Türkçenin Türklerden Çektikleri
Suat UNGAN
4. Baskı
Prof. Dr. Suat UNGAN
TÜRKÇENİN TÜRKLERDEN ÇEKTİKLERİ ISBN 978-605-318-105-7
DOI 10.14527/9786053181057 Kitap içeriğinin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.
© 2020, PEGEM AKADEMİ
Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Pegem Akademi Yay. Eğt. Dan. Hizm. Tic.
A.Ş.’ye aittir. Anılan kuruluşun izni alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri, kapak tasarımı; mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt ya da başka yöntemlerle çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz. Bu kitap, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bandrolü ile satılmaktadır. Okuyucularımızın bandrolü olmayan kitaplar hakkında yayınevimize bilgi vermesini ve bandrolsüz yayınları satın almamasını diliyoruz.
Pegem Akademi Yayıncılık, 1998 yılından bugüne uluslararası düzeyde düzenli faaliyet yürüten uluslararası akademik bir yayınevidir. Yayımladığı kitaplar;
Yükseköğretim Kurulunca tanınan yükseköğretim kurumlarının kataloglarında yer almaktadır. Dünyadaki en büyük çevrimiçi kamu erişim kataloğu olan WorldCat ve ayrıca Türkiye’de kurulan Turcademy.com tarafından yayınları taranmaktadır, indekslenmektedir. Aynı alanda farklı yazarlara ait 1000’in üzerinde yayını bulunmaktadır. Pegem Akademi Yayınları ile ilgili detaylı bilgilere http://pegem.net adresinden ulaşılabilmektedir.
1. Baskı: Mart 2015, Ankara 4. Baskı: Ekim 2020, Ankara Yayın-Proje: Şehriban Türlüdür Dizgi-Grafik Tasarım: Müge Çetin
Kapak Tasarımı: Pegem Akademi
Baskı: Sonçağ Yayıncılık Matbaacılık Reklam San Tic. Ltd. Şti.
İstanbul Cad. İstanbul Çarşısı 48/48 İskitler - Ankara (0312 341 36 67)
Yayıncı Sertifika No: 36306 Matbaa Sertifika No: 25931
İletişim
Karanfil 2 Sokak No: 45 Kızılay/ANKARA Yayınevi: 0312 430 67 50 - 430 67 51 Dağıtım: 0312 434 54 24 - 434 54 08 Hazırlık Kursları: 0312 419 05 60
İnternet: www.pegem.net E-ileti: [email protected] WhatsApp Hattı: 0538 594 92 40
Söz Başı
Bundan yaklaşık otuz iki yıl öncesiydi, Erzurum İmam Hatip Lisesinde bir meslek dersi hocası, Arapçanın çok güzel ve zengin bir dil olduğunu, herkesin bu dili bilmesi gerektiğini dile getirmişti. O vakit ön sıralarda oturan bir arkadaş, “Hocam ya Türkçe o önem- li bir dil değil mi?” diye sorduğunda: Hocamız da suratını asarak
“Türkçe de dil mi ya!” diye cevap vermişti. O cümleyi duyunca kal- bimde ince bir sızı hissetmiştim, Türkçe benim, annemin, babamın, arkadaşlarımın hatta hocamın konuştuğu dildi, insanın kendi öz di- line karşı böyle yaklaşmaya hakkı var mıydı?
“Türkçe de dil mi ya!” sözü bende çok derin sızı bırakmıştı, yıllar geçtikçe bu sızının artarak devam ettiğini fark ettim. Kültü- rel kodlarını kaybeden, öz diline karşı aşağılık duygusu ile yaklaşan, atalarından almış olduğu kültürü beğenmeyerek başka milletlerin dil ve kültürüne yamanmaya çalışan kişilerin - günümüzde olduğu gibi- tarihin her döneminde varolduğunu gördük. Bunların yıllardır horladığı, ötelediği Türkçemiz, onlara rağmen varlığını devam ettir- miş, varolma savaşında ayakta durmayı başarmıştı.
Daha sonraları insanların “Türkçe de dil mi ya!” söylemini dile getirmemeleri, onlarda dil ve kültür bilincini geliştirme adına “Türk- çenin Türklerden Çektikleri” başlığı ile verdiğimiz seri konferansları- mızda bu başlığın ilgi çektiğini ve insanların konuyu daha dikkatle dinlemeye başladıklarını fark ettik. Bu nedenle kitaba “Türkçenin Türklerden Çektikleri” adının konulmasının uygun olacağı kana- atine vardık.
