• Sonuç bulunamadı

2. MODERNLEŞMENİN TÜRKİYE SİNEMASINDAKİ GÖRÜNÜMLERİ

3.2. Filmlerin Modernleşme Bağlamında Analizi

3.2.1. Kurbağalar

3.2.1.3. Filmsel Anlatının Çözümlenmesi

3.2.1.3.2. Filmsel Anlatının Diyalogları

Filmsel anlatıda diyalogların, bir yandan köy toplumunun geleneksel yapısını ortaya çıkaracak, diğer yandan toplumdaki ahlakın ikiyüzlülüğünü ortaya koyacak şekilde yazıldığı görülmektedir. Tutucu ve kapalı toplum yapısındaki bireyler, bu toplumun üyeleri olarak bu yapıyı diyaloglarına taşımakta, kadın erkek eşitsizliği (dul bir kadına toplumun erkek egemen değerleriyle yapılan baskı), yeniye olan kapalılık, düzenin devamının önemi, ikiyüzlü ahlak anlayışı gibi kapalı toplum yapısına ait unsurlar diyaloglara yansımaktadır. Yönetmen, diyaloglarla köylünün zihniyet yapısını ortaya koymakta, onlara sıklıkla söylettiği cümlelerle geleneksel toplumun düşünce yapısını izleyicisine iletmekte, böylece toplumu kendi ikiyüzlülüğüyle yüzleştirmektedir.

Geleneksel toplumun özellikleri ve ikiyüzlü tavrı en net şekilde kadına bakış açısında ortaya çıkmaktadır. Örneğin Polinci, köylüsü olan çaresiz bir kadını korumak yerine, onun bu halini kullanmaya çalışmaktadır.

KÖYLÜ: Kime selam verdin be Polinci? POLİNCİ: Kime olacak? (Elmas’ı gösterir.) KÖYLÜ: Bugünlerde kendine fazlaca bakıyorsun?

Kadına yönelik cinsiyetçi tutumlar ve çift ahlaklı yapı Hüseyin’in diyaloglarında da ortaya çıkmaktadır. Elmas’ın köylüsüyle kavga etmesi sırasında Hüseyin’in Elmas’ı ayırmaya çalışırken göğsünden tutması üzerine bunu ifade etmekte, gece arkadaşları ile konuşmaları sırasında durum şöyle anlatılmaktadır:

ARKADAŞ: Nasıldı len anlatsana? Elin doldu mu ayva gibi? HÜSEYİN: Git lan.

ARKADAŞ: Lan anlatsana? Nasıl avuçladın? Mahsus yapmışsındır be! HÜSEYİN: Yok valla, kargaşada öyle oldu.

ARKADAŞ: Kıpkırmızı olmuşsun, alev gibi yakmış seni. Lan o da kaç aydır erkeksiz. Onun da canı çekmiştir be.

HÜSEYİN: Ya ben abla diyorum. Aklımdan bir şey geçmez.

ARKADAŞ: Peki şöyle hiç kıpırdamadı mı avuçladığında? Kıpırdadı mı yoksa? ARKADAŞ: Güzel kadın ama Allah aşkına di mi ha?

HÜSEYİN: Güzel kadın be! Ne dersen de, insan fena oluyor. Ateş basıyor sanki içini. Güzel kadın, hem de çok.

Elmas’ı gözetleyen ve tecavüze yeltenen Hüseyin, geleneklere uygun şekilde kardeşinin çeşme başında Antalyalı asker ile bakışmasından rahatsız olmakta, bu yüzden kardeşini dövmekte, “evden dışarı çıkmayacaksın” diyerek kardeşini baskı altına almaktadır. Hüseyin’in evdeki kadına ve dışarıdaki kadına bakış açısı farklılaşmaktadır. Ayrıca komşuları Hasan’ın eşi Havva ile birlikte olabilmektedir.

Köylüyle Elmas’ı çekiştiren Havva, evli olmasına rağmen köyün erkekleri ile birlikte olmakta, kendisine bakmadan Elmas’ın namusuna dil uzatmaktadır. “Böylelerinin kasıklarının ağrısı dinmez. Dul avrat eti tatlı olur derler ya. Yarın öbür gün bu bizim erkeklerimizin aklını çelmese bari. Ben dedim ya, bütün gözler bu yana bakar” demekte, diğer yandan köylülerle onun hakkında konuşmaktadır.

KÖYLÜ KADIN: Ali’yle uzun uzun konuştular. Gözleri hiç kimseyi görmüyordu. HAVVA: Dul kısmı baruta benzer. Yanacak ateş arar. Ali de şimdi ateş gibidir. Yedi senedir kadın yüzü görmemiştir zaten. Bacağını kaldıran kadın bir daha indirmez. KÖYLÜ KADIN: İndirmez ya.

Havva Elmas’a akıl verirken şöyle demektedir:

“Hüseyin seni kucakladığında nasıl oldu gördün mü? Kıpkırmızı kesildi, ateş çarptı sanki. Asker de başına vurmuş herhalde. Dul kaldım diye üzülme. Ohh!.. Tek başına ne rahat! Karışanın yok, görüşenin yok, başında erkek diye eli sopalı biri yok. Canının istediği zaman çeker gidersin kasabaya, canının istediği ile de konuşursun. Vallahi ben senin yerinde olsam kimseyi dinlemem. Dulluk demek bana göre yarı kızlık demektir. Kızlıkta kızlığın bozulacak korkusu, evlilikte koca korkusu. Dulluğun kıymetini bil.”

