Büyük Ortadoğu Projesi ve bu bağlamda su olgusu

179  Download (1)

Tam metin

(1)

I T. C.

SELÇUK ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ KAMU YÖNETĠMĠ ANA BĠLĠM DALI

KAMU YÖNETĠMĠ BĠLĠM DALI

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESĠ VE BU BAĞLAMDA SU OLGUSU

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ

DANIġMAN Prof.Dr. Orhan GÖKÇE

HAZIRLAYAN Ziya Kıvanç KIRAÇ

(2)

I ÖZET

Dünya üzerindeki tatlı su kaynakları küresel ısınma, nüfusun sürekli artması, suyun yanlıĢ kullanımı gibi sebeplerle azalmaktadır. Bu durum dünyanın su sorunu ile karĢı karĢıya kalması anlamına gelmektedir.

Durum Ortadoğu için daha vahimdir. Yapılan tahminlere göre yüzyıl ortalarında bazı su kaynaklarının taĢıdığı su miktarı önemli biçimde azalacak, bazıları ise tamamen kuruyacaktır.

Varolan kaynakların çoğununda birden fazla ülke sınırları içine girmesi ve bundan dolayı çıkan anlaĢmazlıklar Ortadoğu‟da en güncel sorunların baĢında gelmektedir. 1948 yılında Ġsrail Devleti‟nin kurulması ve izlediği su politikaları durumu daha karmaĢık hale getirmiĢtir. Gelecekte su sorunu yüzünden savaĢ yaĢanabileceği yorumları yapılmaktadır.

Öte yandan sahip olduğu önemli doğal kaynaklar Ortadoğu‟yu üzerinde küresel güç mücadelesinin yapıldığı bir satranç tahtasına dönüĢtürmektedir. Bölgeye Soğuk SavaĢ sonrası Amerikan politikalarının Ģekil verdiği görülmektedir.

Bu bağlamda yeni dünya düzeninin Ortadoğu ayağı olarak değerlendirilen Büyük Ortadoğu Projesi, bölgenin zengin enerji kaynakları üzerine odaklanmıĢtır. Özellikle petrol ağırlıklı politikalar bölgede hüküm sürmektedir.

Petrol zengini su fakiri olan Ortadoğu‟da oluĢan yeni durumun su kaynakları açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceği önemli bir konudur. ABD hem Ortadoğu‟daki

(3)

II tüm geliĢmelerde söz hakkı sahibidir hem de yaptığı iĢgallerle bazı ülkelere komĢu olmuĢtur. Ayrıca Ġsrail yanlı politikaları Ortadoğu‟nun su denklemini daha da karıĢtıracağa benzemektedir.

(4)

III ABSTRACT

The fresh water resources on the earth becoming lesser because of the reasons such as global warming, the population growth and the misuse of water. The situation is the world‟s confrontation to the water problem.

The conditions are more serious for the Middle East. According to the forecasts, through the middle of the century the water amount of some resources will be decreased considerably and some will be totally drained. The disagreements stemming from the available resources that mostly pass through the boundaries of more than one country are among the foremost problems within the Middle East. The foundation of the Israel State in 1948 and the water policies applied by Israel led the disputes to be more complicated. It has been foreseen that wars would occur owing to the water problem.

On the other hand, the fresh water resources in the Middle East let the region to turn into a chess board, on which a global power struggle will be held. It is overt that the American policies shape the region within the post-cold war era.

In this context, Great Middle East Project that is determined as the Middle East leg of the new world order is focused on the affluent energy resources of the region. Especially the policies regarding the petroleum are dominating in the region.

It is a crucial subject that what kind of results can be appeared because of the new situation, from the perspective of the fresh water resources in the Middle East that is rich in terms of petroleum but poor for the water. The United States is not only the dominating

(5)

IV side in Middle East but also the neighbors of some region‟s countries after the invasions. In addition the United States‟ policies favoring Israel seems to make the water strife in the Middle East more intricate.

(6)

V ĠÇĠNDEKĠLER ÖZET ... I ABSTRACT ... III ĠÇĠNDEKĠLER ... V TABLOLAR ...IX HARĠTALAR ... X KISALTMALAR ...XI ÖNSÖZ...XIII GĠRĠġ ... 1 BĠRĠNCĠ BÖLÜM ORTADOĞU 1.1. ORTADOĞU KAVRAMI ... 5 1.2. ORTADOGU COĞRAFYASI ... 6 1.3. ORTADOĞU‟DA KÜLTÜR VE TARĠH ... 7 1.4. ORTADOĞU‟DA DĠNLER ... 9 1.4.1. Yahudilik ... 9 1.4.2. Hristiyanlık ... 12 1.4.3. Ġslamiyet ... 13 ĠKĠNCĠ BÖLÜM HAYATIN VE ÇATIġMALARIN KAYNAĞI OLARAK SU 2.1. DÜNYADA SU POTANSĠYELĠ ... 14

2.2. DÜNYA SU ĠHTĠYACI ... 19

2.3. SU SORUNLARI VE SEBEPLERĠ ... 19

(7)

VI

2.5. DĠNLER ĠÇĠNDE SUYUN YERĠ VE ÖNEMĠ ... 25

2.5.1. Yahudilik Dini ve Su ... 25 2.5.2. Hristiyanlık ve Su ... 26 2.5.3. Ġslamiyet ve Su ... 27 2.6. ORTADOĞU SU KAYNAKLARI ... 28 2.6.1. Ulusal Akarsu ... 28 2.6.2. Uluslararası Akarsu ... 28 2.6.3. Uluslararası Su Hukuku ... 29

2.6.3.1. Mutlak Egemenlik Doktrini(Harmon Doktrini) ... 30

2.6.3.2. Doğal Durumun Bütünlüğü Doktrini ... 31

2.6.3.3. Hakkaniyete Uygun Kullanım Doktrini ... 32

2.6.3.4. Ön Kullanım Üstünlüğü Doktrini ... 32

2.7. SU KONUSUNDA ULUSLAR ARASI KURALLAR KOYMA ve DÜZENLEME ÇALIġMALARI ... 33

2.7.1. Uluslararası Hukuk Derneği ÇalıĢmaları ... 33

2.7.2. Uluslararası Hukuk Komisyonu ÇalıĢmaları ... 34

2.7.3. Avrupa Birliği Su Müktesebatı ... 35

2.7.4. Uluslararası Su Kaynakları Birliği ... 35

2.7.5. Küresel Su Ortaklığı ... 36

2.7.6. Dünya Su Konseyi ... 36

2.8. ORTADOĞU SU SORUNLARI ... 37

2.9. ORTADOĞU‟DA SU KAYNAKLARI VE STRATEJĠLERĠ ... 42

2.9.1. Fırat-Dicle Havzası ... 42

(8)

VII

2.9.1.2. Suriye ve Irak‟ın Projeleri ... 45

2.9.2. Asi Nehri ... 46

2.9.2. Litani Nehri ... 48

2.9.3. Ürdün Nehir Havzası ... 50

2.9.4. Nil Nehir Havzası ... 51

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM AMERĠKAN YÜZYILI VE YENĠ DÜNYA DÜZENĠ 3.1. AMERĠKA‟NIN KURULUġ DÖNEMĠ ... 54

3.2. SOĞUK SAVAġ VE SONRASI DIġ POLĠTĠKA ... 57

3.3. VAADEDĠLMĠġ TORPAKLARDA ĠSRAĠL DEVLETĠ‟NĠN KURULUġU ... 57

3.3.1. Yahudi Ġdeoloji ve Siyonizm ... 58

3.3.2. Ġsrail Devleti‟nin KuruluĢu ve Beka Stratejisi ... 61

3.4. ABD-ĠSRAĠL ĠLĠġKĠLER ... 63

3.4.1. Yahudi Yanlısı BakıĢ Açısı ve Neo-Conlar ... 63

3.4.2 ABD‟de Ġsrail Lobisi ... 66

3.5. SOĞUK SAVAġ SONUNDA DÜNYA DÜZENĠ VE ABD ... 69

3.6. AMERĠKA ĠSLAM VE DÜġMAN ĠMAJI ... 71

3.7. BÜYÜK ORTADOĞU PROJESĠ (BOP) ... 74

3.7.1. BOP‟un Tarihsel Arka Planı ... 75

3.7.2. BOP‟un Amacı ... 82

3.7.3. BOP ve Demokrasi Söylemi ... 84

(9)

VIII DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESĠ VE ORTADOĞU SU KAYNAKLARI

4.1. SUYUN STRATEJĠK DEĞERĠ ve SUPOLĠTĠK ... 90

4.2. SU SAVAġI SENARYOLARI ... 92

4.3.ORTADOĞU SU SORUNUNA BATININ YAKLAġIMI ... 95

4.3.1. Avrupa Birliği Politikaları ... 95

4.3.2 ABD‟nin Politikaları ... 98

4.4. ĠSRAĠL‟ĠN SU POLĠTĠKALARI ... 100

4.4.1. Ġsrail‟in Su Potansiyeli ... 100

4.4.2. Ġsrail‟in su politikaları ... 101

4.4.3 Ürdün Nehri PaylaĢım Sorunu ve Johnston Planı ... 102

4.4.4. Golan Tepelerinin Stratejik Değeri ... 106

4.5. NĠL‟DE SUPOLĠTĠK ... 108

4.6. FIRAT-DĠCLE HAVZASINDA SU MESELELERĠ ... 113

4.6.1. Irak‟ın GörüĢleri ... 115

4.6.2. Suriye‟nin GörüĢleri ... 115

4.6.3. Türkiye‟nin Tezleri ... 117

4.7. ĠKĠLĠ ĠLĠġKĠLERDE GAP‟IN ETKĠSĠ ... 119

4.7.1. Suriye, Terör ve Su ... 122

4.7.2. ABD‟nin Irak ĠĢgali ve Su Politikaları ... 125

4.7.3. Ġsrail ve GAP ... 127

4.7.4. Ġsrail‟in Kürt Kartı ... 137

4.8. BÜYÜK ĠSRAĠL STRATEJĠSĠ... 139

SONUÇ ... 144

(10)

IX TABLOLAR

Tablo 1: Dünya Su Kaynakları ... 15

Tablo 2: Kıtalara Göre YağıĢ ve BuharlaĢma Miktarları... 16

Tablo 3: Dünyadaki Tatlı Su Kaynakları ... 17

Tablo 4: Dünya‟da Bölgesel Su Dağılımı ve KiĢi BaĢına DüĢen Miktar ... 20

Tablo 5: Dünya‟da Su AnlaĢmazlıkları Kronolojisi ... 22

Tablo 6: Ortadoğu Ülkelerinde Su Kaynakları ... 38

Tablo 7: Su Yoksulu Ülkeler ... 39

Tablo 8: Ortadoğu‟da KiĢi BaĢına DüĢen Su Miktarı ... 40

Tablo 9: Fırat Havzasının Su Potansiyeli ... 43

Tablo 10: Dicle Havzasının Su Potansiyeli ... 43

Tablo 11: Havza Ülkelerinin Fırat ve Dicle Sularından Talepleri ... 44

Tablo 12: Ürdün Nehri‟nin Su Potansiyeli ... 50

Tablo 13: Nil Nehrinin TaĢıdığı Su Miktarı ve Kaynakları ... 52

(11)

