• Sonuç bulunamadı

J Clin Psy: 11 (5)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "J Clin Psy: 11 (5)"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Önleme ve Tedavi Konusunda Neredeyiz?

Alp Üçok1

1Prof.Dr., Ýstanbul Üniversitesi, Ýstanbul Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Ýstanbul

GÝRÝÞ

Psikoz ve özellikle þizofreni geliþmesi açýsýndan toplum ortalamasýndan daha yüksek bir riske sahip bireyleri önceden tespit etmemize yarayacak ölçüt-lerin geliþtirilmesi konusunda 90'lý yýllarda baþlayan çabalar günümüzde artarak devam ediyor. Bugün Avustralya'dan Kanada'ya Almanya'dan Ýngiltere'-ye kadar pek çok ülkede bu alanda özelleþmiþ merkezler var. Bu yazýda söz edeceðim risk altýnda-ki gruplarý tanýmlamak için "çok yüksek riskli durumlar", "prodromal durum", "prepsikoz", "riskli ruhsal/zihinsel durum" gibi farklý terimler kul-lanýlýyor. Bu çabalarýn ortak hedefi bir yandan psikozu bir yelpaze olarak görüp yelpazenin hafif ucundaki kiþileri tanýyýp tanýmlayarak yelpazenin öbür ucunu yani þizofreniyi daha iyi anlamak. Bir diðer amaç da mümkünse hafif uçtaki kiþilerin aðýr uca doðru olasý bir yolculuðunu önlemek, gecik-tirmek ya da yavaþlatmak. Bu çaba bir anlamda psikoz için koruyucu tedavi çabasý olarak da görülebilir.

Ruhsal hastalýklardan korunma bir halk saðlýðý sorunu olarak da ele alýnabilir. Þizofreni için birin-cil koruma, yani koruyucu tedavi giriþimlerinin evrensel örneklemde, hastalýk belirtilerinin saptan-madýðý bireyleri de kapsayacak þekilde tüm topluma yönelik uygulanmasý mümkün gözük-memekte. Bunun nedenlerinden biri þizofreninin nadir görülen bir durum olmasý nedeniyle henüz semptom göstermeyen ancak risk altýndaki birey-leri saptamak için yapýlacak geniþ çaplý taramalarýn

pratik olmamasýdýr. Doðum komplikasyonlarýnýn þizofreni riskinde artýþla baðlantýlý olduðuna iliþkin bulgular vardýr (Clarke ve ark. 2006). Öte yandan þizofreni hastasý kadýnlarýn prenatal dönemde daha yetersiz bakým aldýklarý da gösterilmiþtir. Genel pratisyenleri, kadýn doðum uzmanlarýný ve þizofreni hastasý kadýnlarý doðum komplikasyonlarý ve þizofreni riski konusunda eðitmek özellikle bu tür komplikasyonlarýn daha yüksek olduðu geliþmekte olan ülkelerde etkili olabilir. Birincil koruma dene-mesi olarak bu tür bir giriþim etik vb. sorun yarat-mamakla beraber þizofreni riskini ne derece azalta-caðý konusunda bir bilgimiz yok. Seçici koruma giri-þimleri ise ruhsal hastalýk geliþtirme riski ortala-madan yüksek olan birey ya da alt gruplarý hedef almaktadýr. Þizofreninin etiyolojisi kesin olarak bilinmediði için bugün için birincil korumaya yöne-lik bir giriþim (aþý, doðum öncesinde genetik müda-hale vb) olasý görünmüyor. Genetik yüklülük bakýmýndan þizofreni geliþtirme riski altýndaki bireylerin hangilerinde ileride þizofreni geliþe-ceðine iliþkin bir ipucu da yok. Þizofreni hasta-larýnýn birinci derece akrabahasta-larýnýn %80'inden fazlasýnda þizofreni öyküsü bulunmadýðýndan bu tür bir yaklaþýmýn duyarlýlýðý da düþük olacaktýr.

Þizofreni için ikincil koruma: kime, nasýl?

