KENTSEL GELĐŞME ve KENTSEL RANTLAR: ANKARA ÖRNEĞĐ

292  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ KAMU YÖNETĐMĐ VE SĐYASET BĐLĐMĐ

(KENT VE ÇEVRE BĐLĐMLERĐ) ANABĐLĐM DALI

KENTSEL GELĐŞME ve KENTSEL RANTLAR:

ANKARA ÖRNEĞĐ

Doktora Tezi

Emel Akın

Ankara–2007

(2)

T.C.

ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ KAMU YÖNETĐMĐ VE SĐYASET BĐLĐMĐ

(KENT VE ÇEVRE BĐLĐMLERĐ) ANABĐLĐM DALI

KENTSEL GELĐŞME ve KENTSEL RANTLAR:

ANKARA ÖRNEĞĐ

Doktora Tezi

Emel Akın

Tez Danışmanı Prof. Dr. Can Hamamcı

Ankara–2007

(3)

Değerli katkıları, sabrı ve hoşgörüsü için Hocam Prof. Dr. Can Hamamcı’ya, her konuda verdiği destek için

eşime, yaşından daha büyük olan anlayışı ve hoşgörüsü için

oğluma sonsuz teşekkürlerimle.

(4)

ĐÇĐNDEKĐLER

ĐÇĐNDEKĐLER ………...ıv TABLOLAR.……….vıı ŞEMALAR………...vııı PLANLAR ……….……...vııı

GĐRĐŞ ... 1

BĐRĐNCĐ BÖLÜM TOPRAK RANTI, KENTSEL RANT VE MEKÂN ĐLĐŞKĐSĐ... 9

1.1. TOPRAK RANTININ KAVRAMSAL ÇERÇEVESĐ ... 13

1.1.1. Toprak Rantı Kavramı... 15

1.1.2. Toprak Rantı ve Mülkiyet Đlişkisi ... 19

1.1.2.1. Toprakta Özel Mülkiyet ve Toprak Rantının Çelişkili Rolü ... 22

1.1.3. Değer, Kullanım/ Değişim Değeri ve Toprağın Fiyatı ... 23

1.1.4. Toprak Rantı ve Sermaye Đlişkisi ... 27

1.2. KENTSEL TOPRAK ve RANT... 35

1.2.1. Kentsel Toprak ... 35

1.2.2. Kentsel Rant ve Konut Rantı... 36

1.2.2.1. Mutlak Rant ... 38

1.2.2.2. Farklılık Rantı (Diferansiyel Rant)... 38

1.2.2.3. Tekel Rantı ... 39

1.2.2.4. Yapılı Çevrede/Konutta (Değişim) Değer(i) ... 49

1.3. MEKÂN ÖRGÜTLENMESĐNDE SERMAYENĐN ve DEVLETĐN ROLÜ... 55

1.3.1. Mekân Üretiminde Sermayenin Rolü... 57

1.3.2. Mekân Örgütlenmesinde Devletin Rolü... 66

1.3.2.1. Mekân Örgütlenmesinde Bir Devlet Müdahalesi Olarak Planlamanın Etkisi ... 71

1.4. DEĞERLENDĐRME... 76

(5)

ĐKĐNCĐ BÖLÜM

TÜRKĐYE KENTLERĐNĐN MEKÂNSAL GELĐŞĐMĐNDE DEVLET MÜDAHALESĐ ve KENTSEL RANTLAR ... 83 2.1. 1923–1954 ARASI ... 85 2.1.1. Sosyo-Ekonomik Panorama ... 85 2.1.2. Mekân Örgütlenmesinde Devlet Müdahaleleri < > (Đlk Birikim Sürecinde)

Kentsel Rantlar ... 93 2.2. 1954–1980 ARASI ... 101 2.2.1. Sosyo-Ekonomik Panorama ... 101 2.2.2. Mekân Örgütlenmesinde Devlet Müdahaleleri < > (Sınaî Birikim Sürecinde) Kentsel Rantlar... 109 2.3. 1980’DEN GÜNÜMÜZE ... 119 2.3.1. Sosyo-Ekonomik Panorama ... 119 2.3.2. Mekân Örgütlenmesinde Devlet Müdahaleleri < > (Rant Ekonomisinde) Kentsel Rantlar ... 131 2.4. DEĞERLENDĐRME... 148

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ANKARA'DA KENTSEL GELĐŞME: 1923’DEN GÜNÜMÜZE ... 155 3.1. 1923–1954 ARASI: HIZLI MEKÂNSAL YAYILMA ilk birikim sürecinde rant

... 157 3.1.1. 1923–1954 Ankara’nın Planlama Gelişimi-Đmar Hareketleri ... 157 3.1.2. 1923–1954 Ankara'da Konut Alanlarının Gelişimi ... 164 3.2. 1954–1980 ARASI: DOĞAÇLAMA MEKÂNLAR sınaî birikim sürecinde kentsel rant

... 176 3.2.1. 1954–1980 Ankara'nın Planlama Gelişimi-Đmar Hareketleri ... 176 3.2.2. 1954–1980 Ankara'da Konut Alanlarının Gelişimi ... 183 3.3. 1980’DEN GÜNÜMÜZEKENTTE BÜYÜME ve

DÖNÜŞÜM rant ekonomisinde kentsel rant

... 189 3.3.1. 1980’den Günümüze Ankara’nın Planlama Gelişimi-Đmar Hareketleri... 189 3.3.2. 1980’ten Günümüze Ankara’da Konut Alanlarının Gelişimi... 201

(6)

3.3.2.1. Eskişehir Yolu Koridoru Kentsel Gelişim Alanı: Ümitköy- Çukurambar ... 229

3.3.2.1.1. Eskişehir Yolu Üzerinde Yeni Konut Alanları... 231

3.3.2.1.2. Aynı Gelişme Aksında Đki Farklı Doku: Çayyolu ve Çukurambar ... 239

3.4. DEĞERLENDĐRME... 254

SONUÇ... 265

KAYNAKÇA ... 273 ÖZET

ABSTRACT

(7)

TABLOLAR

TABLO 1: Türkiye Ekonomisinde Büyümenin Dönemlenmesi, 1923–1946 …………...87

TABLO 2: Milli Hâsıla Đçinde Ana Sektörlerin Payları, 1927 ve 1938 (%)……...88

TABLO 3: 1940–1945 Yılları Arasında Tarım ve Sınaî Üretim Đndeksleri …………...90

TABLO 4: 1947- 1953 Yılları Arasında Türkiye’ye Verilen Paralar (Milyon Dolar) ………..91

TABLO 5: 1950- 1960 Yılları Arasında Đthalat Oranları (%) ………...103

TABLO 6: Plan Dönemlerine Göre Büyüme Hızları, 1963-1983 (%) ……….104

TABLO 7: Dönemler Đtibariyle Ana Sektörlerde Sabit Sermaye Yatırımlarının Dağılımı, 1948-1979 (%, 1990 Fiyatlarıyla) ………...106

TABLO 8: Dönemler Đtibariyle Ana Sektörlerde Sabit Sermaye Yatırımlarının artış Oranları………..………..106

TABLO 9: Yapı Đzin Belgelerine Göre Türkiye’de Konut Sayısı, 1954-1980 ……...115

TABLO 10: Türkiye’de Kır ve Kent Nüfusu, 1960 – 1990 ……….116

TABLO 11: Türkiye’de Gecekondu Sayısı, 1955-1967………...117

TABLO 12: Dönemler Đtibariyle Ana Sektörlerde Sabit Sermaye Yatırımlarının Dağılımı, 1980-2003 (%, 1990 Fiyatlarıyla) ………..126

TABLO 13: Dönemler Đtibariyle Ana Sektörlerde Sabit Sermaye Yatırımlarının Artış Oranları, 1980-2003 (%, 1990 Fiyatlarıyla) ………..126

TABLO 14: Ana Sektörlerde Sabit Sermaye Yatırımlarının (Kamu-Özel) Dağılımı, 1960-2004 (%, 1988 Fiyatlarıyla) ………..128

TABLO 15: Yabancı Sermaye Yatırımları, 1980-2002 ………..130

TABLO 16: TOKĐ’nin Verdiği Konut Kredilerinin Kentlere Göre Dağılımı, 1984-2006 ………...136

TABLO 17: Yapı Đzin Belgelerine Göre Türkiye’de Konut Sayısı, 1980-2004 …………..140

TABLO 18: Bankaların Verdiği Konut Kredileri (Milyar TL), 1997-2004 ……….141

TABLO 19: 1909–1927 Yılları Arasında Ankara'daki Yapıların Sayısal Dökümü …...166

TABLO 20: 1935 Yılında Ankara'daki Yapıların Kullanım Nitelikleri ve Semtlere Göre Dağılımı ………..169

TABLO 21: 1935 Yılında Ankara'daki Yapıların Sayısı ve Semtlere Göre Dağılımı …....170

(8)

TABLO 22: Yapı Đzinlerine Göre Ankara'da Konut Sayısı, 1954–1980 ………...185

TABLO 23: Yapı Đzinlerine Göre Ankara’da Konut Sayısı, 1985-2003 ………...202

ŞEMALAR Şema 1: Sermayenin Dolaşım Şeması ………....61

Şema 2: Kapitalist Üretim Sistemi Đçerisinde Yapılı Çevre Üretiminde Rant, Sermaye ve Devlet Müdahalesi Đlişkisi ………81

