~ HACI BEKTAŞ~ 1 ' 'ELİ -...;..__-- ~ 800. Doğrun Yıl Dönümü
GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE
A A
ALEVI-5 E KT AÇ>I . . .. ..
KULTUQU
Edicör
Ahmet
YaşarOCAK
T.C. KÜLTÜR VE TURiZM BAKANLIGI YAYINLARI
i
© T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANUGI
KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜGÜ 3232
KÜLTÜR .ESERLERİ DİZİSİ
477
ISBN: 978-975-17-3457-0
WW\Y.kulrurturiı.m.goY.cr
e-posıa: yayimlar@kulrurmriım.gov.tr
Geçmişren Günümüze Alev1-Bekraşl Külrürü / Ed. Ahmet Yaşar Ocak.- Ankara: Kültür ve Turiı.ın Bakanlığı, 2009.
448 s.: rnk. res.; 31 cm.-(Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları; 3232.
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü kültür eserleri dizisi; 477) ISBN: 978-975-17-3457-0
!. Ocak, Ahmet Y3§M. rı. k.a. ili. Serile.r.
297.62
FOTOGRAFLAR
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü (Murat Gülyaz) -~tırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezi arşivi.
- Gaıi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araşurma Merkezi
Başka.nlığı arşivi.
- Grafıkcr Grafik-Ofset Matbaacılık Ltd. Şti. arşivi.
YAPIM
Fersa Matbaacılık Lrd. Şti.
Ostim 36. Sk. 5/C-D Yenimahalle/ANKARA Tel: 0.312.386 17 00
www.fcrsaofser.com
BİRİNCİ BASKI 2000 Adet
BASKI YERİ, TARİHİ Ankara, 2009.
ı\leviliktc Toplumsal Kontrol Kurumu:
"Dü~künlük''
Alevllerde detklik kurumunun en önemli işlevlerinden biri de toplum içinde düzeni ve adaleti sağlamak, suç- luları suçlarına göre cezalandırarak benzer suçların iş
lenmesini ve dolayısıyla düzenin bozulmasını engel- leyecek bir çeşit hukuksal kurum şeklinde ifade edile- bilecek toplumsal bir yaptırım ve kontrol unsuru olan
"düşkünlük»rür. Alevi dedelerinin yüzyıllardır bu şekil
de topluluk içerisinde kullandıkları kendine özgü huku- ku sağlama, adalet dağıtma işlevleri gerçekten ayrıcalıklı bır yere sahıptir. Alevilerin kendere göç onccsi dönemde geleneksel iç hukuk düz.enini ifade eden bu işlev, çeşit
li nedenlerle orcaya çıkan düşmanlıkların sona ermesi- ni sağlayarak toplumsal huzurun bozulmasını önlüyor- du (Ali Kemali, 1932: 199). Bu kurum, " ... değerler sis- teminin, normların korunması için gerekli olan yaptı
rımları belirtmekte ve bu yaporımların uygulanışını dü- zenlemektedir. Etik (moral/ahlaki) değerler toplumsal yaşamın içinden çıkar. Toplum onları anlamlandırır ve yüceltir. Bu değerlerin yıpraolması, çiğnenmesi hoşgö
rü ile karşılanmaz. Alt külcür grupları 'büyük toplum'a karşı direnebilmek için güçlü hiyerarşi, sağlam norm sis- temi oluşturmak zorundadırlar. Alevi-Bektaşiler de bu yolu seçmişler, kendilerine özgü, 'büyük coplum'un sis- temine alternarif olan sistemlerini kurmuşlardır ... " (Bal, 1997: 64). İşte düşkünlük şeklinde ifade edilen bu kont- rol kurumu, yüzyıllardır resmiyecle bağı sınırlı, içe ka- palı bir topluluk olan Aleviler a.rasında sağlam bir norm sistemi olarak hizmet eınüştir. Düşkünlük ve onun iş
levleri, daha çok sözlü geleneği benimseyen ve toplum-
Ali YAMAN
sal bilgiyi, duygu/düşünceyi saz ve söz birlikteliğiy
le nesilden nesile aktaran Alevi ozanları tarafından da sık sık vurgulanmaktadır. El yazması cönk defterlerin- de "düşkün" kavramına sık sık rastgelinmektcdir: Örne- ğin Alevi ozanlarından Noksani Babanın Bir deyişinde:
Kara Pfrbat yardım eder dii.şküne
Abdulvahap yol gösterir ıaşkına
denilirken Doğan Kaya Arşivi'nde bulunan Şah Hara- yfnin bir deyişi ise şu şekildedir:
Harayi'm gönül köşküne Yardım eyk diişkiine Ali Muhammed aşkına
Derdime demıana geldim
Alevilikte "yol" kavramı geleneksel sosyal düzenin ko- runmasında önemli bir çerçeve olarak görülebilir. Yolun önemi Alevilerce "Yol ciimktk11 uludur.", başka bir de- yişle yolun kuralları herşeyin üstündedir denilerek ifade edilmekcedir. lşcc diişkiinliik kurumu, "yorun süreklili- ğini sağlayan yapcmmJarı bünyesinde barındırması ne- deniyle büyük önem taşımaktadır. Böylece "yol"a aykı
rı büyük küçük her lürlü suç, toplumun da katılımıy
la dedenin kararı doğrulcumnda çözümlenmekte, ör-
neğin birbirleriyle konuşmayan, dargın olanlar dedenin huzurunda muclaka barışrırılmakta, barışmayanlara çe- şitli yapurımlar uygulanmaktaydı. Böyle kişi ya da ki-
şiler toplum rarafından dışlanmakta, hatta sürgün bile edilmekteydiler. Tarihsel nedenlerle Osmanlı hukuk ku- rumlarına çoğunlukla başvurmayan Aleviler, hukuksal
203 1 V R <TA K tr R
sorunlarını dÜ[künliik kurumu sayesinde çözmektedirler.
