• Sonuç bulunamadı

3. BÖLÜM SOSYOLOJİ VE DİN SOSYOLOJİSİNDE YÖNTEM

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "3. BÖLÜM SOSYOLOJİ VE DİN SOSYOLOJİSİNDE YÖNTEM"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SOSYOLOJİ VE DİN SOSYOLOJİSİNDE YÖNTEM

Niyazi USTA Osman EYÜPOĞLU

Çok meşhur bir deyim vardır; “usulsüz vusül olmaz” diye. Bu ifade daha çok tasavvufta duyulsa bile gerçekte her işte lazım olan evrensel rasyonel/akli bir kuraldır. Bilimin de kendine özgü bir yöntemi ve tek- nikleri vardır. Hemen burada belirtelim ki bilimde kavramların da özel anlamları vardır. Mesela burada yöntem ve teknik kavramlarını kullan- dık. Yöntem günlük dilde ‘hangi yöntemle geldin buraya?’ ifadesinde görüldüğü üzere bir tekniği/aracı yani otobüsü, treni, dolmuşu vs. ifa- de edebilir. Ama bilimde ise yöntem ve tekniğin kullanımı daha farklı- dır. Yöntem denince çok basitçe; mesela ‘a, b, c… birer kuştur → a, b, c… kuşları uçuyor → öyleyse kuşlar uçar’ şeklindeki bir akıl yürütme yöntemdir ve tümevarım olarak adlandırılır. Tersine de tümdengelim yöntemi denir. Ama kuşların uçuşunu gözlemlememiz, kuş türlerini sayıp istatistik yapmamız gibi bilgiye ulaşma yolları ise teknik- tir/araçtır.

Teknikler hemen hemen aynıdır ama yöntemler bilim adamından bi- lim adamına ve bir bilim dalından diğer bilim dalına değişebilir.

Mesela felsefede yöntemlerden biri diyalektiktir. Diyalektik kısaca tartışma sanatı olarak ifade edilebilir. Buna göre her şey zıddıyla kaim- dir ama zıtlar arasında daima çatışma vardır. Nasrettin Hoca’ya sor- muşlar: ‘Hocam burnun nerede?’ Hoca da ‘ensemde’ demiş. ‘Hocam, insanın burnu ensesinde nasıl olur?’ demişler. Hoca da ‘tersini bilemedi- ğin hiçbir şeyin düzünü/kendisini de bilemezsin’ demiş. Sosyolojide di- yalektik yöntem pek kullanılmaz. Ama ‘tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkmıştır?’ şeklinde paradoksal (çelişkili; kısır döngüsel) hususları sosyolojide de görmek mümkündür: Mesela ‘insan mı toplu- mu, toplum mu insanı inşa etmiştir?’ sorusu bu türden bir sorudur ve yöntemle ilişkilidir.

Prof. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bö- lümü Öğretim Üyesi, Samsun. E-mail: [email protected].

 Prof. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Din Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Samsun. E-mail: [email protected].

(2)

Felsefede Araştırma Yöntemleri

Diyalektik: Diyalog, Eski Yunanca’da karşılıklı konuşmak demektir (dia, arasında; logos, konuşmak). Diyalektik ise gerçekliği onun zıtları arasındaki çatışmanın sonuçlarında arayan akıl yürütme sanatıdır. Buna göre her şey zıddıyla kaimdir; zıtlar arasında da çatışma vardır. Hegel’e göre hayatı fikirler inşa eder; madde düşüncenin yansımasıdır. Marx’a göre madde hayatı ve fikirleri inşa eder.

Tümdengelim: Tümel/genel bir önermeden tikel/tekil bir önermeye, yasalar- dan olaylara, etkenden etkiye geçme yoludur (T.D.K. Büyük Türkçe Sözlük).

Bütün insanlar iki ayaklıdır → Ali de iki ayaklıdır → öyleyse Ali de insandır.

Bütün insanlar ölümlüdür → Ali de bir insandır → öyleyse Ali de ölümlüdür.

Tümevarım: Tümden gelimin tersi olarak tekil olaylardan genel yargılara varma yöntemidir. Altın, gümüş, bakır ısıtılınca genleşti → bunlar metaldir → öyleyse bütün metaller genleşir. Ali, Veli, Fehmi öldüler → bunlar insandı → öyleyse tüm insanlar ölümlüdür.

Analoji: Benzeştirerek çözme yöntemidir. Dünya kendi etrafında döner; gece gündüz oluşur. Mars da kendi etrafında döner; onda da gece gündüz oluşur.

Analitik: Ana parçalarına ayırarak çözmek demektir. Analiz: H2O (su), iki H atomu ile bir O atomunun birleşmesinden meydana gelir. Sentez: iki H atomu ile bir O atomunu birleştirirsek = H2O (su) meydana gelir.

