HZ. MUSA’NIN BÜYÜK SINAVI ÞÜPHEDEN ÝNANCA
O’NA ÞÜKRETMEK
Siyasi Dergi
Cilt: 53 Sayý: 636 Aralýk 2021 Onur Baþkaný:
Dr. Refet Kayserilioðlu Sahibi ve Genel Yayýn Müdürü:
Ayþegül Kayserilioðlu Yazý Ýþleri Müdürü:
Güngör Özyiðit Yayýn Kurulu:
Güngör Özyiðit Nelda Bayraktar
Hale Ürkmezgil Haberleþme ve Okur/Abone Ýliþkileri:
0535 4554223 - 0549 7220248 Yönetim Yeri:
Hayri Eðmezoðlu Sk. Ýkizler Ap.
No: 8 D: 32 Erenköy/Ýst.
Dergimizin internet sitesini
www.sevgidunyasidergisi.com, www.dostluk.org adreslerinden ziyaret edebilirsiniz
Þüpheden Ýnanca ... 2
Dr. Refet Kayserilioðlu
Hz. Musa’nýn
Büyük Sýnavý ... 8
Ahmet Kayserilioðlu
Kayýp Diva ...14
Güngör Özyiðit
O’na Þükretmek ... 24
Seyhun Güleçyüz
Gýybet yani Dedikodu ... 29
Belgin Tanaltay
Ýnsanýn Ýkili Yapýsý - 3 ... 33
Der: Ýsmail Hakký Acar
Ben Þimdi Neredeyim? ... 40
Çev: Nelda Ýnan
Pratik ve Sýradan Ýþler 1, 2, 3 ... 44
(Canlý Kryon Celsesi)
ÝÇÝNDEKÝLER
Sevgili Dostlar
Umut pazarlarý kurulmuþ… umut tüccarlarý iþ baþýnda. Yüreðindeki daralmayý çözmek, baþýndaki bulanýklýðý daðýtmak için çare arayanlar pazara düþmüþler, bir tacirden diðerine gidiyorlar. Tutunacak bir el arýyorlar; onlara gerçekten yol gösterecek, kavgalarý býrakmýþ, hoþgörüyü öðrenmiþ, saygýlý sevgileri gözlerinden ve her hallerinden belli olan, aðýzlarýndan çýkan her sözü kendi hayatlarýnda önce kendileri uygulayan insanlarý… Kendinizi o elin sahibi, öyle insanlardan biri olarak hayal ediyor, öyle olmak için temiz niyetle çabalýyorsanýz, bunun için öðreniyor, öðrendiklerinizi uyguluyorsanýz, durmayýn ilgilenin arayýþ içindeki kardeþlerinizle. Artýk o günlere giriyor Dünyamýz. Tüccarlardan farkýnýz ululanmamanýz, benliðinizi geri plana atabilmeniz, ne maddi ne de manevi herhangi bir karþýlýk beklememeniz olacaktýr; onlardan farkýnýz Yaradan’ý ve güzelliklerini basma kalýp içi boþalmýþ sözlerle deðil, tâ içinizden gelen kendi duygu ve düþüncelerinizle anmanýzda olacaktýr; onlardan farkýnýz gerçek selâmetin yalnýzca Birlik’le olacaðýný ifade etmenizde olacaktýr. Birlik güçtür, birlik þarttýr, birlik vesvesenin dýþarýda býrakýlmasý için en büyük çarelerden biridir. Onlara güzellikleri anlatýp gönüllerini yeþil ve ýlýk tutmaya çalýþýrken iyiliðin, doðruluðun, çalýþkanlýðýn, bilgili olmanýn erdemini, sevginin kutsallýðýný onlarý rahatsýz etmeden, alýþ hýzlarýna uyarak sabýrla iþleyeceksiniz. Aradýklarý þey pazarlarda satýlmaz. Onu inançlý ve temiz gönüllü insanlarýn gerçeðinde sezebilirler ancak. Ve sonra bulmak, uzanýp almak ve içlerindeki özle bir etmek onlarýn iþidir elbet. Gerçeði bir ucundan yakalamýþ olanlar, almaya hazýr olanlarý gördüðünüzde, eðer onlarý istekli de görüyorsanýz, verin en iyi bildiðinizden, sizdeki incilerinizden, hiç karþýlýksýz. Yapacaðýnýz büyük hayýrdýr ve mutluluklarýn en büyüðüdür.
Ayrýca öðrenmenin ve bilginin sonu olmadýðýndan kendi geliþmeniz ve yükselmeniz için zevkle yürünecek bir yoldur. En bilgilisi de olsa, en yükselmiþi de olsa, en geriden geleni de olsa insanlarýn biribirine þaþmaz bir þekilde ihtiyaçlarý vardýr. Bütüne muhtacýz, parçalarý toplamalýyýz.
En Derin Sevgilerimizle SEVGÝ DÜNYASI
Þüpheden Ýnanca...
Dr. Refet Kayserilioðlu
Þüphe; bilgi ve gerçek kapýlarýný açan
bir anahtar olduðu gibi, ayný kapýlarý sýmsýký kilitleyen bir anahtar da olabilir.
Þüpheyi artýran ve azaltan etkenler nelerdir?
Þüpheden inanca
gitmek için gerekli
olan nedir?
ÞÜPHE ÖRNEKLERÝ Adam her þeyden ve herkesten þüphe etmekte- dir. Bir türlü kimseye ve hiçbir þeye inanamamak- tadýr. Doktora gider, dok- tor muayene eder ve “Bir þeyin yok” der. “Acaba doktor beni teselli için mi böyle söyledi!..” diye kuþkudadýr. Bir iþ yap- mýþtýr her an aldatýlma korkusu içindedir. Ýnan- masý için bir konu çýkar önüne, “Acaba bu inanacaðým þey gerçek- ten doðru mu?” diye þüphededir. Hiçbir þeyin sonucundan ve doðru- luðundan emin deðildir.
Bir baþka adam da þüphe eder ama þüphesi onu araþtýrmaya sevk eder. Araþtýrýr, doðruysa ve yararlýysa kabul eder, deðilse reddeder. Önceki þüphe olumsuz, menfî bir þüphedir. Diðeri ise olumlu bir þüphedir.
Þüphe nedir? Sözlükler þüpheyi: “Zihnin bir þey için var veya yok, ya da doðru veya yanlýþ diye- meyip duraklamasý” diye tarif ederler. Yani
önümüzde bir olay var, bunun doðruluðu hakkýn- da kesin bir þey bile- meme halidir. Ayný þüphe bir bilgi, bir yargý, bir söz ve bir kiþi için de olabilir. Onlarýn doðru veya yanlýþ olduðu hakkýnda kesin bir bil- giye sahip olamama halidir. Þüphe bir karar- sýzlýðýn, bir tereddüdün ifadesi oluyor, aslýnda. O kararsýzlýk ve tereddüt bir çözüme baðlanmadan kendi halinde býrakýlýrsa kiþiyi huzursuzluða ve rahatsýzlýða iter. Ama þüphedeki kararsýzlýk kiþiyi araþtýrmaya ve gerçeði öðrenmek için çabaya yöneltirse o zaman yeni bir bilginin kapýsýný açan bir anahtar olur. Ama þüphe kiþiyi þüphe ettiði þeyden kaç- maya, ondan uzak dur- maya iterse, ortada çözülmeyen bir karar- sýzlýk ve huzursuzluk kalacak demektir. Bu takdirde þüphe bilgi ve huzur kapýlarýný kilit- leyen bir anahtar olur.
Bizim Celselerimiz’de þüphe için þöyle demek- tedir:
“Þüphe ve tereddüt, aslýnda hayra açýlacak olan gözlerin perdesidir.
Onu vaktinde açýverene ne mutlu!.. Ýþte o, önü tutulmaz, iþte o sonu bulunmaz gülyüzlüler- den olacaktýr.”
Evet, þüphe ve tereddüt gözlerin önünde bir perdedir. Gerçekleri görmeye engeldir.
Þüpheyi býrakmak için, ondan kurtulmak için gayret gösterilmediði sürece, o perde kalkmaz.
Bilgiyi artýrýp, araþtýrarak ve düþünerek gerçekler bulunursa þüphe kalkar.
Þüphe perdesini kaldýrýn- ca gözler hayra açýlýr, yeni bilgileri ve yeni gerçekleri görür. Onlarý alýr, benimser ve uyarsa gerçekten olgunlaþanlar- dan, yani gülyüzlülerden olur.
Þüphe, bilgi ve gerçek kapýlarýný açan bir anahtar olduðu gibi, ayný kapýlarý sýmsýký kilitleyen bir anahtar da olabilir.
Þüphenin hayýrlý anahtar, kapýlarý açan bir anahtar olmasý için kiþinin gayretli, araþtýrýcý,
dikkatli ve uyanýk olmasý lâzýmdýr. Düþünce veya zihin tembeli olan kiþiler düþünmeye araþtýrmaya, kafayý iþletmeye üþenen kiþiler, þüphe anahtarýný hayra kullanamayan, þüphe perdesini, göz- lerinin önünde daha kalýnlaþtýran kiþilerdir.
Þüpheden kurtulmak için çaba harcamayan kiþiler giderek þüphe hastalýðýna kadar uza- nabilirler. Þüphe nev- rozu denilen, her þeyden þüphe eden kiþiler vardýr.
Meselâ hasta olacaðýndan veya öleceðinden þüphe- dedir. Her an kalbini din- ler, her þeyden ayrý ayrý korkular çýkartýr kendine.
Felsefede bir þüphe metodu ve bir de bunu uygulayan þüphe felsefe- si vardýr. Septikler denilen bu okulun men- suplarý, dünyada kesin bir bilgi elde etmenin mümkün olmadýðý kanýsýndadýrlar. Hiçbir þeye inanmaz, hiçbir bil- giye baðlanmazlar ve her þeyi þüphe ile karþýlamak gerekir, derler. Septisizm denilen bu okulun men- suplarýnýn ne derece mut- suz olduklarýný tahmin etmek zor deðildir.
Þüphe nevrozu içinde olanlar da ayný huzursuzluk ve korku içindedirler. Gerçekten þüphe korkuyu, inanç ise güveni ve huzuru çaðýrýr.
Bir dine, yukarý âlem- den gelen bilgilere inana- mamak da þüphenin sonucudur. O din ve o bilgiler incelenmiþ, taraf- sýz bir gözle araþtýrýlmýþ da doðru bulunmamýþsa mesele yok. Ama tetkik etmeden, araþtýrmadan ve düþünmeden red- dedilmiþse þüphenin aðýna düþülmüþ olur.
