• Sonuç bulunamadı

Ders Yılı Siyer Mektebi Müfredatı Hz. Peygamber (sas) Dönemi Siyer coğrafyası

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Ders Yılı Siyer Mektebi Müfredatı Hz. Peygamber (sas) Dönemi Siyer coğrafyası"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Prof. Dr. Kasım ŞULUL GEÇMİŞ PEYGAMBERLERİN

HZ. MUHAMMED’İN (A.s.) PEYGAMBERLİĞİNİ MÜJDELEMEsİ

20 . DER s/ 31 Ar alık 2014

Harran Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslam Tarihi ve sanatları Anabilim Dalı

(2)

Y

üce Allah, geçmiş peygamberlerden Hz. Muhammed’e (a.s.) inanıl- ması, tasdik edilmesi ve muhaliflerine karşı ona yardım edilmesi, risâletinin bütün müminlere tebliğ edilmesi sözünü almıştır. Bu gerçeği Kur’ân-ı Kerîm şöyle bildirmiştir:

“Hatırla ki, Allah, peygamberlerden: ‘Size Kitap ve hikmet verdikten sonra sizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz’ diye söz almıştı. ‘Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?’ dediğinde, ‘Kabul ettik’ cevabını vermişlerdi. Bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.”[1]

Peygamberler de söz konusu olan sorumluluğu yerine getirmişlerdir.

Zebûr, Tevrât, İncîl gibi kutsal kitaplar ve peygamber sahifeleri (suhuf-u enbiya), Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğini, ona (a.s.) indirilen Kur’ân-ı Kerîm’i, Şeriat’ını ve onun (a.s.) ashabının sıfat ve fa- ziletlerini haber verip müjdelemişlerdir. Bu hakikat, Kur’ân-ı Kerîm’in bildirmesiyle de sabittir:

“Şüphesiz ki o Kur’ân âlemlerin Rabbi tarafından indirildi. Onu, Rûhü- lemîn Cebrâîl, uyarıcılardan olman için apaçık Arapça bir dille senin kalbine indirdi. O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında vardır. İsrâil oğulları bil- ginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?”.[2]

[1] Âl-i İmrân 3/81; Şâmî, VIII,71.

[2] eş-Şuarâ 26/192-197.

Geçmiş Peygamberlerin Hz. Muhammed’in(a.s.)

Peygamberliğini Müjdelemesi

(3)

“Kâfir olanlar: Sen resûl olarak gönderilmiş bir kimse değilsin, derler.

De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitab’ın (yani Tevrât ve İncil’in) bilgisi olan (Abdullah b. Selâm gibi Ehl-i Kitâp alimleri) yeter”.[3]

“Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur’ân’ın) ger- çek olduğunu bilir; onun, mutlak galip ve övgüye lâyık olan (Allah’ın) yoluna ilettiğini görürler”:[4]

[Âyette geçen “kendilerine bilgi verilenler”in, sahabe-i kiram ve on- ların izinden giden müminler veya Abdullah b. Selam ve arkadaşları gibi ehl-i kitabın âlimleri olduğu açıklanmıştır. Bu sıralamaya Kur’ân ve Hz.

Peygamber (a.s.) hakkında olumlu ve gerçekçi tutum izleyen ilim adam- ları da katılabilir.]

“Onlar ki, ellerindeki Tevrât’ta ve İncîl’de (isim ve sıfatları) yazılmış şeriat sahibi Ümmî Peygamber (Muhammed)’e uyarlar. Ve o, onlara iyiliği emreder, kötülükten meneder. Temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kı- lar. Onların ağır yüklerini indirir, bağlandıkları zincirleri kırar. O Peygam- ber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen Nûr’a (Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır”[5]:

[Âyette geçen “ümmi” kelimesi, Resulûllah’ın (a.s.) bir vasfı olup

“okuma yazma bilmeyen” demektir. O (a.s.), ümmi olduğu halde ilmin bütün kemalâtına sahiptir. Bu onun hakkında bir mucizedir.

Yine âyette geçen ağırlık ve zincirlerden maksat, Tevrât’ta bulunan ve günah işleyen azaların kesilmesi, elbisenin pislik değen kısmının kesilip atılması gibi uygulanmasında güçlük çekilen hükümlerdir. İslâm Dini bu ağır hükümleri kaldırarak insanları bir tür meşakkat zincirlerinden kur- tarmış; kolay ve uygulanabilir hükümler koymuştur.]

[3] er-Ra’d 13/43: âyetin tefsiri ve sebeb-i nüzûlü ile ilgili rivâyetler için bkz. Taberî, Câ- mi’ü’l-Beyân, XVI,500-507 (eş-Şâmile).