Kapalı bir coplumsal yapıya sahip Aleviler arasında suç oranındaki azlık ve toplumsal iç barış ortamında bu ku- rumun rolü olabileceğine dikkat çekilmckredir. Düşkün
lük mekanizmasının kökenini rcspic ermek zor görün- mekle birlikce, 10. yüı.yıl başlarında yazılmış olan Ebu Dülef Seyrıhrıtnamesi'nde Buğraç Türkleri arasında düş
künlük uygulamasına benzer uygulamaların yer alması dikkat çekicidir {Yusuf Ziya, 1932: 47). Ayrıca Moğol şamanlığında da düşkünlüğe benzeyen bir törenin oldu- ğu ifade edilmektedir (Bozkurt, 1990: 116).
Düşkünlük mekanizmasının işleyebilmesi bir Alevinin yolun ikrarlısı ve Aleviliğin gerekleri ile donanmış ol-
ması ön şart olarak görlilmekcedir. Şöyle ki Buyruk'larda
"yol oğlu" olarak da ifade edilen Alevi bireyin, her şey
den önce lazım olan " ... Mürıid'e bağlanmrı.k, Mün:bbiyi
tammrık, el verip etek tııtup ikrar vermektir, çiinkii ikrltr imrın'dır. .. " (M. Yaman,
1994: 51).
1krarlı olmak demek, gerekli şarclar oluşruğunda Aleviliğin yaptırımlarına da yani düşkünlüğe de muhatap olmak anlamına gelmek-tedir. Yine düşkünlük kurumunun toplumsal cenıellcri
ni Alevi ahlak sisteminin içerisinde yer alan çeşidi ilke- lerde bulmak mümkündür. Bunlardan dedelerce kısaca edep olarak da ifade edilen "Eline Diline Beline srıhip ol- mak", "imi hakkına riaytt" ve "ılç sılıınet yedi farz" gibi il- kelere uyulması toplum tarafından sıkı bir şekilde denet- lenmekte olup bu denerlcme işlevini düşkünlük meka-
nizması aracılığıyla gerçckJeşcirilmckredir.
Bu kurallar Alevi toplumunun güçlü ahlak anlayışının özetidir ve Alevi Yolu inanç önderleri olan dedelerin, ba- baların deyimiyle "kıUrın ince, kılıçtrt!I keskindir." Ale- viler lslamın 'Tanrı'run kul hakkı hariç insanoğlunun diğer eksikliklerini affedebileceği" prensibine inanırlar.
Bu nedenle üzerinde kul hakkı olan kişi diifkıln olarak kabul edilir. Alevi ibaderlerine karılanıaı, ancak dede ve toplumun huzurunda o sorun çözüldükten yani "dÜ[ltü11
krıl.dırmrı" veya "yunma" gerçek.leşcikcen sonra kacılabilir.
Aleviler düşkünlük kurumu benzeri bir kurumun Sünni- lerde olmayışına, düşkünlerin cemlere kaıılamamalarına değinerek bunu bir ayrıcalık ve övünç vesilesi olarak
vurgulam:ıkcadırlar. Bu bağlamda cem ibadecine dÜ[kün (suçlu) olanlar alınmazlar. Cem başlamadan varsa top- luluk içi sorunlar halledilir. Ancak cemc kanlanlar ara- sında dargın, küskün, problemli olmaksızın o cem yola uygun ve cam olabilir. Yani Alevi inancı bakımından ce- mel öneme: sahip, kimsenin kimsede "k11/ hrıkkı" olma-
ması gerekmekcedir. Bu amaçla küskünlerin barışmasın
dan daha ağır sorunlara kadar pek çok sorun ccm sıra
sında çözümlenir. Tanınmış Alevi ozanı Pir Sultan Abdal bunu bir deyişinde şu şekilde ifade etmektedir (Ali Hay- dar Avcı, 2006: 427}:
Deli görıiil kalk gidelim Dottfar ik ranıpnağa
Erenler bir hrı/ka kurmuş
Kiisülüler brırışmağa
Kul hakkı sorununun halli için ccm başlamadan dede cemaate birbirlerinden raıı olup olmadıklarını sorar.
Yıllık görgüden geçen talipler, aynı z.-ımanda daha önce
yaptığı hacayı bir daha cekrarlamamak üzere yemin ederler. Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş
olurlar. Ancak bundan sonra cemc kacılanlar, görgii- sorgudan geçerek temizlenmiş olanların kurban lokma-
sını yiyebilirler. Dikkatle bakıldığında cem kurumunun hukuksal boyutu olan düşkünlüğün, kence göç öncesi kırda yaşayan Aleviliğin sosyal yapısını koruyan ve sür- dürebilmesini sağlayan en önemli faktörlerden biri oldu- ğu anlaşılır. Aynı yönde Baha Said Bey şu değerlendirme
yi yapmaktadır:
". .. Artık, dede ve ocak disiplininin niçin bu krıdar kut- sal bir fllhsi giice sahip old11ğun11 mükemmel olarak anlayabiliyoruz. Bu inzibrıttrı toplum1111 gmel huku.kıı da bir dayanışma gön:vi ile tamamlanmış bulıınmaktrıdır.
