• Sonuç bulunamadı

Yüz ifadelerinden emosyon tanımada arka plan etkisinin major depresif bozukluk hastaları ve sağlıklı bireylerde karşılaştırılması

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Yüz ifadelerinden emosyon tanımada arka plan etkisinin major depresif bozukluk hastaları ve sağlıklı bireylerde karşılaştırılması"

Copied!
60
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Türkiye Cumhuriyeti

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi

Psikiyatri Anabilim Dalı

YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON TANIMADA ARKA PLAN

ETKİSİNİN MAJOR DEPRESİF BOZUKLUK HASTALARI VE

SAĞLIKLI BİREYLERDE KARŞILAŞTIRILMASI

Tıpta Uzmanlık Tezi

Dr. Hande YILDIRIM

Tez Danışmanı

Prof. Dr. Ali Saffet GÖNÜL

(2)

Asistanlık sürecimin en başından bu yana çalışkanlığı, azmi, bilime olan tutkusu, mesleğine olan sevgisi, etik anlayışı ile kendime her zaman örnek aldığım ve alacağım, birlikte çalışma imkanını yaşattığı ve ekibinin bir

parçası olma onurunu bana verdiği için kendisine her daim minnettar kalacağım, desteğini her zaman yanımda hissettiğim, öğrencisi olmaktan her zaman ve her platformda gurur duyduğum ve duyacağım saygıdeğer hocam Prof. Dr. Ali Saffet GÖNÜL’e ve sıcaklığını, nezaketini, desteğini bizlerden esirgemeyen

sevgili eşi Emine GÖNÜL’e,

Önce tıp fakültesi öğrencisi sonra psikiyatri asistanı iken birlikte çalışma imkanına sahip olduğum, iyi bir psikiyatrist olmanın yanında iyi bir psikoterapist olma yolunda verdiği emekler için müteşekkir olduğum, bizlere her zaman huzurlu ve keyifli bir çalışma ortamı sağlama konusunda titizlikle çalışan anabilim dalı

başkanımız Prof. Dr. Şebnem PIRILDAR’a,

Hastaları ve hastalıkları anlamam yanı sıra kendimi ve hayatı anlamam konusundaki yol göstericiliğinden ötürü şükran duyduğum Prof. Dr. Ayşin NOYAN’a,

Mesleki gelişimime sağladıkları katkı, öğrettikleri ve paylaştıkları bütün bilgi ve deneyimler için tüm EÜTF Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyelerine,

Mesleki gelişimimle ilgili yüreklendirici tutumları, yol göstericilikleri ve ihtiyacım olan her anda koşulsuz desteklerini yanımda hissettiğim Uzm. Dr. Özlem KUMAN TUNÇEL ve Uzm. Dr. Damla İŞMAN

HAZNEDAROĞLU’na,

Tezim esnasında karşılaştığımız her güçlüğü çözümleyen, bilgi ve deneyimlerine hayran olduğum Seda EROĞLU ve Doç. Dr. Kaya OĞUZ’a,

Ekibinin bir parçası olmaktan gurur duyduğum, gelecekte de bilimsel projeleriyle adından çok söz ettireceğine inandığım tüm SoCAT ailesine, özellikle koordinatörümüz Seren TANÜLKÜ AÇIKEL’e, Mesleki kabiliyetinin yanı sıra sosyal iletişimine hayran olduğum, asistanlık hayatım boyunca kendime örnek aldığım, çalışmak kadar yeni yerler keşfetmenin, eğlenmenin ve dinlenmenin de önemli olduğunu anlamamı sağlayan, kişisel gelişimimle ilgili beni her zaman motive eden ve yanımda olan, gelecekte çok başarılı bir

akademisyen olacağından kuşku duymadığım Uzm. Dr. Irmak POLAT’a,

Arkadaşları olduğum için kendimi her zaman şanslı hissettiğim, birlikte çok güzel anılar biriktirdiğimiz ve bundan sonra da biriktireceğimize inandığım, güzel zamanların yanı sıra zor zamanlarımdaki destekleri için Dr. Nazlı KAHRAMAN, Dr. Burçin GÜLER, Dr. Mehmet YORULMAZ, Dr. Salih Mert BALKAYA, Dr Aslı Ceren HINÇ, Dr. Ali Gökhan EŞİM ve şu an mecburi hizmetlerini yapmakta olan Uzm. Dr. Gülşah DİNÇER

ve Uzm. Dr. İsa Alptuğ KIRIK’a

Birlikte çalışmaktan büyük keyif aldığım, güzel vakitler geçirdiğimiz, güçlüklerle birlikte başa çıktığımız tüm asistan arkadaşlarıma,

Çalışma süremin büyük kısmını birlikte geçirdiğim, kendilerinden mesleki anlamda çok şey öğrendiğim, desteklerini her zaman yanımda hissettiğim tüm hemşire ve personellerimize,

Belki de asistanlık sürecimin bana kazandırdığı en güzel hediye olan, İzmir’de de bir ailem olmasını sağlayan, dostluğu sayesinde kendimi her zaman mutlu ve güvende hissettiğim ve hissedeceğim, her zaman

yanımda olacağından hiç şüphe duymadığım dostum, yol arkadaşım Gülser KARAKOÇ’a ve ve beni evlatlarından ayırmayan KARAKOÇ ve DEMİRÖZ ailelerine,

Son olarak her şeyi kendilerine borçlu olduğum, evlatları ve evlatlarının mutluluğunu her zaman önde tutan, çocukları olduğum için kendimi çok şanslı hissettiğim annem Nilgün YILDIRIM ile babam Nail YILDIRIM’a

ve her zaman ablasının miniği olarak kalacak, çok sevdiğim kardeşim Zafer Tuna YILDIRIM’a SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMLE

(3)

ÖZET

YILDIRIM H. (2019), YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON TANIMADA

ARKA PLAN ETKİSİNİN MAJOR DEPRESİF BOZUKLUK HASTALARI VE

SAĞLIKLI BİREYLERDE KARŞILAŞTIRILMASI

Tıpta Uzmanlık Tezi, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları

Anabilim Dalı, İZMİR

GİRİŞ: Major Depresif Bozukluk (MDB), çökkün duygudurum ile keyif veren

aktivitelere duyulan ilgi ve bu aktivitelerden alınan hazzın azalması şeklinde çekirdek

belirtilerin yer aldığı, emosyonel, bilişsel ve davranışsal semptomlar ile karakterize, kişiyi

zayıf düşüren psikiyatrik bir hastalıktır. Depresyonun bilişsel modeli, emosyonel materyali

işlemleme sürecindeki yanlılıkları, devamlı bir duyarlılaştırıcı faktör olarak öne sürmektedir.

Kişiler arası sözel olmayan iletişimin en önemli parçalarından birini yüz ifadeleri oluşturur.

Yüz ifadelerinin yanlış yorumlanması nedeniyle sosyal ipuçlarının yeterince iyi

değerlendirilememesi, kişinin sosyal yaşantısı ve insani ilişkilerini bozarak yeni bir depresif

epizoda zemin hazırlaması hipotezlerinden yola çıkılarak, depresif bireylerin yüz ifadelerini

nasıl yorumladıkları, bu konuda bilişsel yanlılık gösterip göstermedikleriyle ilgili birçok

çalışma yapılmıştır. Ancak günlük hayatta yüz ifadelerinin izole olarak yer almadığı, bir

arka plan görüntüsünün içinde yer aldığı, bu arka plan ve durumun da emosyonel anlam

taşıyabileceği ve yüz ifadelerini tanımaya etkisinin olabileceği, bu etkinin sağlıklı kontroller

ile major depresif bozukluk tanılı hastalarda karşılaştırılması amaçlanmıştır.

METHOD: Çalışmamıza 21-65 yaşları arasında çalışma esnasında major depresif

bozukluk epizodunda olan, halen psikotrop kullanımı olan veya olmayan 51 kadın ve erkek

hasta ile bu hastalarla yaş, cinsiyet ve eğitim durumu açısından benzer özellikler gösteren

46 sağlıklı kontrol grubu dahil edilerek, emosyonel değeri olan arka plan görüntüleri ile

emosyonel yüz ifadeleri birlikte gösterilmiş, arka plan görüntülerinin yüz ifadelerinden

emosyon tanımaya olan etkisi araştırılmıştır. Çalışma grupları için belirlenen hasta ve

kontrollere bilgilendirilmiş onam formu imzalatılarak ayrıntılı psikiyatrik muayene

yapıldıktan sonra SCID-I (DSM IV için yapılandırılmış klinik görüşme), Hamilton Depresyon

Derecelendirme Ölçeği (HAM-D-17), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Durumluk-Sürekli

Anksiyete Envanteri (STAI) ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ) uygulanmıştır.

(4)

Ardından uygulanacak bilgisayar görevinde katılımcılardan, gördükleri yüz ifadelerinin

emosyonel içeriğini puan vererek değerlendirmeleri istenmiştir.

BULGULAR: Depresif bireylerde tepki sürelerinin uzun olduğu bulunmuştur

(F=3,959; p=0,05). Verilen doğru yanıt sayıları kontrol grubuna göre farklılık

göstermemektedir. Depresif bireyler yüz ifadelerine daha düşük puanlar vermiştir

(F=4,602; p=0,034). Depresif bireylerin nötral ve mutlu yüz ifadelerini tanımada kontrol

grubundan farklılık göstermediği, üzgün arka planda yüz ifadelerini daha doğrulukla

tanıyabildikleri (F=31,903; p=<0,001), üzgün arka plan zemininde üzgün yüzleri daha iyi

tanıyabilirken, mutlu arka plan zemininde mutlu ve nötral yüz ifadelerini daha iyi

tanıyabildikleri saptanmıştır.