[4] Sebe’ 34/6.

[5] el-A’râf 7/157.

(4)

“Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: ‘Ey İsrail oğulları! Ben size (gönderilmiş) Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı ve benden sonra ge- lecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim’, demişti.

Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.”[6]

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerin- deki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöy- ledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider.

Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiş- tir”.[7] Meâli verilen âyet-i kerîmede Hz. Peygamber (a.s.) ve ashabının ilk ve son durumları bir benzetme ile anlatılmaktadır. İlk defa yere atılan bir tohum tanesi gibi filizlenmeye başlayan Müslümanlar, gittikçe güç- lenerek büyük bir ordu olmuşlar, İslâm tohumunu ekenler bu duruma son derece sevinirlerken, onların bu güçlü durumunu gören kâfirler de öfkeden çatlar hale gelmişlerdir.

Hz. İbrahim (a.s.), oğlu Hz. İsmail (a.s.) ile beraber Beytullah’ın te- mellerini yükseltirken şöyle dua ediyorlardı: “Ey Rabbimiz! Onlara, içle- rinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğrete- cek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin”.[8]

“Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrât’ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrât’tan) bilip öğren- dikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah’ın lâneti böy- le inkârcılaradır. Allah’ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini

[6] es-Saf 61/6.

[7] el-Feth 48/29.

[8] el-Bakara 2/127-129.

(5)

kıskandıkları için Allah’ın indirdiğini (Kur’ân’ı) inkâr ederek kendilerini har- camaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar.

Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır”.[9]

“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğul- larını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler”.[10] [Yahudiler Tevrât’ta, Hıristiyanlar da İncîl’de ahir za- man peygamberinin vasıflarını gördüler, onun gelmesini beklediler; her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve inanmalarını tavsiye etti. Bunun için her iki zümre de bu Peygamber’in gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak onun Araplar arasından ve bir yetim kimse olarak gönderildiğini görünce sırf ırkçılık gayret ve düşüncesiyle inkâr ettiler.

Hâlbuki onun hak peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdık- ları gibi biliyorlardı.]

“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah’ı) kendi oğullarını ta- nıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmaz- lar”.[11]

Hz. Muhammed (a.s.) da: “(Ben) atam İbrahim’in duası, Meryem oğlu İsa’nın müjdesiyim. Annem, kendisinden bir nur çıktığını ve o nu- run Şam[12] saraylarını aydınlattığını gördü”:

[ْتَأَرَو ،َمَيْرَم نب ى َسيِع ىَر ْشُبَو ،َميِهاَرْبِإ يِبَأ ُةَوْعَد:َلاَقَف ؟َكِرْمَأ ُءْدَب َناَك اَم ،َِّللا َلوُسَر اَي :َليِق

ِما َّشلا ُرو ُصُق هنم تءاضأ ٌروُن اَهْنِم َجَرَخ ُهَّنَأ يِّمُأ] buyurmuştur.[13]

Zebur, Tevrât ve İncîl’in ibareleri; Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri gibi i’câzlı; yani “taklit edilemez ilâhî vahyin esas şekli” değildir. Kur’ân-ı Kerîm dışında, ilâhî kitapların hiçbiri “i’câz/taklit edilemezlik” vasfına sahip değildir. Kur’ân-ı Kerîm, ilâhî vahyin esas şeklidir. Hâlbuki Tevrat ve İncîl’i, peygamberler mana olarak Allah’tan aldılar ve gündelik hayata

[9] el-Bakara 2/89-90.

[10] el-Bakara 2/146.

[11] el-Enâm 6/20; İbn Hişâm, I,249; İbn Kesîr, I,286-287, 320-321.

[12] İslâm coğrafyacılarına göre Şam, bugünkü Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi kapsamakta- [13] Beyhakî, Delâil, I,80-84.dır.

(6)

döndükten sonra o manaları kendi sözleriyle anlattılar. Sürekli yapılan tercümeler, müfessirlerin sözleri, yanlış teviller ve kasıtlı bazı tahrifat (bile bile değiştirmek/hakikisinin yerine sahtesini koymak) sonucunda pek çok vahiy olmayan sözler Zebur, Tevrat ve İncil’in asıl metinlerine karışmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm: “….(Yahûdîler), kelimeleri yerlerinden değiştirirler (هِع ِضاَوَم ْنَع َمِلَكْلا َنوُفِّرَحُي)…..”[14] gibi âyetlerde bu gerçeği dile getirmiştir.