Şema 3: Eskişehir Yolu Üzerinde Yeni Konut Alanları ………...232

Şema 4: Ümitköy-Çayyolu Konut Alanı ………..242

Şema 5: 1923–1954 Ankara’sında Konut Alanları-Hızlı Mekânsal Yayılma ………..262

Şema 6: 1954–1980 Ankara’sında Konut Alanları-Doğaçlama Mekânlar ………..263

Şema 7: 1980’den Günümüze Ankara’da Konut Alanları – Büyüme ve Dönüşüm ……....264

PLANLAR Plan 1: Jansen Đmar Planı ……….161

Plan 2: Yücel-Uybadin Nazım Đmar Planı ………....177

Plan 3: Ankara Arazi Kullanımı, 1970’li Yıllar ……….. 181

Plan 4: Ankara 1990 Nazım Planı ………. ………..182

Plan 5: Ankara Arazi Kullanım Planı, 1997 ……….191

Plan 6: Ankara 2015 Yapısal Plan Şeması ………...193

Plan 7: Ankara 2025 Nazım Planı ………....195

Plan 8: Güneybatı Ankara Nazım Planı ………...198

Plan 9: Dikmen Vadisi Çevre Düzenleme Projesi ………....213

Plan 10: Protokol Yolu-Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi ………....218

(9)

GĐRĐŞ

Kentsel gelişme teknik, ekonomik, kültürel, teknolojik ve emeğin yeniden üretimi süreçlerinin iç içe girdiği toplumsal bir olgudur. Bu nedenle karmaşık ve çoklu ilişkileri barındırır. Günümüz kentlerinde, kentsel topraklar, dolayısıyla toprak rantı üzerindeki çatışmalar kentsel gelişme sürecinin ayrılmaz bir parçası durumundadır. Bunun yanı sıra, sermaye birikim süreci ile ilişkisi, birikim sürecindeki ve mekânsal yapılanmadaki etkisi, toprak rantının tartışılmasını önemli kılmaktadır. Rantın incelenmesi, farklı kentsel gelişme çözümlemelerinin yapılabilmesi, konut piyasasının hareket yasalarının anlaşılması, kentsel politikalara zemin oluşturabilmesi açısından yeni bakış açıları oluşturabilir.

Toprak rantı, kapitalist üretim sistemi içerisinde önemli ekonomik, sosyal ve teknik sonuçlar doğurmaktadır. Kapitalist sistem, sürekliliğini sağlamak için kentsel gelişmeye ihtiyaç duyar/onunla var olur. Kapitalist sistem ve rant arasındaki diyalektik ilişki kentsel mekânsal yapılanmaların üzerinde etkili olur.

Bu nedenle, rantın kentsel gelişme dinamikleri çerçevesinde analizinin yapılması önemlidir.

(10)

Günümüzde kentsel toprak rantına ilişkin kuramsal tartışmalar devam etmektedir. Kentsel rant hakkında farklı yorumlara yapılmakla birlikte, genel bir toprak kuramı oluşturulma arayışı sınırlıdır. Ülkemizde kentsel rant ya da toprak rantına yönelik çalışmalarının sayısı, ne yazık ki, azdır. Rantın karmaşık ve nicel olarak tanımlanamayan yapısı rant çalışmalarını zorlaştırmaktadır.

Özellikle son yıllarda kentsel rant 1980 sonrası politikalarla ilişkilendirilmekte, kentsel rantların kent mekânlarında bu dönemden sonra belirleyici olduğu öne sürülmektedir. Oysa kapitalist sistem içerisindeki varlığı, rantın mekân üzerindeki etkisini sürekli kılar. Kentsel rantların mekândaki etkilerini alt ve üst süreçlerden bağımsız olarak yorumlamak kent, konut ya da mekân konusunda yetersiz ve tek yanlı çözümlemelere neden olacaktır. Kentsel rantların kentsel gelişme üzerindeki etkilerini bir süreç olarak ve toplumsal ilişkiler temelinde değerlendirecek çalışmalara gereksinim vardır. Bu nedenle, bu tez kentsel rantların kent mekânına etkisini, toplumsal değişim sürecinde sermaye birikim süreçleri ile ilişkilendirerek çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Toprak rantı, sadece ekonomik anlamda yapılan bir ödeme olmanın ötesinde, toplumsal ilişkilerin bir ürünüdür. Aynı zamanda, kentsel gelişme, yani mekân üretimi, toplumsal bir olgu olduğu için mekân bileşenleri ve yapılı çevre öğeleri, birbirlerinden ve sistemin bütününden bağımsız olarak incelenemez. Toprak rantı da, kentsel mekânın üretiminde önemli bileşenlerden birisi olarak, içinde

(11)

bulunduğu ekonomik, toplumsal ve kültürel bağlamdan bağımsız ele alınamaz.

Aynı şekilde, kentsel gelişme de rant göz ardı edilerek incelenemez ve hatta tanımlanamaz/planlanamaz. Bu tez, rantın oluşum süreçleri, yapay kıtlığın yaratılması yoluyla kentsel alanların genişlemesi ve rantların oluşumu arasındaki ilişkiyi süreklilik, bütünlük ve diğer değişkenlerle bağıntısı temelinde irdelemeyi hedeflemektedir.

Buradaki temel önermemiz; kentlerimizin kentsel rant temelinde ve belli dönemlerle ayrışan farklı mekânsal biçimlenmeler/değişimler göstermekte olduğu ve bu olgunun kapitalist üretim sistemi içerisinde sermayenin dolaşımı ve devlet müdahaleleri ile açıklanabileceğidir.

Toprak rantı kentsel gelişme/büyüme ve toplumsal süreçlerde etkin bir role sahiptir. Toprak ve sermaye birikim süreci arasında çelişkili bir ilişki söz konusudur. Bir meta olarak toprak, bir sermaye biçimine dönüşmekte ve sermayenin dolaşımına olanak sağlamaktadır. Toprak pazarları yoluyla sermayenin dolaşımı, artı-değer üretimi ile bağlantılı olarak emek gücünün düzenlenmesinde ve kâr oranlarının dengelenmesinde etkin rol oynar.

Sermayenin toprağa veya toprak aracılığıyla akışı, toprak mülkiyeti aracılığıyla ve rantın oluşumu ile gerçekleşmektedir. Öte yandan, toprak sahiplerinin (salt mülkiyet sahipliği nedeniyle, üretime katkıda bulunmadan) elde ettiği bir gelir olarak rantın sermaye birikim sürecine olumlu/olumsuz etkisi olmaktadır.

(12)

Dolayısıyla, rant ilişkisi birikim sürecinin hareket yasaları ile kurulur. Birikimin biçimi ise toplumun üretim/mülkiyet ve bölüşüm ilişkileri ile belirlenir. Tam bu noktada gelişmiş kapitalist bir ülkenin kentsel gelişim süreci ile bağımlı kapitalist bir ülkenin kentsel gelişim süreci arasında bir fark olup olmadığı sorulabilir.

Ancak bu sorunun yanıtı ayrı bir çalışmanın konusudur. Yukarıdaki önermemiz, tezin çıkış noktasına bağlı olarak, Türkiye’deki kentlerin mekânsal yapı değişimlerini ülke genelinde ve tarihsel süreç içerisinde ele almayı gerektirmektedir.

Kentler sürekli devinim içerisindedir, bu devinim sırasında kent mekânları kimi zaman nicel kimi zaman nitel farklılıklar gösterir. Bu farklılaşmanın kaynaklarının saptanması kentsel gelişmeye yönelik pek çok soruya ipucu olabilir. Kapitalizmin toplam döngüsü içerisinde devlet müdahalelerinin nedeninin ve niteliğinin saptanması, mekânsal gelişim sürecinin dinamiklerini anlamaya yardımcı olabilir. Sermayenin dolaşım süreci içerisinde sermaye-toprak ilişkisini anlamak, yapılı çevre üretimindeki çatışmaların analizi için önemlidir.

Önermenin birden fazla değişkeni içermesi, konunun bir bütün olarak ele alınmasını ve rant-sermaye ve devlet ilişkisinin kurulmasını gerektirmektedir.

Bu tez çalışması şu hipotezi ortaya atmaktadır: Rantın varlığı, mekânın örgütlenmesi ve kapitalist gelişme üzerinde çeşitli denetim biçimlerini zorunlu kılar. Sermayenin talebi doğrultusunda devlet müdahaleleri, mekânın örgütlenmesinde belirleyici olur.

(13)

Tezin ilk bölümü rant ve mekân kavramlarının kuramsal çatısını oluşturmaya yöneliktir. Kentsel gelişmenin bir bütün olarak anlaşılmasında, kapitalist üretim sistemi içerisinde artı-değerin bir parçası olan rantın ortaya çıkışını anlamak önemlidir. Bu nedenle, toprak rantının kavramsal çerçevesi içerisinde rant kuramlarına yer verilmiştir. Ardından, kentsel rant ve mekân üretimi süreci sermaye-toprak (mülkiyet) ilişkisi ve devlet müdahalesinin bütünlüğünde ele alınmaktadır.

İkinci Bölüm, Türkiye kentlerinin mekânsal örgütlenmesinde devlet müdahalelerinin etkisini araştırmaktadır. Bu incelemede öncelikle sermaye birikim süreçleri temelinde sosyo-ekonomik panorama verilmektedir. Ardından, kentleri doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilecek devlet uygulamalarına yer verilmekte ve bunların sonuçlarının kentsel rantlarla ilişkisi saptanmaya çalışılmaktadır. Mekân örgütlenmesinde rantın varlığı/etkisi ve rant ilişkisinin birikim sürecinin dinamiği içinde kurulması, sermayenin ve devletin mekân örgütlenmesindeki rolünün incelenmesini gerektirmektedir. Bu rolün çözümlenebilmesi, devlet ve sermaye birikim biçimi arasındaki ilişkinin ele alınmasını, dolayısıyla mekân örgütlenmesinin sermaye birikim süreci temelinde irdelenmesini zorunlu kılar. Böyle bir irdeleme, devlet müdahalesinin sermaye birikim biçimine göre değiştiğini ve bu müdahalelerin kentsel rantların dağılımını ve yapılı çevreyi etkilediğini göstermek açısından önemlidir. Tersten gidilecek olursa, böyle bir irdeleme, kentsel rantların oluşum ve paylaşım sürecini

(14)

ve mekânsal değişimleri etkileyen devlet müdahalelerinin nedenini/

biçimini/boyutunu görmek açısından önemlidir. Bu bağlamda, Cumhuriyet Döneminden günümüze kadar ülkenin sosyo-ekonomik yapısında sermaye birikim süreçlerini temel alan bir dönemlemeye gidilmiştir.

