• Sonuç bulunamadı

İstanbul Şehir Tiyatroları'nın sahnelediği 'Çalıkuşu' müzikali üzerine:Reşat Nuri'yi okumak ve anlamak

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İstanbul Şehir Tiyatroları'nın sahnelediği 'Çalıkuşu' müzikali üzerine:Reşat Nuri'yi okumak ve anlamak"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SAYFA

CUMHURİYET

30 AĞUSTOS 1994 SAU

KÜLTÜR

İstanbul Şehir Tiyatrolarının sahnelediği ‘Çalıkuşu’ müzikali üzerine

Reşat Nuri’yi okumak ve anlamak

S E L İM İLERİ_________________

Ahmet Hamdi Tan pınar, “Çahkuşu”-ndan söz açarken, bu eserin tefrika edildiği dönemde okurların her gün büyük bir heyecan yaşadıklarım dile getirir. Kurtuluş Savaşı’nın haberle­ riyle yankılanan İstanbul, Feride’nin Anadolu serüveninde adeta kendi ge­ leceğini beklemektedir. Tanpınar, Çalıkuşu konusunda, o günün okur­ larının nesnel yaklaşım içinde olama­ yacaklarını belirtir.

Reşat Nuri’yi Türkçenin ortasında bir sevgi ve şefkat ürperişi olarak yo­ rumlayan Tanpınar’m bile Çalıkuşu romancısını, eleştirel nesnellik uğruna, tam kavrayamadığım düşünüyorum. Gerçi onunla ilintili eşsiz yorumu, şu sevgi ve şefkat ürperişi saptayımmı Tanpınar yazmıştır. Bir yandan da eserlerinde bir adım öteye gidebilse Reşat N uri’nin bambaşka başantara ulaşacağım ileri sürmüştür.

‘Eliçabukluğa’ saplanmak

Bence, Reşat Nuri’nin eserleri, bi­ zim okuyuşlarımızın bir değil, beş on adım ötesinde. Çalıkuşu'ndan Kavak Yelleri’ne, Reşat N uri’yi bugünün do­ nanımıyla okursak, yaman bir “mu­ h alifle karşılaşırız. Çalıkuşu, ulusal heyecan romam olmanın ötesinde, Anadolu’dan habersiz, Anadolu’yu küçümsemiş İstanbulluya yamttı. Aşk romam kurgusundaki Dudaktan Kal­ be, yaradılışın iki karşıt cephesi konu­ sunda derin ruh çözümlemeleriyle yüklüdür. Kızılcık Dallan, yeni reji­ min de evlatlık sorununu yeterince de- şemediğine işaret eder. Tanndağı Zi­ yafeti oyunu, bu hakkı yenmiş, tekrar tekrar sahnelenecekken unutulmuş oyun, diktatörlük tutkusuna edebiya­ tımızın hemen hemen tek itirazıdır. Daha pek çok ömek vermek olası. Ne var ki amacım. Çalıkuşu üzikal oyununa değinmek.

Bununla birlikte, önce Şehir Tiyat- rolan’mn eski genel sanat yönetmem Gencay Gürün e saygımı bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu değerli, ça­ lışkan insan çevresinde kopartılan fırtınalarda Çalıkuşu müzikali üzerine söyleyeceklerimin aynı kefeye kon­ masından ancak tiksinti duyabilirim.

Müzikalin yönetmeni Hakan Ahı- ner, Londra’da Sefîller'i izledikten sonra Çahkuşu’nu böylesi bir yöntem­ le sahnelemeye karar vermiş, öyle sanıyorum ki, ilk endişe burada beliri­ yor. Bir sanat eseri, bir başka sanat eserine elbette esinlendirici olabilir.

‘Çalıkuşu’ müzikalinde Kanıran Usluer, Tilbe Saran ve Gül Akellif üstte), Saran ve Hazım Körmükçü(sağda).

