrail

hırkayı Hz. Resiıl'e giydirdi. Tacı başına koydu, imame- yi başına sardı, kemeri beline bağladı. Böylece Cenab-ı Hakk'ın huzuruna varıp binbir kelam söyleşciler. Orada beş vakit namaz, bir ay oruç armağan edildi. Miraç'ran dönüşte Hı.. Resıll, Ali'ye bakıp "Miraç gecesi bize hedi- yeler ve-rildi, şimdi biz de sana verelim" dedi. Hz. Ali kalkıp Hz. Resiıl'ün elini öpüı. İki rekat namaz kıldı. Hz.

Peygamber Ali' nin başına o cacı geçirdi. O irnameyi sardı.

Hırkayı giydirip kemeri beline bağladı. Ali de onun elini öpüp hilafet seccadesinin üzerine orurdu. Hı.. Peygamber:

GEÇMiŞTEN GONOMOZt 1 87 1 ALE\'l·IEHAŞI ~OLTORO

(12)

Hna Biklaf

-

Tıirbai11in girifl.

'Ya Ali bu seccade senindir, Ashabdan haz alanların belini

bağla ve icaı.et ver' dedi. Ali de on yedi rekat namaz kılıp

ashaptan on yedi kişinin belini bağladı. Selman Farisi'nin belini bağladı. Sonra Selman ellibcş kişinin belini bağladı

ve icazet verdi. Ewela Mahcubun belini bağladı, cümle mülüktln/ kralların silsilesi ona çıkar. Sonra onız ashabın

belini Ömer ibn SaJd bağladı. Çavuşların silsilesi ona çıkar.

Sonra ellibeşe varıncaya kadar Mıkdad bağladı, kadılaon

silsilesi ona çıkar. Elli beş ashab kemerbestc oldular."

Yukarıda kayıtlı kısımlar da Saka Yeniçerileri ve Bckraşi­

lerin oldukça benzer inanç sistemine sahip olduklarını

orraya koymakradır. Taf, Hırka, kemn; kemer ku.µınmak, Bektaşilerin Yeniçeri düşüncesini derinden etkilediğinin

kanmdJr. Ancak Be~iliğin temelini teşkil eden mılrıit,

Salca yeniçerilerinde üstad ya da ihtiyara dönüşmektedir

ki bu da muhtemelen genç Saka'ya Yeniçeriliğin kurallarını öğreten şahısar.

Saka Yeniçerisinin şeklen de olsa Bektaşi erkanına benzer bir ritiılikre davranış eğitimine turulduğu göılenmek­

cedir: "Bir yere vardığında "hü dosc" diyesin. Onlar da

"Atlah dost" derler. Önce posra cemenna ec, sonra sağına soluna cemenna ec. Kapıya geçip ellerini bağlayarak dur.

lçcrdekiler ayağa kalkıp "hoş geldin" desinler. Sen de "hoş

gördük, ocağın şen olsun, üscadınıza rahmec ve siıe se-

lamet" de. Üscadın kim diye sorarlarsa kemeri kimden

kuşandıysan o ihriyarın ismini ver.»

Bürün bunlardan sonra Bckraşilik-Yeniçerilik ilişkisinin birtakım törensel benzerlik ve dayanışmaya dayan- makla birlikte rarikac düzleminde olmadığı söylenile- bilir. Bir yeniçeri yalnızca Hacı Bekraş-ı Veli'nin ma- nevi korumasında olduğu için kendisini Bektaşilerle yakınlıkca hisscdec. Bekcaştler de bir güç odağı olan Yeniçerileri kendilerinden sayarak onlara dayanma arzu- sunda olmuşlardır. Değilse "Yeniçerilik'' ve "Bckraşilik"

sosyolojik düzlemde birbirlerinden çok farklı yapılardır.

Her şeyden önce -18. ve 19. yüzyıllarda-Yeniçerilik bir askerl-silahL güçken, Bektaşilik, -günümüz kavramıyla/

benzermcsiyle- bir sivil toplum kuruluşu olarak ni- relendirilebilir.