Konu içeriği farklılık göstermesine rağmen genelde dil ile ilgili daha önceleri yazmış olduğumuz yazıları bir araya getirerek bir öz oluşturmaya çalıştık. İleriki zamanlarda kitabın içeriğini genişletme- yi planlamaktayız.
Kitabın basılmasında emeği geçen Pegem Akademi Yayınevine ve Servet Bey’e teşekkürü borç bilmekteyiz.
Suat UNGAN Aralık 2015
İÇİNDEKİLER
Söz Başı ... iii
1. BÖLÜM DİL POLİTİKALARI BAĞLAMINDA II. ABDÜLHAMİT VE TÜRKÇE Giriş ...1
Dil Politikaları...5
Ulusçuluğun Doğuşu ve Dil Politikaları ...11
Ulusçuluğun Oluşmasını Hazırlayan Temel Unsurlar ...14
Abdülhamit ve Osmanlı Devleti’nde Dil Politikaları ...17
Bürokrasi ve Kaligrafi ...20
Abdülhamit ve Türkçe ...23
Sonuç ...37
2. BÖLÜM TÜRKÇENİN TÜRKLERDEN ÇEKTİKLERİ Arap Hu Desin Biz Tu Diyelim ...39
Ayvayı Yemek ...41
“Dağ Balığı” ve Osmanlı Türkçesi ...43
Dil ve Aidiyet Duygusu ...47
Düşman Niye Ayağa Bakar? ...49
vi Türkçeni̇n Türklerden Çektikleri
Küfretme Kültürü ...51
Lügat Paralamak ...54
Osmanlı Türkçesi Meselesi ...57
Türkçemiz Şerefimizdir ...60
Türkçenin Türklerden Çektikleri I ...63
Türkçenin Türklerden Çektikleri II ...65
Türkçenin Türklerden Çektikleri III ...67
Türkçenin Türklerden Çektikleri IV ...70
Atatürk Güneş Dil Teorisinde Haklı mıydı? ...72
Chirac Toplantıyı Niçin Terk Etti? ...75
Türkçeye En Fazla Darbeyi Arapça Vurmuştur. ...78
Türkçe Hangi Coğrafyalarda Kayıp? ...79
Türkçenin Yazı Dili Oluşum Sürecinde Karşılaştığı Bazı Tutumlar ...81
Mehmet Akif ve Türkçe ...124
Kaynakça...141
Giriş
Avrupa’da kullanılmakta olan diller varlıklarını büyük bir kültürel miras üzerine kurmuş, bu kültürel mirasın zenginlikleri- ni kullanarak kendilerine bir yön belirlemişlerdir. Milattan önce gelişmiş dil olma özelliğine erişen Yunanca, bu kültürel mirasını Latinceye aktarmış; Latince, Yunancadan aldığı mirası geliştire- rek Eski Roma İmparatorluğu’nun resmi dili olmuştur. Bu bağ- lamda Batı, kültürel mirasını Yunan düşünce yapısına borçludur.
Latin edebiyatını Yunanlı edebiyatçılar kurmuşlardır.
Latince aynı zamanda kaynak dil olma özelliğini içinde barındırmıştır. İS 200-600 dönemlerinde halkın kullandığı La- tinceden kardeş Roman dilleri İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Romence oluşmuştur. Bu diller, söz varlığının ve dil bilgisi kurallarının çoğunu Latinceden almış, daha sonra bunu geliştirerek bağımsız bir dil olma başarısını göstermişlerdir. Böy- lece Avrupa dil aileleri, Latince gibi çok gelişmiş, çok zengin bir dilin üzerine inşa edilmiştir.
Türkçe, Avrupa dilleri gibi zengin bir kültürel mirasın üzeri- ne inşa edilmemiştir. Türkçe varolma mücadelesini sürdürürken bazı zamanlarda da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.