Havva’nın eşi Hasan ise karısını dövmekte, “Sen akıllanmazsın be. Azgın karısın. Seni ben bile doyuramadıktan sonra bilmem ne denir” diye kızmaktadır. Aynı Hasan, çeltikten dönen Elmas ile oğlunun yanına yaklaşarak şöyle söylemektedir: “Gardaş, bir şeye ihtiyacın olursa; mesela canın şeker meker çekerse

gel bana. Atçılık, eşekçilik oynarız. Sana para da veririm. Bir göz kırpsan yeter. Sen şimdi sinirlisindir de, istersen sinirlerini de yatıştırırım.” Ayrıca Hasan köyün kahvesinde Elmas ile ilgili düşüncelerini de diyaloglara dökmektedir. “Sudan bir çıktı, elbise yapışmış. Islak elbisenin içinde, anlayın yani. Bir de etrafa çalımlı, çalımlı bakmaz mı? Utandım bu erkek halimle. Sırtımı döndüm be! Bana bak hatuna da söyledim. Bir daha bu Elmas avradıyla görüşmeyeceksin diye.”

Örnek sayısı arttırılabilecek diyaloglardan bir diğeri de sıklıkla ifade edilen dul kadına bakış açısı olarak görülmektedir. Balkanlı Ali’nin annesi oğluna şöyle akıl vermektedir. “Bak kızanım, o Elmas geline fazla sokulma, dikkatli ol. Ne yılandır o, sen bilmezsin. Dul kadından hiç kimseye hayır gelmez. Hiç mi hiç güven olmaz. Zaten çeltik yolunda önüne gelen traktöre biniyormuş, herkes konuşuyor.” Aslında derdi, Elmas’ı oğlundan uzak tutmaktadır ancak bunu yaparken de Elmas’ı karalamaktadır. Elmas’a baş sağlığına giden köylü kadınlar da benzer dedikoduları yapmaktadırlar: “Daha genç, güzel kadın. Evlenir bu işin altından kalkar. Dul kadın eti güzel olur. Nereye baksa erkek; önü erkek, ardı erkek. En iyisi evlenip, başını bir yere bağlamak. Bu köyde dul başıyla yaşamak zor. Bütün erkeklerin gözü bu tarafa bakar.”

Gelişmemiş toplumlarda cinsiyet farkı iş bölümünü belirlemekte (Dönmezler, 1984, 345 s.) ve Elmas’ın çalışmasıyla ilgili farklı ağızlardan, benzer düşünceler (“Bir aydır erkek gibi çalışıyor”, “Ama o erkek işi yapıyor”, “Kadın kısmı kurbağa tutar mı?”, “Kurbağacılık kadın işi değil” vb.) duyulmaktadır: Filmsel anlatının diyaloglarında geleneksel toplunun özellikleri de ortaya konulmaktadır. Elmas’ın eşinin ölmesi üzerine köylülerden biri: “Ben askerde sıhhiye çavuşuydum. Böyle durumlarda komutan kireç döktürürdü” demekte, birdenbire olan bu ölümün sebebinin hastalık olduğunu düşünerek, ölünün çevresine kireç döküp insanları uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Geleneksel toplumlardaki cehalet ya da bilginin yanlış kullanımı diyaloglara yansımaktadır. Oysa Pehlivan’ın ölüm nedeni sırtından bıçaklanmadır. salgın bir hastalığı bulunmamaktadır. Durumu fark eden Elmas çuvalın kendilerine ait olmadığını söyleyip, çuvalın sahibinin katil olduğunu iddia etmekte, katil olduğunu düşündüğü köylüsünün kapısına giderek “Bu çuvalı götürüp hükümetin kapısına asacağım” diye bağırmakta, köylüsü Vehbi’yi tehdit etmektedir. Kanun ve yasaların çok da işlemediği, daha çok geleneksel kurallarla ilişkilerini

yürüten köylüler için hükümet korkulan, saygı duyulan bir merciidir. Böylece yönetmen hükümet, kanun, yasa gibi formal kanunlar ile informal kanunlar (örf, adet, gelenekler, deneme yanılma yoluyla öğrendikleri vb.) karşıtlığını oluşturmaktadır.

Filmsel anlatıda köy toplumunda, düzeni bozma ihtimali olan her şey reddedilmekte, dışlanmaktadır. “Yeni adet mi getireceksin bu köye?” denilerek eleştirilere tabii tutulan Elmas’ın da dulluğu ve davranışları akılları karıştırmakta, var olan düzenin bozulma ihtimali toplum için korkulan yan olmaktadır. Bu yüzden Elmas evlendirilmeye, başına bir erkek konulmaya çalışılmaktadır. Onun kendi başına çalışması dışlanmakta, hatta bu dışlama o kadar yüksek bir noktaya varmaktadır ki sonunda erkekler eşlerinin onunla konuşmalarını yasaklamakta, Elmas dışlandığı için de kötü kadınmış gibi davranışlara muhatap olmaktadır. Elmas, düzenin kurallarını kabul etse ve evlense herkes rahatlayacak, onu kendilerinden kabul edeceklerdir.

Çeltikte üstü ıslanan Elmas’ın bedenine yapışan kıyafeti de dedikodulara sebebiyet vermekte, ayrıca Elmas’ın erkek bakışının nesnesi durumuna gelmesine neden olmaktadır. Özellikle geleneksel toplumlarda, kadın bedeni yalnızca kadına ait değildir. Bu toplumlarda kadın bedeni bir yandan da topluma aittir. Toplum onun üzerinde baskı kurmakta, ahlaki değerlerle kadın bedenini kontrol etmekte, gerekirse de cezalandırmaktadır. Bu sürekli denetleme yüzünden kadının bütün davranışları gözetlenmektedir. Yine toplum kadına sahip çıkmak yerine, bu durumu “eğer ıslak çıkmasaydı kimse bakmazdı”, “eğer kurbağaya gitmeseydi kimse saldırmazdı”, “hak etti” gibi cümlelerle de onaylamaktadır.