X HARĠTALAR

Harita 1: Fırat-Dicle Havzası...46

Harita 2: Asi Nehri...48

Harita 3: Litani Nehri...49

Harita 4: Ürdün Nehir Havzası...51

(12)

XI KISALTMALAR

AB: Avrupa Birliği

ABD: Amerika BirleĢik Devletleri

AIPAC: The American Israel Public Affairs Committee

AP: Adalet Partisi

BAE: BirleĢik Arap Emirlikleri

BM: BirleĢmiĢ Milletler

BOP: Büyük Ortadoğu Projesi

CFR: Council on Foreign Relations

CHP: Cumhuriyet Halk Partisi

GAP: Güneydoğu Anadolu Projesi

MEPI: Middle East Partnership Initiative

M.Ö.: Milattan Önce

M.S.: Milattan Sonra

m³: metreküp

ss: Sayfa Sayısı

(13)

XII UHK: Uluslararası Hukuk Komisyonu

v.b : ve benzeri

(14)

XIII ÖNSÖZ

Bu çalıĢma Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında mevcut ve muhtemel su politikalarını incelemek için hazırlanmıĢtır. ÇalıĢma esnasında Siyaset Bilimi, Siyasi Coğrafya, Siyasi Tarih, Uluslararası ĠliĢkiler ve Fiziki Coğrafya alanına giren konulardan yararlanılmıĢtır.

ÇalıĢmamın her evresinde bilgi ve tavsiyelerini eksik etmeyen danıĢmanım ve çok değerli hocam Sayın Prof. Dr. Orhan Gökçe‟ye teĢekkür ederim.

Ayrıca çalıĢmam sırasında bilgilerine baĢvurduğum Sayın Yrd. Doç. Dr. Vefa Toklu‟ya, Yrd. Doç. Dr. Cem Ayden‟e ve değerli meslektaĢım Zülfükar Aytaç KiĢman‟a teĢekkürlerimi sunarım.

Son olarak akademik hayatımın ve çalıĢmalarımın her anında yanımda olduğunu bildiğim, desteğini ve tavsiyelerini hiç eksik etmeyen değerli hocam Sayın Yrd. Doç. Dr. Muhammet DüĢükcan‟a teĢekkürlerimi borç bilirim.

(15)

XIV GĠRĠġ

Ġnsanlık tarihinin baĢladığı ve geliĢtiği, ilk insan topluluklarının birlikte yaĢamaya baĢlayarak büyük medeniyetler oluĢturduğu, tarihsel geliĢime yön veren büyük olayların yaĢandığı, sorunların ve çatıĢmaların hep var olduğu, bazılarına göre istikrarsızlığın merkezi bazılarına göre ise zenginliklerin sahibi olan Ortadoğu, üzerine çok Ģey söylenen ancak az Ģey bilinen büyük bir coğrafyadır.

Söz konusu coğrafya çeĢitli etnik, dini, mezhepsel kökenlere ait halklar tarafından paylaĢılmıĢ ve bu zengin miras üzerinde insanlık tarihi yazılmıĢtır. Birçok inanç sisteminin yanı sıra semavi dinlerin de Ģekillendiği bu manevi topraklar üzerinde çekiĢmelerin, anlaĢmazlıkların ve savaĢların hüküm sürdüğü görülmektedir. Bu coğrafyada bir araya gelen çeĢitlilik yine bu coğrafyada karmaĢıklığa dönüĢmekte ve çoğu zaman içinden çıkılmaz durumlar oluĢturmaktadır. Gerçek sahiplerinin mücadele yorgunluğu içinde bölge kendi geleceğini tayin edemeyen bir çizgide sürüklenmektedir.

Ortadoğu, bağrında tarih ve kültür hazineleri barındırdığı gibi insanlığın kullanımına gerek duyduğu doğal kaynaklar bakımından da zengindir. Öyle ki günümüzde „‟Ortadoğu‟‟ denilince akla ya karıĢık bir coğrafya gelir ya da „‟petrol‟‟.

Ortadoğu, doğalgaz, bakır, demir, asbest, krom gibi birçok doğal enerji kaynağının en fazla bulunduğu yer olduğu gibi dünyada en fazla petrol rezervine sahip bölgedir. Antik çağlarda bazı ilaçların yapımı için kullanıldığı bilinen petrolün, özellikle 1940‟lı yıllarda motorlu taĢıtlar açısından anlaĢılan önemi yeni bir çığır açmıĢtır. SanayileĢen ve

(16)

2 modernleĢen büyük devletlerin petrole gereksinimleri giderek artmıĢtır. Büyük devletlerin petrole ilgisi o kadar artmıĢtır ki onlar için „‟bir damla petrol bir damla kandan‟‟ daha önemli hale gelmiĢtir.

Öte yandan petrol zengini Ortadoğu su konusunda fakir bir görüntü sergilemektedir. Dünyanın en büyük nehri olan Nilin yanısıra Fırat-Dicle, Asi, Litani gibi önemli su kaynaklarını barındırsa da bölge ciddi bir su krizi ile karĢı karĢıyadır. Nüfusun sürekli artması, küresel ısınma, su kaynaklarının yanlıĢ kullanımı ve yanlıĢ politikalar neticesinde su bölge halkı için petrolden önemli bir hale gelmiĢtir.

Mevcut su kaynaklarının artan ihtiyacı karĢılamada günden güne yetersiz kalmasının yanısıra birden çok ülke sınırına giren sular, ülkeler arasında politik sorunlara neden olmaktadır. Her devlet suyun kaynağına, kendi sınırlarındaki uzunluğuna ve akıĢ hızına bakmaksızın su kullanımı üzerinde hak iddia etmekte ve mümkün olduğunca kaynaklardan fazla miktar kullanmaya çalıĢmaktadır. Bu durum hem hukuksal hem siyasi sonuçlar doğurmakta ve yeni ittifaklarla beklenmeyen çatıĢmalara yol açmaktadır.

Bu bağlamda devletlerin su politikaları ikili iliĢkilerde önemli yer tutmaktadır. Artan ihtiyacın en faydalı biçimde paylaĢımı ya hukuksal düzenlemelerle ya ikili iliĢkiler kullanılarak ya da çatıĢmalarla sağlanmaktadır.

Ancak Ortadoğu‟nun üzerinde söz sahibi olan ülkelerin günümüzde Ortadoğu dıĢından oldukları dikkate alınırsa onların bu konuya bakıĢı ve yürüttükleri politikalar da önem arzetmektedir. Son zamanlarda Yeni Dünya Düzeni‟nin Ortadoğu ayağı olarak

(17)

3 gündemde olan Büyük Ortadoğu Projesi, mimarlarının deyimiyle Ortadoğu‟yu dönüĢtürmek için kolları sıvamıĢ durumdadır.

Ortadoğu‟yu dönüĢtürme stratejisi içinde hemen her durum ve olayla ilgilenmek zorunda olan ABD‟nin Ortadoğu su sorunları ve politikaları ile ilgili olarak ne düĢündüğü ve ne yapmak istediği, ABD‟nin bakıĢ açısının neleri değiĢtirebileceği, hangi çatıĢmalara ya da iĢgallere yol açabileceği, ne gibi stratejik ittifaklara dönüĢebileceği gelecekteki su paylaĢımı ve sorunları için önemlidir.

Bunun yanında ABD üzerinde her zaman büyük etkisi bulunan Ġsrail‟in su sorunu yaĢaması ve su için savaĢ stratejileri üretmesi de konunun bir diğer parametresini oluĢturmaktadır.

Bu çalıĢma BOP ekseninde oluĢan ve oluĢabilecek su politikalarını, stratejilerini, su paylaĢımının ikili, üçlü iliĢkilere yansımalarını incelemek üzere hazırlanmıĢtır.

ÇalıĢmanın ilk bölümünde Ortadoğu‟nun neresi olduğu, tarihi, kültürü ve semavi dinlerin bölgeye etkileri ile bölgenin stratejik değeri anlatılmıĢtır.

Ġkinci bölümde, suyun küresel ve Ortadoğu‟daki dağılımı anlatılarak su sorunu açısından sorunlu bölgeler açıklanarak, su konusunda dünyada yaĢanan hukuksal geliĢmeler ve paylaĢım düzenlemeleri anlatılmıĢ; bölgenin özellikle üzerinde en çok anlaĢmazlık olan nehirleri fiziki özellikleri ve haritaları ile incelenmiĢtir.

(18)

4 Üçüncü bölümde ise Soğuk SavaĢ sonunda dünyada tek egemen güç olarak kalan ABD‟nin tarihi yolculuğu kısaca anlatılarak Büyük Ortadoğu Projesi‟ne giden süreç belgelerle incelenmiĢtir. Ayrıca bu bölümde ABD politikaları üzerinde en belirleyici etken gibi görünen Ġsrail‟in kuruluĢ mitleri, devlet yapısı ve ABD‟deki baskın lobisi kısaca açıklanarak BOP içindeki yerine vurgu yapılmıĢtır.

ÇalıĢmanın son bölümünde ise bölgedeki ülkelerin su politikaları ile özellikle Irak iĢgali sonrası fiilen Ortadoğu‟ya yerleĢen ABD‟nin su konusundaki düĢünceleri, Ġsrail‟in su konusunda izlediği politikalar ve bölge güvenliğine etkileri ele alınarak Büyük Ortadoğu Projesi dahilinde gerçekleĢen yada gerçekleĢecek supolitik konular incelenmiĢtir.

(19)

5

BĠRĠNCĠ BÖLÜM

ORTADOĞU

1.1. ORTADOĞU KAVRAMI

BaĢlığında Ortadoğu kavramı bulunan çalıĢmalara bakıldığında ilk fark edilecek husus, bu kavramın kapsamının birbirinden farklı olması ve her bir çalıĢmaya göre geniĢleyip daralmıĢ olmasıdır. Bunun içindir ki Ortadoğu ile ilgili bütün çalıĢmalar öncelikle bu kavramın içeriğinin belirlenmesi ve kapsamına nelerin alındığının gösterilmesiyle baĢlamaktadır. Temelde Ortadoğu kavramının Ģark (Doğu) ve yakın doğu kavramları gibi batı merkezli sübjektif bir kavramlaĢtırmanın ürünü alarak ortaya çıktığı söylenebilir. Bu kavramlaĢtırmayı yönlendiren ana bakıĢ, Avrupa‟yı dünyanın merkezi olarak kabul eden ve diğer bölgeleri bu merkeze olan uzaklıklara göre yakın, orta ve uzak Ģeklinde sınıflandıran bakıĢtır (Dursun, 2004: 22).