Konunun tarihsel süreç içerisinde ele alınması, incelemenin Cumhuriyet Döneminden başlatılmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin ekonomik tarihi, ekonomi politikalardaki farklılıklar ve değişen sermaye birikim süreçleri bakımından alt-bölümlere ayrılmaktadır. Bu bölümleme, genel olarak 1923–1929, 1930–1939, 1940–1945, 1946–1953, 1954–1961, 1962–1979 ve 1980’den günümüze şeklinde yapılmaktadır.1 Türkiye ekonomisinde 1960 (geçiş başlangıç tarihi 1954) ve 1980 tarihleri sermaye birikimi süreçlerinin değiştiği iki önemli tarihtir. Bu süreçlere koşut olarak devletin kentsel gelişme üzerindeki müdahalesi ve kentsel rantlara olan yaklaşımı da değişmiştir. 1954 yılından itibaren sınaî birikim sürecinin başlamasıyla kentsel rantların sınaî birikime bir engel olarak görüldüğü ve görece denetim altına alınmaya çalışıldığı, tüm kaynakların sınaî birikime yöneltildiği, planlama aracılığıyla spekülasyonun engellenmeye çalışıldığı (başarılı olmasa da) bir dönem yaşanmıştır. Öte yandan, 1980

1 Korkut Boratav, Türkiye Đktisat Tarihi: 1908-1985, Gerçek Yay., Ankara, 1988. Yakup Kepenek ve Nurhan Yentürk, bu bölümlemeyi, 1930-45, 1945-60, 1960-80 ve 1980 sonrası olarak (Yakup Kepenek, Nurhan Yentürk, Türkiye Ekonomisi, Remzi Kitabevi, Đst., 2003); Gülten Kazgan kendi içlerinde alt bölümlere ayırmak kaydıyla 1923-47, 1947-75, 1975-79 ve 1980 sonrası olarak (Gülten Kazgan, Tanzimat’tan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, Altın Kitaplar, Đst. 1999.) yapmaktadır.

Sermaye birikim biçimlerinin dönemleri için Korkut Boratav ve Haldun Gülalp’ın dönemleme tarihleri kabul edilmiştir. Haldun Gülalp, Kapitalizm, Sınıflar ve Devlet, Belge Yay., Đstanbul, 1993.

(15)

sonrasında dışa yönelimli ve sermayenin dolaşımını hızlandıran, üretken sermaye yerine finans kapitale ağırlık veren yeni bir birikim biçimine geçilmesi ile kentsel rantlar ön plana çıkarılmış, sermaye birikimini kentsel rantlar aracılığıyla destekleyen yeni müdahaleler yapılmıştır.

1960 yılı yeni bir sermaye birikim biçiminin resmi olarak yürürlüğe konulduğu tarih olmakla birlikte, bu sürece geçiş 1954 yılında başlamıştır. Bu nedenle, bir dönem başlangıcı olarak 1960 yerine 1954 yılı kabul edilmiştir. 1954 yılı öncesinde ülkede farklı sosyo-ekonomik politikalar uygulansa da, sermaye birikim sürecinde ve sınıfsal yapılanmada değişiklik olmadığı için 1923–1954 arası, tek tarihsel aralıkta toplanmıştır.

Bu bağlamda, İkinci Bölümün inceleme dönemleri:

1923–1954 arası (ticari birikim süreci),

1954–1980 (sınaî birikim süreci) ve

1980’den günümüze (dışa dönük birikim süreci) olarak yapılmıştır.

Tezin Üçüncü Bölümü, mekânsal gelişme sürecini Ankara özelinde incelemeye çalışmaktadır. Ankara’nın seçilmesi rastlantısal değildir. Cumhuriyet Döneminin planlama uygulamaları öncelikle Ankara’da başlamış, imar yasaları başlangıçta sadece Ankara için çıkartılmış, Ankara’nın tüm kentlere örnek olması istenmiş, gecekondu alanları ilk kez Ankara’da görülmüş ve bunlara koşut olarak arsa

(16)

spekülasyonu ilk kez Ankara’da gerçekleşmiştir. Kısaca, yeni bir yapılanma içerisinde olan ülkede, devlet müdahalelerinin ve imar uygulamalarının yapıldığı ilk kenttir Ankara. Üçüncü Bölümdeki inceleme iki aşamada yapılmaktadır.

Öncelikle kentin planlama ve imar gelişimi süreci irdelenmekte, ardından konut alanlarının gelişim süreci ele alınmaktadır. Konut alanlarının kentsel gelişmedeki öncü ve belirleyici rolü açıktır. Bununla birlikte, mekânsal gelişme sürecinin ve kentsel rant kavramının yelpazesinin geniş olması nedeniyle inceleme konut alanları ile sınırlı tutulmuştur. Bu bölümde sermaye ve devlet müdahalesinin mekânsal biçimlenme üzerindeki etkisi somutlanmaya çalışıldığı için Ankara’nın kentsel gelişim süreci İkinci Bölümün dönemlemeleri kabulünde incelenmektedir.

(17)

BĐRĐNCĐ BÖLÜM

TOPRAK RANTI, KENTSEL RANT VE MEKÂN ĐLĐŞKĐSĐ

Toprak rantı, kapitalist üretim sistemi içerisinde, kentsel gelişme sürecinin önemli ve ayrıl(a)maz bir parçası olup bu süreçteki çatışmaların temel kaynaklarından birisidir. Kapitalist üretim tarzının varlığını sürdürebilmesi için kentsel gelişme bir zorunluluktur. Kentsel gelişme, mekân üretimi ve organizasyonudur; fiziksel çevrenin inşası ve insanın ve toplumsal ilişkilerin örgütlenme biçimi olarak pek çok öğenin karmaşık ilişkilerini içerir. Mekân, yapılı çevre ile birlikte, teknik, ekonomik, psikolojik, kültürel, eylemlerin bir odağı; toplumsal ilişkilerin yaşandığı bir yer olarak da toplumsal ilişkilerin bir ürünüdür. Bu bağlamda, mekân üretimi, toplumsal ilişkilerin ve örgütlenmenin mekânı değiştirmesidir. Dolayısıyla, kentsel gelişme ve mekân üretim sürecinin alt-kümeleri (sermaye-emek çelişkisi, toprak rantı ve kentsel toprak üzerindeki mücadeleler, yapılı çevre üretimi vb.) içinde bulundukları sistemden bağımsız olarak irdelenemez.

(18)

Mekân üretiminin analizi, sermaye-toprak-devlet ilişkilerinin irdelenmesini gerektirir. Bu irdeleme söz konusu üç öğenin hem süreç içindeki tek tek konumları hem de birbirleri ile olan ilişkileri çerçevesinde yapılmalıdır.

Kapitalizmin toplam döngüsü içerisinde devlet müdahalelerinin nedeninin ve niteliğinin saptanması, mekânsal gelişime dair pek çok sorunun cevap anahtarı olabilir. Sermayenin dolaşım süreci içerisinde sermaye-toprak ilişkisini anlamak, yapılı çevre üretimindeki çatışmaların çözümlenmesi için önemlidir. Yapılı çevre üretiminin (kıt) kaynağı olan (kentsel) toprağın belirleyici rolü (kentsel) toprak rantının tartışılmasını zorunlu kılmaktadır. Toprak rantı, başlangıçta oldukça karmaşık gibi görünen ve pek çok sorunun ve dolayısıyla çözümün odak noktasını oluşturan çeşitli ilişkiler yumağıdır. Öte yandan, mekânsal değişimlerin önemli parçalarından biri olan ve kentsel rantın şemsiyesi altında yer alan konut rantı da azımsanmayacak bir ilgiyi hak etmektedir.

Gerek konut gerekse kentsel toprak fiyatlarının oluşumuna ya da ketsel toprak kullanımına, kentsel mekânsal gelişime yönelik çözümlemeler rant ilişkilerinin incelenmesini gerektirmektedir. Kentsel gelişmenin bir bütün olarak anlaşılması kapitalist üretim sisteminin nihai amacı artı-değerin bir parçası olan rantın ortaya çıkışını anlamakla olanaklıdır. Kapitalist üretim sistemi içerisinde kentsel gelişmenin konumu, kapitalist değer üretimi süreci ve toprak rantı ilişkisini açığa çıkarmaktadır. Bu ilişki, toprak rantı kuramında kendini göstermektedir.

Burada, bir rant kuramı oluşturma ya da rant kuramlarını tartışma çabası yoktur.

(19)

Rant kuramlarının anlaşılması kentsel rantlara arz-talep odaklı mı yoksa toplumsal ilişkilerin bir ürünü olarak ve birikim biçimleri temelinde mi yaklaşılacağının belirlenmesi açısından önemlidir.

