URVAT VE AFRÂ HĠKÂYESĠNĠN ÖZETĠ

Belgede AYYUKĠ ĠLE YUSUF-I MEDDAH’IN VARKA VE GÜLġAH MESNEVĠLERĠNĠN KARġILAġTIRILMASI (sayfa 79-84)

A. ESERLERĠ

II. URVAT VE AFRÂ HĠKÂYESĠNĠN ÖZETĠ

64

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ARAP, ĠRAN VE TÜRK EDEBĠYATINDA VARKA VE GÜLġÂH HĠKÂYELERĠNĠN KARġILAġTIRILMASI

I. URVAT B. HĠZÂM’IN HAYATI

Varka ve GülĢâh hikâyesi, Urvat ve Afrâ hikâyesi ile karĢılaĢtırıldığı zaman hemen hemen aynıdırlar; Varka ve GülĢâh hikâyesi, Urvat ve Afrâ hikâyesinden alındığını söyleyebiliriz. Urvat ve Afrâ hikâyesi X. yüzyıldan önce Urvat b. Hizâm tarafından yazılmıĢtır, aĢktan ölen ilk Azra Ģairidir. Bu hikâye ilk kez Ġran edebiyatında XI. yüzyılda Ayyukî tarafından Farsçaya mesnevî Ģeklinde çevirilir. Ayyukî yazdığı eserde kahramanların adlarını değiĢtirerek hikâyeye hamasî ve kahramanlık unsurlar katmaktadır.

Urvat ve Afrâ hikâyesi Türk edebiyatında ise ilk kez XIV. yüzyılda Yûsuf-ı Meddâh tarafından yazılır. Ancak Yûsuf-ı Meddâh eserini, Ayyukî‟nin eserini örnek alarak yazar.

Halife Osman (644-656) ve ilk Emevî halifesi Muaviye zamanında yaĢamıĢ olan talihsiz eski Arap Ģairi, Urvat b. Hizâm‟ın hayatı, en büyük Arap dil ve edebiyatı bilginlerinin anlattıkları maceralardan ibarettir80. ġair hakkında Al-agânî kitabında Ģu bilgiler verilmektedir:

“O „Urva b. Ḥizām b. Muhāṣir‟dir. (Bu son Ģahıs) Ḥizām b. Ẓabba b. Kubayr b.

„Uẕrā oğullarındandır. „Urva ilk islām Devri Ģairlerinden olup, aĢkın zelil düĢürüp öldürdüklerindendir. Amcası „Ġḳāl b. Muhāṣir‟in kızı „Afrā için yazdığı Ģiirlerden ve teĢbiblerinden baĢka Ģiir mâlûm değildir.81

65 olurlar. Ġkâl onların aĢkından haberdar olduğu zaman Urvat‟a, “Afrâ senin müstakbel eĢindir.” der. Urvat ve Afrâ büyüyünceye kadar böyle kalırlar. Urvat o zaman Hind bint Muhasir adlı halasından Afrâ‟yı istemeye gitmesini ister. Ġkâl kardeĢine, “Bundan kurtuluĢ yoktur. Urvat beğenilmeyecek insanlardan değildir ve bizim de ondan hoĢnutsuzluğumuz yoktur. Ancak zengin değildir ve acelesi de yoktur.” der.

Urvat bunu duyunca sevinip ruhu biraz sakinleĢir. Afrâ‟nın annesi, kızı için zengin birini ister ve bu yüzden Urvat hakkında iyi düĢünceler beslemez. Urvat kabilesinden zengin ve çok varlıklı bir adamın Afrâ‟yı istemekte olduğunu duyar. Amcasının yanına gidip Afrâ‟yı baĢka birine vermemesi için yalvarır. Amcası da ona acır ve Urvat‟ın sözünü kabul eder. Ancak Afrâ‟nın annesinin ağır bir mal istediğini söyler. Urvat ihtiyacı olan parayı temin etmek için Rey‟e gidip zengin kuzeninden yardım almaya karar verir. Amcası ve karısının yanına gelir, kararını onlara bildirir. Onlar bu kararı beğenirler ve Urvat dönünceye kadar Afrâ‟yı evlendirmeyeceklerine dâir söz verirler. Gideceği günün gecesinde de Afrâ‟nın yanına gider ve kabilenin kızları ile sabaha kadar oturup konuĢurlar.

Sonra Afrâ ve kabilesine veda eder. Halil b. Amir oğullarından iki genç yolda ona eĢlik ederler. Urvat yol boyunca Afrâ‟yı düĢündüğünden iki yoldaĢlarının söylediklerini birkaç kez tekrar edilmeden anlamaz. Kuzeninin yanına vardığı zaman hâlini ve oraya gelmesine sebep olan Ģeyi ona bildirir. Kuzeni ihsanlarda bulunur, ona mal, nimet ve yüz deve verir.

