T.C
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANABİLİM DALI
ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ BİLİM DALI
KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ÜZERİNE BİR
ÇALIŞMA (1990-1993)
R.
Betül TARLACI
YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
Prof. Dr. Necmi UYANIK
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Bilimsel Etik Sayfası
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı R. Betül TARLACI
Numarası 134202052001
Ana Bilim / Bilim Dalı Tarih / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Programı ☒Tezli Yüksek Lisans ☐ Doktora
Tezin Adı
KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (1990-1993)
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı R. Betül TARLACI
Numarası 134202052001
Ana Bilim / Bilim Dalı Tarih / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Programı ☒Tezli Yüksek Lisans ☐ Doktora
Tez Danışmanı Prof. Dr. Necmi UYANIK
Tezin Adı
KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (1990-1993)
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan Konya Sivil Toplum
Örgütleri Üzerine Bir Çalışma (1990-1993) başlıklı bu çalışma 29/01/2019 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
ÖZET
Türk toplumu dayandığı toplumsal ve kültürel yapısı itibarı ile tarihi derinlikleri olan bir toplumdur. Cumhuriyet dönemine her ne kadar yeni bir devlet ve toplum projesi ile girilmiş olsa da, sivil toplum örgütlenmesi açısından geçmişten kalan bir gelenek olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim küreselleşme ile birlikte, insanlığın gitgide daha fazla birbiriyle iç içe yaşaması ve kültürel açıdan yakınlaşması ile birlikte, toplumsal olarak daha örgütlü ve organize hale dönüşmüş bir toplum yapısı, dünyada, hâkim olmaya başlamıştır. İnsanlar örgütlü ve organize bir şekilde ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal özellikli ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadırlar. Bu durum Türkiye’de de kendisini göstermiştir. Özellikle büyükşehirlerde sivil toplum örgütlerinin sayısında bir artış meydana gelmiştir. Bu araştırmada 1990-1993 yılları arasında Konya’da kurulmuş olan sivil toplum örgütleri ile ilgili vatandaşların ve sivil toplum kuruluşu yetkililerinin görüşlerinin ne olduğunun, ne tür sorunların var olduğunun araştırılması, tespit edilmesi ve çözüm yollarının ortaya konması amaçlanmıştır.
Anahtar Sözcükler: Sivil Toplum, Sivil Toplum Örgütleri, Konya T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı R. Betül TARLACI
Numarası 134202052001
Ana Bilim / Bilim Dalı Tarih / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Programı ☒Tezli Yüksek Lisans ☐ Doktora
Tez Danışmanı Prof. Dr. Necmi UYANIK
Tezin Adı
KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (1990-1993)
T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı R. Betül TARLACI
Numarası 134202052001
Ana Bilim / Bilim Dalı Tarih / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Programı ☒Tezli Yüksek Lisans ☐ Doktora
Tez Danışmanı Prof. Dr. Necmi UYANIK
Tezin Adı KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA (1990-1993)
SUMMARY
Turkish society is a society with deep history due to its social and cultural structure. Although it has been entered to the republican period with a new state and community Project, it is pssible to say that it is a tradition form past in terms of çivil society ortanization. Thus, with the result of globalization, the structure of soxiety that has become sacially more ortanized and organized has begun to dominate in the World with increasinglu intimate intercultural and cultural convergence of humanity. People try to meet their economic, social, cultural and political needs in an organized and organized manner. This perception has showed itself in turkey too. There hasbeen an increase in the number of non-governmental organizations, especially in metropolitan cities.
In this research, it was aimed to invertigate and determine the non-governmental organizations operating in Konya between 1990-1993 and the views of the authorities of the non-governmental organizations and the concerned citizens.
ÖN SÖZ
Bu araştırmada, 1990-1993 yılları arasında Konya’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile ilgili vatandaşların ve sivil toplum kuruluşu yetkililerinin görüşlerinin ne olduğunun araştırılması, sivil toplum kuruluşlarının sorunlarının tespit edilip çözüm yollarının sunulması amaçlanmıştır.
Türkiye de, 1980 darbesinden sonra yaşanan sıkıyönetimden sivil toplum örgütleri de nasibini almıştır. Sivil toplum örgütlerinin çalışmaları uzun yıllar askıya alınmıştır. Tez çalışma aralığımızı 1990-1993 olarak belirlememizin sebebi (Özal Dönemi), Türkiye de liberalizm etkisi ile daha özgürlükçü bir ortam oluşmaya başlaması ve sivil toplum kuruluşlarının sayısında artış olmasıdır. 1990-1993 yılları arasında Türkiye de ki rahatlamanın Konya iline yansıması incelenmiştir. Konya ilinde 1990-1993 yılları arasında kurulmuş olan sivil toplum örgütlerinin yeterli olup olmadığı, çalışmalarını günümüze kadar devam ettirip ettiremediği, karşılaştıkları sorunlar, halkın ve sivil toplum kuruluşu yetkililerinin görüşleri alınarak incelenmiştir.
Üç bölüm halinde yapılan çalışmada, I. Bölüm'de, “Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri ve Konya”, II. Bölüm'de, “Konya Sivil Toplum Örgütlerinin Analizi”, III. Bölüm'de “Bulgular ve Yorum” konuları ele alınmıştır.
Bu tez çalışmasının hazırlanmasında desteğini esirgemeyen danışman hocam sayın Prof. Dr. Necmi Uyanık'a teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca lisans eğitimim dahil benim yetişmemde büyük katkıları olan Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü öğretim üyeleri hocalarıma ve her daim bana destek olan anneme, kardeşime ve kızıma şükranlarımı sunarım.
R.Betül Tarlacı
İÇİNDEKİLER ÖN SÖZ ... 8 İÇİNDEKİLER ... 9 KISALTMALAR ... 12 TABLOLAR LİSTESİ ... 13 ŞEKİLLER LİSTESİ ... 14 GİRİŞ ... 15 1.1. Yöntem: ... 15 1.2. Araştırmanın Amacı:... 15 1.3. Araştırmanın Sınırlılıkları: ... 15 1.4. Araştırmanın Modeli: ... 15 1.5. Çalışma Grubu: ... 16
1.6. Veri Toplama Aracının Geliştirilmesi: ... 19
1.7. Sivil Toplum Kuruluşları Yetkilileri Görüşme Formu: ... 19
1.8. Sivil Toplum Kuruluşları İle İlgili Vatandaşların Görüşleri Anketi... 20
1.9. Verilerin Çözümü: ... 20
1.10. Sivil Toplumun Tanımı: ... 20
1.11. Sivil Toplum Kavramının Gelişimi:... 23
1.12. Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri Ve Konya: ... 24
1.13. Türkiye’de Sivil Toplum Süreci: ... 24
1.14. Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri ve Çeşitleri: ... 28
1.15. Dernekler: ... 29 1.16. Vakıflar: ... 32 1.17. Sendikalar: ... 34 1.18. Kooperatifler: ... 35 1.19. Meslek Kuruluşları: ... 36 1.20. Sivil İnisiyatifler: ... 36
1.21. Türkiye’de Sivil Toplum ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Temel Sorunları: ... 37
1. BÖLÜM ... 38
KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ’NİN ANALİZİ (1990-1993) ... 38
1.1. 1990-1993 Yılları Arasında Konya’da Sivil Toplum Örgütlerinin Sayısal Verileri: ... 38
1.2. Dernekler ... 39
1.3. Vakıflar ... 49
1.4. Sendikalar ... 51
1.5. 1990-1993 Yılları Arasında Kurulup Günümüzde Aktif Olmayan (Fesh Edilen) Sivil Toplum Kuruluşları ... 52
1.6. Dernekler: ... 55
1.7. Vakıflar ... 56
1.8. Sendikalar ... 56
1.9. 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş Olup Günümüzde Aktif Olan Sivil Toplum Kuruluşları ... 56
2. BÖLÜM ... 59
BULGULAR ve YORUM ... 59
2.1. Sivil Toplum Kuruluşlarının Kuruluş Amaçlarıyla İlgili Görüşler Nelerdir? ... 60
2.2. Sivil Toplum Kuruluşlarının Yaptıkları Çalışmalar İle İlgili Görüşler ... 65
2.3. Konya Halkından Gerekli İlgiliyi Görmeleri İle İlgili Görüşler ... 66
2.4. Sivil Toplum Örgütü Çalışmalarını Yeterli Bulmaları İle İlgili Görüşler 66 2.5. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütleri Hakkında Bilgi Sahibi Olmaları İle İlgili Görüşler: ... 67
2.6. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Faydalı Olmaları İle İlgili Görüşler... 67
2.7. Vatandaşların Herhangi Bir Sivil Toplum Örgütüne Üye Olma Görüşleri 67 2.8. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Toplumsal Sorunları Çözmede Etkili Olması Görüşleri ... 68
2.9. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Etkin Olarak Çalıştığını Düşünmeleri Görüşleri ... 68
2.10. Vatandaşların En Çok Hangi Alandan Sivil Toplum Örgütüne İhtiyaç Olduğu Görüşleri ... 69