Ortadoğu (Middle East; Moyen Orient; eĢ-ġarku‟l-Evsat) kavramını ilk defa 1902 yılında Amerikan deniz tarihçisi ve stratejisti Alfred Thayer Mahan, National Rewiev‟de yayınlanan Basra Körfezinin önemini ele aldığı

The Persian Gulf and International Relations“ baĢlıklı yazısında Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıĢtır (Lewis, 1964: 75).

Mahan‟ın ardından Ġngiliz gazetesi The Times‟in dıĢ politika editörü Valentine Chirol, Tahran muhabiri imzası ile Basra Körfezi‟nin stratejik önemini ve Ġngiltere‟nin bölgelerdeki çıkarlarından bahsettiği bir kaç yazısına “Ortadoğu Problemleri“ baĢlığını

(20)

6 koyarak kavramın benimsenmesine katkıda bulunmuĢtur. 1909 yılında Angus Hamilton tarafından yayınlanan “Problem of the Middle East“ adındaki kitap ile kavram bilim dünyasına taĢınmıĢtır. Kavramın resmiyet kazanması ise Birinci Dünya SavaĢı‟ndan sonra Ġngiltere‟nin Sömürgeler Bakanlığı bünyesinde “Middle East Department“ adında idari bir teĢkilatın kurulmasıyla gerçekleĢmiĢtir. Ayrıca Ġngiltere‟deki “Coğrafi Adlar Komisyonu“ adlı kuruluĢ, Yakındoğu kavramına Balkanları dâhil ederken Ortadoğu kavramını Türkiye, Mısır, Arap yarımadası, Ġran ve Irak‟ı dahil edecek Ģekilde sınırlarını belirlemiĢtir (ġimĢek, 2004: 11–12).

1.2. ORTADOGU COĞRAFYASI

Ortadoğu coğrafyasının tam olarak nereyi kapsadığı konusu tartıĢmalı olmakla birlikte genel kabul gören sınırlara göre; Doğu Akdeniz‟e kıyısı olan ülkeler, Türkiye, verimli Hilal ülkeleri olan Suriye, Lübnan, Ġsrail, Ürdün, Irak ve Mısır, Arap Yarımadası, Ġran ve genellikle Pakistan Ortadoğu sınırlarını oluĢturur (Parlar, 2002: 15).

En geniĢ anlamda Ortadoğu batıda Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Somali, Etiyopya, Sudan ve Mısır‟dan baĢlayarak doğuda Irak, Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Umman‟ı içine alan, kuzeyde Türkiye, Kafkasya, Orta Asya Türk Cumriyetleri, Ġran, Afganistan ve Pakistan‟ı kapsayan güneyde ise Suriye, Lübnan, Ġsrail, Ürdün, Filistin ve Arap yarımadasını çevreleyen bölge olarak tanımlanmaktadır (Arı, 2007: 25).

Coğrafya ve Jeopolitik otoritelerinin „‟Dünya Adası‟‟ olarak nitelendirdikleri Asya- Avrupa ve Afrika‟dan oluĢan ve zaman zaman „‟Eski Dünya‟‟ olarak da anılan kıtalar

(21)

7 topluluğu, birbirleriyle Ortadoğu‟da kesiĢirler. Bu merkezi durumuyla değerlendirilmekle beraber bölge, belli baĢlı dünya denizlerine açılan su yollarına da sahiptir. Bu su yolları, Ortadoğu‟daki iç denizler üzerinden çıkıĢlar sağlar (MemiĢ, 2002: 8-10).

1.3. ORTADOĞU’DA KÜLTÜR VE TARĠH

Ġnsanlık tarihinin en eski ve en yüce uygarlıkları Ortadoğu üzerindeki Mısır, Mezopotamya, Anadolu ve Ġran‟da ortaya çıkmıĢtır. Devlet geleneği, bilim ve kültürün temelleri burada atılmıĢ olup, yazı ve para da burada icat edilmiĢ, ticaret burada geliĢmiĢtir. Mezopotamya ve Anadolu‟da günümüzden 2300 yıl evel dünyanın yuvarlaklığı ispatlanmıĢ, dünyanın çapı ve çevresi de bilimsel olarak hesaplanmıĢtır. Ortadoğu toprakları üzerinde Mısırlılar, Hititler, Sümerler, Asurlular, Persler; Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi birçok önemli devlet kurulmuĢ ve tarihe karıĢmıĢtır (Elibüyük, 2003: 137).

Ortadoğu coğrafyasında bilinen en eski ve en büyük medeniyet Mısır‟dır. Nil Nehri‟nin kıyılarında filizlenen Mısır medeniyeti güçlü krallıkların, göz alıcı Ģehirlerin, güçlü bir dinin ve ekonomik hayatın gözlemlendiği bir ülkeydi. Tıpta dünyaya öncülük eden Mısırlılar kâğıdı da icat ettiler. Güçlü generallerin bürokratların ve din adamlarının yetiĢtirildiği Mısır, nehir kenarına kurulmuĢ diğer medeniyetlerinden çok daha uzun süre, yaklaĢık 3000 sene varlığını sürdürmüĢtür (Blainey, 2004: 71–77).

Ortadoğu‟da Dicle ve Fırat uygarlığı olarak bilinen diğer bir nehir uygarlığı Mısır‟dan eski olmakla birlikte Mısır‟daki toplum birliğini ve sürekliliğini göstermemiĢtir.

(22)

8 Bölgenin kuzey ve güneyinde Babiller, Asurlar, Akadlar, Sümerler olarak bilinen ve farklı dilleri konuĢan halklar yaĢamıĢtır. Tevrat‟ta bölge “Aram Naharaym“ yani iki nehrin arası olarak geçer. Helen Roma zamanında ise hemen hemen aynı anlama gelen “Mezopotamya“ adı verilmiĢtir (Lewis, 1995: 29).

Farklı ırklara dil ve inanıĢlara sahip Mezopotamya halkları arasında bölgeye Ģehir kültürünü getirenler ve yazıyı keĢfederek tarihi devirlerin baĢlamasını mümkün kılanlar Sümerlerdir. Türkçe‟ye akraba bir dil konuĢan Sümerler Mezopotamya‟da yaklaĢık bin yıl varlıklarını sürdürmüĢlerdir (MemiĢ, 2002: 16-17).

Eski Mezopotamya ve Mısır‟dan sonra Ġbrani kültürü bölgenin esas kültürünü oluĢturmuĢtur. Bu kültürün, devlet, ticaret ve hukuk kodları, Ortadoğu‟nun egemenlik sisteminde kalıcı izler bırakmıĢtır (Parlar, 2002: 32).

Bu tarihi coğrafyanın kuzey kısmı tarihte daima Anadolu ve Ġran‟da kurulan güçlerin himayesinde geliĢmiĢtir. Anadolu ve Ġran‟da kurulan devletler, kısa sürede bu bölgeye de hâkim olmuĢlardır. Yani bölgenin kaderi Anadolu ve Ġran‟ın kaderi ile birlikte oluĢmuĢtur. Nitekim Anadolu‟da kurulan Hititler kısa zamanda ġam‟a inmiĢler ve bütün kuzey Suriye‟yi hâkimiyetleri altına almıĢlardır. Daha sonra Anadolu‟ya hâkim olan Roma Ġmparatorluğu ve onun doğudaki halefi doğu Roma Ġmparatorluğu da bütün bölgeye hâkim olmuĢtur. Anadolu‟da parçalanmıĢ bir ortam olduğu zamanlarda da Ġran Mısır‟a kadar bütün bölgeyi iĢgal etmiĢtir. M.Ö. 587 yılında Pers hükümdarı Buhtunnasr Kudüs ve Mısır‟a kadar gelmiĢ ve Kudüs‟ü yakmıĢtır. Bundan yüzyıllar sonra Ġran coğrafyasına hâkim olan Selçuklu Türkleri, Doğu Akdeniz‟e ve Mısır‟a kadar olan bütün bölgeye hâkim

(23)

9 olup, uzun süre bölgede çeĢitli dönem ve adlarla devletler kurmuĢlardır (Öztürk, 2003: 255).

Selçuklu hâkimiyeti ve Müslüman Arap dünyanın gücü yaklaĢık iki yüzyıl boyunca Haçlı seferleri‟ne karĢı baĢarılı olmuĢ ve bölgenin Hıristiyan Batı‟nın egemenliği altına girmesini engellemiĢtir. Özellikle Abbasilerin parlak geçen döneminden sonra Bizans‟ı devre dıĢı bırakan Osmanlı Ġmparatorluğu döneminde Müslüman Dünya, Batı dünyası karĢısında kendi kültür ve değerlerini en geniĢ anlamda yaĢamıĢtır. Ancak Osmanlı Ġmparatorluğu‟nun etkisini yitirmesi Batılı güçler tarafından bir fırsat olarak değerlendirilmiĢ ve bölgeyi egemenlikleri altına altına alan batılılar bölgeyi emperyalist amaçlarına uygun Ģekilde biçimlendirmiĢlerdir (Arı, 2006: 47–48).

Kutsal kitaplar incelendiğinde insanlığına gönderilen peygamberlerin çoğunun Ortadoğu‟dan çıktığı ve insanlık tarihinde önemli bir yer tutan semavi dinlerin öğretilerini bu coğrafyadan yaydıkları görülür. Dini kaynaklara göre ilk insan bu bölgede-Etiyopya‟da-dünya hayatına baĢlamıĢtır (Turan, 2003: 36).

1.4. ORTADOĞU’DA DĠNLER 1.4.1. Yahudilik

Yahudilik yaĢayan dinlerin en eskilerinden biridir. Yahudilik kavramı, sadece bir dini kimliği ifade etmemektedir. Etkin olarak Yahudiler dünya literatüründe, Ġbrani ve Ġsrail oğulları terimleriyle de anılmaktadırlar. Yahudiliğin genelde aynı biyolojik soya ve dini cemaate sahip ırk ve inanç birliği olduğu söylenebilir (Sarıkçıoğlu, 2000: 24).