Kapatılış

Sürecinde

Bektaşilere

Muhalif Unsurlar

Bekcaşilik, önceki sayfalarda da ifade ctriğimiz üzere

Osmarılı dünyasının en önemli iki rasavvu.6 ekolünden biridir. Mevlevilikle birlikte Osmarılı Devleci'nin orcaya

koyduğu bücün sanac eserlerinin alanda bu iki carikaan

dervişlerinin imzası bulunmaktadır. Bu birlikcelikler külrürü meydana getirirken aynı zamanda da meydana

(13)

gelen külcür, ferdi coplurınsa!Jaşmaya tabi rucmakca ve coplumun bir üyesi haline gecirmektedir. Bu bakımdan Osmanlı insanının roplwnsallaşmasında Bekcaşiliğin rolü küçümsenemeyecek boyurcadır.

Yukarıda da ifade edildiği üzere böylesine köklü bir müessesenin yok edilme süreci birkaç yıl harta birkaç yüz yıl bile sürebilir. Nirekirn hadise aynen ifade ettiğimiz gibi gerçekleşmiş ve kağıt üzerinde kapacıldığı varsayılan bu tarikat varlığını günümüze kadar koruyabilmişcir.

Bektaşi tekkeleri, Yeniçeri Ocağı'yla birlikce kapacıldığı zaman, merkez asicanenin, yani Hacı Bekcaş-ı Veli Tekkesi'nin dışında kalan bürün tekkelere el konulmuş ve pek çoğu da devlet carafından yıktırılmışar.

Cevdet Paşa 2 Zilhicce 1241/8 Temmuz 1826'da saray-ı hümayundaki camide sadrazam ve şeyhler (meşayıh) in kacıldığt bir coplana düzenlendiğini belircmekre- dir. Nakşibendl carikacından Beşikraş'raki Yahya Efendi Türbedarı Hafız Efendi, Balmumcu Mustafa Efen- di, Galata Mevlevihanesi Şeyhi Kudcerullah Dede, Beşikraş Şeyhi Abdulkadir Efendi, Halveu tarikatinden Kocamusrafapaşa şeyhi ile Zakir Başı Şikarizade Şeyh Ahmed Efendi, Merkez Efendi Şeyhi Ahmed Efendi, Üsküdar'da Nasuhizade Şeyhi Şemseddin Efendi, Cel- veaye tarikaandan Hüdai Şeyhi Şehabefendizade Seyyid Efendi, Bandırroahzade Galib Efendi, Sadi tarikaandan Şeyh Emin Efendi tertiplenen bu toplanayakaalmışlardır.

Cevdet Paşa bu coplanrının sonucundaBekraşi carikarının kapaalması yolunda karar verildiğini ifade etmekte- dir. Cevdet Paşa, 4 zilhicce 1241/ 10 temmuz 1826'da Kıncı Baba, Salih Baba ve İstanbulağasızade'nin idam edildiğini, 20 Zilhicce 1241 I 26 Temmuz 1826 yılında devletin Anadolu ve RumeU bölgelerindeki Bekcaşi tek- kelerinin yıkımı hakkındaki kararın alındığını kaydet- mektedir. Kıncı Baba'run kabri, Karacaahroec Kabristanı yakınlarında, Zeynep Kamil Hastanesinin yanındaki Cevri Usca Camii veya Nuh Kuyusu Camii adı ver- ilen caminin avlusunda bulunmaktadır. Kabir h. 1328 yılında Bekcaşi babalarından Feyzullah Baba tarafından yaparılıruşrır.

Kaparılış sürecinde yapılan sürgürıler ise şöyledir: Hisar Dergahı Postnişini Mehmed Baba Kayseri'ye, Ôküzlirnanı Dergahı Posmişini Ahmed Baba Hadim'e, Teber Baba

Dergahı Postnişini Hüseyin Baba ve Kazlıçeşme (Eryek Baba) Dergahı Postnişini Mustafa Babalar Birgi'ye, Mer- divenköy Dergahı Postnişini Mehrned Baba ve Üskü- dar Dergahı Postnişini Mustafa Babalar Tire'ye sürgün edilmişcir. Bu karışık siyasi orramda özellikle bürokrasi içinde Bekcaşllik suçlaması yaygınlaşmış, rakipleri tarafın­

dan sindirilmek istenilen bazı Osmanlı aydırıları da tarikat- la ilişkileri oldukları gerekçesiyle sürgüne gönderilmişlerdir.