TARTIŞMA VE SONUÇ: Çalışmamız neticesinde elde edilen bulguların, depresif

bireylerin günlük hayatta sosyal etkileşim sırasında hedef emosyonu değerlendirirken,

çevresel ipuçlarından nasıl etkilendikleri ile bilgiler sunarak literatüre katkı sağladığı

düşünülmektedir. Daha kesin bilgilere ulaşabilmek için bu konuda daha geniş örneklemli,

günlük hayatı daha iyi simüle eden teknikleri kullanan, ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

(5)

ABSTRACT

YILDIRIM H. (2019), COMPARISION OF CONTEXT EFFECT ON

EMOTIONAL FACE RECOGNITION BETWEEN MAJOR DEPRESSIVE

DISORDER PATIENTS AND HEALTHY CONTROLS

Disertation, Ege University, Faculty of Medicine, Department of Psychiatry, IZMIR

INTRODUCTION:

Major Depressive Disorder (MDD) is a debilitating psychiatric disorder

which is characterized by emotional, cognitive and behavioral symptoms and includes core

symptoms such as decreased mood and

loss of interest or pleasure.

Cognitive models of

depression propose that biased processing of emotional material is a stable vulnerability

factor.

One of the most important part of interpersonal non-verbal communication is facial

expressions. Because of the misinterpretation of the facial expressions, the social clues

cannot be evaluated well enough, their social life and interpersonal relationship are

distrupted. Many studies have been conducted on how depressive individuals interpret

facial expressions and whether they have cognitive bias in this subject. However in real

life, facial expressions are not isolated, they are part of surrounding context. Background

or context may also have emotional meaning and may affect of perceiving facial

expressions. In this study, context effect on facial emotion recognition between MDD

patients and healthy controls has been explored.

METHOD: In this study, 51 male and female between the ages of 21-65, in the episode of

major depressive disorder during the study, with or without psychotropic use and 46

healthy control groups with similar characteristics in terms of age, gender and educational

status have been included. Emotional facial expressions and contexs have been shown

together, the context effect on emotional facial expressions has been investigated.

Informed consent form has been signed and detailed psychiatric examination has been

performed to the volunteers who agree with the criteria and agree to parcipate in the study.

In addition to psychiatric examination

SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM IV),

Hamilton Depression Rating Scale (HAM-D-17), Beck Depression Inventory (BDı), State

Trait Anxiety Inventory (STAI) and Childhood Trauma Questionnaire (CTQ) have been

conducted.

Afterwards, the participants have been asked to complete the computer task

by scoring intensity of emotionel face

(6)

RESULTS: Response times of depressive patients have been slower than healthy controls

(F=3,959; p=0,05)

. There hasn’t been significant difference of accuracy rate between the

groups. Intensity of emotional faces has been scored lower by depressive patients than

healthy controls

(F=4,602; p=0,034)

. Accuracy rates of happy and neutral faces haven’t

been different between two groups. Depressive patients could have recognized all faces

more accurately when they are shown with sad context

(F=31,903; p=<0,001)

. They could

have recognized all faces more accurately when they are shown with congruent context.

DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of our study are believed to contribute to

the literature by presenting information about how depressive individuals are affected by

environmental clues while evaluating target emotion during social interaction in daily life. In

order to reach more information, further studies are needed which use techniques that

simulate daily life with larger samples.

(7)

1) İÇİNDEKİLER ______________________________________________7

2)

GİRİŞ

____________________________________________________________ 10

2.1.

EMOSYON NEDİR? ____________________________________________ 10

2.2.

EMOSYON KAVRAMININ TARİHÇESİ _____________________________ 11

2.3.

YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON TANIMANIN NÖRAL İZ DÜŞÜMÜ ____ 12

2.3.1. Görme korteksi ______________________________________________ 12

2.3.2. Amigdala __________________________________________________ 12

2.3.3. Orbitofrontal korteks _________________________________________ 13

2.3.4. Somatosensoriyel korteks ve bazal gangliyonlar ____________________ 13

2.4.

YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON TANIMANIN ÖNEMİ _______________ 14

2.5.

MAJOR DEPRESİF BOZUKLUKTA YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON

TANIMA SÜRECİ VE BU SÜREÇTEKİ BOZUKLUKLAR _______________ 14

2.5.1.

MAJOR DEPRESYONDA ÜZÜNTÜLÜ VE MUTLU YÜZ İFADELERİNİ TANIMA DOĞRULUKLARI _________________________________________________ 16

2.5.2.

MAJOR DEPRESYONDA YÜZ İFADELERİNİ YORUMLAMADA OLUMSUZ YANIT YANLILIĞI ______________________________________________________ 17

2.5.3.

MAJOR DEPRESYONDA BELİRSİZ YÜZ İFADELERİNİN YORUMLANMASI __ 17

2.5.4.

MAJOR DEPRESYONDA NÖTRAL YÜZ İFADELERİNİN YORUMLANMASI ____18

2.5.5.

MAJOR DEPRESYONDA EMOSYON İÇEREN YÜZ İFADELERİNİN OLUMSUZ YORUMLANMASI ________________________________________________ 18

2.5.6.

MAJOR DEPRESYONDA OLUMSUZ YÜZ İFADELERİNE DİKKAT YANLILIĞI _ 19

2.5.7.

MAJOR DEPRESYONDA DİĞER TEMEL EMOSYONLARIN TANINMASI ____ 19

2.6.

YÜZ İFADELERİNİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM/BAĞLAM/ARKA PLANIN

YÜZ İFADELERİNİ TANIMADAKİ ETKİSİ ___________________________ 21

3. AMAÇ __________________________________________________ 26

4. HİPOTEZLER ____________________________________________ 27

5. YÖNTEM ________________________________________________ 27

5.1.

Örneklem ____________________________________________________ 27

5.1.1. Alım ve Dışlama Kriterleri _____________________________________ 27

5.2.

Uygulama ____________________________________________________ 28

(8)

5.2.2. Formlar ve Ölçekler __________________________________________ 29

5.2.3. Deney Deseni ______________________________________________ 29

5.2.4. Verilerin Analizi, İstatistiksel Değerlendirme ve Güç Analizi ___________ 31

6. BULGULAR ______________________________________________ 32

6.1.

SOSYODEMOGRAFİK VERİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ____________ 32

6.2.

DEPRESYON

VE

KONTROL

GRUBUNUN

ÖLÇEK

VERİLERİNİN

KARŞILAŞTIRILMASI __________________________________________ 33

6.3.

DEPRESYON GRUBUNDA HASTALIK ÖZELLİKLERİ ________________ 34

6.4.

BİLGİSAYARLI DENEYDEN ELDE EDİLEN DAVRANIŞSAL VERİLERİN

DEĞERLENDİRİLMESİ _________________________________________ 35

6.4.1.

Emosyonel Yüz İfadelerine Verilen Tepki Süreleri _______________________ _35

6.4.2.

Emosyonel Yüz İfadelerine Verilen Doğru Yanıt Sayıları __________________ _36

6.4.3.

Emosyonel Yüz İfadelerine Verilen Puanlar _____________________________ 37

6.5.

Verilerin Makine Öğrenmesi Çalışmasına Uyarlanması ______________ 38

7. TARTIŞMA ______________________________________________ 39

7.1.

ÖRNEKLEM ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ _______________ 39

7.2.

BİLGİSAYARLI DENEYDEN ELDE EDİLEN DAVRANIŞSAL VERİLERİN

DEĞERLENDİRİLMESİ _________________________________________ 41

7.2.1.

Emosyonel Yüz İfadelerine Verilen Tepki Sürelerinin Değerlendirilmesi _______ 41

7.2.2.

Emosyonel Yüz İfadelerine Verilen Doğru Yanıt Sayılarının Değerlendirilmesi __ 43

7.2.3.

Emosyonel Yüz İfadelerine Verilen Puanların Değerlendirilmesi _____________ 45

8. SONUÇ _________________________________________________ 47

9. KAYNAKLAR ____________________________________________ 48

10. EKLER __________________________________________________ 60

(9)

TABLOLAR DİZİNİ

Tablo 1: Deneysel Koşullar

Tablo 2: Katılımcıların Yaş ve Eğitim Süreleri

Tablo 3: Katılımcıların Sosyodemografik Verileri

Tablo 4: Katılımcılara Uygulanan Ölçek Verileri

Tablo 5: Depresyon Grubunun Hastalık Verileri

Tablo 6: Farklı arka planlarda sunulan emosyonel ifadelere verilen ortalama

tepki süreleri (ms)

Tablo 7: Farklı arka planlarda sunulan emosyonel ifadelere verilen ortalama

doğru sayıları

Tablo 8: Farklı arka planlarda sunulan emosyonel ifadelere verilen ortalama

puanlar

(10)

2. GİRİŞ

2.1. EMOSYON NEDİR?

Emosyon kelimesinin İngilizce etimolojisi vücuttan dışa doğru bir hareketi ifade eder. Dış

dünyadan gelen uyaranlara veya vücudumuzdaki dürtülere doğuştan gelen, türe özgü belirli reaksiyonlar veririz.

Emosyon, uyarana veya düşünceye karşılık olarak gelen, iç ortamın değişmesi ve bir davranışsal cevabın oluşmasıdır. Böylece, ormanda gezerken kıpırdayan bir uzun varlığın kompleks bir değerlendirilmesine gidilmeden, öncelikle yılan olarak değerlendirilip ona uygun cevabın verilmesidir.

Bir emosyon, beynin anlamlı bir uyaran varlığında verdiği kimyasal ve nöral yanıtların bütünü olarak değerlendirilebilir. Uyaranın işlenmesi bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde olabilir ve yanıtlar kendiliğinden hızlı bir şekilde ve kısa süreli olarak ortaya çıkar. Emosyonel yanıtlar beynin belirli durumlarda evrimsel olarak gelen ve ayrıca yaşam deneyimleri ile öğrendiği tepki verme biçimleri olarak da tanımlanabilir. Emosyonlar sayesinde organizma, tehlikeli veya faydalı olabilecek durumlar veya nesnelere karşı yanıt verebilir. Birçok emosyonel yanıt doğrudan veya psikofizyolojik/nörofizyolojik ölçümlerle gözlenebilir (1).