Yahudiler Allah’ın kendilerine gönderdiği kitabı tahrif etmiş, kelime ve cümlelerin yerlerini değiştirmiş, manalarını saptırmış, gerçekleri ve bu arada Hz. Peygamber’in (a.s.) geleceğini müjdeleyen kısımları gizlemiş, bozmuş ve inkâr etmişlerdir.

Netice itibariyle o kitaplarda tahrifat ve değişiklikler çoğalmıştır.

Meşhur allâme Rahmetullah b. Halîlurrahmân el-Hindî, Zebûr, Tevrât ve İncîl’in binlerce yerde tahrif edilip değiştirildiğini Yahûdi ve Hıristiyan ilim adamlarına kanıtlamıştır.[15] Bunca tahrifata rağmen Hüseyin-i Cisrî, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamber- liğine dair o kitaplardan 110 delil çıkarmış ve bunları Risâle-i Hamîdiyye adlı değerli eserinde kaydetmiştir.[16]

Muasır bazı araştırmacılar ise Zerdüşt, Hindu ve Budist doğu kutsal metinlerinde de âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’i (a.s.) müjdeleyen kayıtların bulunduğuna dair kuvvetli deliller serdet- mişlerdir.[17]

Resûl-i Ekrem (a.s.), geçmiş peygamberlerle ilişkisini şöyle izah et- miştir: “Şüphesiz benimle önceki peygamberlerin misali, şu kimse gibi- dir: O kimse, mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece bir köşede bir

[14] en-Nisâ 4/46.

[15] Bkz. Delhili Rahmetullah b. Halîlurrahmân el-Hindî (1036/1888 [?]), İzhârü’l-Hak, müter- cimler: Ömer Fehmi – Nüzhet Efendi, Sönmez Neşriyat, İstanbul 1972; M. Aydın, “İzhâ- rü’l-Hak”, DİA, XXIII,507-508.

[16] Hüseyin b. Muhammed b. Mustafa el-Cisr et-Tarablusî (1845-1909), Risâle-i Hamîdiy- ye, terceme ve şerh: Manastırlı İsmail Hakkı, yayına haz. Muhammet Sait Konar, İstanbul 2008, s. 72-117.

[17] Bkz. A. H. Vidyarthi – U. Ali, Zerdüşt, Hindu, Budist Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Mu- hammed, çev. Kemal Karataş, İnsan Yayınları, İstanbul 1994.

(7)

tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar, evi hayranlıkla dolaşmaya başlar ve: Bu tuğla yerine konulmayacak mı? Diye sorarlar. İşte ben o tuğlayım; ben son peygamberim (Hâtimu’n-Nebiyyîn)” (ِلَثَمَك ىِلْبَق ْنِم ِءاَيِبْنَلأا َلَثَمَو ىِلَثَم َّنِإ

َنوُلوُقَيَو ُهَل َنوُبَجْعَيَو ِهِب َنوُفوُطَي ُساَّنلا َلَعَجَف ٍةَيِواَز ْنِم ٍةَنِبَل َع ِضْوَم َّلاِإ ُهَلَمْجَأَو ُهَنَسْحَأَف اًتْيَب ىَنَب ٍلُجَر

َينِّيِبَّنلا ُمِتاَخ اَنَأَو ُةَنِبَّللا اَنَأَف َلاَق ُةَنِبَّللا ِهِذَه ْتَع ِضُو َّلاَه).[18]

Kur’ân-ı Kerîm de Hz. Muhammed’i (a.s.) Son Peygamber/Hâte- mu’n-Nebiyyîn (َينِّيِبَّنلا َمَتاَخَو َِّللا َلوُسَر)”[19] olarak tanıtır.

Hz. Muhammed (a.s.), geçmiş peygamberler ve insanları irşat et- mek üzere getirdikleri şeriatları, temelleri atılıp duvarları örülmüş, ta- mamlanması için tek tuğlası eksik kalmış, mükemmel güzel bir binaya benzetmiştir. İşte bu risâlet ve din binasını tamamlayacak son tuğla Hz.

Muhammed’dir (a.s.). Nitekim Peygamber Efendimiz (a.s.), güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini bildirmiştir: ( ِقَلاْخَلأا َمِراَكَم َمِّمَتُلأ ُتْثِعُب اَمَّنِإ).[20]

İbn Arabî, işaret edilen tuğlanın, mezkûr evin temelinde olduğunu ve bu son tuğla konulmazsa din binasının çökeceğini bildirmiştir.[21]

[18] Buhârî, “Menâkib”, 61/18.