ÞÜPHE
GEREKLÝ MÝDÝR?
Þüphe gereklidir. Ýnsaný araþtýrmaya, incelemeye yönelttiði ve yettiði için gereklidir. Þüphe
olmazsa kiþiler her önle- rine gelene körü körüne, doðru yanlýþ demeden inanacaklar demektir. Bu da birçok yanýlmalara ve zararlara götürecektir kiþileri. Þüphe kesin bir karara varamama halidir.
Þüphenin karþýtý kesin bir karara, hükme veya yargýya varmak demektir.
Kesin bir yargýya vara- bilmek için önce þüphe
çemberinden geçmek, araþtýrmak gerekir.
Bunlarý yaparak kesin bir sonuca ulaþýlmýþsa bir basamak yukarý çýkýlmýþ, bir konuda gerçekler öðrenilmiþ demektir.
Bunu þüphe saðladýðý için hayýrlý bir görev yapmýþ olmaktadýr.
“Ne miktar bir þüphe gereklidir?” diye soracak olursak, bizi araþtýrmaya, incelemeye ve düþünme- ye yöneltecek ve itecek kadarý diye cevaplamak gerekir. Bu dozdan fazla þüphe kiþiyi araþtýrmaya yöneltmez, kolaylýkla her þeyi inkâra yöneltir.
Bunun zararý ise hem kiþinin tekâmülünü engellemesi yönünden, hem de onu huzursuz ve mutsuz etmesi yönün- dendir. Þüphede olan bir bakýma ateþte oturandýr.
Þüphe devamlý taþýnacak bir eldiven deðildir.
Araþtýrmayý yapýncaya kadar, kapýyý açýncaya kadar gereklidir, sonra hemen elden çýkarýl- malýdýr.
Þüpheden kurtulup ve kesin bir yargýya varýp, kararlý bir bilgiye ulaþan kiþi, bir dengeye ve
huzura ulaþmýþ olur. Bu denge hali bir süre gide- cektir. Kiþinin tekâmülü, geliþmesi ve olgunlaþ- masý ile yeni sorunlar yeni kapalý kapýlar çýka- caktýr önüne... Onlar da yeni þüpheleri çaðýracak- týr. Yani denge bozula- caktýr. Yeni araþtýrma ve düþünceler ve yeni bil- giler, daha üst düzeyde yeni bilgilerin kapýsýný açacaktýr kiþiye...
Böylece yeni ve üst bir denge kurulacaktýr, iþte olgunlaþma yolu böylece bir þüphe, bir bilgi, bir denge, sonra dengenin bozulmasý, yeni þüphe, yeni bilgiler, yeni ve üstün bir denge olarak sürüp gidecektir.
Þüphenin çok az olmasý da faydalý deðildir, hattâ bazen zararlýdýr. Çünkü þüphe azlýðý kiþiyi düþünmeden, araþtýrmadan her þeyi kabul etmeye sevk eder.
Böyle kiþiler her söylenene çabuk inanýr- lar. Hangi kimsenin sözü, hattâ yalaný daha
kuvvetliyse ona kanarlar.
Bir süre sonra daha güçlü veya dili daha kuvvetli kiþinin savunduðu tama- men zýt veya karþýt bir
fikre de inanýrlar. Böyle kiþilerin saðlam, sürekli ve dengeli bir inançlarý olamaz. Öyleyse yeteri kadar, kiþiyi araþtýrmaya yöneltecek kadar, bir þüphenin olmasý gerek- lidir ve yararlýdýr.
Bundan azý da, bundan çoðu da zararlýdýr.
Þüpheyi artýran ve azal- tan etkenler de vardýr.
Artýran etkenler: Kiþinin çevresindekilerin bolca yalan söylemeleri, aldat- malarý, ikiyüzlülükleri ve hileleridir. Bunlara, kendi uyuþukluðunu, gayretsiz- liðini, gerçekleri öðren- mek ve bulmak için çaba harcamamasýný ve kafa- sýný iþletmemesini de koyabiliriz. Azaltan etkenler ise, çevresin- dekilerin doðruluðu, dürüstlüðü, fedakâr, iyi- liksever kiþiler oluþu, bil- giye, araþtýrma ya önem veren bir ortamda bu- lunuþudur. Kiþinin bilgi- lerini sürekli artýrmasý, devamlý düþünüp bul- duðu delilleri ve bilgileri kýyaslayarak kesin sonuçlara varmasý onun þüphelerini azaltýr. Bilgi ve tecrübeleri artan, olgunlaþan kiþinin þüpheleri azalýr. Öyle
kiþinin yalnýzca olumlu, araþtýrmaya yönelten þüpheleri arta kalýr.
OLGUNLAÞMAK ÝÇÝN
Dünyada bulunuþumuz, olaylar içinde yoðrularak tecrübe ve bilgi sahibi olmamýz ve olgunlaþ- mamýz içindir.
Olgunlaþmak için de bazý kolaylaþtýrýcý ve itici etkenleri insanýn içine koymuþtur Yaradan. Bu etkenler baþlýca þun- lardýr: Þüphe, korku, yanýlma veya hata ve bencilliktir. Bu etkenlere menfi etkenler de diye- biliriz. Olgunlaþmaya yönelten pozitif etkenler de vardýr. Bunlar bilginin ve öðrenmenin verdiði huzur ve haz, kiþinin doðuþtan itibaren bir þeyler öðrenme eðili- minde oluþu, güven duyma isteði, inanma ve baðlanma isteði, sevme ve sevilme eðilimidir.
Bunlar da müspet yönden kiþiyi tekâmüle çekerler.
Yani kiþi negatif etken- lerden kurtulmaya çalýþarak ve pozitif etkenlere de ulaþmaya çalýþarak tekâmül eder, olgunlaþýr, yükselir.
Negatif etkenler olan þüphe, korku, hata ve bencillik uyarýcý birer etki yaparlar. Kiþiyi þüpheden kurtulmak için araþtýrmaya korku- dan ve yanýlmalardan kurtulmak için gerçekleri öðrenmeye sevk eder.
Bencillik ya da ego, kiþiyi motive eden, kamçýlayan bir etkendir.
Azý gereklidir, aþýrýsý zararlýdýr. Pozitif etken- lerde çekicilik ve cazibe vardýr. Bilgiye, sevgiye, huzura, mutluluða koþar insanoðlu doðduðundan itibaren.
Olgunlaþma yolunda olan insan ruhunun gücünü ve çevresine etkinliðini artýran üç temel esas vardýr:
1) Edinilen bilgiler üzerinde düþünmek ve tahayyül etmek.
2) Sevgi 3) Ýnançtýr.
Ruhumuzun aslý veya özü Yaradan’ýn sevgisi ve Ondan gelen bir nebze bilgidir. Ruhumuzun geliþmesi bu sebepten sevgi ve bilgi ile olur.
Sevgi yalnýzca bir duygu deðildir; bir enerjidir,
maddeye etki yapan bir güçtür. Sevgi çevremi- ze verildikçe alýnan, alýndýkça da çoðalan bir güçtür. Sevginin gönülden gönüle verilip alýndýkça artan ve hýzlanan bir dolaþýmý vardýr.
Bilgiyi yalnýz almak yeterli deðildir. Onu benimsemek için düþün- mek ve tahayyül etmek gerekir. Ýnanç ise, sevginin artýrdýðý ruh enerjisini, bilginin yol göstericiliði içinde eyleme koyma iþlemidir.
Ýnanç olmadan bilgiler yol gösterici özelliðini kazanamaz ve eyleme yönelemez ruhumuz.
Sevgi olmadan da ruhun yapýcý gücü, etkinliði olamaz. Bilgileri benim- semek için onlarýn üzerinde enine boyuna düþünmek, tecrübeleri- mizle karþýlaþtýrmak, tahayyüllerimizle zihnen onlarýn içinde yaþayýp bir sonuca varmak gerekir.
Böylesine Ýþlemlerden geçerek doðruluðuna kanaat getirilmiþ bilgi bizim öz bilgilerimiz olmaya baþlar. Ruh onlarý inanç olarak benimser. Ondan sonra
onlarý uygulamadan duramaz artýk.
Uygulamasý yeni bir tecrübe (deneme) yapmasý demektir.
Denemeleri inandýðý bilgiyi doðrulayan veya eksiðini tamam- layan yeni bilgileri kazandýracaktýr ona.
Ama bu arada negatif ve pozitif etkenler de görevlerini yapacaklar, kiþiyi þüpheden inanca, korkudan güvene, bencil- likten sencilliðe, yanýl- madan veya hatadan gerçeðe götürecektir.
Böylece yükselip gide- cektir. Yaradan’ýn kur- duðu bu düzen ne güzeldir deðil mi?
ÞÜPHEDEN
KURTULAMIYORSAK Þüpheden kurtula- mamanýn bir sebebi söylediðimiz gibi gayret- sizlik ve zihin tembel- liðidir. Bir baþka sebebi de aþýrý bencillik
dolayýsýyla saplandýðýmýz kötülükler ve küçüklük- lerdir. Baþkalarýnýn ve kendi geliþmesinin ve hayatýnýn zararýna olan iþleri kiþiler bile bile yaparlar. Aþýrý istekler,
ihtiraslar, aþýrý oburluk, kiþilerin çoðu kez kopa- madýklarý kötü alýþkanlar, her þeyin aþýrýsýna git- meyi huy edinme halleri, kiþilerin çoðu kez kopa- madýklarý kötülükler ve küçüklükler oluyor.
Bunlar ise þüpheyi körükleyen, kiþiyi öðren- mekten, bilgiden ve gerçeklerden uzaklaþtýran etkenlerdir.
Bizim Celselerimiz’de bu sebepten haklý olarak þöyle denmektedir:
“Ýçinizde bir þüphe varsa mutlak kopa- madýklarýnýzdandýr.
Ýçinizde bir þüphe varsa mutlak o, sizin küçük- lüklerle ve kötülüklerle uðraþmanýzdandýr.”
Þüpheden kurtulmak için küçüklüklerden ve kötülüklerden kop- maya çalýþmaktan baþka çare yok. Bunlardan kopmak için de duran olmamak lâzýmdýr.
Durmak ve gayretsizlik en büyük þerdir, en bü- yük suçtur. Bu þerri ve suçu iþleyen kendi eliyle kendisini þüphe ateþine atmýþ olur.
Yine Bizim
Celselerimiz’de söylen-
miþ þu cümleyle
sözümüzü doðrulayalým:
“Þüpheci olmayýn.
Öðretici olun, öðrenen olun, bilen olun, bulan olun, bildiren olun ama DURAN olmayýn. Ýþte þer bundadýr.”