Elbette bu dayanıpnada uırıf gösterenler, cezaya çarptırı
lacaktır. Çünkü toplumdaki genel ahengin devamlılığı,
204
ancalt bu
yapttnmile
sağlanabilir... •
(Baha Said Bey, 2000: 150).Düşkünlük kurumu, yüzyıllar boyunca Alevi topluluklar- da çok önemli yaptırımlar içeren bir sosyal kontrol me- kanizması olarak işlemiştir. Osmanlı döneminde göçe- be/yarı göçebe bir yaşam tarzı sürmekte olup merkezi ik- tidarla sosyal-siyasal ve dinsel çelişkilere sahip bu Alevi topluluklar, hukuksal meselelerine ilişkin de kendilerine öı.gü bir yapılanma gerçekleştirmişlerdir. Buna göre
sos-
yal disipline aykırı davranışlar topluluk hukuku çerçeve- sinde çözümlenmekte ve bu da cem sırasında bürün ce- maatin huzurunda onların kararın oluşumuna katkıları ile gerçekleşmektedir. Kendilerinden şikftyecçi olanla- rı cemde bulunan canlar haklı görürlerse şik.~yet edilenler onları razı etmek wrundadırlar. Kimseyle küsülü, dargın ve kavgalı kalamazlar. Birine hakları geçtiyse ya da baş
kasının haltkı kendisinde kaldıysa hesaplaşır ve helallik alır. Barışmadıkça görgüleri yapılmaz. Eğer borçları var- sa görgüden önce ödeyeceklerdir. Şeyh
Safi
Buyroğu'nda düşkün kişinin suçunu itiraf ederek topluluk huzurunda nasıl suçundan arındırılabileceği şöyle ifade edilmektedir:" ... Sqyid
Safıbuyurdu ki: Bir kimse tarikat sofusu olsa, Marifet ehli bir
kardeılemüsahip
olı4phakikat yolunu göz- lese erenlerin izini izlese, kendi özünü tükenlqip
(?)yünt- se
amızm'Kul
hatasızolmaz, hata
ıevbesizolmaz' o kifi- den bir günah
sadırolsa ve de kendisi
anlayıpo
günahınıele verip ima/
ınakamınageçip
pqnıançt (Ditr)yerine dur- sa, mürüvvet dm, cemaat ehli gönül
birliğiilt
0111111güna-
hından
geçuler ona gülbank verseler; o da yiiziinii yere ko- yup niyaz eylese, o kifi
günahından arımp yarlıgamr, te-miz
olıır.kalbi saf olup insaf ehli olur. . .lmam Cafar-i Sa-
dık
Hazretleri
buyıırorki: Tarikat ehlinden bir talip yol- dan
düşse(suç
iılese)ve
bıınubilse, kendi görgüsüyle sitem-
li (cezalı) olduğunuforkedip
günahımitiraf etse, ditr'a du-
rop
'Ben bu günahınsahibiyim. Erenler luif eyleyin,
tari-kat
erkanı (kura/lan)üzerine beni yuyup,
yıkayıppak ey- leyin!' dese o anda
hazırbulunan cem erenleri onun güna-
hından geçseler o itişi haliJ-muhlis yarlıganmlf olur. .. " (M.
Yaman, 1994: 103).
Alevilerde suç işleyen "düşkün", "yol dÜJkünii", bu du- rum da "diişkü11liik" olarak adlandırılmaktadır. Düşkün
lük
bir Alevi için çok büyük bir küçümsenme ve dışlanmayı beraberinde getirmektedir. Düşküne ailesi dahi sa- hip çıkamaz, düşkünün musahibi de manevi açıdan top- luluk önünde sıkıntılı durumdadır, çünkü onun yol kar- deşi aruk içinde yaşadığı toplumun dışladığı bir kişi ol- makcadır. Düşkünler, yani
1- haksız yere keyfi olarak eşini boşayan, 2- haram kazanç sağlayan,
3- yalancı şahitlik yapan, 4- nefsine hak.im olmayan, 5- hırsızlık yapan, 6- adam öldüren,
7- vergi ve askerlik borcu gibi vatan borcunu ödemeyen, 8- annesine babasına cvlaclık görevini yapmayan, 9- insanlara zarar veren,
10- komşusunu inciten, l 1- işçi ve yecim hakkı yiyenler,
ceme alınmazlar. Böylece ceme katılanlar zararlı insanlar- dan, yaramazlardan arınmış olur. Bir Alevi için en büyük ceza, ceme alınmamaktır. Yukarıda sayılan suçları işle
yenlerin ceme alınabilmeleri ve yeniden coplum tarafın
dan kabulü, ancak bu suçlardan toplum huzurunda be-
raatları ile olanaklıdır. Düşkünlüğü sabit görülen ve ken- disine uygun görülen cezaya uymayan kişiyi Tunceli'nin bazı bölgelerinde dede, " ...
Senin evinin öniine
fllJdikiyo- rom ... "
diyerek açıklar. Burada taşdikme
deyimi sembo- lik olup aslında bu düşkünlüğün ilanıdır ve art.ık o kişi toplumdan dışlanmıştır (Ôzrürk, 1972: 55-56, 80).Bazı bölgelerde ise diişkiinlük iki kategoride algılanıyor:
a)"müşkül" olarak adlandırılan süreli/geçici düşkünlük ve b) "düşkün" olarak adlandırılan süresiz düşkünlük.
Halk arasında "Düşkün ltaLJmıaz, müşkül
ise halla/ur."
şeklindeki söz bunu ifade etmektedir (Er, 2006: 158).