Gelgeldim söz konusu esin, nice za­ manlar gönülde yaşatılmış bir isteğin dışavurumu değil de ansızın güm şığı­ na çıkan bir istekse, sonuç, Çalıkuşu’- ndaki gibi “eliçabukluğa” saplanıp kalıyor.

Feride gerçekten Batılı mı?

İzlediğimiz müzikal, yönetmenin deyişiyle “Batılı ve aydın Türk kadınının 'prototipi’ sayılabilecek Feri-de” nin öyküsü. Feride, acaba gerçek­ ten Batılı mı? Muhalif Reşat Nuri’nin sonraki eserleri. Batıklaşma karşısı­ nda daima kaygılarla donanmış bir yazan yansıtır. Yaprakdökümü ilk sor­ gulamaysa Eski Hastalık bu sorunun ifade edilmesinde bir doruktur; Do­ ğulu kalmış Y usuftan aynlan Batılı Züleyha, yeni bir hayata doğru güven­ li adımlarla yol alırken, artık o eski kolejli kız değil. Doğunun içsel zengin­ liğini anlamış, senteze ulaşabilmiş bambaşka bir insandır Kızılcık Dal­ lan, Batılılaşmamızın, zavallı bir ev­ latlık kızdan yeni A nkara’mn “Opera Meydanındaki tuluat tiyatrolanna meşhur kantocu, Türk Greta

Garbo’-su Mücella Suzan’ı yetiştirdiğini bir hakaret gibi söyler.

Çalıkuşu müzikalinde Feride, yö­ netmenin çabasıyla uyumlu olarak, Batılı bir genç hanım. Bu yüzden ola­ cak, kendisini sevmiş ve bağevindeki sefahat gecesinden kurtarmış, savaşta yüzü feci biçimde yaralanmış Yüzbaşı Ihsan’ın çökkün durumunu görür görmez, “ Ihsan Bey!” diye avaz avaza yakın bir çığlık atıyor ve elindeki lam­ bayı yerlere fırlatabiliyor.

Yeri gelmişken hemen bağevi sah­ nesine geçeyim. İkinci perdenin so­ nunda yer alan bu sahne, Reşat N uri’­ nin Doğululukla değil, bağnazlıkla büyük hesaplaşmasını yansıtabilecek­ ken, son yıllarda gördüğüm en bayağı bir taverna eğlencesine dönüşmüş. Romam okuyanlar, orada, cinsel baskılarla yaşamış, bu yüzden gözü- dönük hale gelmiş, mesleklerinin hay­ siyetini unutmuş birtakım insanlann rtık ahlaklı eğlencelerinin an- tıldığını bilirler. Fakat her şey hala o yırtık ahlakın ikiyüzlülüğüyle do­ nandığından, ince bir sırla kaplıdır. Müzikaldeyken en düşkün bir sefahat yuvasında belki rastlanılabilecek bir

Bence, Reşat Nuri’nin eserleri, bizim okuyuşlarımızın bir

değil beş on adım ötesinde. Çalıkuşu’ndan Kavak

Yelleri’ne, Reşat Nuri’yi bugünün donanımıyla okursak,

yaman bir “muhalif’le karşılaşırız. Çalıkuşu, ulusal

heyecan romanı olmanın ötesinde, Anadolu’dan habersiz,

Anadolu’yu küçümsemiş İstanbulluya yanıttı.

E

hava esip duruyor...

Birinci perde, Feride’nin yetişme çağını anlatıyor. Şımarıklıktan başka bir şey bilmeyen bir Feride. Feride'yi haşarılığa, şımarıklığa, erkek çocuk afacanlığına alıp götürmüş psikolojik nedenler, hiç mi hiç yansıtılmadığı- ndan bu genç hanımın niye ikide bir de herkese muziplikler yaptığını kavra­ yamıyorsunuz. Besime Teyze’si bir şeyler açıklamaya çalışıyor, ama gü­ rültü patırdı arasında bunlar da eriyip gidiyer.