Sosyolojide Temel Araştırma Yöntemleri/Kuramları

Yapısal-İşlevselcilik: Amerikalı sosyolog Talcott Parsons’a (1902–1979) göre, toplum çatışma ile değil; kendini oluşturan öğelerin (aile, ekonomi, din, eği- tim… vs.) yapının devamı yönünde icra ettikleri görevler (fonksiyonlar) saye- sinde ayakta kalır. Toplumu ayakta tutan bağ, birey ve gruplar arasındaki fonksiyonel (sistemin devamına katkı sağlayan) etkileşimdir. Örneğin tüm toplumlarda dinler aileyi destekler. Aile de dinin öğretildiği ilk kurumdur.

Ekonomik yapı eğitimi destekler, eğitim de ekonomik yapıya nitelikli/kaliteli eleman sağlar…

Çatışmacılık: R. G. Dahrendorf’a (1929-2009) göre toplum, onu oluşturan aile, ekonomi, din, siyaset, eğitim gibi unsurlar arasındaki uyuşum sayesinde değil; çıkar grupları (fakir-zengin, kadın-erkek, amir-memur, patron-işçi) arasında daima var olan çatışma sonucu dengeye kavuşur. Çatışma toplum- dan silinip atılamaz. Sadece sendika gibi aracı faktörlerle kurumsallaştırılabi- lir. Zira çatışma yapının değişimi için işlevseldir/gereklidir. Örneğin toplum- sal ve ekonomik güç açısından kadın-erkek arasındaki çatışma Amerika’da 1960’larda kadına da hak tanıyan bazı düzenlemeler yapılarak kurumsallaş- mış (yani çözülmüş) oldu. Türkiye’de kadına evlilikte tek eş şartı koşma hak- kı 1917’de, seçme-seçilme hakkı ise 1934’te verilmiştir. Seçme-seçilme hakkı kadına Amerika’da 1919’da, Fransa ve İtalya’da 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de tanınmıştır.

Etkileşimcilik: George Herbert Mead (1863-1931) gibi sosyologlara göre top- lumun nasıl oluştuğunu çatışmada veya uyuşumda değil; günlük etkileşimle- rimizde aramalıyız. Günlük hayatta kullanılan yazı dili, konuşma dili, bir işaret, bir simge, benimsenen bir kural ve normlardan/kurallardan hareketle toplumun nasıl oluştuğunu görebiliriz. Asansörde nasıl davranılacağından (genellikle tavana veya yere bakmamızdan), esrar kullanmanın nasıl öğrenil- diğine kadar birçok sosyal davranışı günlük etkileşimlerimizden hareketle öğrenebiliriz.

(3)

Tabiat Bilimlerinde Araştırma Yöntemleri (Dikeçligil’den)

Pozitivist Paradigma (Önceki Bilim Anlayışı): Paradigma, bir bakıma İslam kültüründeki icmâ gibi bir anlama sahiptir yani “bilim adamlarının bir konu- daki ortak görüşü” demektir. Pozitivist paradigma demek, mesela “tabiat bi- limlerinde bilimsel bilginin görevi açıklamadır” anlayışına taraftar olmak demektir. Yeni (holistik yani bütüncül) bilim anlayışında ise bu görev açık- lama+anlamadır.

Bütüncül Paradigma (Holistik veya Yeni Bilim Anlayışı): Bütüncül para- digma denince mesela bu anlayışa göre bilimsel bilgi “kesin” sonuç elde ede- mez; sadece “geçici kesin bilgi” elde eder. Kesin bilgiyi ancak Tanrı elde edebi- lir. Pozitivist paradigmaya göre ise bilimsel bilgi “kesin” sonuç elde edebilir.

Temel Sorunlar Pozitivist Paradigma Bütüncül Paradigma Bilimsel dü-

şünme metodu Tümevarım Tümevarım+Tümdengelim

Bilimsel bilginin görevi

Açıklama:

Rüzgâr eser, yaprak uçar. Rüzgârın yaprağı uçurma niyeti yoktur.

Açıklama+Anlama:

Rüzgâr eser, yaprak uçar. Rüzgâ- rın yaprağı uçurma niyeti yok ama Temel Fadime’yi kovalıyorsa onu dövme niyeti olabilir ve biz de araştırarak bu niyeti anlamalıyız.

Bilimsel bilginin

kesinliği Bilim kesin bilgi elde eder

Bilim ancak geçici kesin bilgi elde edebilir. Bilim ilerledikçe eski bilgiler doğrulanabilir veya belki de yanlışlanabilir.

Bilimsel bilginin

ilerleme biçimi Bilim doğrulamalarla

ilerler Bilim doğrulama ve

yanlışlamalarla ilerler.