2.11. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Amaçları İle İlgili Görüşleri 69 2.12. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Güvenilir Olma Görüşleri .. 70
2.13. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Siyasi Baskılardan Uzak Olup Olmamaları İle İlgili Görüşleri ... 70
SONUÇ VE ÖNERİLER ... 72
A. ARŞİVLER ... 78 B. KİTAPLAR... 78 C. MAKALELER ... 80 D. TEZLER ... 82 E. Diğer Kaynaklar ... 83 F. İnternet ... 83
KISALTMALAR
STK: Sivil Toplum Kuruluşları
TUİK: Türkiye İstatistik Kurumu
BM: Birleşmiş Milletler
DDK: Devlet Denetleme Kurumu
NGOs: Non Governmental Organizations
HKD: Hükümet Dışı kuruluşlar TMK: Türk Medeni Kanunu VGM: Vakıflar Genel Müdürlüğü vd: ve diğerleri vb: ve benzeri vs: ve saire
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1.1. 1990-1993 Yılında Konya’da Faaliyet Gösteren Çalışma Grubuna
Seçilen Sivil Toplum Kuruluşları Dağılım Tablosu ... 16
Tablo 1.2. Konya İlçeleri 44 Yaş ve Üzeri Vatandaşların Evren ve Örneklem Dağılım Tablosu ... 17
Tablo 1.3. Vatandaşların Cinsiyetlerine Göre Dağılım Tablosu ... 18
Tablo 1.4. Vatandaşların Yaşlarına Göre Dağılım Tablosu ... 18
Tablo 1.5. Vatandaşların Eğitim Durumlarına Göre Dağılım Tablosu ... 19
Tablo 1.6. Vatandaşların Mesleklerine Göre Dağılım Tablosu ... 19
Tablo 2.1: Konya İlinde Kurulmuş Sosyal Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 39
Tablo 2.2: Konya İlinde Kurulmuş Dini Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 41
Tablo 2.3: Konya İlinde Kurulmuş Eğitim Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 45
Tablo 2.4: Konya İlinde Kurulmuş Sportif Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 46
Tablo 2.5: Konya İlinde Kurulmuş Kültürel Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 47
Tablo 2.6: Konya İlinde Kurulmuş Derneklerin Amaçlarına Göre Sayıları (1990-1993) ... 48
Tablo 2.7: Konya İlinde 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş Vakıfların Amaçlarına Göre Dağılımı ... 49
Tablo 2.8: Konya İlinde 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş Vakıflar ... 50
Tablo 2.9: Konya İlinde 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş Sendikalar... 51
Tablo 2.10: Konya İlinde 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş ve Günümüzde Aktif Olan Dernekler ... 57
Tablo 3.1. Vatandaşları Sivil Toplum Örgütleri Hakkında Bilgi Sahibi Olma Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 67
Tablo 3.2. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Faydalı Olma Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 67
Tablo 3.3. Vatandaşların Herhangi Bir Sivil Toplum Örgütüne Üye Olma Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 68
Tablo 3.4. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Toplumsal Sorunları Çözmede Etkili Olması Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 68
Tablo 3.5. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Etkin Olarak Çalıştığını Düşünmeleri Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 69
Tablo 3.6. Vatandaşların En Çok Hangi Alandan Sivil Toplum Örgütüne İhtiyaç Olduğu Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 69
Tablo 3.7. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Amaçları İle İlgili Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 70
Tablo 3.8. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Güvenilir Olma Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 70
Tablo 3.9. Vatandaşların Sivil Toplum Örgütlerinin Siyasi Baskılardan Uzak Olup Olmamaları İle İlgili Görüşlerine Göre Dağılım Tablosu ... 71
ŞEKİLLER LİSTESİ
Şekil 2.1. Konya İlinde Kurulmuş Dini Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 44
Şekil 2.2.: Konya İlinde Kurulmuş Eğitim Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 45
Şekil 2.3.: Konya İlinde Kurulmuş Sportif Amaçlı Dernekler (1990-1993) ... 46
Şekil 2.4.: Konya İlinde Kurulmuş Kültürel Amaçlı Dernekler(1990-1993) ... 47
Şekil 2.5.: Konya İlinde Kurulmuş Derneklerin Amaçlarına Göre Sayıları (1990-1993) ... 48
Şekil 2.6.: Konya İlinde 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş Vakıfların Amaçlarına Göre Dağılımı ... 50
Şekil 2.7.: Konya İlinde 1990-1993 Yılları Arasında Kurulmuş ve Günümüzde Aktif Olan Dernekler ... 57
GİRİŞ
1.1. Yöntem:Bu bölümde araştırmanın modeli; evren ve örneklemi, veri toplama yöntemi, veri toplama aracı ve özellikleri, araştırma verilerinin toplanması ve analizi ile ilgili açıklamalar yer almıştır.
1.2. Araştırmanın Amacı:
1990-1993 yılları arasında Konya’da kurulan sivil toplum kuruluşları ile ilgili vatandaşların ve sivil toplum kuruluşu yetkililerinin görüşlerinin ne olduğunun araştırılması, sivil toplum kuruluşlarının sorunlarının tespit edilip çözüm yollarının sunulması bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır.
1.3. Araştırmanın Sınırlılıkları:
Araştırma, 1990 ve 1993 yılları arasını kapsamaktadır.
Araştırma, adı geçen yıllar arasında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından ibarettir. Sivil toplum kuruşlarına ilişki vatandaş görüşlerinde yaş, 1990 yılında 18 yaşını doldurmuş olan vatandaşlarla sınırlandırılmıştır. Araştırmayı yaparken yasal engeller ile karşılaşılmıştır.
1.4. Araştırmanın Modeli:
1990-1993 yılları arasında Konya’da kurulan sivil toplum kuruluşları ile ilgili vatandaşların ve sivil toplum kuruluşu yetkililerinin görüşlerini belirlemeyi amaçlayan bu araştırma nitel ve nicel verilere dayalı bir araştırmadır.
Nitel araştırma yöntemleri, araştırma etkinliklerinin birbiriyle tutarlı ve amaca uygun bir biçimde gerçekleştirilmesi açısından araştırmacıya rehberlik eder. Araştırmanın odağını, veri toplama ve analiz yaklaşımlarını belirlemede araştırmacıya yön göstermekle birlikte nitel araştırma yöntemleri sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş bir yönlendirme yapmaz. Nitel araştırma yöntemleri araştırmacıya esnek bir yaklaşım sağlar ve belirli bir odak çerçevesinde araştırmanın çeşitli aşamalarının birbiriyle tutarlı olmasına katkıda bulunur (Yıldırım ve Şimşek, 2005: 69).
Tarama modelleri, geçmişte ya da halen varolan bir durumu olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır. Araştırmaya konu olan olay, birey ya da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır (Karasar, 2005:77).
Biz de bu amaçla çalışmamızda sivil toplum örgütü yetkilileri ve Konya il emniyet amiri ve dernekler genel müdürü ile görüşmeler yaparak konuya ışık tutmaya çalıştık. Halka uygulanan anketle de halkın görüşü alınmaya çalışılmıştır.
1.5. Çalışma Grubu:
Bu çalışma 1990-1993 yılları arasında Konya’da kurulan sivil toplum örgütlerinden oluşmaktadır. 1990-1993 yılları arasında 122 tane stk kurulduğu tespit edilmiştir. Bu STK’lar içerisinden günümüzde (2018) halen aktif olarak çalışan ve araştırmamıza yardımcı olmayı kabul eden 10 stk belirlenmiştir.
Tablo 1.1. 1990-1993 Yılında Konya’da Faaliyet Gösteren Çalışma Grubuna Seçilen Sivil Toplum Kuruluşları Dağılım Tablosu
Sivil Toplum Kuruluşu (Konya) Kültür ve
Sanat Hizmetleri Sosyal ve Kültürel Hizmetler Dini Hizmetler
Silleyi Kalkındırma ve Tanıştırma
Derneği X
Tarih, Edebiyat, Kültür ve Sanat
Derneği X
Tasavvuf ve Sema Kültür Derneği X
Betül Hanımlar Dostluk ve Çevre
Derneği X
Yardıma ve Sevgiye Muhtaç Tüm
Çocukları Koruma ve Eğitme Derneği X
Kimsesiz Kız Çocuklarını Koruma
Derneği X
Ahlak, Kültür ve Çevre Derneği X
Hacı Kemal Onsun Cami Kütüphanesi, Kuran Kursu ve Külliyesini Onarma ve Yaşatma Derneği
X
Kadı İzzettin Cami Onarım ve
Yaşatma Derneği X
Celaliye Bölge Yatılı Kuran Kursu
Konya ilinde 1990-1993 yılları arasında kurulmuş olan sivil toplum kuruluşları hakkında vatandaşların görüşlerini belirlemek için, 1990 yılında 18 yaşında olan ve şu anda 44 yaşına tekabül eden vatandaşlar tespit edilmiştir. Tespit edilmesinin sebebi 1990-93 yılları arasında sivil toplum çalışmalarından haberdar olan vatandaşların ankete dahil edilmeye çalışılmasıdır. 2016 TUİK verilerine göre 44 yaş ve üzeri seçilen vatandaşlar arasında çalışma grubu (örneklem sayısı) ilçelerde oransal olarak hesaplanmış ve istatistiki hesaplamalar sonucunda, 384 kişiye uygulanması gerektiği anlaşılmıştır. Örneklemin büyüklüğünü doğru belirlemek önemlidir. Böylece araştırmanın güvenirliliği sağlanmış olur. Bu bağlamda elde edilen anket sayısının ana kütleyi temsil yeteneğinin olduğu görülmektedir. Ankete katılan vatandaşlar seçilirken sadece sivil toplum kuruluşlarına ilişkin görüşleri belirleneceğinden yansız seçilmesine dikkat edilmiştir.