Türkler Orta Asya’dan göç ettikten sonra, kültürel gelişimlerini güçlendirecek ortamı bir türlü yakalayamadılar. Büyük Selçuklu-
1. BÖLÜM
DİL POLİTİKALARI BAĞLAMINDA
II. ABDÜLHAMİT VE TÜRKÇE
2 Türkçenin Türklerden Çektikleri
lar, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nde Türkçenin gelişme- si için uygun ortam oluşmamıştı. Çünkü bu ülkelerin hükümran yapısını askerî güçler şekillendirmekteydi. Askerî bir yapıdan mil- lete özgü kültürel bir derinlik ortaya koymak çok ciddi bir zaman dilimini gerekli kılıyordu. Tolunoğulları, Memlükler, Anadolu Selçuklu ve Büyük Selçuklu devletlerinin kuruluşunda askerî gücün büyük bir önemi vardı “Müslüman Arapların Emeviler Dönemi’nde İslamiyet’i yaymak için Orta Asya’yı fethetmeleri (705-712), sosyal ve siyasal neticeler yanında kültürel bakımdan da oldukça önemli sonuçlar doğurmuştur. Türklerin Abbasilere askerî açıdan yardım etmek amacı ile göç etmeleri, göç edenlerin savaşçı yönlerinin gelişmiş olması, onların kalem tutan değil kılıç tutan bireyler olmaları, Türkçeyi yazı dili olarak geliştirmelerini yavaşlatmıştır” (Ungan, 2010).
Aynı şartlar Osmanlı Devleti için de geçerli idi. Osmanlı askerî teşkilatının dinsel dinamizmi olan Bektaşiler bile ilk başlarda kül- türel yönleri ile değil, savaşçı yönleri ile ön plana çıkıyorken “çoğu Bektaşi dervişleri Osmanlıların yanında Trakya ve Balkan fetihleri- ne katıldılar. Fethedilen ülkelerde topraklar edindiler, kimi zaman sadece kılıç hakkına dayanarak toprakları mülkiyetlerine geçiri- yorlardı” (Burkan, 1942: 280). Bektaşilerin kültürel zenginlikleri, dinsel sadakatleri ve Osmanlı Devleti’ne bağlılıkları kendilerini ayrıcalıklı kılmıştı. Bunlardan alınan verim nedeni ile Osmanlı Sultanları, ailelerinden alınıp Müslüman dinine göre yetiştirilen Hristiyan çocuklarından oluşan yeni orduyu Hacı Bektaşi Veli’ye bağladılar (Melikoff, 2006: 24).
Bütün dillerin gelişiminde askerî yapıların olumlu katkıları olmuştur. Yeniçeri Ocağı, Türkçenin en güzel şekilde kullanıldı- ğı ve dış baskılara en az maruz bırakıldığı bir mekân olmasına rağmen ilk dönemlerde bu ocak Türkçenin bilim ve edebiyat dili olmasını sağlayacak katkıyı sunmaktan uzaktı. “Osmanlı İmpara-
3 Dil Politikaları Bağlamında II. Abdülhamit ve Türkçe
torluğu 19. yüzyılın başında bütün sınıflar ve zümreler ile birlikte bir piramit manzarası gösteriyordu. Bu piramidin zirvesinde pa- dişah ve saray, onun altında savaşçılar (ehliseyf), onun altında ve yanında ilim ve din adamları (zümre-i ulema) daha aşağıda zana- at korporasyonları ve gedikleri (ehl-i hilef), en sonra, piramidin tabanında raiyye (reaya) adıyla tanınan çoban ve çiftçiden oluşan halk tabakası bulunmaktaydı” (Ülken’den akt. Özlü, 2006:198).
Etnik kimliğin oluşmasının ve toplumların uluslaşmasının ana unsuru olan dil, sözlü kültür unsurlarından destan türü- nün büyük katkısıyla geniş bir kelime dağarcığına ulaşırken bir yandan da “din” kavramı ile mücadele sürecine girmiş, esasında dilin gelişmesinde din, dinamik rol oynarken aynı zamanda bir milletin ulusallaşmasında çok önemli bir görevi olan dile ayak bağı olmuştur. Çünkü dinsel sadakat, dilsel birlikteliğin önüne geçmiş, aynı dine mensup olma, insanlar arasında aranan ilk şart olmuştur. “Ortaçağ Avrupa’sında dinsel sadakat ilk sırada geldi- ği için dil, siyasal bir sorun olarak algılanmamıştır. Zira devlet, tebaasıyla iletişim kuracağı standart dile gerek duymamış, farklı dilsel kimlikleri de devlet bir tehdit olarak görmemiştir” (İnal, 2012:99). Aynı durum Osmanlı’da da geçerli olmuştur. Sadoğlu (2003) dinsel sadakatin en başat kimlik unsuru olarak kabul edil- diği pre-modern dönemlerde dilin, siyasal bir sorun olarak algı- lanmadığını, çünkü devlet mekanizması tebaasıyla iletişim kura- cağı standart bir dile gerek duymadığı gibi, farklı dilsel kimlikleri de siyasal birliğe yönelen bir tehdit olarak algılamadığını dile getirmiş, Avrupa’da mutlak monarşi dönemine kadar bir yandan kilise iktidarının simgesi durumundaki Latince, diğer yandan fe- odal parçalanmışlığı yansıtan çok sayıdaki yerel dil ve lehçenin devletin eylem ve işlemlerinin gerçekleştirildiği yönetim diliyle bir tezat oluşturmadığını, tam bir dilsel çoğulculuğun hakim ol- duğu bu dönemde din dilinin, yönetimin ve din adamları sınıfı- nın bir imtiyazı olarak öne çıktığını dile getirmiştir.