(24)

10 Yahudiler de Müslümanlar gibi, kendilerinin Hz.ibrahim‟in soyundan geldiğine inanmaktadırlar. Kitab-ı Mukaddes‟in Eski-Ahit bölümünün Tekvin kısmında anlatıldığı kadarıyla M.Ö.1750‟lerde ya da 18.yüzyılın ikinci yarısında Babillilerin Ur kentinden Harran bölgesine göç eden Ġbrahim‟e bir gece rüyasında Allah “Nil‟den Fırat‟a kadar olan bölgeyi kendine ve nesline verdiğini, kavmini çoğaltacağını ve onu bir millet yapacağını dolayısıyla buradan Kenan olarak da bilinen El-Halil‟e göç etmesinin doğru olacağını‟‟ bildirir. Bunun üzerine Harran‟dan ayrılan Hz. Ġbrahim, karısı Sara ve yeğeni Lut‟la birlikte Kenan‟a gelerek yerleĢir. Kısa süre sonra bölgede kıtlık baĢlar, Bunun üzerine Mısır‟a giden Ġbrahim Firavun tarafından kötü muameleye maruz kalır. Tekrar Kenan‟a dönen Hz. Ġbrahim hizmetçisi Hacer ile de evlenir ve Ġsmail adında bir erkek çocuğu olur. Sara‟dan da Ġshak adında bir oğlu olur. Aslında her ikisi de Sami ırkından olan Arapların ve Yahudilerin ayrılıkları burada baĢlar. Araplar Ġsmail‟in Yahudiler ise Ġshak‟ın soyundan devam eder. Yahudiler Hz. Ġbrahim‟in yalnızca kendi ataları olduğunu iddia etselerde Müslümanların Kabesi olan kutsal mabedin de Hz. Ġbrahim tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Ayrıca Hz.Ġshak soyundan gelen tüm peygamberlere Müslümanlarda inanmaktadır (Arı, 2007: 33–34).

Hz. Ġshak‟ın oğlu olan Hz. Yakup‟un 12 oğlundan dördüncüsünün adı Yuda veya Yahuda olarak bilinir ve Yahudi kabilesinin soy atası olmuĢtur. Hz. Süleyman‟ın ölümünden sonra ikiye ayrılan devletin güney krallığına Yahuda denildi. Zamanla da genel bir isim haline geldi (Sarıkçıoğlu, 2000: 233).

Zaman içinde tekrar Mısır‟a giden Ġsrailoğullarının varlığından rahatsız olan Firavun, Ġbrani kadınlarından doğan tüm çocukların katledilmesini emreder, bunun üzerine

(25)

11 Yakup‟un sülalesinden bir kadın, dünyaya getirdiği çocuğunu bir sepetin içinde Nil‟e bırakır. Firavun tarafından bulunan çocuk Hz. Musa olup Firavun tarafından büyütülür. Ancak Musa‟nın peygamberlik iddiası Firavunla ile aralarını bozar ve Allah Hz. Musa‟dan Mısır‟ı terk etmesini ister. Bunun üzerine Musa kavmini alarak Mısır‟ı terk eder. Bu olaya Exodus denmektedir. Musa‟dan sonra kavmin baĢına Hz.YuĢa geçmiĢtir. Bu topluluk Kenan illerine girdiklerinde yerleĢik bir toplumda karĢılaĢırlar. Kitab-ı Mukaddes‟in yuĢa bölümünde anlatıldığı kadarıyla, yerli halkların kökünün kazınması Ġbranilerin açık politikası olarak gösterilmektedir. YuĢa‟dan sonra baĢa geçen Hz. Davut zamanında, yaklaĢık 1030 yıllında ilk Yahudi devleti kurulmuĢtur. Hz. Davut‟tan sonra baĢa geçen Hz. Süleyman ağlama duvarı diye bilinen Yahudilerin kutsal saydığı mabedi yaptırmıĢtır (Arı, 2007: 35-36).

Yahudilik ilk baĢtan bugüne kadar yüzlerce kitaba sahip olmuĢtur. Yahudiliğin herkesçe bilinen en tanınmıĢ kitabı Tevrat adı verilen Ahd-i Atik‟tir. Yahudilerin günlük hayatlarının düzenleyicisi kitap ise Talmud olarak bilinir ve sıradan Yahudi‟nin günlük hayatının anayasası gibidir (Erdoğdu, 2005: 24).

Dünyada yaklaĢık 20 milyon Yahudi olduğu tahmin edilmektedir. Bunların 3 milyon kadarı Ġsrail‟de, 6 milyon kadarı ABD‟de diğerleri de dünyanın çeĢitli yerlerinde dağılmıĢ vaziyette yaĢamaktadır (Sarıkçıoğlu, 2000: 224).

(26)

12 1.4.2. Hıristiyanlık

Hıristiyanlık Asya, Avrupa, Afrika kıtalarının ve medeniyetlerin kesiĢim noktasındaki eski Filistin‟de doğup yaĢamıĢ ve orada vefat etmiĢ olduğu bilinen Yahudi asıllı Ġsa‟nın Ģahsında kaynağını bulmaktadır. YaĢamakta olduğumuz çağın yüzyılları, Ġsa‟nın tahmin edilen doğum yılından itibaren hesaplanmaktadır. Ġsa Bethelem‟de dünyaya gelmiĢtir (Trol, www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/258.pdf, 22.04.2008).

Hıristiyanlık Yahudilik gibi, inananlarının baĢka tanrılara tapınmalarını kesinlikle yasaklamıĢtır. Bu yasağın resmi Roma dininide kapsadığı ve Hıristiyanların imparatora tapınmalarını yasakladığı açıktır. Sonraları sorun olan Roma devleti ile Hıristiyanlık arasındaki çekiĢmenin kaynağını bu yasakta aramak gerekir. Roma dininin son zamanların da imparatora tapınma gittikçe artan bir önem kazanmıĢ, böylece bu din, devleti imparatorun kiĢiliğinde tanrılaĢtıran bir imparator dini durumuna gelmiĢtir. Oysa Hıristiyanlık, kendi tanrısı konusundaki tekelciği yüzünden, imparatora tapınma ve kurbanlar sunmayı baĢından beri yasaklamıĢtır. Ġki din arasındaki bu görüĢ ayrılığı, Roma devleti ile Hristiyanlığın anlaĢmazlığa düĢmesine yol açmıĢtır. Ancak bu durum Hristiyanlığı zayıflatacağı yerde güçlendirmiĢtir. Çünkü pek çok inatçı din mahrumlarının ortaya çıkmasına neden olan bu uygulama sonunda, Hıristiyanlık direnç kazanmaya ve önemini kanıtlamaya fırsat bulmuĢtur (www.e-felsefe.com/hristiyanlık-felsefesi.html, 22.04.2008).

(27)

13 1.4.3. Ġslamiyet

Son Peygamber Hz. Muhammed M.S. 571 yılında Mekke‟de dünyaya gelmiĢtir bu nedenle Suudi Arabistan Müslümanlığın beĢiğidir (Özey, 2004: 76).

Arap yarımadasının Müslümanlar açısından önem kazanmasının asıl tarihi Hz. Muhammed‟in dünyaya geldiği tarihtir. Hz. Muhammed 40 yaĢındayken sık sık tek kalmak için gittiği, Hira Dağı‟nda 611 yılında Cebrail aracılığı ile Allah tarafından kendine Peygamber olduğu bildirilmiĢtir. Allah‟ın kelamı Kur-an, Cebrail aracılığı ile indirilmeye baĢlanmıĢtır. Mekke‟deki Ģiddet ve baskılar sonucu Allah, Müslümanların Medine‟ye göç etmesini istemiĢ ve göç (hicret) sonucu dinin yeni merkezi Medine olmuĢtur. Hz Muhammed‟in hayata gözlerini yummasından sonra Dört Halife Dönemi baĢlamıĢtır (Arı, 2007: 38–39).

Ortadoğu‟da yaklaĢık 227 milyon Müslüman yaĢamaktadır. Ancak Bu topluluğun hepsinin din anlayıĢı aynı değildir. Sünnilerin oranı yaklaĢık üçte iki iken, ġiiler ise üçte birdir (Parlar, 2002: 360-361).

(28)

14

ĠKĠNCĠ BÖLÜM

HAYATIN VE ÇATIġMALARIN

KAYNAĞI OLARAK SU

2.1. DÜNYADA SU POTANSĠYELĠ

GüneĢ sisteminin dokuz gezegeni içinde canlıların yaĢam sürdürdüğü tek gezegen olan dünyanın yaĢam kaynağı sudur (Kıran, 2003: 11). Suyun tarihi dünyanın oluĢumu ile hemen hemen aynı dönemlere rastlar. Bilimsel çalıĢmalar göstermektedir ki ilk yaĢam belirtileri de suyun içinde yaklaĢık 3.8 milyar yıl önce baĢlamıĢtır. Daha sonra da dünyanın geliĢiminin tüm aĢamalarında suyun oynadığı rol hayatidir. Günümüz dünyasında da içmek, temizlenmek, sulamak, sınai üretimde kullanmak ve daha birçok faaliyeti ya da zorunluluğu gidermek için su vazgeçilmez bir unsurdur (Tomanbay, 1998: 13-16).

Dünyadaki su miktarı yaklaĢık 1.360.000 km³ olup dünyanın %70‟ini kapsamaktadır. Tatlı su miktarı ise 27.200 km³‟tür. Yani mevcut su kaynağının sadece %2.6‟sı kadardır. Bu miktarın %99‟u da kutuplarda buz yada kar Ģeklinde bulunur. Ayrıca kullanılabilir su kaynakları yeryüzünde eĢit dağılmamıĢtır (ġen, 2006: 12). Yeryüzünde bazı yerler sudan korunmak isterken, bazı bölgeler susuzlukla mücadele etmektedir. Ġçilebilir suyun sadece %0.01‟inin insan kullanımına hazır vaziyette olduğu, geri kalan suların doğrudan yararlanılamayan sulardan oluĢtuğu ve zaten suyun dünyada insan ihtiyaçlarına uyacak biçimde dağılmadığı göz önüne alınırsa dünyada bir su sorunundan bahsedilebilir (Bird, 2001: 48-52).

(29)

15 Tablo 1: Dünya Su Kaynakları

(ġen, 2006: 13)

Canlılar için gerekli olan su kara yüzeyindeki tatlı sudur. Yüzey suları dereler, havuzlar, göller, barajlar ve tatlı su bataklıklarını kapsar. GiriĢ akıĢları yağıĢtan, kara üzerindeki yüzey akıĢından, yeraltı suyu sızmasından ve yan derelerden giren akıĢtan oluĢurken; çıkıĢ akıĢları ise buharlaĢma ve yeraltı suyuna dönme sürecinden oluĢur. Yüzey sularının konumu ve miktarı zamana, mekana göre doğal olarak ya da insan eliyle

SU TÜRLERĠ HACĠM(10³km³) YÜZDE(%)

Tatlı su gölleri 125 0.009

Tuzlu su ve denizler 104 0.008

Nehir suyu hacmi 1.25 0.0001

Zemin nemi ve vadoz su 67 0.005

4000m derin yer altı suyu 8.350 0.61

Buzul ve karlar 29.200 2.16

Kıtalar 36.800 2.80

Atmosfer 13 0.001

Okyanuslar 1.320.000 97.3

(30)

16 değiĢebilir (Ulusoy, 2007: 83). YağıĢlar sonucu dünyaya düĢen su miktarı yılda yaklaĢık 100 bin m³ olup bu miktarın yaklaĢık 40 bin m³ kadarı akıĢ durumuna geçerek nehirler vasıtasıyla denizlere ve kapalı havuzlardaki göllere ulaĢabilir. Bu miktarın ise ancak 9 bin m³‟ü teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir durumdadır (Koluman, 2003: 8). Kullanılabilir su miktarının elde edilmesinde farklı iklim koĢulları, kara ve deniz sıcaklığı arasındaki farklılıklar, jeolojik yapı ve hidrolojik faktörler dünyanın değiĢik bölgelerinde sorun doğurmaktadır (Kapan, 2007: 51).