Kapitalist üretim sistemi içerisinde toprak rantı nasıl oluşmaktadır? Toprak ve sermaye arasında nasıl bir ilişki vardır? Toprak rantının sermaye birikimi üzerindeki etkisi nedir? Toprak rantı kaldırılabilir mi? Kentsel rant ve konut rantı nasıl oluşmaktadır? Kullanım değeri ya da değişim değeri toprak kullanımını nasıl etkilemektedir? Sermayenin, dolaşım süreci içerisinde, yapılı çevre üretimindeki yeri nedir? Mekânın biçimlenmesinde devlet müdahalesinin boyutu ve içeriği nedir ve bu müdahale nasıl gerçekleşmektedir? Kentsel gelişme/büyüme ve kentsel rant arasında bir bağıntı kurulabilir mi? Devletin bir müdahale aracı olan planlamanın kentsel rantlar ve kentsel gelişme üzerindeki işlevi nedir? Tezin bu bölümü yukarıdaki soruları yanıtlamaya yöneliktir ve toprak rantını, toprak rantının mekân örgütlenmesi ile bağıntısını ve mekânın biçimlenmesinde sermayenin ve devletin müdahalelerini içeren kuramsal bir çatı oluşturmayı hedeflemektedir.

Tezin bu ilk bölümünde, öncelikle, toprak rantının kavramsal boyutunun çerçevesi çizilmektedir. Bu çerçevede rant kuramlarına yer verilmekte, toprak rantının mülkiyet ve sermaye ile ilişkisi ele alınmaktadır. Ardından toprak rantının kentsel alandaki uygulanış biçimi ve yapılı çevredeki değişim ve

(20)

kullanım değerleri irdelenmektedir. Mekân üretiminde sermaye ve devlet müdahalesinin ele alındığı bölümde, ayrıca bir devlet müdahale aracı olarak planlamanın işlevine de yer verilmektedir.

(21)

1.1. TOPRAK RANTININ KAVRAMSAL ÇERÇEVESĐ

Rant, çok genel anlamıyla, bir toprak parçasını belirli bir süre kullanmak için kullananın toprak sahibine ödediği bedel, bir başka deyişle kiradır. Rant, bu anlamda, toprak sahiplerinin üretime hiçbir katkıda bulunmadıkları halde üretimden aldıkları paydır. Rantın kaynağı ve ortaya çıkış nedenleri konusunda farklı yaklaşımlar söz konusudur. Öne çıkan iki yaklaşımdan biri, temelde birbirlerinden çok da farklı olmayan klasik ve Neoklasik yaklaşım, diğeri ise Marksist yaklaşımdır.

Klasik ekonomi kuramında rant, bir üretim faktörü olarak toprağın fiyatı olarak ele alınır. Bu yaklaşımın öncülerinden David Ricardo2, rantın temelini toprağın verimliliğine dayandırmaktadır. Ricardo’ya göre bir toprağın gelirini topraklar arasındaki verim farkı sağlar. Toprakların birbirlerinden farklı özelliklere (verimlilik, ulaşılabilirlik v.b.) sahip olması rantı yaratmaktadır. Rant her zaman eşit miktarlardaki iki sermayenin ve emeğin kullanımı sonucunda elde edilen ürünler arasındaki farktır. Marx’a göre3 Ricardo, rant ile farklılık rantını kastetmektedir; çünkü Ricardo, faklılık rantından başka rant olmadığını varsaymaktadır. Hiçbir değer yaratılmadan ve hiç emek harcanmadan, var olan arazinin değeri o arazide üretilen malların değeri ile belirlenmektedir. Ürünlerin piyasadaki değeri (fiyatı), piyasa ile ilişkili olan düşük verimli toprağın

2 David Ricardo, On the Principles of Political Economy and Taxation, Londra, 1821.

3 Karl Marx, Kapital III. Cilt, (Çev. Alaattin Bilgi), Sol Yay., Ank., 1990, s. 573.

(22)

ürünlerinin fiyatına eşittir. Bu durumda düşük verimli topraktan daha verimli olan toprakların ürünleri piyasada bir artı-değer sağlamaktadır. Rantın kaynağı bu artı-değerdir. Öte yandan, bu teoriye göre, nüfusun artması ve ekonominin gelişmesi ile rantta bir artış olacaktır. Çünkü artan talep karşısında verimi düşük olan topraklar kullanılmaya başlanacaktır. Dolayısıyla ürünlerin piyasa fiyatları artacak ve üretim maliyetleri artmayan verimli topraklardan elde edilen rant da yükselecektir.4

Klasik ekonomistler toprak kullanımında mekânsal farklılaşmanın talepten kaynaklandığını ileri sürer. Neoklasik ekonomistlere göre toprak pazarının işlevi toprak sahibine gelir sağlaması ve daha fazla kâr getirmesi için toprağı kullanıma açılmasıdır. Bu ekonomistlerin kuramsal modelleri, belli bir toprak pazarındaki arz ve talep sahipleri olarak işlev gören ekonomik etmenlerin davranışları üzerine kurulmuştur. Toprak kullanımının Neoklasik yaklaşımında sadece talep üzerinde durulmaktadır. Kent toprağına olan talep özel kullanımlar için belli yerlerin çekiciliği ve ulaşım fiyatları tarafından etkilenir ya da belirlenir.5 Neoklasik analize göre üreticiler tarafından oluşturulan tüm artı-değer biçimleri, ranttır.

Marksist yaklaşımda, Neoklasik yaklaşımdan farklı olarak, tarihsel ve toplumsal ilişkiler belirleyicidir ve rant kuramının temelinde sınıf ilişkileri vardır. Marksist

4Ankara Mimarlar Odası Kent Toprakları Komisyonu, Kent Toprakları Sorunu, Mimarlar Odası Yay., Đst., 1973, s. 9.

5 M. Ball, “The Urban Rent Question”, Environment and Planning A, S. 17, 1985, s. 505.

(23)

rant analizi, toprağın kendisi, toprak mülkiyeti ve sermaye arasındaki üçlü ilişki çerçevesinde yapılmaktadır. Marx’a göre rant, bir miktar toprağın kullanma hakkını elde etmek için toprak sahibine bir bedel ödenmesidir. (Rant, toprak satıldığında satın alma fiyatı yoluyla sermayeye dönüştürülür. Böyle bir ödemenin gerçekleşmemesi durumunda rant söz konusu olamaz.) Bu yaklaşım, Neoklasik analizden farklıdır. Çünkü Neoklasik analizde üreticilerin artı değerlerinin bütün biçimi rant olarak tanımlanır. Rant kategorisini toprak sahiplerine yapılan ödeme ile sınırlandırmak ihtiyacı kentsel bağlam için çok önemlidir. Bu tanımın dışına çıkmak yanılgılara yol açar.6

Marx, toprak rantının kapitalist üretim biçimi temelinde ve toprak mülkiyetinin bir biçimi olarak bilimsel bir analizini hedeflemiştir. Kapitalizmin tarihi, kentsel gelişme ile ilişkilendirildiği ölçüde kapitalist değer üretiminin rantlarla ilişkisi kurulabilir. Marx mekânın kullanım değeri ile sistematik bir biçimde uğraşmasa da çalışmalarında bu konuya sıkça değinmekte, rant konusunu kentsel alanlarla ilişkilendirmektedir.7

1.1.1. Toprak Rantı Kavramı

Kapitalist üretim tarzının iki karakteristik özelliği vardır.8 Bu üretim tarzını diğer üretim tarzlarından ayıran ilk ve temel özellik, meta olgusunun ürünlerin egemen

6 A.g.e., s. 512.

7 Marx, a.g.e., 549-553, 679-681.

8 Marx, a.g.e., s. 772, 719, 721.

(24)

ve belirleyici karakteristiği olmasıdır. 9 Ürünün meta olarak ve metanın sermaye ürünü olarak niteliği bütün dolaşım ilişkilerini, yani ürünlerin geçmek zorunda oldukları ve içerisinde belirli toplumsal niteliklere büründükleri bir toplumsal süreci belirler. Kapitalist üretim tarzının diğer belirleyici özelliği, üretimin dolaysız amacı olan artı-değer üretimidir. Sermaye, toplumsal üretim sürecinde emekçilerden belirli miktarda artı-emeği, herhangi bir eşdeğer vermeksizin elde eder. Artı-emek, artı-değer olarak ve bu artı-değer de artı-ürün olarak ortaya çıkar. Bu artı-değer, sahip oldukları toplumsal sermaye oranında, sermayenin payına düşen ortalama kâr olarak ve girişim kârı ve faize bölünerek kapitalistler tarafından bölüşülür. Ne var ki, bu bölüşüm sırasında, toprak mülkiyeti nedeniyle bazı sınırlamalar ortaya çıkar.

Kapitalist, kullandığı toprağın sahibine sermayesini bu özel üretim alanına yatırma karşılığında belirli dönemlerde bir miktar para ödemek durumundadır.

Toprak sahibine, toprağını kiralamayı kabul ettiği bütün dönem için ödenen bu para toprak rantıdır. Bu nedenle toprak rantı, mülkiyetin değer ürettiği biçimidir.

Kapitalist elde ettiği artı-değerin (sabit sermayenin ve değişken sermayenin10 toplamından oluşan yatırılan sermayenin toplam değeri üzerinde üretilen değer fazlası) bir bölümü olan (yatırılan sermaye üzerinden ortalama kâr oranına eşit

9 Meta, kişisel tüketim için üretilen bir şey değil, satış için değişim amacıyla üretilen bir şeydir.

Kapitalist sistemde her şey alınır, satılır; meta biçimini alır. Toplumda insanlar arasındaki ilişkileri metalar arasındaki ilişkilerin biçimi temsil etmektedir.