4 Türkçenin Türklerden Çektikleri
Çok uluslu, çok dilli, çok kültürlü ve hatta çok dinli olan Os- manlı, ilk zamanlarda dil noktasında fazla sorun yaşamamıştı. İo- vanni Molino, 1641 yılında Roma’da yayımlanan İtalyanca Türkçe sözlüğünün ön sözünde, Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde elli beş krallık ve beylikte otuz üç millet ve dil olduğunu ama bunla- rın hepsinde güncel olarak Türkçenin konuşulduğunu söylemek- tedir (Develi, 2010:56 ). Bu kadar karmaşık bir yapıya rağmen Osmanlı’nın on sekizinci yüzyıla kadar dil konusunda fazla bir sorun yaşamaması o dönemin hayatı algılayış şeklinden kaynak- lanmaktaydı.
Dinin toplumu yönlendirmede çok etkili olduğu bu dönem- de özellikle çok dilli topluluklarda fazla bir sorun yaşanmamış, o dinin indiği dil (dinin dili) herkes tarafından kutsal kabul edildiği için devleti idare edenler, bir dil politikası oluşturma gereği his- setmemişlerdir. Çünkü toplumların bunu talep edecek bir zihin- sel yapıları henüz daha oluşmamıştı.
Hristiyan misyonerlerin önemle üzerinde durduğu unsurla- rın başında dil gelmiştir. Din dilinin kutsal kabul edilmesi, top- lumların eğitim ve dinî alanda o dili benimsemelerini kolaylaştır- mış, insanların kendi dillerini ikinci plana atmaları için ayrı bir çabaya gerek kalmamıştır. İnsanlar din dilinin karşısında kendi- lerini ve dillerini küçük görmüş, din dilinin kutsallığını benimse- yerek onunla varolmaya çalışmışlardır.
Avrupa’da matbaa ile birlikte okuryazar oranının artması, halkta kutsal kitabı daha iyi anlama isteğini doğurmuş, insanlar kendi dillerinde yazılmayan ilahi kitapları sorgulamaya başlamış- tır. Bu sorgulama isteği toplumların ulusallaşma sürecini başlatan unsurların ana kaynağını oluşturmuştur. Bu bağlamda toplumla- rın din dairesinde duygusal birlikteliğine bir sürelik ara verdiği dili ile duygusal bağını güçlendirme süreci hızlanmış, insanlar dillerine sarıldıkça dilleri de onlara ulusal bir kimlik kazandırma
5 Dil Politikaları Bağlamında II. Abdülhamit ve Türkçe
sürecini hızlandırmıştır. Dini ile dilini barıştıran milletler millet olma vasfının bazı ölçütlerini yerine getirmişlerdir.
Fransız İhtilali ile birlikte milliyetçilik akımının başlaması çok uluslu milletleri olumsuz yönde etkilerken, dilsel bağımsızlı- ğı yakalayan ve kendi dilleri ile sanat eserlerini meydana getiren ve bu eserleri halkın birçoğuna yaymayı başararak okuryazar ora- nını yükselten milletler, diğer toplumlar için model olma yoluna gitmişler, bu toplumların örnek alınması, çok uluslu devletler için büyük bir sorun oluşturmaya başlamıştır.
Osmanlı Devleti gibi çok uluslu devletler milliyetçilik akı- mından olumsuz şekilde etkilenirken, yaşadıkları ortam, diğer milletler gibi dil politikası oluşturmalarına engel olmuştur. Çün- kü çok uluslu toplulukların tümünü bir arada tutacak dil politi- kası oluşturmak için ya asimilasyon sistemini, ya bölgesel dilsel özerkliği ya da tüm bunların üzerinde hepsini kucaklayacak ve din birliği ile desteklenecek ilahi yönü olan bir dili ve onun po- litikasını ön plana çıkarmak gerekecekti. Özellikle okullaşmanın artması, gazete dilinin gelişmesi, matbaanın ve bürokrasinin ön plana çıkması, dil politikalarının oluşmasını mecburi hâle getir- mişti.