Bu aydınlar arasmda hekim ve tarihçi Şanizade Mehmed Ataullah Efendi (v: 1826), Melekpaşazade Abdulkadir Bey ve İsmail Ferruh Efendi de vardır. Şanizade' nin sürülmesine gerekçe olarak kurucuları arasında bulunduğu "Beşiktaş Cemiyet-i İlıniyesi" nin gizU coplanalarına Bektaşi şeyhi Mahmud Baba'nm da kaalması ve cemiyetin ratikatla or- ganik ilişkisinin bulunması gösterilmiştir. Şaruzade Ataul- lah Efendi, Baa bilimini ülkeye getirenlerin ve bu alanda kamusal bir örgütlenmeye gianek isteyenlerin başında gelmektedir.

M. Esad Efendi, Üss-i Zafer adlı eserinde Bektaşiliğin kapacılma hadisesine tamamen devlerin tarafından bakmaktadır. Esad Efendi, kapacılma kararından sonra yakalanan Bektaşi babalarının durumları tahkik edilip tekkeleri aranınca kapaalma kararının haklılığının ortaya çıkağını söylemektedir. M. Esad Efendi, sürgüne gönderilen Bekcaştlerin küfür ve sapıkhk, hatta devler aleyhinde casus- luk içerisinde olduğunu belirtmektedir. O, Bektaş! tekkel- erinde bol mikcarda içki bulunduğunu hatta içki ş.işelerine nkaç olarak Kur'an-ı Kerim sayf.ı.larının konulduğunu da ifade etmektedir. Ama, onun bu iddialaruu doğrulayacak tek bir Osmanlı arşiv vesikası bile bulunaroamışrır. 1826 tarihinde Bektaşi tekkelerinin el konulan eşya ve malze- meleri arasında şarap ve berı.zeri içecekler bulunmamaktadır.

Bu tür malzemenin mevcut bulunması halinde Osmanlı Arşivi'ndeki 9771 Nu.lı Maliyeden Miidevver Muhallefat Defteri'nde kaydedilmiş olması gerekirdi. Fakat, türünden başka hiçbir içecek türü bu defterde kayırlı değildir. Ca- susluk idı'1lll! da hiçbir belgede kayım olmayan bi! diğer hususrur.

Bektaşiliğin kapaalma kararını yukarıda bahsi geçen toplancıda bulunan bürün tarikat şeyhleri onaylamış­

lardır. Fakat bu onaylayış, daha çok devlerin baskısıyla meydana gelmiş gibi görünmektedir. Bu toplanada başta Şeyhülislam Kadızade Tahir Efendi olmak üzere,

GEÇMiŞTEN G0N0MOZE 1 89 1 ALEVl·BEKTAŞI KOLTORO

Referanslar

Benzer Belgeler

Türkiye ekonomisini de içeren pek çok gelişmekte olan ülke ekonomisi için reel çıktının çevrimsel bileşeni ve enflasyon arasında ters çevrimsel bir ilişkinin

Maksat romantik veya realist anlayışlara uygun şiir yazmak değil, maksat güzel şiir yazmaktır; güzel şiir yazmanın sırrına ermiş ve malik (mülkiyet

Bu ilk cemaatin üyeleri, bir yandan kendi iç bünyelerinde fert ve cemaat olarak aynı dinî inanç merasim ve ibadetleri icra ederek birbirlerine daha bir kenetlenirken diğer

In reply I would state that, our Ministry would find useful and look with favour upon the proposed opening of a school by the Turklsh-American Cultural Committee

rü ile karşılanmaz. Alt külcür grupları 'büyük toplum'a karşı direnebilmek için güçlü hiyerarşi, sağlam norm sis- temi oluşturmak zorundadırl ar. Alevi-Bektaşiler de

Yapılan araştırmalarda, genellikle Tahtacıların kim ol- dukları ve kökenleri üzerine emik ve dini mahiyet- te tezler ileri sürülmüş ve kimi bilgiler

4- BİLGİNİN KAYNAĞI OLARAK SEZGİ (SEZGİCİLİK/ ENTÜİSYONİZM) Sezgicilere göre duyular ve akıl doğru bilgiyi elde etmede yetersiz ve yanıltıcıdır.. Sezgiciler

dimizin susuzluk orucu niyetine Kerbela'da şehit olanla- rm temiz nıhlarına, Fatıma Anamızın fe/aatına, Oniki imamlar aşkına oruç tu1111aya niyet eykdim. Ulu Dergah