10 Sabit sermaye: Hammadde, üretim araçları, üretim yapıları; değişken sermaye: işgücü ücretleridir.

(25)

değerdeki) kendi kârını ayırdıktan sonra artı-değerin diğer bölümünü (ortalama kârın üzerindeki fazla kârı) toprak rantı olarak toprak sahibine vermektedir. Salt toprağın sahibi olması ve hiç kimsenin o toprağı izinsiz işleme hakkı olmaması nedeniyle, toprak sahibi, başkaları tarafından yaratılan artı-değerin bir bölümünü elde etmektedir. Öte yandan kapitalist, aynı zamanda toprağın da sahibi ise, artı- değerin tamamına el koymaktadır.

Kapitalist üretim süreci toplumsal üretim sürecinin11 tarihsel olarak belirlenmiş bir biçimidir ve belirli maddi koşullar içerisinde devam eder. Bu koşullar, yaşamlarını yeniden üretme süreci içerisinde bulunan bireylerin giriştikleri belirli toplumsal ilişkilerin dayanaklarıdır. Toplumun bir ürünü olan ve toplumsal gelişme ile büyüyen toprak rantının miktarı, alıcının hareketleriyle değil, daha çok alıcının hiç katılmadığı toplumsal emeğin bağımsız gelişmesiyle belirlenir.

Çünkü artı-değerin bir kısmının toprak rantına dönüşmesi toplumsal üretim sürecine, meta üretiminin gelişmesine bağlıdır. Bu gelişme toprağın ürünlerinin piyasasının ve bu ürünlere olan talebin genişlemesine yol açarken aynı zamanda toprağa olan talebi de canlandırır.12 Üretim ve bölüşüm ilişkileri13 bu anlamda

11 Toplumsal üretim süreci özgül tarihsel ve ekonomik üretim ilişkileri içerisinde yer alan üretim ilişkilerinin kendilerini üreten ve yeniden üreten ve böylece de bu sürecin varlığının maddi koşullarını ve bunların karşılıklı ilişkilerini yani kendilerine özgü toplumsal ve ekonomik biçimini devam ettiren bir süreç olarak insan yaşamının maddi koşullarının bir üretim sürecidir. Çünkü bu üretim faaliyetine katılanların doğa ile ve birbirleriyle olan karşılıklı ilişkilerinin bütünü, ekonomik yapısı açısından düşünüldüğünde toplumun ta kendisidir. Marx, a.g.e, s. 719.

12 Marx, a.g.e.., s.562.

13 Bölüşüm ilişkileri toplumsal ürünün (bir yıl içinde bir toplumda üretilen özdeksel mallar yığını, ulusal gelir, toplumsal ürünün bir yıl içinde harcanan ve aşınan üretim araçlarının değeri ve amortismanı çıkartıldıktan sonra geriye kalan değeri) sınıflar arasında parasal olarak

(26)

rantın biçimlenmesinde belirleyici olmaktadır.

Toprakta yapılan tüm iyileştirmeler toprağa bir nitelik sağlar. Marx, toprağa geçici ya da sürekli bir biçimde yatırılan sermayeyi toprak sermaye olarak adlandırmakta ve bunun sabit sermaye kategorisine dahil olduğunu ifade etmektedir. Toprağa eklenen sermayenin faizi ve topraktaki iyileştirmeler toprak rantının bir kısmını oluşturabilir; ama bu, gerçek toprak rantı değildir. Toprak sahibi toprağını yeniden kiralarken toprağa yatırılan sermayenin faizini toprak rantına ekler. Bu şekilde rantı artırmış olur ve toprağın değerini yükseltir. Satış yapılacaksa, yalnızca toprak değil, aynı zamanda toprağa eklenen sermaye de satılmaktadır. Böylece toprak sahibi kendisi hiçbir faaliyette bulunmadığı halde toplumsal gelişmenin yarattığı bir kazanç elde eder.14

Toprak rantının ardındaki üretim ilişkilerinden dolayısıyla mülkiyet ilişkilerinden (Üretim ilişkilerinin belirleyici öğesini oluşturan, asıl mülkiyet biçimleridir.15) söz etmek, toprak rantı ve mülkiyet arasındaki ilişkinin tanımlanmasını gerektirmektedir. Çünkü rant, topraktaki

özel mülkiyet

bölüştürülmesidir. Üretim ilişkileri üstünde toplumun hukuksal, siyasal, dinsel, ideolojik vb.

üstyapısının oluştuğu ekonomik altyapıyı oluşturur. Orhan Hançerlioğlu, Ekonomi Sözlüğü, Remzi Kitabevi, Đst., s. 37, 459. Marx üretim ilişkilerini üretim süreci içerisinde insanlar arasında meydana gelen maddi malların değişim ve bölüşüm ilişkileri olarak; bölüşüm ilişkilerini de üretilen toplam değerin çeşitli üretim sahipleri arasında paylaşım ilişkileri olarak tanımlamaktadır. Bölüşüm biçimleri üretim koşullarının belirli toplumsal nitelikte olmalarını ve üretimi yürütenlerin arasında belirli toplumsal ilişkileri öngörür. P. Nikitin, Ekonomi Politik, (Çev. Hamdi Konur), Sol Yay., Ank., 1990, s. 16.

14 Marx, a.g.e., s. 547.

15Üretim ilişkileri: a) değişik toplumsal grupların üretimdeki yerlerini ve onların karşılıklı ilişkilerini, b) üretim araçlarının mülkiyet biçimlerini, c) bunlara tamamen bağlı olan ürünlerin dağılım biçimlerini kapsar. Nikitin, a.g.e., s. 19.

(27)

nedeniyle toprak sahiplerine yapılan

ekonomik

bir ödemedir. Öte yandan, özel mülkiyetin sermayenin dolaşımında olumsuz etkisi vardır. Bu nedenle, sermaye birikimi ve yapılaşma süreçlerinin çözümlenmesinde rant ilişkilerinin incelenmesi önemlidir. Bu inceleme, geniş kapsamlı bir başka çalışmayı gerektirir.

Burada (aşağıda), sadece, kapitalist üretim sisteminin toprak mülkiyeti ile bağıntısından ve toprak rantının mülkiyetle ilişkisinden kısaca söz edilmekle yetinilmektedir.

1.1.2. Toprak Rantı ve Mülkiyet Đlişkisi

Mülkiyet insan ile doğa ve insan ile insan arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin niteliğini kapsayan geniş bir kavramdır. Türk Eşya Hukukuna göre mülkiyet,

“hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde kişilere eşyalar üzerinde en geniş yetkilerle birlikte ödevler de tanıyan ayni bir hak”tır.16 Ekonomi sözlüğünde mülkiyet, insanın üretim koşullarıyla ilişkisi olarak tanımlanmıştır.17 Üreten insanın kendi emeğinin nesnel koşullarıyla ilişkisi, bir mülkiyet ilişkisidir.

Her tarihsel çağda değişik biçimlerde ve farklı toplumsal ilişkiler içerisindeki gelişimi göstermektedir ki, mülkiyet bağımsız bir ilişki olarak ele alınamaz ve ayrı bir kategori ya da soyut bir düşünceymiş gibi tanımlanamaz. Modern toprak mülkiyetinin temeli kapitalist üretim tarzı olmakla birlikte toprak mülkiyetini

16 J. G. Akipek, Türk Eşya Hukuku, Mülkiyet II. Cilt, A.Ü. Hukuk Fak. Yay., Ank., 1973, s. 6.

17 Hançerlioğlu, a.g.e., s. 288.

(28)

kapitalizm yaratmamıştır.

Emeğin topraktan ayrılması üretim aracı olarak ücretli emeğin oluşmasında temel ön koşul olduğu için (ki hâlâ öyledir), ilkel birikimde, kapitalizm öncesinin toprak sahipliği biçimi, sermayenin toprak mülkiyetinin modern biçiminin yaratılmasında sermayenin oynadığı rol kadar önemli bir rol oynamıştır.

18 Sermaye, ücretli emeği sağlayabilmek için toprakta özel mülkiyeti mutlaka yaratmak zorundadır ve yaratmıştır da.19 Kapitalist üretim tarzı hazır bulduğu mülkiyet biçimini değiştirmiş; bir yandan toprak mülkiyetini egemenlik ve kulluk ilişkilerinden kopartırken öte yandan bir üretim aracı olarak toprağı, toprak mülkiyetinden ve toprak sahibinden ayırmıştır. Toprak mülkiyetinin tarihi, modern sermayenin oluşumunun da tarihi sayılabilir.20 Kısacası, sermaye, modern toprak mülkiyetinin ve dolayısıyla modern toprak rantının yaratıcısıdır.

Kapitalist ile toprak rantı sahibi arasındaki ilişki toprak mülkiyetinin içkin bir ilişkisidir.

Feodal rantın kapitalist ranta dönüşmesi sınıf mücadelesi ve sosyal çatışmalar ile ortaya çıkmıştır.21 Feodal emek rantları tarihsel perspektif içerisinde farklı rantlara, en sonunda da para-ranta dönüşmüştür. Feodal rantların paraya

18 David Harvey, The Limits to Capital, Basil Blackwell, Oxford, 1982, s. 344.

19 Toprak mülkiyetinin tarihi, feodal toprak beyinin toprak sahibine dönüşümünü göstermektedir.

Kapitalizme geçiş aşamasında emeğin topraktan ayrılma, mülksüzleştirme süreci için bkz: Maurice Dobb, Kapitalizmin Gelişmesi Üzerine Đncelemeler, (Çev. F. Akar), Belge Yay., Đst., 1992; Leo Huberman, Feodal Toplumdan 20. Yüzyıla, (Çev. Murat Belge), Dost Yay., Ank., 1982; Karl Marx, Friedrich Engels, Alman Đdeolojisi (Çev. Sevim Belli), Sol Yay., Ank., 1992.

