CUMHURİYET DÖNEMİNDE DENİZ HARP OKULU'NUN TARİHSEL GELİŞİMİ

149  Download (0)

Tam metin

(1)

CUMHURİYET DÖNEMİNDE DENİZ HARP OKULU’NUN TARİHSEL GELİŞİMİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan Cemil YÜCER

Tez Danışmanı Prof. Dr. Tayyip DUMAN

(2)

JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI

EĞİTİM BİLLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Cemil YÜCER’e ait “Cumhuriyet Döneminde Deniz Harp Okulu’nun Tarihsel Gelişimi” başlıklı tezi …./…./2007 tarihinde jürimiz tarafından Eğitimin Sosyal ve Tarihi Temelleri Bilim Dalında Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza

Üye (Tez Danışmanı): ……….. ……….

Üye:……….. ……….

Üye:……….. ……….

Üye:……….. ……….

(3)

ÖNSÖZ

Tarih boyunca, denizler yeryüzünde yalnız nicelik değil, insanlığa ve toplumlara etkileri, ulusal güçlere katkıları yönünden de büyük değer taşımışlardır. Birçok farklı zenginliklerinden faydalandığımız denizler, diplerinin derinliklerinden yüzeylerine ve üstlerindeki gökyüzüne kadar, tarihin en büyük mücadele ortamını oluşturmuş ve oluşturmaya devam etmektedir.

Deniz, kendisinden yararlanmasını bilen uluslara, sağladığı sonsuz nimet ve çıkarlarla refah ve zenginlik sunmuştur. Bu anlamda üç tarafı denizlerle çevrili bir yarım ada üzerinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlere ilgisiz kalması düşünülemez. Türk denizciliğin en önemli ayaklarından birini oluşturan, ülkenin deniz alaka ve menfaatlerinin savunucusu, Deniz Kuvvetlerine subay yetiştiren Deniz Harp Okulu, aynı zamanda Türk denizciliğinin gelişmesinin kıvılcımı olmuştur.

Deniz Harp Okulu, askeri bir yüksek öğretim kurumudur. Ülkenin gerekli vasıflara sahip subay ihtiyacının karşılanması, değişen teknoloji, yaşanılan gelişmeler, iç ve dış tehditlere karşı koyabilme ihtiyacı, Deniz Harp Okulu’nun bünyesi ve öğrenimi bu yeni koşullara uygun olarak yenilemeyi zorunlu kılmıştır. Bu nedenle okulun tarihi gelişimi içerisinde pek çok değişiklik yapılmış ve bu değişiklikler okulun eğitim ve öğretim hayatına yansımıştır.

Bu araştırmayla, Deniz Harp Okulu’nun açılmasını zorunlu kılan koşullar ve okulun kuruluşundan 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen süreç gözden geçirilmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından günümüze kadar geçen sürede okulun yaşadığı değişiklikler, idari yapısı, öğretim kadrosu, öğrenci seçimi, eğitim ve öğretim sistemi anlatılmıştır. 2006-2007 eğitim ve öğretim yılı ayrıca incelenmiş ve Deniz Harp Okulu’nun “Deniz Subayı” yetiştirmedeki yeri ve önemi ortaya konmaya çalışılmıştır.

Araştırmanın planlanmasından sonuçlandırılmasına kadar, her aşamada görüş ve yardımlarından dolayı tez danışmanım, Prof.Dr. Tayyip DUMAN’a, fikirlerini esirgemeyerek çalışmama yön vermemi sağlayan Nihal YÜCER’e teşekkürlerimi sunarım.

(4)

ÖZET

CUMHURİYET DÖNEMİNDE DENİZ HARP OKULU’NUN TARİHSEL GELİŞİMİ

Yücer, Cemil

Yüksek Lisans, Eğitimin Sosyal ve Tarihi Temelleri Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof.Dr. Tayyip DUMAN

Kasım-2007

Araştırmada Türk Ordusuna deniz subayı yetiştiren Deniz Harp Okulu’nun tarihçesi anlatılmış, eğitim ve öğretim programlarındaki değişiklikler göz önünde bulundurularak; idari yapı ve yönetim, eğitim ve öğretim, öğretim elemanları ve öğrenci seçimine değinilmiştir. Ayrıca 2006–2007 eğitim ve öğretim yılı ana başlığı altında; eğitim ve öğretiminin amacı, öğrenci kaynakları, akademik yönetim, eğitim ve öğretim programları, yabancı dil öğretiminde izlene yöntem, eğitim yardımcıları olarak laboratuarların neler olduğu, okutulan mühendislik dalları, yaz dönemi faaliyetleri, sınav ve değerlendirme yöntemleri, öğretim elemanlarının nitelikleri, beden eğitimi ve spor faaliyetlerinden bahsedilmiştir. Son olarak Deniz Harp Okulu’nun deniz subayı eğitimindeki yeri ve önemi anlatılmıştır.

Araştırmanın çalışma konusunu Deniz Harp Okulu oluşturmaktadır. Araştırma belge incelemesine dayalı bir araştırmadır. Bu nedenle bilgiler, tarama yöntemi ile sağlanarak elde edilmiştir.

Araştırmanın sonucunda Türk denizciliğinin gelişmesinin ne kadar önemli olduğu ve bunun içinde Deniz Harp Okulunun oynadığı rol ve önemi vurgulanmıştır. Deniz Harp Okulu’nda verilen eğitimin tarihsel temellere dayanarak çağın gerekleri ve mesleki ihtiyaçları kapsayacak şekilde günceliğinin korunması, akademik programın yenileştirmek ve geliştirmek için diğer yüksek öğretim kurumları ile ortak çalışmalar yapılması gibi çözüm önerileri getirilmiştir.

(5)

Yücer, Cemil

Social and Historical Foundations of Education

Cunsultant Assistant : Prof.Dr.Tayyip DUMAN

November - 2007

In the following reseach, The Turkish Naval Academy, which is almost the only source providing members to the regular officers corps of the Turkish Navy, has been explained in terms of changes in academic program trough the years. Additionaly, manegment of the academy, educational system, trainees and the methods of selection of students have been explained.

Aims of The Turkish Naval Academy, sources of student, manegment of academy, programs of training, training of foreing language, academic staffs, the laboratories, engineering branches, fields of education and training, sea training, sports activities have also been explained.

The data collected during the research have been evaluated by the historical method and literature study have been made for this purpose.

At the end of the research, the effects on the improvements of the Turkish navigation, roles that The Turkish Naval Academy plays on this reason and importance of the Turkish Naval Academy on training of naval officers has been emphasized.

The Turkish Naval Academy have to renew its educational system and academic programs in terms of the current innovations in the world and make cooperation with other universities about the academic studies.

(6)

İÇİNDEKİLER

JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI i

ÖNSÖZ ii

ÖZET iii

ABSTRACT v

İÇİNDEKİLER vi

TABLOLAR LİSTESİ VE ŞEKİLER LİSTESİ x

1. BÖLÜM GİRİŞ 1 1.1. PROBLEM 1 1.2.ARAŞTIRMANIN AMACI 4 1.3.ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ 4 1.4. SAYITLILAR 5 1.5. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI 5 1.6. TANIMLAR VE KISALTMALAR 5 1.7. İLGİLİ ARAŞTIRMALAR 8 2. BÖLÜM YÖNTEM 10 2.1. ARAŞTIRMA YÖNTEMİ 10 2.2. EVREN VE ÖRNEKLEM 10

(7)

3. BÖLÜM

BULGULAR VE YORUM 11

3.1. TÜRK DENİZCİLİĞİNİN BAŞLANGICI VE TÜRK DENİZ 11 KUVVETLERİNDE OKULLAŞMA

3.2. CUMHURİYET DÖNEMİNDE DENİZ HARP OKULU’NUN GELİŞİMİ 24 3.3. DENİZ HARP OKULU’NDA EĞİTİM VE ÖĞRETİMİNİN AMACI 38 3.4. CUMHURİYET’İN İLANINDAN 2006 YILINA KADAR 39 GEÇEN SÜREÇTE EĞİTİM VE ÖĞRETİM SİSTEMİNDE MEYD

ANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

3.4.1. 1923-1952 Yılları 39

3.4.2. 1953-1973 Yılları 44

3.4.3. 1974-1983 Yılları 47

3.4.4. 1984-1991 Yılları 51

3.4.5. 1991-2006 Yılları 57

3.5. 2006-2007 YILINDA DENİZ HARP OKULU 62 3.5.1. Deniz Harp Okulunun İdari yapısı ve yönetimi 62 3.5.2. Deniz Harp Okulunun Eğitim Programı ve Süresi 63 3.5.3. Sınav ve değerlendirme yöntemi 65

3.5.4. Yabancı Dil Öğretimi 66

3.5.5. Mühendislik dalları 66

3.5.5.1. Endüstri Mühendisliği 66

3.5.5.2. Makine Mühendisliği 67

3.5.5.3. Gemi İnşa Mühendisliği 68

3.5.5.4. Elektrik/Elektronik Mühendisliği 69

(8)

3.5.6. Deniz Harp Okulu’nun Eğitim ve Öğretim Tesisleri 71 3.5.7. Eğitim ve Öğretim İle İlgili Mesleki ve Sosyal Faaliyetler 73

3.5.8. Beden Eğitimi ve Spor Faaliyetleri 75

3.5.9. Öğretim elemanı 76

3.5.10. Öğrenci seçimi 76

3.6. DENİZ HARP OKULUNUN, DENİZ SUBAYI EĞİTİMİ’NDEKİ

YERİ VE ÖNEMİ 78 4. BÖLÜM SONUÇ VE ÖNERİLER 81 4.1. SONUÇ 81 4.2. ÖNERİLER 84 KAYNAKÇA 85 EKLER 90

(9)

TABLOLAR LİSTESİ VE ŞEKİLER LİSTESİ

Tablo–1: Deniz Harp Okulunun İlk Bayan Öğrencileri

Tablo–2: Deniz Harp Okulundan Mezun Olan Misafir Askeri Öğrenci Miktarı

Tablo–3: 1992–1993 Yılından İtibaren Deniz Harp Okulu Komutanlığı’ndan Yıllara Göre Mezun Bayan Öğrenci Sayısı

Tablo–4: 1929–1930 Eğitim ve Öğretim Yılı Dönemleri

Tablo–5: 1929–1930 Eğitim ve Öğretim Yılında Deniz Lisesinde Okutulan Ders Programı

Tablo–6: 1929–1930 Eğitim ve Öğretim Yılında Deniz Harp Okulunda Okutulan Dersler

Tablo–7: 1953–1954 Eğitim ve Öğretim Yılında Deniz Harp Okulunda Okutulan Dersler

Şekil–1: Deniz Harp Okulu Teşkilatı

Tablo–8: 1974–1975 ve 1980–1981 Eğitim Öğretim Yılları Derslerin Dallara Göre Dağılımı ve Yüzde Karşılaştırması

Tablo–9: GAYE–2000 Akademik Programı Ders Dozaj Yüzdeleri

Tablo–10: Bölümlere Göre Kredi Dağılımı

Tablo–11: Dershane İmkânları

(10)

1. BÖLÜM

GİRİŞ

Bu bölümde araştırmanın problem durumu, amacı, önemi, sayıltılar ve sınırlılıkları belirtilerek, araştırmada kullanılan terimler açıklanmıştır.