Þüphe dozunda olursa, yerinde kullanýlýrsa hayýrlý, zamanýnda atýlýverirse hayýrlýdýr.
Ama gözün önüne perde olursa zararlý, yürekte bir ateþ olursa zararlý, huzursuzluðun, mutsuzluðun ve inanç- sýzlýðýn kaynaðý olursa zararlýdýr.
“Ve iþte o günlerde o gülyüzlü yalnýzdý... Yalnýz kalývermiþti öyle yolun ortasýnda, öyle tozun topraðýn, öyle rüzgârýn her þeyi karýþtýrdýðý zaman… Ýþte o rüzgârýn her þeyi karýþtýrdýðý o günde, onu önceden tanýyýp bilenler, o gün inkârda idiler. Ve o yalnýzdý arkadaþý ile gideceði yolda..”
Rehberlik Bilgilerinin Düþündürdükleri: 24
Hz. Musa’nýn
Büyük Sýnavý
Ahmet Kayserilioðlu, PsikologBaþý ne zaman rahat olabilmiþti ki Hz.
Musa'nýn; kavmiyle çöllerde oradan oraya 40 yýl boyunca dolaþýp dururken!.. Ama öyle zamanlarý da olmuþtu ki, derdini çözmek bir yana, neredeyse anlayabilecek tek bir dost bile yok yanýnda... Çareyi ancak Rab'bine sýðýnmada bulabiliyordu... Ýþte böyle, bunca mucizeye raðmen yine inkârcýlarla etrafýnýn kuþatýldýðý, tozun topraðýn her tarafý sardýðý, yapayalnýz kaldýðý bir zamanda, Yaradan onu bu defa bambaþka bir serüvene yollamýþtý.
Yalnýzca kalýn enseli anlayýþsýz kavmin- den uzaklaþýp rahat bir nefes alýp din- lenmeyecekti bu serüvende, tam tersine, Rab'bin bilgilerle donattýðý, olacaklar- dan haberdar kýldýðý, insan kýlýðýna bürünmüþ bir melek elçi olan Hýzýr ile belirlenen bir yerde buluþacak ve onda- ki bilgilere, hünerlere o da sahip ola- caktý. Ancak bunun için tek bir þart vardý. Rabbi'nden aldýðý emirleri tered- dütsüz yerine getiren ve böylece insan- lar arasýnda düzenin, adaletin yerli ye- rine konmasýna aracý olan Hýzýr'la yapacaðý yolculukta, onun yaptýklarý ne kadar akla ve mantýða, etik deðerlere aykýrý bile görünse, Musa en ufak bir itirazda bulunmayacak, yapýlanlarýn altýnda yatan gizli hikmetler ona açýk- lanýncaya kadar yaman bir sabýr örneði sergileyecekti. Hýzýr'daki ilâhi öðreti- lere ve sýrlara ancak böyle sahip ola- bilecekti. Kuran'da Kehf suresinde 60.
âyetten 82'ye kadar Musa'nýn Hýzýr'la yaþadýklarýndan söz edilir. 65. âyette:
"Orada kullarýmýzdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katýmýzdan bir rah-
met vermiþ, lûtfumuzdan bir ilim öðret- miþtik" denilerek Hýzýr'ýn nasýl yüce bir öðrenimle, üstün bilgilerle donatýldýðý ifade edilir. Serüvenin sonunda Hýzýr'ýn Yaradan'ýn emirleriyle iþ gördüðü 82.
âyette þöyle dile getirilir: "... Ben bunlarýn hiçbirini kendiliðimden yap- madým."
Zaman zaman baþýmýza gelen olaðandýþý olaylarýn altýnda, büyük hik- metler olabileceðini açýkça gözler önüne seren Musa - Hýzýr serüveni, gerçekten hepimiz için ibretlerle doludur. Kuran elimizin altýnda olduðundan oradan okumak çok kolay.
Bizim Celselerimiz ise herkeste olmadýðýndan ve olaylarýn çok daha geniþ açýklamalarý bulunduðundan bu serüveni oradan aynen aktarýyorum.
MUSA TESLÝMÝYET ve SABIR SINAVINDA
“Hani bir gün o gülyüzlülerden birine, onu da Sevgisinden Varetmiþ Olan demiþti ya... "Sen yanýndaki arkadaþýnla þimdi uzun bir yola çýka- caksýn; bizim hayrýmýzdan varettiðimiz bir hayýrlý ile buluþmak üzere, iki suyun birleþtiði yerde." O gülyüzlü, o günden sonra o yere varmak için, yola çýktý arkadaþý ile. Ve öylece bir zaman yürüdüler, yürüdüler günlerce... Ve iþte o günlerde o gülyüzlü yalnýzdý...
Yalnýz kalývermiþti öyle yolun ortasýn- da, öyle tozun topraðýn, öyle rüzgârýn her þeyi karýþtýrdýðý zaman. Ýþte o rüzgârýn her þeyi karýþtýrdýðý o günde, onu önceden tanýyýp bilenler, o gün
inkârda idiler. Ve o yalnýzdý arkadaþý ile gideceði yolda.
Býkmadan, usanmadan yürüdü, yürüdü, iki suyun birleþtiði yere kadar.
Orada yemek yemek için bir vakit dur- dular. Arkadaþý onlar için iki suyun birleþtiði yerden bir balýk yakaladý. Bir müddet konuþmaya daldýlar ve sonra aramaya baþladýlar bulacaklarý hayýr- lýyý... Ýþte o sýrada balýk, yeniden iki suyun birleþtiði yere düþtü. Ve kay- bolup gitti, yeniden canlanarak.
Ve gülyüzlü orada hayýrla bekleyeni bulamadý o gün. Onu bulacaklarý yer orasý deðildir zannederek oradan ayrýldýlar. Ve öylece yürüdüler bir müddet. Sonra yemek yemek için otur- dular ve gördüler ki, avladýklarý iki suyun birleþtiði yerde kaldý... Tekrar onu almak için geri döndüler... Ve iþte o zaman onlarý hayýrla bekleyeni orada gördüler. Ve bildiler ki, bu onlar için önceden belli edilmiþ bir iþaretti.
Onlarý hayýrla bekleyen, onlara þöyle bir söz etti. Dedi ki: "Sizi sevgisinden, beni hayrýndan Varetmiþ Olan, sizin hayrýnýza bana bir emir verdi gerçek- ten. Eðer sen gülyüzlü, sabýrlý ve bekleyen olabilirsen, benden benim gibi olmayý, her þeyi önceden bilmeyi öðreneceksin. Yalnýz bunun için öyle- sine katý, öylesine zor sabredeceksin."
Söz verdi gülyüzlü: "Hiçbir þeyi sor- madan, merak etmeden, anlamak istemeden bekleyeceðim. Çünkü ben insan kardeþlerimin hayrý için sendeki gerçeði öðreneceðim.” Söz verdiler,
söz aldýlar, iki suyun birleþtiði yerde.
Ve sonra yeniden yola vardýlar. Yürü- düler, yürüdüler, günlerce yürüdüler.
Bir yerde bir gemiye bindiler. Bir gün Sizi Sevgisinden Vareden'in hayrýndan varettiði elinde bir çekiç ve bir çivi ile büyükçe bir delik açmaya baþladý bindiði gemide. Ve yavaþ yavaþ su aldý gemi, bir yere varýncaya kadar batmýþ olmak için... Telâþlandý gül- yüzlü, bir hayli kuþkulandý ve korktu da... Ýþte orada sabrýn önüne geçti ve sordu hayýrla varedilmiþ olan'a: "Ya sen, içinde olduðumuz gemiyi niçin batýracaksýn?" Ýþte o hayýrlýnýn cevabý þöyle oldu gülyüzlüye: "Sen bil ki, benim sakladýklarýmý bulamayacaksýn.
Çünkü sen sabretmedin." Yeniden secde etti, baðýþlanmak diledi, bir hak istedi gülyüzlü onu Sevgisinden Varetmiþ Olan'dan. Dileði kabul oldu, baðýþlandý. Yeniden hayýr yolunda yola çýktýlar ve bir hayli gittiler bir zaman...
Sonra bir yerde aniden, çok küçük bir çocuðu birden yakaladý ve öldürdü, O'nun hayrýndan varetmiþ olduðu...
Ýsyan etti yine tekrar gülyüzlü, gülyüz- lü olduðunu bildiði halde ve hayrýndan varedildiðini haber aldýðýndan. "Ya sen nasýl, günahsýz küçücük bir yavruyu öldürürsün?" diye sorunca, iþte o hayýrlý tekrar "Sen bende olaný bulamayacaksýn. Çünkü sabretmedin"
dedi ona. Anladý yeniden suçunu gülyüzlü. Secde etti, baðýþlanmak dile- di O Eriþilmez Olan'dan. Ýþte ona, o gün yeniden son bir hak verildi, yeniden son bir denenme için fýrsat.
Ve yeniden çýktýlar yola, yeniden yürüdüler uzunca. Bir zaman sonra, bir þehre vardýlar ve bir hayli acýktýlar.
Yiyecek için yola çýktýlar, kapý kapý istediler yiyecek; istediler ve baktýlar ki, onlara kimse yiyecek vermeyecek, anladýlar. O þehirden ayrýlmak için yola çýktýlar. Þehrin bir kenarýnda, bir evin bahçe duvarý yýkýktý, eskiydi çok.
Ýþte hayýrla varedilmiþ olan, orada baþladý, duvarý yeniden yapmaya.
Sevgisinden varedilmiþ gülyüzlü, ona yardýma koyuldu. Eski duvarý yeniden tamir edip, yenilediler. Dayanamadý gülyüzlü, dedi ki ona: "Ya sen, bize yiyecek vermeyenlerin eski duvarlarýný tamir ettin. Bunda bizim için hayýrlý olan ne vardý ki?" O zaman hayýrla varedilmiþ olan dedi ki: "Sen bendeki hayrý, bendeki sýrrý öðrenemeyeceksin.
Çünkü iþte yine sabretmedin. Þimdi gel de, sana baþýndan beri olup gidenleri anlatayým."
Ve bir kenarda ona hepsini anlattý.
Dedi ki: "Hani seninle bir gemiye binmiþtik ya... Ve ben, o gemide bir delik açýp onun bir yere kadar gitmesi- ni ve orada bir ölçüde batmasýný saðladým. Ve sen orada isyan edip bunun yanlýþ olduðunu bana söyledin.