Þizofreni geliþme riski altýnda olduðu düþünülen hastalarýn tedavisi ikincil koruma yaklaþýmý baðlamýnda ele alýnabilir (Lee ve ark. 2005). Þizofreniyle ilgili ikincil koruma hastalýðýn

(2)

prodro-mal döneminde yapýlacak giriþimlerle bu bireylerde daha aðýr düzeyde hastalýk geliþmesinin önlenme-sidir. Prodromal dönemin belirtilerine ait bilgiler yapýlandýrýlmýþ görüþmelerle de olsa çoðunlukla geçmiþe dönük olarak bilgi toplanmasýyla edinilmektedir. Bu yöntemin zayýf yaný prodromal belirtilerin hatýrlanmasýnýn ne ölçüde saðlýklý olduðunun bilinmemesidir. Ancak 90'lardan bu yana prodromal belirtilerin ileriye yönelik izleme çalýþmalarýyla saptanmasýna yönelik giriþimler baþladý. Öncülüðünü Avustralya'dan McGorry ve grubunun yaptýðý bu yaklaþým bugün birçok ülkede benimsenmiþ durumda. Melbourne grubunun yak-laþýmý ilk aþamada "psikoz" geliþtirmek için yüksek risk altýndaki bireyleri önceden saptamayý hedefli-yordu (Philips ve ark. 2002). Aþaðýdaki üç farklý ölçütten birini karþýlayanlar yüksek risk grubunda kabul edilmektedir: a) Zayýf psikotik belirtilerin varlýðý: Burada referans düþünceleri, garip inanýþlar ya da büyüsel düþünce, paranoid düþünceler, hafif algý bozukluklarý, garip düþünceler, konuþmalar ya da görünüm veya þizotipal kiþilik bozukluðunun varlýðý söz konusudur. Belirti normalden açýk bir þekilde sapmýþ olmalý ve Kýsa Psikiyatrik Deðerlendirme Ölçeði'nde (KPDÖ; 1-7 arasý puan-lamada) halusinasyon için 2-3, alýþýlmadýk düþünce içeriði maddesi için 3-4, þüphecilik için 3-4 puan almalýdýr. Belirti sýklýðýnýn haftada en az bir kaç kere olmasý beklenir. b) Tekrarlayýcý kýsa süreli psikotik belirtilerin varlýðý: Burada psikotik belirti þiddeti yüksek olmakla beraber belirtinin bir haf-tadan kýsa süre içinde kendiliðinden kaybolmasý koþulu aranýr. KPDÖ'de halusinasyon için 4 ve üzeri, alýþýlmadýk düþünce içeriði ve þüphecilik maddelerinde 5 ve üzerinde puan almasý beklenir. c) Genetik yüklülük ve iþlevsellikte gerileme: Bu grupta zayýf veya güçlü psikotik belirtiler bulun-maksýzýn son dönemde en az bir aydýr iþlevsellikte (Ýþlevselliðin genel deðerlendirilmesi ölçeði skorun-da) en az %30 düþme olmasý söz konusudur. Ek olarak kiþide þizotipal kiþilik bozukluðu ya da birin-ci derece akrabalarýnda herhangi bir psikotik bozukluk bulunmasý ölçütü aranýr.

Þizofreninin prodromal döneminde müdahaleyi destekleyen bulgular

Prodromal dönemde giriþimi savunan görüþleri destekleyen baþlýca üç kanýt grubu vardýr. Ýlk olarak