1.1. Problem

İnsanlığın ortak zekasının ürünü bilimin içinde yer almak, “bilgi toplumu” olma amacını gerçekleştirmek, eğitim sisteminin geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. Günümüzün değişen ve gelişen koşullarına cevap verebilmek, değerlendirmeler yaparak gelecek ile ilgili kararlar almak, geçmişimizi ve yaptıklarımızı bilmekle mümkündür.

Ülkemizde 18. yüzyılın son çeyreğinde başlatılan modernleşme yolunda atılan adımların odak noktasını eğitim faaliyetleri oluşturmaktadır. Bu yüzyıldan itibaren yeni kurulan veya ihtiyaca göre yapılandırılan eğitim kurumlarının kazanımı olan batılılaşma ve çağdaşlaşma toplumsal yapının dinamikleri olmuştur. Bu amaçla kurulan eğitim kurumları ülkenin ve toplumun ihtiyaçlarına cevap verebildikleri sürece yaşamışlar, bu fonksiyonlarını yerine getiremedikleri zaman ya yapısal değişikliğe uğramışlar ya da yerlerini yeni kurumlara bırakmışlardır.

Eğitim kurumu hem geçmişe ait temel bilgi ve değerleri yeni kuşaklara aktarmakta hem de yeni kuşakların akılcı bir yaklaşımla bu bilgilerin üstüne yenilerini eklemesi için her türlü fırsat ve ortamı hazırlamaktadır (Gökçe, 2001:171).

Türk eğitim tarihinde fikir, düşünce, başarılı ya da başarısız, parlak ya da tutarsız tecrübe birikimi çok önemlidir. Ancak, bu zengin birikimden yeterince yararlanılmamaktadır. Eğitim politikasına yön verenlerin, öğretmenlerin, aydınların bu tecrübe birikimlerinden asıl bugün yararlanması gerekmez mi? Şu halde, eğitim tarihimize ilişkin gözlemlerden biri de geçmişten ders alınıp yararlanılmadığı gerçeğidir.

(11)

Oysa eğitimimizin gelişmesi ve kendisinden bekleneni verebilmesi, esas olarak, bu tarihin ve tecrübelerin iyi bilinmesine, onlardan ders alınıp ciddiyetle uygulamaya konulmasına bağlıdır (Akyüz, 2001:401).

Tarih boyunca meydana gelen değişiklik ve gelişmeleri izleyerek, değerlendirmelerde bulunmak ve gelecekte eğitim ve öğretim ile ilgili alınacak kararlara ışık tutabilmek için eğitim tarihimize ve gelişmelerin seyrine vakıf olmak gerekir.

Anadolu jeostratejik ve jeopolitik özelliği nedeniyle, her zaman medeniyetlerin beşiği ve cazibe merkezi olmuş, birçok medeniyet bu coğrafyada hayat sürmek için devamlı bir mücadele içine girmiştir. 1071 Malazgirt Zaferiyle Türklerin Anadolu kapılarından içeri girerek küçük Asya’da yerleşmeleri; bir ayağını Anadolu’ya sağlam basarak, diğer ayağını bir pergel gibi alabildiğine açarak Avrupa’ya adımını atmaları, akıllı, bilgili ve dirayetli komutanların, sevk ve idare ettiği inançlı ordularla mümkün olmuştur. Türklerin cihan devleti olma amacıyla tarih sahnesine çıkması ve uzunca bir müddet bu misyonu yerine getirmesinin en önemli nedenlerinden birisinin devlet yapısındaki sistematik olduğu aşikardır (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 2000:1-6).

Başlangıçtaki devlet yapısı, cihan devleti olma misyonunun yerine getirilmesi için mütemadiyen geliştirilmiş ve ihtiyaca göre kuralları otomatik işleyen sistemler oluşturulmuş; “Devşirme Sistemi”, “Acemi Ocağı” ve “Enderun mektebi” ile devletin kudretini koruma ve dinamiklerini idame ettirmeye kabiliyetli askeri, mülki ve idari kadrolar yetiştirilmiştir.

Ancak Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin başladığı dönemde gerek iç, gerekse dış kaynaklı etkilerden dolayı sistemini dış dünyadaki gelişmelere göre revize edemeyen Osmanlı İmparatorluğu birçok alanda Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. Avrupa’da 17. yüzyıl “Metot Çağı”, 18. yüzyıl “Aydınlanma Çağı”, 19. yüzyıl ise “Endüstrileşme Çağı” olarak nitelenmiştir. Bu dönemlerde bilimde, felsefede, toplumsal düzenlemelerde, eğitim program ve metotlarında akıl aktif olarak kullanılmaya başlanmış; her şey rasyonalizm ve materyalizm çerçevesinde yorumlanmıştır. Eğitim sisteminde gerek dil ve metot, gerekse okul kuruluş sistemlerinde esaslı değişiklikler yapılmıştır. Bu arada yeni eğitim sisteminde nelerin

(12)

okutulacağı da yeniden sorgulanmaya başlanmıştır (Ergün ve Duman, 1996: 494 ).

11 Eylül 1683’te Viyana kapılarından dönen ve fetihlere son noktayı koyan Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’daki gelişmeleri takip edememiş, haberdar olduklarını ise iyi algılayamamıştır. Bu tarihten itibaren içerideki kurum ve kuruluşlardaki gelişmeler, toprak kayıpları ve harp meydanlarındaki yenilgilerden sonra ortaya çıkan ihtiyaçlarla olmuştur. Deniz Harp Okulu da benzer bir olay sonrası alınan dersler neticesinde kurulmuştur.

1768–1770 Türk-Rus Harbi’nde Cebelitarık Boğazı’nı geçen Ruslar’ın Baltık Donanması, 6-7 Temmuz 1770’de Çeşme’de Türk Donanmasını yakmıştı. Bunun üzerine III.Mustafa’nın bir riyaziyat mektebinin açılmasına memur ettiği Baron de Tott’un yardım ve tavsiyeleri, Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın himaye ve teşvikiyle 1773 yılında Tersane-i Amire’nin darağacı mevkiinde “Hendeshane-i Bahri” veya “Mühendishane-i Bahri” adı altında bir hendese odası kuruldu. Böylece tamamıyla batılı anlamda eğitim veren bir okul açılmış oldu (Baş ve Küçükoğlu, 2004: II-1-3).

Deniz Harp Okulu’nun temelini teşkil eden Kasımpaşa’daki bu okul daha ziyade, gemi kaptanlarının da katıldığı bir kurs niteliğinde olup bu kursta düzlem, geometri ve seyir dersleri gösterilmiştir.

Müteakip yıllarda süregelen bir dizi yenilgiden sonra öncelikle askeri alanda bazı yeniliklere girişmeyi gerekli gören Osmanlı Devleti 1776’da bir Askeri Deniz Okulu (Mühendishane-i Bahri-i Hümayün) açılmıştır (Akyüz, 2001:132).

Batının tekniği karşısında yenilgiyi tatmaya başlayan Osmanlı ordusunun teknik subay ve diğer elemanlarını yetiştirmek amacıyla açılan askeri okullar, Türkiye’de modernleşmenin öncüleri olmuşlardır. Batıda gelişen eğitim sistemi, bilim ve teknolojiden esinlenerek, askeri alanda kurulan bu okullar aynı zamanda sivil okullara da örnek olmuşlardır (Ergün ve Duman, 1996:494).

Eğitim kurumlarımız içinde bir kültür ve geleneğe sahip olan ve başlangıcından bugüne yaklaşık 234 yıldır Türk Ordusuna deniz subayı yetiştiren Deniz Harp Okulunun Cumhuriyet dönemindeki gelişimi yapı, yönetim, program, öğretim elemanı, öğrenci yönünden incelenecektir.

(13)

1.2. Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı Türk Ordusuna deniz subayı yetiştiren Deniz Harp Okulunun Cumhuriyet dönemindeki tarihsel gelişimi incelenerek; idari yapı, yönetim, program, öğretim elemanı ve öğrenci yönünden genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.

Bu amaçla cevaplandırılmaya çalışılacak sorular şunlar olacaktır;

1. Deniz Harp Okulu Cumhuriyet döneminde nasıl bir gelişme göstermiştir? 2. Deniz Harp Okulu bu gelişim sürecinde;

- İdari yapısı ve yönetimi, - Eğitim programı ve süresi, - Öğretim elemanı,

- Öğrenci seçimi ve sayısı, yönünden ne gibi özellikler göstermiştir?

3. Deniz Harp Okulunun, deniz subayı eğitimindeki yeri ve önemi nedir? 1.3. Araştırmanın Önemi

Anadolu’ya adım atışımızdan itibaren geçen son bin yılın tarihi bizlere denizin, denizciliğin, denizcilik gücünün ve deniz kuvvetinin önemini ve vazgeçilmezliğini sayısız örneklerle öğretmiştir.

Misyonu, ülkemizin denizlerdeki menfaatlerini savaşta ve barışta korumak olan deniz gücünün gelişimiyle, Türk Ordusunda ihtiyaç duyulan, çağdaş, bilimsel ve teknolojik bilgilerle donatılmış komutan ve lider yetiştiren Deniz Harp Okulunun gelişim süreci birbiri ile ilişkilidir. Güçlü bir deniz gücünün ön koşulu, üst seviyede kaliteli bir eğitim verebilen Deniz Harp Okulu ile mümkündür.

