Şubat - Nisan 2003 Yı
1 : 4
Sayı : 16February - April 2003 Volume : 4 Number : 16
Fatih Külliyesinde Çorba Kapısı
Nazende Öztürk*
Bulunduğu semt ve ilçeye de adını vermiş olan Fatih Külliyesi, Kirmastı
Mahallesi sınırları içindedir. Dördü Salın medreseleri arasında olmak üzere, külliye dış avlusunun toplam sekiz kapısı bulunmaktadır. XVIII. yüzyılda mey- dana gelen depremden sonra, Türbe, Boyacı ve Börekçi Kapısı ismindeki üç e- sas kapısının yıkılmış, günümüze Fatih dönemi özelliklerini taşıyan yalnız Çor- ba Kapısı 'nın ulaşmış olduğu anlaşılmaktadır.
İstanbul'un fethinden sonra, yaptırılan altıncı eser1, Fatih Külliyesi (1462- 1470) olmuştur. Mimari ve şehircilik açısından pek çok ilkin gerçekleştirildiği
bu yapılar manzumesinde on altı medrese, sıbyan mektebi, darüşşifa, misafirha- ne, tabhane, imaret, kervansaray, hamam, kütüphane ve muvakkithane yer al-
maktaydı.
Fethi takiben, Constantinus Mausoleiomu'nun bulunduğu, Latin istilaların
dan son derece harap düşmüş olan Havariyun Kilisesi, Ortodoks Patrikhanesi'ne
verilmişti. Fakat Patrik Gennaidos bir süre sonra burada bulunmayı istemedi ve Pammakaristos Manastırı'na taşındı. Kilise, cami ve külliyenin yapımı için yı
kıldı. Yerine yapılan Fatih Külliyesi, o güne kadar, İsliim ülkelerinde ya da ba-
tıda henüz görülmemiş bir çeşitlilikte topluma hizmet veren bir yapılar toplulu-
ğudur.
Tabhaneden, meydan niteliğindeki bu dış avluya geçişi sağlayan Çorba Ka-
pısı, aynı zamanda Eski ve Yeni Saray'lardan gelen yol üzerinde bulunduğun
dan, Cuma Selamlık'larının da bir geçidi konumundaydı2• Fatih'in vakfiyesin- den öğrendiğimiz, her gün fakir halka İmaret'te dağıtılan çorba ve yemekten do- layı da "çorba", "aş"ya da "aşhane" kapısı olarak kaynaklarda geçmektedir3.
Çorba Kapısı'nm Külliyedeki Konumu
Dış avlu duvarı üzerinde yer alan dört kapıdan en ayrıcalıklı biçim ve ko- numa sahip olanın Çorba Kapısı olduğu açıkça görülmektedir. Mütevazı boyut-
ları ve alınlık tezyinatı, Fatih dönemi kapısı olduğunu açığa vurmaktadır.
Diyebiliriz ki çeşitli yönleriyle, külliye içinde değişime uğramamış çok az bölümle Çorba Kapısı arasında bağlantı kurınamız mümkündür. Kütle forınunu, yenilenmiş olan Türbe Kapısı'nda, renkli gömme taş tekniğini şadırvan avlusu pencere aynalarında, kıvrıkdal ruml tezyinatının izlerini ise son cemaat yerinde- ki çini panolarda görebiliriz.
Güneyde, hazire duvarına bitişik olan bu kapının geçmişte bir tören kapısı
olarak hizmet verdiği bilinmektedir. Buradan da anlaşılıyor ki zamanında Türbe
Kapısı'nın asıl şekli, Çorba Kapısı ile aynı idiyse de, konum itibariyle ayrıcalık
lı bir yere sahipti. Kapı, eski ve yeni saraylardan gelen, Saraçhanebaşı'ndan E-
dimekapı'ya uzanan yol üzerinde yer aldığından, özel günlerin dışında da sıkça kullanılan bir geçitti. .
Fatih Külliyesinde Çorba Kapısı
Çorba Kapısı-Avlu içinden Görünüş
Çorba Kapısı-Avlu dışından Görünüş
Ayrıca Fatih Külliyesi, dış avlusu aynı zamanda bir meydan özelliği taşıdı
ğından, önemli ayaklanmalara da sahne olmuştur4• Tabhiine yönüne geçtiğimiz
de ise imarette dağıtılan yemek kuyruğunun Çorba Kapısı'nın önüne uzandığını
tahmin edebiliriz. Süheyl Ünver'in "aş" ya da "aşhane" kapısı olarak anması ve · bugün "Çorba Kapısı" olarak bilinmesi de muhtemelen bu yüzdendir.