Yukarıdaki tabloda felsefede ve sosyolojide kullanılan yöntemleri kısaca bir arada görmeye çalıştık. Görüldüğü üzere yöntemler bir bi- limden öteki bilime değişebilir. Yöntem-teknik farkını basitçe ifade et- mek gerekirse, yöntem, “her yiğidin yoğurt yeme usulü farklıdır” atasö- zündeki yeme usulünü ifade ederken, teknik de yoğurda (sayesinde yeme usulünün icra edildiği vasıtaya) benzetilebilir. Ya da yöntem, yo- ğurdu mayalama usulüdür; teknik ise bizi yoğurda ulaştıran sütü elde etme biçimimizdir. Başka bir örnek olarak Tefsir bilim dalında gelenek- çi veya yenilikçi (modernist) olmayı yönteme (olaylara uzaydan bakış biçimine), Arapça okuma, tarih okuma, Kur’an, Hadis okumayı da tek- niğe (bilgi edinme vasıtalarına) benzetebiliriz.

Daha önce de işaret ettiğimiz üzere felsefede kullanılan diyalektik yöntem sosyolojide kullanılmaz ama çatışmacılık kısmen diyalektiğe benzetilebilir. Felsefe ve sosyolojinin yöntemleri farklı farklı da olsa zaman zaman her iki alan birbirinin kavramlarını ödünç (geçici) olarak kısmen kullanabilirler. Mesela bir sosyoloğun araştırmasında tümden- gelime, analojiye, tümevarıma, analize-senteze zaman zaman değinmesi mümkündür. Felsefeci de bir şekilde çatışmacılıktan, işlevselcilikten ve etkileşimcilikten pekâlâ söz edebilir.

(4)

Kısaca yöntemler farklı farklı olsa da bilgiye ulaşma teknikleri bü- yük oranda aynıdır. Bir felsefeci toplumla ilgili olarak bir sosyolog gibi istatistik kurumuna bilgi almak amacıyla başvurabilir; insanlarla mü- lakat yapabilir; anket uygulayabilir katılımcı gözlem yapabilir. Teknik, araştırmamız için gerekli bilgi toplamada başvurduğumuz yol anlamına gelmektedir. Örneğin Bişkek’te yoksullular nasıl yaşamaktadırlar? Sağ- lık sorunlarını nasıl çözmektedirler? Acil durumda borç para gerekti- ğinde bunu nasıl halletmektedirler? Düğün ve cenaze masraflarını nasıl karşılamaktadırlar? Vakit namazlarını camide kılma durumları nasıl- dır?... Bu bilgileri elde etmek için çeşitli teknik yollar vardır. Örneğin bizzat toplumda fakir mahallelere giderek gözlemlerde bulunabiliriz.

Bunun için 3-5 ay o toplumda yaşayarak/katılımcı gözlemlerde bulun- maya ihtiyaç duyabiliriz. Bu çok zaman alıyor diye on kişilik bir anket grubu kurarak önceden hazırlanan anket formlarını hızlı bir şekilde yoksullara uygulayabilir; kendileri iyi okuyup cevaplayamaz diye soru- ları okuruz onlar cevap verir, biz de forma işaretleyebiliriz. Ayrıca ma- hallenin ileri gelen zatları ile de yüz yüze görüşebilir, bu konuda bilgi talep edebiliriz. Devletin istatistik kurumundan yardım alabiliriz. Bu konuda yapılmış önceki çalışmalara bakabiliriz… Tüm bunlar bilgi top- lama tekniğidir. Ama tolum mu insanı, insan mı toplumu inşa eder (üretir) sorusu ise yönteme ilişkin bir sorudur. Şimdi de sosyolojik araştırmalarda kullanılan temel veri/bilgi toplama tekniklerini aşağı- daki tabloda bir arada görebiliriz:

Sosyolojik Araştırmada Kullanılan Temel Veri Toplama Teknikleri

Teknikler Kısa Açıklaması

Deney Doğa bilimlerinde en çok başvurulan bir tekniktir. Sosyo- lojide uygulanması çok zordur. Deney tekniğine ilişkin olarak bir sonraki tabloya bakılabilir.

Gözlem

Daha çok ilk sosyologların kullandığı bir tekniktir.

Katılımlı Gözlem: Teneffüslerde müdürün aralarında dola- şarak öğrencileri gözlemlemesi gibi. Bu tekniği daha çok antropologlar kullanır.

Dışarıdan Gözlem: Teneffüslerde müdürün kamera aracı- lığıyla koridorlarda dolaşan öğrencileri gözlemlemesi gibi.

Her iki gözlemde de anket veya görüşme formu gibi stan- dart bilgi toplama aracı kullanılmaz.

Saha araş- tırması (Der- lemeler)

İnsanlara, toplumsal kurumlara veya sorunlara ilişkin olarak anket veya görüşme teknikleri aracılığıyla sorular yöneltilmesinden oluşur. Günümüz sosyolojisinde en çok bu teknik kullanılmaktadır.