Ýþte aslýnda bu benim yaptýðým doðru idi gerçekten. Çünkü o gemi gideceði yerden fazla yol alsaydý, büyük bir fýrtý- na ortasýnda, hýrsýzlarýn elinde yok olup gidecekti. Çünkü o gemi aslýnda beþ fakir kiþinin malý idi... Benim yap- týðým iþ, onu kurtaracak yere kadar götürdü" dedi. Ve utandý gülyüzlü sor- duðundan.
Ve sonra öldürdüðü küçük çocuðu anlatmaya koyuldu, hayýrla varedilmiþ olan. Dedi ki: "O çocuk, koþa koþa git- tiði yere ve kendinden daha küçük, daha büyük olan çocuklar arasýna bir hastalýk götürmedeydi, farkýna var- madan. Ve o çocuk, aslýnda ebeveyni için büyük kötülükler yapacak, gerçek- ten kötülük için varedilmiþti." Þimdi siz bunun da aslýný bilemezsiniz. Þimdi siz bunun için de düþüneceksiniz, size anlatýldýðý halde. Ve o gülyüzlü o gün o sorudan yine utandý..
Ve devam etti hayýrla varedilmiþ olan: "Hani ben bir yerde, bir yýkýk duvar tamir ettim ve sen yardým ettin ya bana. Ýþte orada, o duvarýn altýnda büyük bir hazine gizli idi... O hazine aslýnda, sonradan insan kardeþlerine hayýrlý olacak büyük bir kiþinin malý idi... Onun haberi yoktu ondan. Duvar yýkýlsa, eskiseydi ve mey- dana çýkardý o hazine, þimdi sana yiye- cek vermeyenlerin eline geçerdi gerçekten... Ýþte o bana, seni Sevgisinden Vareden'den emredildi öyle. Ve ben, hiç itirazsýz emri yerine getirdim, sen sabretmeden sordun"
dedi o gülyüzlüye.
O gülyüzlü o günden sonra gerçeði bildi, utandý, utandý... Ve sonra ona söz verdi orada, bir daha hiçbir þeyi merak etmeden teslim olup uyaca- ðýna. O sýrada baktý ki ardýna, hayýrla varedilmiþ olan, çoktan oradan yok olmuþ. Ýþte siz þimdi, sizin için lâzým olan birçok þeyi bunda arayýn.
KISA AÇIKLAMALAR Plân içinde plânlar:
Kötülük için varedilmiþ olup yakýnda ailesinin baþýna büyük belâlar açacak küçük çocuðun, Hýzýr tarafýndan, Rabbinden aldýðý bir emirle anýnda öldürülmesi aklýmýzý çok kurcalar.
Parapsikolojik araþtýrmalardan iyice biliyoruz ki, dünyaya gelmeden önce her insan spatyomda yani öte âlemde, rehber varlýklarýnýn da yardýmý ve ikna etmesiyle yaþayacaðý acý tatlý çok önem- li olaylarý peþinen kabul eder. Böylece baþarmasý gereken tekâmül aþamalarý da belli edilmiþ olur. Yaþam plânlarýný yapýp dünyaya adým attýktan sonra kiþinin sýnavdaki baþarýsý bunlarýn ne kadarýný gerçekleþtirdiði ile ilgili ola- caktýr. Bu durumda yukarýda sözü edilen küçük çocuðun ileride kendile- rine büyük kötülükler yapmasý da dünyaya adým atmadan önce, hem de çok bilgili, çok deneyimli rehber varlýk- larýn da onayýyla kabul edilmiþti.
Öyleyse neden Yaradan tarafýndan ve- rilen emirle bu plân rafa kaldýrýldý ve o çocuk öldürüldü?
Ýþte bu bizi plânlar içinde plânlar olduðu gerçeðine götürüyor ve deðiþmez bir ilâhi kanunu gözler önüne seriyor. O hiçbirimize taþýyamaya- caðýmýz yükü vermediðinden, kim ne plân yaparsa yapsýn, en son ve deðiþmeyen karar Yaradan tarafýndan ortaya konmaktadýr. Alt plânlarda eksik býrakýlmýþ ya da aþýrýya varýlmýþ hu- suslar en üst plan tarafýndan düzeltiliyor
ve her þeyin en doðrusu ve adalet- lisi uygulanýyor. O hayýrlý ebeveyn böylece taþýyamayacaklarý bir yükten kurtuluyor.
Yerine göre Yaradan'ýn olaylara bu þekilde yön vermesinden dolayýdýr ki, yarýn olacaklarý sadece yüce Rabbimiz bilmektedir. Bu ilâhi prensipten Kuran'da þöyle söz edilir:
Allah'ýn izni olmadýkça hiçbir kiþi ölmez. Vakti belirlenmiþ bir yazýdýr o.
(3/145)
Hiçbir kimse yarýn ne kazanacaðýný ve hangi yerde öleceðini bilmez.(31/34)
Ayný ilâhi kanuna Bizim Celseleri- miz'de þöyle deðinilir:
“Kim neyi bilirse bilsin ve ne hazýr- lamýþ olursa olsun, yarýn olacaklarý yalnýz O bilir.”
Yaradan'dan doðrudan emir alarak yeryüzünde icraatlar yapan bir Hýzýr'ýn varlýðýna inanmak, zor anlarýmýz için bir teselli kaynaðýdýr. Umulmadýk bir yardým eliyle büyük bir belâdan kurtu- lan kiþi boþuna mý "Hýzýr gibi imdadýma yetiþtiler" demektedir. Elbette bu tem- bellik edip yan gelip yatarak ulaþýlacak bir hedef deðildir asla. Elinden gelenin en iyisini sonuna kadar yapan, buna rað- men çözümsüzlükler içinde bunalýp kývranan insan kardeþlerimiz, Yaradan'dan ümitlerini kesmemeli, yardým dileklerini aralýksýz sürdürme- lidirler. Hýzýr, insanlar arasýnda deðiþik
yerlerde ve deðiþik insan görünüþ- lerinde dolaþýp durmaktadýr. Bin gece- den hayýrlý olan Kadir Gecesi belli bir tarihle sýnýrlandýrýlmayýp her yýl bir baþka günün gecesinde gerçekleþir.
Bunlarý bilip, gönülden inanan ermiþ kiþiler þu ibretli sözle bizleri uyarýrlar.
"Her gördüðünü Hýzýr bil, her geceyi Kadir bil!.."
Halden anlamazsak:
Hýzýr'la yolculuðunda geminin delin- mesi, çocuðun öldürülmesi gibi akýl ve etik kurallarýný zorlayan olaylarda Musa'nýn isyanýna bir yere kadar hak vermemek elde deðil. Ama bir duvarýn tamiri gibi bunlar yanýnda sözü bile edilemeyecek bir olayda yine itirazda bulunarak, üstelik son þansýný elinden kaçýrmasýna ilk bakýþta þaþýrmamak da mümkün deðil. Ne var ki biraz daha derinliðine düþünürsek iþin rengi deðiþir. Gerçekten burada insanýn ken- dini koruma içgüdüsüyle, etik kurallarla ilgili bir sorun yok. Ancak insanýn taka- tinin tükendiði, sýnýrlara dayandýðý anlardaki sözlerini, davranýþlarýný anlayýþla karþýlamamýz konusunda ala- caðýmýz çok önemli bir mesaj, bir ibret var. Bunun için dilerseniz empati yapýp olayý Musa ile birlikte yaþayalým. Çok yorgunuz ve açýz. Son ümit kapý kapý dolaþtýk yüzümüze bile bakmayýp kapýlarý yüzümüze kapadýlar. Sonra da onlarýn yýkýk duvarýný tamir etmek için o sýcakta ter döküyoruz. Canýmýz burnu- muzda iken hangimizin aðzýndan bu sözler dökülmez dersiniz? Bundan daha vahim bir hadiseyi bir baþka hayýrlý da yaþamýþtý: Yaradan kendisini büyük
vaatlerle bir çöl yolculuðuna çýkarýp da uzun yürüyüþünde son derece yorgun düþen ve su bulamadýðýndan ölümle yüz yüze gelen bu hayýrlý ne yapabilirdi acaba?!.. Çünkü olmazsa su görmesi imkânsýz, duymasý imkânsýz ve yaþa- masý imkânsýz. Sonrasý Bizim Celselerimiz'de þöyle anlatýlýr:
"Diz çöktü ve secde etti olduðu yerde dedi ki: 'Beni Sevgisinden Varetmiþ Olan susuz ve gayretsizim þimdi ben...
Hâlbuki yola çýkarmadan önce bana neler vaat etmiþtin biliyorum Sen. Ya Sen yanlýþtasýn ya ben anlamadým.
Anlamak için bana haber gönder' dedi.
Bir zaman öyle secdede bekledi. Ve kulaðýna bir ses geldi bütün sözlerin ve bütün seslerin ötesinden, hiç kimsenin duyamayacaðý yalnýz onun duyacaðý gibi: "Kalk ve yürü!.."
Hayýrlýnýn sonunda emre uyarak son gücünü kullandýðýný birkaç adým atýnca bir pýnara kavuþtuðunu ve kurtularak daha büyük bir inanç ve azimle görevi- ni tamamladýðýný biliyoruz. Ama o en zor anýnda Yaradan'ýna "Ya Sen yanlýþ- tasýn ya ben anlamadým" gibi çok aykýrý bir söz sarfettiðini de okuduk. Þüphesiz halden en çok anlayan Rabbimiz buna raðmen yine ona yol gösterip kurtardý.
Ýþte birbirimizi deðerlendirirken kardeþ- lerimiz için çabucak yanlýþ yargýlara varmadan halden anlamamýz sabýr, þefkat, yardým ve baðýþlamayý asla unut- mamamýz için çok ibret alýnacak husus- lar var bu kýssada. Atalarýmýz bunu ne güzel ifade etmiþler: "Damdan düþenin halinden damdan düþen anlar."
Yýllarca þarkýlarýný insan kardeþleriyle paylaþan Rüçhan Çamay, ruhsal deneyimlerini de paylaþmak ve onlarý insan kardeþlerinin yararýna sunmak ister.
Ýþte bu kitap o isteðin somut ürünü.
Kayýp Diva
Güngör Özyiðit, Psikolog
YILDIZ OLMAK
Büyük Ýskender "Babam beni gökten yere indirdi. Hocam beni yerden göðe yükseltti" der. Babasý kral Filip, hocasý ise Aristoteles.
Rüçhan Çamay, 17 yaþýnda Robert Kolejli, dünya güzeli Mebrure hanýmla, yakýþýklý Asým bey'in kýzý olarak, gökyüzünden bir yýldýz gibi yeryüzüne iner. Güzelliði, sesi, yorumu ve sahne performansý ile herkesi kendine hayran býrakýr. Sonra hayatýnýn ikinci yarýsýnda manevi âlemin üstatlarýndan, Uçan Daireliler’den aldýðý bilgi ve delillerle ruhsal âlemin göðüne bir yýldýz olarak yükselir.