Bir diğer cephesi bugün de kullanıldığı gibi "cenaze kapısı" olmasıdır. Av- luda kılınan cenaze namazı esnasında Çorba Kapısı kıble yönünde görülür.
·Yan duvarlarla olan ilişkisinde, orijinal halini korumadığı göze çarpar.
Başkurşunlu Medresesi'nde.n hazireye uzanan duvar, Vakıflar tarafından yeni-
lenmiş olsa da eski çizgisini korumaktadır. Çorba Kapısı'ndan Türbe Kapısı'na
uzanan duvar ise değişmiştir5• Kıble duvarı ile kapı arasındaki pencereli hazire duvarı eski şeklini korurken, güneyde· devam eden duvar, XIX. yüzyılda Nakşıdil Sultan Türbesi ile ilave olmuştur.
Dış avlunun kuzey duvarı üzerindeki kapılarına bakarsak, Boyacı Kapısı'nın Vakıflar tarafından yenilendiğini, Börekçi Kapısı'nın ise genişletilip, yükseltil-
miş olduğunu görürüz. Geç dönemin dar ve yüksek oranlarını gördüğümüz bu
kapılarda, silmenin üzerindeki basit çatı örtüsünün önünde herhangi bir süsleme unsuru yer almamaktadır.
Mimari Kuruluş ve Kütle Tasarımı
Çorba Kapısı'nın mimari kuruluşunu şöyle özetleyebiliriz;
Bindirme taştan basık kemer uygulamasına sahip kapının kesme taştan yatay dikdörtgen bir kütle. formunu iki cephede dilimli ve içleri kıvrıkdal rumi tezyi-
natlı alınlıklar tamamlar. Renkli gömme taş tekniği uygulanmıştır. Birbirine ve
fıstolara demir kenetlerle bağlanmış döşeme taşlardan oluşan bir örtü, alınlıklar arasında iki yana meyilli biçimde yer alır. Uazire duvarı ile bitişen taraf düz de- vam ederken diğer yanın güney cephesinde bir sütunçe, kuzey cephede ise yal-
nızca bir pah ile köşeler bitirilmiştir. Kemerli girişlerin söveleri içerde kapı ka-
natları için yuva teşkil edecek dişler yapmaktadır. Geçit alanının tavanı boyla- masına iki küfeki plakla örtülüdür. İki cephede, bindirme taştan basık kemerler kullanılmıştır6.
Saçak silmesinin üzeri hariç aynı kütle tasarımını yenilenmiş olan Türbe
Kapısı'nda da görmekteyiz. Kapı açıklıkları ve basık kemer formu medreseler
arası kapılarda da benzer şekilde olduğu halde, Boyacı ve Börekçi kapılarında
bununla beraber kütle formunun da değişikliğe uğradığını görüyoruz.
Kendi zamanına en yakın örnek olarak Edime il. Beyazıt Külliyesi'nin avlu
kapılarını karşılaştırabiliriz. Alınlıklardaki tepe çiçekleri haricinde, küçük ve sade bir avlu kapısı olarak değerlendirilebilir. Tepelik formu, onu Çorba
Kapısı'na en çok yaklaştıran unsurdur. Ayrıca iki cephede yine basık kemer uy-
gulandığı görülür.
Küçük bir avlu girişi olan Küçük Ayasofya Camii avlu kapısı ise avluya ba- kan cephesindeki kaş kemer formuyla bir kimlik benzerliği ortaya koymaktadır.
Aynı kaş kemer formunu İstanbul'da Beyazıt Türbesi'nin avlu kapılarından bi- rinde, bu defa dış cephede görüyoruz .
Fatih Külliyesinde Çorba Kapısı
Daha geç dönemlerde, tamamlandığında kapı açıklığına teğet bir daire çizen
basık kemer uygulaması görülmemektedir. Kütlesi yükselerek büyüyen tak kapı
larda artık zengin süsleme unsurları hakimdir. Barok, Rokoko ve Ampir etkile- rindeki bu kapılarda çoğunlukla yarım daire kemer ve hareketli çatı örtüsü, alın
lık ya da geniş saçaklar kullanılmıştır.