Örnekleme: Bütünün karakteristik/temel özelliklerini yansıtacak bir parçasının (en az % 1’inin) tesadüfî olarak seçilmesidir.

Belgesel Araş- tırma

Daha çok tarihsel sosyolojik araştırmalarda kullanılan ve kitap, gazete, dergi, arkeolojik buluntular… gibi belgeler üzerinden yürütülen bir veri toplama tekniğidir.

(5)

Sosyolojik araştırmalarda deney tekniğini kullanmak zor bir iştir.

Thomas Alva Edison’ın bir rivayete göre iki bininci, diğer bir rivayete göre de on bininci deney sonunda ampulü bulduğu ifade edilmektedir.

Sosyolojik araştırmalar insanla ilgili olduğu için mesela bir insana bir anketi rica minnet en fazla bir veya iki defa uygulayabilirsiniz. Para vererek bu sayıyı artırabilirsiniz ama bu sefer de anket masrafı araş- tırmanın yapılmasını imkânsız kılacak kadar artabilir. Zaten genellikle sosyolojik veya sosyal psikolojik deneyler kişilere belli bir ücret verile- rek uygulanmaktadır ve bu da bir-iki sefer yapılabilmektedir. Pahalı ve uygulaması zor olduğu için sosyolojide veya sosyal psikolojide kullanı- lan deney tekniği çok sıklıkla başvurulan bir bilgi toplama aracı/tekniği değildir. Aşağıdaki tabloda doğa bilimlerinde ve sosyolojide yapılan bi- rer deneyi karşılaştırmalı olarak inceleyebiliriz:

Bilimsel Araştırmalarda Deney Tekniği (Giddens, 2000) Doğa Bilimlerinde Deney Sosyolojide Deney Bağımsız Değişken (Durum): Işık

Bağımlı Değişken (Davranış): Yu- murtlama

Bağımsız Değişkenler: Hapishane ortamı (gardiyan-mahkûm)

Bağımlı Değişkenler: Tutumlar (otori- ter-isyankâr)

Tavuk A, B, C… ve Tavuk X, Y, Z…

benzer karaktere sahip iki homojen grup

Atik, Ali, Ahmet… ve Hüsnü, Hüse- yin, Hürrem… benzer karaktere sa- hip öğrenci arkadaşlar

Deney Grubu Kontrol Grubu Deney Grubu Kontrol Grubu Tavuk A, B, C…

(Belli aralılarla daha çok ışık verilen grup)

Tavuk X, Y, Z…

(Belli aralıklarla normalden daha az ışık verilen grup)

Atik, Ali, Ah- met…

(Gardiyan rolü verilen grup)

Hüsnü, Hüseyin, Hürrem…

(Mahkûm rolü verilen grup)

Bu grup belli bir süre sonra dü- zenli olarak gün- de 1 yumurta veriyor

Bu grup belli bir süre sonra önce- ki yumurta veri- minin de altına düşüyor

Önceki normal tutumlar hapis- hane koşulların- da farklılaşıyor ve otoriter bir niteliğe bürünü- yor

Önceki normal tutumlar hapis- hane koşulların- da farklılaşıyor ve isyankâr bir niteliğe bürünü- yor

Kuramsal Sonuç:

Tavuk ışığı yeni bir günün doğması olarak algılamakta ve düzenliliği sa- yesinde de şartlanmaktadır. Burada tavukların yumurtlama davranışını etkileyen esas faktör ortam/ışıktır.

Kuramsal Sonuç:

Hapishanelerdeki davranışlar, mah- kûm veya gardiyanların kişisel özel- liklerinden değil, öncelikli olarak hapishane ortamının kendi yapısın- dan kaynaklanmaktadır.

Bilimsel yöntem ve tekniklerin amacı en doğru bilgiye ulaşmayı sağlamaktır. Doğru bilgiler sayesinde hayatı daha kolay ve güvenilir bir düzeye kavuşturmak mümkündür. Mesela yoksulluk ciddi bir beşeri sorundur ve bilimsel açıdan araştırılmaya değerdir. Aşağıdaki tabloda yoksulluk ve dini hayat arasındaki ilişkinin bir araştırmada nasıl ele

(6)

alındığı kısaca anlatılmaya çalışılmaktadır. Diğer çalışmalar da buna benzer olarak düşünülebilir:

Din Sosyolojik Araştırma Süreci

Sırasıyla Aşamalar: Araştırma Örneği: Osman Eyüpoğlu, Yoksulluk ve Dini Hayat.

1→ Araştırma sorununu ortaya koymak (çalışmanın problem durumu, ama- cı ve önemi)

Konu: Yoksulluk ve dinî hayat ilişkisi.