Tablo 2: Kıtalara Göre YağıĢ ve BuharlaĢma Miktarları

(Pamukçu, 2000: 38)

Kıta YağıĢ BuharlaĢma Fark(AkıĢ) (mm) (km³) (mm) (km³) (mm) (km³) Avrupa 790 8.290 507 5.320 283 2.970 Asya 740 32.200 416 18.100 324 14.100 Afrika 740 22.300 587 17.700 153 4.600 Kuzey Amerika 756 18.300 418 10.100 339 8.180 Güney Amerika 1.600 28.400 910 16.200 685 12.200 Okyanusya 791 7.080 511 4.570 280 2.510 Antartika 165 2310 0 0 165 2.310 Dünya 800 119.000 485 72.000 315 47.000

(31)

17 Dünyada 214 nehir ve göl havzası mevcuttur. Bu havzaların 155‟i 2 ülke, 36‟sı 3 ülke ve 23‟ü ise 12 ülke tarafından paylaĢılmaktadır (ġehsuvaroğlu, 2000:157).

Dünyada kiĢi baĢına kullanılabilir tatlı su ortalaması 7000 ile 7600 m³‟dür. Dünyada kiĢi baĢına tüketilen su miktarı 800m³ olmakla birlikte bir ülkede kiĢi baĢına düĢen su miktarı yıllık 2000m³ ise bu ülkeler su yönünden sorunsuz ülkeler, kiĢi baĢına düĢen su miktarı 1000m³-2000m³ arasında ise su sıkıntısı çeken ülkeler, kiĢi baĢına düĢen su miktarı 1000 m³‟den az ise o ülkeler susuz ülkeler sınıfına girer (Darwish,

www.mideaeastnews.com/WaterWars.htm, 17.03.2008 ).

Tablo 3: Dünyadaki Tatlı Su Kaynakları

Su kaynağı Km cinsinden su hacmi Metreküp cinsinden su hacmi Tatlı su yüzdesi Toplam su yüzdesi Okyanuslar, denizler ve körfezler 1.338.000 321.000.000 -- 96.5 Buz tepeleri, buzullar ve körfezler 24.064.000 5.773.000 67.8 1.74 Yeraltı suyu 23.400.000 5.614.000 -- 1.7 Tatlı su 10.530.000 2.526.000 30.1 0.76 Tuzlu su 12.870.000 3.088.000 -- 0.94

(32)

18 Toprak nemi 16.500 3.959 0.005 0.001 Zemin buzu ve sürekli don 300.000 71.900 0.86 0.022 Göller 176.400 42.320 -- 0.013 Tatlı 91.000 21.320 0.26 0.007 Tuzlu 85.400 20.490 -- 0.006 Atmosfer 12.900 3.095 0.04 0.001 Bataklık suyu 11.470 2.752 0.03 0.0008 Nehirler 2.120 509 0.006 0.0002 Biyolojik su 1.120 269 0.003 0.0001 Toplam 1.386.000.000 332.500.000 -- 100 (Ulusoy, 2007: 85)

(33)

19 2.2. DÜNYA SU ĠHTĠYACI

Toplumların su talebi yaĢam ve üretim olarak iki Ģekilde olmaktadır. Ġlki biyolojik ihtiyaç olarak adlandırılan, bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karĢılama ve yaĢam için günlük ihtiyaç duyduğu değerdir. Buda asgari 25 litredir. Diğer ihtiyaçlarla birlikte (yıkanma, temizlik, yeme-içme vs.) bu değer 200 litreye çıkmaktadır. Üretim içinse özellikle sulamalı tarım yapılan bölgelerde su talebi ülkenin geri kalan tüm talebini aĢmaktadır (Uluatam,1998: 107-108).

1995 yılı itibariyle dünya nüfusunun %41‟i yani 2,3 milyar insan 1700m³ kiĢi/yıl değerinin altında su arzı bulunan bölgelerde ve bu sayının 1,7 milyarı da, 1000m³ kiĢi/yıl değerinin altında su arzı olan aĢırı sorunlu olarak adlandırılan yerlerde yaĢamaktadır. Bu durumun devamı halinde 2025 yılında 2,4 milyar insanın aĢırı sorunlu bölgelerde yaĢayacağı tahmin edilmektedir. Bu sorunlu bölgelerde ise ancak zengin ülkeler teknolojik imkanlarını kullanarak (tuzlu suları tatlandırma, geri kazanım vs.) ihtiyaçlarını karĢılayabileceklerdir (Göknel, 2006: 12).

2.3. SU SORUNLARI VE SEBEPLERĠ

Dünyada su azlığını oluĢturan nedenler hem doğa hem de insan kaynaklıdır. Ġklimsel, coğrafi ve hidrolojik etkenler bir bölgedeki suyu bir baĢka bölgeye göre az yada çok kılabilirler (Pamukçu, 2000: 81).

Devlet Su ĠĢleri Raporunda (2004), Dünyada su kıtlığının nedenleri “ yenilenebilir kaynak miktarının kıtlığı”, “ suyun kullanımındaki yanlıĢlıklar” ve “yüksek nüfus artıĢının

(34)

20 kiĢi baĢına düĢen kaynakları azaltması” olarak 3 gruba ayrılmıĢtır (D.S.Ġ Basın Bülteni, 17.09.2004).

Tablo 4: Dünya’da Bölgesel Su Dağılımı ve KiĢi BaĢına DüĢen Miktar

Bölge

Yenilenebilir su kaynakları(milyar m³/yıl)

Nüfus (milyon) KiĢi baĢına düĢen miktar(m³) Okyanusya 768 21 36.619 Latin Amerika 10.766 466 23.103 Kuzey Amerika 5.379 287 18.742 Doğu Avrupa ve Orta Asya 7.256 495 14.659 Afrika 4.184 559 7.485 Batı Avrupa 1.985 383 5.183 Asya 9.985 3.041 3.283 Orta Doğu ve Kuzey Afrika 355 284 1.250 (www.ekolojistler.org/su-kaynakları-ve-etkileĢim-süreci-ismail-küçük/html)

Tabloda da görüldüğü gibi Orta Doğu, Kuzey Afrika ile birlikte kiĢi baĢına düĢen su miktarının en az olduğu bölgedir. Bunun nedenlerinden biri özellikle düzensiz ve yeterli miktarda kaynak sağlayamayacak kadar az olan yağıĢlardır. Bir diğeri ise birçok ülkenin

(35)

21 suyunun kendi topraklarından kaynaklanmaması ve bu sebeple oluĢan arz-talep farklılıklarıdır.

2.4. ORTADOĞU’DA MEDENĠYET VE SU

Su bütün Ortadoğu tarihinin en eski çağlarından beri insanlar için hayati bir sorun olmuĢtur (Koluman, 2003: 88). Dünya‟da bilinen ilk uygarlık Fırat ve Dicle etrafında kurulmuĢtur. O zamana kadar göçebe yaĢayan insanoğlunun yerleĢik hayata geçiĢi Fırat, Dicle ve Nil etrafında iĢlenmeye hazır topraklar üzerinde tarım yapmayla baĢlamıĢtır (Uluatam,1998: 13). Tarım toplumlarının oluĢmasından sonra özellikle Fırat ve Dicle nehirlerinin akıĢ düzensizliği ile baĢ edebilme çabaları medeniyetin geliĢmesi açısından çok önemlidir (Sander, 2003: 32). Nehirler üzerinde ulaĢım ve taĢımacılık için kullanılan nehir kayıklarının daha geliĢmiĢleri ile eĢya, mal ve teknik ilerlemeler Kızıl Deniz, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz‟e ulaĢtırılarak bu bölgelerde de medeniyetin geliĢmesi sağlanmıĢtır (Yıldız, 2008: 42).

Günümüzde kıt bir kaynak olan su için 2025 yılında bir savaĢ çıkabileceği varsayımı dile getirilse de (Bulloch ve Darwish, 1994: 17), su için çıkan anlaĢmazlıklar ve savaĢlar tarihin çok eski zamanlarına dayanmaktadır. Bunlardan ilki yaklaĢık 4500 yıl evvel LagaĢ ve Umma Ģehir devletleri arasında yaĢanmıĢtır (ġen, 2006: 29). Günümüze kadar birçok anlaĢmazlığın sebebi olan su paylaĢımı ve kullanımı konusu bugünde ciddi bir uluslararası sorundur.

(36)

22 Tablo 5: Dünya’da Su AnlaĢmazlıkları Kronolojisi

Tarih Taraflar Sebep Bilgi

M.Ö 2500 LagaĢ ve Umma Askeri

M.Ö 1790 Hammurabi Politik Su hırsızlığı ve sulama ihmali ile ilgili konular.

M.Ö 1720-1684

Abi-Eshuh

Iluma-Ilum Askeri

Dicle nehri üzerinde Hammurabi isyancıları için yapılan baraj ve sonuçta Sümer medeniyetinin yıkılıĢı.

M.Ö 1200 Musa peygamber

ve Mısır firavunu Askeri ve Dini

Musa‟nın Kızıldeniz‟i yarması ve Firavunun askerleri ile suların altında kalması.

M.Ö 720- 705

Asurlar ve

Ermeniler Askeri

Asur Kralı Sargon‟un Ermeni sulama kanallarını tahrip etmesi. M.Ö 705-682 Sennacherib –

Babil Askeri

Ġsyancı Asurluları durdurmak için su kanallarını Babil‟e

yönlendirerek Ģehri harab etmesi. M.Ö 689-681 Asurlar ve

Tiranlar Dini ve Askeri

Asurlu Esarhaddon tanrılara kızarak büyük bir su taĢkını vermiĢtir.

M.Ö 669-626 Asurlar – Araplar

(Elam bölgesi) Askeri

Arabistan ve Elam bölgesine saldırılar sonucu Assurbanipal düĢman kuvvetlerine zarar vermek için su kuyularını kurutmuĢtur. Savunmadan sonra Assurbanipal Sabipel Ģehrine saldırarak orayı sular altında bırakır. Ayrıca düĢman cesetlerini Ulai nehrine doldurarak baraj yapmıĢtır.

(37)

23

M.Ö 612 Mısır, Babil,

Ġran, Asur Askeri

Mısır, Med ve Babillilerin Asurlulara saldırması. Khasr nehrinin yatağından saptırılarak düĢmanın taĢkına maruz bırakılması.

M.Ö 605-562 Babil Askeri

Babil etrafına sarayı korumak üzere Fırat ve onun kolları ile birlikte duvar örülmesi. M.Ö 558-528 Babil Askeri

Dicle kolunda (Diyala) 300 kanal yapılarak nehir suyunun

saptırılması.