Konservatuar eðitiminden sonra, genç yaþta ünlenir. Ýstanbul'un tanýnmýþ mekânlarýnda güzelliði, sesi, yorumu ve sahne performansýyla fýrtýna gibi eser. Caz müziðinin üç devinden biri olur. O sýrada kendisini izlemeye gelen Türkiye'nin en tanýnmýþ ailelerinden Demiraðlar'ýn torunu, ünlü sinemacý Turgut Demirað ile tanýþýp evlenir.
Göztepe'de üç katlý 40 odalý bir köþkte yaþamaya baþlar. Yeþilçam'ýn en büyük oyuncularýyla, dönemin en önemli þair, yazarlarýyla dostluklar kurar, þarkýlar yazýp besteler. Köþkte sürekli sosyete partileri verilir. Dünya gözüyle masalým- sý, göz kamaþtýrýcý bir hayattýr bu. Pop müziðinin revaçta olduðu dönemde "Para Para Para", "Lililoy", "Daha Dur",
"Sevelim Sevilelim", "Uçan Daire" ve
"Ne Haber" gibi þarkýlarla pop müziðinde de starlaþýr. Söylediði þarkýlar dillerde
dolaþýr. O günlerde TRT'nin bir müzik programýna katýlan Çamay, "Ne Haber?"
þarkýsýný söylemeden önce yaptýðý þiirsel konuþma ile çalkantýlý hayat yolculuðu- nun özetini verir:
"Yýllar önce bir sanat dalýna ilk adýmýmý attýðýmda, ben de Melike yaþýn- da gencecik bir kýzdým. Ýyi günlerim oldu, kötü günlerim oldu. Kendimi baþarýnýn doruðunda sandým kimi zaman. Büyük sanatçý oldum diye böbürlendim. Kimi zaman da kendimi öyle bitmiþ, öyle yok olmuþ gibi hissettim ki, yeniden baþarýya ulaþmak, eriþilemeyecek bir düþ gibi geldi bana. Oysa ne birincisi doðruydu, ne de ikincisi. Ne o, anlamsýz gururun yeri varmýþ, ne de umutsuzluðun. Halk kendini hiçe sayaný nasýl bir anda tahtýn- dan indiriyorsa, kendisi için çalýþana da hakkýný verecek kadar alçak gönül- lüymüþ. Bunu öðrendiðimden beri mut- luyum. Ýyi günümde aþýrý sevinmiyorum, kötü günümde de yerinmiyorum. Her zaman mutluyum. Ve aynaya baktýðýmda, bunca tecrübeyi birlikte yaþadýðým eski bir dostu görür gibi oluyorum. Ve soru- yorum ona "Ne haber... daha daha ne haber?"
Hafif Batý müziði bestecisi Selmi Andak"Sevgili Rüçhan'cýðým, sen benim bestelerimin yorumcusu olarak en sevdiðim, heyecan ve saygý duyduðum en seçkin sanatçýsýn"dedikten sonra, söz- lerine þunlarý da ekler: "Rüçhan Çamay müzik dünyamýz için çok önemlidir.
Popüler müzik türünün yorumcusu olarak en sarsýlmaz temsilcisidir. Ses kalitesi, rengi, ses yoðunluðu ve özellikle herkeste
olmayan çok özel, þarkýlarý yaþatan bir yorumlayýþ tekniði vardýr. Bu çok enderdir. Onun cazda da çok önemli bir kiþiliði vardýr ki, o zamanlar Ella Fitzgerald'lar, Sarah Vaughan'lar ülkemizde de dinleniyordu. Ama Rüçhan þaþýlacak kadar olaðanüstüydü."
TANIKLARIN DÝLÝNDEN
Onun müziðine ve sahnesine tanýklýk eden yazar-gazeteci Rauf Tamer,
Rüçhan'ý þöyle tanýmlýyor: "Müzik kalite- si, onun kendi kalitesinden kaynaklaný- yor. Batýcý deðil, batýlýdýr. Taklitçi deðil, yaratýcý. Reklâm, pazarlama falan sevmez, oralara dönüp bakmaz bile. Hiç bakmadý. Hür ve baðýmsýzdýr. Yoksa kariyeri dünya listelerini delebilirdi.
Erken býraktý müziði. Haklýydý. Bu kadar seviyesizliðe dayanamadý. Ayrýca da çok güzel bir kadýn."
Ünlülerin menajeri Erkan Özerman, Dario Moreno'ya hem sesi hem de fiziði ile en güzel starýn kim olduðunu sor- duðunda, hiç düþünmeden "Rüçhan Çamay"yanýtýný verir. Iþýl Yücesoy
"Saygýlarýmla. Ýyi ki vardýlar, yoksa biz olmazdýk"der.
Yazar Selim Ýleri, þunlarý söyler:
"Rüçhan haným sahnedeki tavýrlarýyla, giyimi kuþamýyla da Türkiye'ye gelmiþ en zarif ve her þeyiyle olaðanüstü farklý bir insandý. Yeni nesillerin ondan öðreneceði çok þey olduðuna inanýyorum."
Ünlü moda tasarýmcýsý Cemil Ýpekçi, Rüçhan Çamay'ý þu þekilde tanýmlar:
"Rüçhan benim için kadýnlýk sembolüdür.
Bu kadar diþi, bu kadar sýnýrlarüstü bir kadýn olamaz. Sarah Vaughan gibidir Rüçhan'ýn sesi."
Ve onun en yakýn tanýðý, oyuncu, ses sanatçýsý kýzý Melike Demirað, annesinin sanatýndaki ustalýðýndan þöyle söz eder:
"Annem, caz þarkýcýsý olarak eþsizdir.
Onun caz müziði içindeki haline oldum olasý hayrandým. Cazý orijinal cazcýlar gibi aksanýyla, vurgularýyla, ritmiyle, sahnedeki duruþunun bütünüyle söyleyebilmek çok zordur. Türkiye'de bunu dört dörtlük yapanlardan biriydi annem."
SIRADIÞI OLAYLAR
Rüçhan hanýmýn ruhsal âlemle iletiþimi çok önceden baþlar. Ýlk sýradýþý olayý yedi-sekiz yaþlarýnda yaþar:
"Anneannemin Ankara'daki evinin bahçesinde oyun oynarken, arkadaþlarým ruhlardan söz edince, ruhlara inan- madýðýmý söyleyip, onlarla dalga geçmiþ- tim. Gece olduðunda, yataðýma yatar yatmaz pencerede bir hareketlilik gördüm. Ne olduðunu anlamaya çalýþýrken bir de baktým ki "Sevimli Hayalet Casper" filmindeki gibi bir hayalet bana bakýp el sallýyor. O kadar çok korktum ki aklým baþýmdan gitti.
Anneannem karþýmdaki yatakta yatýyor- du. "Anneanne, anneanne!" diye ona seslenmeye çalýþýyordum ama sesim çýk- mýyordu. Ayaklarým da tutmaz olmuþtu.
Sürüne sürüne anneannemin yataðýna gittim, arkasýna uzanýp sarýldým ona.
Pencereye baktýðýmda, Casper'ýn hâlâ orada olduðunu ve bana "Huuu!"
yaptýðýný gördüm. Ýþte ilk defa o gece, inanmadýðým, dalga geçtiðim ruhlar bana kendilerini gösterdiler. Bu olay benim hayatýmdaki ilk mucizelerimden biridir."
Gelelim ikinci mucizeye. Güzel sesi, yorumu ve fiziðiyle her geçen gün ünle- nen Rüçhan Çamay rüzgârýnýn estiði gün- lerde, Ýstanbul sosyetesi her akþam bu genç ve güzel yeteneði dinlemeye gelir, Taksim Belediye Gazinosu Pavyonuna.
Dinleyiciler arasýnda, her gece gelip, arka masalardan birinde sessizce oturan, çok iyi giyimli, karizmatik bir genç dikkatini çeker Rüçhan'ýn. Bir yerden tanýyor gibidir sanki bu genç adamý, ama nereden olduðunu çýkaramaz. Derken birden anýmsar: Yýllar önce, on üç-on dört yaþýn- daki Rüçhan'ýn Ankara Palas'ta amatörce þarký söylerken tanýþtýrýldýðý ve ertesi gün, içinin geçtiði bir anda, adeta baþka bir boyuttan gelen esrarengiz, kalýn bir erkek sesi tarafýndan, ilerde kocasý ola- caðý bildirilen Turgut Demirað'dan baþkasý deðildi bu genç adam. Gerisini Rüçhan'dan dinleyelim:
"Þarkýlarýmý söylediðim günlerden birinde, her akþam arka taraftaki
masalardan birinde oturan o genç adam, programýn arasýnda bana geldi ve kendi- ni tanýtýp, adýnýn Turgut Demirað oldu- ðunu söyledi. Flört etmeye baþladýk."
Daha sonra evlenirler ve Turgut Demirað kocasý olur. Turgut'la tanýþtýðýn- da henüz 17 yaþýndadýr.
"Evet, çok âþýk küçük bir kýzdým; o kadar âþýktým ki hiçbir þey korkutmuyor- du gözümü. Turgut ne derse doðruydu.
Onun için göze alamayacaðým þey yoktu."
AÞK UÐRUNA
Evlenmelerinden hemen önce, Turgut bir müjde ile eve gelir. Amerika'daki arkadaþlarý Nasuhi ve Ahmet Ertegün kardeþlerin yardýmýyla þov dünyasýnýn en büyük ajanslarýndan biri olan William Morris (Frank Sinatra, Marilyn Monreo, Danny Thomas, Steve McQueen gibi sanatçýlarýn ajansý) ile anlaþma yaptýk- larýný söyler. Rüçhan Çamay'ý dünya çapýnda meþhur edeceklerdir. Uçak bilet- leri alýnmýþtýr, yeni ve muhteþem kariy- erinin her adýmý planlanmýþtýr. Rüçhan'a sadece Amerika'ya uçmak ve çok çalýþarak kendini göstermek kalmýþtýr.
Rüçhan dünya çapýnda meþhur bir caz þarkýcýsý olacaðýna inanýr, kendine
güvenir. O böyle bulutlar üzerinde uçarak bir dünya starý olmaya hazýrlanýrken, bir telgraf her þeyi altüst eder: "Acele gel, seninle evleneceðim. Turgut." Bu satýrlarý okuyan sevdalý Rüçhan'ýn aklý baþýndan gider ve hemen valizini toplamaya baþlar.
