Fikret Muallâ
ve diğer bazıları
SEZER TANSUO
Ç
AĞDAŞ Türk sanatının üzerinde ömrünün büyük kısmını Fransa'da sanatçı kişiliğini ele alan kitaplarda büyük önemle durulması gere- geçirmiş olan Fikret Muallâ'dır. bu büyük usta yeterince değerlen-ken büyük bir ustası, sanatçı Fikret Muallâ'nın hayat hikayesi ve dirilmiş sayılamaz. Bu da yazarlarınçok hesaplı ve düzenli bir sanatçı tavrına sahip oluşlarının yanısıra, Fikret Muallâ'nın kloşar, ayyaş, hatta psikopatolojik denen hayat tavrını bilimsel bir yaklaşımla kav ramaya pek yanaşmamaların dan doğmuştur. Fikret Muallâ'nın bütün eserleri onun bir Türk nakışçısı ve renk çizgicisi nitelikle rini doğrular. F.Muallâ'nın ölü münden sonra İstanbul Devlet Re sim Heykel Müzesi'nin altındaki Halil Dikmen galerisinde, dostla rından toplanan yapıtlarla bir sergi açılmıştır. Devlet Güzel Sanatlar Akademisince bu vesileyle 1968'de yayınlanan broşürde de Fikret Muallâ'nın kişiliği ve sanatı üstüne N.Berk, B.Rahmi, Elif Naci, Abidin Dino, F.Adil, T.Toros ve Dr. Safder Tarım'ın yazılarından başka Hıfzı Topuz'un sanatçıyla röportajların dan bölümler yer alır. T.Toros Muallâyı Türk Van Gogh'u diye niteliyerek Picasso'nun bu sanatçıy la ondan resim satın alıp, ona resim hediye ederek ilgilenişine anlamsız bir gururla değinmektedir. "Varı nın Toulouse Lautrec'i Fikret Mual- lâ" başlıklı röportaj ise onu Batılı sanatçılara benzetme yönünden dikkati çeker.
N. Berk, Muallâ için T.Lautrec ile Pascin arası bir yerde demekte dir.
B.Rahmi ve A. Dino ise böyle benzetmelere girmiyorlar, özellikle Dino, Muallâ'nın çizgi ve renk namusunu övüyor, onun Paris'te her zaman "İstanbul'u yaşamış" olduğuna da değiniyor. F. Adil yazısında, Fikret Muallâ'nın 2.Dün ya Savaşının Paris'te yarattığı deği şikliklerden etkilenmemiş biri ola rak, savaş öncesinde etkinlikleri bilinen Modigliani, Utrillo, Pascin ve benzerlerinin ruhunu sürdürdü ğünü anlatıyor. Dr. Safder Tarım'ın son görüşmelerini anlattığı dostça, duygulu, hüzün dolu yazısı, bir sanatçı kuşağının ilişkilerini ortaya koyması yönünden çok ilginçtir. F.Muallâ'nın F.Adil'e gönderdiği ve artık ölümü beklediğini bildiren mektubuna "nakkaşinden Fikret Muallâ" diye imzasını atışı da ayrıca dikkate değer.
Pek çok kimse F.Muallâ'nın Paris'te gerçek Türk duyarlığının mensubu bir kişi olarak sanat yapmadığını yazıp söyleyebilir. Ama bizim kanımızca F.Muallâ, Chagall'ın ömür boyu rus duyarlığı
nı taşıdığı oranda, Picasso'nun ömür boyu Ispanyol kaldığı oranda, bir Türk insanı olarak uzun yıllar Fransa'da yaşamış ulusal-evrensel bir değerdir. Fransa'da gömüldüğü Reillane kasabasından sonradan, kemikleri alınıp Karacaahmet me zarlığına verilmiştir
Fikret Muallâ sabırsız, çabuk resim yapan bir sanatçı idi. Ama o ölçüde derin ve sınırsız bir düzen duygusuna sahipti. Bir çizgi ve renk meşki halindeki şaheserlerini bir çırpıda çıkarabiliyordu.
F.Muallâ'nın ruhsal ve aklî melekeleri sorunu çok kimseyi meşgul etmiş görünüyor. Söylendi ğine göre sarhoş ve alabildiğine savruk bir derbedermiş, ama her halde ruhça dürüst ve zaman zaman aklına eseni yapmasına rağmen işin özünde yaman bir akıl insanıdır. Yoksa o resimleri yapa mazdı denebilir. Buna rağmen hezeyana benzer notlarıyla bazı garip çizimleri küçük bir kitapta toplanmıştır.
F.Muallâ'nın bu hezeyan tipi notları özde derin bir humor taşımaktadır. Onun sürekli polis korkusu yüzünden Paranoid bir kişiliğinin olması, sanatı açısından bir sorun değildir. Nitekim Dr. Safder Tarım insancıl bir duyuşla onun bu yanını ciddiye almamıştı. Dr. Tarım, Muallâ'yı gerçek sanatçı kişiliğin toplumla uyuşmayan yal nızlık alanına mensuptur diye ta nımlamıştı.
Fikret Muallâ'yı çok kimse yalnız bırakmış, gelin biz öyle yapmayalım.
Paris'te uzun yıllar yaşamış ve çok duyarlı resimler yapmış olan Adnan Varınca'ya bile (Gauguin Adnan) garip bakanlar çoktur. Oysa o da bir yalnız kişidir, Paris'te çok sefalet ve acı çekmiş olmalıdır. Adnan Varınca'yı iyi tanıyan ve sağduyusu, mizahı güçlü olan karikatürist Sinan Bıçakçı, Varınca' nın parası olmadığı için yapacağı natürmort nesnesi meyvaları Paris manavlarının karşısında durup uzun uzun saatlerce seyrettiğini anlatır.