M.Ö 539 Babil Askeri

Babil‟i ele geçirmek için Sirus, Ģehir üzerinde nehir yatağını değiĢtirdikten sonra kuru yatak boyunca askerlerini taĢıyarak savaĢmıĢtır.

M.Ö 335-323 Babil Askeri

Büyük Ġskender‟in Fırat nehrinde Babil‟e saldırısı sırasında birçok su bendini yıkılmıĢtır.

M.S 1503 Floransa ve Pisa Askeri

Amo ırmağının akıĢ yönünün Floransa Pisa anlaĢmazlığı süresince değiĢtirilmek istenmesi.

M.S 1573-1574

Hollanda ve

Ġspanya Askeri

Hollanda, Seksen yıl savaĢının baĢında Ġspanyol askerlerinin üzerine su taĢkını yaparak Alkmaar‟ı korumuĢtur.

M.S 1672 Fransa ve

Flemenk Askeri

Flemenklerin su bentlerini açarak Ģehirleri üzerinde aĢılması imkansız su bariyerleri oluĢturmaları.

(38)

24 M.S 1898 Mısır, Fransa ve Ġngiltere Askeri ve Siyasi, su kaynaklarının yönetimi

Fransa ve Ġngiltere‟nin Nil su kaynaklarını kontrol etme istekleri.

M.S 1948 Araplar ve Ġsrail Askeri

Ġlk Arap-Ġsrail çatıĢması sırasında Arapların Batı Kudüs‟e su temin hatlarını kesmesi.

M.S 1951 Ġsrail, Ürdün, Suriye

Askeri ve Politik

Yarmuk nehri ve bazı

bataklıklardan su çekme planları ve anlaĢmazlıklar.

M.S 1953 Ġsrail, Suriye, Ürdün

Askeri ve Politik

Ġsrail‟in Taberia gölünden su taĢıma Ģebekesini kırması, Suriye‟nin müdahalesi ve uluslararası çağrılar. M.S 1965-1966 Suriye ve Ġsrail Askeri ve Politik

Ġsrail Milli Su Kanalı‟na karĢılık Arap politikaları ve 1966‟da Suriye‟de anlaĢma.

M.S 1967 Suriye ve Ġsrail Askeri

Ġsrail‟in Ürdün nehri kanallarını tahrip etmesi ve Ġsrail Arap çatıĢması.

M.S 1969 Ürdün ve Ġsrail Askeri

Ġsrail‟in Ürdün‟e ait Batı Ghar Kanalını bombalama tehdidi ve bir dizi gizli anlaĢma.

M.S 1974 Irak ve Suriye Askeri ve Politik

Irak, Suriye arasında, Al-Tavrah barajı gerginliği.

M.S 1975 Irak ve Suriye Askeri ve politik

Arap Birliği içerisinde su

paylaĢımı konusunda tartıĢmalar. M.S

1980-1988 Ġran ve Irak Askeri

Ġran, Irak mevzilerinin su altında kalması için su salmıĢtır.

M.S 1982 Suriye, Lübnan

ve Ġsrail Askeri

Ġsrail Beyrut‟a olan su Ģebekesini kesmiĢtir.

M.S 1990 Türkiye, Irak ve Suriye

Askeri ve politik

GAP projesine Irak ve Suriye tarafından yapılan itirazlar.

(39)

25

M.S 1991 Irak, Kuveyt ve

A.B.D Askeri

A.B.D ve müttefikleri yedi pompa istasyonun dördünü tamamen imha etmiĢlerdir.

M.S 1993 yılından bugüne kadar

Irak Askeri

Saddam hükümetine protestolara karĢı ġii bölgesindeki sulara zehir katılması tehdidi.

M.S 2001 Ġsrail, Filistin Terör Batı ġeria‟da ki su tesislerine saldırı.

M.S 2003 Irak, A.B.D ve

diğerleri Askeri

A.B.D.‟in askeri hedefleri arasına su tesisleri ve barajlarına girmesi M.S 2003 Irak Terör Bağdat‟ta su Ģebekesine bombalı

saldırı.

(Gleick,„‟Water Conflict Chronology‟‟, http://employees.oneonta.edu/allenth/water-resources-conflict-chronology/.pdf, 22.02.2008)

2.5. DĠNLER ĠÇĠNDE SUYUN YERĠ VE ÖNEMĠ

Ġlahi dinlerde su çok önemli bir manevi değere sahiptir. Üç kutsal kitapta da su insan, hayvan ve bitkilere gönderilmiĢ mucizevi bir madde olarak gösterilir. Dini emirlerin uygulanmasında suyun çok önemli yer tuttuğu anlaĢılmaktadır. Suyun önemi öldükten sonra cenazenin yıkanması, abdestin su ile alınması, vaftizin su ile yapılması gibi temizlikle ve arınmayla ilgili birçok ritüelde kendini göstermektedir (Zehir, 2003: 31).

2.5.1. Yahudilik ve Su

Kitab-ı Mukaddes‟in Eski Ahit bölümünde 580 kez, su (mayım) kelimesine rastlanır. Ġlk bölüm ya da ilk kitap olan Genesis‟te ikinci ayette “ yer boĢtu, gökyüzü

(40)

26 yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı‟nın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu” denilmektedir (Kıran, 2005: 54).

Tevrat-DoğuĢ kısmında ise “ en baĢta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Tanrı “ıĢık olsun” buyurdu ve ıĢık oldu. Tanrı ıĢığı “ gündüz” diye, karanlıkları da “gece” diye adlandırdı. AkĢam oldu, sabah oldu.

Ġlk gün:

Tanrı, göğün altındaki sularla üstündeki suları bir birbirine ayırdı.

Ġkinci gün:

Tanrı göğün altındaki sular bir yerde toplansın ve kimi yerde görünsün diye buyurdu ve öyle oldu. Tanrı kuru yerleri “toprak” diye suları da “deniz” diye adlandırdı. „‟Toprakta yeĢillik çıksın, tohum taĢıyan bitkiler, meyve taĢıyan ağaçlar üresin” buyurdu… denilmektedir (Uluatam, 1998: 11).

Talmud kitabında insanların temizlenmesi gerektiğine iliĢkin birçok emir vardır. Levililer kitabının 17-26 Babları, temizlikle ilgili emirlerle doludur (Enis, 1996: 16).

2.5.2. Hıristiyanlık ve Su

Ġncil‟de özellikle vaftiz yani dini temizlenme için suya koyma, su dökme anlamında tanımlamalar yapılmıĢtır. Örneğin; Matta incilinde Hz. Ġsa hakkında anlatılan suda yürüme hikayesi onun mucizelerinden birisi olarak kabul edilir (Enis, 1996: 16).

(41)

27 Hıristiyanlığın yükselmesi ile eski suya tapınma adetleri, yerini suyu kutsal sayma ve dini temizlenme aracı olarak kullanmaya bırakmıĢtır (Shiva, 2007: 166).

2.5.3. Ġslamiyet ve Su

Su, Kuran‟daki ana temalardan birisidir. Su (ma) kelimesi Kuran‟da 60 kez geçmektedir (Kıran, 2005: 56). Bazı ayetlerde geçen ifadeler Ģöyledir:

Vakıa Suresi 68-70: “ Ya içtiğiniz suya ne dersiniz? Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. ġükretmeniz gerekmez mi?”.

Enbiya Suresi 30: “ O inkar edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer birbiri ile bitiĢik iken, biz onları ayırdık ve her canlı Ģeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?”.

Hac Suresi 63: “Görmedin mi Allah gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeĢil donatıldı. ġüphesiz Allah lütfedicidir, her Ģeyden haberdardır”.

Kuran-ı Kerim‟de Furkan Suresinin 57. ayetinde ve Fatır Suresinin 12. ayetinde tatlı su ile tuzlu suyun ayrılmaları anlatılır (Kıran, 2005: 57). Daha birçok ayette suyun hayat için ne kadar önemli olduğuna dair ifadeler bulunmaktadır (Zehir, 2003: 31).

Ġslam hukukunda suyun paylaĢımı ve sudan yararlanma hakkı konusu önemli bir yer tutar. Su satılmaz ve özel mülkiyete geçirilemez bir maddedir (Uluatam, 2000: 148).

(42)

28 2.6. ORTADOĞU SU KAYNAKLARI

2.6.1. Ulusal Akarsu

Devletlerin, kendi topraklarında doğan ve kendi toprakları üzerinden denize dökülen akarsulara “ulusal akarsu” denilmektedir. Bu akarsular üzerinde, sahip olan devletin uluslararası hukukta genel kabul gören görüĢe göre mutlak egemenlik hakkı vardır (Pazarcı, 1989: 221). Bu nedenle, ulusal akarsular tamamen milli hukuk hükümlerine tabi olup; uluslararası hukuka konu teĢkil etmezler. Devletlerin kendi ulusal akarsuları üzerinde tam bir hareket serbestisi mevcuttur ve uluslararası hukuk, devletlerin bu yetkisini tanımakla yetinmektedir (Kapan, 2007: 35).

2.6.2. Uluslararası Akarsu

Uluslararası Akarsu kavramı; zaman içinde değiĢikliğe uğrayarak geliĢmiĢ ve günümüzdeki anlamına kavuĢmuĢtur. Geleneksel olarak ulusal olmayan akarsulardan, yalnız ulaĢıma elveriĢli olanlara yada ekonomik bakımdan önem gösterenlere “ uluslararası akarsu” denilmekteydi (Tiryaki, 1994: 2). Uluslararası Sürekli Adalet Divanı, 1929 yılında uluslararası akarsu tanımını yaparken iki kıstası göz önünde bulundurmuĢtur. Bunlardan ilki, akarsuyun ulaĢıma elveriĢli olması ikincisi ise akarsuyun iki yada daha fazla ülkenin topraklarından geçmesi veya devletler arasında sınır oluĢturmasıdır (Ġnan, 1994: 226).

Farklı devletlerin sahip oldukları ülkeleri birbirinden ayıran sular ise “sınır teĢkil eden akarsular” olarak tanımlanır. Bu tür akarsularda ayrım çizgisi ya akarsuyun tam ortasından geçer yada akarsuyun ulaĢıma imkan verdiği durumlarda ulaĢım yapılan bölümün ortasından geçer (Versan, 1993: 442).

(43)

29 Yeni bir yaklaĢıma göre ise ulaĢıma elveriĢli olsun yada olmasın iki ülke arasında sınır teĢkil etsin yada etmesin Ģayet iki veya daha fazla devletin ülkesini kesip geçiyorsa “uluslararası akarsu” olarak nitelendirilmektedir (Dinçyürek, 2003: 68).

Su havzası ise, kısaca bir akarsuyun ve kollarının beslenme alanını oluĢturan bölgelerdir. Uluslararası Hukuk Derneği (International Law Assocation), 1958 New York Kararında uluslararası akarsu havzasını Ģu Ģekilde tanımlamaktadır: “Ġki veya daha çok devletin ülkeleri dahilinde kalan ve içindeki yüzeye gerek doğal gerekse suni bütün akarsuların belirli bir alanının sularını akıtarak bir denize mahreci bulunmayan kapalı ülke içi kısımlara açılan ortak mahreçlerde bulunduğu bölgelerdir‟‟ (Tiryaki, 1994: 11).