Dönecektir ve büyük aþkýyla evlenecek- tir. Arkasýnda, aþký uðruna koskoca bir projeyi, dünya çapýnda bir kariyer fýr- satýný geride býrakarak yola koyulur.
Rüçhan'ýn eþiyle beraberliði on yýl kadar sürer. Eþine duyduðu aþkýn, ayný oranda karþýlýðýný alamaz. Ýki kere onunla evlenip, boþanýr.
Sonra bizim Hz. Osman dediðimiz, yakýþýklý Osman Bey'e âþýk olur. Onu da tutkuyla sever. Ne var ki ondan da bek- lediði aþký bulamaz. Bunun üzerine tutkulu aþký evrensel sevgiye dönüþtür- erek, sevginin gerçek kaynaðý olan Yaradan'a yönelir.
70'li yýllarýn baþýnda gazeteci dostu Çetin Ener devreye girer. Ve ona iyi gele- ceðine inandýðý bir kitap verir: "Seviniz, Birleþiniz, Bir Olunuz". Refet Kayserili- oðlu'nun yazdýðý bu kitap, medyum kanalýyla bilgi veren rehber varlýðýn bil- gilerini içerir. Bu kitaptaki bilgiler Rüçhan'a o kadar iyi gelir, ruhuna huzur verir ki, bir süre sonra kendini bir misafir
celsesinde, sonra da Dünya Sevgi Birliði Derneði'nde bulur. Ve derneðe Leylâ Sayar, Gönül Akkor, Sevim Tuna, Cenk Koray, Neco, Oya Germen ve Müzeyyen Senar gibi ünlüleri kazandýrýr.
Rüçhan Çamay, 40 yaþýna geldiðinde, çok þey görmüþ geçirmiþ olarak, dýþ deðerlerin geçici olduðunu, güzelliðin, zenginliðin, þöhretin insanýn gururunu okþayýp, kibrini artýrdýðýný anlar.
Güzelliðin þekilde deðil, akýlda ve ahlâk- ta olduðunu fark eder. Kalýcý olan iç deðerlere yönelir. Yaradan'a ve O'nun buyruklarýna göre yaþamak gerektiðine inanýr. Ama insanýn “inandým” deyince öyle býrakýlýverilmediðini, denendiðini, sýký sýnavlardan geçirildiðini bilir. Arýnmak, gönlünde Yaradan'ý duymak için kin, nefret, kýzgýnlýk ve kýskançlýk gibi negatif duygulardan, kalp kirlerinden temizlenmek gerektiðini de bilir. Bunun için kor üzerinde kaynamayý, dar kapýlardan geçmeyi, sarp yokuþlarý aþmayý göze alýr.
Ýnanarak sabredenlerin ulaþa- caklardan olduðuna inanýr.
MUCÝZELER SÝLSÝLESÝ Benim tanýdýðým ve dostu olmaktan onur duyduðum Rüçhan, en baþýndan beri de hep gönlü zengin, iyi bir insandý. Evi, sofrasý, gönlü herkese açýktý. Birçok kiþiyi manevi alanla buluþturdu.
Ýnsanlar maneviyata genellikle
hayattan umduklarýný bulamayýnca yönelirler. Rüçhan öyle deðildi. O, dünyayla ilgili her þeyi bulmuþtu. Þöhret, güzellik, zenginlik, güzel çocuklar, ne ararsanýz vardý. Rüçhan bunlarýn hepsini aþmýþ, baþka bir arayýþ içinde manevi alana yönelmiþti. Bu konuda çok da delil verildi kendisine. Çünkü kolay kolay inanmaz. Gözle görülür, elle tutulur kanýtlar ister.
Rüçhan, Nevra Serezli ile þov yaptýðý kulübe, tutkulu aþký Osman, genç flörtüyle gelir. Gece de Rüçhan'ýn evine gelir. Rüçhan ona hemen evini terk etmesini, onu görmek istemediðini bildirir ve "Senden nefret ediyorum"
diye baðýrarak yatak odasýna girip, kapýyý kilitler. Ve o gece rüyada kendini bir hapishanede mahkûmlarýn ayaklarýndaki zincirleri çözerek onlarý özgürlüðe kavuþ- turduðunu görür. Ve yaptýðý bu iþten büyük bir sevinç duyar. O sýrada çok güçlü bir ses: "Opekuleyþýn, opeku- leyþýn" der. Uyanýnca Ýngilizceyi iyi bilenlere, Turgut'a, Haldun Dormen'e bu kelimenin anlamýný sorar. Amerika'da okumuþ olmalarýna raðmen böyle bir kelimeyi duymadýklarýný söylerler. Sonra Ýngilizce-Türkçe sözlüðüne bakar.
Sözcüðün "Donuk, ýþýðý geçirmeyen, bulanýk, karanlýk" anlamlarýna geldiðini öðrenir. Ve þöyle yorumlar:
"Ben Osman'dan nefret ettiðimi söylemiþtim ya, Allah da hiç bilmediðim Ýngilizce bir kelimeyle nefret hâlindeki insanýn içinde bulunduðu nitelikleri, ýþýk- tan uzaklaþýp karanlýkta kalmayý
bildirmiþ, yani delil vermiþti bana."
PARA SINAVI
Rüçhan, eþinden ayrýldýktan sonra, kýrk odalý evden çýkýp, iki ya da üç odalý bir evde yaþamaya baþlar. Ve bundan hiç þikâyet etmez. Çalýþarak geçimini saðlar.
Ama ödenmeyen avanslar yüzünden, maddi sýkýntýya düþtüðü bir gün Tanrý'ya yakarýr:
"Ya Rabbim, bütün kitaplarý okudum, senin halifen olmanýn mânâsýný kavra- mak için Sýrat köprüsünden geçmemiz gerektiðini de biliyorum, tamam ama bu kadar para sýkýntýsý olur mu? Bana çok acil 65 lira lazým. Bu parayý bulamazsam ben ne yaparým?"
Duasýný yaptýktan sonra müthiþ bir üzüntüyle uyur. Sabah saat on gibi bir telefonla uyanýr. Arayan spiritüel koçu, danýþmaný ve dostu Ahmet Kayserili- oðlu'dur. Ona çok büyük bir sýkýntýsý olduðunu söyler. Ama derdinin sebebini, paraya ihtiyacý olduðunu söylemez.
Ahmet Bey: "Öbür telefondan arýyorlar;
bir bakýp döneyim" der. Arayan Cenk Koray'dýr. Ahmet Bey ona "Öbür telefon- da Rüçhan bekliyor. Çok sýkýntýdaymýþ"
dediðinde Cenk "Hiç merak etmesin, ben þimdi ona 65 liralýk bir çek yazýp hemen götürürüm" der. Rüçhan'a bunu söyle- yince "Sen ne diyorsun Ahmet, ben sana para miktarý söyledim mi?"Ahmet bey:
"Paraya ihtiyacýn olduðunu bile söyleme- din" deyince Rüçhan "Biliyor musun sa- baha kadar aðlayýp istemiþtim Allah'tan.
Altmýþ üç, ya da altmýþ iki deðil tam alt- mýþ beþ lira" deyince Ahmet de çok þaþýrýr. Rüçhan þükrederek þunlarý söyler:
"65 liralýk sýkýntýmý, hiçbir þeyden haberi olmayan Cenk vasýtasýyla hal- ledip bana varlýðýný, beni duyduðunu ispat ediyordu Allah. Ve iþte böyle mucizelerle, delillerle ruhuma sevinç ve teselli veriyordu."
Yine böyle para sýkýntýsýyla kývrandýðý, ekmek parasý bile bulamadýðý bir gecenin sabahýnda, kapýcý, ihtiyacý olan her þeyi sanki sipariþ vermiþ gibi bir torbanýn içinde getirir. Ve "Bunlar senin. Paran olduðu zaman ödersin" der. Rüçhan hanýmý dinleyelim:
"Bu da bana Allah'ýn mucizelerinden birisiydi; çünkü kapýcýnýn hem
ihtiyaçlarýný, bu kadar bire bir, sanki sipariþ vermiþim gibi bilmesi imkânsýzdý, hem de ondan beklenmeyen bir
davranýþtý. Çünkü eli sýký bir insandý."
"Bir keresinde de Taksim Belediye Gazinosu'ndan 400 lira avans beklediðim günlerde Osman geldi ve benden 500 lira borç istedi. Onun o parayý baþka haným- larla yiyeceðini biliyordum ama içimdeki sevgi o kadar büyük ki, olduðu gibi elimde avucumda ne varsa ona verdim.
Doktor Mükerrem Sarýoðlu'nun eski eþi Faliha çok yakýn arkadaþýmdý. Ondan borç istemek üzere yola çýktým. Turgut'un Ofisi Emek sinemasýnýn ordaydý. Tam sinemanýn önünden geçerken, kapýsýnda onu gördüm. Beni elimden çekip yazýhanesine götürdü ve "Senin paraya ihtiyacýn var" dedi bana. Öyle kaldým.
"Ne kadar lâzým?" diye sordu. "Faliha'- dan 450 lira borç istemeye gidiyordum"
dedim. Çeki heyecan ve sevinçle yazýp
"Bunu sana borç olarak vermiyorum"
diyerek bana uzattý. Ardýndan þöyle bir daldý ve "Bak senin Allah'ýn bana neler yaptýrýyor" dedi. O anda dondum kaldým.
Kendime gelince emin olmak için:
"Turgutçuðum sen bana bu çeki verirken
"Bak senin Allah'ýn bana ne iþler yap- týrýyor?” demedin mi?" deyince de "Deli miyim ben, tabii ki öyle bir lâf çýkmadý aðzýmdan" dedi. Muhteþem bir þeydi bu.
Yaradaným bana diyordu ki: "Sen tüm paraný hiç düþünmeden sevgiyle verir- sen, ben de sana o parayý böyle baþka bir elle verdirtirim."
KÝBÝR SINAVI
"Ben bir zamanlar o kadar tepedeydim ve o kadar þýmartýlmýþtým ki, hoþuma git- meyen þeylerde, en ufak bir aksilikte
"Ben Rüçhan Çamay'ým, bunu bana nasýl yaparsýn?" diyordum. Kendimi büyük, baþkalarýný küçük görmek, yani kibir þey- tanýn en sevdiði günahtýr.
Bir defasýnda Ankara'da büyük bir otel- de vereceði konserin provasýný yaparken, piyano dâhil bütün orkestranýn çok kötü eþlik ettiðini görür. Sönük bir konser olur.