Dil Politikaları
Bir siyasal birim içinde konuşulan dillere, bunların alan ve bölgelerine, gelişmelerine ve kullanımlarına ilişkin haklara yöne- lik ilke, karar ve uygulamalar bütününe dil politikaları denilmek- tedir (Virtanen, 2006). Dil politikaları bir ülke içinde dilin veya dillerin kullanım alan ve şekillerinin belirlenmesi, bir dilin kendi içindeki gelişim sürecini belirleme ve azınlık dillerinin kullanım alanlarını belirleme standardıdır.
6 Türkçenin Türklerden Çektikleri
Ulus devletlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte yönetim sis- temlerinin ana unsurlarından birisini de dil politikaları oluştur- muştur. Tek kültürlü devletlerde dil politikaları önemli bir sorun olmamasına rağmen çok uluslu, çok dilli toplumlarda dil poli- tikaları siyasetin önemli bir noktasını oluşturmaya başlamıştır.
Devletlerin dil ile ilgili düzenlemeleri belirli adlar altında şekil- lenmeye başlamıştır. İmer (2001), dilin yönetiminin çeşitli ya- zarlar tarafından dil planlaması, dil mühendisliği, dil politikası, dil düzenlenmesi gibi birbirine yakın terimlerle dile getirildiğini ifade etmektedir.
Dil Politikası a. Dil Planlaması
aa. Maddi Planlama (İçsel Planlama) ab. Statü Planlaması (Dış Planlama)
Dil Politikası: Toplumların dil ile ilgili sorunlarını çöz- mek için gerçekleştirilen siyasi ve idari etkinlikleri kapsar (İmer, 2001:8). Dil ile ilgili tüm kararlar dil politikaları ile alakalıdır. Dil politikaları zamana ve zemine göre değişiklik göstermekte, siyasi- lerin düşünce dünyaları bu politikaların oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Fakat politika değişiklikleri bir dil için istenilen bir davranış değildir. Dil üzerinde yürütülen politikalardan he- men verim almak zordur.
a. Dil Planlaması: Dil politikalarını gerçekleştirmek üzere atılan adımlara denir. Maddi planlama ve statü planlaması olmak üzere ikiye ayrılır. Maddi planlamaya içsel planlama, statü plan- lamaya dışsal planlama diyenler de mevcuttur.
aa. Maddi (İçsel) Planlama: Dilin iletişim boyutundaki fonksiyonlarını daha iyi yerine getirmesi için dil üzerinde ger- çekleştirilen etkinlikleri içermektedir. Dilin sadeleştirilmesi, dı-
7 Dil Politikaları Bağlamında II. Abdülhamit ve Türkçe
şarıdan gelen sözcüklerin Türkçe karşılığını bulma, dilin söz var- lığını belirleme amaçları güdülmektedir. Türk Dil Kurumunun Türkçe üzerine yapmış olduğu çalışmalar daha çok dilin maddi planlaması ile alakalıdır. Aynı şekilde Yunus Emre Enstitüsü de hem içsel planlama da hem de dışsal planlamada önemli roller oynamaktadır.
İç planlamayı belirlemede birçok kurum yer alabilmekte- dir. Frshman (2006) dil politikasının belirlenmesinde dil aka- demilerinin, dil kural belirleyicilerinin, yazarların, eğitmenle- rin, uzmanların vb. yer alabileceğini dile getirmiştir. Türkiye’de ÖSYM’nin sınav sorularını hazırlarken seçtiği sözcükler, ken- dince belirlemiş olduğu bir dil politikasının ürünü olmakta bu hareketi ile Türkiye’de dilin işleyişi noktasında önemli bir rol oy- namaktadır. Ayrıca bu konuda Türk Dil Kurumu, yazarlar birliği, akademisyenler, dergi editörlerinden oluşacak bir kurul önemli rol oynayabilir. Fakat genel olarak Türk Dil Kurumu bu konuda kendini yetkin hissettiği için iç planlamada önemli kararlar al- maktadır. Türk Dil Kurumunun amacı “Türk dilinin güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek olarak belirlemiş, çalışma alanlarında ise, “lügat ıslahı, gramer-sentaks, derleme, lengüistik- filoloji, etimoloji yayınları altında toplamıştır (Virtanen, 2006).