Düşünce payı hiç yok_______

İkinci perde de Feride’nin umul­ madık şımarıklıklarıyla dolup taş­ makta. Umulmadık diyorum, çünkü Reşat Nuri’nin Feride’si, Kam ran’ı bırakıp gittiği günden başlayarak

ol-f

unlaşır, içine kapandıkça kapanır, albinde ezginlik ve şefkatten başka bir şey kalmaz. Muallime Huriye Hanım’m çaçaronluğunu ve ruh küçüklüğünü gören Feride’nin Çalı­ kuşu okurlarında yıllar boyu iz bırakmış gönül hoşgörüsü, müzikal denemesinde aynı alaycılığın yansı­

ması olup çıkmış. Çaçaronluğu kadar zavallılığı da düşünülebilecek Huriye Hanım’ı bu ikinci yüzüyle bize tanıtan Feride ve onun büyük yazan Reşat Nuri değil midir?

Üçüncü perde, temaşa açısından gerçekten zengin bir finalle noktalanı­ yor. Ne var ki, müzikal boyu, Feride'- nin hatıra defterini okur görünen Kamran’dan en küçük bir ruh değişi­ mi belirmediği gibi, on yılın acısıyla İstanbul’a dönmüş Feride’de de ya- şadıklanmn içsel birikimi asla duyum­ sanamıyor. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllannm, savaş de­ nen yıkımın kalp çarpıntısı yazık ki üç buçuk saat boyunca birkaç dakika ol­ sun algılanamıyor. Doktor Hayrul- lah’la hastabakıcı arasında geçen bir konuşma var, ama seyircinin hamasi alkışlarına yol açmanın ötesine -eş­ yanın tabiatı gereği- gidememiş.

Ayrıca seyirci neleri alkışlamıyor ki: Zeyniler Köyü’nün m uhtan, insanda dehşet uyandıran bir oyunculuk sergi­ leyince, alkış alabiliyor. Reşat N uri’­ nin haysiyetli dünyası nerelere çekilip götürülmüş...

Çalıkuşu müzikalinde düşünce payı

hiç yok. İyi kötü var olabilecek duygu payı ise bilmiyorum neden, hadım edilmiş. Feride’yle Şeyh Y usufun kız- kardeşi, ikili ve o kadar acıklı sahnele­ rinde donuk kalmayı belki de bize özgü bir entelektüelizm sanıyorlar. Tilbe Saran ve Tomris İncer gibi hay­ ranlık duyduğum iki oyuncudan o sahneyi ne kadar başka düşlemiştim...

Performans yetmiyor

Bu çabadan geriye ne kalıyor? H a­ kan Altıner’in başarılı sahne trafiği, Atıl Yalkut'un yalın dekoru. Sevim Çavdar'ın titiz kostümleri. Esin En­ gin’in duyarlı müziği, Semiramis Uyar’ın yer yer atak, çaba harcanmış koreografısi m uhakkak ki anılmaya değer. Sahneye giriş sırasıyla Nedret Güvenç, ismet Ay, Suna Pekuysal, To- ron Karacaoğlu gibi deneyimli oyun­ cularımızdan hala öğrenilecek pek çok şey olduğunu söylemeliyim. Bütün oyuncuların ortak bir performansı da söz konusu; yukarıda değindiğim oyunculuk garabeti de bir perfor­ mans. Fakat galiba performans hiçbir şeye yetmiyor.