Tablo 1.2. Konya İlçeleri 44 Yaş ve Üzeri Vatandaşların Evren ve Örneklem Dağılım Tablosu
Konya İlçeler Nüfusu (44 Yaş ve Üzeri) Evren (α) Örneklem (n)
Karatay 72964 88
Meram 95293 114
Selçuklu 151360 182
Toplam 319617 384
Kaynak:TUİK verilerinden elde edilmiştir.01.11.2016 Bu çalışmada;
N: Evren birim sayısı, n: Örneklem büyüklüğü
Evrendeki X’in gözlenme oranı, Q (1-P): X’in gözlenmeme oranı
Z : = 0.05, 0.01, 0.001 için 1.96, 2.58 ve 3.28 değerleri
d= Örneklem hatası = Evren standart sapması
t ,sd= sd serbestlik dereceli t dağılımı kritik değerleridir (sd=n-1). t ,sd kritik değerleri sd= n-1 5000 olduğunda Z değerlerine eşit alınabilir (Özdamar, 2003, s.116-118).
Yazıcıoğlu ve Erdoğan (2004) tarafından hazırlanan örneklem Büyüklükleri ( = 0.10) tablosu dikkate alınarak örneklem büyüklüğü 0.05 örneklem hatası ile en az 96 olarak belirlenmiştir.
Tablo 1.3. Vatandaşların Cinsiyetlerine Göre Dağılım Tablosu Cinsiyet Frekans Yüzde Değer Yüzde Yığılmalı Yüzde
Kadın 169 44 44 44
Erkek 215 56 56 100
Toplam 384 100 100
Araştırmaya katılan vatandaşların % 44,0’ını kadınlar ve % 56,0’ını erkekler oluşturmaktadır.
Tablo 1.4. Vatandaşların Yaşlarına Göre Dağılım Tablosu
Yaş Frekans Yüzde Değer Yüzde Yığılmalı Yüzde
44-60 Yaş 189 49,2 49,2 49,2
61 Yaş ve Üzeri
195 50,8 50,8 100
Toplam 384 100 100
Araştırmaya katılan vatandaşların % 49,2’sini 44-60 yaş arası ve % 50,8’ini 61 yaş ve üzeri vatandaşları oluşturmaktadır.
Tablo 1.5. Vatandaşların Eğitim Durumlarına Göre Dağılım Tablosu Eğitim Durumu FrekansYüzde Değer Yüzde Yığılmalı Yüzde
İlkokul 169 44,0 44,0 44,0
Ortaokul 96 25,0 25,0 69,0
Lise 77 20,1 20,1 89,1
Üniversite ve Üzeri 42 10,9 10,9 100,0
Toplam 384 100,0 100,0
Araştırmaya katılan vatandaşların % 44,0’ını ilkokul mezunları, % 25,0’ının ortaokul mezunları, % 20,1’ini lise mezunları, % 10,9’unu üniversite ve üzeri mezunları vatandaşlar oluşturmaktadır.
Tablo 1.6. Vatandaşların Mesleklerine Göre Dağılım Tablosu
Meslekler Frekans Yüzde Değer Yüzde Yığılmalı Yüzde
Memur 104 27,1 27,1 27,1 Kamu İşçisi 95 24,7 24,7 51,8 Serbest Meslek 39 10,2 10,2 62,0 Emekli 86 22,4 22,4 84,4 Özel Sektör 60 15,6 15,6 100,0 Toplam 384 100,0 100,0
Araştırmaya katılan vatandaşların % 27,1’ini memurlar, %24,7’sini kamu işçileri, % 10, 2’sini serbest meslek sahipleri, % 22,4’ünü emekliler, % 15, 6’sını özel sektör çalışanları oluşturmaktadır.
1.6. Veri Toplama Aracının Geliştirilmesi:
Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket ve görüşme formu kullanılmıştır. 1.7. Sivil Toplum Kuruluşları Yetkilileri Görüşme Formu:
Veri toplama aracı olarak açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme sırasında sivil toplum yetkililerine gerektiğinde ek sorularla görüşme sağlanmıştır. Soruların her biri farklı verileri elde etmek üzere hazırlanmıştır. Görüşme soruları literatür taramasından sonra uzman görüşü alınarak düzenlenmiştir.
Kapsam geçerliliği ve görünüş geçerliliği için uzman görüşünden yararlanılmıştır. Görüşme formunda 10 soru vardır. Görüşmeler yüz yüze yapılmıştır. Araştırmacı tarafından sorular bizzat yöneltilmiş ve sorulara samimi cevaplar vermeleri sağlanmıştır. Bunun için sivil toplum kuruluşu yetkililerinin en uygun ve boş zamanları tercih edilmiştir. Görüşmeler yaklaşık 20-30 dakika sürmüştür.
1.8. Sivil Toplum Kuruluşları İle İlgili Vatandaşların Görüşleri Anketi
1990-93 yılları arasında Konya’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile ilgili vatandaşların görüşlerini almak için araştırmacı ve danışman tarafından anket formu hazırlanmıştır. Anket formu 13 sorudur. Bu sorular uzman görüşleri de alınarak kapsam geçerliliği sağlanmaya çalışılmıştır.
1.9. Verilerin Çözümü:
Ölçek aracılığıyla toplanan veriler, SPSS 22.0, paket programına kaydedilmiş ve veriler analiz edilmiştir.
Araştırmada betimleyici istatistikler; frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma kullanılmıştır.
Araştırmanın anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır ( Yani ; istatistiksel test kullanarak bir grubun yanıtlarının başka bir gurubun yanıtlarından ne derece farklı olup olmadığını ölçeriz. Bu durumda genel kanı İki grubun arasında ki farkın şans eseri gerçekleme olasılığı %5 ten azdır ve p<0,05 şeklinde ifade edilir. )
Analiz sonucunda elde edilen bulgular, araştırma sorularına uygun olarak tezin içinde tablolara dönüştürülerek yorumlanmıştır.
Sivil Toplum Kavramının Tanımı ve Tarihi Gelişimi:
Sivil toplum son zamanlarda sürekli gündemde olmakla birlikte kavramsal bakış açısından tartışmalar hala sürmektedir. Bu anlamda sivil toplumun tanımlanması ve gelişimi önem taşımaktadır.
1.10. Sivil Toplumun Tanımı:
Latince kökenli bir kelime olan “civil” kelimesi; vatandaşlara ilişkin olan vatandaşlar topluluğuna, onların yönetimine veya birbirleriyle ilişkilerine yönelik olan
bir şehirde yaşayanlara göre olan kırsal ya da köy yaşamına ilişkin olmayan, askeri ya da dini olmayan, medeni, uygar, kibar, görgülü gibi birden fazla anlam taşımaktadır (Aslan, 2010: 359). Günümüzde sivil toplum devlet ile birey arasındaki yapılar olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla çok geniş bir alanı tanımlamaktadır. Bundan dolayı da kimi zaman, sivil toplum tanımlanırken sivil toplumun ne olduğu yerine ne olmadığı üzerinde durulmaktadır. Sivil toplum bugün her şeyden önce siyasi toplumun karşısında durmaktadır. Sivil toplum egemen siyasi otoriteye ve tekelleşmeye karşıdır. Ancak sivil toplumun en temel görevi, kendi çıkarları doğrultusunda egemen otoriteyi etkilemektir (Karakuş, 2006: 4).
Mardin (1990: 13); sivil toplumun, devlet dışındaki hayatın garanti altına alınması dışında, iktisadi faaliyetlerin milli hayatın çerçevesi içerisindeki özerkliğine de dikkat çekmektedir. Sivil toplum kavramı genellikle askeri olanın karşıtı olarak
algılanmaktadır. Kavramın böyle anlaşılması, yanlış algılanmasından
kaynaklanmaktadır (Aslan, 2010: 359). Daha basit bir şekilde anlatmak gerekirse sivil toplum, gönüllü örgütlenmeler çerçevesinde, kendi özel kapasitelerinin elverdiği ve gerektirdiği biçimde bir araya gelen toplumsal ilişkilerin bütünüdür (Erözden, 1998: 13).
Keyman’a göre sivil toplum kavramı genel anlamıyla, bir ülkede (a) devlet ile topluma, (b) siyasi aktörler ve bürokrasi ile gönüllülüğe dayalı siyasi alan dışı örgütlenmeler ve etkinliklere, (c) kamusal alan ile özel alan arasında yer alan ya da bu alanlarda ortaya çıkan karmaşık ilişkilere işaret eder.
Dolayısıyla, bir kavram olarak sivil toplum, devletin denetiminin dışında kalan, dolaylı veya dolaysız ama belli düzeyde siyasi bir nitelik içeren, fakat özünde toplumsal sorunların çözümüne yönelik sivil faaliyetleri, ilişkileri, çıkarları yaşama geçiren bir alana tekabül eder. Kavramsal düzeyde düşündüğümüzde sivil toplumun demokratikleşme, toplumsal sorunlara çözüm arama ve kamusal tartışma alanı olduğu söylenebilir. (Keyman, 2006: 15).