< (MI> <L'<L 10 235 \Lf•I O l~l K h At
Alevilerde kişinin işlediği "yora aykırı her fiilin ayrı ce- zası veya karşılığı bulunmakıadır. Düşkünlerin aldıkla.rı bu ccıalara Alevtler arasında sitem veya kesme denilmek- cedir. Düşkün olanlara işledikleri suçlara göre değişik ce- zalar verilmekceydi. Bu cezalar manevi, ayni veya nakdi yani para cezası şeklinde de olabilir. Bunlar belli bir oca- ğı, dergahı ziyarec, nezir, kurban, hediyeler sunma, (No- yan, 1976: 194) çeşidi yiyeceklerden oluşan lokmalar dağıtma, kurban keserek etini dağıcma, karakazanda etli pilav pişirerek dağıcma, dedelere, belli bir ziyarecgaha, fakirlere parasal yardımda bulunma şeklinde de olabi- lir. "Buynık* kitaplarında bazı cezalar her suç için ayrı ayrı belircilmekceydi. Düşkün olanlar cemlere kacıla
maılar, büyük kucsa!Jık arfedilen kurban eti, lokması yi- yemez ve yediremezler, coplumdan dışlanırlardı. Kendi ailesi ve musahip olduğu aile dahi o kişiyi evlerine ala- mazdı. Günümüıde uygulanmayan ıiç sıiımtt, yedi farz olarak bilinen esaslar (Aycekin, 1958: 1 14) ve bu esas- lara uymayanlara uygulanacak ceıalar, Alevi Buyruk kitaplarında bulunmaktadır. Bunlardan birisini örnek olarak verelim:
" ... imamı Cafer Sadık mezheb-i pak hazretleri buyıt
rur ki tarikatte üç sünnet ve yedi farz vardır. Her müri- de ve /işıka ve talibe bilmek lazımdır. Evvelki sünnet bu- dur ki, zikr-i Hakkı dilinden komaya. ikinci sünnet, adnrm var ise kalbinden gidere. Üfıincü sünnet, t4/ip olan yola ıeılim olmaktır. Amma geldik yedi farz beyam- na. imam Cafer der ki: Biri old11r ki hep varlığın kud- reti Hakk bile. Sırrını izhar eylemeye. Zahid imanın şey
tandan nice sakınır ise sen dahi öyle sakınasın. ikinci farz oldur ki mdar ola. Gördüğünü öru:. Üçüncü farz ol- dıır ki daim özür ile niyaz eyler ola, her kande ise. Zira her fesat Hakk'ı unutmakla olur. Dördüncü farz ol- dur ki 11ğrıın dirlik etmektir, sakına. Mürebbi hakkına kail ola. Beşinci farz: Musahip hakkını ceme getire. Mu- sahip hakkını yitirmeye. Altıncı farz budur ki halifeden el tutup tövbe kılnuıkrır. Yedinci farz ıac urunup üstada öziinü ymirüp kendi bilisin terk etmektir. Yol ehline pay- mal olmaktır.
Ewe/ki sünnmen düıene sitem edip ihtiyaç ile kabul edeler.
ikinci sünnetten dıifene, üç ıiıroı tarik urup üç akfe tercü- man ala/ar. Üçüncii siinnetten dıifene üç tarik çalıp üç akçe gazilere ve bir akçe halifeye ala/ar. Geldik imdi farz beya- nma: Evvelki farzdan düşene üç tarik urup üç akçe gazile- re ve bir akçe halifeye ve beş akçe Hacı Bekta(a tercüman ala/ar. ikinci farzdan dıifme yedi tarik urup yedi akçe ga- zilere ve üç akçe halifeye ve on akçe Hacı Bekıa(a ala/ar.
Üfıincii farzdan düıme dokuz tarik urup onbir akfe gazi- lere yedi akçe halifeye onal11 akçe Hacı Bektaş'a ala/ar. Dör- düncü farzdan dıifme dokuz tarik urup onyedi akçe gazile- re on akçe halifeye, kırk akçe Haa Bektaş'a ala/ar. Baki üç farzın giinahı birdir. Gerek tacın terk etmif olsun ve gerek tövbeden düşmüş olsıın, bunlarm ıifıinün de günahı bir- dir. Bıın/am kırk yedi tarik urııp otuz dört akçe gazilere 011
dokuz akfe halifeye ymnif akçe Hacı Bektaş'a ala/ar. Bir kimse farzdan diişse, özünü erenlere yetirip kabul ettirmez- se ona derman yokmr. Eğer kabul-ii şefaat birle kabul eder-
km
mal mülkünü miras ıaltıim tJnler• (Ayc.ekin, 1958:245-247).
Farklı coğrafyalardaki Alevi coplulukların düşkünlerle il- gili, Buymk'lara ek olarak ve/veya güncelleme olarak dü- şünülebilecek birtakım metinler oluşcurdukları da bilin- mekcedir. Örneğin Eskişehir'de bulunan Seyyid Battal Gazi Dergahına bağlı ocakzadelerin yirmi dört madde- den oluşan Ahidname adlı, düşkünlerin görülmesine iliş
kin kararlar aldıkları görülmektedir (Noyan, 1976: 189 vd.). Ispana'nın Senirkenı, Uluğbcy beldesinde aynı şe
ki.lde yine yirmi dörc maddelik Veli Baba Sultan Ocağı Ahidnamesi olarak da adlandırılan benıeri bir metin bu- lunmakcadır (Ersal, 2007). Ayrıca aynı şekilde bu tarz- da düşkünlük kurallarını içeren metinler Malarya yöre- sinde on iki Burç olarak adlandırılmaktadır. Malacya ve çevresinde yaygın Balıyan Aşireci dedelerinin düşkünlü
ğe ilişkin karaslarında On iki Burç adı verilen bu elyaz- ması mecni kullanmışlardır. Örnek olarak vermek gere- kirse 1. Burç şu şekildedir:
". .. Miirşid-i Kamilin, Mürşidin, Pirin, rehberin sözünü dinlemeymler, komşular ve aileler arasında söz gezdirm-
206 IK l
in; bflfkalannm
kapısını,penceresini,
bac11Jınıdinkyen- kr, yalan ym
ymıinedenin; ihbamlsk yapanlar,
komşulannı
birbirinine
dfifümı/n;kendi
kulaklarıyla duymadığını
ve gözleriyle
gönnediğini'duydum gördiim' gibi söyle- yenler, komjttlar ve akrabalar
arasındameydana gelen kav-
gaları yatqtırma.ıı
gerekirken fesat vererek
körükleyeıılersuçludur. Buyruk
uyarıncadiifkündürler. Bu gibi
S11fları i.jkymkrtı /U cı=larverilir. Pirin
öncülüğüntktopla- nan
cemaatınhuzurunda on bq dakika ayakta bekletilir.