Urvat, onalrı alarak kabilesine döner.

Emeviler soyundan ġamlı zengin bir adam Benî Azra kabilesine gelir. Ġhsanlarda bulunur, deve kestirir ve ziyafet verir. Ġkâl‟in evine yakın bir yere yerleĢir. Afrâ‟yı gördüğü zaman beğinir ve babasından ister. Ġkâl özür dileyip “Onu, kendisinin dengi olan, kardeĢimin oğluna vereceğime söz verdim, onu baĢkasına vermeme imkân yoktur.” der.

ġamlı adam istediği kadar ona mal vereceğini söylese de Ġkâl yine kabul etmez. ġamlı, Afrâ‟nın annesinin yanına gider. Ona hediyeler verdiği ve malına karĢı bir arzu uyandırdığı için onu ikna edebilir. Afrâ‟nın annesi Ġkâl‟in yanına gidip kızlarını ġamlı adama vermeleri için ikna etmeye çalıĢır. Sonunda Ġkâl, “Kızımı istemek için bana gelirse, kabul ederim.”

der. Kadın bu haberi ġamlı adama iletir. ġamlı adam ertesi gün birkaç deve kestirir ve ziyafet verir. Afrâ‟nın babası dâhil kabilede olan herkesi ziyafete davet eder. Yemek yendikten sonra, tekrar Afrâ‟yı babasından ister. O da kabul edip onları evlendirir. ġamlı adam malları yollar, Afrâ da kendisine gönderilir. Afrâ bu duruma çok üzülür. Üç gün geçtikten sonra kocası ile ġam‟a doğru yola çıkar. Ġkâl, Urvat‟a verdiği sözden döndüğü

66 için utanır. Ona Afrâ‟nın öldüğünü söylemeye karar verir. Bu yüzden eski bir mezarı yenileyip düzeltir. Kabileden de Afrâ‟nın evlenmesini gizlemelerini ister. Urvat kabilesine döndüğünde Ġkâl ona Afrâ‟nın öldüğünü söyleyip onu yaptığı mezarın baĢına götürür.

Birkaç gün Urvat mezarın baĢına gidip orada periĢan bir hâlde oturur. Nihayet kabileden bir kız gelip ona gerçeği söyler. Bunun üzerine Urvat, ġam‟a doğru yola çıkar. Oraya vardığında Afrâ‟nın yaĢadığı yeri soruĢturur. Kendisine bildirilir ve yeri gösterilir. Afrâ‟nın kocasının yanına gider. Kendisini Adnanîlerden tanıtır ve onun misafiri olur. Birkaç gün geçtikten sonra cariyelerden birine yüzüğünü Afrâ‟ya vermesini ister. Cariye baĢta kabul etmez. Urvat ona Ģöyle der:

“O amcamın kızıdır; biz, birbirimiz için herkesten daha kıymetliyiz. Bu yüzüğü bardağına at, eğer sinirlenirse ona, misafirin senden önce sabah süt içti, belki ondan düĢmüĢtür, de.”

Cariye ona acıyıp söylediği Ģeyi yapar. Afrâ sütü içince yüzüğü görür ve tanır.

Cariyeden yüzüğün nereden geldiğini öğrendiğinde kocasına, misafirinin kuzeni olduğunu ve ondan utandığı için kendisini tanıtmadığını söyler. Afrâ‟nın kocası Urvat‟ı kendisini doğru tanıtmadığı için azarlar ve yanlarında kalmasını ister. Sonra Urvat ve Afrâ‟yı birbiriyle konuĢmaları için yalnız bırakır. Bir hizmetçiye onları uzaktan gözetlemesini ve konuĢmalarını ona iletmesini söyler. Urvat ve Afrâ sadece ayrılıktan Ģikâyet edip çektikleri acıları birbirlerine anlatırlar. Bu konuĢma uzun sürer ve Urvat hüngür hüngür ağlamaya baĢlar. Afrâ ona Ģarap getirir. Urvat, “Karnıma asla haram girmemiĢtir ve ben, ben olalıdan beri haram hiçbir Ģey yapmadım. Haramı helal etseydim, seninle yapardım. Benim dünyadan zevkim sensin ve sen yanımdan gitmiĢtin; senden sonra ben periĢan olup yaĢamıyordum. Bu soylu adam bana iyi davrandı, ondan utanıyorum. Burada kalamam.”

der. Afrâ ağlayıp oradan gider. Afrâ‟nın kocası gelince hizmetçi ona olup biteni anlatır.