Sivil toplum; gönüllü, kendi kendini oluşturan, kendi desteklerine sahip, devletten özerk, özel alan ile devlet arasında aracı niteliğinde örgütlü bir sosyal yapılanmadır. Bu yapı, yasal düzen veya ortak kurallar dizisi gibi özgürlüklerin ve
özerkliklerin güvencesi olan kurumsallaşmış bir temele oturur. Bu durum hem devlet iktidarını sınırlandırılmasını hem de o iktidarın hukuka dayandığı sürece meşrulaştırılmasına yardım eden bir güç olarak hareket etmesine neden olur (Sarıbay, 1998: 90). Yönetimin merkezileşmesi, gelişen sanayi ile birlikte iş bölümünün giderek karmaşıklaşması, modern kapitalizmin ortaya çıkışı, toprak, emek ve sermayenin ticarileşmesi vb. gibi gelişmeler aile ve devlet dışında üçüncü bir alan olarak sivil toplum kavramını gündeme getirmiştir (Duman, 2003: 348).
Sivil toplumun oluşması için, hem devletin hem de toplumun taşıması gereken bir takım temel özellikler vardır. Sivil toplumun Batı’daki şekliyle gelişebilmesi için devletin taşıması gereken iki temel özellikten biri hukuk devleti, diğeri de faaliyetleri itibariyle sınırlı bir devlet olmasıdır. Devletin toplumsal yaşamın kültürel, siyasal ve iktisadi alanlarında sivil toplum örgütleri arasında gelişecek olan rekabette taraf olmaması devletin ancak bir hukuk devleti olmasıyla mümkündür. Demokratik rejimlerde devlet, hukuk ile sınırlı olup vatandaşların hizmetinde olmaktan öte bir amaç daha taşımamaktadır (Çaha, 1999: 71).
Sivil toplum kavramı ile devlet ve demokrasi kavramları arasında önemli bir ilişki vardır. Sivil toplum için demokrasi olmazsa olmaz bir fenomen olurken, sivil toplum kavramı da literatürdeki yerini önce devlet benzerliğine daha sonra da devlet karşıtlığına borçludur denilebilir. Başka bir ifade ile sivil toplum kavramı, bütün varlığını ve anlamını devlet karşısında kazanmıştır da denebilir (Kapıkıran, 2010: 45). Sivil toplumun büyük teorisyeni Gramsci’nin, bu konuda ışık tutan analizine göre; Batı’da sivil toplum gelişmiştir. Oysaki Doğu toplumlarında, devlet dışı anlam oluşturan sivil toplum ya yoktur ya da onun ünlü deyimiyle, “jelâtinli” olup, toplumun muğlâk, belirsiz, berraklıktan yoksun, somutluk kazanamayan ve şekillenemeyen bir kesimidir. O halde, bir siyasal örgütlenme ve yönetim türü olmadan önce sosyolojik bir yönelimi ve ereği, demokrasiyi, tespit etmek için onu Batı toplumlarının bir kesimini oluşturan sivil toplumun varoluşunda aramak mümkündür (Vergin, 2000: 242-243). Bu anlamda sivil toplum, bütün varlığı ve anlamını devletin karşısında durmak suretiyle kazanan bir kavramdır. Bu kavram bir karşıtlık ve bir seçenek olarak belirtilen bu anlama zaman içinde kavuşmuştur.
1.11. Sivil Toplum Kavramının Gelişimi:
Sivil toplum kavramının teorik içeriği, Çaha’ya göre Batı’da ortaya çıkmış toplum-devlet ilişkisi yönündeki arayışların sonucunda oluşturulmuştur. Batı’da sivil toplum demokratik bir yapılanmayı toplumsal katılım temeline oturtacak, toplumsal farklılaşmayı sağlayacak, yaygın sosyal örgütlenmelerin yolunu açacak, temel hak ve yükümlülükleri yaygınlaştıracak bir araç olarak gelişmiştir. Sivil toplum, devletin şekillendirmediği, kendi inisiyatif ve renkliliğine terk ettiği devlet dışı bir alanı ifade etmekle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda aktif ve örgütlü siyasal katılım ve politizasyon sürecini de ifade etmektedir. Tarihini 12. yüzyılın sonlarıyla 13. yüzyılın başlarına kadar götürmek mümkündür (Çaha, 1999b: 12).
17. yüzyıldan başlayarak Batı’da, siyasal değerler üzerinde yapılan yoğun tartışmalar ve arayışların uzantısı olarak sivil toplum kavramına ilişkin değişik argümanlar geliştirilmiştir. Bu dönemde, toplum-devlet ilişkisiyle ilgili temel argümanlar geliştiren sözleşmeci düşünürlerden T. Hobbes, J. Locke ve J. J. Rousseau, sivil toplum kavramını Aristoteles ile aynı çizgide ancak, siyasal otoriteyi ortaya çıkaran kamusal alan anlamında kullanmışlardır (Çaha, 1999b: 28).
Thomas Hobbes’e göre, devletle sivil toplum eş anlamlıdır ve dini kurumlar da dahil olmak üzere tüm sivil toplum unsurları devletin çatısı altında toplanmaktadır. Diğer sözleşmeci düşünür John Locke ise, Hobbes ve Rousseau’nun görüşlerinden biraz ayrılarak sivil toplumu despotların hükümdarlığına karşı bir görüş olarak öne sürmüştür (Avcı, 2007: 21).
Fakat sözleşmeci düşüncenin başlangıç noktasında sivil toplum ile devleti ayrı olarak düşünmek yer alıyor. 18. yüzyıl filozoflarında ve Hegel’in hukuk ve devlet konusundaki yazılarında bu ayırım gittikçe netleşir. O da tıpkı zamanının ekonomistleri gibi, sivil toplumu serbest piyasa toplumunun varolmasıyla açıklıyor ve sivil toplumun bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturdukları birliklerden meydana geldiğini söylüyordu. Bireylerin özel ve ortak amaçlarına hizmet etmeye yönelik bu birlik ve derneklerin, ayrıca, hukuk sisteminin güvencesi içinde olduğunu da yazıyordu (Vergin, 2000: 243).
Hegel’e göre, kamusal alan “devlet” tarafından denetlenen bir kimse tarafından bilinmeyen ve bilinmeme hakkına da sahip olduğu bir yaşam alanına da Hegel “sivil toplumsal” alan adını vermiştir. Bu alan, devletin denetim alanı dışında kalabilir ve sadece bireye özgü olabilen bir niteliktedir. Bununla birlikte, sivil toplumu tam bir psikolojik olgu olarak tanımlamak yetersizdir. Hegel’in çözümlemesinde de, onu daha geniş bir sosyo-ekonomik çerçeveye oturtan Karl Marx’ın analizinde de sivil toplum kapitalist sistemin gelişimine paralel olarak oluşan ve gelişen bir niteliktedir. Ne Orta Çağ’ın feodal toplumlarında, ne de patrimonyal ( hanedan ailesinin kullandığı güce dayanır) siyasal sistemlerin hüküm sürdüğü geleneksel ortamlarda bireyin bir değer olarak ve mahremiyet hakları ile birlikte ortaya çıkması, hatta tasavvur edilmesi mümkün değildir (Kalaycıoğlu, 1998: 111-112).
Neticede, sivil toplumun gelişebilmesi için devlet toplumsal gruplara bırakılamayacak nitelikteki faaliyetlerle sınırlı kalmalı, bunların dışındaki alanları toplumsal kesimlere bırakmalıdır. Devletlerin sosyal, siyasal ve iktisadi yaşamın yegâne belirleyicisi olduğu sosyalist bloka mensup ülkelerin hiçbirinde sivil toplum gelişememiştir. Sivil toplum ancak faaliyetleri itibarıyla sınırlı hukuk devletlerinin bulunduğu demokratik rejimlerde gelişebilmiştir (Çaha, 1999: 73).
Sonuç olarak soğuk savaşın sona ermesi ve sosyalist devletlerin yıkılması sivil toplum söylemlerinin artmasında etkili olmuştur. Bu noktada sivil toplumun sadece liberal devlet sisteminde gelişebileceği düşüncesi hâkim olmaya başlamıştır. Nitekim liberalizm bireyin özgürlüğünü esas alarak sivil topluma önemli bir katkı sağlamıştır. Tüm bu gelişmelere paralel olarak sivil toplum kuruluşları ortaya çıkmıştır.
1.12. Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri Ve Konya:
Türk devletlerindeki sivil tolum sürecini anlayabilmek için, köklü tarihi mirası üzerine kurulduğu Osmanlı Devleti’ndeki sivil toplum oluşumlarına kısaca değinmek gerekir.
1.13. Türkiye’de Sivil Toplum Süreci:
Erdem’e göre Osmanlı’da sivil toplumun oluşumuna dair iki farklı görüş vardır. Birinci görüşün iddiası Osmanlı siyasetinde, sivil toplumun dört farklı unsurundan söz edilebildiğidir. Bu unsurlar; millet sistemi, loncalar, vakıflar ve tarikatlardır. İkinci
görüş, Osmanlı’da oldukça ciddi hukuksal düzenlemeler barındırması sebebiyle Tanzimat Fermanı sonrası dönemin “çağdaş-modern” örgütlenmenin başlangıç noktası olduğudur. (Erdem, 2008: 14).