Emosyonlar primer, sekonder ve arkaplan emosyonlar olarak ayrılır;

Primer emosyonlar, amigdala ve anterior singulat korteksin içinde bulunduğu limbik devrelerden kaynaklanır. Doğuştan varolan, önceden düzenlenmiş cevaplardır. Primer emosyonel cevabın amacı bedeni, “kaç ya da savaş” durumuna hazırlamaktır.

Nesne ve durumlar ile primer emosyonlar arasındaki bağlantılar kurulmaya başlandığında sekonder emosyonlar ortaya çıkar. Limbik sistemin yanında ağ genişlemeleriyle prefrontal ve somatik-duyusal korteksler de devreye girmektedir. Daha kompleks olan sekonder emosyonlar, primer emosyonların mekanizmalarını kullanır. Limbik sistemdeki bir hasar primer emosyonların işlenmesine zarar verirken, prefrontal bölge lezyonları sekonder emosyonların işlenmesine hasar vermektedir (2).

Bu iki emosyonun dışında çok daha farklı olarak ortaya çıkan arkaplan emosyonlarından da bahsetmek mümkündür. Bu genellikle nasılsın sorusuna verilen iyiyim veya kötüyüm şeklindeki genel ve zamansal anlamda daha uzun süreli bir duygudurumu ifade eder.

(11)

2.2 EMOSYON KAVRAMININ TARİHÇESİ

Bu konudaki ilk bilimsel yayın, Amerikalı filozof William James’in 1890 yılında yayımladığı ‘’Principles of Psychology’’ yazısıdır (3). James, bu yazısında bedensel değişikliklerin heyecan verici gerçeklerin hemen ardından geliştiğini, bu değişikliklerin hissedilmesiyle emosyonun oluştuğunu belirtmiştir. Yine bu yazısında James, emosyonun oluşması için duysal ve motor korteks dışında beyinde herhangi bir merkeze gerek olmadığını belirtmiştir. Bu teorinin en büyük zayıflığı ‘’neden emosyon yüklü olayların periferik bedensel değişikliklere yol açıp, diğer olayların ise bu belirtilere yol açmadığını’’ açıklayamamasıdır.

Bir diğer araştırmacı Walter Cannon, emosyon tanıma sürecinde talamusun önemini vurgulamış olup, talamusun emosyonların entegrasyon merkezi olduğunu belirtmiştir (4,5). Aynı konuda araştırmalar yapan Philip Bard, Cannon’un görüşlerini destekleyerek hipotalamusun, emosyonların ortaya çıkışında merkez role sahip olduğunu ifade etmiştir (6,7). Cannon ve Bard’ın emosyonların deneyimlenmesinde diensefalik ve kortikal yapıların yer aldığı hipotezi, diğer araştırmacıları emosyonların tanınmasında görev alan daha özel ve belirli sistemleri araştırmaya itmiştir.

James Papez, bugün dahi önemini koruyan teorisini 1937 yılında ortaya atmıştır (8). Papez, hipotalamustan, anterior talamus ve singulat kortekse giden bir seri bağlantı göstermiş; emosyonel cevapların singulat korteksin, duysal korteks ve hipotalamustan gelen impulsları birleştirdiğinde ortaya çıktığını savunmuştur. Korteks ile subkortikal yapıları birleştiren bu devreye, Papez halkası adını vermiştir; bu yapı limbik sistemin temelini oluşturmuştur. Paul Broca, serebrumun iç yüzeyinde, korteksten daha farklı bir grup kortikal yapıya dikkat çekerek, keşfettiği bu yapılar beyin sapının etrafını sardığından bu bölüme latincede halka veya sınır anlamına gelen limbik lob adını vermiştir. Limbik lobu, korpus kallozumun etrafını saran singulat girus ve hipokampüsü de kapsayan temporal lobun iç yüzeyi olarak tanımlamış ve bu yapıların emosyonlarla olan ilişkisine vurgu yapmıştır. Sonrasında limbik sistem kavramını Paul MacLean popülerleştirmiştir (9,10).

Paul Ekman isimli araştırmacı kırk yıldan uzun bir süre tüm kültürlerde emosyonların yüz ifadelerini çalışmış ve bu çalışmaların sonunda bazı emosyonların bütün kültürlerde evrensel olarak bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu emosyonlar; mutluluk, üzüntü, öfke, korku, şaşkınlık,

(12)

2.3 YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON TANIMANIN NÖRAL İZDÜŞÜMÜ

2.3.1. Görme Korteksi

Yüz ifadelerindeki emosyonu tanıma sürecinde; oksipitotemporal korteks, amigdala, orbitofrontal korteks, bazal gangliyonlar, sağ pariyetal korteks başta olmak üzere birçok nöral yapı rol alır. Oksipital ve posterior temporal korteks alanları, görsel uyaranın algılanması sürecinde rol oynar. Fonksiyonel görüntüleme çalışmalarında özellikle inferior oksipital girusun lateral kısımları, fusiform girus, superior temporal girus korteks alanlarının yüzü algılamada önemli role sahip olduğuna dair kanıtlar mevcuttur (12, 13, 14). Fusiform girus etrafındaki kortikal alanlar, diğer nesnelerden çok, yüz kısımları ile aktive olur; bu nedenle bu bölge ‘’fusiform yüz alanı’’ olarak adlandırılır (15, 16). Fusiform girusun, özellikle yüzün statik özelliklerinin tanınmasında, kimliğin belirlenmesinde görev aldığı; superior temporal girusun ise özellikle yüzün dinamik, değişen özelliklerinin tanınmasında, yüz ifadeleri ve bakış yönünün çözümlenmesinde rol oynadığına yönelik kanıtlar bulunmaktadır (13, 14, 17). Bu kortikal bölgelerle yüzün detaylı olarak algılanması süreci yaklaşık 170 ms. sürmekte; ancak emosyonun ve cinsiyetin kabaca değerlendirilmesi daha kısa sürelerde gerçekleşebilmektedir. Emosyonel uyarana görme korteksi tarafından verilen yanıt, amigdala ve orbitofrontal korteks alanlarından gelen geri bildirimler ile modifiye edilmektedir. Burada belirtilmesi gereken emosyonel bir yanıt oluşması için, kişinin uyaranı tanımasına ya da ne olduğunu bilmesine gerek olmadığıdır. Gerekli olan, erken duysal kortikal yapıların devreye girmesi ve uyaranı tarayarak anahtar özelliklerini kategorize etmesidir. Sonrasında amigdala gibi yapılar bağlantılarla bu erken duysal kortikal yapılardan bilgi alır.

2.3.2. Amigdala

Amigdala, emosyon tanıma sürecinde iki farklı yolla uyarı alır. Bunlardan ilki superior kollikulus ve pulvinar talamustan gelen subkortikal girdiler, ikincisi ise görme neokorteksinden gelen kortikal girdilerdir. Emosyonel yüz ifadelerine amigdala tarafından verilen elektrofizyolojik cevap ilk olarak 120 ms.’de gözlenmektedir (18). İnsan hasar çalışmalarında, çift taraflı amigdala hasarını takiben emosyon içeren yüz ifadelerini tanımada bozulmalar gösterilmiştir, bu sıklıkla korku emosyonunu tanıyamama şeklindeyse de (19, 20, 21, 22, 23) bazen üzüntü, kızgınlık, tiksinme gibi tüm olumsuz emosyonları tanıyamama şeklindedir (24,19, 25). Tek taraflı amigdala hasarı, yeni yüz ifadelerini öğrenme kabiliyetinde azalmaya neden olmaktadır (26). İki çalışmada sağ amigdala hasarı bulunan kişilerin, yüz ifadelerinden olumsuz emosyonları tanıyamadıkları gösterilmiştir (27, 28). Korkulu yüz ifadelerinin algılanması esnasında oluşan amigdala aktivasyonu, kişiler emosyonu tanımladıklarında yerini deaktivasyona bırakmaktadır (29). Amigdala inhibisyonun frontal korteks aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir (30).

(13)

2.3.3. Orbitofrontal korteks

Özellikle sağ orbitofrontal korteks hasarı, yüz ve sesten emosyon tanıma sürecini bozabilmektedir (31). Bu bulgular, korkulu ve nötral yüzlerle karşılaşıldığında sağ orbitofrontal kortekste aktivasyon bulunmasıyla uyumludur (32). Kızgın ifadelerin tanınmasında artmış orbitofrontal korteks ve anterior singulat korteks aktivasyonu bulunmuşken, üzgün ifadeleri tanımada bu yanıt bulunmamıştır (33). Orbitofrontal korteks, amygdala gibi emosyon yüklü uyaranlara karşı hızlı cevap sergiler ve yukarıdan aşağıya müdahaleyle tanıma sürecinin erken düzenleyicisidir.

