• Sonuç bulunamadı

2. MODERNLEŞMENİN TÜRKİYE SİNEMASINDAKİ GÖRÜNÜMLERİ

3.2. Filmlerin Modernleşme Bağlamında Analizi

3.2.1. Kurbağalar

3.2.1.5. Kurbağalar Film Eleştirisi

3.2.1.5.2. Filme Yansıyan Anadolu Toplumu Zihinsel Yapısına Özgü

Temelinde bir değiş tokuş ekonomisi yatan potlaç düzeni bir örgütlenme biçimidir. Günümüz toplumlarının potlaçın da izlerini taşıyan modern ya da modern olmayan düzenler olduğunu belirten Adanır (2002, 12 s.), karşılıklı yükümlülük düzeninin evrensel bir kültür olduğunu ve bu kültürün çok zengin bir Anadolu versiyonu olduğunu belirtmektedir. Bu kolektif üretimde, üretim teknolojisi ve araçlarının yetersiz olduğu görülmektedir. Bu toplumların üretiminde avcılık, balıkçılık, göçebelik, hayvancılık, ilkel tarım, vb.nin çeşitli kombinasyonları bulunmaktadır. Filmsel anlatının karakterleri tarımla uğraşmakta, avcılık ve ilkel tarım yapmaktadırlar. “Mauss’a göre potlaç yaşamın bütün alanlarını: politik, hukuk, kültür, inanç, ahlak, üretim, tüketim, yükümlülük ve paylaşma vb. alanlarını kapsayan total bir olgudur. Bütün bu alanların hepsine egemen olansa: zihinseldir” (Adanır, 2004, 30 s.).

Potlaç kültüründe kolektifliğe birey feda edilmektedir. “Her şeyin kolektif bir anlam ve değere sahip olduğu karşılıklı yükümlülük kültüründe ben=bizdir. Kişi, birey anlayışı ‘yoktur’ ya da sahip olabileceği minimum (sıfır noktası) anlama sahip olabilir!” (Adanır, 2004, 34 s.). Bu yüzden Elmas evlendirilmek istenmekte, davranışları toplum düzeni ve devamı için bir tehdit oluşturmakta, Elmas’ın davranışları ve yaşamı kontrol altına alınmak istenmektedir. Elmas’ın toplumun geleneklerine, örf ve adetlerine uygun davranmayışıyla sorun başlamakta, kurallara her ne nedenle olursa olsun uymayan kişi, dışlanmakta ve başına gelecek şeylerden toplum mesul bulunmamakta, kolektif yaşama göre bütün sonuçları hazırlayan kendi olduğu için, bu durumun sebebi de kendisi olmaktadır. “Modern toplumlardakinin tersine potlaç düzeninde ahlak, örf ve geleneksel hukuk (töreler) tarafından belirlenmektedir. Örfe ve törelere uymamak ya da karşı gelmek her ne gerekçeyle olursa olsun toplum dışına itilmeyle sonuçlanabilir. Bu ise simgesel ya da fiziksel bir ölümle noktalanabilir” (Adanır, 2004, 34 s.). Büyüklere saygı duyulması ve onların sözlerinin dinlenmesi, ölünün arkasından okutulan mevlit, baş sağlığı dileme, ölünün gömülüşü, Elmas’ın dışlanmışlığı, Balkanlı Ali’nin sevdiğiyle birlikte olamayışı vb. şeyler bu töreler yüzündendir.

Balkanlı Ali’nin kurban bayramında Elmas’a hediye alması potlaç düzenindeki karşılıklı hediyeler verilmesiyle ilintilidir. Potlaçta alınan, mübadele edilen hediye, cansız bir madde niteliğinde değildir. Bu düzende nesnenin bir ruhu olduğu, hediye verenin bir parçası olduğu düşünülmektedir. Eğer bir insan bir başkasına hediye veriyorsa, bu o kişiye karşı duyduğu, saygı ve değerin ifadesi olarak görülmektedir. Balkanlı Ali’nin verdiği hediye bu anlamda Elmas’a verdiği değerin, sevgi ve saygının ifadesi görümündedir ki bu durum Elmas’ı mutlu etmeye yetmektedir. Hediye bırakılıp gidildiği takdirde hediye veren kişiye ait bir şeyler hediyede kalmaktadır. “Her armağan onu vermiş olanlardan bir şeyler taşır; bu şeyler, armağan başka birinin malı haline gelse dahi, yine de onun içinde kalır” (Sédillat, 1983, 18 s.). Veren el durumundaki kişi Balkanlı Ali’dir, hediyeyi kabul etmek Elmas’ı, alan el durumuna getirmekte, hediye veren kişinin etkisi altına girmeyi, hediyeyi almakla kabul etmiş olmaktadır.