Bütün bu örneklerin arasında Çorba Kapısı, yatay dikdörtgen kütlesi ve ya- rım şemse biçiminde alınlıklarıyla benzeri olmayan bir tak kapıdır. Dönemini
yansıtan bu geçitte oldukça mütevazi ölçüler kullanılmış olması da dikkat çeki- cidir. Bu ölçüler "modulor" değerleriyle kıyaslandığında, insan ölçüsünün ana birim olarak alındığı görülebilir. Yunan ve Sasanl sanatında olduğu gibi Os-
manlı mimarisinde de çap nizamı ölçüleri kullanıldığı bilinmektedir. Yeşil Ca- mi'deki çizgi ve oranları inceleyen Parville gibi Le Corbusier de Büyük Sa-
ray'ın kapı ölçülerini modulor ile kıyaslamıştır. Buna göre Topkapı Sarayı kapı
sının ölçüsü: 226+70=296'dır. "Modulor"a uyan bir ölçüdür bu7•
Osmanlılar zamanındaki ölçü birimleriyle modulor kıyaslandığında şunu gö- rürüz;
Osmanlı ölcü birimleri / Modulor 1Zira=0,758m. 0,70 m.
1 Parmak= 0,03 lm. 0,03 m.
1 Hat= 0,0026m. 0,0025 m.
1 Kulaç = l,88m. 1,82 m.
Bir mimari Zira= 24 parmak= 24 x 12 Hat= 288 nokta= 0,75774 m.
Büyük Saray'ın kapısı:
4 Zira= 4 x 758 = 303.2 (Modulor 296 verir)8
Bu değerler göz önünde bulundurularak Çorba Kapısı'nın ölçüleri ele alın
dığında ise şunu görürüz; Kapı açıklığının zeminden kilit taşına kadar olan yük-
sekliği 3.08m., cephenin genişliği 7.33m., yüksekliği ise 3.76m.'dir. Söveler 24 cm. kalınlığındadır.
Modulor:
7,33 m. ==} 10 Zira= 7,58 m. ==} 10 x 0,7 = 7 m.
3,76 m. ==} 5 Zira= 3,79 m. ==} 5 x 0,7 = 3.50 m.
3,08 m. ==} 4 Zira= 3,03 m. ::;=> 2,96 m.
0,24 m. ==} 100 Hat= 0,26 m. =}100 x 0,0025 =O, 25m.
Kapı açıklığında, kemer boynuna kadar olan yükseklikle kapı açıklığı ölçü- leri, birbirine yakın olduğundan kareye yakın bir form oluşturur. Basık kemerin dair.e hareketi devam ettirildiğinde ise bu kareye teğet bir dış çember çizilebilir .
Kapı açıklığının, iki yanındaki duvarlara oranı l/3'e yakındır. Bu da ideal
oranların esas alındığını gösterir.
r-r==- ---
1: ı:
1 1 1 1 1 l
;ı:.
"?"'
1
!
1 !
~
1!+- 1
1
1j
1 1 ":!
l i
ı 1
ı ,i
!
1
i
i i
ı~
11
'i
!
ıi
ı
i
1i i
1 1
1 1
1 1
li i
4
1Fatih Külliyesinde Çorba Kapısı
Malzeme ve Teknik
Kapı açıklığı, basık kemerlidir. Kemertaşları bindirme usulüyle, bir tarafa on üç adet yerleştirilmiştir. Kemerle birlikte devam eden söveler içerde, her iki tarafta da birer niş oluşturmaktadır. Geçiş alanının tavanında boylamasına iki küfek! plak yer alır. Alınlıkların arası ise, birbirine demir kenetlerle bağlanmış
ve iki yana meyilli taşlarla döşenmiştir.
Alınlıklarda levhalar halinde küfeld taşı kullanılmıştır. Bu levhaların üzeri- ne kıvrıkdal rum! motifinin ara parçaları oyularak renkli taşlar yerleştirilmiştir9• Erken Osmanlı'da görülen gömme taş tekniğinin diğer örneklerini Bursa Ulu Camii(1400) pencereleri, Edirne Eski Camii (1414) giriş cephesi ve II. Beyazıt
Carriii'nin (1488) avliı kapısı, minare kaidesi gibi kisımlarında görmek müm- kündür. Şadırvan avlusu pencere aynaları ve ayet işlenmiş kısımlar yeşil
ve beyaz mermerdendir. Alınlıklardaki renkli gömme taşlar ise çoğunlukla yeşil, güney cephenin orta bölümünde ise bir miktar kırmızı renkte yer alır. Serpentin ya da breşi denilen malzemeden olabilirler. Motifler, ince tabaka halindeki renkli taştan kesilerek, muhtemelen mozaik çini panolar gibi küfekl levhalara ya da yekpare bir alınlık levhasına monte edilmişlerdir.