[19] “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir” (el-Ahzâb, 33/40).

[20] Veya (ِقَلاْخَلأا َحِلا َص َمِّمَتُلأ ُتْثِعُب اَمَّنِإ). Bkz. el-Beyhakî (384-458/994-1066), es-Sünenu’l-Kubrâ, X,191,192 (eş-Şâmile).

[21] Şâmî, II,292.

(8)

A. H. Vidyarthi – U. Ali, Zerdüşt, Hindu, Budist Doğu Kutsal Metinlerinde Hz.

Muhammed, çev. Kemal Karataş, İnsan Yayınları, İstanbul 1994.

Beyhakî, Ebû Bekir Ahmed b. Hüseyin b. Ali (384-458/994-1066), Delâi- lü’n-Nübüvve ve Ma’rifeti Ahvâli Sâhibi’ş-Şerî’a Min Yevmi Vulide İla En Tuvuffiye (Sallallahu Aleyhi Vesellem), thk. Abdülmu’tî el-Kal’acî, Beyrut 1985;

es-Sünenu’l-Kubrâ, X,191,192 (eş-Şâmile).

Delhili Rahmetullah b. Halîlurrahmân el-Hindî (1036/1888 [?]), İzhâ- rü’l-Hak, mütercimler: Ömer Fehmi – Nüzhet Efendi, Sönmez Neşriyat, İstanbul 1972.

Hüseyin b. Muhammed b. Mustafa el-Cisr et-Tarablusî (1845-1909), Risâle-i Hamîdiyye, terceme ve şerh: Manastırlı İsmail Hakkı, yayına haz. Muham- met Sait Konar, İstanbul 2008, s. 72-117.

İbn Hişâm (v. 218/833), Ebû Muhammed Cemâlüddîn Abdülmelik İbn Hişâm b. Eyyûb el-Himyerî el-Meâfirî el-Basrî el-Mısrî (v. 218/833), es-Sî- retü’n-Nebeviyye, thk. Mustafa es-Sakkâ, İbrahim el-Ebyarî, Abdülhâfız Şel- bî, Mısır 1936.

İbn Kesîr, Ebu’l-Fida İsmâîl b. Ömer (700-774/1300-1372), es-Sîretü’n-Nebe- viyye, Beyrut 1976.

M. Aydın, “İzhârü’l-Hak”, DİA, XXIII,507-508.

Şâmî, Şemsuddin Ebû Abdullah Muhammed b. Yusuf es-Salihî eş-Şâmî (v.

942/1536), Subulü’l-Hudâ Ve’r-Reşâd Fî Sîreti Hayri’l-İbâd, thk. Adil Ah- med Abdülmevcûd - Ali Muhammed Meûz, Beyrut 1414/1993.

Taberî, Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd (224-310/838-923), Câ- mi’u’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân (eş-Şâmile).

Kaynakça

Referanslar

Benzer Belgeler

❖ Tam o esnada Yüce Allah ateşe “Ey ateş, İbrahim için serin ol!” (Enbiya suresi, 69. ayet)..

18. Necid bölgesinin lideri Ebu Berâ Mâlikoğ- lu Âmir’in isteği üzerine İslam’ı anlatmak üzere bu bölgeye gönderilen 70 kişilik he- yete saldırılmış

“Harp için zırhını ve miğferini gi- yip, insanları düşmana karşı meydana çıkmaya çağırdıktan sonra bir peygambere geri adım atmak yakışmaz.. Cihaddan

Peygamber’in (s.a.s) evliliklerinin siyasî, sosyal, psikolojik ve teşriî birçok nedeni mevcuttur.. Kendi zamanı ve kültürü içinde değerlendirilmesi ge- reken çok

Âdem'den beri insanlığa göndermiş olduğu ve kendi katında İslâm diye İsimlendirdiği dini 3 kıyâmete kadar farklı iklim ve coğrafyalarda yaşayan muhtelif

Corbin, Henry, İbn Rüşd’den Günümüze İslâm Felsefe Tarihi, çev: Abdullah Haksöz, İnsan Yay., İstanbul 1997.. Corci Zeydan, İslam Uygarlıkları Tarihi, I-II, çev:

Peygamber Efendimiz, Müslü- manları yetiştirmek, onların içlerindeki cevherleri ortaya çıkarmak, toplum- sal sorumluluğu paylaştırmak ve İslâm toplumunun sorunlarına herkesin

Türkiye' de yayınlanan popüler si yer kitaplarının yer aldığı liste- den, siyere dair bibliyografik bilgi içeren kitaplardan, 3 Meridyen Destek