20 Karl Marx, Grundrisse 1, (Çev. Arif Gelen), Ank., 1999 s.174.

21 Feodal rantların dönüşümü için bkz.: Dobb, Kapitalizmin Gelişmesi Üzerine Đncelemeler;

Huberman, Feodal Toplumdan 20. Yüzyıla; Henri Pirenne, Ortaçağ Kentleri, ( Çev. Şadan Karadeniz), Đletişim Yay., Đst., 1990.

(29)

dönüşmesi para karşılığında toprağın kiraya verilmesinin yolunu açmış ve sonuç olarak, toprağın bir meta olarak alınıp satılmasını sağlamıştır. Feodalizmde toprak rantı, şekli ne olursa olsun (emek, ayni, para), başlıca iki sınıf (toprak sahipleri ve serfler) arasındaki feodal üretim ilişkilerini ifade ederken kapitalist sistemde üç sınıf (kapitalist, toprak sahibi ve işçiler) arasındaki ilişkiler söz konusudur. Feodal sistemde köylüler tarafından üretilen artı-ürünün (rantın) tamamını feodal bey elde ederken kapitalist sistemde artı-değer, kapitalist kiracı ve toprak sahibi

arasında bölüşülür.

Rant, para rant olarak ancak meta üretimi temelinde, yani kapitalist üretimde gelişebilir. Kapitalist üretim ile meta üretimi ve böylece değer üretimi geliştiği sürece artı-değer ve artı-ürün üretimi de gelişir. Toprak mülkiyeti ve toprak tekeli aracılığıyla bu değerin bir bölümü elde edilir. Böylelikle artı-değer ve artı- ürün geliştiği oranda rantın değeri ve toprağın fiyatı yükselir. Kapitalist, artı değerin ve artı ürünün gelişmesinde etkin bir rol üstlenirken toprak sahibi bu büyümeye hiçbir katkı yapmadan artı-değer ve artı-üründeki -büyüyen- payı elde etmektedir. Bu nedenle, toprak rantı “toprak mülkiyetinin gerçekleşmesinin ekonomik şeklidir”22 ya da, bir başka deyişle, “topraktaki mülkiyetin değer ürettiği bağımsız ve özgül ekonomik biçimidir”23 ifadeleriyle tanımlanmaktadır.

Toprak sahiplerinin fiili üretim sürecinde hiçbir şekilde yer almadıkları halde,

22 Nikitin, a.g.e., s. 138.

23 Marx, Kapital III. Cilt, s. 552.

(30)

sermayenin ürettiği artı-değerden pay almaları kapitalist üretimin (artı-değer üretimi) amacına ters düşmektedir. Doğal olarak toprak rantının varlığının engellenmesi gerektiği düşünülebilir. Ne var ki, tam bu noktada kapitalist üretim süreci içerisinde toprak mülkiyetinin çelişkili rolü ortaya çıkmaktadır.

1.1.2.1. Toprakta Özel Mülkiyet ve Toprak Rantının Çelişkili Rolü

Toprak herkes tarafından kullanılsaydı, sermaye oluşumunun temel öğesi ortaya çıkamazdı; hiç kimsenin mülkü olmayacağı için işçiler ücretli emekçi haline dönüşemezdi. Bu da kapitalist üretimi durdururdu. Bu bağlamda, toprak mülkiyetinin emek ile toprak arasına koyduğu engel kapitalizmin sürekliliği için toplumsal bir gereksinimdir. Ne var ki sermaye, toprak mülkiyetini emeğin yaratılmasında bir sınır olarak kullanırken aynı zamanda kendisi için de engel yaratır. Toprak mülkiyeti aracılığıyla ücretli emeğin yeniden üretimi sağlanırken aynı zamanda toprak rantı ortaya çıkar.

Özel mülkiyetin bir yandan kapitalist üretimin sürekliliği için varlığı istenirken, öte yandan sermayenin gelişiminde yarattığı engel yüzünden ortadan kaldırılma zorunluluğu doğar. Bunu gerçekleştirme yollarından birisi toprağın ulusallaştırılması, yani devlet mülkiyetine sokulmasıdır ki bu, kapitalist üretimin bütün temelini ortadan kaldırır.

Toprakta özel mülkiyetin kaldırılmasında ciddi bir engel söz konusudur.

Öncelikle burjuvazinin pek çok üyesi aynı zamanda toprak sahibidir; ardından,

(31)

mülkiyetin bir biçiminin kaldırılması diğer mülkiyet biçimleri (yani sermayenin kendi yasallığını oluşturan ve meşruiyetini yarattığı üretim araçlarının sahipliği) üzerinde tehdit oluşturabilecektir. Burjuvazinin ulusallaştırma adına bir toplumsal harekete girişmesi24; hiçbir sınıfın kendisine karşı olamayacağı nedeniyle olanaksızdır.25 Harvey’e göre,26 topraktaki özel mülkiyetin korunması ve pekiştirilmesi, diğer bütün özel mülkiyet biçimleri için ideolojik ve meşruiyet kazanmaya yönelik bir işlev üstlenmektedir. Harvey bu noktadan hareketle rantın, genelde, özel mülkiyetin varlığını ve dağılmazlığını korumak amacıyla toprak sahiplerine yapılan bir yan ödeme olarak görülebileceğini ileri sürmektedir.

1.1.3. Değer, Kullanım/ Değişim Değeri ve Toprağın Fiyatı

Kapitalist üretim sisteminin karakteristik özelliğinin meta üretimi olduğundan ve her şeyin meta biçimi aldığından daha önce söz edilmişti. Sistem içerisinde toprağın ve yapılı çevre öğelerinin meta olarak dolaşım27 sürecinde yer alışı metaın bazı özelliklerinden söz etmeyi gerektirmektedir.

Bir ürünün meta niteliği kazanması için herhangi bir toplumsal gereksinmeyi

24 Kapitalizmin feodal mülkiyetin hakim olduğu ilk dönemlerinde burjuvazinin bazı temsilcileri toprağın ulusallaştırılmasını; özel mülkiyet şeklinin ortadan kaldırılmasını ve toprağın burjuva devlete bırakılmasını önermişlerdi. Toprağın devlete bırakılması mülkiyetten doğan mutlak rantı ortadan kaldıracak ve kapitalist üretici güçlerin gelişmesini hızlandıracak idiyse de burjuvazi pratik olarak bunu gerçekleştirecek yetenekte değildi. Burjuvazinin sahip olduğu diğer mülkiyetin temellerini sarsma tehlikesi ve çıkarları toprağın ulusallaştırılmasını engellemiştir. Nikitin, a.g.e., s. 146.

25 Somer Ural, Pekin Altınel, “’Kent Toprakları Sorunu’ Komisyon Raporu Eleştirisi”, Mimarlık, 76/4, 1976, s. 19.

26 Harvey, a.g.e., s. 360.

27 Meta dolaşımı; meta değişiminin para aracılığıyla yapılmasıdır.

(32)

karşılaması, yani başkaları için üretilmesi gerekir. Bir ürünün insanın gereksinimini karşılama özelliği, bir başka deyişle yararlılığı, o ürünün kullanım değeridir. Kullanım değeri olan bir ürün, pazara girdiğinde değişim değeri ortaya çıkar.28 Ürün, pazara sunulduğunda, yani değiştirilme sürecine girdiğinde, artık kullanım değeri taşıyan bir ürün değil, değişim değeri taşıyan bir meta olmaktadır. Dolayısıyla, kullanım değeri olmayan bir metaın değişim değerinden söz edilemez ya da değişim değerinin yaratılabilmesi için öncelikle kullanım değeri yaratılmak zorundadır.

Kullanım değeri ve değişim değeri, değerin iki yönünü oluşturmaktadır. Değer, değişim süreci içerisinde ve bir başka meta ile karşılaştırılması sonucunda belirlenir. Değişim değeri, değerin bağımsız biçimidir.29 Metaın yararlılığı, arz ve talep metaın değerini belirler gibi görünse de asıl belirleyici toplumsallaşan emek miktarıdır. Ürün ancak belirli toplumsal karşılıklı ilişkiler kapsamı içinde bir değer ve meta haline gelir. Her meta, değerini ancak dolaşım süreci içinde gerçekleştirebilir ve değerini gerçekleştirip gerçekleştirmediği ya da hangi ölçülerde gerçekleştirdiği piyasa koşullarına bağlıdır.

28 Bir şey, değeri olmadan ya da meta olmadan da kullanım değerine sahiptir. Örneğin, o şey emeğe bağlı olmadan yararlı ise ya da gereksinmeler kendi emeğinin ürünü ile karşılanıyor ise. Meta üretimi için ürünün bir başkası/başkaları ya da toplum için kullanım değeri üretilmesi gerekir. Bu durumda ürün değiştirilebilir/pazara sokulur. Bir kullanım değerinin, bir başka kullanım değeriyle değiştirildiği yerde değişim değeri ortaya çıkar. Metaın değiştirilmesi sırasında, bu farklı kullanım değerlerinin oranı değişim değerini belirler. Bu, üretim için harcanan emek miktarıdır. Kullanma değeri bireysel, değişim değeri toplumsaldır. Kullanım değerine sahip olmayan hiç bir şey değiştirilemediği gibi, aynı kulanım değerine sahip olanlar da birbirleriyle değiştirilemez. Marx, Kapital I. Cilt, Sol Yay., Ank., 1986, s. 49-55.

29 Metaın değeri, onu üretmek için gereken toplumsal ortalama emek miktarı ile belirlenir. Bu da değiştirme sürecinde gerçekleşmektedir. Ekonomik değer, kullanım değeri değil, değişim değeridir.

(33)

Toprağın ve yapıların yerlerinin değiştirilemeyişi onu metadan farklı kılar.

