• Sonuç bulunamadı

Avni Arbaş'ın otuz yıllık "Paris Serüveni" ve sonrası

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Avni Arbaş'ın otuz yıllık "Paris Serüveni" ve sonrası"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Cumhuriyet Matbaacılık ve Gazetecilik Türk Anonim Şirketi adına •iadi # Genel Yayın Müdürü: Ha*an Cemal, Müessese Müdürü: Emine [II, Yazı İşleri Müdürü: Okay Gönensin, # Haber Merkezi Müdürü: Uayer, Sayfa Düzeni Yönetmeni: Ali Acar, # Temsilciler: ANKARA: Doğan, İZMİR: Hikmet Çetinkaya, ADANA: Celal Başlangıç.

İstanbul Haberleri Erhan Akyıidı/, Dış Haberler: Ergun Balcı, Ekonomi: Cengi/ lürhan, Kültür: C dal Diter, Spor Danışmanı: Abdülkadir Yücdman, Düzeltme: Refik Durhaş, Araştırma: Şahin Alpay, lş-Sendika: Şük­ ran Ketenci, Yurt Haberleri: Necdet Doğan, Dizi Yazılar: Kerem Çalışkan, # Koordinatör: Ahmet Kurulsan, # Malı İşler: Erol Krkut, % Muhasebe: Bülent Yener % Bütçe-Flanlama: Sevgi Arun # Reklam: Ayşe Torun, Ek Yayınlar: Hülya Akyoi # İdare Hüseyin Gurer, İşletme: Önder Çelik, Bilgi işlem Nail İnal.

Basan ve Yayan C umhurıyet Matbaacılık ve Gju 34334 İti PK 246 İstanbul Tel: 312 03 05 ( Bü rola r: Ankara: Ziya Gökalp Blv İnkılap S. h

133 II 4I/42H # İzmir: H. Ziya Blv 1352 S.2/ 0 Adana: İnönü Cad 119 S. No: I kat I, Tel:

ÎİM; 6 ŞUBAT 1989_______İmsak; S.36 Güneş: 7.02 öğle: 12.23 ikindi: 15.07 Akşam: 17.33 Yatsı: 18.54

A vn iA rb a ş’ırı otu z yıllık “Paris serüveni” ve sonrası

esim için b ir öm ür...

. . . . > ^ * * % * v

“ Eşime ‘Dünyada iki

kişiyle tanıştırmak

isterdim seni’ dedim.

‘Charlie Chaplin’le ve

Picasso’yla. İşte

Picasso’yla

tanıştırıyorum.

Picasso sordu: ‘Ya

Nâzım Hikmet?”

“ Modalar benim için

önemli değil. Önemli

olan, insanın

düşündüğünü,

İstediğini yapabilmesi. ”

Avni Arbaş, şimdi başlayıp da bitiremediği resimleri tamamlamaya çalışıyor.

P O R TR E

AVNİ ARBAŞ

Stil ve duyarlık

1919’da İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ndeki

ortaöğreniminden sonra Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi (1938). Leopold Livy’nin atölyesinde çalışırken “ Yeniler G rubu” içinde yer aldı. 1946’da Fransa hükümetinin bursuyla Paris’e gitti. 1976 sonlarına kadar orada kaldı. Avrupa ve Amerika’da sergiler açtı, karma sergilere katıldı. Türkiye’ye döndükten sonra resimleri İstanbul ve A nkara’da da sergilendi. Seramik çalışmaları da yaptı. Somut ve yaşanan gerçeklerden uzaklaşmayan, sağlam bir stilizasyonla ince duyarlıkları birleştiren ve zaman zaman “ A tlar” , “ Çiçekler” , “ Deniz ve Deniz İnsanları” , “ Kurtuluş Savaşı” gibi temalara ağırlık veren A rbaş’m kimi resimleri İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde, Paris Modern Sanatlar Müzesi’nde, Antibes Grimaldi Müzesi’nde yer almaktadır.

ALPAY KABACALI

Paris, bir düş ülkedir. Sanat başkentidir. Dünyanın dört bir ya­ nından sanatçılar, özellikle res­ samlar, sanat özgürlüğüne hiç sı­ nır tanımayan Paris’e akın eder­ ler. Ülkelerindeki rahatlarını tepip orada nice yoksunluklara katla­ nırlar. Ama Paris acımasızdır. Kimsenin gözünün yaşma bak­ maz! Aç, sefil kalan binlerce (evet, binlerce) sanatçı ya da hevesli, kal­ dırımlarında, Seine kıyılarında ay­ larca sürtüp durduktan sonra ül­ kelerine dönerler. Hem yetenekli hem bilgili olmak ve sonuna de­ ğin direnmek gerekir Paris’te ya­ şayabilmek için. Paris, aslanın ağ- zındadır!

Avni Arbaş’la konuşmaya gi­

derken bu tabloyu çiziyorum ken­ di kendime.