Temel problemi… Çalışmanın iki amacı vardır: … Araştırmanın önemi:…

2→ Önceki veya benzer araştırmalar ışığında sorunun kapsamını iyice netleştirmek

Konuyla İlgili Kaynaklar ve Araştırma- lar: Ahmet Çiğdem, “Yoksulluk ve Din- sellik”…

3→ Araştırmaya özgü kavramlar veya temel kavramlar

Mutlak/Nesnel Yoksulluk Sını- rı/Çizgisi; Göreli Yoksulluk Sını- rı/Çizgisi…

4→ Sorunun açık bir formülasyonunu hazırlamak (hipotez / denence; var- sayım / sayıltı)

Denenceler: 1, 2, 3… 5a) Üst gelir sevi- yesi gruplarının kitabi dindarlık düzey- leri, 3b) alt gelir seviyesi gruplarınınsa popüler dindarlık düzeyleri daha yük- sektir.

5→ Araştırma Yöntemi (İşlevselcilik +

çatışmacılık = Aktif Toplum Kuramı) A) Kuramsal Yöntem: Tercihimiz Etzioni’nin “Aktif Toplum” kuramıdır.

6→ Araştırmanın Teknik Yapısı 6a→ Evren, Örneklem ve Sınırlılıklar 6b→ Araştırma malzemesini (verileri)

toplamayı sağlayacak teknik yön- temi belirlemek:

6b1→ Deney 6b2→ Gözlem

6b3→ Saha Araştırması

6b4→ Belgesel Araştırma (Literatür İncelemesi)

B) Teknik Yöntem:

B.1) Evren: Araştırmamızın evreni Samsun kent merkezinde yer alan ve yoksulların yoğunlukla yaşadıkları kenar mahallelerdir.

B.2) Örneklem: Biz örneklem olarak

%10’un üzerinde yoksulluk yüzdesine sahip mahalleleri almayı uygun gördük.

B.3) Bilgi Toplama Teknikleri:…

B.4) Bilgi Toplama Aracı:…

7→ Araştırmayı yürütmek (verileri top- lamak)

1400 anket formu basılıp bunların 1328 tanesi alana dağıtılmış; 918 adet SPSS ile işleme tabi tutulmuştur.

8→ Sonuçları / verileri yorumlamak (analiz etmek)

B.5) Bilgi Toplama Aracının Geçerlik ve Güvenirliği: Faktör yük değeri 0.30’un altında olan 6 soru iptal edilmiştir.

B.6) Toplanan Bilgilerin Analizi: 918 adet sağlam anket formu SPSS (Statistical Package for Social Science) 15.0 programı ile gerekli işlemlere tabi tutulmuştur.

Genel Sonuç: Dinsellik (İslam) yoksul- luğa götüren bir söyleme değil, aksine yoksulluktan kurtulmaya sevk edecek bir söyleme sahiptir.

9→ Bulgular ışığında hipotezleri test

etmek 22 hipotezin/denencenin 18’i doğru-

lanmıştır.

10→ Araştırma sonuçlarını yayınlamak Bir proje olarak başlanan çalışmanın sonucu rapor halinde ilgili birime sunu- larak proje/çalışma sonlandırılmıştır.

(7)

Bilim her ne kadar en doğru bilgiye ulaşma amacı taşısa da bu amacına tam olarak ulaşması mümkün değildir. Bu nedenle günlük hayatta ara sıra ‘filancanın yalancısıyım; anket verilerinin yalancısıyım’

deriz. Burada yalan ifadesi espri/nükte amacı yanında eleştiri amacı da taşımaktadır. Bu nedenle mutlak/kesin bilgi Allah’ın yanındadır. Biz ancak ‘şu şu verilere göre şimdilik şu sonuca varabiliriz; yeni araştırma- lar sayesinde bu sonuç daha da desteklenebilir veya yanlışlanabilir’

diyebiliriz. Bu konuyu bilimsel bilginin objektifliği sorunu olarak da adlandırmaktayız.22

Tabiat Bilimlerinde Objektiflik/Nesnellik: Tabiat bilimlerinde el- de edilen veriler belli bir yöntem ve teknikle analiz edilir ve sonuçta bir senteze/açıklamaya/genellemeye varılır: ‘Su deniz seviyesinde 100

°C’de kaynar’ örneğinde olduğu üzere. Burada suyun 100 °C’de kay- namasının nedeni yeterli ısıdır ama ısının suyu kaynatma gibi bir niyeti yoktur; ayrıca bu kaynama işi ne iyidir, ne de kötü. Başka bir örnek verecek olursak, yaprak havada uçuyorsa bunun nedeni rüzgârdır ve rüzgârın yaprağı uçurma gibi bir niyeti yoktur; yaprağın uçması da ne iyidir ne de kötü. Yani burada değeryargısallık söz konusu değildir.