Bu araştırma sonucu elde edilecek veriler, Deniz Harp Okulunun çeşitli yönleri ile değerlendirilmesine katkı sağlayacak ve geçmişten günümüze ışık tutacak bilgi, uygulama ve tecrübelerin bugüne aktarılmasına olanak sağlayacağı beklenmektedir .

1.4. Sayıtlılar

Bu araştırma tarama yöntemi ile toplanmış belgelerden elde edilen bilgilere dayandırılmış ve bu bilgilerin hangi kaynaklardan alındıkları belirtilmiştir. Bu nedenle araştırmanın güvenilirlik derecesi yüksektir.

(14)

1.5. Araştırmanın Sınırlılıkları

Deniz Harp Okulu’nun tarihsel gelişiminden bahsedilirken Cumhuriyet Dönemi ile sınırlı kalınacaktır.

Araştırmada kullanılacak bilgiler, ulaşılacak kaynaklardan alınan bilgilerle sınırlıdır.

Bu konuda ulaşılabilecek bilgiler, belgelerin gizlilik derecesi ile sınırlıdır. 1.6. Tanımlar ve Kısaltmalar

Açık Deniz Eğitimi (ADE): Deniz Harp Okulu öğrencilerinin Donanma ve/veya Saha Komutanlıkları bağlısı gemiler ile Okul Gemilerinde yurt içi ve yurt dışı limanlara istinaden icra ettikleri tatbiki deniz eğitimleridir (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Disiplin Yılı: Deniz Harp Okulu’nda eğitim öğretim yılının başlangıcından, müteakip eğitim öğretim yılı başlangıcına kadar olan süre olup bu; okula yeni katılan öğrenciler için, intibak süresi sonunda yapılan ant içme töreninden başlayan süreyi; dördüncü sınıftan normal süresinde mezun olan öğrenciler için, 29 Ağustos gününün bitimi ile sona eren süredir (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Donanma Gemilerinde Deniz Eğitimi (DODE) : Deniz Okullarında eğitim gören öğrenciler ile ferdi eğitim kapsamında Eğitim Merkezlerinde eğitim gören personelin Donanma ve/veya Saha Komutanlıkları bağlısı gemilerde icra ettikleri tatbiki deniz eğitimleri (TADE)’dir (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Donanma Stajı (DOSTA): Deniz Okullarında eğitim gören öğrenciler ile, ferdi eğitim kapsamında Eğitim Merkezlerinde Temel Eğitim gören Subay/Astsubay adayı personelin Donanma ve/veya Saha Komutanlıkları bağlısı gemiler ve/veya Yabancı Harp gemilerinde görevlerine yönelik olarak tabi tutulacakları staj eğitimidir (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Deniz Harp Okulu Öğrenci Adayı: Deniz Harp Okulu’nda eğitim öğretim görmek üzere askeri ve sivil liselerden alınan öğrencilerin intibak süresince sahip oldukları statüdür (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

(15)

Harp Okulu’ndan mezun oluncaya veya herhangi bir nedenle Deniz Harp Okulu ile ilişiği kesilinceye kadar sahip oldukları statüdür (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Standards of Training Certification and Watchkeeping (STCW) : Gemi Adamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Standartları (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Tatbiki Deniz Eğitimi (TADE) : Okul ve Eğitim Merkezlerinde icra edilen eğitimler kapsamında Donanma ve Saha Komutanlıkları bağlısı gemiler ile Okul Gemilerinde ve/veya öğrenci mübadelesi kapsamında yabancı harp gemilerinde icra edilen tatbiki deniz eğitimlerinin genel adıdır (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

Temel Denizcilik Eğitimi (TEDE) : Deniz Okullarında, kürekli ve yelkenli teknelerde, eğitim botlarında, okul gemilerinde ve gemi idare havuzlarında icra edilen Deniz Kuvvetlerine has temel denizcilik eğitimleridir (Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, 2006:1-3).

(16)

1.7. İlgili Araştırmalar

Litaratür taraması sonucunda, “Cumhuriyet Döneminde Deniz Harp Okulu’nun Tarihsel Gelişimi” ile ilgili eğitim ve öğretim yönünden gelişimini inceleyen doğrudan yapılmış bir araştırmaya rastlanmamıştır. Daha çok Cumhuriyet dönemine kadar olan tarihi gelişmeler ya da Cumhuriyet döneminin belirli bir dönemini kapsayan sınırlı dokümanlar ve çalışmalar mevcuttur. Bunun dışında Deniz Harp Okulu tarafından 1929, 2000 ve 2004 yayınlanmış tarihçeler vardır. Burada “Deniz Harp Okulu Tarihi” ile ilgili yapılmış ve konuyla ilgili olduğu düşünülen araştırmalara yer verilmiştir.

Bu konuda yapılan çalışmalardan biri Çoker (2006) tarafından gerçekleştirilen “Deniz Harp Okulumuz” konulu kitabında daha çok Deniz Harp Okulundan mezun olanların durumları aktarılmıştır. Bu maksatla yedinci baskısında 1867-1980 yılları arasında Deniz Harp Okulu mezunlarının, sınıflar halinde adları, soyadları, memleketleri, yükseldikleri son rütbeye terfi tarihleri ve hangi sebeple bahriyeden ayrıldıkları yazılmıştır. Ayrıca Deniz Kuvvetlerini yöneten ve üst kademelerde görev alan komutanların öz geçmişleri verilmiştir. ilk baskısı 1973 yılında yapılmış ve bu güne kadar çeşitli yıllarda toplam yedi baskı yapmıştır. Eserin birinci bölümlerinde tarihçe kısmına değinilmiş ve 2006 yılında yapılan yedinci baskısında Deniz Harp Okulunun tarihçesi 2000 yılına kadar getirilmiştir.

Büyüktuğrul (1982) tarafından yapılan “Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması” konulu çalışmayla tarihsel süreç ve olaylar aktarılmış, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla donanmada meydana gelen gelişmeler ile politikalardan bahsedilmiştir.

Kurtoğlu’nun (1941) “Deniz Mektepleri Tarihçesi (1928-1939)” konulu çalışmayla Deniz Kuvvetlerine personel yetiştiren tüm okulların kuruluşlarından Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar olan süreçlerine değinilerek, bazı belgeler aktarılmıştır.

(17)

Yavuz (2000) “Osmanlı Bahriye’sinde Yabancı Misyonlar Çeşme Faciası’ndan Birinci Dünya Harbi’ne Kadar Osmanlı Bahriye’sinde Çağdaşlaşma Gayretleri” Osmanlı donanmasında meydana gelen gelişmeler, bu gelişmelerde yabancıların etkileri, Deniz kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde görev yapan yabancılardan bahsedilmiş, bu kapsamda Deniz Harp okulunun kuruluşundan Osmanlının sonuna kadarki süreçte görev yapan ve yaşadığı gelişmelerdeki etkileri hakkında bilgi verilmiştir.

Yb.Safvet bey (1994) tarafından yapılan “Bahriyemiz Tarihinden Filasalar” çalışmayla, anı, olay, kişiler ve belgelerden bahsedilmiş, bunlarla ilgili çıkan haber ve yorumlara yer verilmiş, bunun dışında Deniz Harp Okulunun tarihi ile ilgili bazı bilgiler aktarılmıştır.

(18)

2. BÖLÜM

YÖNTEM

Bu bölümde araştırmanın yöntemi, evren , örneklem ve verilerin toplanması ele alınmıştır.

2.1. Araştırma Yöntemi

Bu araştırma Deniz Harp Okulunu incelediği için betimsel çalışma kullanılmıştır.

Araştırmada kullanılan yöntemlerden birisi doküman incelemesidir. Doküman incelemesi, araştırılması hedeflenen olgu ve olaylar hakkında bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsar (Yıldırım ve Şimşek, 2005:187).

Araştırmada kullanılan diğer bir yöntem ise tarihi yöntemdir. Bu yöntem, olayların ve olguların geçmişte meydana geliş şekilleriyle araştırılmasına ve problemin geçmişle olan ilişkisinin incelenmesi suretiyle kullanılmaktadır.

2.2. Evren ve Örneklem

Araştırmanın çalışma konusunu Deniz Harp Okulu’nun eğitim ve öğretim sistemi oluşturmaktadır. Deniz Harp Okulu’nun çeşitli boyutlarda Cumhuriyet dönemindeki gelişimi incelendiğinden ayrıca bir örneklem yoktur.

2.3. Veri Toplama Teknikleri

Araştırma belge incelemesine dayalı bir araştırmadır. Bu nedenle bilgiler, tarama yöntemi ile sağlanarak elde edilmiştir.

(19)

3. BÖLÜM

BULGULAR VE YORUM

3.1. Türk Denizciliğinin Başlangıcı ve Türk Deniz Kuvvetlerinde Okullaşma

Denizlere kıyısı olan bütün uluslar gibi Türkler de yaşadıkları topraklara kıyısı olan denizlere ilgi duymuş ve doğal olarak denizlerden faydalanma yoluna gitmişlerdir. Türk milletinin denizlere olan ilgisi, İslamiyet’ten önceki dönemde Çin ve Hint’te çeşitli Türk toplumlarının denize inmesiyle başlamıştır (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 2000:1).

Türk Devletleri’nin hemen hemen hiçbiri, denizci devlet olamamışlardır. Türklerin denizlere yönelik devlet politikası izlemeye başlamaları, Anadolu’nun 1071 Malazgirt Zafer’inden sonra kesin olarak Türk Yurdu olmaya başlaması ile olmuştur. Denizci devlet olmayı veya olabilmeyi sağlayan en önemli faktör coğrafi konumdur. Anadolu ise, tarih boyunca, üzerinde kurulan çeşitli medeniyetlere denizci devlet olma imkanı sağlamıştır. Ancak, Türkler her ne kadar geçmişten günümüze kadar kara ordusu güçlü devletlere sahip olsalar da, denizcilik anlamında Anadolu’nun stratejik durumunu en iyi değerlendiren millet olmuşlardır (Deniz Harp Akademisi, 1998: 23).

Büyük Selçuklu Devleti Malazgirt Muharebesi’nden (1071) sonra Anadolu’da fetih hareketine başladığı zaman, çeşitli Türk boylarını bölgeye uç beylikleri olarak yerleştirmiştir. Bu sayede Türkler ilk olarak Marmara Denizi kıyılarına yerleşmişlerdir. Anadolu Selçukluları’nın merkezi olan İznik’in, Bizans’ın başkenti olan İstanbul’a yakın olması sebebiyle ise kaçınılmaz olarak bir Türk-Bizans çatışması meydana gelmiştir (Balcıoğlu ve Gül,1991:5).