Urvat‟ın gideceğinden haberdar olduğunda Afrâ‟nın gitmesine izin vermemesini ister. Afrâ da Urvat‟ın kabul etmediğini söyler. Böylece Zevci kendisi Urvat ile konuĢur. Ona, “Eğer istersen Afrâ‟yı seninle evlenmesi için boĢarım.” der. Ancak Urvat kabul etmez, iĢleri olduğunu ve dönmesi gerektiğini söyler. Eğer gücü kalırsa döneceğini belirtir. Bunun üzerine ona yol azığı hazırlayıp onu uğurlarlar. Urvat ıztırap çekerek ve periĢan bir hâlde

67 yoluna devam eder. Her bayıldığında kendine gelmesi için Afrâ‟nın ona verdiği örtü yüzüne örtülür82.

Urvat‟ın hayatının son kısmı kaynaklarda farklı anlatılmaktadır; Ahmet AteĢ makalesinde bu kısmın üç farklı anlatımını zikretmiĢtir83. Birincisinde Ģöyle anlatılır:

Urvat kabilesine varmaya üç gecelik yol kalıncaya kadar yoluna devam eder ve sonunda ölür. Afrâ, Urvat‟ın ölüm haberini duyunca çok ağlar ve birkaç gün geçtikten sonra o da ölür84.

Ġkincisi ise Ģöyledir:

Urvat, Afrâ‟nın yanından ayrıldıktan sonra, ona karĢı duyduğu aĢktan dolayı ölür.

Yanından bir takım atlılar geçer ve onu tanırlar. Bunlar Afrâ‟nın evinin yanına gelince, içlerinden biri Urvat‟ın öldüğünü bağırarak söyler. Afrâ, bu haberin gerçek olup olmadığını sorar. Onlar gerçek olduğunu söylediklerinde de Urvat‟ın mezarının nerede olduğunu sorar. Urvat‟ın mezarına gider ve üzerine kapanır. Sesi ona eĢlik edenleri korkutur. Yanına koĢarlar ve öldüğünü görürler. Afrâ‟yı Urvat‟ın yanına gömerler.

Üçüncüsü ise, Urvat‟ın ölümünü gözü ile gördüğünü iddia eden al-Numân b. BaĢîr adlı bir Ģahıs olayı Ģöyle anlatır:

“„Osmān b. „Affān (23-35/644-656 h.) (Bazı rivayetlere göre: Mu„avīya (41-60/661-680))85, beni zekât toplamak için, „Uzrā kabilesne göndermiĢti. DönüĢte ayrı bir çadır gördüm; orada yalnız deri ile kemikten ibaret kalmıĢ biri yatıyordu. Hazin bir sesle Ģiir okudu. (Sen „Urva mısın?) dediğim zaman, (Evet) dedi… Nihayet orada öldü. Cenaze namazını kılarak defnettim…

Ġbn Ḳutayba rivayetine devam ederek, „Afrā‟nın ölüm haberini duyunca, kocasından izin alıp kabilesinin kadınları ile beraber mezarına geldiğini ve orada öldüğünü

82 Bu kısım yazılırken Ģu kaynaklardan faydalanmıĢtır: Golâmhosein Golâmhoseinzâde v.dğr., “Berresî-yi Tatbîkî-“Berresî-yi Mezâmîn-i ÂĢıkane-“Berresî-yi Varka ve GolĢâh-ı Ayyukî bâ Asl-i Rivâyet-i Arabî”, Faslnâme-“Berresî-yi pejuheĢhâ-yi zebân ve edebiyât-i Farsî, No: 2, Tahran 2011, mukaddime kısmı, ss. 66-68; Zebihullah Safâ, Varka ve GolĢâh-ı Ayyukî, Tahran Üniversitesi Yayınları, Tahran 1964, mukaddime kısmı, ss. 10-12; AteĢ, a.g.m., ss. 9-13.

83 AteĢ, a.g.m., ss. 13-15.

84 AteĢ, a.g.m., s. 13.

85 AteĢ‟in adı geçen makalesinde Ģu dipnot düĢmüĢtür: “Belki hadise, Osman‟ın halife ve Muāviye‟nin ġam valisi bulunduğu sırada cereyan etmiĢtir.”

68 söylemektedir. Hatta bu hadiseyi duyan emevî hükümdarı Mu„aviye (Bu iki iyi insanın hvlini bilse idim, onları birleĢtirdim demiĢtir.”86

Golâmhosein Golâmhoseinzâde, Yahya Abid Sâleh Abid, Kübra RüĢenfekr ve Abulkasım Râdfer‟in birlikte yazdıkları makalede ise bu hikâyenin sonu Ģöyle biter:

Urvat kabilesine döndükten sonra vehimlenir. O kadar ki aynı zamanda diĢi devenin adı olan Afrâ‟nın adını duyduğunda hep bayılır. Urvat‟ın ailesi onu ünlü bir hekimin (Arâf El-Yemâme) yanına götürürler. Ancak iyileĢmez, sonra onu baĢka ünlü bir hekime (Arâf Hacer) götürürler, yine de iyileĢmez ve kabilelerine dönerler. Urvat gün geçtikçe daha kötü olup zayıflar. Halk ona ne kadar öğüt verirse de etkilenmez. Sonunda bir gün sevgilisinin ayrılığından ağlarken ah çekip can verir. Afrâ bu durumu öğrendiğinde kabilesine döner.

Urvat‟ın mezarının baĢında acı dolu bir ah çekip ölür. Afrâ‟yı Urvat‟ın yanına gömerler.

Sonra her birinin mezarının baĢında bir ağaç yeĢerir ve bu iki ağaç öyle birbirinin içine girer ki onları gören herkes ĢaĢırır87.

Zebihullah Safâ ise bu hikayeyinin sonunu Ģöyle yazar:

Urvat‟ın durumu, Ġbn-i Makhul (Arrâf Yemâme) ile karĢılaĢana kadar öyleydi. Ġbn-i Makhul, Urvat‟a hâlini sorar. Urvat ona, dertleri bilir misin diye sorar. O da evet der. Urvat o zaman Ģu beyitleri söyler:

َیث به َا ِه َض ي ٍل ج َّ

ِثلا َی ُخ ٌ ٌخ

ُةُّػَک یضَا بی یّوَػ يکل َّ

(Bende ne budalalık ne delilik vardır, yalnız benim yalancı bir amcam vardır.) يًِّاظ ِخَهبوَیلا ِفا ّؽَؼِل ُلُْهَا

ی َّاظ ىِا ک ًِبك ُتیجَطَل یٌ َز

(Yemâme falcısına “Beni iyileĢtir.” dedim, “Eğer beni iyileĢtirsen seni hekim bilirim.”)

هَا ًاعجکاَْك ذَك

بوًَّبَک بًربك ُؼ

ُْولبث بُِػِّػَلُی ُتیَِل ِداعَه

(Ah, ateĢ ile yanan ve parça parça ezilmiĢ ciğerime!)

َخ یهَػ ٌخجیؽه َکٌِه َأؽلػ َلا

ُتیؽه َکٌه ىاْكلالاّ ُْل كَزَك

(Ne Afrâ‟ya yakın olmakla huzur buldum ne yokluğunda teselli buldum…) يََِْلالا ّ ُّؽَکَه یللض َلا َخ یهَػ

ی ََِْی لا َّ يهبهأ ُتیؽَؿ َیاَُْ

86 AteĢ, a.g.m., ss. 14-15.

87 Golâmhoseinzâde v.dğr., a.g.m., s. 68.

69 (Ne arkamdan entrikalar çevrilmedi ne önümdeki aĢkı yaĢayabildim. AĢkımı da bir yabancı aldı.)

ًلا ِذّجَُ به ِکبكًَالا ِ ّللّا َْك بج

بِ زَجَوػَا به ّ

ُةٌَُْخ ِذبی ّؽلا يك

(Doğu yellerinin ardından güney yelleri esmeye devam ettiği sürece seni asla unutmam.)

کِػِل يًبه ـَزَل يًِّا َّ

َکاؽ ٌح ؿَُ

ُتیثَظ ِمبظِؼلا َّ يع ل ِخ َي یَث بَِل

(Seni anmak içime öyle bir ürperti getiriyor ki bu ürpertinin et ile kemik arasında akmasını hissediyorum.)

Urvat kabilesine varmaya üç gecelik yol kalıncaya kadar yoluna devam eder ve kabilesine varmadan ölür. Onun ölüm haberini Afrâ duyunca çok ağlar ve Ģu beyitleri söyler:

نُکس ی َّ َىُّْج ِسُولا ُتک ؽ لا بُِّیَا لاَا

ماؿز َيث َح َّ ؽُػ نُز یَؼًَ ٍّنَسِث

(Ey akrabalar kervanı! Yazıklar olsun size… Urvat bin Huzam‟ın ölüm haberi gerçek mi?)

یٌِر لاَك ؼَث َىبی زِللا ٌح ػَل َکَع

ِملاكث ٍخَجیَؿ يه اُْؼَخ َؼ لاّ

(Senden sonra gençlere ne lezzet kalsın ne de sağ bir dönüĢ!)

بؿ َيیّخ َؽُر لا يل بجَسلِل لُه َّ

ﺋ ًبث

ِملاُـِث ٍَُع ؼَث ٍدبز َؽَك لا َّ

(Hamilelere de söyleyin ki yok olacaklarını beklemesin… Bir oğlanın doğumu ile de bayram etmesinler.)

O kadar bu beyitleri tekrarlar ki birkaç gün sonra ölür88.

Belgede AYYUKĠ ĠLE YUSUF-I MEDDAH’IN VARKA VE GÜLġAH MESNEVĠLERĠNĠN KARġILAġTIRILMASI (sayfa 79-84)