2.3.4. Somatosensoriyal korteks ve bazal gangliyonlar

Sağ hemisferdeki somatosensoriyel korteks alanlarının yüz ifadelerinden emosyon tanıma sürecinde kritik bir rol oynadığı konusunda çok sayıda hasar çalışmaları kanıt sunmaktadır (34). Sağ hemisferdeki ventral primer ve sekonder somatosensoriyel alanlardaki ve daha az olmak üzere insula ve supramarginal girustaki hasarlar emosyon tanımayı kötüleştirir. İnsular korteks, tiksinme ifadesi içeren yüzleri işlemleme esnasında aktive olur (23; 35, 36, 37). Bu sonuçla uyum gösteren iki olgu bildirimi mevcuttur. Sol insula ve bazal gangliyon hasarı olan ilk hastanın tiksinme içeren yüz ifadelerini ve kendi emosyonlarını tanıma yeteneğinde bozulmalar olduğu (38), çift taraflı insula ve yaygın temporal lob hasarı olan ikinci hastada ise tiksinme ifadesi içeren tüm uyaranları deneyimleme ve tanıma yeteneğinde azalma olduğu bildirilmiştir (28). Insulanın yanı sıra tiksinme ifadesini tanımak için iyi bir bazal ganglion ve sağ hemisferdeki diğer somatosensoriyel alanların entegrasyonu gerekmektedir (34). Bazal gangliyonların emosyon tanımadaki rolü, bazal gangliyonların bazı bölümlerinin hasarlandığı hastalıklardan da anlaşılmaktadır. Obsesif Kompulsif Bozukluk tanılı hastaların orantısız olarak tiksinme içeren yüz ifadelerini tanımada güçlükler yaşadıklarına (39), Huntington Hastalığı olan bireylerin hastalığa ait semptomlar ortaya çıkmadan bile tiksinme içeren ifadeleri tanımada bozulmalar yaşadıklarına yönelik kanıtlar mevcuttur (40, 41).

Özetle; görme korteksi, görsel uyaranı algılamada; amigdala, korku işlemleme ve tehdit taramada (42, 19); orbitofrontal korteks, uyaranı güçlendirme ve değerlendirmede, motivasyonel atıf temelinde sosyal yargılarla uyaranı ilişkilendirmede (43, 44, 45, 46, 47); anterior singulat korteks, hatayı bulma, ve karmaşık gözlemleme gibi kognitif süreçlerde ve zihin kuramı gibi sosyal kognitif süreçlerde (48, 49, 50, 51, 52); medial prefrontal korteks, sosyal kognitif işlemler ve serebral entegrasyonda (50, 53, 52, 54) önemli rol oynar.

(14)

2.4. YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON TANIMANIN ÖNEMİ

Kişiler arası iletişim sadece sözel iletişimden oluşmaz; el ve vücut hareketleri, ses tonu ve daha da önemlisi yüz ifadeleri iletişimde sözel olmayan ipuçları sağlar. Yüzün ifade ettiği emosyonu anlayabilme ve yorumlama yeteneği sosyal alanlarda ve kişiler arası ilişkilerde son derece önemlidir. Çünkü yüz ifadeleri; bizim ve diğer kişilerin emosyonel durumunu işaret eder ve affektif durumun üretimini, düzenlenmesini, bu sinyallere yanıt olan davranışları etkiler (55). Bu yetenek, sözel olmayan iletişimin büyük bir kısmını oluşturur ve kişiler arası ve sosyal ilişkiler için önemli bir araçtır (42).

Şizofreni (56), alkolizm (57), otizm (58), anksiyete (59), bipolar bozukluk (60) ve depresyon (61) gibi birçok psikiyatrik rahatsızlıkta; yüz emosyon tanımada hata ve/veya yanlılığın olduğu gösterilmiştir. İnsanlar arası ilişkide zayıflama, depresyonun hem etiyolojisinde hem de oluşumunda önemli bir faktör olarak öne sürülmektedir (62, 63) ve emosyon tanımadaki bozukluklar depresyonda görülen kaçınma ve insani ilişkilerde zorluklara yol açabilir (64). Son 30 yılda, depresyon ve emosyon tanıma arasındaki ilişkiyi araştıran birçok çalışma yapılmıştır (65). İlk olarak bu çalışmaların bölgesel beyin fonksiyon bozukluklarıyla ilişkili önemli bilgiler sağlayabileceği; ikincisi, bu anormal emosyon tanıma sürecinin major depresyon ve diğer psikiyatrik hastalıklardaki affektif ve sosyal semptomların bazılarına direkt olarak sebep oluyor olabileceği; üçüncü olarak, emosyon tanıma sürecindeki değişikliklerin, major depresyonda tedavi yanıtını belirlemeye yardımcı olabileceği düşünülmektedir (66).

2.5. MAJOR DEPRESİF BOZUKLUKTA YÜZ İFADELERİNDEN EMOSYON

TANIMA SÜRECİ VE BU SÜREÇTEKİ BOZUKLUKLAR

Major Depresif Bozukluk (MDB), çökkün duygudurum ile keyif veren aktivitelere duyulan ilgi ve bu aktivitelerden alınan hazzın azalması şeklinde çekirdek belirtilerin yer aldığı, emosyonel, bilişsel ve davranışsal semptomlar ile karakterize, kişiyi zayıf düşüren psikiyatrik bir hastalıktır. Neden olduğu işgücü kaybı ve maddi sorunlar nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı hastalık yükü sıralamasında 3. sırada yer almakta, 2030 yılında ise 1. sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir (67). Bu rahatsızlık oldukça sık görülmektedir. Amerika populasyonunun neredeyse %20’sinin hayatları boyunca en az bir anlamlı depresif epizod geçirdiği bildirilmiştir (68). Dahası, bu kilşilerin %75’inin ilk depresif epizodlarından sonraki iki yıl içerisinde bir epizod daha geçirdikleri bilinmektedir (69). Bu önemli istatistiksel bilgi, araştırmacıları, bu hastalığın başlangıcı, oluşumu ve tekrarında rol oynayan bilişsel ve nörobiyolojik faktörleri aydınlatmaya itmiştir. Depresif epizodların yüksek yineleme oranları, hayatları boyunca tekrar tekrar depresif epizod geçiren yüksek riskli kişilerde birtakım hastalığa duyarlılaştırıcı faktörlerin olduğuna işaret etmektedir (70). Bu bağlamda

(15)

depresyonun bilişsel modeli, depresif epizodların başlangıcı, oluşumu ve tekrarını etkileyen emosyonel materyali işlemleme sürecindeki yanlılıkları, devamlı bir duyarlılaştırıcı faktör olarak öne sürmektedir (71). Bilişsel yanlılıklar, sosyal uyaranları işlemlemede probleme yol açmaktadır. Kişiler, emosyonel cevapları izlemede, başkalarının fikrini anlamada ve kendi davranışlarını düzenlemede yüz ifadelerini kullanmaktadırlar (72). Yüz ifadelerindeki emosyonun yanlış yorumlanması örneğinde olduğu gibi sosyal ipuçlarının yanlı değerlendirmesi, bu bozukluğun altında yatan sebep olabilir. Sosyal beceriler ve kişiler arası ilişkilerdeki bozulmaların, depresif epizodlar açısından duyarlılaştırıcı faktör olduğunu savunan çalışmaların sayısı artmaktadır (73).

Son 30 yılda emosyon tanıma ve major depresif bozukluk arasındaki ilişkiyi araştıran birçok çalışma yapılmıştır (65). Major depresyonda yüz ifadelerinden emosyon tanıma çalışmarının çoğu; üzüntülü ve mutlu ifadelerin tanınmasındaki doğruluk oranlarını karşılaştırmaya, nötral, belirsiz ve diğer emosyonel ifadeleri olumsuz olarak yorumlamaya eğilim yani olumsuz cevap yanlılığına, mutlu ve üzüntülü ifadelere dikkat yanlılıklarına odaklanmıştır. Emosyon tanıma ve ayırt etme parametreleri, emosyonel ifadelerin tanınma doğruluğunu araştırmada kullanılagelmiştir. Bunlar rastgele düzenlenmiş bir şema, bir kitapçık içindeki veya bilgisayar ekranındaki fotografik yüzler olabilir. Ayırt etme ölçümlerinde katılımcının bir çift yüz ifadesinin aynı mı, farklı emosyonu mu içerdiği veya ifadenin derecesini/yoğunluğunu değerlendirmesi istenir. Bu ölçüm esnasında emosyon isimleriyle etiketlenmiş kartlar veya yanıt butonları kullanılır. Doğruluk, yanlış sınıflandırma hatalarının tipi, yanıt zamanı belli başlı tanıma ve ayırdetme parametreleridir (65). Ancak bu çalışmalarda, farklı parametreler ve sistemlerin kullanılması, çalışmaların sonuçlarının karşılaştırılmasını zorlaştırmıştır (74). Demenescu ve arkadaşları (2010) bu ilişkiyi inceleyen sekiz çalışmayı gözden geçirmişler ve depresif yetişkinlerde kontrol grubuna göre emosyon tanımada ılımlı bir bozulma olduğunu tespit etmişlerdir (75). Benzer şekilde Kohler ve arkadaşları (2011) otuz biri bipolar bozukluk, yirmisi unipolar depresyon hastalarının kontrollerle karşılaştırıldığı elli bir emosyon tanımlama çalışmasını inceledikleri metaanalizlerinde, emosyon tanımada depresif grupta ılımlı bozukluk bulmuşlardır. Tanısal gruplar arasında bozukluk farklılık göstermemiş ve analizler altı basit emosyonun tümünde ve tüm hastalarda azdan ortaya varan bozukluğu ortaya koymuştur. Ancak emosyon türüne spesifik bilgi sınırlıdır, bu sebeple bozukluğun derecesinin veya doğasının emosyondan emosyona değişiklik gösterip göstermediğiyle ilgili bilgi kısıtlıdır. Fakat semptom ciddiyetinin emosyon tanımadaki bozukluğun derecesiyle ilgili olduğuna dair kanıt mevcuttur. Dahası ileri yaş, kadın olma, yüksek eğitim düzeyi gibi bazı sosyodemografik özelliklerin artmış emosyon tanıma performansıyla ilişkili olduğu bulunmuştur (76). Bu metaanalizlerin sonuçları depresyonda emosyon tanımadaki bozukluğun, bir ya da daha fazla emosyona mı spesifik olduğu yoksa emosyonları tanımada genel bir bozukluk mu olduğunu aydınlatmada yetersiz kalmıştır. Bazı araştırıcılar, major depresyon ile mutluluğu tanıma arasında tek yönlü bir ilişki olduğunu, mutluluğu tanımanın bozulmuşken, üzüntüyü tanımanın korunmuş veya artmış

(16)

olduğunu ileri sürmüşlerdir (77,65). Yine, bazı çalışmalar antidepresan farmakoterapisinin emosyon tanımayı modifiye ettiğini göstermiştir (78, 79). Dalili et al. 2014, yirmi iki çalışmayı dahil ettikleri metaanalizin sonucu, major depresif bozuklukta genel bir emosyon tanıma bozukluğu olduğunu göstermiştir. Farklı emosyon türlerinin analizinde mutsuzluğu tanıma korunurken, diğer tüm temel emosyonları tanımanın bozulmuş olduğu gösterilmiştir. Aynı metaanalizde medikasyon durumu, depresyon ile emosyon tanıma arasındaki ilişkiyi etkilemiyormuş gibi görünmektedir. Ancak bu metaanalizde, çalışma esnasında tedavi edilmeyen depresif hastaların bulunduğu yalnızca üç çalışma bulunmaktadır, bu durum bu populasyonda emosyon tanıma üzerine ilaçların etkisi ile ilgili kesin yorumlar yapmayı zorlaştırmaktadır (74).

