1.2. Liberalizmin Temel İlkeleri

1.2.2. Özgürlük

Liberalizmle özdeşleşen kavramlardan biri olan özgürlük, diğer liberal değerlerle de bağlamsal bir ilişki içindedir. Bu yönüyle özgürlük, hem insan olmanın bir parçasıdır hem de aklı kullanabilmenin, rasyonel birey olmanın taşıyıcısıdır. Özgürlük kavramsal açıdan incelendiğinde, “bir şeyden özgür olmak” ve “bir şeye özgür olmak” şeklinde iki farklı anlama gelir (Toku, 2002: 217). Bir şeyden özgür olmak, bireysel bir boyut içerir. Bireyin, devletten ve toplumdan özerkleşmesi anlamına gelir. Bir şeye özgür olmak ise, bireyin herhangi bir davranışı yerine getirirken kısıtlanmamasıdır. Bu yönüyle bir şeyden özgür olmak, klasik liberalizm tarafından benimsenen negatif özgürlüğü; bir şeye özgür olmak ise, modern liberallerce kabul gören pozitif özgürlüğü niteler.

Negatif ve pozitif özgürlük, liberallerin özgürlüğü nasıl yorumladığıyla ilgilidir.

Bu yorumu belirleyen nitelik ise liberallerin, devlete ve topluma bakış açılarıdır.Negatif ve pozitif özgürlük yorumu, özgürlüğün ne olduğu/ olması gerektiği konusunda fikirlerin oluşmasına yardımcı olabilir. Bu bağlamda negatif özgürlük, genelde özgürlük ve zorlama arasındaki bağlantıyla açıklanır. Bireyin herhangi bir konuda belli bir davranışı yapıp yapmama konusunda zorlanmasının, özgürlüğü ortadan kaldırdığı varsayılır. Berlin (2007: 71) bir insanı zorlamanın, onu özgürlüğünden yoksun bırakmak anlamına geldiğini ve sosyal güçlerin baskısında kalan düşüncelerin ölü olduğunu belirtir. Yazara göre cebir, başka türlü hareket edebilecek imkâna sahipken, başka insanların bilinçli ve kasıtlı müdahalede bulunmasıdır (Berlin, 2007: 73). Negatif özgürlük anlayışına göreözgürlüğün karşıtı, zorlama olarak ele alınmaktadır. Özgürlüğe yapılan müdahale ise, keyfi bir nitelik taşıdığı gerekçesiyle eleştirilmektedir.

Zorlamanın olmadığı zamanda birey özgür olur mu ya da özgürlüğe müdahale edilebilir mi soruları, özgürlük tartışmalarında önemli bir yere sahiptir.Özgürlük, Hayek’e (2011: 31) göre başka birinin keyfi isteğinden bağımsız olmak; Çaha’ya göre (2010: 118) ise kişinin kendi kendisinin efendisi olmasıdır. Özgürlük medeni toplumsal, siyasal varoluşun vazgeçilmez esaslarındandır (Erdoğan, 2013: 27). Bu bağlamda özgürlük, bireyin kendisi hakkında karar verme yeteneğinin kabul edildiği bir hukusal ortamda gerçekleşmektedir. Özgürlük bireyin hukuksal olarak tanındığı ve devlete,

20 topluma göre konumlanmak zorunda olmadığı durumda, kendini gerçekleştirebilmesidir.

Kokesh’e (2014: 5) göreözgürlük sadece toplumun belirgin bir ideali değil, diğer kişilerin haklarına saygı gösterilmesini sağlayan ahlaki bir koddur. Bu yönüyle özgürlük, bireylerin birbirlerinin haklarına saygı duyulmasını sağladığı için ahlaki nitelik kazanmaktadır. Mack ve Gaus (2013: 124-128) özgürlüğü bağlamsal olarak ele almakta ve şu şekilde ifade etmektedirler:

- Özgürlük normatif olarak bireycidir.

- Başkalarının müdahalelerine karşı ahlaki talepte bulunabilme, özgürlük geleneğinin gereğidir.

- Bireyin özgürlüğü, politik veya yasal bir normdur.

- Birey ve birey haklarına saygı duymak aynı zamanda bireyin, başkalarının eşit özgürlüğünü ihlal etmeden kendisi dışındaki nesneler üzerindeki kontrolüne saygı duymayı gerektirir.

- Toplumsal düzenin bireylere, kolektif amaçlara bağlı olmasını ve boyun eğmesini önermesi, özgürlükle bağdaşmaz.