Açıklama: Doğa bilimlerinde A (rüzgâr) nedeni B’ye (yaprağa) etki etmekte ve C (uçma) sonucu doğmaktadır. Bu tür bir izaha biz açıkla- ma diyoruz. Bu herkese açık bir durumdur ve burada bizim kişisel yo- rumumuz işin içine karışmamaktadır; tespit/belirleme yapmaktayız sadece.

Sosyolojide ve Din Sosyolojisinde Objektiflik/Nesnellik: Sosyal olay ve olgularda ise durum farklıdır. Suyun kaynaması bir tabii olgu iken örneğin erkeğin karısına şiddet uygulaması ise sosyal bir olgu ola- rak adlandırılmaktadır. Tabii olgularda örneğin rüzgârın yaprağı uçur- masında iyi veya kötü bir niyet yokken, sosyal olgularda mesela erkeğin karısına şiddet uygulamasında ise mutlaka bir niyet vardır ve biz bu niyeti ilk bakışta görememekteyiz. Yaprağı uçuran neden tek bir tabii olgu (rüzgâr) iken, kocanın karısına şiddet uygulamasının ise birkaç tane sosyal nedeni olabilir. Koca dayağını araştıran sosyal bilimciye göre dayak şiddettir ve kötüdür ama dayağı atan kişiye göre bu gerekli- dir. Yaprağın uçması hem şiddet uygulayana hem de şiddeti araştırana göre normal bir tabii olgu iken; yani burada fikir birliği varken, dayak şiddeti konusunda ise araştıranla (sosyal bilimci ile) araştırılan (dayak- çı koca) arasında fikir birliği yoktur. Dolayısıyla yapmamız gereken iki şey vardır:

22 Sosyolojide kullanılan yöntem, teknikler ve objektiflik sorunu konusunda özlü bir değerlendirme için Giddens’ın adı geçen eserine bakılabilir. Toplu- mun dini tutumlarının yöntem anlayışlarına etkisi konusunda bir örnek olarak da, Niyazi Usta, Din ve Toplum Yazıları, Platin Yayınları, Ankara, 2008, ss.67-87’ye bakılabilir.

(8)

1- Birincisi tespittir/açıklamadır; yani gözlemlenen hususa göre A bireyi B’ye şiddet uygulamaktadır. 2- İkincisi ise şiddet uygulayanın niyetini öğrenmek yani onu anlamaya çalışmaktır. Rüzgâra ‘sen neden yaprağı kovalıyorsun?’ diye soramıyorduk ama kocaya ‘sen karını ne- den dövüyorsun?’ diye sormamız gerekmektedir.

Açıklamaya Dayalı Anlama: Sosyal olay ve olguları sadece açıkla- ma yaparak izah edemeyiz. Davranışı, örneğin koca dayağını gözlemle- mek bir tespittir. Ama aynı zamanda empati kurarak (kendimizi araş- tırdığımız kişinin yerine koyarak; duygularını paylaşarak) onun davra- nışını anlamaya çalışmamız gerekmektedir. Doğa bilimlerinde rüzgâra

‘seni anlıyorum’ dememiz uygun olmazken, şiddet uygulayan kocayı anlamazsak sorunu çözemeyiz. ‘Beni bir sen anladın; sen de yanlış an- ladın’ deyimiyle aslında anlatılmak istenen şey, zor da olsa anlamanın çok önemli olduğu meselesidir. Bu yüzden antropologlar ilkel kabileleri incelerken katılımcı gözleme önem vermişlerdir. Yani o kabile içinde uzun yıllar onlarla beraber yaşayarak onları anlamaya çalışmışlardır.

Yaprak uçuyorsa ona kimden kaçtığını ve kaçma sebebini sorma- yız. Ama örneğin Fadime kocası Temel’den kaçıyor; Temel de kovalıyor- sa, aşağıdaki muhtemel soruları sormamız gerekmektedir ki meseleyi anlayabilelim. Zira yaprağın uçma nedeni bir sebebe (rüzgâra) bağlı iken, Fadime’nin uçma/kaçma nedeni ise birkaç sebebe bağlı olabilir:

Açıklama Rüzgâr esiyor ve bu nedenle yaprak uçuyor.

Temel kovalıyor ve bu nedenle Fadime kaçıyor.

Anlama

● Kovalayanın (rüzgârın değil; Temel’in) niyeti nedir?

● Kovalayanı kovalamaya iten diğer faktörler nelerdir?

● Kovalayanın yerinde olsaydık (empati / duygudaşlık yap- saydık) biz de aynı şekilde mi davranırdık?

Muhtemel Sebepler:

☺Temel işsiz kaldığı için mi öfkelidir?

☺Fadime yemeği mi hazırlamamıştır?