þizofrenide kroniklikle birlikte arttýðý gösterilen nörobiyolojik bozukluklarýn þizofreninin ilk episo-dunda da var olduðu gösterilmiþtir (Silverstein ve ark. 2006). Buradan hareketle þizofreniyi önlemek mümkün olmasa bile erken müdahalenin bu bozuk-luklarýn ilerlemesini durdurmak olasý görünmekte-dir. Ýkincisi, þizofrenide tedavisiz psikotik dönemin kýsaltýlmasýnýn hastalýðýn gidiþine ve yaþam kalite-sine olumlu katkýlarý olduðu görülmektedir. Bir diðer kanýt prodromal dönemdeki giriþimlerin ken-disinden gelmektedir. Bu kiþilerin bir bölümüyle saha (okul vb) taramalarýnda karþýlaþýlsa da, diðer-leri yakýnmalarýna çare bulunmasý için baþvurduk-larý psikiyatri kliniklerinde görülmektedir. Bu kiþi-lerin sorun ve sýkýntýlarýnýn zaman zaman tedavi altýndaki ilk episod þizofreni hastalarýndan daha fazla olduðu da bildirilmiþtir. Yukarýda yer verilen içleme ölçütlerine göre psikoz için risk grubunda olduðu kabul edilen kiþilerin bir yýl içinde psikoza geçiþ gösterenlerin oraný %40 civarýnda bulunmuþ-tur. (Ancak "psikoza geçiþin" her zaman þizofreni ölçütlerini karþýlar hale gelmek olmadýðýný hatýrla-makta fayda var; (b) ölçütünü karþýladýklarý için risk grubunda kabul edilenlerin "o sýrada zaten psikotik" olduklarý yönünde itirazlar da var). Þizofreni için ikincil koruma arayýþlarý bu yüksek oranlarýn görülmesiyle hýz kazanmakla birlikte koruyucu giriþimin türü ve yöntemi konusundaki tartýþmalar halen devam etmekte. Bu konuda ilk akla gelen atipik antipsikotiklerin psikoza dönüþümü önlemede etkili olacaðýdýr. Ýlk önemli çalýþmada Avustralya grubu düþük doz risperidona (ortalama 1.3 mg/gün) ek olarak kognitif terapi ve destekleyici yaklaþýmýn etkisini sadece destekleyici yaklaþým alan grupla karþýlaþtýrdýðýnda 6 ay içinde psikoza dönüþme oraný ilk grupta %9.7 ikinci grup-ta %35.7 olarak bulunmuþtur (McGorry ve ark. 2002). Ýlk grupta hangi tedavi biçimin daha etkili olduðu bilinmemekle beraber ilaç uyumunun belir-leyici olduðu görülüyor. Ýkinci bir çalýþmada çift kör araþtýrma deseniyle olanzapinin plaseboya karþý koruyucu etkinliði test edilmiþtir (McGlashan ve ark. 2006). Bir yýlýn sonunda olanzapinin plaseboya göre %50 oranýnda koruyucu etkisinin olduðu görülmekle beraber aradaki fark anlamlý düzeyde deðildir. Farkýn anlamlýlýk düzeyine ulaþmamasýn-da örneklemin küçüklüðünün de etkisi olabilir. Avustralya grubu kognitif yönelimli psikoterapinin 9 sonuç parametresi üzerine etkisinin standart

(3)

destekleyici tedaviden farklý olmadýðýný bildirmiþtir. Buna karþý Manchester grubu 6 ay süreli kognitif tedavinin gerek tedavi süresince gerekse izleyen 12 aylýk dönemde psikoza dönüþme oranýný düþürdüðünü göstermiþtir (Morrison ve ark. 2004). Bu çalýþmanýn 3 yýllýk izleme sonuçlarý da kognitif terapi grubunda izleme döneminde daha az antipsikotik reçete edilme gereksinimi olduðunu, ayrýca baþlangýçtaki kognitif kapasite analize katýlýrsa psikoza ilerleme oranýnýn da düþük olduðunu göstermektedir (Morrison ve ark. 2007).

Þizofreninin prodromal döneminde müdahalenin sakýncalarý

Erken müdahale yaklaþýmlarýnýn birçok riskli yaný da bulunmaktadýr (Haroun ve ark. 2006). Öncelik-le kiþinin erken müdahaÖncelik-le programýna dahil edilmesi onu "psikiyatrik vaka" grubuna sokacaktýr. Bunun getireceði damgalanma, anksiyete ve depresyon önemli bir sorundur. Bazý merkezler bu tür giriþimleri hastanelerin dýþýnda oluþturduklarý ünitelerde yürüterek sýklýkla genç yaþtaki bu kiþi-lerin psikiyatri kliniðine devam ediyor olmanýn sýkýntýsýndan kurtarmayý amaçlamaktadýr. Yukarý-da Yukarý-da söz edildiði gibi, yakýnmalarý nedeniyle doðrudan psikiyatri kliniðine baþvuran bir kiþinin zaten bunu göze aldýðý düþünülebilir. Öte yandan erken müdahale yapýlmadýðý zaman yüksek bir olasýlýkla psikozun daha net biçimlerine dönüþüm olduðunda ister istemez kiþi daha aðýr bir damgalanmayla yüz yüze gelecektir.