(20)

1088 yılında güçlü Bizans Donanması ve Kara Kuvvetleri, Gemlik’i kuşatıp henüz yeni tesis edilen Türk tersane ve gemilerini yakmışlardır. Bu suretle de, Selçuklu Türklerinin Marmara Denizi’ne hakim olma yolundaki ilk teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 2000:1).

Aynı yıllarda Marmara’da gelişemeyen Türk denizciliği Adalar Denizinde (Ege Denizi) doğarak, olağanüstü başarılar elde etmiştir. Bu suretle, denizlere açılan ve gerçekten bir donanma kuran ilk Türk Beyi, Çaka Bey olmuştur.

Bir Türkmen beyi olan Çaka Bey, Anadolu’yu Bizans’tan temizlemek üzere girişilen harekat sırasında muhtemelen 1078 yılı içerisinde esir düşerek, İstanbul’a götürülmüştür. Asilzade olması dolayısıyla imparator Nichephorus Botaneiates ona mevkiine yaraşan bir rütbe vererek, bir takım imtiyazlar tanımıştır. Ancak, Çaka Bey de kendisine tanınan bu fırsatlardan en iyi şekilde yararlanarak, Bizans denizcilerini ve deniz kuvvetlerini yakından incelemiş, aynı zamanda iyi derecede Grekçe öğrenmiştir (Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1964:6-7).

1081 yılında Bizans’ta meydana gelen siyasi karışıklıklardan faydalanan Çaka Bey, Bizans’tan kaçmış ve tekrar kuvvetlerinin başına geçmiştir. 1081 yılı sonlarında ise İzmir’i ele geçirmiş ve müstakil bir Türk Beyi olarak sınırlarını genişletmeye başlamıştır. İzmir’in jeopolitik durumundan faydalanmakta da gecikmeyen Çaka Bey, Bizans’ın Balkan Yarımadası’nda Peçeneklerle harp etmesini fırsat bilerek, İzmir ve Efes’te birer tersane kurdurmuş ve bu tersanelerde 17’si çektiri, 33’ü de yelkenli olmak üzere toplam 50 parçadan ibaret ilk Türk Donanması’nı meydana getirmiştir (Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 1964:6-7).

Çaka Bey’in İzmir’de ilk Türk Donanmasını kurduğu yıl olan 1081 yılı aynı zamanda Türk Deniz Kuvvetleri’nin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir.

Aynı yıllarda Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubat döneminde Anadolu’ya getirilen uç beyliklerinden biri de Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup Osmanlı Beyliği’dir. Bu beylik ilk olarak Ankara’ya yakın Karacadağ yöresine yerleştirilmiştir. Daha sonraki yıllarda buraya yerleşenlerden bir kısmına Söğüt ve Domaniç bölgeleri yaylak ve kışlak olarak verilmiştir. Söğüt ve Domaniç’deki Kayı boyunun başına

(21)

13’üncü yüzyıl sonlarına doğru Ertuğrul Bey geçmiştir. Ertuğrul Bey’in 1281 yılında ölümü üzerine, yerini oğlu Osman Bey almıştır. Osman Bey de, Moğolların Anadolu’daki otoritesinin azalması ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin iyice zayıflaması üzerine, 1299’da beyliğinin bağımsızlığını ilan etmiştir. Beyliğin ilk merkezi Söğüt olmuştur (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 2000:2).

Osman Bey, 1299 yılında başkanlık etmekte olduğu Türk uç beyliğini müstakil bir devlet haline getirmek amacıyla harekete geçtiği zaman beyliğinin doğusunda Candaroğulları Beyliği, güneyinde Germiyan Beyliği, batısında Karesioğulları Beyliği ve kuzeyinde de Bizans İmparatorluğu’na ait Batı Anadolu toprakları bulunmaktadır. Osmanlı Beyliği’nin üç tarafını diğer Türk beylikleri, bir tarafını da Bizans İmparatorluğu çevrelemektedir (Büyüktuğrul, 1970:40).

Anlaşılacağı üzere, üç tarafı denizlerle çevrili olan Anadolu’da Osmanlı Beyliği’nin müstakil bir devlet olarak kurulabilmesi ve uzun ömürlü olabilmesi, Beyliğin kıyılara kadar ulaşıp, yeterli bir deniz kuvveti meydana getirmesiyle mümkün olmuştur (Büyüktuğrul, 1970:40). Tarihsel süreç değerlendirildiğinde Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan, büyüyüp gelişerek üç kıtaya yayılması ve imparatorluk olmasında deniz gücünün önemi ve etkisi yadsınamaz.

Osmanlı Devleti’nin ilk deniz gücü, Karasioğulları Beyliği’nden gönderilen Kara Mürsel Bey tarafından kurulmuştur. Osmanlılar, diğer Türkmen beyliklerini de bünyelerine kattıkları bu dönemlerde; deniz gücünü oluştururken, denizci Türk beylikleri ile Adalar Denizi kıyılarında geçimlerini korsanlıktan temin eden ve “Uluç” denilen tecrübeli gemicilerden faydalanmışlardır (Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:4).

Orhan Bey döneminden itibaren Osmanlılar’ın denizlere doğru çıkışı başlamıştır. Bunun en büyük sebebi ise Rumeli’de ilerlemek isteyen Osmanlı Devleti’nin deniz gücünü genişletmek ihtiyacının ortaya çıkmasıdır. Dönem içerisinde Osmanlı Deniz Kuvvetleri’nin çekirdeği teşkil edilmiş ve bundan sonra da Osmanlı Devleti’nin deniz gücünün hızlı bir şekilde oluşturulması için iyi bir zemin hazırlanmıştır.

(22)

Osmanlı deniz gücünde ilk bilimsel atılım, Enderun eğitimi görmüş ve çekirdekten yetişme denizci olan ünlü amiral Kemal Reis tarafından yapılmıştır. Zamanla devletin kendine özgü bir denizcilik geleneği oluşmuş, bu gelenek Piri Reis gibi bilim adamlarınca daha da güçlendirilmiştir. Bu dönemde, dünyada ilk kez Türkler tarafından savaş gemilerine top konulduğu, deniz bilimleri ve astronomi alanlarında köklü ilerlemeler yapıldığı görülmektedir (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 2000:2).

Yavuz Sultan Selim saltanatı döneminde, kardeşleri Ahmet ve Korkut’un taht kavgası için deniz yoluyla kaçmalarını engellemek amacıyla korsanlığı yasaklamış ve İskender Paşa komutasındaki donanmayı görevlendirmiştir. İskender Paşa da dolaştığı sahillerde bulduğu her türlü gemiyi batırmış veya zapt etmiştir. Bu durum, Adalar Denizi kıyılarının tecrübeli denizcilerini Batı Afrika’ya çekilmek zorunda bırakmıştır. Neticede Türk denizciliği personel yönünden zayıflamıştır.

Ancak daha sonra Hızır Hayrettin Paşa’nın geniş bir denizci kadrosuyla Batı Afrika’dan gelerek Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmesi ve Kaptanı Derya olarak atanmasıyla devlet, denizlerde dünya çapında büyük bir güce sahip olmuştur. Artık devlet, deniz gücünün insan kaynağını, senenin hemen hemen tamamını denizlerde ve hareket halinde geçiren bu Garp Ocakları gemicilerinden sağlamaya başlamıştır (Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:4).

Osmanlı Devleti 14’üncü ve 17’inci yüzyıllar arasında bir dönem, çok büyük başarılara imza atmış ve özellikle de 16’ncı yüzyılda dünya deniz tarihinde derin ve silinemez derecede büyük izler bırakmıştır. Akdeniz’de öyle güçlenmiştir ki, aynı anda iki donanmayı birden sefere çıkarabilmiştir. Preveze Deniz Zaferi (1538), başkent İstanbul’dan binlerce mil ötede Adriyatik Denizi’nin girişindeki bir bölgede kazanılmış ve Yemen fethedilerek Hindistan’a kadar gidilmiştir. Bu dönemde Midilili Barbaros kardeşlerin, Muğlalı Turgut Reis’in, Gelibolu’lu Kemal ve yeğeni Muhiddin Piri Reis’in, Kazdağlı Salih Reis’in, Sinoplu Seydi Ali Reis’in büyük emek ve çabaları olmuştur.

Bu devirde, diğer devletlerde olduğu gibi, Osmanlı Devleti’nde de, deniz subayı yetiştirecek ve gemilerde görev yapacak personeli eğitecek, okul ve tesisler bulunmamaktadır. Babadan oğula; ustadan çırağa intikal eden bir usulle yetiştirilen

(23)

mevcut personel; kışın terhis edilmekte, ertesi yıl sefer döneminden önce yeniden tedarik edilmektedir. Usta gemici ve subay ihtiyacı, özellikle korsan kaynaklarından temin olunmaktadır (Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:4).

15’inci ve 16’ncı yüzyıllarda üç kıtada sınırlarını genişletmiş, astronomi, matematik ve haritacılık alanında büyük denizcilere sahip olan Osmanlı Devleti, sömürgecilik anlayışını batılılar gibi benimsemediği için deniz ticaretinde de olması gereken gelişmeyi sağlayamamıştır. Ayrıca, lojistik ve ordunun sınır ötesi intikallerinde donanma kullanılmamış, onun yerine ordular karadan uzun süreli intikallerle kriz bölgelerine sevk edilmiştir. Denizciliğe ve deniz gücüne yeteri kadar önem vermeyen Osmanlı İmparatorluğu’nun zaman içersinde denizdeki etkisini azalmıştır.

Bu süreçte dünya denizciliği bilimsel çalışmalar ve yenilikler paralelinde gelişirken, Osmanlı Devleti diğer alanlarda olduğu gibi deniz gücü yönünden de gerilemiştir. Osmanlı Devleti, Avrupa’daki bilimsel ve teknolojik değişikliklerin toplumsal yapılarda ve eğitim sisteminde yaptığı değişiklikleri baştan algılayamamıştır. Bunun sonucu olarak da denizcilikle ilgili atılımları yapamamıştır. Bununla birlikte, Osmanlı Kara Ordusunda olduğu gibi, saray bürokrasisinden gelişen devşirme geleneğinin, o dönemin bahriyesinin en üst birimini tamamen ele geçirmesi, her şeyi daha da olumsuzlaştırmıştır. Bu durum ise, denizciliğin özünü bilmeyenlerin, genel yapıyı kolayca tıkamalarına yol açmıştır. Garp Ocaklarıyla olan bağlarının gevşemesi ve bilimsel esaslara dayalı sistemli bir eğitimin yapılmaması deniz gücünü, özellikle personel yönünden zayıflatmıştır. Netice olarak Türk Denizciliği gerilemiştir.