Avcı da Osmanlı Devleti’nde sivil oluşumlar olarak vakıfların, toprakların imar edilmesinden, açların ve yoksulların doyurulmasına ve giydirilmesine kadar her alanda etkinlikler göstererek ciddi işlevler görmüşlerdir. Modern anlamda birer sivil toplum kuruluşu olarak değerlendirilmeyen bu oluşumlar modern anlamda sosyal güvenliğin oluşmasında, toplum içinde fakirlerin, açların, yolda kalmışların, yetimlerin, kimsesizlerin barındırılması, giydirilmesi ve doyurulmasında devletin hizmet görmediği alanlarda hizmetler üstlenmede önemli görevler başardıklarını iddia etmiştir. (Avcı, 2007: 33). Sivil toplumun oluşumunu ve gelişmesini hazırlayan temelin 19. yüzyılın ortalarında atılmaya başladığını göstermektedir. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nda sivil toplumun gelişimi pürüzsüz bir çizgi etrafında oluşmamıştır. 1876 anayasasındaki tasarım bozukluklarından yararlanan II. Abdülhamit, sivil toplumu denetim altında tutan (Kalaycıoğlu, 1998: 113) geleneksel saltanat yönetimini yeniden hayata geçirmiştir.
Son olarak, sivil toplum ile ülkenin ekonomik hayatı arasındaki ilişkiden hareketle ekonomik gelişmenin tamamıyla devlet hegemonyası altında olduğu Osmanlı ve Türkiye’de çok sesliliğin yaşanmaması sebebiyle Batı’daki anlamda sivil toplumun gecikmeli olarak 1960’larda oluştuğu düşünülmektedir (Erdem, 2008: 14).
Türkiye’deki sivil toplum hareketlerinin yakın tarihine bakıldığında; padişahlıkla yönetilen bir imparatorluğun içinde bulunduğu siyasal, askeri ve idari anlamdaki zor durumun o dönem Jön Türkler adıyla bilinen Avrupa eğitimli Osmanlı aydınları tarafından oluşturulan sivil baskı politikalarıyla çözümlenmeye çalışıldığı görülecektir (Berktay, 2004: 10). Aslında Batı Avrupa’da da sivil toplum hareketinin Orta çağ’da aristokrat ya da alt sınıftan olmayan burjuvaların dolaşım hakkı, daha fazla özgürlük, tanınma ve gelir hakkı için yaptıkları hareketlerin de sivil toplumun ilk örnekleri arasında sayıldığı verisi altında, Osmanlı’da da benzer bir hareketin olduğu görülür (Kentel, 2006: 13). Bu hareket, içinde bulunduğu dönemde padişahlık yönetiminde köklü denebilecek bir değişiklik getirmiş ve bir yönetim meclisi
kurulmasını sağlamış ve padişaha kendi elleriyle kendi haklarını kısıtlayacak olan I. ve II. Meşrutiyet’i ilan ettirmiştir. Hatta II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi ile aynı dönemde, devrin Osmanlı kadınları da sivil kadın hareketini başlatmışlar ve meclisin açılışını bizzat izlemek için sivil hareketler düzenlemişlerdir (Berktay, 2004: 14).
Türkiye’yi meydana getirme sürecinin, aslında geri kalmış bir toplumu, devlet merkezci olan ve yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen bir dönüştürme süreciyle modern hâle getirmek olduğu söylenebilir. Yani, başlangıcından beri Türk modernitesi devlet merkezci bir modernite olarak gerçekleşmektedir. Türk modernitesinin oluşumuna daha yakından bakıldığında, devlet merkezci karakterine anlam veren birkaç epistemik ve kuralcı parametre olduğu görülür. Bu parametrelerden birincisi ve en önemlisi, toplumsal olayların oluşumunda bir bütün olarak devletin çeşitli yollarla baskın ve egemen rol oynadığı bir modernite anlayışının oluşmasına neden, var olan güçlü devlet geleneğidir. Türk modernitesinde devlet, Fuat Keyman’a göre toplumdan tamamen bağımsız şekilde işleyerek ve toplumu dönüştürme kapasitesinin üstten geldiğini varsayarak ayrıcalıklı ve egemen bir özne olarak hareket etmiştir (Keyman, 2006: 23). Dünyanın değişen dengeleri ve çeşitli politik oyunlar ile çıkar kavgaları sebebiyle bilime karşı hassasiyetini de kaybetmiş olan son dönem Osmanlı dünyasında, kendi fikirlerini özgürce beyan edebilen bireylerden söz etmek de zordur, mevcut halkın düşünme, karşı çıkma, hayır deme gibi özellikleri de yoktur. Bilme etkinliği ise yerini daha çok inanmaya bırakmıştır (Yılmaz, 1997: 90-91).
Cumhuriyet’in ilanından sonra, 1980’li yıllara kadar uzanan süreçteki en önemli sivil toplum hareketi, 1935’lerde ilk adımları atılan Köy Enstitüleridir. Bu enstitülerde yetişen öğretmenlerin bir valiz ile gittikleri köylerde yarattıkları sivil toplum ve eğitim hamlesiyle yerel kalkınmanın en büyük aktörleri ve 1950’lerde kapatılmış olmalarına rağmen, etkilerinin günümüz Türkiye’sinde bile halen hissedilmekte olduğu toplumun önemli bir kesimi tarafından kabul edilmektedir. Bununla birlikte yine bu yıllar arasında devlet otoritesi tarafından mesleki paylaşımlar ve hizmete dayalı birliktelikler için meslek odaları, hizmet birlikleri, kooperatifler vb. oluşumlar kurulmuştur. Devlet otoritesi tarafından kurulmuş bu müesseselerin büyük bir bölümü günümüzde de varlıklarını sürdürmekle birlikte toplumsal değişime yön verme ve devlet otoritesinin
karşısında politikalar üretme etkinliği açısından doğal olarak minimal faaliyet düzeyindedirler (Erdem, 2008: 15).
1980’lerin ikinci yarısında liberal ve sosyalist devlet modellerinin rekabetinde her ne kadar liberal devlet modeli ağırlık kazansa da pratikte karşılaştıkları toplumsal-siyasal-ekonomik sorunlara çözüm bulma hususunda her iki devlet modeli de büyük bir krize girmiş, bu durum dar anlamda devletin yeniden yapılandırılması, geniş anlamda ise devlet-sivil toplum ilişkilerinin yeniden yapılandırılması tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Sivil toplum, bu tartışmalarda öne sürülen argümanların ortak referansı olmuştur. Sosyal devlete veya refah devletine alternatif model olarak devletin ve piyasanın yeniden düzenlenmesi sürecinde sivil toplumun etkinliğine vurgu yapılmıştır (Tosun, 2003: 31).
Sivil toplum kavramı Türkiye’de liberal ve muhafazakârlar tarafından benimsenmiştir. Sivil toplum düşüncesi genel olarak liberal kesim, yeni muhafazakârlar ve İslamcılar tarafından yoğun ilgi görmektedir. Bu grupların yaklaşımı ile sivil toplum, devletin etkinlik alanının, denetiminin ve baskısının toplum üyeleri üzerinde belirleyici olmadığı, toplum üyelerinin militarizm ve devletin zorbalığını hissetmedikleri toplum tipini ifade eder. Bunun yanında sivil toplumun devlet ile birey arasında müzakere ve birleşmenin zorlama ve kısıtlama olmaksızın gerçekleştiği bir ara alan olarak tanımlanması da söz konusudur. Bu yaklaşımda sivil toplumun en temel işlevi, bireylerin kendi özgür iradeleri ile gerçekleştirdikleri bu alanın demokratikleşmeye ne derece hizmet ettiğidir (Ercan, 2002: 74).
12 Eylül’den sonra Türkiye’de sivil toplum kavramı önem kazanmıştır. 1980’lerin sonlarından itibaren özellikle 1990’lı yıllarla birlikte sivil toplum kavramı gerek siyasi, gerek sivil gerekse akademik ortamda ilgi odağı haline gelmiş ve sorgulanmaya başlanmıştır. Sivil toplum hareketlerinin toplumsal dönüşüm üzerindeki etkileri, ekonomik ve siyasi katkıları, demokrasi içindeki yeri birçok açıdan incelenmeye başlamıştır.
STK kavramının Türkiye’deki geçmişine bakıldığında, 1996 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Zirvesi’nin İstanbul’da düzenlenecek olmasının birkaç yıl öncesinde ortamı hareketlendirdiğini görmek mümkündür. BM Zirvesi öncesinde uluslararası
standartlara göre katılımcı taraflardan biri olan İngilizce ‘non governmental organizations/devlet dışı kurumlar (NGOs)’ kavramına bir karşılık aranırken ‘devlet dışı kuruluşlar (DDK)’, ‘hükümet dışı kuruluşlar (HKD)’ gibi farklı kullanımlar görülmüştür. Daha çok muhafazakâr siyasal gruba yakın olanlar ise, ‘gönüllü teşekküller’ kavramını önermiş ancak bu kavram söz konusu yeni ihtiyacı tanımlayamamıştır. Bu tarihlerde bazı çeviri yayınlarda yer alan ‘sivil toplum’ kavramının yanına ‘kuruluşu’ eklenerek STKlar, NGOs kavramının karşılığı olarak bulunmuştur (Gümüş, 2003-Erdem, 2008 : 16 ).