Bir baþka konu prodromal dönemde olduðu kabul edilen birçok kiþide hiçbir zaman þizofreni geliþmediðinin bilinmesidir. Risk grubuna dahil olanlarýn bir yýlda %40 kadarýnýn psikoza dönüþe-ceði kabul edilirse, bu ayný zamanda hiçbir þey yapýlmasa da bu grubun %60'ýnda daha olumsuz bir geliþme olmayacaðý anlamýna gelir. Yalancý negatif diyebileceðimiz bu kiþiler ilaçla tedaviye kalkýþýlýrsa istenmeyen etkilerin yaný sýra gereksiz yere damgalanma riskiyle karþý karþýya kalacaktýr. Gençlerde geçici ve sýnýrlý psikotik belirti sýklýðýnýn yüksek olduðunu bildiren saha çalýþmalarý erken müdahalenin daha seçici bir biçimde yapýlmasý gerektiðine iþaret etmektedir.

Erken müdahalenin gerekli olduðunu düþünenlerin bir bölümü dahi günümüzde kullanýlan içleme ölçütlerinin bu kadar tartýþmalý bir alanda

kullanýl-mak için yetersiz olduðunu ileri sürmektedir. Ýdeal olarak, yöntem duyarlý (potansiyel vakalarýn çoðunu içermeli) ve özgül (diðer hastalýklardan çok þizofreni geliþtirecek vakalarý içermeli) olmalýdýr. Bugüne kadar prodromal araþtýrmalar demografik deðiþkenler, semptomlar ve aile öyküsüne dayanan mevcut modeli kullanarak karýþýk sonuçlar üretti-ler. Prodromal ölçütler için bazý çalýþmalarda görece yüksek duyarlýlýk ve özgüllük oranlarý bildirilmesi, mükemmel olmasa da, gelecekteki vakalarý yakalama yeteneðine sahip olduðumuzu gösteriyor. Öte yandan bu ölçeklerin akla ilk gelen eksikliði yalancý negatif vakalarý yakalamadaki yetersizlikleridir. CAARMS, SIPS gibi yapý-landýrýlmýþ görüþme çizelgesi ve ölçekleri aðýrlýklý olarak pozitif belirtileri taramaktadýr. Tarama sýrasýnda negatif belirtileri olan bir kiþi sýrf o sýrada pozitif belirti göstermediðinden "aðdan kaçabilir". Etkili ve uygun erken müdahele yönteminin ne olduðu da ciddi bir tartýþma konusudur. Daha önce örneklerine yer verdiðimiz antipsikotik ve kognitif davranýþçý tedavi yöntemleri bir anlamda þizofreni tedavisinin modifiye biçimi olarak görülebilir. Bunlardan baþka önleme yöntemi olabilir mi? Örneðin depresyon hastalarýnda hastalýðýn tekrar-lamasýný önlemede etkili olan, duygularýn kontrol edilmesine yönelik stratejilerin psikoz riski altýnda-ki altýnda-kiþilerde de koruyucu olduðu bildirilmiþtir. Antipsikotiklerle önleyici giriþimde bulunmanýn damgalamaya katkýsýnýn yaný sýra genç bireylerin istenmeyen ekstrapiramidal etkilere daha duyarlý olduðu, kilo artýþýnýn daha kolay görüldüðü de bilinmekte. Bir diðer tartýþma konusu antipsikotik ilaçlarýn ergen yaþ döneminde, henüz matürasyonu devam eden beyin üzerine henüz bilmediðimiz olumsuz etkilerinin bulunabileceði noktasýndan çýkmakta. Bütün bunlarýn ötesinde, antipsikotikle yapýlacak korumanýn baþarýlý olduðu kabul edilse bile ne kadar süreceði kesin olarak bilinmemekte-dir. Psikoza dönüþme tehlikesi ne zaman geçecek-tir? Bu konuda henüz bir görüþ birliði oluþ-mamýþtýr.

Son olarak, erken müdahale giriþimlerinin ne kadar yaygýnlaþabileceði konusu tartýþýlabilir. Bu konuda en sistemli çalýþan Melbourne'daki merkez bile Avustralya ruh saðlýðý sistemi içinde istisna oluþtur-maktadýr. Bütün þizofreni hastalarýnýn yaklaþýk üçte birinin tedavi sisteminden yaralandýklarý

(4)

bilin-mekte. Þizofreni hastalarý hastalýðýn oluþturduðu yetiyitiminin yaný sýra damgalanma, dýþlanma gibi sorunlarla karþý karþýya. Þizofreni hastalarýna veri-len ruh saðlýðý hizmetinin çok yetersiz olduðu bilinirken sýnýrlý kaynaklarýn ne kadarýnýn bu alana ayrýlabileceði halk saðlýðý açýsýndan tartýþýlmak-tadýr.

Erken psikozda depresyon ve intihar

Þizofreni hastalarýnýn bir bölümünün henüz hekime baþvurmadan ya da taný almadan önce inti-harla kaybedildiði bilinmekte. Dolayýsýyla gerek depresyonun varlýðý gerekse intihar riski erken psikoz hastalarý için de önemle ele alýnmasý gereken bir konudur. Depresyonun hem psikozun bir bileþeni hem de umutsuzlukla bir aradaysa inti-harýn öncülü olduðu biliniyor. Kullanýlan tanýma ve deðerlendirme yöntemine göre deðiþmekle beraber ilk psikoz episodunda depresyon sýklýðý %22-75 arasýnda bildirilmiþtir. Depresyon ya psikozun temel bir bileþeni olabilir, ya da ilaç yan etkisi veya psikotik yaþantýlara tepki olarak geliþebilir. Ýlk durumda psikotik yaþantýlarýn gerilemesine eþlik ederek depresyon da gerileyecektir. Ancak psikotik yaþantýlara tepki olarak geliþmiþse depresyonun tedavi görüþmelerinde özellikle ele alýnmasý gerekir. Öte yandan tekuçlu depresyonun tedavisinde biliþsel tedavilerin etkinliði kabul edilmekle beraber depresyonu olan psikozlu hasta-larda bu tür bir yaklaþýmýn etkinliði yeterince araþtýrýlmamýþtýr. Psikozun erken dönemlerinde depresyonun, psikozun kiþinin hayatýnda yol açtýðý deðiþiklilere tepki olarak ortaya çýktýðý düþünül-müþtür (Jackson ve Ýkbal 2000). Bu kiþiler yaþam-larýnda ciddi bir deðiþim yaþarken bir yandan da yabancýlaþma ve benlik saygýsýnda gerileme hisset-mektedir. Bu durumda depresyon kiþinin kontrol edemediði yaþantýlara (psikoza) psikolojik bir yanýt olarak ortaya çýkmaktadýr. Bazý araþtýrmacýlar ise depresyonu duruma (psikoza) bir iþaret olarak görmektedir. Kiþinin negatif belirtileri ne kadar fazlaysa yeni durumla baþa çýkma çabalarýnda o kadar yetersiz kalacaðý da ileri sürülmüþtür. Þizofreni hastalarýnda intiharýn en sýk olduðu dönem hastalýðýn ilk birkaç yýlýný kapsar. Ýntihar, ruh saðlýðý alanýndaki en ciddi sorunlardan biri olmanýn ötesinde, psikoz belirtilerini ilk kez yaþayan kiþileri özellikle etkilemektedir. Daha genç

ve erkek olmak ek risk etkenleridir. Bunlara eþlik eden diðer risk etkenleri daha yüksek entellektüel düzeye sahip olmak ve hiç evlenmemiþ olmaktýr. Ancak bu etkenlerin intiharý önceden tahmin etme konusundaki yararý çok sýnýrlýdýr. Örneðin genel olarak önceki intihar giriþimlerinin intihar riskini arttýrdýðý kabul edilse de þizofreni hastalarý için bu iki grup arasýnda bir baðýntý bulunmamýþtýr. Ýlk psikoz episodu sonrasýnda intiharýn öncülü olarak üç etkenden söz edilmiþtir. Bunlar depresyon, ümitsizlik ve intihar düþüncelerinin varlýðýdýr (Power ve ark. 2003). Erken psikoz hastalarýnda kitabýn ilk episod þizofreniyle ilgili bölümünde söz edilen yaklaþým çerçevesinde uygulanan biliþsel davranýþçý tedavinin intihar riskini azalttýðý bildiril-mektedir. Örneðin Avustralya'daki merkezde psikoz için risk grubunda olduðu kabul edilenler arasýnda intihar düþüncesi olanlara yönelik kont-rollü bir çalýþmanýn sonuçlarý bunu desteklemekte-dir. Araþtýrmacýlar intihar riskini azaltmaya yönelik biliþsel tedavinin özellikle umutsuzluk ve intihar düþünceleri üzerine etkili olarak intihar riskini azalttýðýný bildirmiþtir.

Risk grubundaki hastalarda biyolojik araþtýr-malarýn bulgularý

Þizofreni için prodromal dönemde ya da risk grubunda bulunan hastalarda yapýlan biyolojik yönelimli araþtýrmalarýn baþlýca iki amacý olduðu söylenebilir. Yanýt aranan sorularda biri bu grupta-ki hastalarýn özelliklerinin saðlýklý kontrol grubun-dan veya ilk episod þizofreni hastalarýndakinden farklý olup olmadýðýdýr. Özetle risk grubundaki hastalarda saptanan özelliklerin saðlýklý gruba göre daha bozuk ancak ilk episod þizofreni hastalarýn-dakinden daha hafif olduðu söylenebilir. Ýkinci amaç risk grubundaki hastalar içinde psikoza dönüþme olasýlýðý daha yüksek olanlarý önceden saptamayý kolaylaþtýracak bir biyolojik özelliðin araþtýrýlmasýdýr. Araþtýrýlan (birbirinden çok farklý) birçok parametrenin haberci deðerinin olduðunun bildirilmesi de kafa karýþtýrýcý olmaktadýr. Psikoz için risk grubundaki hastalarda ilk deðer-lendirmede hipofiz hacminin artmýþ bulunduðu kiþilerde psikoza dönüþme riskinin daha fazla olduðu bildirilmiþtir (Garner ve ark. 2005). Bu bulgu psikozun ortaya çýkýþýndan önce HPA ekse-ninde bir aktivite artýþý olduðu þeklinde yorumlan-mýþtýr. Yakýn tarihli bir araþtýrmada psikoz için risk

(5)

grubundaki hastalarda hipokampus ve amigdala hacminde bir deðiþiklik bulunmazken ilk episod þizofreni hastalarýnda sol hipokampus hacminin küçüldüðü bildirilmiþtir (Velakulis ve ark. 2006). Ayný çalýþmada þizofreniform bozukluðu olan hastalarda da hacim deðiþikliði bildirilmemiþtir. Bu sonuçlar medial temporal yapýlardaki deðiþikliðin psikozun baþlamasýndan sonra baþladýðý izlenimini vermektedir. Benzer þekilde, görsel uyaranlarýn algýlanmasýndaki bozukluk sadece ve hafif düzeyde ailesel yüklülüðü olan ve iþlevselliðinde gerileme olan risk alt-grubunda saptanmýþtýr. Bu bulgu da psikozun baþlangýcýnda dikkat öncesi süreçlerin bozulmadýðý, bu bozukluðun kronikleþmeyle ortaya çýktýðý görüþünü desteklemektedir. Buna karþýn saðlýklý kontrol grubuyla karþýlaþtýrmalý bir çalýþma-da gerek ince motor becerilerde gerekse sürekli dikkat ve çalýþma belleðinde risk grubundaki kiþi-lerde daha düþük performans saptanmýþtýr (Gschwandtner ve ark. 2005). Bir çalýþmada da risk grubundaki hastalarýn sürekli dikkat iþlevinin saðlýklý kontrollerden daha bozuk ancak ilk episod psikoz grubundakilere benzer düzeyde olduðu bildirilmiþtir. Risk grubundaki hastalardan son-radan psikoz geliþenlerle geliþmeyenler arasýnda sürekli dikkat iþlevi bakýmýndan fark saptan-mamýþtýr (Francey ve ark. 2006). Bizim yaptýðýmýz bir çalýþmada (Aydýn ve ark. 2008) ilk episod þizofreni hastalarý ve psikoz için risk altýndaki kiþi-lerde MRS yöntemiyle corpus callosumdaki NAA düzeylerini inceledik. Her iki grupta kendi yaþlarýn-daki kontrollerden daha düþük NAA düzeyine sahipti. Ayrýca ilk episod þizofreni hastalarýn NAA düzeyinin risk grubundakilerden daha düþük olduðunu bulduk. Bu bulgular þizofrenide görülen deðiþikliklerin prodromal dönemde baþladýðýna iþaret etmektedir. Yukarýda söz ettiðimiz sorulara yönelik olarak elektrofizyolojik, genetik, görün-tüleme gibi farklý alanlarda çalýþmalar giderek artýyor. Baþta söz edilen iki hedefin yaný sýra, bu alandaki araþtýrmalarýn þizofreninin biyolojik nedenleri hakkýndaki birikime de katkýsý olduðu açýktýr.

Prodromal hastaya yaklaþým ve öneriler

Bu konuda uzmanlaþmýþ bir hekim/psikolog tarafýndan yapýlan, ayýrýcý tanýyý da içeren bütün-lüklü tanýsal deðerlendirme ilk adýmý

oluþturmak-tadýr. Mevcut semptomlar anksiyete, afektif veya madde kullanýmý bozukluðu belirtisi olarak gözüke-bilir. Diðer metabolik, endokrin ve nörobiyolojik nedenler dýþlanmalýdýr. Mevcut semptomlarý ve süregiden madde kullaným riskini gözeten psikoeðitim hastaya ve aileye yönelik olarak uygu-lanmalýdýr. Ailenin ve hastanýn potansiyel riskler ve semptomlar hakkýnda eðitilmesi, güven tazeleyen ve damgalamaya izin vermeyecek bir biçimde yapýl-malýdýr. Madde kullanýmý klinik görünümü bulandýrabilir ve hassas bir kiþiyi psikoza itecek ikinci darbeyi saðlayabilir. Semptomlarýn ve stresörlerin sürekli deðerlendirilmesini içeren destekleyici yaklaþýmlar semptomlarýn yoðun-luðunu azaltmaya yardým edebilir. Krize müdahale, gerilimi azaltma, aile, arkadaþlar, okul/iþ problem-lerine yönelik sürekli desteði içeren psikososyal tedavi yararlý olmaktadýr. Olanak varsa özel semp-tomlar için kognitif davranýþçý terapiyi devreye sok-mak uygun olur. Farsok-makolojik müdahale mevcut semptomlara yönelik olmalýdýr. Ýlaç eklemeyi düþünürken ayýrýcý tanýyý aklýndan çýkarmamak gerekiyor. Duygudurum ve anksiyete bozukluðu ön plandaysa, antipsikotik ajan kullanýmýndan önce duygudurum düzenleyicileri (lityum, valproat), antidepresanlar, kýsa dönemli benzodiazepin kul-lanýmý düþünülmelidir. Bu müdahale yeterli olmazsa kötüleþen subsendromal psikotik semp-tomlarý hedefleyen kýsa bir antipsikotik denemesi yapmak düþünülmelidir. Uzun dönemli anti-psikotik kullanýmý, DSM-IV'e göre anti-psikotik bozuk-luk tanýsýný karþýlayanlar için saklanmalýdýr. Erken psikoza müdahele konusunda yanýt arayan bir soru da ilaç (özellikle antipsikotik) tedavisinin ne kadar sürdürüleceðidir. Antipsikotik korumasý psikoza dönüþüm konusunda "baþarýlý" olduysa tedavi kesildiðinde bu koruyucu etki ortadan kalkacak mýdýr? Ya da kiþinin bir þizofreni hastasý kadar uzun süre antipsikotik kullanmasý mý söz konusu olacaktýr? Bu ve benzeri sorularýn yanýtlarý gele-cekteki araþtýrmalarýn da katkýsýyla netleþecek gibi görünüyor.

Yazýþma adresi: Dr. Alp Üçok, Ýstanbul Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Ýstanbul, [email protected]

(6)

KAYNAKLAR Aydin K, Ucok A, Guler J (2008) Altered metabolic integrity of

corpus callosum among individuals at ultra high risk of schizo-phrenia and first-episode patients. Biol Psychiatry, 64:750-757. Clarke MC, Harley M, Cannon M (2006) The role of obstetric events in schizophrenia. Schizophr Bull, 32: 3-8.

Francey SM, Jackson HJ, Phillips LJ ve ark. (2005) Sustained attention in young people at high risk of psychosis does not pre-dict transition to psychosis. Schizophr Res, 79: 127-136. Gschwandtner U, Pfluger M, Aston J ve ark. (2006) Fine motor function and neuropsychological deficits in individuals at risk for schizophrenia. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci, 256:201-206.