16’ncı yüzyıl sonlarında dünya denizciliği kürekten yelkene, yani kadırgadan kalyona geçerken Türk Bahriyesi bu gelişmeyi yakalayamamıştır. 1645-1669 Girit Savaşları sırasında Venedik’in kalyon filoları yüzünden, eldeki mevcut kadırgalarla Girit’e yardım ulaştırılamaması karşısında, kalyon sınıfına geçme mecburiyeti iyice anlaşılmış, nihayet 100 yıllık bir gecikmeyle 1682’den itibaren ilk kalyonlar kullanılmaya başlanmıştır(Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:4-5).

1768 yılında başlayan Osmanlı-Rus harbini müteakip 1770’de Rusların on beş kapak, altı fırkateyn ve diğer hafif gemilerden oluşan bir filosu Amiral Alexis Orloff ve

(24)

Spiridov’un kumandasında Akdeniz’e girmiş ve Mora sularına gelmiştir. Baltık denizinden kalkan bu filo, İngiltere’ye uğrayıp Amiral Elphinstone olmak üzere pek çok İngiliz subayı ve bir miktar gemici almıştır. Bunun üzerine Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa kumandasında bir Osmanlı donanması Akdeniz’e açılmıştır. Rus donanmasından üstün olan Osmanlı donanması, Koyun Adaları mevkiinde yapılan bir muharebeden sonra Çeşme Limanına çekilmiştir. Bu sırada İngilizlerin tavsiyesi ile Limana sevk edilen Ruslar’ın ateş kayıkları tarafından Osmanlı donanması yakılmıştır (Deniz Harp Akademisi, 1998:2-7).

Çeşmede meydana gelen bu olayın en acı yanı, zaten personel sıkıntısı çekmekte olan Türk Donanmasının burada verdiği 5000 şehitle telafi edilmez bir kayba uğramış olmasıdır. Çeşme yenilgisi, Osmanlı Donanması’nın bilgisiz ve tecrübesiz ellerde olduğu ve personelin mutlaka Batılı anlayış çerçevesinde, sistemli bir şekilde eğitilmesi gerektiği gerçeğini gözler önüne sermiştir (Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:5).

Çeşme faciası, Osmanlı gemiciliğinin modern bir şekilde teşkili için hükümeti harekete geçirmiştir.

Çeşme baskınından bir gün önce Toprakada Deniz Savaşı’nda Ruslar’a karşı büyük bir cesaret ve yararlık gösteren Kaptan Cezayirli Hasan Bey, 18 yıl süren Kaptan-ı Deryalık görevi esnasında; Türk denizciliğini her yönden güçlendirme gayretlerinin yanı sıra, donanma personelinin Batılı anlayışla eğitilmesi ve yetiştirilmesi gerçeğinden hareketle, ilk denizcilik okulunun da açılmasını sağlamıştır (Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:5).

19’uncu yüzyıla girildiğinde Osmanlı imparatorluğunun gerilemesi iyice hızlanmış ve çöküş süreci başlamıştır. Bir zamanlar Akdeniz ve Karadeniz’e hakim olan güçlü Osmanlı Donanmasının da bu çöküşten etkilenmemesi mümkün değildir.

Denizcilik gücümüzün gerilemesine; (1) Eğitimli, yetişmiş personel sıkıntısı, (2) Gelişen teknolojilerin takip edilememesi, (3) Deniz ticaret filosunun geliştirilememesi,

(25)

(4) Başta İngiltere olmak üzere büyük devletlerin müdahaleleri,

(5) Donanmanın başına kaptanı derya olarak denizcilikle alakası olmayan paşaların getirilmesi, denizlerde dolaşmış tecrübeli denizcilere donanmada vazife verilse de teklif ve tavsiyelerinin dinlenmemesi,

(6) Deniz kuvvetinin değerinin ve donanmaya olan ihtiyacın devlet yöneticileri tarafından nadiren takdir edilmesi,

(7) Avrupa devletleri okyanuslara yönelirken, Osmanlı Denizcileri’nin Akdeniz’den dışarı çıkmamasının etkisi olmuştur (Deniz Harp Akademisi, 1998:12).

Çeşme deniz bozgunundan sonra donanma için bilgili eleman yetiştirme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda Deniz Harp Okulu’nun açılışı konusunda iki görüş vardır:

Bunlardan birincisi; Baron de Tott’un tavsiyeleri ile 1773 de Tersane’de bir göz odada “Mühendishane-i Bahri” olup (Çoker, 1994: 120) daha ziyade, gemi kaptanlarının da katıldığı bir kurs niteliğindedir. Kasımpaşa’daki bir kalyonda açılan bu kursta düzlem, geometri ve seyir dersleri gösterilmiştir (Deniz Harp Okulu Tarihçesi, 2000:6).

Diğer görüşe göre ise Osmanlı’da batılı teknikle eğitilmiş denizci yetiştirecek ilk deniz okulu, 1776 yılında “Hendesehane” adlı bir kurumda 10 öğrenci ile açılan, ancak 5-6 ay sonra ihtiyacı karşılamadığı için “Mühendishane” adlı büyük bir bina yapılarak burada Avrupa’dan getirilen subayların ders vermelerinin sağlandığı kurumdur (Ergün ve Duman, 1996: 450).

1773 tarihini kabul edenler: Baron de Tott’un Fransa’ya dönüşünden 8 yıl sonra yayınlanan hatıratında 1773’de ilk deniz eğitiminin kendi idaresi ve gözetimin de başlatıldığı kaydı ile İstanbul’da 1781-1786 tarihleri arasında Venedik Balyozu Agustino Garzani’nin yanında bulunan Rahip Gian Battista Todorini’nin hatıratında; Mühendishane-i Bahriden bahsederken söz konusu müessesenin 1773’e doğru kurulmuş olduğu kaydına istinat ederler (Yavuz, 2000:26).

1776 tarihini benimseyenler: Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşanın layihasına istinat etmektedirler. Burada, Mühendishane-i Bahri’nin açılış yılı, şekli ve ilk kadrosu kesinlikle belirtilmemektedir. Bu belge Başbakanlık arşivi, Cevdet tasnifi,

(26)

Bahriye kısmı no.5849’da bulunmaktadır (Yavuz, 2000:26)

1773 yılında İstanbul da bir Deniz Okulu kurulduğu; Büyüktuğrul’un “Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması” ve Uzunçarşılı’nın “Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı” adlı eserlerinde bahsedilmektedir.

Sonuç olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi’nin Kuruluşu” 1773 olarak kabul edilmektedir.

III. Selim in tahta çıkması ve Küçük Hüseyin Paşa’nın Kaptan-ı Deryalığa getirilmesiyle okul büyük gelişmeye tanık olmuştur.

Bu dönemlerde Deniz Harp Okulu tarihiyle ilgili önemli bir belge olarak, III. Selim döneminde (1789-1807) Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa’nın Babıali’ye takdim ettiği 27 recep 1211 (Ocak1797) tarihli layihası önemlidir... Okulla ilgili de şu bilgiler verilmektedir (Deniz Harp Okulu Komutanlığı,2000: II-I.1):

1 Hoca, Cezayirli Hasan Hoca (Deniz Harp Okulu’nun ismi bilinen ilk öğretim üyesi Arapça, İtalyanca ve Fransızca’yı çok iyi bilen ve çalışkan bir kişi olan Hasan Hoca, daha sonra kalyon kaptanlığına atanmış, yerine imtihanla Seyyid Osman Efendi getirilmiştir. 90 akçe gündelik, 20

kuruş aylık taamiye.

1 Baş Halife, (öğretmen yardımcısı)

30 akçe gündelik, 20 kuruş aylık taamiye. 1 Muhafız-ı alat, (laboratuar memuru)

20 akçe gündelik, 20 kuruş aylık taamiye.

10 öğrenci, her birine 12 akçe gündelik, 20 kuruş aylık taamiye.

Okulun masrafları “Tersane Emini” tarafından tersane gelirlerinden ödenecek, öğrenciler cuma ve pazar günleri tatil yapıp diğer günler eğitime

devam edecekler, gerek hocalar gerekse diğer personel ve öğrenciler tersane halkından seçilecektir.

Bu okulda derslerin ağırlık merkezi gemi inşa etmek, deniz haritalarını kullanmak ve seyir usullerini öğrenmektir.

Okulun eğitim süresi belirsizdir. Öğrenciler okulu bitirme sınavlarındaki başarılarına göre Kaptan Paşa tarafından, sancak kalyonlarına ve ihtiyaç duyulan diğer gemilere atanırlardı.

III. Selim zamanında okul büyük gelişme kaydetmiştir. Öğrenci kadrosu genişletilerek Harita ve Seyrisefain ve Gemi İnşa şubeleri açılmış ve okuldan mezun

(27)

olanların kademe kademe hangi görevlerde çalıştırılacakları ve ne şekilde “Gemi Kaptanı” ve “Tersane Mimarı” olacakları kanunla saptanmıştır.

Küçük Hüseyin Paşa’nın ölümü ve III. Selim’in tahttan indirilmesinden sonra okul, bir duraklama dönemi geçirmiştir. 1821 Kasımpaşa yangınında harap olan binasından sonra çeşitli binalarda öğretimini sürdürmüş, nihayet 1838’de şimdiki deniz hastanesinin bulunduğu tepede restore edilen Kaptan Paşa konağına taşınmıştır (Çoker, 1994:121).

Bu dönemde okul nazırı Patrona Mustafa Paşa’nın 1842 tarihli layihasına göre, okulun dört sınıfı ve 120 öğrencisi vardır. Öğrenciler burada yüksek düzeyde öğretim ve eğitim görmüşlerdir. Öğrenciler 3’ncü sınıfta harp (güverte) ve inşaiye bölümlerine ayrılmışlardır. Öğretim bu esaslar içinde yürütülürken okulun emrine bir eğitim gemisi verilmiş, o zamana kadar okutulmakta olan Fransızca ikinci dil haline getirilerek İngilizce mecburi tutulmuş, İngiltere ve Fransa’dan uzmanlar getirilmiştir (Çoker, 1994:121).