Türk Dil Kurumu beş yıllık planlamalar eşliğinde Türkçe- nin çalışma ve gelişim alanlarını belirleyerek bu alanda dilin iç planı gereklerini yerine getirmeye çalışmıştır. Türk Dil Kurumu- nun görevi ve amaçları 664 sayılı kanun hükmünde kararname 10’uncu maddesi, 2’nci fıkrasında şu şekilde sıralanmıştır.
a. Türk dilinin kaynak eserlerini tespit ederek incelemek ve yayına hazırlamak, Türkçe ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında yapılan araştırmaları takip etmek, Bütünleşik Bilgi Sistemi dahi-
8 Türkçenin Türklerden Çektikleri
linde arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri ta- banları oluşturmak.
b. Türkçenin ticari hayatta, kitle iletişim araçlarında, eği- tim ve öğretim kurumlarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında doğru ve güzel kullanılması hususunda öncü görevi üstlenerek gerekli uyarıları yapmak, girişimlerde bulunmak, kamuoyunu, kurum ve kuruluşları bilgilendirmek, Türkçenin yozlaşmasına, yabancı sözcüklerin ve yazım biçimlerinin yayılmasına karşı dil bilincini güçlendirmek.
c. Türkçenin söz ve anlam yapısını korumak ve geliştirmek, yazılı ve sözlü kaynaklardan Türk dili ile ilgili derleme ve tarama- lar yapmak.
d. Türk dilinin zenginleşmesine yönelik inceleme ve araş- tırmalar yapmak, yazım kılavuzları ve sözlük hazırlamak, bilim, sanat, spor terimleri ile teknik terim ve kavramları karşılayacak Türkçe terim ve kavramların bulunmasına yönelik araştırma ve incelemelerde bulunmak.
e. Türkçe dil bilgisi üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunmak, buna dayalı olarak Türk dilinin yapısına ilişkin dil bil- gileri ile Türkçenin tarihi ve karşılaştırmalı dil bilgilerini hazırla- mak ve bunları yayımlamak.
f. Yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre, Türkçeyi dünya milletlerine tanıtacak ve kullanılmasını yaygınlaştıracak uluslararası etkinler düzenlemek.
g. Türk dili ve Türkçe dil bilgisi konularında kongreler, sempozyumlar, konferanslar, toplantılar, sergiler, geziler düzen- lemek, yurt içi ve yurt dışında yapılan aynı konu ve mahiyetteki toplantılara katılmak, yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre ve bu tür etkinleri desteklemek.
9 Dil Politikaları Bağlamında II. Abdülhamit ve Türkçe
h. Görevleri ile ilgili olarak, yurt içinde ve yurt dışında yerli ve yabancı, gerçek ve tüzel kişiler, eğitim, bilim, kültür, sanat ku- rum ve kuruluşları, araştırma merkezleri, araştırmacı, yazar ve sanatkârlarla yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre iş bir- liğinde bulunmak.
i. Görevleri ile ilgili konularda yurt içi ve yurt dışındaki ya- yımları izlemek, incelemek, değerlendirmek,
j. Yabancıların Türkçeyi öğrenmesini kolaylaştırıcı bilimsel çalışmalar yapmak.
k. Yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre Türkçenin tanıtılması ve öğretilmesine yönelik olarak yurt içinde ve yurt dı- şında çalışmalar yürütmek, bu alanda yurt içinde ve yurt dışında yürütülen çalışmaları desteklemek.
l. Yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk dili ve kültürüyle ilgili yerli ve yabancı temel eserler ile bu konularda- ki tarihî, ilmî ve edebî değeri bulunan eserlerle ilgili çeviri, sade- leştirme ve tıpkıbasım çalışmaları ile içerik incelemelerini yürüt- mek, desteklemek ve bu çalışmaların sonuçlarını yayımlamak.
m. Yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre Türk dili ile ilgili olarak üniversiteler, eğitim ve araştırma kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetle- rini desteklemek.
n. Yönetim kurulunca belirlenecek esaslara göre görev ala- nına giren konularda akademisyenlerin ve araştırmacıların ye- tiştirmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak, bu amaçla ödüller ve burslar vermek, yurt içinde ve yurt dışında lisansüstü eğitim ve araştırma faaliyetlerini desteklemek.
o. Diğer birimlerle koordinasyon içinde tespit edeceği ölü ya da yaşayan dünya dillerindeki klasikleşmiş bilim ve düşünce