2.5.1. MAJOR DEPRESYONDA ÜZÜNTÜLÜ VE MUTLU YÜZ İFADELERİNİ

TANIMA DOĞRULUKLARI

Yalnızca mutlu, üzgün, korkulu ifadelerin tanınma doğruluklarını araştıran bir çalışmada, mutluluk ve korkunun değil ancak üzüntünün depresif hastalarda kontrol grubu kadar doğru tanındığı bulunmuş ancak mutluluk ve korkuya özel istatistiksel analiz yapılmamıştır (80). Rubinow ve Post (1992), bir seri yüz fotoğrafından oluşan ve yedi fotoğraftan bu fotoğrafa en çok benzeyen birinin seçilmesine dayanan bir eşleştirme testi kullanmışlardır. Mandal ve Palchoudhury’nin bulduklarının aksine çalışmadaki unipolar ve bipolar depresif hastalardan oluşan grup, sağlıklı kontrollere göre mutsuz yüzleri daha az doğrulukla eşleştirmişler (61). Mikhailova ve arkadaşları (1996) major depresyon, şizotipal kişilik bozukluğu ve sağlıklı kontrollerde yüz emosyon tanımadaki doğruluğun yanı sıra bu süreçte sağ ve sol hemisferin rolünü araştırdıkları çalışmalarında maskeli bir yöntem kullanmışlardır. Kişilere üzgün, nötral ve mutlu yüz ifadeleri gösterilmiş, ardından kişilerin yeterince kavrayabileceği uzunlukta (920 ms.) maskeli bir uyaran sol veya sağ görme alanında gösterilmiştir. Diğer iki grupla karşılaştırıldığında anlamlı olarak major depresyonlu hastaların üzgün ve mutlu yüz ifadelerini daha az doğrulukla tanıdıkları bulunmuştur. Remisyonda yalnızca sol görme alanında gösterildiğinde üzgün yüzleri tanıma doğruluğunun arttığı, bunun da sağ hemisfer fonksiyonlarında bir iyileşmeyi gösterebileceği ileri sürülmüştür (81). Yoon ve arkadaşlarının (2016), anksiyete bozukluğu ve major depresif bozukluk tanılı hastalar ile sağlıklı kontrolleri dahil ettikleri çalışmalarında, basit ve kompleks emosyon ifade eden kelimeler ile yalnızca göz veya ağız ya da tüm yüzden oluşan emosyon içeren yüz ifadelerinin eşleştirilmesi istenmiştir. Bu çalışmada, olumlu ve basit emosyonların daha kolay tanındığı, tüm yüz ifadelerinden oluşan fotoğraflardan emosyonun en kolaylıkla tanınırken, yalnızca ağız bölgesini içeren fotoğraflardan emosyonu tanımanın en zor olduğu, major depresif bozukluk tanılı hastaların, diğer iki gruba göre tüm emosyonları tanıma doğruluğunun daha düşük olduğu ancak gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadığı, depresif bireylerin basit emosyonları her iki gruba göre anlamlı olarak daha kötü tanıdıkları, kompleks emosyonları ise yalnızca sağlıklı

(17)

kontrollere göre daha kötü tanıdıkları bulunmuştur (82). Depresyonla ilgili bozulmuş yüz emosyon tanıma süreçlerini içeren bu çalışmalar, depresyonda duygudurum ile uyumlu bir bozulma olduğu hipotezini desteklemektedir (64, 83, 84). Çalışma grubumuzun, tekrarlayan depresif epizodları olan ancak son iki aydır remisyonda olan 54 kadın hasta ile 29 sağlıklı kadından oluşan kontrol grubunda farklı zorluklardaki altı basit emosyonu tanıma doğruluklarını karşılaştırdığı çalışmasında, tekrarlayan depresif epizodları olan ancak çalışma esnasında remisyonda bulunan kadın hastaların, sağlıklı kontrollere göre üzgün ifadeleri daha yüksek doğruluk oranlarında tanıdıkları, diğer emosyonları tanımada fark olmadığı bulunmuştur (85). Yine de mutluluk veya üzüntüye spesifik olmayan, depresyonda yüz emosyon tanıma sürecinde yaygın bir bozukluk bulan hatta mutlu ve üzgün tanımada hiç bozulma bulmayan çalışmalar da mevcuttur (86, 87, 88).

2.5.2. MAJOR DEPRESYONDA YÜZ İFADELERİNİ YORUMLAMADA OLUMSUZ YANIT

YANLILIĞI

Yüz emosyon tanımada özellikle belirsiz, nötral ve diğer emosyonel ifadeleri olumsuz olarak yorumlama eğiliminin spesifik olarak artması, major depresyonda kişilerarası ilişkilerde bozulmaya yol açmaktadır (89). Major depresyonda olumsuz yanıt yanlılığını gösteren birçok çalışma mevcuttur (65). Münkler ve arkadaşlarının (2015), major depresif bozukluk tanılı hastalar ve sağlıklı kontrollerle yaptıkları çalışmalarında, katılımcılara nötral ifade ile başlayan, beş basamaklı olarak tam üzgün/mutlu ifadelere dönüşen fotoğraf serileri gösterilerek, üzgün veya mutlu ifadeleri tanıdıklarında butona basmaları istenmiştir. Bu çalışmada halen depresif olan hastaların yüz emosyonlarını tanımada olumsuz yanlılık gösterdikleri, depresif bireylerin nötral ve nötrale yakın ifadeleri daha çok üzgün olarak tanıdıkları, depresif bireylerin mutlu ifadeleri tanımak için daha yüksek yoğunlukta mutlu yüz ifadelerine ihtiyaç duyduğu, üç ay sonra depresif semptomların azalmasıyla korele olarak olumsuz algısal yanlılığın da azaldığı bulunmuştur (90).

2.5.3. MAJOR DEPRESYONDA BELİRSİZ YÜZ İFADELERİNİN YORUMLANMASI

Major depresyonda karışık emosyonel durumları içeren şematik çizimlerin kullanıldığı belirsiz yüz ifadelerinin yorumlanmasını araştıran birçok çalışma bulunmaktadır (91, 89, 92, 93). Bütün çalışmalar depresif bireylerin belirsiz yüz ifadelerini, olumsuz olarak değerlendirme eğiliminde olduklarını göstermiştir. Yalnızca Hale (1998) ile Hale ve arkadaşlarının (1998) yaptığı çalışmalarda gösterilememiştir. Ancak bu çalışmalarda sağlıklı kontroller bulunmamamaktadır (89, 94).

(18)

2.5.4. MAJOR DEPRESYONDA NÖTRAL YÜZ İFADELERİNİN YORUMLANMASI

Leppanen ve arkadaşları (2004), depresif bireylerin üzgün ve mutlu yüz ifadelerini doğrulukla tanımada sağlıklı kontrollerden fark göstermediğini ancak nötral ifadeleri tanımada daha az başarılı olduklarını göstermişlerdir. Özellikle nötral ifadeleri daha çok olumsuz ifadeler olarak yanlış sınıflandırmışlardır (87). Diğer çalışmalar nötral yüz ifadelerini diğer emosyonların kontrolü olarak kullansalar da burada da depresif hastaların olumsuz yorumlama yanlılıklarının olduğuna dair kanıt mevcuttur (95, 96) ya da nötral ifadeleri daha yavaş tanıyabildikleri bulunmuştur (97, 87). Tüm bunların sonucunda major depresyon tanılı bireylerin belirsiz veya nötral ifadeleri daha olumsuz yorumladıklarına dair olan sonuçlar tutarlıdır.

2.5.5. MAJOR DEPRESYONDA EMOSYON İÇEREN YÜZ İFADELERİNİN OLUMSUZ

YORUMLANMASI

Major depresyonda belirsiz ve nötral yüz ifadelerini negatif yorumlama yanlılığı bulan çalışmaların yanı sıra, diğer emosyonel yüz ifadelerini yorumlamada negatif yanlılık bildiren başka çalışmalar da mevcuttur. Mandal ve Bhattacharya (1985) çalışmalarında major depresyon tanılı hastaların sağlıklı kontrollere göre altı temel emosyonu daha az tanıyabildiklerini bulmuşlardır. Yanlış cevaplar analizi, depresif grubun diğer emosyonları olumsuz emosyon olarak sınıflandırmaya eğilimli olduğunu göstermektedir (98). Gur ve arkadaşları (1992), sağlıklı kontrollere kıyasla karışık unipolar ve bipolar depresif kişilerden oluşan grubun nötral yüzleri üzgün, mutlu yüzleri ise nötral olarak yorumladıklarını bulmuşlardır (77). Surguladze ve arkadaşları (2004), sağlıklı kontrollere kıyasla depresif bireylerin mutlu yüzlere karşı yanlı yanıt verdiklerini belirtmiştir. Bu çalışmada, hastalar mutlu yüzleri nötral olarak tanımlama eğilimi göstermişlerdir (ancak sadece %50 yoğunlukta ve 2000 ms’den uzun gösterimlerde) (95). LeMoult ve arkadaşlarının (2009) yaptıkları çalışmada, geçmişte major depresif epizod geçiren kadın hastalar ve sağlıklı kontroller alınmış, bu kişilere üzüntülü kısa video film izletilerek duygudurum indüksiyonu yapılmış ve nötral ifadeden tam yoğunlukta emosyona kadar artan yoğunluklarda fotoğraf serileri gösterilmiştir. Bu çalışmada remisyonda major depresyon hastaları, mutlu ifadeleri anlamada daha yoğun ifadelere ihtiyaç duymuş olup üzüntü ve kızgın ifadeleri tanımada her iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır (70). Tüm bu çalışmalar major depresyonda emosyonel ifadelerin daha olumsuz emosyonlar olarak sınıflandırıldıklarına tutarlı kanıtlar sağlamaktadır.