Gerek eski usulde kesilmiş kesme taşlardan gerekse renkli gömme taş tekni-
ğinden anlaşılacağı üzere kapı erken dönem özellikleri göstermektedir. Bu tek-
niğe Fatih öncesi Bursa ve Edirne'de, ayrıca Fatih ve il. Beyazıt dönemleri e- serlerinde rastlamaktayız.
Dekorasyon ve Üslup
Böyle bir teknik ve üslupta günümüze ulaşan bir başka kapı ya da mimari eleman bilinmediğinden sanat tarihi açısından değeri yüksek bir kapıdır. Tezyi- nat analizi açısından, Fatih devri rumlleri ve kompozisyon özellikleri görülmesi bu değeri belirleyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Fatih dönemi rumllerinin kısa boylu ve tombul ayırma rum'ilerin ise 180°
ayrık oldukları bilinir. Alınlık tezyinatındaki kıvrıkdal ruml kompozisyonda bu özelliklere uyan rumller vardır. Simetrisini alıp şemseye tamamladığımızda or- taya çıkan Y4 simetrik mekik form da aynı dönemin karakteristik formudur.
Fatih dönemi kitapçılık sanatında görülen şemselerle örneğimiz arasındaki
benzerlik üslup birliğini ortaya koyacak niteliktedir. Bu tezyinatın da Baba
Nakkaş üslubuna bağlı olup saray nakışhanesinde tasarlanmış olduğu düşünüle
bilir10.
Rum! tezyinat açısından karşılaştırılabilecek örneklere; öncelikle Fatih Ca- mii şadırvan avlusu çini panoları olmak üzere, Ayasofya'daki minber kapısının
iç yüzünde yer alan kompozisyon, Davut Paşa Camii mihrap bölümündeki ka- lem işleri, dönemin mezar taşları, Edirne Muradiye Camii kalem işleri, Yeşil
Türbe mihrap tepeliği ve Fatih Sultan'ın kılıcı üzerindeki süslemeler verilebilir.
Alınlık formunu kıyaslayacak olursak; Bursa Ulu Camii minberi, Gelibolu Azepler Namazgahı'nın kapı, mihrap ve minberi üzerindeki alınlıklar ve
Topkapı Sarayı'nda yer alan Bayram Tahtı'nın arkalığı üzerinde durulmalıdır.
Bunlardan da anlaşılacağı üzere dilimli taç formu çok çeşitli uygulama alanla-
rında karşımıza çıkmaktadır.
Osmanlı mimari estetiğinde zıddıyla aşikar etme yönteminin bir çeşidini de bu alınlıklarda boş kısımların renklendirilmesi ve güney cephe orta aksında az miktarda kırmızı renkli taş kullanımıyla görmekteyiz. Bu uygulamanın bilinen örnekleri yine eski Fatih Camii'nden kalan bölümlerde karşımıza çılanaktadır.
Sonuç
Orijinal bir Fatih devri eseri olarak incelediğimiz Çorba Kapısı, bize bugün mimari eleman olarak az rastladığımız bir üslubu tetkik etme fırsatı vermekte- dir. Tarih saptamasını kesin olarak yapmadan önce Fatih Camii'nin yeniden
inşa edildiği devrin özelliklerini gözden geçirmemiz gerekiyordu. XVIII. Yüz-
yılda yapılan camilerin avlu kapılarında belirgin bir oran ve üslup farkı olduğu
nu gördük. Klasik dönem sonrasındaki gelişmeler şu şekilde özetlenebilir; kütle yükselerek düşey hatlar vurgulanmaya başlamış, alınlık küçülerek enlemesine cepheye hakim olmayacak şekilde toplanmış, kitabe ve tuğra uygulaması başla
mıştır. Çatıda taşkınlık ya da abartılı saçaklar görülmektedir. Çatı-alınlık bağ
lantısı rasyonel ilişkiyi kaybederken yüzey bölüntilleri daha karmaşık düzenle- melerle ele alınmış, profillerin zenginleşmesi, sütunçe ve plasterlerin cepheyi bölmeleri plastik hareketliliği artırmıştır.
Yalnız ebatları bile bir selfüin camiinin tak kapısı olan Çorba Kapısı'nın ol- dukça mütevazi bir üslupta yapıldığını göstermektedir. Bununla birlikte yatay kütlesi ve dilimli alınlık formu açısından tak kapılarda benzerine rastlamadık.