Günümüz Türkiye’sinde demokrasi arayışları ile başabaş giden sivil toplum arayışlarının var olduğu söylenebilir. Yine de, Türkiye’de sivil toplum Batı’yla kıyaslandığında yavaş gelişmektedir. Bu, Habermas’ın vurguladığı gibi, sivil toplumun yalnızca anayasal bir devletin kurumsal garantileriyle yetinmeyip, daha fazlasına gereksinim duymasının bir sonucudur. Gerçekten de, sivil toplum, ancak sosyalleşme, siyasî kültür, özgürlüğe alışkın bir halk ve kültürel geleneğin desteği ile gelişebilir. Bu unsurların yeterli desteği ile Türkiye’de yaygın ve etkili bir sivil toplumun varlık kazanacağını söylemek, iyimser bir tahmin olmanın ötesinde, bir öngörüdür (Gönenç, 2001: 119).
Sonuç olarak; toplumsal - sosyal sorunları dile getirme ve bu sorunlara çözüm üretme konusunda sivil toplum kuruluşlarının etkisi ve başarısı yadsınamaz. Her alanda kendini geliştirmekte olan Türkiye de, mirası üzerine kurulduğu Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde var olan, sivil toplum kuruluşu potansiyeline sahip –ahilik, lonca, mesleki kuruluşlar- örgütlenmelerin geliştirilerek devam ettirildiğine şahit olunmaktadır. Basın-yayın ve iletişim araçlarının çeşitliliğinin ve kullanımının da artması, bu örgütlenmelerin seslerini duyurmasını ve organize hareket etmelerini kolaylaştırmaktadır.
1.14. Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri ve Çeşitleri:
Sivil toplum kuruluşları, üçüncü sektör, gönüllü kuruluşlar, yurttaş örgütleri, demokratik kitle örgütleri, özel gönüllü kuruluşlar, yönetim dışı kuruluşlar, gönüllü kalkınma kuruluşları, kar amacı olmayan kuruluşlar gibi adlarla ve kavramlarla isimlendirilen sivil toplum kuruluşlarının hangi tür oluşumları ifade ettiği, konuyla
ilgilenen kişilerin yaptığı değerlendirmelere göre değişiklik göstermekte ve çeşitli yazarlara göre çok farklı kategorileştirmelerle karşılaşılabilmektedir (Duman, 2003: 366).
Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını, Türk Tarih Vakfı’nın yaptığı kategorileştirmeden yararlanarak sınıflandıracak olursak; dernekler, vakıflar, sendikalar, kooperatifler, meslek kuruluşları ve sivil inisiyatifler olarak incelemek mümkündür. Bu ayrımı yaparken, odalar gibi yasal olarak kurulan kuruluşları “Meslek kuruluşları” çatısı altında tek bir çeşit olarak değerlendirilmiştir. Yine federasyon ve konfederasyonlar, dernekler kanununa göre kuruldukları için onlar da ayrı bir kategori olarak değerlendirilmemiştir (Duman, 2003: 366).
1.15. Dernekler:
Dernek kelimesinin değişik sözlük anlamları bulunmakla birlikte konumuzla ilgili tanımı şu şekildedir; “Türk Medeni Kanunu’nun elli altıncı maddesine göre dernekler; en az yedi gerçek kişinin kazanç paylaşma dışında belirli bir ortak amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır (Türk Medeni Kanunu Md:56) Türk Medeni Kanunu’na göre herkesin önceden izin almadan dernek kurma hakkı vardır. Fiil ehliyetine sahip her gerçek kişinin dernek kurma hakkı vardır. Ayrıca, hiç kimse dernek kurmaya veya derneğe üyeliğe zorlanamaz (TMK: Madde 57).
Dernekleşme sosyo-ekonomik gelişmenin sonucu olarak ortaya çıkan ve gelişen bir olgudur. Geleneksel toplum yapısında, zaman içerisinde özellikle ekonomik ve siyasal alanda meydana gelen büyük değişimlerin etkisiyle yaşanan dönüşüm beraberinde geleneksel toplum kurumlarının sarsıntı geçirmesine, yeniden şekillenmesine ve hatta yeni örgütlenme modellerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toplumda, çıkarları ve düşünceleri birbirinden çok farklı ve birbiriyle çatışan grup ve sınıfların, kendi görüşlerini açıklayabilecekleri ve menfaatlerini koruyabilecekleri yeni örgütlenmelere gitmeleri kaçınılmaz olmuştur. Bu örgütlenme biçimi özellikle dernek kurma şeklinde ortaya çıkmıştır (Toksöz, 1983: 367).
Dernekler, Türkiye’de sivil toplum kuruluşu denilince ilk akla gelen kuruluşlardır. Sayısal verilere bakıldığında da sivil toplum kuruluşları arasında en çok
sayıya sahip STK şeklidir. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığının İnternet sitesinde, “Sivil Toplum Denilince İlk Akla Gelen Kuruluş Sizce Hangisidir?”sorusu sorularak yapılan ankete 23 Haziran 2009 tarihi itibariyle katılan 27.856 katılımcının 20.130 adedi (%72), ‘Dernekler’ cevabını vermiştir (Kırılmaz, 2009: 59).
Dernekler faaliyet alanları itibariyle oldukça geniş bir yelpazede çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca bir derneğin birden çok alanda faaliyet gösterdiği de görülmektedir. Bu sebeple derneklerin faaliyet alanlarının ayrımında önemli güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Bunlara ek olarak bazı derneklerin gerçek amaçlarını yansıtmamak için resmi tüzüklerinde amaçlarını farklı gösterdikleri de görülmektedir. Tüm bu güçlüklere rağmen dernekleri faaliyet alanlarına göre şu kategorilere ayırmak mümkündür: (Yonca, 2003: 119).
1-Kültürel Amaçlı Dernekler; kültürel alanlarda faaliyet gösteren derneklerle, derneklerin siyasi faaliyet göstermesinin 1630 ve 2908 sayılı Kanunlarla yasaklanması sebebiyle kısmen bu konularda faaliyet gösteren dernekler, belirli bir fikri veya kişiyi tanıtmak amacıyla kurulan dernekler bu kategoride değerlendirilmiştir.
2-Sosyal Amaçlı Dernekler; fakir ve yardıma muhtaçlara yardım amacıyla kurulan derneklerle diğer sosyal konularda faaliyet gösteren dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
3-Spor Dernekleri; tüm spor kulüpleri bu kategoride ele alınmıştır.
4-Dini Tesis Yaptırmak İçin Kurulan Dernekler; cami, kur’an kursu, imamevi, mezarlık ve müftülük binası yaptırmak gibi amaçlarla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
5-Okul Yaptırma ve Yaşatma Dernekleri; okulların yapımı, onarılması ve ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
6-İmar Dernekleri; dini tesisler, okullar ve sağlık kuruluşları dışında diğer kamu kurumları için bina yapımı, onarımı, anıt vb. tesis yaptırma amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
7-Sağlık Amaçlı Dernekler; sağlık kuruluşlarının yapımı ve onarımı ile çeşitli hastalıklarla mücadele amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
8-Eğitim Amaçlı Dernekler; öğrencilere yardım etmek ve öğrenci yurtları açmak amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
9-Çevre ve Güzelleştirme Dernekleri; mahalle ve köy güzelleştirme dernekleri ile çevreyi korumaya yönelik faaliyetler için kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
10-Yardımlaşma ve Dayanışma Dernekleri; her türlü mesleki yardımlaşma ve dayanışma dernekleri, hemşeriler tarafından kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
11-Tarım Dernekleri; tarımı desteklemek ve güçlendirmek amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
12-Hukuk Dernekleri; hukuku geliştirmek ve desteklemek amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
13-Kadın Dernekleri; sadece kadınlar tarafından ve kadınların sorunları ile ilgilenmek amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
14-Turizm Dernekleri; turizme destek sağlamak amacıyla kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
15-Öğrenci Dernekleri; üniversite öğrencileri tarafından, üniversite gençliğinin sorunları ile ilgilenmek ve çözüm yolları üretmek üzere kurulan dernekler bu kategoride ele alınmıştır.
16-İnsan Hakları Dernekleri; insan hakları ile ilgili çalışmalar yapan dernekler bu kategoride ele alınmıştır (Yonca, 2003: 119).
Derneklerin kuruluş amaçları ve faaliyet alanları göz önünde bulundurularak yapılan sınıflandırma gösteriyor ki, bir bireyin akıl ve beden sağlığını koruyarak sosyal, kültürel, dini, ekonomik vs. olarak her alanda, yaşam şartlarını kolaylaştırmak için dernek kurulabilir. Bu durum olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Şöyle ki; önceden izin almaya gerek duyulmadan, her çeşit isim altında ve her türlü amaç için kurulabilen dernekler, vatana, millete, devlete ve insanlığa art niyet besleyen kişilerin örgütlenmesi için uygun ortam oluşturmakta ve bu insanların
işlerini kolaylaştırmaktadır. Bu durumun önüne geçebilmek için elbette bir denetim mekanizması bulunmaktadır. Bir şikâyet olması ya da gerekli görülmesi durumunda İçişleri Bakanlığı ve ya mülki idari amir tarafından denetlenmektedir. (https://www.dernekler.gov.tr/tr/Mevzuat/genelgeler2.aspx).