Adanır, potlacı kapitalistleşme öncesindeki toplumların yaşam biçimi olarak tanımlamaktadır. Toplumsal yapılanma açısından armağan düzeni bir kan ve soy birliği üstüne oturmaktadır. Bu yükümlülük düzeninde herkes herkese karşı yükümlüdür. Bu düzen karşılıklı rızanın bir ürünü, yani kolektif bir değiş-tokuş düzenidir. Bu mübadele iki topluluğun bir araya geldiği düğün, nişan, sünnet, bayram, zafer vb. olaylarda gerçekleştirilmektedir (Adanır, 2004, 30 s.). “Senin elin çizilse benim yüreğim kanar, Seni bilirim gölgen ondan yana ya. Dört başı mamur bir düğün yapalım” diyen anne de potlaç törenini ifade etmektedir. Mauss (2006, 255 s.), daha fazlasıyla iade etmenin altında yatan nedenleri şöyle açıklamaktadır:“Yarış, rekabet, gösteriş, büyüklük ve menfaat arayışı; bunlar, bütün bu yapılanların altında yatan çeşitli nedenlerdir.” Türkiye’deki düğünlerin bir ziyafete dönüşmesi, gelen konukların ağırlanması, takılan altınlar, konukların, gelin ve damadın başına saçılan paralar ev sahibinin gösteriş için yaptığı hareketler olarak görülmektedir. Potlaç vermek, kabul etmek ve iade etmek yükümlülüğüne dayanmaktadır. Dört başı mamur bir düğün yapma isteği de rakibin ezilmesi, üstünlüğün ispatlanması, servetin tüketilerek onur, şeref ve şanın alınması esasına dayanmaktadır. Filmsel anlatıdaki düğün sahnesinde düğüne gidenler dönüşte aralarında konuşmaktadırlar. Düğüne köylülerden birinin gelmeyişi merak uyandırmakta, üstelik yadırganmaktadır. Çünkü bu düzende törene çağrılan kişiye

davete icap etmek düşmektedir. Potlaça göre (düğüne) davetli olanın gitmemesi, kötü bir işaret, haset kanıtı ya da kötü büyü olarak algılanabilmektedir. Bu düzende verileni reddetmek gibi şey söz konusu değildir. Çünkü bunun bedeli fazlasıyla ödenmek zorunda kalınmaktadır. Düğüne katılamayan köylünün gelmeme nedeni, kızı kendilerinin de istemeleridir ki bu normal karşılanmaktadır.

Anadolu toplumu zihniyet yapısına uygun olarak filme geleneksel durağan ekonomik anlayış yansımaktadır. Köy toplumundaki bu kişiler yaşamak için çalışmaktadırlar. Bu kişilerin çalışmaya karşı sevgi ve sempati beslemedikleri, iş hayatını karın doyurmak için katlanılması gereken bir süreç olarak algıladıkları görülmektedir. İş hayatı gibi bir kavramın bu bireylerin yaşamında olmadığı, bu yüzden çalışma hayatında hassas, dakik ya da belirli bir amaç ve bilinçle davranmadıkları, kazandıklarını kara çevirmedikleri görülmektedir. Ülgener (2006a, 270 s.) prekapitalist insanın geleceğe bakışını: yıl boyu monoton ve devri yani tarla işlerinde her yılın hazırlığı aynı ve tertibi bir öncekinin aynı olarak belirlemekte iken yıl üstü ve ötesinin belirsizliğinden bahsetmektedir. Bu yüzden ön hesaplar boş ve beyhude iken her yılın çözümü kendi içerisinde bulunmaktadır. Filmsel öyküdeki köylülerin bu yılı kurtarmaya çalıştıkları, yarını çok fazla düşünmedikleri, Ülgener’in tanımladığı ortaçağ insanı özellikleri taşıdıkları görülmektedir. Filmsel anlatının başında ölen Pehlivan’ın, ailesinin geçimini sağlayacak olan kurbağa dolu çuvalı bırakmadığı vurgulanmaktadır. Çünkü Pehlivan’ın elindekini çuval o günün rızkı olarak düşünülmektedir.

3.2.2. Bir Kadının Anatomisi