Renkli gömme taş tekniğinin kıvrıkdal rumi motifin kullanıldığı örnekler bugü- ne gelememiştir. Rumllerde ve kompozisyon özelliklerinde Fatih dönemi üslubu
açıkça görülmektedir. Hatta o dönemin nakkaşbaşı olduğu tahmin edilen "Baba Nakkaş"ın üslubunu da çağrıştırmaktadır11•
Geçmişte selamlıkların yapıldığı bu tören kapısı, gerek meydan hüviyetin- deki avlu tarafında gerekse dış cephesinde günlük ve tarihi olayların odağında
yer almıştır. Bugün de işlek halini korumakta, ayrıca cenaze kapısı olarak hiz- met vermektedir. Bizans ve Osmanlı dönemleri boyunca işlek olan bu arter ha- len şehir planındaki önemini korumaktadır.
Geçen beş yüzyılı aşkın süre içerisinde yer yer tamirler gördüğü anlaşılmak
tadır. Son olarak saçak silmesi ve korniş gibi bölümleri Vakıflar tarafından
(1985) yenilenmiştir. Batısındaki duvarlarla olan ilişkisi değiştiğinden, bugünkü asimetrik görünümünün aslına ne derece uyduğunu tam olarak tahmin edemiyoruz.
• Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Sanatı Ana Bilim Dalı
1 Ayverdi, Samiha, Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fatih, İstanbul Fetih Cemiyeti Neşriyatı, İstanbul 1990, s.150
2 Eralp, T. Nejat, "Eyüp Sultan ve Osmanlı Hükümdarlarının Kılıç Kuşanma Törenleri Taklid-i Seyf', Eyüp Sultan Sempozyumu il Tebliğler, İstanbul Eyüp Belediyesi Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 1998, s. 152
3 Ünver, Süheyl, İstanbul Risaleleri, c.I, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yay., 1995,
Fatih Külliyesinde' Çorba Kapısı
4 Şehsuvareğlu; Haluk Y., "Fatih Camii'', Asırlar Boyunca İstanbul, İstanbul Cumhuri- yet Gazetesi yay., s, 53-55
5 Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mimarisinde Fatih Devri (855-886, 1451-1481), III, İstanbul Fetih Cemiyeti Neşriyatı, 1973, s.384
6 Önge, Yılmaz, "İstanbul Fatih Külliyesi Çorba Kapısı", Önasya, sy.33, Ankara 1968.
7 Arseven, Celal Esat, Türk Sanatı, İstanbul 1970, s.196
8 Kortan; Enis, Le Corbusier Gözüyle Türk Mimarlık ve Şehirciliği, Ankara: O.D.T.Ü.
Mimarlık FakültesjYay,, A11kara,}98~, s.8§, . ..
9Mülayim; Selçuk, "Çorba Kapısı", Eyüp Sultan Sempozyumu iV Tebliğler, Eyüp Bele- diyesi Kültür ve Turizm Müdürlüğü; İstanbul, 2000, s.15.
ıo Ünver, Süheyl, İstanbul Risaleleri, s.264
11 Çağman, Filiz, "Baba Nakkaş", T.D. V. İs!Cım Ansiklopedisi, C.4, İstanbul 1991, s.
369-370; Ayrıca bk. Atasoy, Nurhan-Julian Raby, Jznik, London 1989 ı
Abstract
There are eight court gates in the outer courtyard ofthe Fatih complex, foıır of which are found between the sahn madrasas in the coıırtyard of the Fatih
mosqııe. lt appears that in the 18th century,. after the earthquake of 1766, dıır
ing the reign of Mustafa 111, three of these main coıırt gates, the "türbe",
"boyacı" and "börekçi" gates were destroyed, leaving only the "Çorba" gate standing which stili embodied the characteristics of the Fatih period.
lt can obviously be seen that the çorba gate has the most unusual form and lo- cation ofthefoıır main coıırt gatesfound in the oııter coıırtyardwall. The gate was on the main road going between the old and new palaces, on the way from
saraçhanebaşı to edirnekapı. lt is a uniqııe arched gate with its fow horizontal rectangular mass form and half-şemse ( a circıılar or oval shaped decoration on
Ottôman book covers) shapedfrontals.
Jf
we see that this decoration is alsa connected to the '.'baba nakkaş" style we coııld sıırmise that it coııld have beendesigned in the nakış hane (decorative design room) of the palace.
This gateway which rejlects the characteristics of the peri od attracts oıır atten- tion with its noticeablely modest ratios.
Jf
these dimensions are compared with"modıılor" ratios, it will clearly be observed that hııman dimensions have been considered as the basic ıınit.