Bilgisayara beste

yarışması

■ Kültür Servisi - Bu yıl ilk defa gerçekleştirilen H abcı-M idi’94 Bilgisayarla Beste Y arışm ası’mn jüri değerlendirm e toplantısı The M arm ara Oteli salonlarında yapıldı. Atilla özdem iroğlu, Em rehan Halıcı, Faruk Eczacı başı, İzzet ö z , Nilüfer, Ü m it Eroğlu’ndan oluşan jüri, aşağıdaki 12 eseri finale bıraktı: M üjdat Akgün-Beklerken, C an Atilla-Toccata, Sinan

Bökesoy-Stella, M ert B örü-G ünbatım ı, Levent K araoğlu-Y olculuk, H asan C ihat Ö rter-H üzün Senfonisi, H akan Özer-Devine, N u rh an

Renda-Skandal, Levent

Solakoğlu-X3, E serT aşkıran-B u D ünya Bizim, Tolga

Tem -Senfonik, A lper Ü lkü-An A rabian K id’s W ish and the Dream . T oplam 100 milyon ödül konan yarışm anın finali 16 Eylül

1994 cum a akşam ı saat 20.00’de H arbiye K ültür M erkezi’nde yapüacak.

'Sinopsis

Yarışması'

sonuçlandı

■ Kültür Servisi - F ida Film sinema gazetesi ve aylık sinema dergisi A n trak t’m birlikte düzenlediği sinopsis yarışması sonuçlandı. Bu yarışm ada beşer milyon lira ödül kazanan 10 yarışm acının adları alfabetik sırayla şöyle: A yhan Büyükünal (D enizaltında Yirmibin H üzün), Sulhi D ölek (K asabam n K ahram anı), Refik G üley (Üç), H aluk Işık (Bir Palyaço M asalı), F erda K ınay (Sakın A rkana Bakma), Celal Perk (Sayılı G ünler), Cemal Şan (Herkes iyi, Herşey K ötü), Şaika G ünay Tuğrul (Bütün M enekşeler Güzeldir), F u a t U ğur (Ayandon Fırtınası ya da M asum Bir Cinayet), A hm et H aluk Ü nal (Çocuk ve Suç) Seçici kurul üyeliklerini F üsun Demirci (başkan), T arık D ursun K ., İsmet K urtuluş, Hüseyin K uzu, Yavuz Turgul, T u rg u t Y asalar ve K adri Y u rd a ta p ’ın oluşturduğu sinopsis yarışması, sinopsis ve senaryo yarışmasının birinci bölüm ünü oluşturuyor.

1 2 . Türk Tarih

Kongresi

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Böylece, bu yerler, daha da mâna kazanacağı gibi, ya­ pılacak onarımlarla da ilerideki nesil­ lere daha sağlam bir şekilde emanet edileceklerdir.. Bu tip

PEK ÇOK YÖNÜ BÎLİNMİYOR-FahrelnissaZeid’i, hakkında yazılan kitaplara, açı­ lan sergilerine ve isminin sık sık gündeme gelmesine rağmen modem Türk resminin

Birinci Cihan Harbinden son­ ra Fahri Kopuz, Reşat Erer, Ke­ mimi Haşim, Âmâ Nâzım, Ney­ zen İhsan Aziz, Tanburi Ahmet Neşet, Hanende Sıtkı, Hanende Arap

Kâm il Paşa hak­ kında şahsan bir hürmet hissi bes­ lemem, Hürriyet ve itilâ f hakkında hislerime ölçü tutulamaz.. Kâm il Pa şayi istibdat devrinde Izmirde

If we accept the spiritual interpretation of the book that Christ is the Bridegroom speaking of the Church, of the Christian, as the bride, then we get

Gazetemize yazdığı «Yurddan Y a ­ llar» serisile bütün memleketin dikkatini ıir daha üzerine çeken güzide edib İsma­ il Habib, tetkik seyahatlerine bir

Bundan sonra Ofluoğlu’nu oyunculuğunun yanında tiyatro adamı ve tiyatro kurucusu olarak da görüyoruz: 1958‘de İstanbul Oda Tiyatrosunu 1966’da da Mücap

ürkiye’deki mevcut klasik müzik eğitimini bir adım ile­ ri götürerek, konservatuvar öğrencilerinin on gün bo­ yunca dünya çapında tanın­ mış müzisyenlerden