Hafif
ısıtılmııtkmirk dili
dağlanır.Bir daha böylesi suçlan
iıkmmıekiçin pir ve
cmıaannhuzurunda tövbe ve
ymıinettirilir.
Beısopa
vımılıır... •
(Şahhüseyinoğlu,1991: 77).
Ttırik,
erkdn,
serdesıe,zü/fikar
gibi adlarla da anılan ve kutsallık atfedilen ağaç asanın da gerek cemlerde gerek- se düşkünlük olayında işlevlere sahip olduğu görülmek- tedir. Daha çok dede evlerinde bulunan ve bazıları aynı zamanda kursal ziyaret nesnesi olarak da işlev gören bu asanın Alevi geleneğinde cennene bulunan Tüba ağacından olduğuna inarulmakcadu. Bazı bölgelerde de kursal görülen meUıcm ağacı da denilen kayın ağacından ya- pılmakc:ıdır (Yôrükan, 1998: 468). Musahipliktc rartk altından geçme, riliplerin sırtına Ya Allah, Ya Muham- med, Ya Ali diyerek dokunma, düşkünleri ceıalanduma şeklinde dedeler kullanmaktaydılar.
Ağır düşkünlük durumlarında dedeler,
D1'jkün
Ocağı ola.rak kabul edilen Erzincan'ın Ocak köyünde bulunan Hıdır Abdal Ocağı ve Hacı Bekcaş'ca bulunan Çelebile- re de yollanabilirdi. Dede cemde " ... Giinahınıboynuma alamam;
bııyiikü
berı kaldıramam!Pire,
CemltlılL//ih'a sığın
... "
diyerek düşkünlük durumunu açıklar (Baha Said Bey, 2000: 159). Düşkün Ocağına veya Hacıbektaş Çe- lebilerine yollanma durumu ya düşkünlük ile ilgili karar verememe durumunda veya düşkünlüğün kaldmLp/kal- dmlmaması durumlarında olabilirdi. Örneğin bir calibe cezasına göre üç, beş veya yedi yıl cemlere katılamama şeklinde bir yaparım uygulanabilirdi. Düşkünlük, sü-renin dolması ve dedenin veya düşkün ocağı dedeleri- nin uygun bulması ile sona erer ve o kişi toplumun re- mel ibadeti olan cemlerde arcık eskiden olduğu gibi ye- rini alabilirdi.
Oüşkünllik"te izlenen Süreç
Halk Mahkemesi olarak da nitelendirilen
Diifkünlük
Meydanı, başka bir deyişle yargılama süreci anahadarıyla şu şekilde işlemektedir:
1-Haksızlığa uğrayan ve/veya buna şahit olacılar ve hac- ca vicdan azabı duyan suçlu kişi dedeye bu konuyu iletir.
Ayrıca dedelerin uı..ıkcaki caliplerini belli dönemlerdeki ziyaretleri sırasında dedeye, evinde konuk olduğu, gü- vendiği kişi veya oııiki hizmet sahiplerinden birisi ceın
den önce dede olmadığı 1.aman yaşananlar hakkında bil- gi verebilir. Bu konunun dedeye intikali cem sırasında
da olabilir. Düşkün kişi talip veya dede olabilir. Tek fukla ki dedeyi onun bağlı olduğu dede yani piri veya pirinin de bulunduğu dedelerden oluşan bir grup dede yargılar. Düşkün ilan edilen dede, eski deyişle posıtan düşer, yani dedelik postuna oturup cem yürütemez, de- delikren men edilir.
2- Dede aldığı bilgiler üzerine cem sırasında konuyu gündeme getirebilir veya konu olayın caraRarı veya şahit
lerince meydanda dile getirilebilir. Meselenin ceme ge- tirilmeksizin karşılıklı razıLkla çözüldüğü durumlar da mevcu((Ur. Ancak önemli sorunların çözümünde ge- nel kural sorunun cemde çözülmesi şeklinde olmakta- dır. Orası,
Hakk Muhammed Ali
Meydanı'dır. Hallac-ı Mansur'un adıyla da anılan Dar-ıMan.rur'dur.
Yalan söylemek bu kursal meydanda oldukça zordur. Dede ele calip de orada adera Allah'ın, Peygamberin, Onlki İmam'ın, Kırkların huzurundadır. Zacen cem ibadetinin kursal KırklarMeclisinin
bir yinelenmesinden ibaret ol- duğıına inanılır. Düşkünün sorgulanması ve hakkındaki karar temsili Kırklar
Meclisinde
onların manevi huzu- runda gerçekleştirilir.Mı N 1 207 \ EK \ Ik t R
3· Cem sırasında konunun tar.ıAan, suçlayan/suçlayan·
lar ile suçlanan/suçlananlar ve harca olaya şahit olanlar, olayla ilgili bilgi sahibi olanlar dinlenir. Dede, Cem Enn·
kri olarak anılan cemin özellikle dede soylu yaşlıları·
nın ve hana cemaatin de görüşüne başvurmak sureriy·
le karar verir. Eğer dede cemaate sorunla ilgili danışırsa cilipler "Dilli başlı mıyım Erenler?" diyerek söz isterler ve Dedenin oluruyla, yani destur vermesiyle görüşlerini iF.ı
de ederler.