İşte onun resim dünyası. Benim için tanıdık. Aynı zamanda, her görüşte yeniden keşfedilen bir dünya...

Ve onun otuz yıllık Paris serü­ veni. Yanılmamışım.

Avni Arbaş, 1946’da Güzel Sa­ natlar Akademisi öğrencisi. Leo­ pold Levy’nin atölyesinde. O sıra Fransa, bir yıllık burs verecek olu­ yor, akademi yönetimi de Avni Arbaş’ı gönderiyor Paris’e. Gidiş o gidiş...

Başka dünya________

“Bambaşka bir dünya... Oraya girince insan, bir daha kolay ko­ lay çıkamıyor. Sanat öyle bir şey ki... Bir daldınız mı... Atölyeler,

müzeler, galeriler...”

Madalyonun tersi de var: “ Sa­ vaştan yeni çıkmış Fransa, yoksul­ luk içinde. Herkes bir şeyler yap­ mak istiyor. Ama yiyecek içecek yok. Günde 250 gram ekmek, ay­ da dört paket sigara...”

Avni Arbaş, bursunun bir yıl daha uzatılmasını sağlıyor. Ertesi yıl kötü günler başlıyor. Eşini yi­ tiriyor... Çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

“Sergi açmak öyle kolay bir şey değil. Yeni gitmişsiniz. Siz kimse­ yi tanımıyorsunuz, onlar sizi ta­ nımıyor... Hiç unutmam; orada at eti yeniyordu. At eti zararsız, dok­ torlar hastalara tavsiye ediyorlar. Ama iş onunla kalmadı. Mont- parnasse'da ucuz bir lokanta keş­ fettim, ara sıra oraya gidiyorum.

Tavşan eti yeniyor. Arkadaşlara da tavsiye ettim. Güldüler. ‘Niye gülüyorsunuz’ dedim. ‘Ne tavşanı’ dediler, ‘Onların hepsi kedi.’ Fe­ na oldum. Gerçekten, o sıra Pa­ ris’te kedi kalmamış. Hepimiz is­ kelet gibi olmuştuk. Yani, bizim burada düşündüğümüz Paris, git­ tiğimizde yoktu. Yavaş yavaş dü­ zeldi. Ama sıkıntısına karşın, çok güzeldi.”

Her türlü yenilik orada, dünya­ nın en büyük sanat yapıtları ora­ da, alabildiğine özgür yaratma olanağı orada... Ayrıca, sanatçıyı komplekslerinden kurtaran bir or­ tam. O dönem için bir düş ülkesi gibi görünen Avrupa’yla, erişilmez uzaklıklarda görünen ünlü sanat­ çılarla ilişkiler, oraya gideni rahat­ latıyor. “Yani, onun gibi yapayım

filan diye düşünmüyor artık. Ne yapacaksam onu yapayım diyor. Yani bir nevi komplekslerden kur­ tuluyor ki, o da sanıyorum içinde yaşamakla mümkün. Yoksa, kur­ tulması zor oluyor insanın.”

Avni Arbaş çalışıp didinerek re­ simleriyle geçinme olanağı bulur. İlk sergisini 1953’te La Roue Ga­ lerisinde açar. İkinci sergisini 1954’te Cote d’Azur’da... Sonra 1956 ve 1965’te Paris’te, 1958’de Antibes’de Picasso Müzesi’nde... Cenevre’de, ABD’de New York ve Cincinnati’de... Paris’ten gönder­ diği resimlerle İstanbul’da Maya Galerisi’nde bir sergi düzenlenir. Birçok karma sergiye katılır.

Yurttaşlığa son __ ____

1965’te Türkiye’den bir çağrı alır: “Şu tarihe kadar gelip asker­

liğinizi yapın, yoksa yurttaşlık hakkını yitireceksiniz.” Avni Ar­

baş o sıra ünlü Fransız yazarı M ontherlant’ın kitaplarının lüks baskıları için litografiler hazırla­ maktadır. Verilen süre içerisinde Türkiye’ye dönemeyeceğini bildi­ rir. “Bu demek değil ki gelmeye­

ceğim. Ama o anda bırakıp gel­ meme olanak yoktu. Adam beni mahkemeye verirdi. Çünkü bu iş için para yatırmış, angajmana gir­ miş.”

Ve yurtdışında yaşayan 3 bin 500 kişiyle birlikte, yurttaşlık ha­ kim yitirir. Yurttaşlıktan çıkarılan­ lar, başka ülkelerin uyruğuna ge­ çerler.

1970 sonlarında annesi âğır has­ talanır. “Oğlumu isterim” diye ağ­ lamakta, yemek yememektedir. Avni. Arbaş bunu haber alınca, durumu açıklayarak Türkiye’ye dönmek üzere başvuruda bulunur. Bir ay sonra “insani nedenlerle”, üç aylık geçici pasaportla Türki­ ye’ye girme izni verilir kendisine. Ancak, o gelmeden birkaç gün önce annesi ölmüştür. İstanbul1 da altı ay kalır...