Tanzimat’la birlikte “Mekteb-i Bahriye” adıyla anılmaya başlanan okul, 1852’de Heybeliada’da restore edilen bahriye kışlasına taşınmış, okula kaynak olarak idadi sınıfları ve 1864’de de deniz kurmay subayı yetiştirecek özel bir sınıf açılmıştır. Bu dönemde öğretim süresi, idadi’nin üzerinde dört yıl olan okulun ilk iki sınıfı okulda teorik meslek dersleri görmekte, 3’ncü ve 4’ncü sınıfları ise okul gemisinde pratik eğitim, yapmaktadır (Çoker, 1994:121).

Bu dönemde okul için, Mekteb-i Bahriye-i Şahane, Mekteb-i Fünun-i Bahriye, Mekteb-i Fünun-i Bahriye-i Şahane gibi isimler kullanılmıştır.

Abdülaziz’in tahta çıkışından sonra Deniz Kuvvetlerine verdiği önem ve bilgili personele duyulan ihtiyaç, Mekteb-i Bahriye’nin gelişmesinde etkili olmuştur. Böylece eğitim ve öğretimde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Okula alınan öğrenci sayısı artırılmış, ders programlarında çağdaş teknolojinin gerektirdiği değişiklikler yapılmış, harp sınıfı denilen güverte ve inşaiye sınıflarının yanında gemi makineleri işletme mühendisi yetiştirilmek üzere bir de “Buhar” sınıfı açılmıştır.

(28)

eski düzen olması sebebiyle bazı derslerin okutulmasının, okuldaki deniz subaylarınca faydalı görülmediği, boşuna zaman kaybı olarak değerlendirildiği, bu yüzden mektep nizamının ıslah edilmesi amacıyla teşkil edilen bir komisyon tarafından, yeni bir eğitim programı hazırlandığı, bu arada Rumca dersinin de kaldırılmış olduğu öğrenilmektedir (Deniz Müzesi Komutanlığı, Mektubi Bölümü: 52/5).

15 Ekim 1863’de çıkan bir emir ile matematik, astronomi, coğrafya dersleri Edinburg’da inşaat mühendisliği yapmış olan Lang isimli bir İngiliz tarafından okutulmaya başlanmıştır (Gencer, 2001:256).

Netice itibariyle; 1863 yılında Mekteb-i Bahriye’de aşağıda belirtilen dersler okutulmaktadır (Tezel, 1973:357):

Güverte Sınıfları:

Felekiyat, seyr-i sefain, ameliyat-ı harita, lisan-ı İngiliz, kitabet, arma tarifi, top talimi, yazı-i İngiliz.

İnşaiye Sınıfları:

Cerr-i eskal, ecsam-ı seyyale, lisan-ı İngiliz, resm-i mücessem, kitabet, yazı-i İngiliz, resm-i inşaiyye

Buhar Sınıfları:

Fenn-i makine, cerr-i eskal, ecsam-ı seyyale, lisan-ı İngiliz, kitabet, yazı-i İngiliz, resm-i makine, resm-i mücessem.

Okulun idadi sınıfları 1865’de diğer askeri idadilerle birlikte Galatasaray’da “Mektebi İdadi-i Umumi” adı altında birleştirilmiş, bu birleşmeden istenilen fayda sağlanamadığından okulun idadi kısmı 1878 yılında ayrılarak tekrar Heybeliada’ya dönmüştür.

30 Haziran 1869 tarihli bir belgeden, Mekteb-i Bahriye’de ihtiyaç duyulan küre, harita, kitap ve çeşitli eğitim yardımcılarının İngiltere’den getirildiği öğrenilmektedir (Deniz Müzesi Komutanlığı, Şura-yı Bahri Bölümü: 55/202 A).

Bu dönemde en büyük gelişme, Sait Paşa’nın okul nazırlığı (1869-1874) sırasındadır. Edinbourg Üniversitesi’nde matematik ve mühendislik öğrenimi yapması ve mükemmel İngilizce bilmesi nedeniyle İngiliz Sait Paşa olarak anılan nazır, kendi

(29)

seçtiği Türk ve yabancı öğretmenlerle okulu bir batı yüksek teknik okulu düzeyine çıkarmıştır. Sonraki yıllarda Deniz Kuvvetleri’nde başarılı olan bir çok kıymetli subay bu dönemde yetişmiştir (Çoker, 1994:121).

Abdülaziz’in ordu ve donanmanın işbirliği ile tahtından indirilmiş olması, 31 Ağustos 1876’da tahta çıkan II.Abdülhamit’in, kendisinin de aynı akıbete uğrayacağı düşüncesi, donanmayı Haliç’e hapsetmiştir. Padişahın bu kuşkucu bakış açısı nedeniyle bu dönemde Bahriye Mektebi’nde herhangi bir gelişme olmamıştır. Okul ancak normal öğretim ve eğitimini devam ettirebilmiştir. Bu dönemde tek gelişme olarak, okulda torpido sınıfının açılmasını söylenebilir (Çoker, 1994:121).

Meşrutiyet yönetiminin yeniden ilanından sonra, deniz eğitimciliğinde bazı hareketler başlamış, Tedrisat-ı Bahriye Müdürlüğü kurulmuş, 01 Ağustos 1911 tarihinde Bahriye Mektebi’nin eğitim müdürlüğüne Holland adında bir İngiliz subayı yarbay rütbesiyle atanmış ve bu dönemde okul İngiltere Bahriye Mektebine eşit bir hale getirilmiştir. Okulun öğretim sisteminde değişiklik yapılarak öğretim dört yıl Bahriye Mektebi’nde (2 yıl namzet, 2 yıl harbiye), bir yıl okul gemisinde deniz talebeliği ve üç yıl mühendis olarak donanmada olmak üzere 8 yıl öğretim ve eğitimden sonra, üsteğmen rütbesi ile sorumlu görev alınacağı esası getirilmiştir (Koca Ragıp Efendi, 1924:11).

Bu nedenle, makine sınıfı kaynaksız kaldığından teorik bilgisi kuvvetli makine subay ve mühendisleri yetiştirmek amacı ile 1912 yılında Tersane içinde Çarkçı Mektebi Bahriyei Şahanesi açılmıştır (Koca Ragıp Efendi, 1924:16).

Bahriye mektebi’nde eğitimin temeli, “Deniz Harp Okulu Tarihçesi ve İlgili incelemeler” başlığı altında İstanbul Deniz Müzesi Müdürlüğü’nce yapılmış bir araştırmaya göre aşağıdaki şekilde değerlendirilmiştir (Çoker,1968:30)

(1) Eğitim, İngiltere Bahriye Mektebi’nde okutulan kitaplara ve sistemlere dayanılarak izlenecektir.

(2) Matematik, fizik derslerinde bile deniz sorunlarına ilişkin meseleler yaptırılacaktır.

(3) Öğretmenler sınıf birincisi, ikincisi veya üçüncüsü subaylardan seçilecek, derslerde askeri disiplini zayıflatmamak için dışardan öğrenci alınmayacaktır.

(30)

(4) Sınıf subayları, mesleğinde tanınmış, otorite sahibi genç subaylardan seçilecektir.

Belirlenen bu ana programla öğretim sistemi tümden değiştirilmiştir

Eylül 1908’de makine sınıfının kaynaksız kalması, aynı zamanda Tersanedeki Çarkçı Ameliyat Okulu’na (Haddehane) öğrenci alınmayarak kapatılması nedenleriyle 1912 yılında Tersane içinde, teorik bilgisi kuvvetli makine subayı yetiştirmek amaçlanmıştır. Bu maksatla Kasımpaşa’da ileride, Heybeliada’ya nakledilmek düşüncesiyle Çarkçı Mektebi kurulmuştur. Okul 1917 yılı Nisan’ında Kasımpaşa’dan, o tarihte bir bölümünde “Rum Ticaret Mektebi” bir bölümünde de “Rum Kız Eytam Okulu” bulunan binasına taşınmıştır. 30 Ekim 1918’de Mondros Antlaşmasının ilanından sonra ise, Mart 1919 da Kâtip Mektebi ile birlikte Güverte Mektebi Bahriyesine taşınmıştır (Alpagut, 1333 (1917) : 89-90).

1908 yılında Bahriye İdadisi, Sınıfı Mahsus (müptedi) sınıfı ve Bahriye Rüştiyesi‘nin kaldırılmaları ve sivil idadilerden gelen öğrencilerin ise amacı sağlayacak bilgiye sahip olmadıkları görülmesi nedeniyle, 1913 yılında güverte ve çarkçı okullarına kaynak olmak üzere Heybeliada’da bir Namzet Mektebi açılmış, Tiri Müjgan vapurunda kurulmuş olan Bahriye Mızıka Mektebi de bu sırada Heybeliada’ya taşınmıştır. Her iki okul Güverte Mektebi Bahriyesi Müdürlüğüne bağlanmıştır. Bu değişikliklerin ve girişimlerin yanı sıra, Ekim 1916’da Tersane içindeki Çarkçı Mektebi Bahriyesi binasında bu okula bağlı olarak, 2 sınıflı bir “Küttabı Mektebi Bahriyei Şahanesi” adı ile Deniz Katip Okulu açılmıştır (Koca Ragıp Efendi, 1924:34).

1914 yılı başında Bahriye Nazırı olan Ahmet Cemal Paşa okulun gelişmesine büyük önem vermiş, sık sık yaptığı denetimlerle öğretim ve eğitimi daha üst bir düzeye çıkarmak için gayret göstermiştir. Bu konuda yardımcısı olan Okul Müdürü Yarbay Şevket Şakir Bey, bir deniz subayının açık denizlerde ve yabancı limanlarda devletinin ve ulusunun temsilcisi durumunda olmasından hareketle öğrencilerin uluslararası yetenek ve niteliklere sahip subaylar olarak yetiştirilmesi gereği üzerinde önemle durmuş, savaşın ağır koşulları ve devletin içinde bulunduğu mali zorluklara rağmen

(31)

belirtilen ilkenin gerçekleştirilmesi için hiç bir fedakarlıktan kaçınılmamıştır (Çoker, 1994:122).

Her ne kadar Deniz Katip Okulu’nun 1’inci sınıfı 1916’da, Çarkçı Mektebi binası içinde açılmış olsa da binanın, bu öğrencilerin yerleşme, barınma ve eğitimlerine yeterli olmadığı anlaşıldığından, daha sonra zorunlu olarak Heybeliada’daki Güverte Mektebi Bahriyesine gönderilmişlerdir. Ders yılının ikinci dönemine bu okul binasında başlanmıştır. Daha sonra Çarkçı Mektebi Bahriye-i Şahanesi’nin de Heybeliada’ya taşınabilmesi için, yeni bir binaya şiddetle ihtiyaç duyulduğundan Eylül 1916’dan sonra Heybeliada’daki Rum Yetimhanesi kamulaştırılarak 08-18 Aralık 1916 tarihleri arasında teslim alınmıştır. Binanın temizlik ve onarımından sonra, Çarkçı Mektebi Nisan 1917’de binaya taşınınca, Katip Mektebi de bu binaya taşınmıştır. 1919 yılında Mondoros Antlaşması’ndan sonra, Çarkçı Mektebi, Güverte Mektebine (Mekteb-i Fünun-ı Bahriye-i Şahane) geçince, Katip Mektebi de oraya gitmiştir (Alpagut, 1333 (1917) : 85). Böylece bütün okular asıl Bahriye Mektebi’nde toplanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Mekteb-i Bahriye: Bahriye Nezareti’ne bağlı bir kumandanlıktır. İdare işleri için bir müdür ve eğitim için Ders müdürlüğü (Nazırı) mevcuttur. Ayrıca müdüre bağlı 4 sınıf subayı ve ders müdürünün altında her ders grubundan sorumlu başöğretmenler vardır. Dersler mesleki ve yardımcı dersler olarak iki guruba ayrılmıştır. Eğitim ve öğretim faaliyetleri Bahriye Nezareti içerisinde Tedrisat-ı Bahriye Müdürlüğü’nce yapılmaktadır. Öğrenciler toplam 4 yıl eğitim görmektedir. Ancak 1916 yılından sonra eğitim 3 yıla indirilmiştir. Mezunlar “Deniz Talebesi” adı altında bir yıl okul gemisinde, üç yılda donanmada “Mühendis” olarak eğitim gördükten sonra üsteğmen rütbesiyle asıl görevlerine başlamaktadır. Mekteb-i Bahriye’nin 1914 yılına ait Ek A’da verilen giriş broşüründen de okulla ilgili bazı bilgilere ulaşılmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı sonrası uğranılan yenilginin ardından, mütareke yıllarındaki ağır koşullar altında, Heybeliada'daki “Bahriye Mektebi” sınırlı olarak eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam etmiş, bu yıllarda okula yeni öğrenci alınmamıştır. Mütareke döneminde, işgal koşulları içinde normal öğretimin mümkün

(32)

olduğu derecede sürdürülmesine çalışılmıştır.

3.2. Cumhuriyet Döneminde Deniz Harp Okulu’nun Gelişimi

19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkması ile başlayan Ulusal Kurtuluş Hareketi; Anadolu’da gelişerek, 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da ve 04 Eylül 1919’da Sivas’ta yapılan kongrelerinden sonra, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açmıştır (Cumhuriyet Bahriyesi Kronolojisi, 2006:9).

Bir meclis hükümeti olan, TBMM Hükümeti’nde, Deniz Kuvvetleri hizmetleri, Milli Müdafaa Vekaleti’ne bağlı olarak 10 Temmuz 1920’de kurulan ve 01 Mart 1921’de adı Bahriye Dairesi Reisliği olan “Umuru Bahriye Müdüriyeti” tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı nedeniyle, 1920-1923 yılları arasında Bahriye Mektebi’ne öğrenci alınmamıştır. 1921’de Bahriye Mektebi’nden mezun olup, Hamidiye Okul Gemisi’nde eğitimdeyken, Milli Ordu’ya katılmak için Samsun’a gelen 8 mühendis teğmen ile bir Bahriye Mektebi öğrencisinin eğitimi için 28 Mart 1921’de Samsun Deniz Müfreze Komutanlığına bağlı bir Bahriye Okulu daha açılmıştır. Ancak, bu okulun öğrenci sayısı Nisan 1921’de İstanbul Muaveneti Bahriye Heyetinden istenilen 15 mühendis ile artırılmışsa da, on üç öğrencinin “ Biz Anadolu’ya Kurtuluş Savaşı’na katılmak için geldik, okumak istesek İstanbul’da kalırdık” diyerek aktif görev istemeleri üzerine Trabzon Bahriye Nakliyat Komutanlığı’na atanmaları neticesinde öğrencisiz kalan okul 25 Eylül 1921’de kapatılmıştır (Türkiye Cumhuriyeti Bahriye Erkan-ı Harbiye Riyaseti, 1929:19).

30 Ağustos 1922’de Ulusal Kurtuluş Savaşı kesin zaferle sonuçlanmış ve sonrasında 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. 30 Ekim

1922’de TBMM’nin 307 sayılı kararı ile Bahriye Nezareti kaldırılmıştır. 01 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasına müteakip, 4 Kasım 1922’de İstanbul resmen

Milli Hükümet emrine girmiştir. Bu tarihe kadar Padişahın egemen olduğu İstanbul ve çevresinde faaliyet gösteren Bahriye Nezareti de fiilen kaldırılmıştır. Donanma işleri ve İstanbul’daki deniz kuruluşları Bahriye Dairesi’nin emri altına girmiştir. Kasımpaşa’daki

(33)

Bahriye Nezareti binası ise 14 Kasım 1922’de İstanbul Bahriye Kumandanlığı haline getirilmiştir (Türkiye Cumhuriyeti Bahriye Erkan-ı Harbiye Riyaseti, 1929: 21).

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Bahriyesi olarak, 01 Mart 1923’de Heybeliada Bahriye Mektebi’nden 44 Güverte, 39 Makine ve 6 Gemi İnşa Mühendisi mezun olmuştur (Cumhuriyet Bahriyesi Kronolojisi, 2006:9).

Cumhuriyet döneminde, Bahriye Mektebi’ne ilk olarak 1924 yılında, güverte, makine ve katip sınıflarında okutulmak üzere öğrenci alınmıştır (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lalahan Deniz Genel Arşiv Müdürlüğü; Deniz Kuvvetleri Tarihçesi, Cilt II, Dosya: III:332). Bu suretle, 1919-1920 ders yılı sonunda öğretimine son verilen Katip Mektebi Bahriyesi yerine, okul bünyesinde güverte ve makine sınıfları gibi bir katip sınıfı açılmıştır.

Zaferden sonra 1922-1927 yılları arasında Bahriye Mektebi, yürürlükteki mevzuata göre normal öğretim ve eğitim faaliyetini sürdürmüş, Genelkurmay Başkanlığı’nın 27 Mayıs 1928 tarihli emri ile Bahriye Mektebi, Deniz Lisesi adını alarak 01 Ağustos 1928’de başlayan yeni öğretim yılında askeri liselerin izlediği program uygulanmaya başlanmıştır. Tek fark, sosyal bilimlerde haftalık ders saatleri kısmen azaltılarak yerine fabrika ve gemicilik derslerinin konmasından ibarettir. Yeni düzenlemede her sınıf için öngörülen öğrenci sayısı 40 olarak belirlenmiştir. Her sınıf da 20’şer kişilik iki kısma ayrılacaktır (Çoker; 1994:122).

Cumhuriyetin ilanından sonra Osmanlı’dan devir alınan birbirinden farklı eğitim sistemi, 3 Mart 1924’de 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Yasası kabul edilerek birleştirilmiştir. Bu yasa ile bütün okullar, bu arada askeri rüştiyeler ve idadiler Maarif Vekaleti’ne bağlanmıştır (Akyüz, 2001:410).

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyet’inin siyasi, askeri ve ticari alanda ihtiyaç duyulan deniz gücünü, hızlı ve etkin bir şekilde gelişim sürecine sokmak için Atatürk’ün çabaları ile 30 Aralık 1924’de 539 sayılı yasa ile Bahriye Vekaleti’nin kurulması kabul edilmiştir. Böylece deniz işleri Milli Savunma Vekaleti’nden ayrılmıştır (Cumhuriyet Bahriyesi Kronolojisi, 2006:15).

(34)

Bahriye Vekaleti’nin kurulması denizciliğe verilen önem ve döneminde gerçekleştirdiği gelişmeler açısından önemlidir. Ancak bu kurumun 16 Ocak 1928 tarihinde 1198 sayılı kanunla Milli Savunma Vekaleti’ne bağlı bir müsteşarlık haline getirilmesi sebebiyle, bu kısa süre içerisinde eğitim alanında pek fazla bir faaliyette bulunulamamıştır. Daha ziyade Osmanlı’dan devralınan donanmanın onarım ve bakımlarının yapılarak ayağa kaldırılması ile talimler ve donanma emirleri oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu işleri yaparken Alman danışma heyetinden faydalanılmıştır. Bu dönemde eğitim anlamında yurt dışına kurs için personel gönderilmiştir(Ünlü, 1996:46).

Bahriye Vekaleti’nin kaldırılmasıyla Deniz Kuvvetleri’nde idari yapı karmaşık bir hal almıştır. Bir kısım işler Milli Savunma Vekaleti’ne bağlı Bahriye Müsteşarlığı’nca yürütülmekte iken, bazı işlerde Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Deniz Muavinliği tarafından (1934’de Deniz Müşavirliği olacaktır) yürütülmekteydi. Deniz Muavinliği makamı doğrudan Genelkurmay II. Başkanına bağlıydı. Deniz Muavinliği’nin altında iki yarbaşkanlık vardı. Bunlar Harekat Yarbaşkanlığı ile Eğitim Yarbaşkanlığı’ydı (Ünlü, 1996:46).

Eğitim Yarbaşkanlığı’nın 9’uncu şubesi: Okullar eğitim kısmı, Deniz Kuvvetleri’ne bağlı okulların ve kursların işlerini yürütürdü. Bu şube Deniz Muavinliği koordinesindeydi. Fakat yapı olarak Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı’na bağlıydı.

Bahriye Vekaletinin ortadan kalkmasıyla Deniz Eğitimi ile ilgili işler Genelkurmay Başkanlığına bağlı 9’uncu talim ve terbiye şubesi tarafından yürütülmüştür.

Bahriye Mektebi’ne kaynak olan askeri liselerin tekrar Milli Müdafaa Vekaletine bütçe ve kadrolarıyla bağlanması 29 Nisan 1925’de 637 sayılı yasa ile kabul edilmiştir. 1927’de Harp Mektebi ve Mektebi Bahriye adını taşıyan okul Genelkurmay Başkanlığı’nın 27 Mayıs 1928 tarihli emiri gereğince 01 Haziran 1928 tarihinden itibaren Bahriye Mektebi (Heybeliada’daki okul) Deniz Lisesi’ne dönüşerek Deniz Lisesi Müdürlüğü adını almıştır. Deniz Lisesi ve Deniz Harp Mektebi öğretimi yeni esaslara bağlanmıştır. Okul talim terbiye ve tedrisat açısından Genelkurmay

(35)

Başkanlığı’na; idari ve mali açıdan Mili Savunma Vekaletine bağlanmıştır. Bu dönemde, eğitim ve öğretim açısından da yeni gelişmeler ortaya konulmuştur.

Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmadan önce Bahriye Mektebinin kabul koşulları hakkındaki 1925 tarihli yönetmeliğe göre; Okulun güverte ve çarkçı birinci sınıflarına girmeye istekli olanların ilkokul mezunu (5 yıl), 14 yaşında, birinci sınıfına gireceklerin ortaokul mezunu (8 yıl), 16–17 yaşlarında bulunması gerekli görülmüştür (1922 yılında ilköğretim 5 yıl, orta öğretim 1.dönemi 3 yıl, 2.dönemi 3 yıl olmak üzere ilk ve orta öğretim 11 yıla indirilmiştir.).

İstekliler önce kayıt ve kabul kurulunda bir mülakata tabi tutulmakta, burada seçilenlerin istenilen sağlamlıkta olup olmadıkları Deniz Hastanesi Sağlık Kurulu raporu ile anlaşıldıktan sonra, sınavla yeterlilikleri de saptanarak okula kabul edilmektedirler (Bahriye Vekaleti ve Genel Kurmay Başkanlığı, 1925: 1, 3,5,6,13 maddeleri).

1928 yılına kadar güverte ve makine sınıfları için öğretim süresi, biri hazırlık sınıfı olmak üzere dört yıldır. Dört yıl sonunda mezun olanlar, okul gemisinde “Deniz Talebesi” adı altında gördükleri bir yıllık eğitime müteakip mühendis teğmen rütbesiyle, katip sınıfı ise iki yıl süreli olup mezunları katip subay olarak donanmada göreve başlamışlardır (Deniz Harp Okulu Komutanlığı, 2000:88).

Katip sınıfının öğretim programında şu dersler bulunuyordu; İktisat ve muhasebe (devlet, ticaret, ve gemi muhasebeleri) / Maliye İlmi ve Bütçe / Hukuk / Yabancı dil (Fransızca) / Makine / Gemicilik / Spor / Silah Eğitimi (Gökçay, 2005:I-40).

Bahriye Mektebinin katip sınıfı 1 Eylül 1925 tarihinde öğretime başlamış, 1927 yılında öğrenci alınmamış ve katip sınıfı eğitimine 1927–1928 öğretim yılı sonunda Aralık 1928’de son verilmiştir. Katip sınıfından iki dönemde, 01 Eylül 1925-01 Eylül 1927 döneminde 13 kişi, 01 Kasım 1926-01 Aralık 1928 döneminde 8 kişi olmak üzere toplam 21 kişi mezun olmuştur (Gökçay, 2005:I-40).

1929 yılı Haziran ayında, eski Bahriye Mektebi’nin yerini almak üzere, Deniz Harp Mektebi kurulmuş, 01 Haziran 1928’den Haziran 1929’a kadar kuruluş döneminde, “Deniz Harp Mektebi Çekirdekliği” olarak adlandırılmıştır. Okul, Divanhane olarak da adlandırılan eski Bahriye Nezareti, bugünkü Kuzey Deniz Saha

(36)

Komutanlığı binasında açılmıştır. İlk mezunlarını 01 Aralık 1929’da vermiştir. 11 Ekim 1930’da Deniz Lisesi’nin adı, “Deniz Harp Mektebi ve Lisesi” olmuş, Deniz Harp Mektebi ile Deniz Lisesi aynı müdürlük altında birleştirilmiş, Kasımpaşa’daki bina okul gereksinimini karşılamadığından, öğrenciler Heybeliada’ya yerleştirilmişlerdir. Bu suretle Deniz Harp Mektebi Kasımpaşa’da Haziran 1928-Ekim 1930 tarihleri arasında 2 yıl 4 ay eğitim-öğretim yapmıştır (Muvazzaf Deniz Zabitleri Yetiştirmek ve Deniz Zabitlerine Yüksek İktidar ve Tahsil Verme Talimatnamesi, 1931:1-13). Böylece Kara Harp Okulu paralelinde tek sistemde subay yetiştirme isteği, Deniz Harp Okulu’nun eğitim sistemini de yeni bir şekle dönüştürmüştür.

Bu süreç içerisinde, başlanan yeni öğretim yılında askeri liselerin müfredat programları uygulamaya konulmuştur. Güverte ve makine sınıfı ayrımını da kaldıran bu uygulama ile 3 yıl süreli Deniz Lisesi’ni bitiren öğrencilerin; 7 ay süreyle “Kıdemsiz Deniz Talebesi” sıfatıyla okul gemisinde er hizmeti görecek şekilde eğitim yapmaları, daha sonra Kasımpaşa’daki yeni Erat Talim Alayı’nda 3 aylık bir piyadecilik eğitimine tabi tutulmaları, bunu takiben 9 ay süreyle donanmadaki çeşitli gemilerde erbaş ve astsubay hizmeti görecek şekilde subay refakatinde mesleki eğitim görmeleri, müteakiben Kasımpaşa’daki eski Bahriye Nezareti binasında açılmış olan Deniz Çekirdek Okulu’nda 1 yıl süreyle teorik eğitime tabi tutulmaları öngörülmüştür. 1929 yılından itibaren Deniz Kuvvetleri’nde mühendis rütbesi kaldırılmış, Deniz Harp Okulu’ndan mezun olanlara da Kara Kuvvetleri paralelinde asteğmen rütbesi verilmiştir. Bu eğitim ve öğretimden sonra Asteğmen rütbesiyle Deniz Harp Okulu’ndan mezun olanlar 9,5 ay süren meslek kurslarına tabi tutulmuşlardır (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lalahan Deniz Genel Arşiv Müdürlüğü, 1923-1973: 331).

Deniz Harp Okulu 1928-1930 yılları arasında iki ders yılını Kasımpaşa’da halen Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nın bulunduğu binada geçirmiştir.

1928’de başlanan bu yeni eğitim/öğretim biçimi sadece iki öğretim yılı uygulanmış, Deniz Lisesi ve Deniz Çekirdek Okulu Heybeliada’daki tesislerde tekrar birleştirilerek adı “Deniz Harp Okulu ve Lisesi” olmuştur.

(37)

Okulu ve Lisesi Müdürü Yarbay Ali Rıza’ya verilmiştir. 1933 yılında Deniz Harp Okulu ve Lisesi Müdürlüğü, Kumandanlık adını almış, 1935’te de Komutanlık olmuştur. 16 Aralık 1937 tarih ve 3280 sayılı yasa ile askeri öğrencilerden lise ve yüksek tahsilde başarısız olanlar muamele memuru yapılmışlardır.

1934 yılında Deniz Harp Okulu’nu başarıyla bitiren öğrencilerden seçilenler, mühendislik tahsili için Almanya’ya gönderilmişlerdir.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lalahan Deniz Genel Arşiv Müdürlüğünde bulunan bir belgede, Cumhuriyet’in bu ilk yılarında Deniz Harp Okulu hakkında aşağıdaki bilgiler verilmektedir(Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lalahan Deniz Genel Arşiv Müdürlüğü; 1923-1973: 332-336).

“1935 yılında Deniz Harp Okulu ve Lisesi aynı çatı altında bulunuyor ve tek komutan ve karargah tarafından yöneltiyordu.

Okulun komutanlık karargahı, en doğudaki binanın Maltepe’ye bakan cephesindeki eski “Hünkar Dairesi” adındaki bölümde idi. Osmanlı döneminde padişahlara tahsis edilmiş olduğu için daima kapalı tutulmuş olan bu daire Cumhuriyet döneminde açılmış ve karargah haline getirilmiştir. Dairenin üst katında komutanın makam ve istirahat salonlarıyla, şeref salonu ve komutan yatak odası vardı. Alt katta da komutanlığın dahiliye müdürü, tedrisat müdürü, personel ve levazım kısımları bulunuyordu. Sıhhıye şubesi arka taraftaki özel hastahane binasında idi.

Deniz Harp Okulu ve Lisesi tesisleri çeşitli bina ve bahçelerden oluşuyordu. Büyükada’ya bakan cephede kuzeyden güneye doğru iki katlı uzun binanın alt katı teneffüshaneler; üst katı da öğrenci yatakhaneleri idi. Alt katın tam ortasında vazifeli subay salonu, nöbetçi subayı lokali ve bavulluk vardı. Yatakhane katından bol lavabolu el, yüz yıkama yerine giriliyordu, oradan da, yapım noksanlıklarından ötürü hiç kullanılmamış olan kapalı yüzme havuzuna giriliyordu. Buradan da bir merdivenle öğrenci tuvaletlerine gidiliyordu. Tabiatıyla tuvaletlerin bahçeden de girilen bir kapısı vardı.

Büyükada’ya bakan bahçe voleybol ve basketbol spor alanı olarak kullanılıyordu. Buradan güneye doğru yüründüğü zaman kayıkhaneye geliniyor, oradan da demir bir parmaklık kapı geçilerek metruk bir arsaya giriliyordu. Arsanın adaya bakan cephesinde akümülatör dairesi, elektrik motoru vardı. Bunun da ilerisinde okulun eğitim fabrikası yer almış bulunuyordu. Fabrika; modelhane, dökümhane, torna ve tesviye bölümlerinden ibaretti.

Okulun Maltepe’ye bakan cephesine dershane ve cami binaları yaptırılmıştı. Fakat Atatürk 1935 yılında motorla okulun önünden geçerken

Şekil

Updating...

Benzer konular :