☺Temel, “erkek dediğin karısını ara sıra döver” söyleminin etkisinde mi kalmıştır?

☺Fadime Temel’in cebinden fazla mı pazar harçlığı almıştır?

☺Temel, Fadime ona hiç erkek evlat vermediği için mi öfkelidir?

☺Fadime bir televizyon dizisindeki erkek aktöre mi bakmıştır?

☺Temel, Fadime’yi aldattığı için konuyu saptırarak suç mu bastırmaktadır?

☺Fadime’nin Temeli aldattığına dair bir söylenti mi çıkmıştır?

☺Temel ve Fadime, merada/otlakta yuvarlanıp yaralanan ineklerine yardıma mı koşmaktadırlar?

☺Temel ve Fadime “yakala beni” mi oynamaktadırlar?

☺Fadime yangından, Temel de köpekten kaçarken tesadüfen peş peşe mi denk geldiler?

☺Temel, Fadime’yi bir film çekimi sahnesindeki rolü icabı mı kovalamaktadır?

-Onları izlemekle mi daha kesin bilgiye ulaşırız yoksa bizzat onlara mı soralım?

-Onlara sorsak, özel bir meseledir diye belki de bize farklı cevap mı verirler?

-Onları izlemeye devam etmek sadece tahminlerimizi mi artırır?…

(9)

Din Sosyolojisinde Objektiflik Sorunu: Yorumlayarak Bir Açık- lamaya Varmanın Gerekliliği

Yukarıda anlatılanları bir örnek üzerinden uygulamalı olarak izah edecek olursak şunlar söylenebilir: “Yoksulluk ve Dini Hayat” adında Samsun’da yaptığımız bir araştırmada, alt gelir grupları resmi yardım- ları (devlet yardımlarını) yeterli bulmazken, sivil (zengin halk) yardımla- rını ise yeterli görmektedirler. Üst gelir grupları ise tersini düşünmek- tedirler. Gözlemlerimize göre bunun muhtemel nedeni yardım alanların resmi kurum ve kuruluşlara karşı kendilerini daha rahat, zengin/sivil kesime karşı ise daha bağımlı hissetmeleri olabilir. Yardım için resmi makamlara (valilik, kaymakamlık ve belediyelere) başvurma oranı yak- laşık %80 iken bu oran özel vakıf ve yardım derneklerinde %20’lerde kalmaktadır. Burada yardım miktarının %80’ini karşılayan resmi ma- kamlara karşı değil de, yardım miktarının sadece %20 kadarını karşıla- yan zengin sivillere karşı daha hassas davranıldığı anlaşılmaktadır. Bir bakıma zengini darıltmak yardımın kesilmesine neden olabilir ama dev- letin darılma ihtimali yoktur. Nitekim bir belediye yetkilisi ile görüş- memiz esnasında, belediyeden yardım alanlar içinde bazen zorlayıcı tutum sergileyenlerin de olduğundan söz etmişti. Ama dernek ve özel vakıf yetkililerinden zorla yardım almaya kalkışan bir yoksul söz konu- su olmamıştır. Yani burada yoksul birey, devleti, gönlü alınmasa da yardım etmek zorunda olan bir kişi olarak düşünürken, sivil kuruluş- ları (dernek ve özel vakıfları) ise gönlü alınınca ancak yardım eden bir kişi olarak algılamaktadır. Yani ‘devlete yalvarmasan da o sana yardım edebilir ama dernek başkanına yalvarmazsan o sana yardım etmeyebi- lir’ şeklinde bir gizli düşüncenin var olduğu anlaşılmaktadır. Görüldü- ğü üzere sosyal bilimlerde beşeri olayların birçok sebebi bulunduğun- dan sadece açıklama/tespit ile yetinememekteyiz. Yaprağın uçmasının bir nedeni varken, daha çok (%80 oranında) yardımda bulunan devlet- ten az memnun olmanın ise birçok nedeni olabilir. Bu nedenleri, katı- lımcı gözlem gibi başka tekniklerle elde edilen bilgileri dikkatlice yo- rumlayarak ancak anlayabiliriz.

KAYNAKÇA

Cipriani, Roberto, Din Sosyolojisi: Tarih ve Teoriler, Yayına Hazırlayan: Ali Coşkun, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2011.

Dikeçligil, Beylü, “Batı'da Değişen Bilim Anlayışı ve Türkiye'de Sosyal Araş- tırmalar”, Sosyolojide Son Gelişmeler ve Türkiye'deki Etkileri, Yayına Hazırlayan: Mahmut Tezcan ve Nilgün Çelebi, Unesco Türkiye Milli Komisyonu Yayınları, Ankara 1993, (ss.39‐58). Sayfa 41’deki tablo bu makaleden yararlanılarak hazırlanmıştır.