Yirmi dört yıl sonra “korkunç

bir özlem”le İstanbul’a gelen Av­

ni Arbaş, yeniden üç aylık geçici oturm a izni sağlar. Sürenin biti­ minde de Fransa’ya döner.

TC’ye dönüş_________

Altı yıl daha... Otuz yıllık ayrı­ lığın ardından, yine geçici pasa­ portla, yurduna ayak basar. Bu kez TC yurttaşlığına alınır. İstan­ bul’a yerleşir.

Otuz yıllık Fransa serüvenin­ den, birbirinden ilginç nice anıy­ la dönmüştür. Yazılmaya, yayım­ lanmaya değer anılardır bunlar.

En çok sevdiği iki ressamdan bi­ ri olan (öteki Bonnard) Picasso ile

1953’te tanışır. O yaz, güneydeki küçük kıyı kenti Valoris’te karşı­ laşırlar. İkinci eşi Henriette’le Pi- casso ’yu ta n ıştırırk e n , ‘Bak Henriette’ der, ‘Dünyada iki kişiy- 'e tanıştırmak isterdim seni. Char- e Chaplin’le ve Picasso’yla. İşte Picasso’yla tanıştırıyorum! Picas­ so sorar: “ Ya Nâzım Hikmet?”

Avni’nin atlan

Fazla sergi açan bir ressam ol­ madığım belirten Avni Arbaş, bel­ li dönemlerinde belli “tema”ları işleyen bir sanatçıdır. Birçok ser­ gisinde de bu “tema”lar ağır ba­ sar. Nâzım Hikmet’e “Bu atlar

Avni’nin atlan...” dizesini yazdır-

tan atları pek ünlüdür. Ankara1 da Artisan Galerisi’nde açılan son sergisinde de Kurtuluş Savaşı’nı konu alan, nice atların şahlandı­ ğı resimleri yer almıştır. Bu tema üzerinde başka çalışmalar da ya­ pacağım söyleyen Arbaş, şimdi başlayıp da bitiremediği resimle­ rini tamamlamaya çalışıyor. Ve za­ man zaman geçerlik bulan moda­ ların dışında kalarak, kendi resim anlayışı içerisinde yolunu çizdiği­ ni ifade ediyor: “Modalar benim

için önemli değil. Önemli olan, in­ sanın düşündüğünü, istediğini ya­ pabilmesi.”

Avni Arbaş, bugünkü hareket­ li resim piyasası için ne düşünü­ yor? “Ben Paris’e gitmeden önce

sergi açacak yer bulamazdık” di­

yor. “Bir tek resim satmak bile bir

olaydı. Şimdiki duruma çok şaşı­ yorum. Yüzlerce galeri... Ve resim­ ler satılıyor! Aslında normal bir şey. Spekülasyon amacıyla da alınmış olsa, ressama çalışma ola­ nağı doğuyor. Aynca önemli olan başlamak. Bugün satın alanlar re­ simden anlamasa bile, onların ço­ cukları anlayacak.”

Bizde resmin, uzun bir geçmi­ şe dayanmamasına karşın, iyi bir noktada bulunduğunu ve bunun sevindirici olduğunu söyleyen Av­ ni Arbaş’a hangi ressamlarımızı beğendiğini soruyorum. İlk aklı­ na gelenler Orhan Peker, Turan

Erol, Burhan Uygur. Fethi Arda, Cihat Burak, Selim Türan ve Leyla Gamsız oluyor. Ve umut veren bir­

çok genç ressam...

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Kronolojik Türk Sinema Tarihi (1914-1988) adlı önem­ li bir saptama uğraşından sonra bu yıl da Türkiye Si­

D’après l’ordre du sultan Moustafa, les pages de la Petite chambre durent se transporter dans l’ancien scraï, et alors cette chambre fi •'ul-ù-fail fermée ; plus

İşte Beyoğlu dramatik belgeseli yakın tarihimizi bile çözümleyemeyecek duruma geldiğimizin belgesi sayılabilir. Nostalji, bu­ günden düşmanca hesap sormaya

Basın gerçek değere gereken eleştiriyi getirdiği, boyalı basın yok denecek kadar az olduğu (bizde ise ciddi basın yok denecek kadar az) hükümet gerçek sanatçıları

A closer look into the tax competition policies during the financial crisis in EU shows that tax competition is beneficial for countries in the short term because it alleviates the

Bizim olgumuzda sepsis bulgularıy- la gelen preterm gebede doğum esnasında yayılan kötü koku nedeniyle plasenta materyalinin en kısa zamanda laboratu- vara

Aynı gün İbrahim tahttan indirilip yedi yaşındaki oğlu hükümdar ol­ muş ve ulema büyük Valde Sultanı Hırkai Saadet odasında tebrik eyjp- mişti. bahşâ

Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde 2008-2009 yıllarında izole edilen mikroorganizmalar ve antibiyotik duyarlılıkları. Kırıkkale