(19)

2.5.6. MAJOR DEPRESYONDA OLUMSUZ YÜZ İFADELERİNE DİKKAT YANLILIĞI

Major depresyonda, yüz emosyonlarının doğru tanınması bozulmamış olsa bile sosyal etkileşimi etkileyen dikkat yanlılığı gibi anormallikler olduğu iddia edilmektedir. Farklı yüz emosyon tanıma parametreleri kullanan çalışmalar bunu araştırmışlardır. Nokta probu bulma testi, yerini yan yana bulunan bir çift emosyonel ve nötral yüze bırakan, bilgisayar ekranında bir fiksasyon noktası veya çarpısını içerir. Yüzlerin gösteriminden hemen sonra prob, önceden gösterilen yüzlerden birinin bulunduğu yerde gösterilir. Katılımcılar iki cevap tuşunu kullanarak probun ekranın sağ mı yoksa sol tarafında mı gösterilmiş olduğuna karar verirler. Dikkat yanlılıkları yüzlere verilen cevaptaki başlangıç göz hareketi gecikmesi ve yönü ile probun gösteriminden cevap zamanına kadar geçen süreyle ölçülür. Gotlib ve arkadaşlarının (2004) major depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu hastaları ve sağlıklı kontrollerde nokta probu parametresini kullandıkları çalışmalarında, diğer iki gruba nazaran depresif bireylerin mutlu-korkmuş veya mutlu-kızgın yüzlerle karşılaştırıldığında mutsuz yüzlere dikkat yanlılığı gösterdiklerini bulmuşlardır (99). Benzer parametreleri ve benzer grupları kullandıkları çalışmalarında Mogg ve arkadaşları (2000), üzgün, mutlu ve kızgın yüz ifadelerini karşılaştırdıklarında anlamlı farklılık bulamamışlardır (100). Kalabalıkta yüz testi, katılımcıların bir grup şematik yüz ifadesini taradıkları ve hepsinin aynı mı yoksa bir ya da daha fazlasının farklı mı olduğuna karar verdikleri bir testtir. Suslow ve arkadaşları (2001) bu testi kullanarak yaptıkları çalışmalarında, depresif bireyler ile sağlıklı kontroller arasında negatif yüz ifadelerini tanıma doğruluğu açısından fark bulmamışlardır ancak depresif bireylerin mutlu ifadelere anlamlı olarak daha yavaş yanıt verdiklerini bulmuşlardır (101). Bu durum depresif duygudurum ile mutlu ifadelere azalmış dikkat arasındaki ilişkiyle uyumludur.

2.5.7. MAJOR DEPRESYONDA DİĞER TEMEL EMOSYONLARIN TANINMASI

Major depresyonda, emosyon tanıma sürecindeki anormallikler, olumsuz emosyonel yanlılıklardan daha kompleks olabilir. Örneğin, çalışmalar major depresyonda amigdala ve hipotalamo-pitüiter-adrenal akstaki (HPA) aktivasyonu, en azından bazı depresyon formlarında anormal stres cevabı olduğunu göstermişlerdir (102). Buradan da kızgınlık ve korku gibi tehdit ilişkili emosyonlara yanlılık olabileceği tezi ortaya konulabilmektedir (65). Ian ve arkadaşlarının (2011) halen depresif epizodda olan, geçmişte depresif epizod geçirmiş ancak şu an remisyonda olan ve sağlıklı kontrollerle yaptıkları çalışmalarının sonucu olarak; kontrol grubunun mutlu yüz ifadelerini en iyi, öfkeli yüz ifadelerini ise en kötü olarak tanıdıkları, kadınların emosyonları erkeklere kıyasla daha yüksek doğruluk ve hızla tanıdıkları, yaş ile mutsuz ve şaşkın yüzleri tanıma arasında negatif, yaş ile tiksinme emosyonunu içeren yüzleri tanıma arasında pozitif korelasyon olduğu, tüm emosyonlar için gruplar arasında reaksiyon zamanı açısından anlamlı fark

(20)

bulunmadığı, ancak depresif grubun daha yavaş ve kontrol grubunun daha hızlı oldukları, halen depresif olan bireylerden oluşan grubun diğer iki gruba göre azalmış emosyon ayırt etme güçlerinin olduğu, halen remisyonda olan kişilerden oluşan grubun diğer iki gruba göre emosyonları tanımlarken daha yüksek oranda yanlılık gösterdikleri belirtilmiştir (103). Fieker ve arkadaşlarının (2015), major depresif bozukluk tanılı kadın hastalar ve sağlıklı kadınları dahil ederek yüz ifadelerinden emosyon tanıma ile tanımanın ne kadar emin olunarak yapıldığı arasındaki ilişkiyi ölçen çalışmalarında depresif kadınların en az sağlıklı kontroller kadar iyi tanıdığı ancak kızgın, nötral, şaşkın ve üzüntülü ifadeleri daha az emin olarak cevapladıkları belirtilmiştir (104). Csukly ve arkadaşlarının (2011) major depresif bozukluk tanılı hastalar ve sağlıklı kontroller ile yaptıkları maladaptif şemalar ile yüz ifadelerinden emosyon tanıma ilişkisini araştırdıkları çalışmalarında, depresyon puanları ile mutlu ifadeleri tanıma arasında negatif korelasyon bulunduğunu, tüm emosyonel yüz ifadelerini tanımada kontrol grubunun daha iyi olduğunu, kontrol grubunun nötral, şaşkın, üzgün ve tiksintili yüz ifadelerini daha iyi tanıdıklarını bildirmişlerdir (105).

KORKU

Yüz ifadeleri videolarının kullanıldığı bir çalışmada depresif hastalar ve sağlıklı bireyler arasında korkuyu tanıma doğrulukları arasında fark bulunmamıştır (86). Depresyon geliştirme riski düşük ve yüksek genetik riskli bireylerin alındığı bir çalışmada, depresyon geliştirme riski yüksek olan bireylerin düşük olan bireylere göre korkulu yüz ifadelerini daha hızlı tanıdıkları bulunmuştur (106). Diğer çalışmalar yineleyici depresyon hastalarının serotonin seviyelerini değiştiren farmakolojik tedavilerden sonra korkulu yüz ifadelerini tanıma sürecini inceleyen çalışmalardır. Bhagwagar ve arkadaşları (2004), tekrarlayıcı ve tedavisiz depresif kadınların sağlıklı kadınlara göre artmış korku tanıma düzeyinde olduklarını, ancak sitalopram infüzyonundan sonra depresif kadınlarda korku tanımanın azalmasıyla birlikte bu etkinin normale döndüğünü göstermiştir. Buradan yola çıkılarak korkulu ifadelerinin tanınmasındaki artışın major depresyonda trait marker olabileceği, bu durumun antidepresan tedaviyle normale dönebileceği söylenmiştir (107).

ÖFKE

Nokta prob testini kullanan depresyon, anksiyete bozukluğu ve sağlıklı kontrollerin alındığı iki çalışmada da depresif grupta öfkeli yüzleri tanımada yanlılık gösterilmemiştir. (99, 100)

TİKSİNME

Bir çalışmada tekrarlayıcı depresif hastalar ve sağlıklı kontrollere triptofan tüketen ya da plasebo içecekler verilmeden önce yüz emosyon tanıma testi tamamlatılmıştır. Tekrarlayıcı

(21)

depresif hastalar triptofan tüketen içecek ya da plasebo alıp almalarından bağımsız bir şekilde kontrollere göre artmış tiksinme tanıma yanıtı göstermişlerdir (108). Harmer ve arkadaşları (2002) ötimik tedavi alan bipolar grubunda da benzer sonucu bildirmiştir (109). Ancak ötimik bipolar hastalar ile yapılan diğer çalışmalar bu sonuçları tekrarlayamamıştır (110, 111). Douglas ve arkadaşları (2010) çalışmalarında, unipolar veya bipolar bozukluk tanılı depresif bireylerin, sağlıklı kontrollere nazaran tiksinme emosyonunu içeren yüz ifadelerini daha az doğrulukta tanıdıklarını belirtmişlerdir (112).

ŞAŞKINLIK

Bir çalışmada tek doz 4 mg reboksetin verilen depresif ve sağlıklı kişilerde emosyon tanımadaki etkisi çalışılmıştır. Plasebo alan depresif bireyler plasebo alan sağlıklı kontrollere göre şaşkın ve mutlu yüz ifadelerini daha az tanıyabilmişlerdir. (113)

2.6. YÜZ İFADELERİNİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM/BAĞLAM/ARKA

PLANIN, YÜZ İFADELERİNİ TANIMADAKİ ETKİSİ

Günlük hayatta, nadiren izole olarak bir yüz ifadesiyle karşılaşırız, genellikle kişilerin yüz ifadelerini, onları çevreleyen durum ve bağlamın bir parçası olarak algılarız (114, 115). Yüz ifadelerini algılama ve tanıma konusunda yapılan birçok araştırma mevcutken (116, 117), arka plan verilerinin yüz ifadelerinden emosyon tanıma sürecini etkileyip etkilemediği ile ilgili çalışmalar sınırlıdır (118, 119, 115, 120, 121). Bu konudaki yaygın kanaat, arka planın yüz ifadelerinin tanınmasını iyileştireceği yönündeyse de bu konudaki literatür açık değildir ve bu konuda çelişkili açıklamalar yapmaya izin vermektedir.