Kulise gidince bütün müzisyenlere baðýrýr çaðýrýr, elindeki mikrofonu piyanistin kafasýna atar. Allahtan isabet etmez. Sonra o kadar üzülür ki "Eyvah ben þimdi dostlara ne söyleyeceðim"der.
Sevgi, iyilik, doðruluk gibi ilkelerle yaþa- maya çalýþan bir insan olarak yaptýklarýný kendine yakýþtýramaz. Ve üstatlara gidip
"Ben çok büyük bir hata yaptým" diye yakýnýrken, sözünü yarýda keserler ve
"Bundan sonra yapmayacaksýn" derler.
O sýrada Sevim Tuna'yla Çakýl
Gazinosu'nda çalýþýyorlar. Sevim assolist, alt kadroda Barýþ Manço, Rüçhan ve diðer sanatçýlar var. Programýn beþinci gecesinde, bir müzik dergisinin sahibi ve bir müzik eleþtirmeni gazinoya gelir- ler. Ertesi gün gazinoya gittiðinde Sevim Tuna'nýn menajeri Rüçhan Çamay'ýn oda- sýna girer ve :" Artýk burada istenmiyor- sun, lütfen git, bir þey de sorma" der.
Yani resmen kovulur. Hemen eve gelir, hiç üzülmeden "Sen hata yaptýn, bu da karþýlýðý, çekeceksin" diyerek yatar uyur.
Sabah Müzeyyen Senar'ýn telefonuyla uyanýr. Kovulduðunu duymuþ, nasýl olduðunu soruyor. O da büyük bir hata yaptýðýný, Yüce Âlem tarafýndan ceza- landýrýldýðýný söyler. Müzeyyen Haným:
"Yok kýzým, yüce âlem falan deme.
Sevim Tuna seni kovdurmuþ" der.
"Sevim Tuna böyle þey yapar mý hiç?"
der Rüçhan. Bunun üzerine Müzeyyen haným falanca dergiyi almasýný söyler.
Rüçhan hemen bakkala gidip, dergiyi alýr.
Ve hemen oracýkta okur: "Meðer müzik eleþtirmeni Sevim Tuna'ya iki, Barýþ Manço'ya üç, Rüçhan'a dört yýldýz vermiþ ve göklere çýkararak "Gecenin assolisti"
diye yazmýþ.
Ne de olsa insanda bir nefis var.
Kovulmanýn asýl sebebini herkese göster- mek için on dergi daha alýr. Sonra birden- bire uyanýr, kendine gelir. Hocalarýn
"Gönlünüzü aklýnýzla yýkayýn" dediðini hatýrlar. “Üstatlarýn sana "bir daha hata yapmayacaksýn" dediler. Niye hâlâ ne kadar iyi ve üstün olduðunu ispatlamaya çalýþýyorsun. Bütün bunlarýn hepsi nefis denen hýnzýrýn baþýnýn altýndan çýkýyor.
Ez þu yýlanýn baþýný” diyerek balkona çýkar ve dergilerin her birini "Git guru- rum, yok ol kibirim"diyerek aðlaya aðlaya yýrtar. Böylece nefsini yenmenin, þeytaný tuþa getirmenin sevincini yaþar.
Bir gün Rüçhan, Ahmet Kayserilioðlu ve eþi Þule'ye akþam yemeðine gider.
Neler olup bittiðini onun tatlý dilinden dinleyelim:
"Þule benim getirdiðim yiyecekleri masaya koyarken: "Ne gerek vardý bu kadar çok þey getirmeye" deyince ona
"Ya þimdi kapý çalsa ve Gönül Akkor gelse" dediðim anda kapý çaldý. Gelen Gönül'dü. Benim orada olduðumu duyup gelmiþ. Müthiþ bir þeydi bu. Yüce Yaradan böyle deliller veriyor ki O'nu bilelim, inanalým, ruhumuz O'nun nuruy- la dolsun. O gece her zamanki derin soh- betlerimize daldýk. Ahmet'in gözleri kapanýyor. Yarýn erkenden iþe gidecek.
Sohbeti bitirip, kalkmayý düþündüm. Saat gece yarýsýný bulmuþ olmalý. Ama Gönül bu bilgileri daha yeni aldýðý için, sohbet uzasýn istiyor. Saat gece 2 ya da 3. "Hadi artýk gidelim, geç olmuþ" dedim. O anda herkes saatine baktý, bir de ne görelim, evinki dâhil herkesin saati saat 1'de dur- durulmuþ. Ahmet "sohbete devam edin diyorlar" dedi. Hepimiz, özellikle Gönül çok memnun oldu bu durumdan.
Bir ara Ýzmir'deki Efes Oteli'nde, Safiye Ayla'nýn da yer aldýðý bir sahnede on iki þarký söyleyecektim. En az 4-5 saat prova yapmam lazým. Ertesi gün on iki uçaðýna yetiþmek için saat on olmadan taksiyle yola çýktým. Henüz bir iki sokak
ilerledikten sonra saatin on bir olduðunu fark ettim. Çok yoðun bir trafik var. 12'de yetiþmem imkânsýz. Havaalanýna gidene kadar "Ne olur rötar, ne olur rötar" diye yalvardým. Kan ter içinde, elimde vali- zimle havaalanýndan içeri girdiðimde saate bir baktým on ikiye çeyrek var. Yine saatlerle oynamýþlar besbelli ki, bana bir þey yaþatacaklar. Tam on ikiye beþ kala:
"Dikkat dikkat, on iki uçaðý ile Ýzmir'e gidecek uçak, bilinmeyen bir nedenle süresiz rötarlýdýr". Bir yandan duam kabul oldu diye sevinirken, bir yandan hemen Ýzmir'e gitmezsem prova yapamam diye dua ettim. Daha duam bitmeden on iki yolcularý hemen uçaða diye anons ettiler, kimileri homurdanýrken, ben Allah'a þükrediyordum.”
UÇAN DAÝRELÝLER
Ýnancýnýn sarsýldýðý bir dönemde, ruhsal âlemden gelen bilgilerin Tanrý'nýn
onayýyla geldiðine emin olmak için, isti- hareye yatar ve delil ister. Aradan üç hafta geçer. Ýçinden bir ses "Kalk perdeleri aç" der. Perdeleri açtýðýnda, yatak odasýnýn karþýsýndaki caminin üstünden portakal rengi koskocaman bir uçan daire çýkar. Arkasýndan üç tane daha çýkar. Sonra ýþýklarýný yakýp söndürerek geçip giderler. Sonralarý her gece çýkýp bekler onlarý. Uzaylý dostlarý bir defasýn- da öylesine gelirler ki, birbirlerinin için- den geçerler. Onlarýn ýþýklarýný gönder- meleri, karþýlýklý sevgiyi gösterir.
Bir defasýnda Neco, Cenk Koray, Rüçhan Çamay, Dr.Refet beyin evinden dönerken, karþýlarýna koca bir uçan daire
çýkar. Hepsinin nutku tutulur. Öyle baka- kalýrlar sürekli ýþýk yakýp söndürmelerine.
O kadar duygulanýrlar ki, gözleri yaþlý, kaldýrýmda secde ederler.
Uçan daireliler Dünya’ya yardým için gönderilmiþ üstün varlýklar Onlar insan- larý doðruya ve iyiye çekmek için her yolu deneyecekler. Gerektiðinde yola gelmeyenleri güçleriyle hizaya getirecek- ler. Rüçhan'ýn onlarla sevgi alýþveriþi, dostluðu sürüp giderken aðýr yaþam sýnavlarý da peþini býrakmaz. 1980 darbesinde kýzý Melike ve damadý Þanar Türk vatandaþlýðýndan çýkarýlýr.
Avrupa'da yaþamak zorunda kalýrlar. Ne onlar yurda gelebilir, ne de Rüçhan'a yurt dýþýna çýkmasý için pasaport verilir. 5 yýl kýzýna ve torunlarýna hasret kalýr. Ve ardýndan oðlunun intiharýný öðrenir. Evlat acýsýný yaþar. Bu zor sýnavlarý atlattýktan sonra Rüçhan Çamay: "Bu yüce varlýk- larýn bilgileri, Silver Birch'ler, Beyti Dostlar, Uçan daireliler olmasaydý taþýyamazdým bütün bunlarý"diyecektir.
Derken saðlýk sýnavý gelir çatar. Kanser olduðunu öðrenirler. Dr. Süalp Tansan
"Bu o kadar ileri bir kanser ki, eðer kemoterapi iyi gelmezse, üç aylýk ömrü var annenizin" der kýzý Melike'ye. Bu olaydan biraz önce ilginç bir rüya bu olayý atlatmasýna yardýmcý olur.
"Ben Yalova'daki yazlýða giderken arkadaþlarým Güngör'le eþi, birbirinden habersiz ayný rüyayý görmüþler. Beni ve kýzýmý beþ yüz voltluk ýþýk içinde görmüþ- ler. Ondan sonra kanser olduðum ortaya çýktý ve ben hemen Güngör'ün ve eþinin
rüyasýný hatýrlayýp "Demek ki büyük bir yardým gelecek dedim. Öyle de oldu"
ALDIÐINI VERMEK
Rüçhan, bir yandan yükseliþini
sürdürür gönlünü arýtýrken, diðer taraftan yanýnda yöresinde olanlara da öðrendik- lerini öðretmekten, aldýðýný vermekten geri durmaz. Davranýþlarýyla da etkili, özendirici bir örnek olur. 90’lý yýllarýn sonunda, Yalova'daki yazlýklarýna, küçük bir çocuklarý olan genç bir çift taþýnýr. Ve onlarla yýllar sürecek bir dostluðun temeli atýlýr. Þenay Aygin bir bankanýn genel müdürlüðünde çalýþmakta, eþi Fatih de elektronik mühendisidir. 29 yaþýnda, To- ronto'da yaþayan bir oðullarý var. Rüçhan onlarla sohbet ederek aldýðý bilgileri ken- di hayatýndan örneklerle paylaþý-
yor. Kitaplar veriyor mektuplar yazýyor. Onlarýn ruhsal geliþimini adým adým takip ediyor. Yerinde övüyor, kutluyor, yerinde tatlý tatlý uyarýyor. Yani bir kuyumcu gibi ruhlarýný ince ince, oya gibi iþliyor.
Ve böylece tam bir gönüleri oldu- ðunu kanýtlýyor. Rüçhan'ýn insan kardeþlerine son bildirisi þu olur:
"Ben gidiyorum ýþýk ülkelerine.