1.16. Vakıflar:
Vakıf, hukuki ve dini bir akit olup, bununla bir kimse Allah’a yakın olma gayesiyle menkul veya gayr-i menkul mülk ve emlakini, dini, hayri veya içtimai bir gayeye ebedi olarak tahsis etmesidir (Özdemir, 1997: 309). Bu kapsamda halen Türkiye’de ve Dünya’nın muhtelif yerlerinde yeni vakıflar tesis edilmektedir. Vakıflar, Selçuklu ve Osmanlı döneminden günümüze kadar varlığını koruyan geleneksel yapılardır. Sivil toplum kuruluşu niteliğine dair tartışmaları bir tarafa bırakacak olursak vakıflar, toplumsal yaşamın her alanında hizmet vermiş, çok boyutlu ve çok işlevli müesseselerdir. Derneklerden farklı olarak, mal topluluğu olma vasfı öne çıkan vakıfların sosyal, iktisadi, mali, kültürel, dini vb. işlevleri ve bu doğrultudaki etkinlikleri söz konusudur. Tarihi süreç içerisinde, belli ölçüde değişime uğramış olmakla birlikte, Selçuklu ve Osmanlı döneminden günümüze ulaşabilen vakıflar, Cumhuriyet döneminde de etkinliklerini anayasal ve yasal koruma altında sürdürmüşlerdir (DDK, 2009: 54).
Sivil toplum içinde önemli bir rol oynayan vakıf kurumu devlet içinde güçlü bir hiyerarşinin gelişmesine yol açmıştır. On sekizinci yüzyılda vakıf kurucularının 90’ı yönetici sınıfa mensup kişilerden oluşmaktadır. Vakıflar giderek güçlenmiş ve zamanla ekilebilir arazinin ¾’ü vakıfların denetimine girmiştir. On dokuzuncu yüzyıla kadar müdahale edilmeyen vakıflar, II. Mahmud döneminde 1826 yılında kurulan Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ne bağlanmıştır (Yonca, 2003: 73).
Vakıfları yeni bir düzene sokmak isteyen İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu), 14 Ocak 1923 tarihinde, vakıf konusunu incelemek üzere bir komisyonun kurulmasını kararlaştırmıştır. Neticede İstanbul’daki Evkaf Umum Müdürü Hayri Bey, Evkaf müdürü İsmâil Hakkı, eski Meşihat müsteşarları Ebülûlâ, Münir ve Şevki, Tedkîkât ve Te’lîfât-ı İslâmiyye Heyeti üyesi Şemseddin ve Evkaf hukuk müşaviri Seniyüddin beylerden oluşan komisyonun hazırladığı rapor, 11 Aralık 1924 tarihli İcra
Vekilleri Heyeti toplantısında ele alındı. Bu çalışmalar yürütülürken 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edilerek Mustafa Kemal Paşa, cumhurbaşkanı seçildi. Vakıflar konusundaki düzenlemeler de yeni şartlar çerçevesinde şekillendi. Hükümet, vakıfların millete intikalini ve bir umum müdürlük tarafından idare edilmesini düşünüyordu (Akyıldız, 2010: 8).
1924 yılında Evkaf Nezareti kaldırılarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 1954 yılında vakıflarla ilgili mali sorunlarla ilgilenmesi için Vakıflar Bankası kurulmuştur. 1967 yılında çıkarılan 903 sayılı yasa ile vakıflar yeniden düzenlenmiş, bu yasa ile birden fazla kurucuya olanak tanınması ve vakıflarda genel kurul gibi idari organların oluşturulabilmesine imkân verilmesiyle birçok yeni vakıf kurulmuştur (Yonca, 2003: 74). Türk Medeni Kanununun yüz birinci maddesi, Vakıfları; gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle (tahsis edilmesiyle) oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olarak tanımlamaktadır. Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilmektedir (TMK, Md:101 ).
Türk Medenî Kanunu’nun, Vakıflarda üyelik olmayacağına ilişkin hükmü Anayasa Mahkemesinin 2008 Nisanında verdiği bir kararla iptal edilmiş ve karar 28.6.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Vakıflara üyelikle ilgili bu karar sonrasında vakıf statüsünde daha çok sivil toplum örgütünün kurulması sürpriz olmayacaktır. Kısacası vakıflar sivil toplum kuruluşları olarak sayılmalıdırlar (http://www.resmigazete.gov.tr E.T.:04.10.2016). Türkiye’de vakıfların yönetimi ile ilgili değişik zamanlarda değişik yasal düzenlemeler yapılmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Konuyla ilgili son düzenleme 20.02.2008 tarihli 5737 sayılı Vakıflar Kanunudur (TMK, Md:111). Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün (www.vgm.gov.tr) sayfasındaki verilere göre, 31.08.2009 tarihi itibariyle Türkiye’de, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre; 4427 Yeni Vakıf, 271 Mülhak Vakıf, 161 Gayr-i Müslim Vakfı olmak üzere toplam; 4859 Vakıf bulunmaktadır. Burada sayılan vakıf türlerinden başka, Osmanlı döneminden kalma,
Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen 41.720 Mazbut vakıf bulunmaktadır (http://www.vgm.gov.tr/sayfa.aspx?Id=35/ E.T.: 04.10.2016) .
1.17. Sendikalar:
Sendika, işçilerin işverenle mücadelesinde hak ve menfaatlerini gözetmek amacı ile oluşturdukları örgütlenmelerin genel adıdır (Aktay vd. 2006: 267). Sendika teriminin kökeni eski Roma ve Yunan hukuklarına dayanır. Söz konusu dönemde bir sitenin (birliğin) temsilini sağlamakla görevli kişileri ifade etmek için kullanılan “syndic” terimi, günümüzdeki sendika kavramının karşılığını oluşturmaktadır (Kılıçoğlu, 2007: 35). Genel bir tanımlama yapmak gerekirse işçilerin ve işverenlerin, çalışma yaşamına ilişkin sorunlarını çözmek, ortak çıkarlarını ve haklarını korumak, geliştirmek için kurdukları örgütlere sendika denir. Sendika, diline, dinine, rengine, siyasi görüşüne bakmaksızın bütün işçileri ve işverenleri kapsayan bir kitle örgütüdür (Baytar, 2014: 138).
İşçilerin ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumak için örgütlenmeleri yani sendikalaşma öncelikle bir özgürlük, ancak hukuken tanınıp koruma altına alınmış olması bakımından aynı zamanda bir haktır (Okur, 2003: 17). Bu noktada sendikalar, çalışanların ve işverenlerin genel olarak çalışma ilişkilerindeki ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacını taşıyan, bağımsız, serbest, demokratik temellere dayanan ve süreklilik gösteren, ayrıca kendisini oluşturan mensuplarından bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip bulunan ve özel hukuk esaslarına göre tesis edilmiş mesleki kuruluşlardır (Korkusuz, 2006: 259).
Bazı kaynaklarda, Osmanlı döneminde ilk işçi örgütlenmesinin 1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti olduğu belirtilse de Alkan’a göre, bu kuruluş bir hayır derneği niteliğindedir ve adı da Amelperver Cemiyeti’dir. Sendikal örgütlenme,
Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 yılında patlak veren ve “Temmuz Grevleri” adıyla bilinen grevlerle canlanmaya başlamıştır. Sendikal faaliyetlerle ilgili ilk yasal düzenleme bu grevler sonrası, 1909 yılında çıkarılan “Tatil-i Eşgal Kanunu” adı altında çıkarılan yasal düzenlemedir. Bu yasal düzenleme işçi hak ve özgürlüklerinin resmi bir hale getirilmesi açısından bir dönüm noktası olmuştur (Yonca, 2003: 84).
1927 yılının 1 Mayıs’ında iki bine yakın işçi, işini terk etti ve Amele Teali’nin binasında toplanarak 1 Mayıs’ı coşkuyla kutladı. 1927’nin sonlarında Amele Teali Cemiyeti, “yasadışı bulunarak” kapatıldı. Yaklaşık yüz elli etkin sendika üyesi ve cemiyetin yönetim kurulu tutuklandı, cemiyet binasına el kondu. Amele Teali Cemiyetinin dağıtılması ardından yıllarca işçilerin örgütlenmesine olanak tanınmadı (Armağan, 2000: 13). Bu yıllarda özellikle Avrupa sendikaları ve demokratik siyasal güçleri demokrasinin, sendikal hak ve özgülükleri geliştirilmesi zorunluluğunu vurguladılar.
İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda yeryüzünde görülen bu önemli değişim, Türkiye’de de etkisini gösterdi. Çok partili hayatla 1946’da işçi sigortaları Kurumu ve Çalışma Bakanlığı kuruldu ve Cemiyetler Kanunu değiştirildi. Bu yasadaki, sınıf esasına dayanan dernek kuruma yasağı kaldırıldı. İşçiler artık kendi çıkarlarını savunmak için dernek kurabileceklerdi. 1974 yılında ilk kez sendikalar kanununu çıkarıldı. Bundan sonra işçiler hızla sendikalaşmaya başladılar (Şenel, 2003: 56). 1.18. Kooperatifler:
Kooperatif, “Co-operatio”, latince kökenli bir kelimeden gelmektedir. Kooperatif kelimesi genelde birlikte çalışmak ve işbirliği anlamında kullanılır (Mülayim, 2003: 63). Bir diğer kooperatif tanımı ise, 1942 İtalyan Yurttaşlar Yasasında yapılmıştır. Bu tanıma göre kooperatif “Karşılıklı yardım amacı güden, değişik sermayeli, sınırsız ortaklı, ortaklarının en çok payı tespit edilmiş bir ekonomik örgüttür” (Beykal, 2010: 20).