- Politik karar alıcıların merkezi planlama yapma yeteneğinin bilgisine sahip oldukları düşüncesi, özgürlükle ilişkilendirilemez.

- Özgürlük açısından zorun meşru bir güç olarak kullanımı, bireylerin haklı talepleri üzerindeki ihlalleri engellemek için olmalıdır.

- Kişisel özgürlük ve ekonomik özgürlük arasında bir ayrışma yoktur.

- Politik otoritenin yetki alanının genişlemesi durumunda, özgürlük meşruiyeti kınamayı ve baskıya karşı direnmeyi gerektirebilir.

Yazarların özgürlük yorumu incelendiğinde özgürlüğün, pek çok liberal değerin gerçekleşmesinde bir kod olarak ele alındığı gözlenmektedir. Bu yönüyle özgürlük bireyciliğin tamamlayıcısıdır. Her bireyin eşsiz bir değer olarak tanımlanmasında, özgürlüğe ihtiyaç duyulmaktadır. Normatif bireycilik anlayışı çerçevesinde bireyin kendisi ve hayatı üzerinde karar verebilmesinin mümkün olması, özgürlükle ilişkilendirilmektedir. Ancak söz konusu özgürlük, hem ekonomik hem siyasal hem de sosyal niteliktedir. Bu bağlamda bireyin ekonomik kararlarına müdahale edilmesi, özgürlüğün ortadan kaldırılması olarak yorumlanmaktadır. Ekonomiye müdahale ve

21 özgürlük arasında kurulan ilişki, klasik liberalizmin kendiliğinden düzen savunusu içerisinde yer almaktadır.

Devletin hukuksal sınırlarla yetki alanının belirlenmesi ve yetki alanının kısıtlanması, birey özgürlüğünün anahtarı olarak değerlendirilmiştir.Birey özgürlüğünün sağlanması hem diğer bireylere saygı gösterilmesini hem de özgürlüklerin korunmasını ifade etmektedir. Bu yönüyle devlet, birey özgürlüklerini korumak adına meşru güç kullanabilse de birey özgürlükleri aleyhine genişleyen devlet alanı, baskıya karşı direnmeyi gerekli kılabilir.

Özgürlük insanların, diğer insanlarla ilişkilerine atıfta bulunur. Özgürlük başkalarının müdahalelerine kapalı, bireyin teminat altına alınmış bir alana sahip olmasıdır (Hayek, 2011: 33). Bu bağlamda bireyler arasında eşit özgürlük ilkesinin var olduğu gözden kaçırılmamalıdır.Özgürlük her bireyin hakkıdır ve aynı zamanda özgürlük bireyin kendisi için faydalı olduğunu düşündüğü kararları alabilme ve uygulayabilme olanağına sahip olmaktır. Bu yönüyle özgür birey, toplumun bir parçası olmakla birlikte, toplumsallık içinde kaybolmamış bireydir. Birey ve toplum arasında dengenin kurulabilmesinin yolu ise liberalizme göre, yasalarla ifade edilen sınırların çizilmesini gerektirir. Yasalar, bireysel özgürlükleri güvence altına alırken aynı zamanda bireyin özel alanına ilişkin sınırları da belirleyebildiği ölçüde özgürlüğe katkı yapabilir.

Bireyin özel alanına ilişkin sınırları John Locke (2012: 45) aile içi ilişki, mülk yönetimi ve beden sağlığının korunması olarak değerlendirir. Söz konusu alanlarda birey, kendisi için hangi tercihin iyi olup olmadığına karar vermeye muktedirdir.

Bireyin karar verme sürecinde, yönlendirilmeye ihtiyacı yoktur. Bu nedenle de bireyin özel alanına yönelik devlet müdahalesi, bireysel özgürlüğü sınırlandırmak anlamına gelir.

Öz sahiplik ilkesini, insanın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiren Kokesh (2014: 5) de insanın kendinin, bedeninin ve işgücünün tek sahibi olduğunu, aksini iddia etmenin özgürlüğü ortadan kaldırdığını veya bireyi köleleştirdiğini iddia eder. Yazar bireysel özgürlüğü, insan benliğinden ayırmamaktadır. Bu bağlamda yazarın belirlediği özel alanlara saygı duyulması, hem ahlaki bir gereklilik hem de olması gerekendir.

Liberal özgürlük, bireyin devlet ve toplum tarafından sınırlandırılmadığı alanda doğar. Rand (2006: 163), bireyin emeğini elinden alan/ onu köleleştiren, aklının

22 özgürlüğünü sınırlandırmaya çalışan toplumun gerçek bir toplum olmadığını belirterek, böyle toplumların bireylerin birlikte varoluş değerlerini yok ettiğini savunur. Yazara göre barışçı, üretken ve akılcı bir toplum kurgusu ancak bireysel hakların kabul edilmesiyle mümkündür. Rand temel hak ve özgürlüklerin kabul gördüğü toplumları gerçek toplumlar olarak niteler. Gerçek toplumlarda özgürlüğün sınırlandırılması mümkün değildir. Çünkü yazara göre özgürlük, bireyin varoluş değeridir, dolayısıyla doğal haktır.

Özgürlüğün doğal hak olarak yorumlanması, liberalizmin en belirgin özelliklerinden biridir. Liberalizme göre özgürlük, devletten önce vardır ve ona bağlı değildir. Doğa durumundan siyasal topluma geçerken, doğal hakların –özgürlüğün- devlet tarafından korunması düşüncesiyle hareket edilmiştir. Liberal düşünce geleneğindeki düşünürler de özgürlük tanımlamalarını yaparken, genelde insanın, toplumun ve devletin doğasından yola çıkmıştır.

Spinoza özgürlüğü, düşünce ve duyguların kaynağını bilmek olarak nitelendirir.

Düşünce ve duygunun kaynağı ise, insanın kendi doğasını tanıması ve iyi-kötüyü birbirinden ayırmasıdır. Spinoza, insanın kendi aklını kullanabilmesi ile özgürlük arasında bağ kurarak aklın varoluş kaynağını siyasal düzene bağlar. Bu nedenle de devletin akıl yürütme özgürlüğünü güvence altına almasını ve korumasını savunur (Ağaoğulları, 2011: 463-471). Özgürlük ve akıl arasında bağ kuran düşünür, aklını kullanabilme yeteneğine sahip bireylerin özgür olabildiğini belirtir. Dolayısıyla kendi hakkında bilgiye sahip olmayan ve bu bilgi çerçevesinde davranmayan birey, özgür değildir.

Özgür birey kurgusunda devletin, doğal hakları garanti altına alması gereklidir.

Liberalizmin doğal hak kavramsallaştırmasında düşünce ve ifade özgürlüğünün ayrı bir yeri bulunmaktadır. Zira bireyin kendi hakkında bilgiye sahip olması ve bu bilgiyi kullanabilmesi düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında mümkün görünmektedir.

Liberalizme göre düşünce ve ifade özgürlüğü, özgürlüğün ilk şartıdır. John Stuart Mill (2008: 28), “Özgürlük Üzerine” adlı eserinde düşünce özgürlüğü üzerine önemli saptamalar yaparak insanın aklını hatalı kullanma ihtimali olduğu için aklı kullanmanın önüne mi geçilecektir sorusunu sorar. Liberalizme göre insan mükemmel bir varlık değildir, bu nedenle her zaman yanılabilir. Ancak insan rasyonel bir varlıktır ve hiç kimse onun adına “daha doğru” akıl yürütme yeteneğine sahip değildir. Bu nedenle

23 devletin bireyi yönlendirmesi, her zaman doğru/iyi sonuçlar doğurmayabilir. Aksine birey, faydasına olanı devletten daha iyi belirleme iradesine sahiptir.

Bireysel veya toplumsal doğru/iyi değerlerin oluşturulmasında yine düşünce ve ifade özgürlüğüne başvurmak gerekir. Mill (2008: 29) bir düşüncenin doğruluğunu varsaymak için, tam tersini söyleyen kişinin düşüncesini kanıtlama konusunda özgür olması gerektiğini belirtir. Bu bağlamda düşünce özgürlüğünü tamamlayan bir değer olarak ifade özgürlüğü önem kazanır. Mill düşünce özgürlüğünü, düşünsel mutluluğun zorunlu durumu olarak görür ve bu durumu ise dört temel nedene bağlar (Mill; 2008:

74): susturulan düşünce doğru olabilir, yanlış olsa da içinde hakikat barındırır, tartışılamaz sayılan düşüncenin zamanla önyargı haline gelebilir ve dogmatikleşebilir.

Mill faydacı teorisyenlerden biridir ve ona göre bireyin nihai amacı, mutluluktur.

Mutluluğun gerçekleşebilmesi için bireyin kendini ifade edebilmesi ve düşüncelerinin sınırlandırılmaması gerekir. Bu nedenle de düşünce ve ifade özgürlüğü, Mill için mutluluğu sağlama görevine hizmet eder. Düşüncelerin ifade edilememesi, bireysel özgürlüğü ortadan kaldırdığı gibi dogmatikleşme tehlikesini de barındırır. Bu tehlikenin önüne geçmek için, düşüncelerin kendisini ifade edebilmesi ve iyi/ doğru düşüncenin önceden belirlenmemiş olması gerekir. Bireysel özgürlüğün korunması için, bireye ilişkin konularda yetkinin, bireyde olması gerekir.

Bireyeyönelik hiçbir kısıtlama olmaması gerçekten özgürlüğü sağlayabilir mi? Ya da özgürlüğe kimi zamanlar müdahale edilebilir mi? soruları da özgürlük tartışmasının içerisinde yer almaktadır. Pozitif özgürlük anlayışının uzantısı konumunda olan bu sorulara, liberaller özgürlüğün sınırsız olmadığını belirterek başlamaktadır. Bu bağlamda Locke (2012: 67) devletin, bireye müdahale alanının belirlenmesi gerektiğini ifade ederek bu alanı;özel mülkiyet, toplumsal barış, refah ve dış güçlere karşı korunma olarak değerlendirir. Locke’un belirlediği sınırlar, klasik liberal teorinin devlete yüklediği görevleri de açıklar. Klasik liberalizme göre devlet, güvenlikle sınırlandırılmalı, diğer alanlarda karar verme yetkisi bireyde olmalıdır. Çünkü devletin müdahale alanı genişledikçe, bireysel özgürlüğün alanı daralmaktadır.

Devlete yüklenen görevler, güvenlik ve adalet olarak belirlenmiş olmakla birlikte, bireyin bazı davranışlara zorlanması da mümkün olabilmektedir. Bu bağlamda özgürlüğü sınırlandıran bireye yönelik zorlama ve bireyin denetimi, sadece başkasına gelecek zararı önlemek konusunda olabilir (Mill, 2008: 105; Bastiat, 2003: 44).

24 Özgürlük, başka bir bireye ve birey haklarına zarar verdiği durumda müdahale edilebilir niteliktedir. Çünkü liberal özgürlük anlayışı, tüm bireylerin eşit özgürlüğe sahip olduğu düşüncesinden yola çıkmaktadır. Tüm bireylerin eşit özgürlük haklarının korunmasında yapılan müdahale, yasal zeminde ve yine özgürlüğü korumak adına olmalıdır.

Özgürlük tartışmasının boyutlarından birini oluşturan devlet müdahalesi, sosyal liberalizm anlayışı çerçevesinde ve adaletin sağlanması konusunda olumlu bir nitelik taşımaktadır. Klasik liberalizmin aksine sosyal liberalizm, bölüşümde adaletin sağlanması görevini devlete yüklemektedir. Sosyal adaleti ahlaki bir ilke olarak gören sosyal liberalizm, aynı zamanda pozitif hukuk açısından demokrasinin olmazsa olmaz şartı; sosyolojik açıdan ise üretim ve bölüşümün topluma yayılarak, sosyal tabakalar arasındaki farkı azaltan bir değer olarak ele alır(Topakkaya, 2009: 97).Bu yönüyle devlet müdahalesi özgürlüğü ortadan kaldıran bir etken değil, özgürlüğe katkı yapan bir değerdir.

Özetle liberalizm, özgürlük felsefesidir (Çaha, 2010: 118). Özgürlük bireyin düşünce ve davranışlarında, kendi tercihleri doğrultusunda hareket edebilmesi ve bağımsızlaşabilmesidir. Bireyin kendi tercihleri doğrultusunda karar verme yeteneği ise, onun rasyonelliğinden kaynaklanır. Bu durumda özgürlük bireysel bir durumyaratır. Söz konusu bireysellik, bireyin toplumdan bağımsızlığını niteler. Özgür birey aynı zamanda sosyal bir varlık olduğundan ve toplumsallık içinde özgürlüğünün anlamı anlaşılabildiğinden, başkalarının haklarına da zarar vermemelidir.Bireylerin özgürlüğünün sağlanmasında ve korunmasında hukuksal sınırlara ihtiyaç duyan liberalizm, bu konudaki görevi sınırlı devlete yükler. Devlet keyfi ve kasti olarak birey özgürlüğünü sınırlandırmadığı takdirde, özgürlük var olabilecektir.

In document Türkiye'de 1980 sonrası yaşanan liberalleşme sürecinin siyasal ve sosyal etkileri (Page 33-38)