Siz kalýn saðlýkla, selâmetle yeryü- zünde, tâ ki erene dek Yaradan'ýn evrensel ilkelerine. Ýyilik, doðru- luk, çalýþma, bilgi ve sevgiyi tam benimseyip, ruhunuzun malý yapa- na kadar çalýþýn, uðraþýn. Kendi- nize yapýlmasýný istemediðinizi kimseye yapmayacak dereceye ulaþana dek uðraþýn kendinizle…"
Rüçhan ismi, üstünlük, üstün olma anlamýna geliyor. Rüçhan Çamay bu üstünlüðü, vesvese verenin üstesinden gelmek, nefsini yenmek, kendine iste- diðini baþkasý için de istemek ve büyüdükçe küçülmek olarak deðer- lendiriyor. Öylece isminin gereðini yerine getirmiþ oluyor.
Þimdi o, 90 yaþýnýn dolgunluðunda ve olgunluðunda "Göðe bakma Duraðý"nda bekliyor. Ve oradan kendi yazýp bestelediði þarkýsýyla dostlarýna sesleniyor:
Uçan daire, uçan daire Gel bizi götür uzay illerine Uçan daire, uçan daire Gel bizi götür gezegenlere…
ükretmek çok kolay söyle- nen bir söz olmakla birlikte, derin anlamlarý olan bir sözdür. Bizim Celselerimiz’de þöyle der: “O’nun (Rabbin) hikmeti üzerinizden eksik olmayacaktýr, siz O’na þükretmesini bildikçe”Sonra da bir meselle devam eder, þükrün anlamýný bize açýklamaya.
“Hani bir gün, çok çalýþtýðý hâlde kazancýný az görüp de sebebini araþtýran adam vardý ya, aðabeyleri ile hoþ geçin- meyen. Ve hani bir gün sebebi bulmak için, öyle istedi, diledi de meçhûl bir yere alýndý ve gösterildi ona üç çeþme.
Birincisinden gürül gürül sular akmada idi. Ve ona denildi ki: “Ýþte bu, senin kardeþlerinin en büyüðünün hissesidir.”
Þ
O’na Þükretmek...
Seyhun Güleçyüz
Ýkinciden gürül gürül su akmaktaydý.
Ve ona denildi ki: “Ýþte bu, senin kardeþ- lerinin ikincisinindir.” Üçüncüden ip inceliðinde su akýyordu ve sordu: “Bu kimindir?”... “Senindir” dediler... Dedi ki:“Ben çok çalýþýyorum ya. Onlar, benden az çalýþýyorlar. Bu hak mýdýr?” Bir ses geldi kulaðýna: “Sus! Þimdi o da kesile- cek, çünkü sen þükretmiyorsun.”
Bizler de sadece bir alýþkanlýk olarak deðil de, gönülden Rabbimiz'in her þeyi hayrýmýza var ettiðinin idrakiyle O’na yönelerek teþekkür etmeliyiz. Çünkü bizi Sevgisinden Vareden Rabbimiz bir bütünün tamýdýr. Bildiðimiz ve þimdi henüz bilmedi- ðimiz varlýðýn bütünüdür. O bütünlüktür.
Unutmayalým ki biz hiçbir þeyden yoksun deðiliz. Çünkü bizim için her þeyi özel bir þekilde göndermededir. Öyleyse baþýmýzda- ki iyiye de kötüye de þükretmeliyiz. Burada bize düþen sabretmek ve akýl gönül bir- liðiyle yaþarken her þartta, baþkalarýnýn þükretmesine de her fýrsatta sebep olmaktýr.
Yani þükrü eyleme geçirmektir. Böyle eli- mizle, dilimizle yapýlan hayýrlar, þükreden- lerin sayýsýný artýrýrken, biz Rab’bin hayýr zincirinin de çalýþmasýna sebep oluruz. Ýþte böyle þükürde yaþayan insanlarýn dilekleri de tezden kabul olur. Türk Dil Kurumu Sözlüðü þükretmek sözcüðü için: "Tanrýya minnet duygularýný sunmaktýr" diyor.
Mevlâna ise:“Þükretmek Allah’ýn buyruk- larýnda yaþamaktýr” demiþtir.
Görüyoruz ki, her anýmýzý O’nun istediði gibi sevgi içinde, buyrukta, memnun yaþa- malýyýz. Mevlâna devam ediyor þükür konusuna, “Sahip olduklarýna þükretmeyi bilmeyenin, kaybettiklerine isyan etmeye
hakký yoktur” diyerek. Her an yaþadýk- larýmýza, sahip olduklarýmýza þükür içinde olmamýzýn, ibadetin gereði olduðunu hatýr- latýyor, elbette gönülden olmasý gereðiyle.
Bizler þükrederken hamd ederiz. Hamd etmek, þükür etmek yerine kullanýlmaz.
Hamd yalnýz Allah’a yapýlýr ve geniþ kap- samlýdýr. Mesela hâlinden memnun olmak
“Hamd ederim” ile ifade edilir. Þükretmek, memnun olmak, minnet duymak duygu- larýný kapsadýðý için bireylere, iþe, eyleme þükredilebilir. Biliyoruz ki, Kur’an da Fatiha suresi “Elhamdûlillâhi rabbil- âlemin” yani “Bütün övgüler Allah’a aittir”
diye baþlar. Bütün kelimesinin buradaki anlamý çok derindir. Edindiðim bilgilere göre bildiðimiz ve henüz bilmediðimiz var- lýðýn bütünüdür Yüce Yaradanýmýz. Bizim Celselerimiz’de ise “Bütün zamanlar þahittir ki, O size yalnýz iyilik getirir ve yardým eder”diyor. Gerçekten idrakimiz artýkça bizler geçmiþte olmasýný istediðimiz birçok isteðimizin ilerleyen zamanlarda artan idrakimizle olmadýðýna çok da mem- nun olduðumuzu görürüz, þükrederiz.
Dönelim tekrar Kuran’a, orada Allah’a insanlarýn þükretmesi gerektiði vurgulan- maktadýr. Neml Suresi (27/40) Süleyman’ýn dilinden “þükreden ancak kendi iyiliði için þükretmiþ olur” diyerek burada Yaradan’ýn hayýr sisteminden dem vurur, çünkü þükür manevi nimetlerin çoðalmasýný ve bereketi saðlar. Þükür bir yerde nimeti deðil nimeti veren Yüce Rabbi, insana gönlünde hisset- tirir. Çünkü kiþi þükrederek, ilgi ve sevgisi- ni Yüceler Yücesine yöneltmiþ, böylece Rabbi ile gönül kanalýný kurmuþ, O’nu daha çokça gönlünde hisseden, O'ndan bolca alan
olmuþtur. Böyle insan Rab’bine olan min- netini O’nun buyruklarýna daha çok gönülden uyarak gösterir ve tekâmülü hýzlanýr.
Bakara/158’de “Artýk kim de gönülden bir hayýr yaparsa (karþýlýðýný görecektir).
Þüphesiz Allah, þükrün karþýlýðýný verendir, bilendir.” Al-i Ýmran/144’de “Allah þükre- denleri mükâfatlandýracaktýr”
Tasavvufa baktýðýmýzda ise ilim irfan sahipleri þükrü üçe ayýrmýþlar. 1.Nimeti hatýrda tutmak, dua etmek kalben þükürdür.
2.Nimeti vereni övgüyle anmak, dilde þükürdür. 3.Nimet sahibine lâyýk olduðu þekilde iyilikle karþýlýk vermek
(Baþkalarýnýn þükretmesine sebep olmak) eylemle þükürdür. Fahrettin er-Râzi der ki;
“Derin saygýyla nimet sahibinin iyiliðini anmak þükürdür.” Hz. Ömer; “Þükür ile sabýr birer binek hayvaný olsalardý hangi- sine önce bineceðimi kestiremezdim”
derken, Hatim-i Esam; “Minnetle þükret- meyen nimete þükretmez.” diyerek, her zaman gönülden þükretmemizi öðütlemiþtir.
A. Geylâni; “Þükrün esasý nimetin sahibini bilmek, bunu kalp ile itiraf etmek ve dil ile söylemektir” der.
Bizim Celselerimiz’de “Þükrediniz, çünkü insanlar arasýnda þükredenler pek azdýr.”diyerek, ne yazýk ki insanlarýn þükretmesinin çok az olduðunu, gerçekten gönülden nimet sahibini içinde hissederek þükretmemizi istemektedir, yani böyle bir farkýndalýk içinde olmamýzý istemektedir.
Þükür kelimesinden türeyen þâkir ve þekûr kelimesine de bir göz atalým. Çünkü
tasavvufta da vurgulanmýþtýr. Sûfîler insan için þâkir kelimesini kullandýðýnda, varlýða þükreden anlamýnda, þekûr kelimesini belâ- ya ve yokluða þükreden anlamýnda kullanýl- mýþtýr. Bu iki isim Allah için kullanýldýðýn- da, þükrün karþýlýðýný veren, yani iyi ve fay- dalý davranýþlarý dolayýsýyla kullarýný ödül- lendiren ve rahmetiyle günahlarýný
baðýþlayan mânâsýna gelmektedir.
Hadislerde þükür kavramý; verdiði nimetlerden dolayý kulun Allah’a minnettar olmasý ve Allah’ýn da kullarýnýn þükrünü ödüllendirmesidir. Þükrün akýl, gönül birliði içinde Rab’be duyulan sevgi içinde yapýl- masý iyi ve doðru insan olmada çekici güç görevi görür. Rab’bin sevgi dolaþýmý böyle çalýþýr. Ýnsan iyiyi iyi ve güzelce vermeye baþlar. Vermekle tamam olur. “Ve biliniz ki olmak, O’nun bizim için bizi beklediði yere varmaktýr. O’na þükretmek, O’na hizmet etmeye baþlamak demektir.” diye boþuna söylenmemiþtir.
Þükür ve þükrün yokluðu parapsikolo- jinin, ahlâkýn, felsefenin, sosyolojinin ve ekonominin ilgilendiði önemli konulardan biridir. Þimdilerde çokça ilahiyat çalýþ- malarýnda karþýlaþtýðýmýz þükür, dini bir duygu, tutum ve davranýþ olarak ele alýn- mýþ. Allah’a þükretmenin ne ve nasýl ola- caðý araþtýrmalarý artmýþtýr. Ýlk dönemde insanýn karmaþýk ve olumsuz davranýþlarýna çok ilgi gösteren psikoloji, þükrün de bulunduðu deðerleri yüzeysel, basit ve ölçülemeyen öznel, duygular olarak görüp, gözardý etmiþtir. Daha sonra psikolojide deðer kazanan þükür konusu, araþtýrmalarda insana dair kavramlarda öne çýkmýþtýr. II.
Dünya Savaþý sonrasý Amerika Psikoloji