Akarsuların akıĢ yönü dikkate alındığında akarsuyun akıĢ yolunun yukarısındaki ülkeye “ yukarı kıyıdaĢ” yada “ memba ülkesi”, aĢağıda bulunan devlete veya devletlere ise “ aĢağı kıyıdaĢ” yada “ mansap ülke” denilmektedir (Esenyel, 2001: 7).

2.6.3. Uluslararası Su Hukuku

Sınırı aĢan akarsulardan hangi taraf tarafından ne kadar yararlanılacağı konusu özellikle Ortadoğu‟da karmaĢık bir konudur. Birçok devlet su kullanımı konusunda ihtilaf yaĢamaktadır. Su kaynaklarının kullanımı için çatıĢma çıkma riskine karĢı yada su kaynaklarının kullanımının çevre ile uyumlu biçimde gerçekleĢtirilmesi için yasalar gereklidir (Bulloch ve Darwish, 1994: 146).

Uluslararası hukuk açısından sınır aĢan sularla ilgili çözülmesi gereken iki önemli mesele vardır. Ġlki, devletleri ayıran akarsularda egemenlik alanlarının tespit edilmesi, ikincisi ise iki yada daha çok devletin topraklarından geçen, sınırı aĢan akarsular üzerinden

(44)

30 yapılan endüstriyel veya tarımsal amaçlı kullanım faaliyetlerinin düzenlenmesi ile ilgilidir (Tiryaki, 1994: 16).

Su paylaĢımı konusundaki ilk belge 1911 yılında Uluslararası Hukuk Enstitüsü‟nün yapmıĢ olduğu toplantıda bir beyanname Ģeklinde yayınlanmıĢtır. Buna göre birden fazla devletin topraklarında akan nehirlerin kullanılması konusunda devletin diğer devletlere zarar verici davranıĢlardan kaçınması önerilmiĢtir. Buna benzer kararlar 1956 ve 1961 Salzburg toplantısında ve 1958 New York toplantısında da alınmıĢtır (Zehir, 2003: 66).

Su paylaĢımı konusunda hukuksal düzenleme çalıĢmaları yanında uygulama alanı bulunan hukuksal teorilerde bulunmaktadır.

2.6.3.1. Mutlak Egemenlik Doktrini (Harmon Doktrini)

Harmon doktrini olarak da bilinen Mutlak Toprak Egemenliği teorisi; kıyı devletlerinin kendi topraklarından geçen sular üzerinde diğer ülkelere yaratacağı etkilere aldırmaksızın diledikleri Ģekilde kullanma hakkı olduğu görüĢüne dayanır (Shiva, 2007: 102). Bu kural ilk kez ABD baĢsavcısı Judson Harmon tarafından ABD ve Meksika arasındaki Rio Grande akarsuyunun paylaĢımı konusunda ileri sürülmüĢtür (Sar, 1970: 106). ABD dıĢında Hindistan ve Pakistan arasındaki Ġndüs uyuĢmazlığında Hindistan; Avusturya ve Bavyera arasındaki Ġnn, Salech ve Salzadh anlaĢmazlığında Avusturya bu teoriye göre hareket etmiĢtir (Dursun , 2006: 51).

(45)

31 2.6.3.2. Doğal Durumun Bütünlüğü Doktrini

Doğal Durumun Bütünlüğü Doktrini, aĢağı kıyıdaĢ devletlerin, uluslararası akarsulardan faydalanmalarına olanak sağlamak için Harmon Doktrini‟ne karĢı bir görüĢ olarak ileri sürülmüĢtür. Doktrinin savunucularından olan Max Huber‟e göre, akarsuların doğal mecralarını izlemelerine devletler müsaade etmelidir (Akdemir ve Erdoğ, 2005: 30). Doğal Durumun Bütünlüğü Doktrini‟nin uygulamaya konması halinde Ģu üç durum ortaya çıkmaktadır:

Yukarı kıyıdaĢ devlet, ulusalararası akarsuda aĢağı kıyıdaĢ devletin akıĢını etkileyecek herhangi fiziki bir giriĢimde bulunamaz.

AĢağı kıyıdaĢ devlet uluslararası akarsuyun kullanımı konusunda yukarı kıyıdaĢ devleti veto etme hakkına sahip olacaktır.

AĢağı kıyıdaĢ devletin hakkı geleceğe yönelik muhtemel kullanımla korunmaktadır (Toklu, 1999: 24).

Bu görüĢe göre suların yukarı kıyıdaĢ devlet tarafından kullanımı aĢağı kıyıdaĢ olan devletin rızasına bırakılmıĢtır (Kodaman, 2006: 22). 1924 yılında Mısır-Sudan arasında çıkan Nil anlaĢmazlığında geçici bir çözüm olarak sunulan doktrinle birlikte aĢağı kıyıdaĢ olan Mısır‟ın hakları saklı tutularak 1929‟da antlaĢma imzalanmıĢtır (Toklu, 1999: 24). Doktrin daha çok aĢağı kıyıdaĢ ülkelerce kabul görmüĢ olup Suriye, Irak, Mısır gibi ülkelerin görüĢleri bu doktrine yakındır (Esenyel, 2001: 25).

(46)

32 2.6.3.3. Hakkaniyete Uygun Kullanım Doktrini

Uluslararası alanda ilk kez ABD‟li hukukçu Eagleton tarafından ileri sürülen doktrin, iki yada daha fazla ülke arasında sınır oluĢturan akarsuların tüm ülkeler arasında eĢit haklarla kullanılması fikrini savunur. Hak eĢitliği, bütün kıyıdaĢ devletlerin hepsine azami fayda ve diğerlerine asgari zarar verecek Ģekilde akarsulardan yararlanma hakkı tanır (Dursun, 2006: 54). Uygulamada bu görüĢ ilk kez ABD ile Meksika arasındaki Colarado, Tijiuna ve AĢağı Rio Grande akarsularına iliĢkin anlaĢmazlığın çözümü için ileri sürülmüĢtür (Kodaman, 2006: 24).

Adil Kullanım görüĢü asgari zarar yönünden bakıldığında aĢağı kıyıdaĢ ülkeler lehine durumlar içermektedir. Bu bakımdan uluslararası hukuk alanında bir takım tartıĢmalara yol açmıĢ ve görüĢ olarak benimsenmemiĢtir (Sar, 1970: 300).

2.6.3.4. Ön Kullanım Üstünlüğü Doktrini

Ön Kullanım Doktrini, kendi topraklarındaki suyu kıyıdaĢlardan daha önce kullanmaya baĢlayan ülkeye öncelikli haklar vermektedir. Bu haklar daha çok “tarihsel kullanımda öncelik” olarak ifade edilmektedir (Tiryaki, 1994: 30). Yukarı kıyıdaĢ ülkelerin menfaatine gibi görünen doktrinin esas olarak anlatmak istediği “diğerlerine verilmemesi gereken zarar” kavramı sadece aĢağı kıyıdaĢ ülkeler için söz konusudur. Doktrin az da olsa bazı antlaĢmalarda yer almıĢtır (Toklu, 1999: 27-28).

Belirtilen hukuki görüĢlerden her ülke kendi menfaatine daha uygun olan hangisi ise onu seçmekte ve uluslararası alanda kazançlı çıkmaya çalıĢmaktadır (Zehir, 2003: 69).

(47)

33 2.7. SU KONUSUNDA ULUSLAR ARASI KURALLAR KOYMA ve DÜZENLEME

ÇALIġMALARI

Sınır aĢan suların ulaĢım dıĢı amaçlarla kullanımı, ancak geçen yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın baĢlarında anlaĢmazlık konusu olmaya baĢladığı için, bu alandaki kural koyma çalıĢmaları bu yüzyılın baĢlarında baĢlamıĢtır. Günümüze kadar ülkelerin su yolları ve kaynakları ile ilgili hak ve yükümlülüklerini belirleyen kapsamlı kurallar ĢekillenmiĢ değildir. Birçok akarsu için yapılmıĢ antlaĢmalar olsa da baĢka anlaĢmazlıklar için mevcut antlaĢmaları uygulayabilmek kolay değildir. Yapılan antlaĢmalar ve koyulan kurallar akarsuların ulaĢım dıĢı amaçlarla kullanımına iliĢkin genel kabul görecek kuralların oluĢumunu sağlayamamıĢtır (Atuk, www.dpt.gov.tr: 18.04.2008).

2.7.1. Uluslararası Hukuk Derneği ÇalıĢmaları

1873‟de kurulan Uluslararası Hukuk Derneği, 1959 Edinburg konferansından bu yana uluslararası akarsulardan yararlanma konusunda çalıĢmaktadır (Ġnan, 1994: 226). Dernek bu amaçla birçok toplantı düzenlemiĢtir. 1956 Dubrovnik ve 1966 Helsinki toplantıları en önemli kararların alındığı toplantılardır (Kodaman, 2006: 25). 1966 Helsinki toplantısında alınan kararlardan 512. Madde‟de hakça ve makul kullanım için göz önünde tutulması gereken faktörler sıralanmıĢtır:

- Her havza devletinin ülkesine düĢen drenaj alanının oranı da dahil olmak üzere, havzanın coğrafi durumu,

- Her havza devletinin su katkısı da dahil olmak üzere, havzanın hidrolojik durumu,

(48)

34 - Mevcut kullanımları da kapsamak üzere, havzanın sularının geçmiĢ

kullanımı,

- Havza devletlerinde, geçimi havza sularına bağlı nüfus,

- Havzayı etkileyen iklim Ģartları,

- Yararlanabilecek baĢka kaynakların olması,

- Havza suları kullanımında israfın önlenmesi,

- Her havza devletinin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karĢılamaya yarayan çareleri karĢılaĢtırma.

2.7.2. Uluslararası Hukuk Komisyonu ÇalıĢmaları

Uluslararası suların iĢletilmesi ve kullanılmasından doğan hukuki meselelerin BM tarafından incelenmesi 1959 yılında baĢlamıĢtır. 1970 yılına kadar BM Genel Sekreteri‟nin raporu haricinde önemli bir geliĢme kaydedilememiĢtir. 1970 yılında BM Genel Kurulu UHK‟nu, “Uluslararası Su Yollarının UlaĢım DıĢı Amaçlarla Kullanılmasına ĠliĢkin Hukuk”‟u geliĢtirmekle görevlendirilmiĢtir. Kurul son Cenevre toplantısında (1994) uluslararası suyollarının ulaĢım dıĢı amaçlarla kullanılmasını düzenleyen önemli kararlar almıĢtır (Kapan, 2007: 150). Böylece, 43. oturum sonunda hazırlanan “ BirleĢmiĢ Milletler Uluslararası Suyollarının Denizcilik DıĢı Kullanımı Yasa Tasarısı” 21 Mayıs 1997‟de BM Genel Kurulu‟nda oylanarak kabul edilmiĢtir (Dursun, 2006: 162). Oylamada 103 devlet lehte, 21 devlet çekimser, 3 devlet ise aleyhte oy kullanmıĢtır (Kıran, 2006: 208). Tasarı oy çokluğu ile kabul edilmesine rağmen ülkelere tavsiye niteliği taĢımaktadır. Ġsteyen ülkeler

(49)

35 kendileri için bağlayıcı kabul edeceklerdir (Dursun, 1993: 40). Yasa ileri sürülen diğer görüĢlere nazaran ülkelere daha dar bir hareket alanı bırakmaktadır (Zehir, 2003: 83).