(10)

Giddens, Antony, Sosyoloji, Hazırlayan: Hüseyin Özel, Cemal Güzel, Ayraç Yayınları, Ankara, 2000.

Günay, Ünver, Din Sosyolojisi, 7. Baskı, İnsan Yayınları, İstanbul, 2006.

Kurt, Abdurrahman, Din Sosyolojisi, Sentez Yayıncılık, Bursa, 2014.

Marshall, Gordon, Sosyoloji Sözlüğü, Çeviren: O. Akınhay, D. Kömürcü, Bi- lim ve Sanat Yayınları, Ankara, 1999.

Taplamacıoğlu, Mehmet, Din Sosyolojisi, 2. Baskı, Ankara Üniversitesi İla- hiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1975.

Usta, Niyazi, Din ve Toplum Yazıları, Platin Yayınları, Ankara, 2008.

Wach, Joachim, Din Sosyolojisi, Çeviren: Ünver Günay, Marmara Üniversi- tesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1995.

Zuckerman, Phil, Din Sosyolojisine Giriş, Çeviren: İhsan Çapcıoğlu, Halil Aydınalp, Birleşik Yayınevi, Ankara, 2009.

ÇALIŞMA SORULARI

Soru 1: Alt gelir grupları yani yoksullar, resmi yardımları (devlet yardımla- rını) yeterli bulmazken, sivil (zengin halk) yardımlarını ise yeterli görmek- tedirler. Yani yoksullar toplam yardım oranı %20’de kalan zengin yardım- larından memnun iken, toplam yardım miktarı %80’e varan devlet yardım- larından memnun kalmamaktadırlar. Bu yoruma varmada hangi yöntem- lerden yararlanılmıştır?

a) Açıklama b) Anlama c) Tümevarım d) Açıklama ve anlama Cevap: d seçeneğidir.

Soru 2: Hapishanelerdeki davranışlar, mahkûm veya gardiyanların kişisel özelliklerinden değil, öncelikli olarak hapishane ortamının kendi yapısın- dan kaynaklanmaktadır. Bu ifadeler ne tür bir araştırma sonucu elde edilmiştir?

a) Gözlem b) Deney c) Anket d) Belgesel araştırma Cevap: b seçeneğidir.

Soru 3: Hangisi teknik değil; bir yöntemdir?

a) Gözlem b) Deney c) Çatışmacılık d) Belgesel araştırma Cevap: c seçeneğidir.

1. Suyun kaynaması 2. Yaprağın uçması 3. Kız kaçırmak 4. Kocanın kadını dövmesi

Soru 4: Yukarıdakilerin hangisi veya hangileri “anlama” ile alakalıdır?

a) 1,2 b) 1,2,3 c) 1,2,3,4 d) 3,4 Cevap: d seçeneğidir.

Soru 5: Bütünün karakteristik/temel özelliklerini yansıtacak bir parçası- nın (en az % 1’inin) tesadüfî olarak seçilmesine ne denir?

a) Gözlem b) Örnekleme c) Deney d) Anket Cevap: b seçeneğidir.

Referanslar

Benzer Belgeler

40 Vasküler olay riski arttığı için, bu ilaçların kullanımı koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık veya kontrolsüz hipertansiyon öyküsü olan hastalarda

Psikoterapiye Genel Bakış Açısı 9 Tahir Özakkaş: Entegratif bütüncül psikoterapistler. Bu psikote- rapistlerin işi zor çünkü bunlar teoriği de, pratiği de tekniği

Tahir Özakkaş: (Hoca ayağa kalkarak tahtada ruhsal aygıtın şek- lini çiziyor) Peki.. Tahtaya

İşte arzularla gerçekler arasındaki bu açılan yay, bebeğin kaldırabileceği boyutta açılabilir- se sağlıklı narsisizme, sekonder narsisizme dönüşür ama bu makas çok

Davranışçılık, Bilişsel Kuram ve Dinamik Kuramın Genel Tekrarı 13 O zaman şöyle bir şey çıktı karşımıza Freud’un iddiasına göre?. Bunu iyi anlamak durumundayız,

Bunu öğrenmek önemli, bu dönem normal geçerse temel güven duygusuyla oluyor, bu dönemde patolojiler olabilir ve patolojiler olduğu zamanda da daha çok psikotik

Dolayısı ile, ilk yıl tüm yatırım giderlerini gelirleri ile karşılasalar en az(9000+4000) 13.000 TL aylık gelire sahip bir çiftçi ailemiz var. Ev kirası yok, gıda

Bütüncül Psikoterapi, Dr.TahirÖzakkaş Cinsel Terapi, CİSED, Dr.Cem Keçe Hipnoz ve HipnoterapiDr.TahirÖzakkaş Gelişim Odaklı Psikoterapi, Dr.TimurHarzadin Aile