Carroll&Russell (1995) yazılarında, kişileri yüz ifadeleri ve içinde bulundukları durum ile birlikte değerlendirdiğimizi, durum ve yüz birlikte değerlendiğinde yüzü tanımanın, içinde bulunulan duruma üstünlüğü olduğunu, durumun sadece kılavuz olduğunu, sadece genel bir bilgi vereceğini, durum ile ilgili yeterince bilgi olmadığında yüzün daha anlamlı olduğunu, eğer yüz emosyon ile ilgili hiç bilgi sağlamazsa bu üstünlüğünün kalmayacağını belirtmişlerdir (119). Bu yazıda ‘’Yüz Dominansı’’ ve ‘’Sınırlı Durum Dominansı’’ kavramlarına da değinilmiştir. Tomkins’e göre (1962-1963); belirli yüz ifadeleri, belirli emosyonların sinyalleridir, bunlar biyolojik olarak önceden oluşturulmuştur ve evrensel olarak tanınırlar. Bu teoriye göre gözlemciler, açık ve prototipik bir yüz ifadesi gördüklerinde, bu yüz ifadesi içinde bulunulan durumu geçersiz kılmaktadır. Bu, ‘’Yüz Dominansı’’ teorisi olarak bilinmektedir (122). Bir diğer teoriye göre ise, gözlemci karşısındaki kişinin önce yarı-fiziksel özelliklerini (gözün açık, kapalı olması, aşağı/yukarı bakması, ağzın durumu, konuşma, gülme gibi) değerlendirir. Sonrasında kişinin memnuniyet ve uyanıklık durumu

(22)

temelinde o kişinin duygularını anlamaya çalışır. Bunların hepsi kişinin içinde bulunduğu durumun ışığıyla yorumlanır. Bu, ’Sınırlı Durum Dominansı’’ olarak adlandırılmıştır.

Olayla ilişkili potansiyeller (ERPs), emosyonel bağlama duyarlılığı doğru şekilde değerlendiren bir methoddur. N170 komponentinin yüz uyaranlarına spesifik olarak erken dikkatli seçme ve ayrımsallaştırmayı yansıttığı düşünülmektedir (123, 124). N170 emosyona duyarlıdır (125, 123, 126). Yüzün korkulu ya da nötral sahnelerle eşleştirildiği çalışmalar, N170’in emosyonel sahneler tarafından modüle edildiğini göstermiştir. Korku emosyonunu içeren sahneler daha geniş amplitüdlü N170’e neden olmuştur (127, 128). Hietanen&Astikainen (2013) çalışmalarında; mutlu yüzlerin N170 amplitüdünün, mutlu emosyon içeren ipuçlarının ardından gösterildiğinde, üzgün ipuçlarının ardından gösterilmesine kıyasla daha geniş olduğunu, aynı durumun üzgün yüzler için de benzer olduğunu göstermişlerdir (129). P1, görsel yüz işlemleme sürecinin erken bir komponentidir. Affektif uygunluğa duyarlı olduğu bildirilmiştir (130). Yüz ve bağlam korku veya kızgınlık emosyonlarını içeriyorsa, bağlamla uyumsuz yüz ifadeleri, uyumlu olanlara göre daha geniş amplitüdlü P1’e neden olur (131). Zhang ve arkadaşlarının (2018); hem mikro ifade hem de bağlam olarak mutlu, kızgın ve nötral yüz ifedelerini kullandıkları ve 21 sağlıklı katılımcıyı dahil ettikleri çalışmalarında; nötral bağlama nazaran olumlu ve olumsuz bağlamın ardından gösterilen hedef yüzün işlemlenmesinde daha pozitif amplitüde neden olduğunu, yüz ifadelerinin ortaya çıkardığı P1 ve N170 etkilerinin, emosyon içeren bağlamda nötral olana nazaran daha pozitif olduğunu, hedef ile bağlam emosyonel olarak uyumlu olduğunda daha geniş P1 etkisi oluştuğunu göstermişlerdir (132).

Uyaran kategorizasyonu ile ilgili olan ancak emosyonel uyarıya da duyarlı olan P3’ün de hoşa gitmeyen resimler tarafından amplitüdünün arttırıldığı gösterilmiştir (133). Tüm bu sonuçlar sonraki hedef yüz ifadesinin emosyonel bağlam tarafından etkilendiğini işaret eden ERP bulgularıdır.

Yüz ifadesini algılama sürecinde sosyal ipuçlarının etkisini Wieser&Brosch (2012)’un gözden geçirme yazısında olduğu gibi dört ana kaynakta toplayabiliriz (134):

a) Yüzdeki diğer ifadeler: bakış yönü, yüz hareketleri

b) Yüz dışında bedenin diğer özellikleri: vücut postürü, ses tonu, koku

c) Dış faktörler: görsel sahne (çevre), yüzün içinde bulunduğu durumun sözel anlatımı, diğer

yüzler

d) Yorumlayıcıya ait faktörler: yaş, cinsiyet, ırk, kişilik, sosyal yanlılık, psikiyatrik hastalıklar

Bağlamın yüz ifadelerinden emosyon tanıma sürecindeki etkilerini araştıran çalışmalarda kullanılan farklı bağlam türlerinden yukarıda belirtilen gruplamaya göre bahsedilecektir.

(23)

Yüz dışında bedenin diğer özellikleri

Ontogenetik olarak 6,5 aylık infantlar, mutlu ya da kızgın emosyon taşıyan bedenleri ayırabilirler (135); 8 aylık olduklarında yüz ve beden arasındaki emosyonel uyuma nöral duyarlılık gösterirler. ERP verileri, karışıklığa neden olan vücut ifadelerinin infantlarda yüz ifadelerinin ayrımlaştırılmasına engel olduğunu göstermiştir (136). Çocuklara yüzlerle emosyonel olarak uyumsuz bedenler gösterildiğinde, çocukların her iki kaynaktan gelen ipuçlarını aynı anda kabaca değerlendirebildiği ve entegre ettiklerini yani her ipucuna ayrı duyarlılık gösterme yeteneğini kazandıkları gösterilmiştir (137).

Aviezer ve arkadaşları (2012) çalışmalarında; tenis oyuncularının profesyonel maçlar boyunca gerçek yaşamdan alınmış emosyonel ifadelerini alarak; yalnız yüz, yalnız vücut, yüz ve vücut birlikte olmak üzere katılımcılara üç farklı şekilde göstermişler, kazanan ve kaybeden oyuncuları tahmin etmelerini istemişlerdir. Sadece yüz ifadesi gösterildiğinde katılımcılar, kazananları kaybedenlerden ayırmada başarısız olmuşlardır. Yüz ifadesi ve vücut birlikte gösterildiğinde ayrımı kolaylıkla yapabilmişlerdir (138). Tiksinme emosyonu içeren yüz ifadelerinin kategorizasyonunda doğruluk oranı bu yüz ifadesi aynı emosyonu içeren beden ifadeleri ile sunulduğunda %91 iken; aynı yüz ifadeleri kızgın emosyona sahip beden ifadeleri ile sunulduğunda %11’e düşmektedir. Ancak korkmuş beden ifadeleri ile gösterildiğinde doğruluk oranı daha yüksek bulunmuştur. Bu nedenle bağlam etkisinin büyüklüğü algısal benzerlikle güçlü korelasyon göstermektedir (139).

Rocha ve arkadaşlarının (2018) bağlam olarak vücut kokularını kullandıkları dinamik yüzleri tanıma çalışmalarında 46 sağlıklı kadın katılımcıdan nötral ifadeden kızgın veya mutlu ifadeye giden yüz ifadelerinin emosyonlarını tanımaları istenmiştir. Bu işlem esnasında katılımcılar; daha önceden toplanmış, toplama işlemi esnasında kaygı düzeyi arttırılan insanların vücut kokuları veya kaygısı olmayan/rahatlamış insanların vücut kokularına maruz bırakılmıştır. Eş zamanlı olarak kardiyak aktiviteleri ölçülmüştür. Kaygının indüklendiği kişilerden toplanan vücut kokusuna maruz bırakılan katılımcılarda, dinamik yüz ifadelerini doğru tanıma oranının fazla olduğu, kardiyak parasempatik aktivitenin düşük olduğu saptanmıştır. Kaygılı kişilerden toplanan vücut sıvılarının değerlendiricilerde, stres yanıtını arttırdığı, emosyonel yüzleri tanıma sürecini kolaylaştırdığını bulmuşlardır (140).

Dış faktörler

Yüzün içinde bulunduğu durumu bilmek kişilerin yüz ifadesini algılayışını güçlü bir şekilde etkiler. Bu görsel sahneler, kısa skeçler ile sağlanabilir.

Kayyal ve arkadaşlarının (2015) çalışmalarında katılımcılara kazanan veya kaybeden olimpik atletlerin emosyonel tepkileri gösterilirken; durum ile ilgili doğru, doğru olmayan bilgi verilmiş ya da hiç bilgi verilmemiştir. Yüz ifadelerinin gösterdiği gerçek durum ne olursa olsun bağlamsal bilginin yüz ifadelerine ağır bastığı gösterilmiştir (141).

(24)

Yüz ifadeleri nötral bir bedende gösterildiğinde genç ve yaşlı erişkinler arasında benzer yorumlanırken, emosyonel olarak uyumsuz bir bedende gösterildiğinde yaşlılarda bağlam etkisinin daha fazla görüldüğü bulunmuştur.