2.7.3. Avrupa Birliği Su Müktesebatı

Avrupa Birliği Müktesebatı‟nda su konusunda ulaĢılan son düzenlemeler 2000 tarihli “Su Çerçeve Direktifi”dir. AB Su Çerçeve Direktifi üye devletlerin, suların korunmasını geliĢtirerek, sınır aĢan su sularının denetimine katkıda bulunmak, su ekosistemlerini ve Birlik sularının potansiyel kullanıcılarını korumak ve geliĢtirmek amaçlı çabalarını koordine etmek için ortak ilkeler doğrultusunda hazırlanmıĢtır (Özdinç, 2006: 158). Su Çerçeve Direkti ile AB‟nin nihai hedefi tüm birlik içindeki suların ekolojik ve kimyasal olarak iyi duruma gelmesidir. Her bir nehir havzası için bir „‟Nehir Havzası Yönetim Planı‟‟ oluĢturulması öngörülmekte ve 2015 yılında su konusunda iyi duruma gelinmesi hedeflenmektedir. Su yönetimi ile ilgili yetkiler pek çok kuruluĢlar arasında, iĢbirliği ve koordinasyon mekanizmalarının geliĢmesini gerektirmektedir (Harmancıoğlu ve Dalkılıç, 2008: 418).

2.7.4. Uluslararası Su Kaynakları Birliği (International Water Resources Assocation)

Su kaynaklarının sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde kullanılması için birden çok ülkenin sınırlarına giren su kaynaklarında iĢbirliği sağlamak ve kıyıdaĢ ülkeleri her yıl bir araya getirmek üzere faaliyet vermektedir (Wolf, 1997: 344).

(50)

36 2.7.5. Küresel Su Ortaklığı (Global Water Partnership)

Küresel Su Ortaklığı 1996 yılında aralarında BM‟nin, hükümetlerin, STK‟ların ve meslek kuruluĢlarının yer aldığı bir örgüt olarak kurulmuĢtur. Amacı, uluslararası düzeyde içme suyu ve arıtma sektörüne iliĢkin çalıĢmaları küresel bir anlayıĢla yürütmek olarak belirlenmiĢtir. Merkezi Stockholm kentinde bulunan örgüt, Dünya Su Konseyi‟nin belirlediği politikaları yürütmek ve bunların ülkeler düzeyinde benimsenmesini sağlamak amacıyla çalıĢmaktadır (Yılmaz, 2003: 93).

2.7.6. Dünya Su Konseyi (World Water Council)

1996‟da Marsilya‟da kurulan Dünya Su Konseyi‟nin amacı suyla ilgili olarak herkesin benimseyeceği ortak hedeflere ulaĢmak için hangi giriĢimlerde bulunmak gerektiğini belirlemek ve tarafların bu giriĢimlerini gerçekleĢtirmelerini sağlamaktır (Dursun, 2006: 69). Her üç yılda bir Dünya Su Konseyi tarafından düzenlenen Dünya Su Forumu dört temel amacı yerine getirmektedir:

- Politik alanda suyun önemini vurgulamak,

- 21. yüzyılda uluslararası su konularına çözüm getirmek için tartıĢmaları desteklemek,

- Siyasi kararlar üretmek ,

- Kesin önerilerle dünyanın dikkatini konuya çekmek.

Bu amaçlarla Forum ilk olarak 1997‟de Fas MarakeĢ‟te düzenlendi. Bu forum “21.Yüzyılda Su, YaĢam ve Çevre Ġçin GörüĢ” adlı çalıĢmanın hazırlanmasına yol açtı.

(51)

37 Ġkinci forum 2000 yılında Hollanda Lahey‟de düzenlendi. Üçüncü forum 2003‟de Japonya Kyoto, dördüncü forum ise 2006‟da Meksika‟da düzenlendi. BeĢinci forum ise 2009 yılı içinde Ġstanbul‟da yapılacaktır (www.worldwaterforum5.org/index.php?id=1575L=T, 18.04.2008).

2.8. ORTADOĞU SU SORUNLARI

Dünyada kiĢi baĢına düĢen su miktarı, coğrafi olarak farklılıklar göstermektedir. Kutup bölgeleri, nüfus azlığı ve çok su kaynağına sahip olması nedeniyle, kiĢi baĢına en fazla suyun düĢtüğü yerdir. Afrika ve Ortadoğu‟da kiĢi baĢına düĢen su miktarı, Amerika‟da kiĢi baĢına düĢen su miktarından yedi kat daha azdır (Bilen, 2000: 39). Yapılan çalıĢmalarda ise 2000 yılındaki su kaynaklarının 1975‟te sahip olunanın yarısına düĢeceğini buna karĢılık dünya nüfusunun iki kat artacağı ve 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde kırkının su kıtlığı ile karĢı karĢıya kalacağı belirtilmiĢtir (Bulloch ve Darwish, 1994: 20).

Afrika kıtası ile birlikte dünyanın en çorak ve en çok su sorunu yaĢayan bölgesi olan Ortadoğu‟da 1990 itibariyle 9 ülke su sorunu yaĢamaktadır. 2015 yılında su sorunu yaĢayan ülke sayısının iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir (Çomak, 2004: 409). 2050‟den sonra ise bölge nüfusunun 600 milyonu aĢacağı ve yılda yaklaĢık 600 milyar m³ suya ihtiyaç duyulacağı düĢünülmektedir (Allan, 1998: 7).

(52)

38 Tablo 6: Ortadoğu Ülkelerinde Su Kaynakları (Milyar m³/yıl)

Ülke Yüzey suları

(nehir/akıntı) Yer altı suları

Toplan potansiyel su kaynakları Suriye 18.000 2.000 20.000 Ürdün 650 600 1.250 Irak 45.000 1.500 46.500 Lübnan 3.300 600 3.900 Ġsrail 640 800 1.440 Filistin - 600 600 Suudi Arabistan 200 4.000 4.200 Katar - 50 50 B.A.E. 50 750 800 Kuveyt - 200 200 Bahreyn - 100 100 Umman 1.400 700 2.100 Yemen 2.800 1.800 4.600 Mısır 56.000 35.000 59.500 Toplam 128.040 17.200 145.240 (Uluatam, 1998: 112)

(53)

39 Tabloda görüleceği üzere Ortadoğu‟da Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Bahreyn, B.A.E., su kaynakları bakımından çok düĢük oranlara sahiplerdir.

Tablo 7: Su Yoksulu Ülkeler(Ortadoğu) (1992)

Ortadoğu Ülke içinde yenilenebilir toplam su arzı Yenilenebilir su arzı Nüfus (milyon) Nüfusu ikiye katlama süresi (yıl) Bahreyn - - 0.5 29 Ġsrail 1.70 330 5.2 45 Ürdün 1.02 190 3.6 20 Kuveyt - - 1.4 23 Katar - 40 0.5 28 Suudi Arabistan 2.20 140 16.1 20 Suriye 7.60 550 13.7 18 B.A.E. 0.30 120 2.5 25 Yemen 2.50 240 10.4 20 (Tomanbay, 1998: 30)

(54)

40 Bir ülkede yılda kiĢi baĢına düĢen miktar 1000 m³‟ün altına düĢerse o ülke su yoksulu ülke olarak tanımlanmaktadır (Postel, 1992: 28). AĢağıdaki tabloya göre bu sınırı aĢan ülkeler ise Türkiye, Lübnan, Irak ve Suriye‟dir.

Tablo 8: Ortadoğu’da KiĢi BaĢına DüĢen Su Miktarı

Ülke KiĢi baĢına düĢen su kaynağı( m³/yıl)

Suriye 1.200 Ürdün 270 Irak 2.020 Lübnan 1.300 Ġsrail 290 Filistin 240 Suudi Arabistan 230 Katar 100 B.A.E. 440 Kuveyt 130 Bahreyn 200 Umman 950 Yemen 290 Mısır 930 Türkiye 3.500 Toplam 8.590 (Uluatam, 1998: 114)

Ortadoğu‟da yaĢanan su sorununun sebeplerinden birisi suyun verimsiz kullanımıdır. Bilinçli su kullanımının olmayıĢı, su kaynaklarının azalmasına rağmen su kıtlığına karĢı mücadelenin baĢarısız olmasına yol açmaktadır (Starr,

Şekil

Tablo 2: Kıtalara Göre YağıĢ ve BuharlaĢma Miktarları

Tablo 2:

Kıtalara Göre YağıĢ ve BuharlaĢma Miktarları p.30
Tablo 3: Dünyadaki Tatlı Su Kaynakları

Tablo 3:

Dünyadaki Tatlı Su Kaynakları p.31
Tablo 4: Dünya’da Bölgesel Su Dağılımı  ve KiĢi BaĢına DüĢen Miktar

Tablo 4:

Dünya’da Bölgesel Su Dağılımı ve KiĢi BaĢına DüĢen Miktar p.34
Tablo 7: Su Yoksulu Ülkeler(Ortadoğu) (1992)

Tablo 7:

Su Yoksulu Ülkeler(Ortadoğu) (1992) p.53
Tablo 8: Ortadoğu’da KiĢi BaĢına DüĢen Su Miktarı

Tablo 8:

Ortadoğu’da KiĢi BaĢına DüĢen Su Miktarı p.54
Tablo 10: Dicle Havzasının Su Potansiyeli

Tablo 10:

Dicle Havzasının Su Potansiyeli p.57
Tablo 9: Fırat Havzasının Su Potansiyeli

Tablo 9:

Fırat Havzasının Su Potansiyeli p.57
Tablo 12: Ürdün Nehri’nin Su Potansiyeli  Nehre Katkıda Bulunan Sular  Ortalama Yıllık Akım (milyon m³)

Tablo 12:

Ürdün Nehri’nin Su Potansiyeli Nehre Katkıda Bulunan Sular Ortalama Yıllık Akım (milyon m³) p.64
Tablo 13: Nil Nehrinin TaĢıdığı Su Miktarı ve Kaynakları

Tablo 13:

Nil Nehrinin TaĢıdığı Su Miktarı ve Kaynakları p.66
Tablo 14: Johnston Planı

Tablo 14:

Johnston Planı p.118

Referanslar

Benzer konular :