Toprağın mutlak konumu, kullanımını belirleme hakkına sahip olan kişiye, yani sahibine tekelci ayrıcalıklar verir. Toprağın bakım gerektirmeden kalıcı olma özelliği, sahibine değer biriktirme fırsatı sağlar. Topraktan, hem değişim hem de kullanım değeri olarak (hem şu anda ve hem de gelecekte) ikili çıkar elde edilmektedir.

Toprağın Değeri (Fiyatı): Toprağın değeri kapitalist üretim biçimi ile bağlantısı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Toprağın kendisi yeniden üretilmesi mümkün olamayan bir servettir. Üretilemeyen ve üzerinde emeğin uygulanmadığı atıl toprağın değeri söz konusu olamaz. Toprak, ancak üzerinde kullanım değeri (değişim değeri için) yaratılması (tarımsal ürünler ya da yapılı çevre üretimi) durumunda bir meta olarak dolaşıma girmekte ve piyasa koşulları içerisinde bir değere sahip olmaktadır

Toprağın değerinin oluşmasında –her ne kadar zaman zaman toprak rantından bağımsız hareketler belirleyici olsa da- toprak rantı ile yakın bir bağıntı söz konusudur.

Bir emek ürünü olmayan ve dolayısıyla değeri de olmayan toprağın değer üretmesi, ardındaki üretim ilişkisi ile açıklanabilir. Çünkü toprağın fiyatının oluşmasında toprağın kendisinin değil, onun üzerinde oluşan toprak rantının değerlendirilmesi söz konusudur. Ortalama belirli bir faiz üzerinden hesaplanan

(34)

yıllık toprak rantı, belirli bir sermaye miktarının faizi olarak kabul edilebilir. Bu yolla sermayeye dönüştürülen toprak rantı toprağın alış fiyatını, bir başka deyişle değerini oluşturur. Toprak rantının olağan faiz oranına göre hesaplanmış alış fiyatı, toprağın sermayeye dönüştürülmesinin (kapitalize edilmesinin) ifadesidir.

Toprak rantının sabit büyüklük olduğu varsayılırsa faiz oranı yükselip düştükçe toprağın fiyatı da tersine olarak düşüp yükselebilir. Bu, toprağın fiyatının toprak rantından bağımsız olan ve yalnızca faiz oranları ile düzenlenen bir hareketidir.

Toprağın fiyatı, toprak rantının hareketinden ve toprağın ürünlerinin fiyatlarından bağımsız olarak yükselme eğilimine sahiptir. Faiz şeklinde gelir getiren sermayeye dönüştürülen rant, yani toprak fiyatı, kapitalizmin gelişmesiyle rantın artmasına (Kapitalist üretim sisteminde meta üretimi geliştiği sürece artı- değer üretimi de gelişir. Toprak mülkiyeti (toprak tekeli) aracılığıyla gittikçe artan bu artı-değerin bir bölümünün ele geçirilmesi ile rantın değeri ve toprağın fiyatı artar.) ve borç faizi oranındaki düşmeye bağlı olarak artar. Toprak sahibi topraktan bir yılda elde ettiği geliri, satış fiyatını bankaya yatırdığında da elde etmek ister. Faizlerin düşük olması durumunda aynı geliri elde etmek için toprak daha pahalıya satılır.30

Evans,31 toprak fiyatı ile toprak rantı arasında ayırım yapmayan

statik toprak fiyatı kuramının

Von Thunen’in tarımsal toprak rantı analizine dayandığını

30 Nikitin, a.g.e., s. 143.

31 Alan Evans, “The Determination of the Price of Land”, Urban Studies, 1983, S. 20, s. 119,120.

(35)

belirtmektedir. Bu analize göre topraklar merkeze yakın oldukça değer kazanırlar.

Bu kuramda spekülasyon ve yayılma yer almaz. Oysa toprak rantı ve toprak fiyatı birbirinden farklıdır; ama bağlantılıdır. Bu temelde oluşturulan

dinamik toprak fiyatı kuramı

toprağın fiyatını gelecekteki rant beklentisine bağlamaktadır:32 Toprak sahipleri, topraklarının değeri konusunda farklı görüşlere sahiptirler ve toprak sahiplerinin çoğu topraklarının değerinin mevcut piyasa fiyatından daha yüksek olduğuna inanmaktadır. Bu yüzden toprak sahipleri şu anda pazarda değildir, ama fiyatlar yükselirse topraklarını satabilirler. Ancak, spekülasyon toprak fiyatlarının oluşumunda tek başına belirleyici değildir.

1.1.4. Toprak Rantı ve Sermaye Đlişkisi

Kapitalist toplumda sermaye kavramı sosyal ilişkilerin tümünü içeren zengin ve dinamik bir kavramdır; ekonomik olmanın ötesinde politik ve kültürel dinamikler de içeren üretim, dolaşım, bölüşüm, tüketim gibi kapitalist ilişkilerin toplamı içinde anlam kazanır. Sermaye birikimi bir

süreç

olarak ele alındığında sermaye birikiminin ulaştığı aşamaya bağlı olarak sermayenin toplam döngüsünde egemen durumda olan sermayeden söz edilebilir. Sermaye birikim süreci bir

kesit

olarak ele alındığında ise sermayenin toplam döngüsünde üretimin başlaması için gereken

para sermaye

, üretim sürecine bağlanan sermaye olarak

üretken sermaye

ve üretim sonucunda elde edilen ürünün dolaşıma sokulması için gereken

ticari

32 A.g.e., s.122, 127.

(36)

sermaye

olarak farklı sermaye biçimleri söz konusudur.33

Öte yandan,

sanal sermaye,

nominal bir para değerine ve kâğıt üzerinde bir varlığa sahip olan, ama verili bir anda gerçek üretken kapasite ya da fiziksel aktif olarak karşılığı olmayan, bunlarca desteklenmeyen sermayedir. Sanal sermaye yararlı faaliyetlerde (örneğin, kârlı olarak işletilebilecek fabrika ve makinelerde) ya da metalarda (örneğin, kârlı biçimde satılabilecek mal ve hizmetlerde) uygun bir artış sağlayacak yatırım yapıldığı ölçüde gerçek sermayeye dönüşür.

Kapitalizmin bugün geldiği noktada sermayenin toplam döngüsü içerisinde ortaya çıkan bir başka kavram

sembolik sermaye

dir.

Sembolik sermaye “sahibinin zevkinin ve toplumda ne derece sivrilmiş olduğunun kanıtı olabilecek lüks mallar koleksiyonu” olarak tanımlanabilir. Bu sermaye elbette “kendi özgül etkisini, sermayenin ‘maddi’ biçimlerinden kaynaklandığını gizleyebildiği ölçüde yaratabilen” dönüşmüş para sermayedir. Sembolik sermaye, ancak modanın kaprisleri kendisini ayakta tuttuğu ölçüde sermaye olarak kalır.

34

Para piyasasında sermaye fiyatları belirler, iş olanağı yaratır, üretimi düzenler;

kısacası üretimin kaynağıdır. Ne var ki, sermaye sadece kendini üretmez, sabit kalmaz, aynı zamanda -değerlerin yaratıcısı olarak- kendine özgü biçimde farklı

33 Fuat Ercan, “Neoliberal Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de Birikim Süreci ve Değişen Sermaye Đçi Bileşenler: 1980 Sonrası Đçin Bir Çerçeve Denemesi,” 97 Sanayi Kongresi, MMO, Ank., 1998, s.

162.

34 David Harvey, Postmodernliğin Durumu, (Çev. Sungur Savran), Metis Yay., Đst., 1999, s. 208, 102, 103.

(37)

bir değer ya da servet biçimi oluşturmak zorundadır. Modern toprak mülkiyetinin ekonomik ilişkilerinde, modern toplumun içsel yapısı ya da ilişkilerinin bütünlüğü içinde sermaye vardır. Sermaye, her ne kadar ticaret sermayesi olarak eksiksiz gelişmişse de toprak mülkiyetinin yeniden biçimlenmesi olmadan sanayi sermayesi olarak gelişemez.35

Toprak bir üretim aracı olarak işlenmediği sürece sermaye değildir ve tıpkı öteki üretim araçları gibi sermaye olarak artırılabilir. Üretim aracı haline dönüştürülmüş topraklara daha çok sermaye yatırılması, toprağın alanını artırmaksızın toprağı sermaye olarak artırmaktadır. Toprak, faiz getirdiği oranda toprak sermayedir ve toprağın sermaye olarak getirdiği gelir, rant değil, faiz ve sınaî kârdır; yani, toprak sermayesi olarak toprak, rant getirmez. (Faiz ve kâr getirmelerine rağmen rant getirmeyen topraklar söz konusudur.)36 Çünkü rant toprağın değil, toplumun; üretim ve bölüşüm ilişkilerinin bir ürünüdür.

Faiz olarak sermayeye dönüşen toprak rantının toprağın değerini oluşturduğu bir önceki bölümde ifade edilmişti. Burada, aslında satın alınan şey toprak değil, toprak rantının ortaya çıkarttığı bir kimliktir. Toprağa kimlik verilmesi, kısa vadede, toprağı sanal sermayenin bir biçimine dönüştürmektedir. Eğer sermaye para, konut, toprak olarak borç verilmişse, sermaye olarak metaa dönüşür; yani

35 Sanayi sermayesi için gerekli olan ücretli emek sermayenin toprak mülkiyetindeki eylemiyle ve bizzat toprak sahibi tarafından yaratılır. Marx, Grundrisse I, s. 195.

36 Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, (Çev. Ahmet Kardam), Sol Yay., Ankara, 1999, s. 162,163.