4- Cemaat huzurunda dedenin açıkladığı karar kesindir.
Nadir hallerde dede karar vermekten kaçınarak konuyu Pirine havale edebilir. Yine istisnai durumlarda düşkün Anadolu'daki Alevilerin Düşkün Ocağı olan Hıdır Ab·
dal Ocağına veya Hacıbekcaş ilçesinde bulunan Çelebi·
le re yollanır. Yollanan düşkün kişi veya kişiler ceıaland ı·
rılabilcceği gibi affedilebilirler de. Verilen cezalar maddi veya manevi olabilir.
S- Bazı hallerde sitemi kaikn (cezalandırılan) kişinin verilen karara uymadığı, yani maddi manevi cezasını yerine getirmemesi nedeniyle konu yeniden dedeye getirilebilir veya yukarıda bclircciğimiz iki üsc makarna yollanabilir. Ceıanın ağırlığına göre düşkünlük ceıası toplumdan dışlanmaya kadar varabilir. loplumdan dış·
!anan kişiyle ailesi dahil, herkes ilişkiyi keser, malı, dava·
rı köydeki halkın malına davarına karılmaz, kendisi cem ve cemaatlere alınmaz. Kurban kesemez, kurban lokma·
sı yiyemez. Bazı bölgderde bu toplumdan dışlanmışlık yıllar sürer. Ancak dedenin huzurunda toplanan cema- atle birlikte veya dedenin kararı düşkünün affedilmesi·
ni sağlayabilir.
Farklı yörelerde Tahtacı, Çcpni, Sıraç Alevilerindeki İŞ·
lcyişce F.ırklılıklar bulunmaktadır. Örneğin Tahtacılarda düşkünlük mekanizması şu şekilde işlemektedir: Düşkün olan kişi mürebbiye başvurmakta -yolun emrine raııyım, ben şu kötülüğü yaptım· demektedir. O da ona bir şap·
lak vurur ve dede gelince konuyu ona anlam. Dede işle
nen suçun durumuna göre kesme keser. CC?.ası sona erin·
ceye kadar onunla konuşmama, alışveriş yapmama vb.
pek çok toplumsal yaprırım da uygulanır. Bu ceza yedi yıla kadar sürebilir. Sonunda kurban keserek toplum ca·
rafından bağışlanır (Yetişen, 1986: 133).
lslevsillescn Diisklinliik Kurumu
Alevi toplumunun disiplinli yapısını korumasında yüı
yıllardır önemli işlevler görmüş olan Düşkiinlıik kuru- mu, bugün için geçmişi anmak bakımından isrisnai du- rumlar dışında işlevini yitirmiş, unurulmaya yüz cut- muştur. Bu kurumun uygulayıcıları olan dedelerin bu işlevlerinden mahrum kalmalarının da onların ocorice·
terine verdiği -ı.arar oldukça büyüktür. Kentlere göç ön·
cesi Aleviliğin dedelik, musahiplik vd. kurumları işler·
ken ve bunlar toplumsal bir karakccre sahip iken günü·
müıdc düşkünlük kurumu ve diğer geleneksd kurumlar ya tamamen işlevsizleşmiş ya da geleneksel işlevleri gün·
cellenmek suretiyle yaşatılmaya çalışılmaktadır. Dedeler ve talipler kentleşme sonucunda birbirlerinden kopmuş·
lar, nesillerin değişmesiyle özellikle yeni nesil, düşkün
lük de dahil, Alevllil<le ilgili kurumlardan uzaklaşmış ve düşkünlük kurumu yerini yeni sosyal yapının kurumla- rına bırakmışın. Geleneksel yaşamda düşkünlük kuru·
mu ile çözümlenen topluluk içi sorunlar, artık daha koz·
mopoliılcşen ortamlarda devletin resmi mahkcmde.rin·
ce çözümlenmeye başlamışur. Yaşanan geçiş dönemi ve Alev1liğin kentlerde kurumlaşma çabaları geleneksel ku·
rumların ne şekilde devam edip etmeyeceğini de açıklı·
ğa kavuşturacakur. Ancak sınırlı sayıda geleneksel yapıyı sürdürmeye çalışan ve dede-calip ilişkisini yaşarmayı sür·
düren çok sınırlı Alevi toplulukları ve/veya bireyleri de bulunmakta olup düşkünlük geleneksel şekliyle toplum- sal düzeyde değil de bu komrol kurumunu muharap alan Alevi bireylerce yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bugün için kentleşen Aleviliğin inanç esaslarına ve kurumlarına iliş·
kin ayrıntılar netlik kawnmış değildir. Düşkünlük, mu·
sahiplik ve diğer geleneksel kurumların günümüz sosyal orcamında nasıl var olacakları, uygulamada değişiklikler mi olacağı, yoksa bütünüyle mi ortadan kalkacakları za·
man içerisinde belli olacaktır.