Kooperatifler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar olarak ekonomik faaliyetlerini sürdüren, özel yapıya sahip ekonomik ve sosyal amaçlı kuruluşlardır. Bu tanımlamadan gelen nitelikleri dolayısıyla kooperatiflere sağlanan muafiyet ve istisnalar da oldukça önem arz etmektedir (Koçtürk, 2006: 119). Kooperatifler en az 7 ortak tarafından imzalanacak ana sözleşme ile kurulmaktadır. Kooperatifin adı,merkezi, amacı ve çalışma konuları, ortaklığa ilişkin kurallar, organlar ve diğer hususlar kooperatifin ana sözleşmesinde gösterilmektedir. Kooperatif ana sözleşmesi Sanayi ve Ticaret Bakanlığına verilmektedir (DDK, 2009: 58-59).
1.19. Meslek Kuruluşları:
Aynı mesleği paylaşan bireylerin ortak menfaatleri ve ihtiyaçlarının temin edilmesi, mesleki faaliyetlerinin kolaylaştırılması, meslek mensubu çalışanların birbirleri ve toplumla olan diyaloglarının sağlanması maksadıyla bir araya gelerek kurdukları kuruluşlardır. Bu kuruluşlar oda ve dernek şeklinde örgütlenmişler, mesleki derneklere üyelik serbest tutulurken odalara üyelik zorunlu tutulmuştur (Kaya, 2013: 20). Çeşitli işleri/meslekleri icra eden kişilerin, ortak mesleki çıkarlarını korumak, mesleki dayanışma ve yardımlaşmayı güçlendirmek, mesleğin belli standartlara ve ahlak kurallarına uygun olarak yürütülmesini sağlamak ve toplumsal bazı sorumlulukları yerine getirmek gibi temel amaçlar doğrultusunda bir araya gelmeleri ve bu amaçla kendi kişiliklerinden ayrı bir tüzel kişiliğin bünyesinde örgütlenmeleri zaman içerisinde güçlü meslek örgütlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır (DDK, 2009: 83).
Dünya mesleki örgütlenmelerine bakıldığında, çeşitli meslekleri/işleri icra eden insanların tarih içerisinde loncalar, dernekler, ticari ortaklıklar, sendikalar, korporasyonlar, odalar, birlikler gibi farklı ad ve biçimler taşıyan ve nitelikleri itibarıyla birbirinden farklılaşan çeşitli örgütler etrafında bir araya geldikleri görülmektedir. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları, kamu meslek kuruluşları veya kısaca meslek kuruluşları olarak adlandırılan bu kuruluşlar, kamu yönetimi kitaplarında, yerinden yönetim kuruluşları içinde yer almaktadırlar (Eryılmaz, 2016: 189).
1.20. Sivil İnisiyatifler:
Sivil toplum, herhangi bir kuruluşun çatısı altında yer almayan sosyal hareketler düzeyinde de varlık gösterebilir. Bu çerçevede resmî (kanunlarla belirlenen şekillere bürünmeyen) olmayan, hukuki olarak tüzel kişiliği olmayan, sosyal oluşumları da barındırmaktadır. Bu anlamda arkadaşlık grupları, her hangi bir dernek kapsamında yer almayan sosyal hareketler, protesto grupları, kilise, dini cemaat ve tarikatlar da sivil toplum grupları içinde yer alabilir (Çaha, 2004: 182-183).
1.21. Türkiye’de Sivil Toplum ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Temel Sorunları:
Türkiye’de sivil toplumun, dünyadaki gelişmelere de paralel olarak giderek güçlendiği, ülkenin demokratikleşmesinde çok önemli bir rol oynadığı, bundan sonraki süreçte daha önemli roller üstlenebileceği anlaşılmaktadır. Bununla beraber, sivil toplumun, nitelik ve nicelik olarak güçlenmesi ve etkinleşmesinin önündeki yapısal ve toplumsal faktörleri de göz ardı etmemek gerekir (Dursun, 1999: 106). Burada dikkate alınması gereken iki temel yapısal sorun kaynağından ilki; güçlü devlet-zayıf toplum yapılanmasının beraberinde getirdiği tam demokrasiye geçiş problemleri ve ordunun siyasal sistem içindeki rolü, İkincisi ise demokratik bir sivil toplumun varlığı için gerekli koşulların sağlanması, devlet-sivil toplum ilişkilerinin demokratikleştirilmesi sorunudur (Tosun, 1998:244). Bu iki dış ana faktörün yanında sivil toplumun kendi iç işleyişinden kaynaklanan bir takım sorunların varlığı da önemli bir husustur.
Günümüzde STK’lar, temsili demokrasideki kısıtlılıkların aşılarak katılımcı bir demokrasinin gelişimi doğrultusunda katkı sunabilecek büyük bir olanak olarak sunulmaktadırlar (Ataay, 2008: 63). Bundan dolayı halkın kendisini ilgilendiren konularda söz sahibi olduğu ve kararların alınma sürecinde yer aldığı günümüz katılımcı demokrasilerinde sivil toplumun önemi giderek artmaktadır. Demokrasilerde STK’lardan yurttaş ile devlet arasında köprü işlevini yerine getirmesi beklenmektedir. STK’lar vatandaşların düşüncelerinin devlete, devletin oluşturduğu politikaların ise, yurttaşlara aktarımını sağlamaktadır (Akçadağ, 2016). Etkin bir sivil toplum demokratik gelişimi sağlamakla birlikte temsil ve meşruluk krizlerinin aşılması sürecinde, toplumsal taleplerin siyasal alana iletilmesini sağlayarak, demokratik politikaların geliştirilmesine hizmet eder. Devlet-toplum iletişiminin tamamlayıcı bir unsuru olarak alternatif bir temsil mekanizması işlevini yerine getirebilir. Bölük-pörçük talep ve inisiyatifleri bir araya getirip, bütünleştirerek olumlu ve çözüm getirilebilecek bir siyasal kılıfa sokabilir. Yurttaşlara sağladığı demokratik katılım imkânı sayesinde, kamusal alan-devlet arasındaki ilişkilerin dayanacağı yeni demokratik normların yaratılmasına katkıda bulunabilir (Kabasakal, 2008: 75).
1. BÖLÜM
KONYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ’NİN ANALİZİ
(1990-1993)
1.1. 1990-1993 Yılları Arasında Konya’da Sivil Toplum Örgütlerinin Sayısal Verileri:
Toplumsal örgütlenme, dayanışma ve kurumların oluşumunda her toplumun kültürel değerleri (gelenek, töre, din, ahlak ve hukuk) temel bir işleve sahiptir. Türk toplumunun tarihsel ve toplumsal varoluşunda, sivil toplum örgütlerinin son derece önemli fonksiyonları olmuş ve toplumsal yaşamı derinden etkilemiştir.
Sivil topluma ilişkin teorik çalışmaların ortaya koyduğu, sivil toplum hareketlerinin sahip olması gereken gönüllülük, özerklik ve katılımcılığa açıklık gibi kriterler açısından Osmanlı vakıf uygulamalarının bir hayli gelişkin olduğu görülmektedir (Buluş, 2009: 34). Osmanlı dönemi Konya’sında esnaf, Selçuklular zamanındaki gibi, örgütlenmiş olarak faaliyette bulunuyordu. Esnafın örgütlü faaliyeti, bazı ufak değişikliklerine rağmen, XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıl sonlarına kadar devam etmiştir (Küçükdağ, 2004: 481).
Konya’da ve diğer Osmanlı beldelerinde, tekkenin küçüğü olan zaviyeler, ticari yönden önemsiz olan yollar üzerinde hayırseverler tarafından kurulurlardı. Bu zaviyelere tahsis edilen vakıfların gelirleriyle de gelip geçen yolcuların yeme ve barınma ihtiyaçları ücretsiz karşılanırdı. Ayrıca bu zaviyelerin öşürden muaf tutuldukları bilinmektedir (Küçükdağ, 2003: 171). Vakıflar, müstakil kurumlar olsalar da denetlenmektelerdi. Konya’daki bir vakfın mütevellisi ve veya sorumlularının, vakfın normal zamanlarda yani vakfın parası gereken yerlere sarfı durumu yokken paranın faizle işletilmemesinden kaynaklı gelir kaybının hesabı sorularak kadıya şikâyet edildikleri görülmektedir. Konya’daki bir vakfın mütevellisinden bir imam, vakfın hesapları görülürken vakfın parasını normal zamanlarda işletmemek suretiyle vakfı zarara uğratmakla suçlanmıştır (Tuş, 2001: 90-91).
19. yüzyılda Konya büyük ölçüde kendine yeten bir ekonomik hayata ve büyük ölçekli tarım ile üretim örgütlenmesi olmayan küçük ölçekli bir sınaî üretim yapısına sahipti. Buna karşılık Konya’nın, Cumhuriyet’ten önce özellikle özel girişimcilik