(38)

artık dolaşımda olan, meta sermaye olarak sermayedir. Toprak, sanal sermayenin farklı bir biçimi haline gelince toprak pazarı da özel bir alan olarak ortaya çıkmaktadır ve sermayenin dolaşımına özgü bazı özelliklere sahip olmaktadır.

Toprak artık, oluşturduğu ranta göre satın alınan (sanal sermayenin bütün biçimlerinde olduğu gibi ticareti yapılan bir şey) ve gelecekte gelir beklenen bir meta durumundadır.

Harvey’e göre37 toprak ticareti, sermayenin dolaşımını özel bir alana (toprak pazarı) indirgediğinde, toprak sahipliği kendi gerçek kapitalist biçimini kazanmış demektir. Bütün toprak sahipleri sermayenin genel dolaşım sisteminin içine girerler. Kapitalistler kullandıkları toprağa sahip iseler sermayelerinden rant ve kâr elde ederler. Para ilişkilerinin genişlemesi, mal değişimindeki artış, kredi sisteminin büyümesi, toprağa finansal mal olarak bakılmasını artıran koşullardır.

Sanal sermayenin harekete geçirici rolü bazı önemli koordine edici işlevleri gerçekleştirir ve böylelikle kapitalist üretim biçiminin tüm mantığı içinde rantın uygulanmasını meşrulaştırır. Toprak pazarları yoluyla sermayenin dolaşımı, toprağın kullanımını düzenler, artı-değer üretimi ile bağlantılı olarak emek gücünün düzenlenmesine ve farklı üretim alanlarındaki kâr oranlarının eşitlenmesine yardımcı olur. Kapitalist, toprağı daha fazla rant getirecek şekilde kullanıma açmak çabasındadır; özellikle bu değişiklik sonucunda elde edilen

37 Harvey, The Limits to Capital, s. 347. Marx, toprak ticaretinin sanal sermayenin bir biçimi olduğuna ilişkin ipuçları verse bile Harvey, Marx’tan farklı olarak bu sonuca doğrudan varmaktadır.

(39)

kârlar daha yüksek rantlar biçiminde hemen ele geçiriliyorsa. Sermayenin dolaşımı, en iyi kullanıma sahip topraktaki faaliyetleri (yalnızca mevcut durum değil, aynı zamanda gelecekteki artı-değer üretimi beklentisi içinde) artırır.38 Toprak sahipleri, sermayeyi, toprak rantını artırma yönünde zorlarlar veya bu amaç için sermayeyle işbirliği yaparlar.

Hem üretim şartı hem de üretim aracı olarak sermayenin toprağa veya toprak aracılığıyla akışı, toprak mülkiyeti aracılığıyla ve rantın oluşumu ile gerçekleşmektedir. Bir yandan toprak sermayenin, sermaye akışına koyduğu engel ve rantın (tekel ya da mutlak rant) sermaye birikimi üzerindeki olumsuz etkileri39 söz konusu iken, öte yandan toprak mülkiyeti, sermayenin toprağa aktarılmasında önemli rol oynamaktadır. Hem tekelci hem de mutlak durumunda toprak mülkiyeti, kapitalizmin temel gereksinmeleriyle bağlantısında değerlendirilmesi zor olan engeller ortaya koymaktadır. Bu rant biçimleri sermayenin toprağa uygun aktarımı üzerinde, dolayısıyla geçerli pazar fiyatlarının oluşumunda ve birikimin devamında negatif bir unsur olarak görülmelidir.40 Bu yüzden mutlak ve tekel rantlarını tamamen kendi sınırları içinde tutmak, minimum düzeyde tutmaya çalışmak, sermayenin çıkarınadır.

Toprağa finansal mal olarak bakılması ve toprak sahiplerinin para kapitalistlerine

38 A.g.e., s. 368.

39 Kapitalist üretim sistemi içerisinde toprak mülkiyeti ve toprak rantının çelişkili rolü bir önceki bölümde ele alınmıştı.

40 Harvey, a.g.e., s. 361.

(40)

dönüşmesi bazı çelişkileri de beraberinde getirir. Toprağın verimlilik, bölge gibi nitelikleri açısından çeşitlilik göstermesi nedeniyle toprak kullanımı üzerindeki tekel gücü tekelci yönünden tamamen ayrılamaz. Kuşkusuz, tekelci denetim herhangi bir sektörde ortaya çıkabilir. Ama topraktaki bu tekelci denetim toprak ticareti yoluyla sermayenin dolaşımına zorunlu olarak eklenen ve kaçınılmaz bir durumdur. Kapitalizmin coğrafyasının toprak pazarları ile biçimlendirilmesi sürekli olarak aşırı spekülasyon tehlikesini barındırmaktadır. Kredi ve faiz sistemi içindeki değişiklikler/çarpıklıklar olası rantları abartılı bir şekilde yükseltebilir.

Toprak spekülasyonu, kapitalizmin toplam istikrarsızlığı içinde derin bir önem kazanan tekelci denetim ve uygulamalar çerçevesinde gerçekleşir.

Kapitalizmin sürekliliği için gerekli olsa da, toprak spekülasyonunun aşırıya kaçması sermaye için olumsuz sonuçlar ortaya çıkartabilir. Bu durum özellikle mekân organizasyonu bağlamında söz konusudur. Toprak pazarı, sermayenin toprağa yatırımını belirler ve böylece üretimin, değişimin ve tüketimin, emeğin mekândaki teknik bölümünün yeniden üretiminin, sosyo-ekonomik alanlarının v.s. coğrafi yapısını biçimlendirir. Bu nedenle, toprak pazarının denetlenmesi, düzenlenmesi gerekmektedir.

Harvey, sermaye için toprak pazarının düzenlenmesinde iki çıkış noktası olduğunu ifade etmektedir41: Tekelleşme veya devlet denetimi. Bu çözümlerin her

41 A.g.e., s. 370.

(41)

ikisinde de iç çelişkiler vardır. Kredi sistemi, bir bütün olarak, sermayenin dolaşımını korumak amacıyla toprak pazarını yapılandırır. Kredi sisteminin işleyişinde sermayenin dolaşımının farklı biçimlerinin etkisi vardır. Bu nedenle toprak pazarları (daha iyi koordine edilebilseler bile) kredi sisteminin kendi içindeki problemlerinden doğrudan etkilenir. Devlet, toprak pazarlarının periyodik olarak içine girdikleri spekülasyonu ve tutarsızlığı dengelemek amacıyla toprak kullanımın düzenlenmesinde, toprak istimlâkinde, toprak kullanımı planlamasında ve son olarak doğrudan yatırımlarda belirli görevler üstlenir.

Toprağın sermaye ile ilişkisi ele alınırken Dobb’un42 toprağın sermaye birikimindeki rolüne ilişkin dikkate değer saptamalarından da söz edilmelidir.

Dobb’a göre, bir sınıfın mal varlığı iki yolla artmaktadır. Bunlardan ilki, tasarruf ya da parasal değişikliklere bağlı kazanç enflasyonu, artan kent rantları ya da aniden açılan ticaret kanalları gibi etkenlerdir. Dobb, bu yolun birikimin sağlanmasında çok büyük katkıları olamayacağını, ikinci birikim yolunun daha etken olduğunu ifade etmektedir. İkinci birikim yolu, burjuvazinin olağanüstü ucuz olduğu zamanlarda belirli bir mülk edinip, pazar fiyatının görece yüksek olduğu bir dönemde bu mülkü satarak, başka şeyler -emek gücü, endüstri donatımı- edinmesidir.

42 Dobb, Kapitalizmin Gelişmesi Üzerine Đncelemeler, s. 160-167.

(42)

İkinci birikim biçiminin temel özelliği, mülkiyet ediniminin eldeki gelire veya gelirden yapılan tasarrufa değil, sermaye değerindeki artışa dayanmasıdır. Dobb’a göre, böyle bir artışın meydana gelmesi için çok özel koşulların; söz konusu mülkiyetin değerini satın alırken azaltacak ve yeniden satarken artıracak bir takım koşulların ortaya çıkması gerekmektedir. (Özel koşullar gerçekleşmemişse burjuvazi, bir mülkiyet, örneğin, toprak elde etmeye çalışırken toprağın değeri artabilir ya da toprağını elden çıkartırken toprağın değeri düşebilir. Bu durumda birikimi artırmak şöyle dursun, mülkiyette azalma bile olabilir.)

Örneğin, toprağın ilk sahiplerini acil gereksinme içine sokacak ya da onları para biriktirmeye yöneltecek ve buna bağlı olarak da topraklarını ucuza elden çıkartmaya hazır hale getirecek; sonraki dönemde üretim araçlarının olağandışı ucuz olmasını sağlayacak bir oluşum. Böyle bir oluşumun olağan koşullarda gerçekleşmesi (rastlantısal koşullar dışında, ayrıca serbest pazar ve tam rekabet koşullarında böyle bir etkinin gerçekleşmesi daha az olasıdır) olası değildir;

ancak devlet tarafından izlenecek bilinçli bir politikanın sonucunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, eski bir toplum düzeninin dağılma sürecinde, bir yandan eski üretim tarzına bağlı olanlar yoksullaştırılırken43 öte yandan burjuvazinin (devletin ekonomi-politikasını etkileme olanağı verecek şekilde)

43 15. ve 16. yy. Đngiltere’sinde büyük feodal toprak sahiplerinin ve daha küçük toprak sahiplerinin bazılarını borç ödemek için mallarını satmak durumunda bırakan ve borca ve ipoteğe sokan çeşitli dönemlerdeki ekonomik sıkıntı, burjuvazinin ucuza toprak almasını kolaylaştırmada önemli rol oynamıştır. Dobb, a.g.e., s. 164.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :