Tahsis Edilemeyenler

Belgede İMAM İSNEVİ’NİN FIKIH USULÜ ANLAYIŞI (sayfa 180-183)

F. MUHASSIS ZAHİR OLMADIĞINDA UMÛMLA İSTİDLAL EDİLMESİ . 146

6) Tahsis Edilemeyenler

İsnevî, bazı has meselelerin aslında öyle olmasa da âmm haline getirilmesini bu başlık altında zikreder ve şöyle der: Bu konu ve sonrası babın sonuna kadar tam tersi olması gerekirken bazı muhassıs kılınanları içerir. İsnevî konuya sorulara cevaplarla başlar. Şöyle ki:

a) Eğer soru kendi başına umûmu ve hususu kast etmezse: Umûma örnek şudur:

Resulullah (s.a.v) yaş hurma ile kuru hurmanın takasını sordu. “Yaş olan kuruduğunda azalıyor mu?” Evet dediler “O halde takas olmaz.”721 Bu bütün yaş ürünlerin satışını kapsar. Hususta örnek: Birisi “deniz suyuyla abdest aldım”

dediğinde “Hayırlı olsun”722 demesi gibi. Âmidî: Bu bir başkasına cevaz verdiğine delalet etmez, çünkü kişi kendine has abdestini sordu o da cevapladı, lafız da umûmî değidlir. Belki bu hüküm Huzeyme’nin tek başına şahitliği723 gibi sadece o şahsa özeldir.724 İsnevî şöyle der: Bu kısımda bir kişinin, “yanımda ye”

demesi üzerine arkadaşının, “vallahi yemem” demesi gibidir. Bu yemini sadece o kişinin yanında yediğinde geçerli olur ve örfen bu sadece sorulan soruya karşılık verilmiştir.

719 İsnevî, Nihâyetü’s-sûl fî şerḥi Minhâcü’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl, c. 1, s. 535.

720 Âmidî, el-İhkâm Fî Usûli’l-Ahkâm, c. 2, s. 332.

721 Hâkim, “Büyû’”, 2266; Nesai, “İştira Temr bir Ruteb”, 6092.

722 İsnevî, Nihâyetü’s-sûl fî şerḥi Minhâcü’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl, c.1, s. 537.

723 Ahmed, “Şehade”, 21883; Hâkim, “Buyu’”, 2187.

724 Âmidî, el-İhkâm Fî Usûli’l-Ahkâm, c. 2, s. 237.

b) Eğer müstakil ise bakılır: Eğer müsavi ise söylenecek söz olmaz. Tahsis eden ise

“Ramazanda oruç bozana ne gerekir?” sorusunu sorana “Ramazanda cima yaparak oruç bozana kefaret gerekir” cevabı gibi ki, İsnevî muhasses (tahsis edilen) olması için şartlar gerektiği konusunda Râzî ile aynı görüştedir. ‘El-Mahsûl’ kitabında şöyle der: Bu ancak üç şartla caiz olur.

- Mezkûr olanda zikredilemeyen için tenbih olmalı.

- Soruyu soran müctehid olmalı.

- Soruyu soranın ictihadla meşgul olması maslahata zıt olmamalı.725 Eğer söz “Bir kişi köle satın aldıktan sonra çalıştırdığında kusurlu olduğunu görüp geri vermek istemesi hakkında sorulduğunda Peygamber’in (s.a.v) “gelir riske bağlıdır”726 demesi gibi daha âm olursa, lafzın umûmu mu alınır yoksa (Allah suyu temiz yarattı)727 olduğu gibi sebebin hususu mu alınır? Bunda kitabın konusu olan iki görüş vardır;

1) Doğrusunu Âmidî, Râzî ve Beydâvî728 aktarmışlardır. İbret lafzın umûmunadır. Bu nedenle sebebin hususu tahsis edilemez. Yani varid olan âm bu sebeple tahsis edilemez aksine umûm olan medlulü üzerine kalır. Sebebi biraz önce İsnevî’nin verdiği örnek gibi ister soru olur veya soru olmaz fark etmez.

İsnevî, Beydâvi’nin lafzın umûmundan ibrete olan gidişini sıhhatli bulmaz. Şöyle der: Musannif âm lafzın muktezasını lafzın şümullu oluşunu delil gösterir sebebin hususiyeti ona muaraza etmez; çünkü aralarında nefiy eden yoktur. Delili şudur: Eğer şari’ “Sebebi ile tahsis etmeden lafzı umûmuna hamletmeniz” gerekir deseydi caiz olurdu.

Eğer mütearız olsaydı tenkid edilebilirdi. Eğer mütearızı olmasa o halde umûma hamledilmesi gerekirdi. Muarızdan sâlim olan muktedanın âmili ile olur, ancak İsnevî muarız olmadan Beydâvi’nin delil göstermesine itiraz ederek şunu açıklar: Öncelik sebep sahibini genele delil kılmak vb olmalıdır.729

725 Râzî, el-Mahsûl Fî İlmi Usûli’l-Fıkh, c. 3, s. 124.

726 Ebû Davut, “Buyu’”, 3508.

727 Ahmet, “Necasetü’l Ma”, 1818.

728Âmidî, el-İhkâm Fî Usûli’l-Ahkâm, c. 2, s.239; Râzî, el-Mahsûl Fî İlmi Usûli’l-Fıkh, c. 3, s. 125; Beydâvî, Minhâcü’l-Vusûl İlâ ʽİlmi’l-Usûl, s.134.

729 İsnevî, Nihâyetü’s-sûl fî şerḥi Minhâcü’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl, c. 1, s. 539.

2) Mâlik, Ebû Sevr ve Müzenî, ibret sebebin hususunda olmalı dediler. İsnevî ise bu görüşü onlara nispet ederek şöyle der: Bazıları bunu Kafal’den naklettiler. İsnevî delillerini arz ederken birini aktarır ve görüşünü desteklemek için de Âmidî’nin görüşünün naklederek cevaplar: Şunları delil gösterirler: Râvinin naklinde bir faydası olmadığı için tahsis olmazsa şöyle cevap verilir: Bunun faydası, sebebi bilmek ve ictihad ile onu umûmdan çıkarmanın mümteni olması içindir, yani;

Kıyasla. Âmidî ve başkalarının naklettiği gibi o da icma ile caiz değildir.730 Çünkü dâhil olması kat’i’dir, diğerlerini aksine hüküm onu beyan etmektedir. Dühulu ise maznundur.

İmam Şâfiî’den Âmidî731 ve diğer cumhur şöyle naklederler: İbret sebep hususunda olur. ‘El-Burhân’da geçen İmam Harameyn el-Cüveyni’nin sözüne itimaden benim için doğru olan İmam Şâfiî’nin görüşüdür.732 ‘El-Mahsûl’de onu nakleder.733 İsnevî bunu suçlayarak şöyle der: İmam’ın sözü red edilmiştir, İmam Şâfiî (r.a.) sebebin hiçbir etkisi olmadığını yazar.734

İsnevî ‘et-Temhîd’ kitabında şöyle örnek verir: İbret lafzın tamamında olur. Eğer kişi münker olan bir yere davet edildiğinde kendisi yemin edip oraya gelmeyeceğini söylerse oradaki münker bitse dahi yemini devam eder. Bu Rafii’nin görüşüdür, der.735 Biraz önce de yazdığımız gibi İsnevî bazılarının âm’ı tahsis ettiği bazı nedenlerden bahseder. Fakat kendisi böyle yapmaz. O konuyu özetleyen şu soru ile başlar: İbret lafzın umûmunda mı yoksa sebebin hususunda mı? Meseledeki tartışma yerlerini açıklığa kavuşturarak izah eder. Her görüşü sahibine izafe etmekle birlikte her birinin delilini açıklar. İsnevî de cumhurun görüşlerini kabul eder, ibret lafzın umûmundadır sebebin hususunda değil. Daha sonra İsnevî, Beydâvi’nin bir görüşüne katılarak başka bir meseleyi yani mezhep ve ravî meselesini aktarır. İsnevî meseleyi izah ederek bunun umûmu tahsis etmediğini söyler. Âmidî ve İmam’ın doğruladığı gibi ‘El-Mahsûl’de de

730 Âmidî, el-İhkâm Fî Usûli’l-Ahkâm, c. 2, s.241.

731 Âmidî, el-İhkâm Fî Usûli’l-Ahkâm, c. 2, s.239.

732 Cüveynî, el-Burhân Fî Usûli’l-Fıkh, c. 1, s.372.

733 Râzî, el-Mahsûl Fî İlmi Usûli’l-Fıkh, c. 3, s.125.

734 İsnevî, Nihâyetü’s-sûl fî şerḥi Minhâcü’l-vüṣûl ilâ ʿilmi’l-uṣûl, c. 1, s. 540.

735 İsnevî, et-Temhîd Fî Tahrîci’l-Furûʽ Ale’l-Usûl, s. 417.

Şâfiî’den aktarır.736 Beydâvî konuyu aktarırken köpeğin dokunması ile ilgili bir hadisi de aktarır. İsnevî, musannifin örnek gösterdiği “Köpek bir kaba değdiği zaman kabı yedi kere yıkayın”737 hadisini Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğini ancak kendisinin üç kere yıkadığını bu nedenle onun mezhebini tercih etmediğini söyler. Çünkü sahâbenin sözü delil değildir. Sonra bu örneğin uygun düşmediği çünkü tahsisin umûmun ferî olduğu değerlendirmesini yapar. Yedi ve diğer sayıların medlüllerine nas olduklarını umûm olmadıklarını ve doğru örneği İbni Burhân’ın ‘Veciz’inde bulduğunu ifade eder. O da şu hadis-i şeriftir: “Kim dinini değiştirirse onu öldürün.”738 İbni Abbas (r.a) ise kadın mürted olursa öldürmeyin görüşündedir. Bu nedenle Ebû Hanife mürted kadını öldürmeyi men etmiştir.739

İsnevî rivayetine muhalefet etmeyen râvi’nin rivayetinin ve amelinin, bir delil olur da aksine davranmazsa, umûmu tahsis eder diyen grubun görüşlerini zikreder. Râvi bir delil ile umûma muhalefet edebilir. Eğer herhangi bir delil olmadan rivayetine muhalif davranmışsa rivayetinin kabulü açık bir fısktır. Eğer bir delile binaen muhalefet etmişse bu delil muhassistir. Ancak İsnevî, Beydâvi’nin cevabını delil göstererek buna açıklık getirir. İsnevî buna cevaben: “Belki delil olmadığı halde delil olduğunu zan ettiği bir şeyle muhalefet etmiştir. Onun zannını kınamak gerekmez ancak mutabakat etmeyişini de tahsis etmek gerekmez” der. İsnevî’nin eklediği açıklama, eğer râvi müctehid ise cevabına uyulur mukallid ise uyulmaz” şeklindedir.740

Belgede İMAM İSNEVİ’NİN FIKIH USULÜ ANLAYIŞI (sayfa 180-183)