Haroun N, Dunn L, Haroun A ve ark. (2006) Risk and protec-tion in prodromal schizophrenia: ethical implicaprotec-tions for clinical practice and future research. Schizophr Bull, 32:166-178. Jackson C, Ikbal Z (2000) Psychological adjustment to early psy-chosis. IN: Early intervention in psychosis M Birchwod, D Fowler, C Jackson (Ed), Wiley, s.64-100.

Lee C, McGlashan T, Woods S (2005) Prevention of schzophre-nia. CNS Drugs, 19:193-206.

McGlashan TH, Zipursky RB, Perkins D ve ark. (2006) Randomized, double-blind trial of olanzapine versus placebo in patients prodromally symptomatic for psychosis. Am J Psychiatry, 163:790-799.

McGorry PD, Yung AR, Phillips LJ ve ark. (2002) Randomized controlled trial of interventions designed to reduce the risk of progression to first-episode psychosis in a clinical sample with subthreshold symptoms. Arch Gen Psychiatry, 59:921-928.

Morrison AP, French P, Walford L ve ark. (2004) Cognitive ther-apy for the prevention of psychosis in people at ultra-high risk: randomised controlled trial. Br J Psychiatry, 185:291-297. Morrison AP, French P, Parker S ve ark. (2007) Three-year fol-low-up of a randomized controlled trial of cognitive therapy for the prevention of psychosis in people at ultrahigh risk. Schizophr Bull, 33:682-687.

Phillips LJ, Leicester SB, O'Dwyer LE ve ark. (2002) The PACE Clinic: identification and management of young people at "ultra" high risk of psychosis. J Psychiatr Pract, 8:255-269.

Power PJ, Bell RJ, Mills R (2003) Suicide prevention in first episode psychosis: the development of a randomised controlled trial of cognitive therapy for acutely suicidal patients with early psychosis. Aust N Z J Psychiatry, 37:414-420.

Silverstein S, Uhlhaas PJ, Essex B ve ark. (2006) Perceptual organization in first episode schizophrenia and ultra-high-risk states. Schizophr Res, 21; [Epub ahead of print].

Garner B, Pariante CM, Wood SJ ve ark. (2005) Pituitary vol-ume predicts future transition to psychosis in individuals at ultra-high risk of developing psychosis. Biol Psychiatry, 58: 417-423.

Velakoulis D, Wood SJ, Wong MT ve ark. (2006) Hippocampal and amygdala volumes according to psychosis stage and diagno-sis: a magnetic resonance imaging study of chronic schizophre-nia, first-episode psychosis, and ultra-high-risk individuals. Arch Gen Psychiatry, 63:139-149.

Referanslar

Benzer Belgeler

Eldem Türkiye’deki sosyo-ekonom ik durumun çok hızlı bir'şekilde değişmesi dolayısıyle kısa sürede kaybolmakta olan bir Türk kültür mimarının hiç olmazsa

Louisiana Üniversitesi (Lafayette) fizikçilerinden John Matese ve Dani- el Whitmire, İtalya’nın Padua kentin- de düzenlenen Gezegen Bilimleri Yıllık Toplantısında

Uzay istasyonunun bilimsel açıdan çok önemli gelişmelere yol açacağını savunan bilim adamlarının yanı sıra, orada yürütülecek bilimsel çalışmalar- dan az

Bu nok­ tayı nazar mucibince sırf millî hudutlari çindeki şahısları tas­ vir ve vakaları hikâye eden şair ve edipler millî olurlar?. Mevzularını ve

Ancak şimdi yıldızın ışığındaki bu dalgalanmayı, ancak bir ikili yıldız sisteminin ve bu sistemde bulunan bir üçüncü cismin, Jüpi- ter’in üç kat büyüklüğünde ve

Heyecana kapılmak, her san’at- kâr için ölüm, hiç olmazsa hitap et­ tiği kimseler hâkim olmak arzusun­ dan feragat demektir. San’atkar hisli olmağa,

teknolojisi bölümü başkanı olan Ken Ford, "bu, insanlı uzay araştırmaları için büyük potansiyel taşıyan, heyecan verici bir proje" diyor.. Tasarımcıları,

Onu, izahım yaptığımız İlmî anlamıyla veya yine bu anlama bağh kaba tecellileriyle de ahr ve bir nevi söğm eye benzer hakaret edasından ayırt ederek kullamrsak