<I 1 208 l 1
Ek: DLi~künlüğe lli~kiı Bazı Ô ııek 01.ıylar Burada çeşitli kaynaklara ve alan araştırmalaı·ındaki gözlem- lerimize dayanarak düşkünltığe ilişkin bazı örnek olaylar sun- makta yarar görüyorum:
Ômck olav 1 · Daha önce nişanlanmış olan bir km rızası ol- madan kaçıran bir genç, ccm meydantnda dara çekilir. Bu- rada cemaat<n de kanluruyla alınan karar sonucunda IJi~kım
aan edilir. Böylece bütün köy tarafından dışlanır. Düşkün ol-
duğu için de evlenemez. Aradan yıli.r geçeı· ve yalvarıp yaka- rarak beş yıl sonra dedenin ve cemaatin huzuruna gelir af di- ler. Onun bu durumuna üzıılen bazı yaşlı kişaer de dededen ve cemaatten ricacı olurlar. Dede, cemaatle birlikte onun top- luma yeniden kazandırılması ve düşkünlüğünün kaldırılması
için kurban kesip lokma vermesine karar verir.
Örncl, ola.v 2: iki kardeş miras sorunu yüzünden kavga eder- ler. Ne kendaeri ne de diğer aile fertleri birbirleriyle konuşur
lar. Bunun üzerine uzakta btılunan köyün dedesi geldiğinde cem sırasında bu kardeşlerin küskün olduğu dedeye iletilir ve taraflar meydana dikilerek sorgulanır. Mirasın paylaşılması ve sonrasındaki gelişmeler taraflardan dinlenir. Konu, kom-
şular ve konuyu bilen başkalannca değerlendirilerek dede ta-
rafından karara bağlanır. Buna göre küçük olan kardeş hak-
sız yere daha fazla mala sahip olmaya çabalamakla suçlanır.
Cezası ise haksız malı iade ve yakında bulunan Piri Baba tür- besine kur-ban kc$mcktir.
Ôı nck olav 3: Yaşlı bir adamın evli olan tek kızı, aynı köyde oturmakla beraber, onunla ilgilenmemekte ona bakmamak-
tadır. Yaşlı adamla komşulan ilgilenmekte, ellerinden gele- ni yapmaktad<rlar. Knının bu tavn dedeye şikayet edilir ve konu cemde tartışılır. Dara kalkan kadın, babasına bakma-
masının nedenini onu suçlayıcı sözlerle açıklamaya çalışır. • Söyledikleri komşuları ve aileyi yakından tanıyan diğer say·
gın kişilerce doğru bulunmaz. Bunun üzerine kadına yedi yıl
ceme katılmama cezası verilir. Ancak babasıyla ilgilendikten sonra düşkünlüğü sonlanabilccekti r.
Örnek ol.ıy 4: Alcvt geleneğine göre cemde dağıtılan lokmalar dede izin verdikten sonra yenilmektedir. Cem sı.casında bunu bilmeden veya unutarak yiyenler, dede tarafından dlira kaldı
rılır. Cemaatin de yardımıyla küçük eczalar verilir. Topluma lokma dağıtmaları vaadiyle al:Tedilirler.
Örnek olay:>: Komşu ailelerin çocukları kavga eder ve bunun üzerine büyükler de küfürlü sözlerle tartışırlar. Diğer kom-
şuların araya girmesiyle kavga önlenir. Ancak mesele bura- da kalmaz, ceme geıirilir. Dedenin karan bu ailelerin banşa
rak köylüye lokma vermek üzere kurban kesmeleridir. Ora- da banşır ve kurban keseceklerine söz verirler. Konu bu şe
kilde tatLya bağlanır.
Önıek ol~) 6: " .. Eskiden kusurlu olup ceme ginneycn yani görülmeyen insanlar da bulunurdu. Çekinirlerdi görgü sor·
gudan ve giremezlerdi cemleı·e. Divriği ye bir k_<ıye gitmj_tik.
Bir kız nişanlamışlardı Gönderen köyünden bir başka köye.
Ancak o köyden Mahmut Efendi adlı birinin oğlu bu kızı ka-
çırmış ve evlenmişler. Biz orada cem bağlayacakken bu konu da ortaya geldi ve biz dedik ki sen bu kızm babasından rıza
lık almadan bu ceme giremezsin. Evvela dedik git bu köye kı
zın ailesinden rızalık al müsade al, "özllr dilerim, böyle oldu"
diye. Hatta hanımını da götürebilirsin dedik. Babası razı oldu
oğlunu yollamaya ama amcası göndermedi, "bu çocuğu ora- ya gönderip öldürtecek misiniz?" dedi. Biz dedik ki "Mu- hammed Ali yolu için ölse de gidecek.''. Bir elma ben ver- dim, bir elma da Ali Metin Dede lokma olarak kızın babası
na yolladık. Neyse oğlan kızın babasına varmış özür dilemiş,
müsade istemiş. Kızın babası da ona "Sizi gönderen dedele- rin elini ayağını öpeyim, dedelerden Allah razı olsun. 60-70
yaşına geldim böyle güzel hareket görmedim. Allah seni Hz.
Hüseyin'in yolundan geri koymasın." demiş. Oğlan ona bi- zim yolladığımız lokmaları da vermiş. O da bize lokma ola- rak portakal yolladı. Sonra o kişiyi ceme aldık eğer gidip k•- ZLn babasından razıhk almasaydı onu cenıe almayacaktık ... "
(23 Temmuz 1996'da Garip Musa Ocağı'ndan İsmail Kara-
yalçın Dede ile görüşme notlanmdan).
Ôrn<'k olnv İ: " ... köyde zahirden bir kadınla zina suçu işle
yen bir can~ oo yJ düşkünlük vo çürgün ceı:~ı verilmiş. Süre sonunda 'Aman mürüvvet!' diye gelişinde mürşidi, 'Defol.
eli yüzü kara maskara!' diye kovmuş. Nlhayet üçfu;ıcü defa-
sında Meydan'a alıp rehberine ve topluma damşmış. Bunlar bu süre içinde kendisinin düzeldjğine inandLklannı söylemiş,
arka olmuşlar. Kendisine bir fırsat verilsin istemişler. Mtırşit, düşkünün boynuna su dolu büyük bir testi asmış. Niyaz edin- ce (elleri göğüste çaprazlanmış, öne doğru eğilerek saygı du-
ruşuna geçince) alnma değecek gibi ucu sivri bir ağacı önü- ne çakıp eği.lterek alnını buna değdirmiş. Bu şekade durur- ken kendisine yüz değnek vurulmasını emretmiş. ı\yin-i cem erenlerinden bazıları 'Beş ıanesini bana, on tanesini bana ba-
ğlşla erenlerim' diye indirim yaparmışlar, nihayet altmış ·çelik (sopa) vurulmağa kadar indirilmiş. Bu dayak anldıktan son·
ra da bir Düvaz (Oniki İmam adı geçen Bektaş1şiirleri) ve üç nefes okununcaya kadar da su dolu testi boyııu nda ve alnı~a siviri uçlu kazık dayalı olarak durdurtılmuş. Düşkünlük ceza-
sına böylece nihayet verilmjş ... " (Noyan, 1976: 203).
Örnek ola~ 8: " ... Babam, köyden bir kişiye ha.ksızlık yap•
mış. Görgü ceminde karşı taraf, ondan şikliyetçi oldu. Ba- bam, inkar etti. Dede, cemde bulunanlara, olayı sordu. Baba-
mı kastederek, 'evet bu adam haksızdır' dediler. Bunun üze·
rine dede, babamı çağırdı, önüne diz çöktürdü. Strtına elin- deki erkanla vurdu. Babam, bu olaydan çok etkilendi. Onu- ru kınldı. Birkaç gün hasta yattı. Sonra gidip adamın nzalığı·
nı,;!_dı:,:" (Yt~d.'.!:'..m: 2001: 49). ,
> ıl ~ <CNC'1l • 209
I
\I KHşl KCLTC•CAli Kemali, Erzi11tAn Tarihi. Coğrafi, lrrimai Emogmfi. idari, lhsai Tetkikas Tecrübesi, lsranbul 1932.
Aytekin, Sefer (hıl.). 8uyn1k, Ankara 1958.
Baha Said Bey. Tıirlriye'dt Akvi-Bcktll{İ, Ahi w Nusayri Ziimrr:kri, hıl.
lsmail Görkem, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 2000, Bal, Hüseyin, Akvi-&lrraşi Sosyolttjhi, Ant Yay., lsranbul 1997.
Boıkun, Fuac, Alroiliği11 Toplumsal Doyur/an, Y'ôn Yay., lsranbul 1990.
Çıblak, Nilgün, Menin Tnhıattktn (Halkbilimi Araşt1rma/Jın), Ürün Yay., Ankara 2005.
Er, Plri, Dimım /(j;ltiir AJ1adolu Akvlliği, Deray Yay., lstanbul 1998.
ErdtbiUi Şqh Safi ve BuY"'ğu, hzl. Mehmet Yaman, lstanbul 1994.
Erdenmğ. Nermin, Sün Küyii'nütı Emolojik Ter/tiki, 2. bs., Ankasa Üniversitesi Eğitim f-akülccsi Yay., Ankara 1971.
Ersal, Mehmet, "Alevi-Bek~! inanç Sisteminde Mllkuka Örnek: Veli Baba Sultan Ocağı Alıitnimcsi", Ulus/Jımmsı lns11n Bilimim Derghi, C. 4, $. 1, Yıl: 2007, s. 1-26.
lsmail Hakkı, Ç<pııiltr Balık'1ir'tk, Balıkesir 1935.
210
Noyan, Bedri, ·ncktaşl ve Aleviler'dc Hukuk Düıcni (Dü~künlük)", !.
Ulııslammsı Tıirlr Folklor Bi/;/iri/cri, C. !V<len Ayrıbasım, Ankara 1976, $. 189-213.
Ôıtürk, Se7.ai, Tunetli'dt Alroilik Ourirıt SoS)'Olttji!t Bir Dmtme, lsranbul Üniversitesi Edcbiyac Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, Yayımlanmanı~ Meıuniyet Tezi, lscanbul 1972.
Şahhü.ıcyinoğlu, Hasan Nedim, Makıtya &ılıyan Aıimi, ABC Kicabcvi, Malarya 1991.
Yaman, Ali, Kt2iılbaş Akvi Orak/Jırı, Elips Kirap, lmnbul 2006.
_ , Akvilik & lGzılbltflık Tarihi, Nokca Kitap, lsranbul 2007.
Yctif<:n, Rııa, Tahtact Aıimkri, Atkı, Gek11ek vt Görmek/eri, lımir 1986.
Yıldırım, Ali, "Alevilikcc Hllkuk Sistemi". Alroikr I Akıuiren, C il.
inanç w Geknekkr, hzl. lsmail Engin - Franı Erhard, Oeucsches Oricnc-lnsdcuc, Hamburg 2001, s. 37-52.
Y'orük.'"· Yusuf Ziya, A11adolılda Alroiltr "' Tahtatılar, bıl. Turhan
Y'orükoğlu, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1998.
Yusuf Ziya, "Onuncu Asır Başlannda Ya>Jlmış olan Ebu Dülef
Scyalıamamcsine göre Ona Asya'd• Türk Boylan ve Bunların Dini ve Coğrafi Varlıkları", Darii/ Fıiııun liahiyaı Fakülusi MemıuASı, Yıl: 5. S. 24, (1932). s. 46-64.