Semantik demans tanılı hastalar, emosyon kategorizasyonunda başarısızdır. Ancak kendilerinden emosyonun valensinin tahmin edilmesi istendiğinde bunu başarıyla yaparlar çünkü bu direkt yüzden okuyabildikleri bir görevdir (142).

Mumenthaler&Sander (2012) hedef yüze bakan kızgın bir yüz olduğunda, hedef yüze bakan korkulu bir yüze göre hedef yüzün daha korkmuş olarak yorumlandığını göstermişlerdir (143).

Righart&de Gelder (2008) 22 sağlıklı gönüllüyü dahil ettikleri çalışmalarında katılımcılara tiksinme, korku ve mutluluk emosyonlarını içeren yüz ifadeleri ve emosyonel sahnelerin kombinasyonlarından oluşan fotoğraflar göstermiştir. Bu konuyla ilgili üç olasılık sunmuşlardır. Olasılıklardan ilki, yüz ifadelerinin bağlamdan bağımsız olarak süreçte avantaj sahibi olduğudur. İkincisi, emosyonel bağlamın yüz tanıma sürecini, dikkati yüzlerden başka yöne çekerek engellediğidir. Üçüncü olasılık ise, yüz tanıma sürecinin eş zamanlı olarak gösterilen emosyonel bilgiden etkilendiğidir. Bu çalışmada gösterilen sahne ve yüz ifadelerinin emosyonel olarak uyumlu oldukları durumlarda katılımcıların yüz ifadelerini daha hızlı ve doğru tanıdıklarını bulmuşlardır (144). Yine Tanaka-Matsumi ve arkadaşlarının (1995) 170 üniversite öğrencisini dahil ettikleri çalışmalarında, üç deney yaparak; arka planın, yüzün emosyonunu tanıma üzerindeki etkisini araştırmışlardır. Bu çalışmada hem arka plan hem de tanınması istenen hedef resimler yüz fotoğraflarından oluşmaktadır. Birinci deneyde katılımcılara mutlu, üzüntülü ve kızgın yüz ifadeleri arka plan olarak gösterilirken, hedef olarak nötral yüz ifadesi gösterilmiştir. İkinci deneyde mutlu ve kızgın yüz ifadeleri arka plan olarak gösterilirken, hedef yüz olarak üzüntülü yüz resmi; üçüncü deneyde ise arka planda mutlu, üzgün, şaşkın yüz ifadeleri gösterilirken, hedef olarak kızgın yüz gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda arka plan etkisinin en çok nötral yüzü tanıma esnasında olduğunu, kızgın ve üzgün yüzleri tanımada arka plan etkisinin çok daha düşük olduğunu bulmuşlardır (121). Bu sonucun Russell&Fehr (1987)’ in ‘’Aynı yüz ifadesi, farklı şekillerde ifade ediliyor gibi görünebilir, emosyonun derecesi, diğer yüzlerde de ne görüldüğüne bağlıdır. Bu yüzden nötral bir yüz ifadesi, daha mutlu veya daha üzgün yüz ifadelerinin arasında daha mutlu veya üzgün olarak algılanabilir.’’ söylemiyle uyuştuğunu belirtmişlerdir (145).

Van den Stock ve arkadaşlarının (2014), beyinde yüz ve arka plan görüntülerinden gelen

emosyonel bilgilerin nasıl etkileştiğini araştırdıkları çalışmalarında; fonksiyonel manyetik rezonans (fMRI) kullanarak yüzün içinde bulunduğu arka plan görüntüsünün emosyonel değerinin hangi beyin bölgeleri tarafından modüle edildiği sorusunu cevaplamaya çalışmışlardır. 15 katılımcıya; 12’si nötral 12’si korkulu sahne ve bu sahnelerin üzerinde nötral ve korkulu yüz ifadeleri gösterilmiştir. Yüzlerin kontrolü olarak geometrik şekiller, arka plan görüntülerinin kontrolü olarak ise maskeli ifadeler kullanılmıştır. Yüzlerin gösterildiği grupta, geometrik şekillerin gösterildiği gruba

(25)

göre fusiform (FFA) ve oksipital yüz alanında (OFA) aktivite artışı; arka plan görüntülerinin gösterildiği grupta, maskeli arka plan ifadesi gösterilen gruba göre parahippokampal yer alanı (PPA), retrosplenial korteks (RSC) ve transvers oksipital sulkusta (TOS) aktivite artışı gösterilmiştir. Nötral yüzlerle karşılaştırıldığında korkulu yüzlerin sağ ventral premotor korteks ve bilateral superior temporal sulkusta (STS) aktivite artışına; korkulu arka plan görüntülerinin nötral olanlara göre posterior PPA ve ekstrastriatal vücut alanında (EBA) aktivite artışına neden olduğu gösterilmiştir. Bu ve 2012’deki çalışmalarının özeti olarak korkulu arka plan görüntülerinde nötral olanlara göre sağ posterior PPA’da; nötral arka plan görüntülerinde korkulu olanlara göre sol anterior PPA, yüz ifadesi içeren nötral arka plan görüntülerinde korkulu olanlara göre sağ anterior PPA’da artmış aktivite saptadıklarını belirtmişlerdir (146).

Yorumlayıcıya ait faktörler

Batılı bireylerle karşılaştırıldığında Doğu Asyalılar, göz bölgesine daha çok bakarlarken, ağız bölgesine daha az dikkat ederler (147). Masuda ve arkadaşları (2008) çalışmalarında; hedef yüz başka yüzlerle birlikte bulunduğunda Japonlarda, Batılı bireylere göre daha çok bağlam etkisinin olduğunu göstermişlerdir (148). Sağlıklı popülasyonda yapılan bir çalışma kişilerin kendi kültürel gruplarındaki kişilerin emosyonel ifadelerini diğer kültürel gruplara göre daha iyi tanıdığını (149), kendi kültürel grubundan olmayan kişilerin yüz ifadelerini daha olumsuz yorumladıklarını göstermişlerdir (150, 151). Açık tenli ve koyu tenli yüzlerden emosyon tanımanın farkını araştıran bir çalışmada, beyaz ırklı katılımcıların siyahi kişileri kızgın olarak algılamaya eğilim gösterdiklerini göstermiştir (150)

Luebbe ve arkadaşları (2013) çalışmalarında; 128 anne-ergen çiftini dahil ederek anne ve ergenin depresif semptomlarının farklı bağlamlardaki aile etkileşimlerinde emosyon tanıma yanlılığı ile ilişkili olup olmadığını incelemişlerdir. Depresif semptomların hem anne hem ergende, hem olumlu hem olumsuz affekti tanıma yanlılığıyla ilişkili olduğunu, bu yanlılığın emosyonel olarak düşük sinyalli bağlamlarda daha belirgin olduğunu, gencin kendi affektif durumunun, annesinin emosyonunu tanımada depresyonla ilişkili yanlılık göstermesinden sorumlu olduğunu ancak durumsal affektin adolesanın emosyonunu anlarken annelerin yaptığı depresyonla ilişkili yanlılığı açıklamada işlemediğini göstermektedir (152). Liedtke ve arkadaşları (2017) çalışmalarında; 34 MDB tanılı hasta ve eşleştirilmiş kontrollere kültürel olarak uyumlu şapka ve atkı ile sarılmış yüz ifadeleri ile kültürel olarak uyumsuz İslami baş örtülü yüz ifadeleri göstererek; yanıtların doğruluğunu ve hızını araştırmışlardır. Mutsuz ve korkulu yüz ifadeleri kültürel olarak uyumsuz uyaranlarda daha yüksek doğrulukla ve hızla tanınırken; mutlu yüz ifadeleri kültürel olarak uyumlu uyaranlarda daha yüksek doğrulukla ve hızla tanınmıştır. MDB tanılı hastalar sorulara daha yavaş yanıt vermişlerdir, doğru sayıları açısından kontrol grubuyla farklılaşmamışlardır (153).

Yapilan tüm bu çalışmalar; bağlamın yüz ifadesi emosyonlarını tanımada etkili olduğunu göstermiş ancak depresif bireylerde bu ilişki yeterince çalışılmamıştır. Bildiğimiz kadarıyla

Şekil

Tablo 1. Deneysel Koşullar
Tablo 3. Katılımcıların sosyodemografik verileri
Tablo 4. Katılımcılara uygulanan ölçek verileri
TABLO 6.  Farklı arka planlarda sunulan emosyonel ifadelere verilen ortalama tepki süreleri (ms)
+3

Referanslar

Benzer Belgeler

Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre sağlıklı bireylerde depresyona yatkınlık durumunun bireylerde başın anterior tilti, başın lateral fleksiyonu,

dokuz alt ölçekten altısında, üç boyutlu değerlendir- me skorlarından; bilişsel algısal şizotipi ve kişilerara- sı şizotipi skorlarında, ayrıca iki boyutlu değerlendir-

As a bottom line Leila’s stepping into male realm of action of “freedom of choice” doomed them all and while Leila was punished physically and the Giaour

Bu çal›flmada Haydarpafla Numune E¤itim ve Araflt›rma Hastanesi Aile Planlamas› Ünitesinde kontraseptif yöntem olarak NET-EN/EV tercih etmifl olan

Hisse senetleri ile kullanılan oran arasında hisse senedi- varlık karlılığı oranı yani net kar / toplam varlıklar 2010-2011 yıllarında uyumlu bir trend izlenmiĢ, 2009

Bu çalışma; Türkiye’de yaygın olarak kullanılan ve doğada uzun süre kalma potansiyeline sahip organoklorlu (Endosulfan) ve pyrethroid (Cypermethrin) pestisitler

In or- der to compare the magnetic properties of the materials, we measured the specific power losses of various elec- trical steels, conventional grain-oriented silicon-iron (3

Wikipedia, The Free Encyclopedia, http://en.wikipedia.org/wiki/Arundo_donax.. 13 Kargı, obua kamışının yapımında kullanılan en önemli ve en belirleyici