Paris'te uzun bir devre oldukça sefil ve garip günler geçiren Yüksel Arslan'ın, resme falIik> -erotik sür realist yaklaşımı, resimler içine garip yazılar sokması, figür sorunu
karşısında aşırı cüretkâr, ama her zaman düzen duygusu taşıyan eğilimleri de psikologların, özellik le ünlü Belçikalı Psikolog Jean Bobon'un dikkatini çekmiştir. Jean Bobon hasta resimlerini bir araya toplayan ve Psych'Art adını taşıyan bir serginin katalogunda Yüksel'e ayrıcalıklı bir yer vermiş, onun ünlü şair-ressam Henri Michaux'ya yaklaşan dehasını farketmiştir. Jean Bobon'un oğlu Dainel Bobon 1970 de İstanbul'da toplanan uluslararası Psikopatolojik Sanat Kongresinde, Yüksel Arslan'ın çizgi nakşı ile eski tekke kaligrafisi arasında bağ kur mayı amaçlayan bir bildiri vermiş tir.
Yüksel Arslan 1967-1978 yıllla- rında yurda dönüp bir buçuk yıl İstanbul'da geçirdiği sürede berabe rinde getirdiği resimlerini İstanbul' da Türk-Alman Kültür Derneği, Ankara'da Fransız Kültür Merke zinde sergilemiştir. Ancak Ankara Sergisi "müstehcen" diye yargılan mış ve beraatle sonuçlanan bu yargılama sonucunda resimlerin geri alınması da bir hayli sürmüştü.
Yüksel Arslan Fransa'da imzası olarak soyadını kullandı. Ama "Artslan" şeklinde. Bu da isminin doğru telâffuz edilmesini istemek ten çok, kendi adına bile Art-sanat sözcüğünü sokan bir kelime oyunu gibidir. Nitekim Arture adını verdiği bir dizi resminde de gene bir oyun vardır.
Paris ikinci Dünya Savaşı önce sindeki hareketli yaşantısını yitirmiş ve bir sanat pazarı olma şansını Amerika'ya özellikle Nevvyork ken tine kaptırmıştır.
Bu nedenle Serkis, Altan Gür- man vb.ler, gibi öncü sanatçı lar, 1965' den sonra bu yönde yenilenen sanat piyasasının taleple rine uygun işlere başlamışlardır. Amerikan kentlerindeki sergilerle bu yeni çalışmalar arasında sıkı ilintiler vardır. Resim giderek çok çeşitli malzeme imkânlarının araştı rıldığı birer obje mahiyetine dönüş müştür. Aynaların, kesme figürle rin, desenli muşambaların kullanıl dığı bu yepyeni biçim olaylarının toplumsal içeriğinde, özellikle o yıllarda Vietnam savaşına duvulan tepki vardır.
Serkis bu yaklaşımı sonraları çok daha ilginç uygulamalarla ve
işin içine ses öğesini, kimyasal değişimi zorunlu kılan malzemeleri de sokarak hayli geliştirmiştir.
Yurda dönüp İDGSA'da hocalı ğa başlayan Altan Gürman on yıl sonra, usta bir resim sanatçısı olarak eserlerinde bu düşünce ve malzeme kullanımıyla ortaklaşan heyecanlarının yoğunlaştığı bir aşamada ansızın ölüverdi. Çeşitli çağrışımlar uyaran eserleri giderek daha da önem kazanabilir. 36 yaşında idi ve genç ölen Avni Lifij, HâleAsaf, Muhittin Sebati, Haşmet Akal, Orhan Peker, Kuzgun Acar ve daha başka ressam ve heykelciler in oluşturduğuhep tazekalacakolan bir edebiyat kervanına o da katıldı.
Paris'ten yurda dönüş izni 1975' de sağlanan Avni Arbaş'ın bir sergide eserlerini oldukça büyük paraya sattığı yıl 1976 idi. Arbaş'ın İstanbul'da İstiklâl Caddesi'nin bir sokağında 1970'den önce Galeri 1 adıyla açılan galeride vasat olarak nitelediğimiz çalışmaları sergilen mişti. Bu resimler aynı galeride Türkiye özlemlerini sergileyen A. Dino, Selim Turan gibi sanatçıların da yaptığı çeşitten çabuk işlerdi. Paris kenti, devrini tamamladıktan sonra oraya giden Türk sanatçılar, İstanbul'da artık fazla ciddiye alınmıyorlardı. Paris'te yapılan işle rin nitelikçe büyük bir önem taşımadığı, 1977 sonlarında İstan bul'da Maçka Sanat Galerisi'nde İstanbul I.Sanat Bayramı içinde "Yurt dışındaki sanatçılar" sergisi açıldığı zaman daha açık bir şekilde görülebildi.
Bu sergide yer alan sanatçılardan KometiÇürkan Çoşkun), Müzehher Bilen, Utku Varlık, A.Varınca vb. 1977-78'de aynı galeride bağımsız sergiler düzenlediler. Müzehher'in Paris'e gitmeden önce sergilediği işler Poliakoffu anımsatıyordu. Ko rnet ise öğrencilik yıllarından sonra Paris'te Utku Varlıkla birlikte, yerleşip yurda dönmemekte karar kılan ressamlardan biri oldu.
Komet'de ince çizgilerle bölü nen figür kümeleri ağır basar. Utku'da ise figürlerin gevşeme, kasılma zıtlıkları ilgi uyandırır. Bu iki sanatçı önce adeta hıristiyanla- şan bir yabancılaşmaya uğramışlar dır. Ancak her ikisi de teknik ve dramatik sorunsalı resim düzeyinde çözümleme çabası yönünde gide rek hayli başarı gösterdiler. • 36
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi