KIRŞEHİR
AHi EVRAN
ÜNİVERSİTESİYayın
No: 001
@
.
III& ULUSLARARASI
• • 1
AHILIK SEMPOZYUMU
XIII. Yüzyıla Kadar
Türk ve İslam Dünyasında Ahiliğin Temelleri
THE III. INTERNATIONAL SYMPOSIUM OF AKHISM
5-7 Ekim / October
2(l17KIRŞEHİR
BİLDİRİLER
CİLTl
Kuşehir, 2018
lll. ULUSLARARASI ARİLİK SEMPOZWMU
XIII.
YüzyılaKadar
Türk ve
İslam Dünyasında AhiliğinTemelleri S-7 Ekim/ October 2017
KIRŞEHİR-BİLDİRİLER-
Bu bildiri kitabırun hazırlanmasına katkı sağlayan
Doç. Dr. Ahmet Gündüz' e, Yrd. Doç. Dr. Rıfat İlhan Çelik' e ve Okt. Fatih Çil' e
teşekkür ederiz.
Ed.itörler:
Prof. Dr. Ahmet GÖKBEL Doç. Dr. Ahmet DOGAN
Haberleşme Adresi:
Kırşehir AJıi Evran Üniversitesi Rektörlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
web: https:/ /basin.ahievran.edu.tr e-mail: [email protected]. tr
' ..
Tasarım
Mert SARIY1LDIZ
Baskı
SARIY1LDIZ OFSET LTD. ŞTİ.
İvogsan Ağaç İşleri Sanayi Sitesi 1358. Sokak No: 31 Ostim 1 ANKARA Tel: 0.312 395 99 94 - 95 .
© Bu kitabın bütün hakları Kırşehir Ahi Evran Üniversitesine ait olup elektronik/ dijital ortani dahil, herhangi bir şekilde çoğalhlması, yayımlanması
yasaktır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
ESKi ARAP ŞİİRLERİNDE VE
GüNüMüZDEFÜTÜVVET
THE YOUTH (FUTUVAA) JN
OLD.ARABİCPOETRY
Prof. Dr. İbrahim YILMAZ Atatürk üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belagati Ana Bilim Dalı
iyilmaz@ataımi.edu.tr
@
Eski Arap Şiirlerinde ve Günümüzde FütüvvetÖzet
Fütüvvet kavramı Arapça bir kelimedil: "Gençlik, delikanlılık, cö-
mel~tlik, yiğit/ik" anlamlarına gelmektedil: Fiitiivvet denilince insanz top- lum içerisinde iyi ve güzel olarak amlmaszna yol açan biitiin özellikler
anlaşılu: Buna Araplarda "el-Fedailu 'n-Nefsiyye (Nejsf Faziletle1)" de- ni/il: Her aile eviadının bu özelliklerde olmasını iste1: Bu kavram, Cahiliye döneminde iyi ve güzel olan bütün hasfetleri anlamlarında kullanılmİştzr1• Aynı anlamlar İslami devil·de de geçerliliğini korumuştw: Yanimana bakı
nızndan herhangi bir değişikliğe uğramamıştz1: Genç Müslümanların şahsi
ye/i olarakfiitiivvet şuuru daha da geliştirilmiştil: Bizim toplumumuzdafii- tiivvetin "Ahilik-lcardeşlik" şeklinde kzmmısallaştığınz görmekteyiz. Biz bu
çalışmamızda, fiitüvvet kelimesinin Eski Arap şiirindeki kzt!lanımlarznz ele alacak ve bu birikimin sonraki dönemlere tesiri üzerinde duracağız. Sonra da son dönem Arap eserlerinde fiitiivvetin yansımalarını, bu kavram üze- rindeki miistakil çalışmaları tamtacağız. En sonunda da bizdeki fiitiivvet
anlayışı ile Arap alemindeki fiitz1vvet anlayışını karşılaştırma yapacağız.
Anahtar Sözcükler: Fiitiivvet, Ah ilik, Eski Arap Şiiri.
Abstract
The concept of "futuvva" is an Arabic word. lt means. "youth, youth,. generosity, va/01: " The futuvva means that all the features thariead to the good and beautifit! mention of Inanan beings in society. They are called . "al-Fedailu-Nafsiyya "(the personal superior qualities)" in Arabs. Eve1y family wants your-chi/d to have these qualities. This concept has been u sed .
irı the Cahiliyya the m eaning of all good and beautiful things. The same meanings were maintained in the lslamic period. In other words, the mea- nings offutuvva has not been changedin meaning and this mean isfurther developed. In our society, we see that futuvvat is institutionalized as "Ahi-
lik-kardeşlik". In this work, we w i/I discuss the use of the word futztvva in the Old Arabic poetry and we w il! emphasize the influence of this acczmıu-
- --- ·lation in !afer periods. Then we will introduce the reflections offotuvva in th~·i·ecent Arab works and the independent studies on this concept. In the en d w e w ili compare the unders tanding of jittztch and the concept of futuch in the Ara b world.
Keywords: Futuvva, The Old Arabic Poefly, Youth.
1 Muhammedb. Ebi Belcr, Muhtaru's-Sıhiih, Beyrut, 1971, md.~.
Prof. Dr. İbrahim YILMAZ
@
I. Eski Arap Şiirinde Fütüvvet
Eski Arap şiiri dediğimiz zaman, Cahiliye Arap şiirini kastetmekteyiz. Yaşanılan coğrafyanın, toplumsal şartların bir neticesi olarakArap şiirinde fiitüvvet işlenmiştir. On-
ları incelediğimiz zaman, futüvvetin, gençlik, kuvvet, hareket, canlılık, insanları bir inanç ve dava uğrunda bir araya getirmek gibi anlamlarının olduğunu görmekteyiz. Çünkü çöl ile büyük oranda bağlantılı bir şekilde yaşayan Araplar, tabiatıİı zorlaması sonucu büyük
insani hasletlere bürünmüşlerdir. 0
Abtd b. el-Abras'ııt aşağıdaki şiirinde gencin yiğit ve cesur, cömert olması dile ge- tirilmektedir:
Cönıertlikte söğüt ağacının dalları gibi nice gençler vardır. ·
Burada feta denilince cömertlik anlaşılmıştır. Biz buradan Arap toplumunda çocuk-
luğundan itibaren özellil4e gençlerin cömertliğe teşvik edildiklerini görmekteyiz. Diğer şecaat, kerem, ahde vefa, zorluklara karşı sabır, zamanın belalarma karşı tahammül gibi
vasıflar için de durum aynıdır.
Arapların en önemli şairlerinden olan İmru'u'l-Kays da hemen aynı anlama gelen
aşağıdaki şiirinde feta kelimesini kullanmıştı.rl:
1~1, ~JiJ J~ Y.j 4L.. ~.}JI ~rJ~~
Ona, ye1y_üzüniin şimdiye kadar üzerinde taşımadığı sözünde duran, vefa/ı olan ve
sabreden genç gereki1: ·
İmru'u'l-Kays bu beytiride tanıdığı bir kıza tavsiyelerde bulunur. Evleneceği erkeğin yeryüzünde misli görülmemiş bir erkek olmasını dile getirir. O öyle bir erkek olmalıdır ki, sözünde durmalı, vefakar olmalı ve sabn bilmelidir.
Şair Tarafe de gençliğiyle ve taşımış olduğu yüksek ahiakla şiirlerinde övünın~tür":
.ıl.ı:i\ ~1 L<j ~~~ ~ . ı-J V"""" 1 - cr' "j ~ . ı.r-_:;g ' (,)4, J .:1' .l~ .'AIItj\ f'.:J- . .
Kavmim, "İçinizde genç olan kim var?" diye seslendiklerinde beni kastettiklerini düşündüm, hemen koş tum. 5
Tarefe filtüvvet sıfatıarını tam olarak üzerinde bulunduran bir şairdir. Bundan dolayı
da Cahiliye şairleri içerisinde filtüvveti en güzel bir şekilde tasvir eden odur . .Yukarıda
ki beyitlerinin devamında o, ürkek ve korkak davraıimadığını, ne zaman yardım istense
2 Abid el-Ebras, Divfuı. nşr. Huseyn Nassar, Kahire, 1957, s.5l.
3 İ.ınru'u'l-Kays, Divan, nşr. Ebu'l-Fadl İbrahim, Mısır, s. 65.
4 Bed vi Tabani, Muallakatu'l-Arab,1967, 11,59.
5 Tarefe b. el-Abd, Nşr. Dureyye el-Hatib, Diınaşk 1975, s.50.
@
Eski Arap Şiirlerinde ve Günürolizde Fütüvvet .ordu gibi yardıma koştuğunu, kahramanlan olmayan kabileterin yaşayamayacaklanru,
gençlerin de kendilerini ispatlamak için kahramanlık göstermeleri gerektiğini, gençle- rin hem büyüklecin meclislerine hem de gençlik eğlencelerine katılması gerektiğini, içki içmeyenin genç olamayacağını, kendisinin ya kavmi içerisinde ya da içki meclislerinde
bulunduğunu, hayatının şan şeref ve içkiden ibaret olduğunu dile getirmektedir.
Araplann büyük şairlerinden olan el-A'şa da fütüvveti kardeşlik ve kahramanlık ola- rak şiirlerinde dile getirmiştiı-6:
ı~ .ıS ~ı
...a..,...s 4>9
ı)Hi nd kılıçları gibi parlak bir gençlik topluluğu içerisinde
Görüldüğü üzere al-A'şa bu şililerinde kılıçlar gibi, ak sütten çtlanış ak kaşıklar gibi bir gençlikten bahsetmektedir.
Bu gibi yüksek şairterin şiirlerin~ ~akıldığında fütüvvet lafzının birden çok anlamı
aynı anda taşıdığını görmekteyiz. Onlarui taşıdığı anlamlar Ar~p toplumunun kabul ettiği ahlaki hamlde dediğimiz bütün vasıflardır. .
Yıne Zubeyr b. Ebi Selma'nın şürinde bu kelimenin daha engin bir anlamıyla kar-
şılaşınz7:
l".ıliJ ~1 ô~ ~~ cJM ~ oJı.jS ~J ~~ı
u L...l
Bir gencin yarısı onun sözleridh: Yarısı da onun engin gönlüdiil: Eğer bunlar yoksa o, et ve kemik yığınından ibaretti ı:
Zübeyr bir Ebi Sülma, bu beyitte bir gençteki olması gereken özelliklerd~n bahset- mektedir. Onun kalbi ve aklı bir olmalıdır, lisaru önem arz etmektedir. ·zubeyr, mullaka-
sını kaleme aldığında yaşı seksenleri geçiyordu. Fakat özlem duyduğu bir gençlik vardır.
Bu şekilde gençlere tavsiyede bulunmaktadır. Onun şiirlerinin Kabe duvarına asılıp, bin- lerce Arap genci tarafından okunduğunu düşünecek olursak, Cahiliye devrindeki yüksek
· insani özelliklerin nesilden nesil e nasıl geçtiğini anlayabiliriz. Buradan anlaşıldığına göre fütüvvet sahibi bir genç olmak için dil ve gönül şarttır. Eğer bir gençte her ikisi de olmasa o et, kemik ve kan yığınından ibarettir.
II. Kur'an-I Kerim'de Fütüvvet
Bilindiği gibi Arap dilinin birtakım.hususiyetleri vardır. Bunlardan birisi belki de en önemlisi bazı kelimelerinin birden çok anlama gelmesidir. Yani şunu demek istiyorum.
Feta kelimesi insanın bütün yüksek vasıflarını içinde barındırmaktadır. Gençlik, insan
şahsiyetinin belirginleştirmeye çalışıldığı bir dönemdir. Bundan dolayı da Arap toplumu gençlerinin yüksek vasıflara sahip olduklan takdirde gerçek genç, fütüvvete sahip olabi- leceklerini şürleri yoluyla ilan etmişler ve duyurmuşlardır.
6 el-A'ş~ Divan, Muhammed Huseyn, Beyrut, 1974. s.59. . .
7
eş-Şentemeri, Şi'ru
Zuheyr b. Ebi Sulma,nşr.
FahruddinK~bave,
Beyru; 1970, s.29.Prof. Dr. hırahim YILMAZ
@
Kuran'da ~ ve
4i!
kelimeleri inançlı gençlere sıfat olarak verilmiştir. Kur'an'a göre bu tür gençler, doğru inancın sarsılmaz temsilcileridir. Onlarda insanları bu inanca sevk edecek güç ve kudret vardır. Günümüz deyimiyle onlar mücahid gençlerdir. Görül- düğü üzere kelimenin manası tamamen İslami bir hal almıştır.Örneğin feta kelimesi, Ashabı Kehf'in lassasında şu şekilde geçer. "Hani bir grup genç, mağaraya çekilmişler ve : «Ey Rabbimiz! Bize kendi katından bir rahmet ver; işi
ınizde doğruyu göster de bizi başanlı kıl» demişlerdi."8,.
Aslıab-ı Kehflassasının anlatıldığı Kur'an-ı Kerim'in on sekizinci suresine, bu las-
sanın önemi dolayısıyla "Kehf" adı verilmiştir. Sürenin 9-26. ayetlerinde bildirildiğine
göre, putperest birkavminiçinde Allah'ın varlığına ve birliğine inanan birkaç genç, bu
inançlarını açıkça dile getirip putperes~liğe karşı çıkmış, taşlanarak öldürülmekten veya zorla din değiştirmekten kurtulmak için mağaraya sığınınışl:rrdır. Yanlanndaki köpekle- riyle birlikte orada derin bir uykuyadalan gençler muhtemelen 309 yıl sonra uyanmışlar
dır. Bu süre Kur'an-ı Kerim'de, "Onlar mağaralannda üç yüz yıl kaldılar, dokuz da ilave ettiler" şeklinde geçmektedir.
Burada inanç birliği yapan gençlerden bahsedilmiştir. Bu genç topluluğu bakla ka- bul eden kimselerden oluşur. Onlar, toplumlanndaki yaşlı insanların aksine hakkı kabu1
etmişler gençlerdir. Cenabı Hakkın, Hz. Muhammet (as)'a onlan haber vermesi, gençlere dikkat çekmek içindir. Çünkü en dinamik ve .en fedakar ruhu taşıyan onlardır. Ona ina- nanlar da ekseriyet itibariyle gençlerden oluşmaktadır. Kureyş yaşlılan eski dinlerind~
ısrar etmektedirler. Onlardan pek azı Müslüman olmuşlardır.
Yıne Musa (as)'nın Hızır ile lassasında feta kelimesi geçmektedir. "Hani Musa genç yardınıcısına demişti: İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim. Böylece ikisi,
iki
(deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklannı unutııverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunutııttu. (Varmalan gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki:
'Yenıeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığmıız~yolculuktan gerçekten yorulduk '(Genç-
yardımcısı) Dedi ki: 'Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttımı. Onu hatır
Iamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu
tıttllt. '(Musa) Dedi ki: 'Bizim de aradığımız buydu. 'Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye
doğru gittiler."9
Buradaki feta kelimesi, "köle, hizmetçi" anlamına gelmektedir. O genç, yolculuk boyunca Hz. Musa'nın hizmetinde bulunmaktadır.
Hiç şüphe yoktıır ki, "feta" kelimesi zımn1 olarak "genç" anlamı taşımaktadır. Bir hükümdarın veya bir insanın kendi yaİıında genç bir hizmetçi bulundurması, o zamanki toplumda çok yaygın olan hususlardan birisidir. Çünkü genç, kuvvet ve olumlu şahsiyet sahibidir. Efendisi de işlerini görmek için onun yardımına muhtaçtır.
8 KehfSı1resi, 10.
9 Kehf sı1resi, 60-64.
~-~--~_·Arn~p~Ş~ii_rı_enn_._d_ev_e_G_oo __ üm_iliW_._e_F_u_~_w_e_ı __________________________________ __
Görüldü~ üzere "feta" ve "fetat" kelimesi köle ve cariye anlamianna gelmektedir- ler. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizden hiç kimse başka birine: "Benim kulum, (<i~) benim kadın kulum" demesin. Fakat "Benim gencim, benim genç kızım"
desin. Bu durum bize, Hz. Peygamber (sav)'in Kur'an üslubundaki genç kavramına sahip
çıktığını, onu bütün anlamlan ile birlikte yanındaki insanlar için kullandığıru, kullanmayı
tavsiye ettiğini göstermektedir. 10
Görüldü~ üzere gerek Kur'an-ı Kerim'de gerekse Eski Arap Şiirir).de fiitüv~
vet kavramının isim şekli olan feta veya fetat insan ömrünün belirli zamanianna izafe edilmektedir. Bu, insanın gücünün, canlılığının ileri satlıada olduğu bir devirdir. İnsan ömrünün eşsi.z bir dönemidir. Fütüwet kelimesine mana ve lafiz bakımında eklenen bir sıfat daha vardır. O fiirüsiyyet (süvarilik., ata binmek, savaşta at.üzerinde kahramanlık göstermek)'tır. Ancak fiitüwette "süratli hareket etme kabiliyeti. kendini feda etme me- ziyeti, kurt gibi düşmana ani saidırma inancı" gibi özellikler her zaman anlaşılmıştır. Bir genç kahraman olacaktır, ata binebileceJtti_r,.sözü ve özü bir olacaktır.11
Yukarıda kısmen verdiğimiz Cahiliye şairi Tarefe'nin muallakasında fUtüwet de- nilince "şarap içmek, ata binmek, kadınlarla aşk u meşk yaşamak, bayatını eğlence ile geçirmek, bütün bunları yaparken hayatın gerçeklerinden kopıİıamak'' anlaşılıyor. Çünkü o günkü hayat felsefesi ile ilgili şu tanım yaygındı: ~ ıJS ~u ~ ö~ı (Hayat her gün azalan bir bazinedir).12
İmru'u'l-Kays'ın hayat anlayışı da Tarefe'ninki gibidir. O, ölümü hatırladığı ya da
başına bir sıkıntı geldiği zamanlarda hayata pişman gözlerle bakmamaktadır.13
Şair Le b id d~ yukarıdaki şairler gibi hareket etmiştir. Hiçbir zaman kendisini çaresiz görmemiştir, kendisi koyu vermemiştir. Tabiatın zordan anladığını bilircesine ona ·karşı zor kullanmıştır. Ancak hayattan zevk almayı da ihmal etmemiştir. Nitekim onun şürle
rinde göze çarpan iki önemli husus vardır: Birincisi her zaman ve her yerde, her türlü şart
lar altında bir aslan gibi hareket etmiştir. İkincisi de öldürücü çöllerde devesinin sırtında, . vahşi ortamlarda atının üzerinde hareket etmekten geri durmamıştır.14
Bize gÖre o devirlerde yaşanan fiitüwet yazılanlann, söyleDilen şiirleri çok daha
·ileri bir noktasındadır. Çünkü bayatın cilveleri, musibetleri bitmez tükenmezdir. Şairler,
· yaşlansalar da fUtüwetten geri durmamışlar, Arap gençlerini de her zaman yiğit olmaya teşvik etmişlerdir. IS
ı o Lisanu'l-Arab, ~maddesi.
11 Bk. Nfiri Hamfıdl el-Kaysi, Mubavelat Fi Dirıi.seti İctimıi.i'l-Edeb, Bağdad 1994, 83; Omer ed- Dusüki, 1966, s.25. .
ıı Tarefe b. ei-Abd,Divan, s.SO.
ıJ İmru'u'l-Kays, D!va.n,s. 86-&&; 240.
14 Bk. Lebid b. Rebi'a, Şerhu Divan, Nşr. İhsan Abbas, Kuveyt 1962, s.62.
15 Antere, Divan, Beyrut, 1966, s. 12.
Prof. Dr. İbrahim YILMAZ
@
m.
GünümüzArap Eserlerinde FütüvvetÜlkemizdekiler kadar olmasa da günümÜZ Arap yazarları fiitüvvet konulu eserler yazmışlardrr. Bunları şu şekilde srralarıdrrabiliriz: ·
1. ümer ed-Dusillô (1966). el-Fütüwe İnde'l-Arab .
. Eserinin ismi "el-Fütüvvetü lnde'l-Aiab"drr. Bu eserde tarihten günümüze ftltüvvet konusu işlenmiş, çöl bayatının gencin güzel ahlak sahibi olmasındaki yeri üzerinde du-
rulmuştur. Ona göre çöl, insarıı yaşamayı, iradeli olmayı öğretmektedir. Aklın ve kalbin birlikte işlediği ins&n tipini bize sunmaktadrr.
2. Muhammed Recep En-Neccar (1966). Fütüvvetü'l-Fityfuı ve'l-Ufülu'l-Hadan.
Bu eserde, Aiap kabilelerinin kendi gençlerinden elde etmelerini ve hayatlan boyun- ca tatbik etmelerini istedikleri sıfatlar dile getirilmektedir.
'
3. Ahm~t Emin (1940). es-Sa'leketü ve'l-Fütüvvetü Fi'l-İslam, Kahire.
Bu eserde Cahiliye devri iki genç sınıfı ele almış ve onların karşılaştınlıriasını yap-
mıştrr."Bunlar, fityfuı ve sealike'dir. Fityan gençliği üst sınıfların çocuklarından oluşmak
tadrr. Sealik ise fakir ve fukara çocuklardrr. Ahmet Emin, burada çok önemli bir tespite yer vermektedir: her iki grupta kahrarnandrr, her iki grupta insanlara yardım etmektedir.
Sealik, baskın yapar elde ~ttiği ganimetleri, kendilerinin doğal bir vazifeleri olarak düşü
nür ve fakiriere verirler. Fityan ise, onlar da fakiriere yardım eder. Ancak bunları kendi
faziletleri olarak sayarlar. ·
rv.
Günümüz Araplarında FütüvvetGünümüzde ftltüvvet anlayışı kısmen Suriye ve Yemen çöllerinde yaşayan Araplar- da görülmektedir. Ancak bizler, şehirlerde kaybolup gitmiş insanlanz. Maalesef, farklı
kültürlere de kapalıyız. Öteki dediğimiz şeylere, önyargılardan aruiıııış bir şekilde baka- mıyoruz. Gördük.Ierimiz, bize gösterilen şeylerden ibaret kalıyor. İster Japonya'da ister Avrupa v~ Arap devletlerinde olsun sanaYi bakunından ileri ülkelerde yaşayarı insanlar, geri kalmış ülkelerin insaniarına yukandan bakıyorlar. Yani kendi kültürel varlıklanru
yüceltip, ötekini aşağı lıyorlar. ÜZÜlerek söylemeliyim ki; Arap ülkelerinde bazı aydınlar bile çöl kültürüne yukandarı bakıyorlar ya da şehir kültürünün dışında, hiçbir şeyi umur-
samıyorlar.
Çoğunlukla yerleşik hayat sürenlere "Ehlü'l-meder" (Evde oturan, medeni), çöl
hayatı sürenlere ise "Ehlü'I-Veber'' (Göçebe hayatı yaşayarı Bedevi) denir. Yani ayrım,
bu terimlerle yapılır. Bedeviler, hayatını çölde geçirir ve çölde sona erdirirler. Çöle ait
anlamında onlara, "bedevi" denir. Bedevi, üzerinde bir şey olrnadan.kendisini, çöle arz eder. Çadtrda kalır. Çadrr, onunla çöl arasında bir engel teşkil etmez. Bedeviler, çiftçileri ve şehirde oturanlan eleştirirler ve onlarla alay ederler. Duvartarla ve kilitli kapılarta ken- dilerini korumaya aldıkları için şehir insanlarını, korkaklıkla itharn ederler. Bu hususta derler ki: "Şehir ve köyde yaşayarı insanlar, taş, toprak ve ahşap gibi şeylerle kendilerini
@
Eski Arap Şiirlerinde ve Günümiizde Fütilvveımuhafaza altına almışlardır. Buna karşılık biz bedevilerin zırhı, içimizdeki cesaret ve bedenimizdeki kuvvettir." Bedeviler, bir yerde devamlı olarak kalmazlar. Doğanın tam içerisindedirler. Doğa ile kendileri arasında engel, yoktur. Bedevl, doğanın içerisinde ağır şartlar altında yaşar. Bundan dolayı insanoğlunun büyük bir çoğunluğu, bu yaşam biçimi- ni terk etmiştir. Rahat ve istikrarı tercih eden insan için çöl, elverişli bir yer değildir. Sa- dece bedevller, çölü sevmişler ve çölde yaşamakta ısrar etmişlerdir. Geçmiş zamanlarda tercihlerinin bedelini ödemişler ve günümüzde de ödemektedirler.
Bedeviler, su ve otlak aradıklan için sürekli göç ederler. Ot, bedeviler için bayatın
olmazsa olmazıdır. Mülk sahibi olmadan yaşama alışkanlığı, bedevi kültüründe yer et-
miştir. pevaınir bir şekilde göçme durumunda kalan insanlar, hayat için sadece zaruri olan şeylere sahip olurlar. Bu nedenle mülkiyet duygusu, onlarda zayıflamış olmalıdır.
Aynı zamanda bedevller, sahip oldukları şeylere değer vermezler. Onlar arasında şu söz, pek yaygındır: "Yer değiştirme ihtiyacı, bedevinin kanında vardır. Gördüğüm kadiınyla
göç olgusu, ruhlarına yerleşmiştir. Yaratıcı. ruha sahip oldukları, hayatlannın bütün saf-
halarında görülür.
Bedeviler, niçin kendi yaşamlarını geliştirrniyorlar? Bu sorunun onlar açısından ce-
vabı, basittir. Çünkü kendi yaşamlarının mükemmel olduğuna, inanmaktadırlar. Onlar
açısından kendi hayatlarında, noksan bir şey yoktur. Onların hayatına bir şey ilave etmeye ya da hayatından bir şey çıkarmaya çalışırsanız, bedevlierin yaşamını bozmuş olursunuz.
Bu durumu, kısaca izah etmeye çalışayım. Bedevilerde yemek, oldukça basittir, hayatın devamı için bir vesiledir. Yemekte zevk almak ya da israf etmek, söz konusu değildir.
İki çeşit yemekleri, vardır: Oünlük yemekleri ve vellmeleri. (Düğün, sevinç, saadet ve her türlü merasim·sebebiyle verilen ziyafet) Yemekleri, sabah sütü ve ekmekten ibarettir.
İnsan, direkt olarak ot yemiyor, süte dönüştükten sonra onu yiyor. Bedeviler, bu basit
yaşamları içerisinde ihtiyaç duydukları her şeyi elde ettiklerine inanmaktadırlar. Bu bakış açısı, inançlanndan gelmektedir. DüŞünceleri, bu şekilde yoğrulmuştur. Velime yemeği
yani mensef 16, Japon anlayışının üstünde, lezzetli bir yemektir.
Çölde birlikte yemek yediğim insanlardan bazı şeyler, öğrendim. Yemeklerde, belirli kurallara riayet ederler, Yemeye başladıkları zaman konuşmazlar. S üratli yerler ve yemek
· arası vermezler. Araplar da, bizim gibidir. Yemek yedikleri yer ayn, sohbet ettikleri yer
ayndır:-Anl;ıdığım kadarıyla çölde yemek yeme davranışı, hayatın devamına yol açtığı
için
mukadd~s'bif
faaliyet olarak görülür. Mensef, genel olarak misafiryemeğidir. Düğün,
bayram gibi özel günlerde de pişirilir. Ev sahibi açısından, külfetli bir yemek türüdür.
Aba giyinrnek, ·çöl hayatı için gereklidir. Bu giysi, aynı zamanda insana huzur verir.
Bedeviler, kışları abanın altına, ferve (makbul hayvanların postundan yapılmış, kürk kaplı
elbise) dedikleri bir giysi giyerler. Çok soğıık olduğu zamanlarda dahi bedeviler, bu kıya
fetlerle yaz ve kış çölün ortasında, rahatlıkla uyuyabilir. Giysileri, onları soğuktan himaye etmek için yeterli olur. İşte bu basit iki yaşam kıyafeti içerisinde onlar, mutlu olurlar. ·
16 Mensef: Arapların milli yemeklerinden biridir. Kuzu etinln _kurutulmuş ~ski yoğur katığıyla
pişirilmesidir.
Prof. Dr. İbrahim YILMAZ
@
Şu söz, onlarda çok yaygındır: "Çadır, büyük evimiz; aba, küçük evimizdir."
Bedevller, kış mevsiminde yünden yapılmış çadırlarda, yaz mevsiminde ise pamuktan
yapılmış çadırlarda kalırlar. Çadır, onları yağmurdan ve soğuk havadan korur. Şekli ba- sittir, güzeldir, tertiplidir, ilave süse ve ziynete ihtiyacı yoktur. Çadırın güzelliği, basit
olmasından ve işlevselliğinden kaynaklanmaktadır.
Çöl hayatı, prensipler ÜZerine kuruludur. Basit ve pratik bir şekilde, sürüp gider. Bedeviler; aynı kıyafeti giyer, aynı yemeği yer, aynı melWlda ve aynı çadırlarda kalırlar.
Bir kişi bile, kurallann dışına çılanaz. Onlarda yemek. mesken ve giysi, basittir ve mü- kemmeldir. Bedevüer, bunun bilincinde ve her şeyin mükemmel olduği.ı düşi.lncesindedir
ler. Bundan dolayı hayatlarında en ufak bir değişikliğe gitmeyi dlişünmezler. Bedevilerin hayatı, iyi bir gözlemci için şaşılacak birçok sır, barıİıdırır. Bedevüer, hayatını kolaylaştı
racak alet ve edevat istemezler. Bizler ise yaşamlarında gelişl?le peşinde koşmak isteme- yenleri eleştiririz ve onları, tembel ya da geri kalmış insanlar olarak nitelendiririz. Hatta içimizde öyleleri vardır ki, doyma bilmezler ve eşya peşinde koşup dururlar. Eşyarun
gerçek yÜZünü görme kudretini, kendilerinde bulamazlar. Ne kadar çok şeye malik olsalar da asla memnun olmazlar. Eğer tutum ve davranışlarını dikkatli bir şekilde takip edecek olursak onların, ihtiyacı dışında pek çok şeyle kendi kendilerini kuşatmış olduklarını gö- rürüz.
Modem insan, kendisini eşyaya kaptırmış, onlarla uygun bir seviyede yaşamı sür- dürememektedir. Çöl hayatı bize, biz şehirtilerin tüketime boğulmuş insanlar haline.
geldiğimizi göstermektedir. Çöl hayatı, bizim gözlerimizi açmakta, bize zaruri ihtiyaca yönelmemiz gerektiğini ve toplumumuza egemen olan davranış biçimlerini eleştirme-· mizi söylemektedir. Şunu da belirtmek isterim ki onlar da, bayatiarına bazı yeni ilavede bulunmuşlardır. Bunlar içerisinde en çok göze çaıpan, araba ve silahhr. Silah, kılıç ve
mızrağın; araba da, devenin yerini almıştır. Bedevüer, hayatlarını sürdürebilmek için mi bu iki aleti, seçip almıştır? Bilmiyorum. Belki bu yenilik. göründüğü kadar da basit değil
dir. Bu hususta, bir tarihçi ya da antrapolog (insanbilimci) olarak konuşmak istemiyorum.
Şunu söylemeye çalışıyorum. Bedevi kültürü, bütün insanı değerleri içine almaktadır. Bu da beni bedevilerin şahsiyetini öğrenmeye, sevk etmiştir.
Meşhur araştırmacı Cemal Hamdan, "Şahsiyyetu Mısır" kitabında şöyle demekte- dir17. "Bedeviler, duvarların ve kapalı kapıların arkasına saklanan şehir ve köy insanların
dan, oldukça farklıdır lar. Tabiatla kucağında (kucak kucağa) yaşamakta ve sürekli olarak onunla bütürtleşmektedirler." Bunun sonucu olarak da bizden, oldukça farklı bir insan
şahsiyeti ortaya çıkmaktadır. Çölde bedevüerin duyguları, çok uyanıktır ve aynı zamanda çok güçlüdür. Gtiçlü duygulara sahip o~an bedevller, aynı zamanda sabn da çok iyi bil- mektedirler. Fakat bu sabır, yerleşik hayat sürenlerin anladığı sabırdan oldukça farklıdır.
idrakimizi aşan, kudretimizin de fevkinde bir sabır türildür. Bedeviterin sabn, tabiata
karşıdır. Onların sabnnı görünce, şunu i)ri anladım. Şehirde büyüyen biri olarak ben, on-
ların kuvvetli sabrına sahip değilim. Sabahtan akşama kadar çadırda oturup yeryüzünün
17 Cemal Hamdiin, Şahsiyyetu Mısır, IT, s.25.
@
Eski Arap Şiirlerinde ve Günümüzde Fütüvvetserinlemesini, meltemin esmesini bekleyemem. Fakat bedevller bekler. Biz, yetiştiğimiz
kültüre, endüstrileşmiş toplumumuza bakarsak sanayinin bizi tabiatın zorluğundan uzak
tuttuğunu, işimizi kolaylaşttrdığını görürüz. Sanayi, bize kendimizi tabiata karşı koruya- cak aletler verini ştir. Japonya' da duygudan bahsettiğimiz zaman, daha duyarlı insan tipini kastederiz. Fakat çölüri şartları, insandaki o ince duyguyu, yok ediyor.
Abdurrahman Münlf, beş ciltlik "Mudünii '1-Milh 'in" kitabının birinci cildinde, eşsiz
bir insan şahsiyetinden bahseder18• Orada, "Mut'ibu'l-lıezal" (Eğlenceyi Yoran) diye b.ir
kişiden bahsedilir. O, bedevi insanının ta kendisidir. O, sabırlı bir payat sürmekten zevk
alır, sabrı daha çok vermesi için de Allalı'a yalvarınayı bir tarafa bır~az. Sonuçta baş
kasının yardımına ihtiyaç duymadan, hayatın zor şartlarına tek başına katlanır.
.
.Bedevilerin "sabra" bakışları, bizimkinden oldukça farklıdır. "Hayır" (iyilik} mef- humu için de aynı şeyler geçerlidir. Bu iki mefhum, onlarçla bizim bildiğimizin ötesinde daha geniş manalar ifade eder. "Hayır," bedevilerde yağmur karşılığında kullarulır. Yağ
mur, onlar için en çok arzu edilen bir şeydir. Toprağı yeşertetı, otu büyüten odur. Yağmur
sayesinde ot, çoğalınaktadır. Biz, beşerin yağrnurla ilgili Allah'a yalvarmasını anlamak- ta, güçlük çelaniyoruz. Fakat bedevller, neden dolayı Allah'tan daha çok sabır, talep et- mektedirler? Bunlan anlamak, çok zordur? Bunlai: gerçekten Budistlerin ve Şintoistlerin
inançlanndan, oldukça farklıdır. Müslüınanlar, en yüksek gayretlerini gösterebilmek ve
onları ortaya koyabilmek içinAllah'tan sabır iste~ektedirler. Bu örnekler sayesinde, Ja- pon inanç ve düşüncesinden oldukça farl,dılık arz eden İslam düşüncesini az da olsa anla- ma imkarn elde etmiş, bulunuyorum.
Çölde yaşayanlar için, iki önemli kavram daha vardır. Birincisi "sabır", ikincisi
"hile" dir. Çö[ hayatında "hile", çok önemli bir yere sahiptir. Çölde "hile" kelimesi, "ter- tip, tedbir ve takdir" manalarının üçünü de kapsamaktadır. Size bir örnek vermek isti- yorum. Bedevl, takkesinin başında sağlam durması için onu, "ukkal" denilen bir sarılda
sarar. Bunu, başka amaçlar için de kullanır. Sarığa aynı zamanda, uzurı bir ip geçirir. - Onu, ip olmadığınqa kuyudan su çelanek için kullanır. Hayatın beklenmedik problemleri
karşısında, "hileli" bir insandır. Yani, her şeye hazırlıklıdır. Bütün ihtimali düşünrnüşti.ir.
Bizde ise durum, farklıdır. Şirket görevlileri, bütün olasılıkları düşünür ve ona gÖre tedbir
alırlar.
-Xıış_amsal kaynakların az olduğu ve insani ihtiyaçların birçoğunun karşılanamadığı coğrafi şartlar..altında yaşamak zorunda kalan ya da böyle bir hayat tarzını tercih etmiş olan insanlar, kendileri için çevresel şartlara uygun bir hayat şekli, bulmak zorundadır
lar. Şehirde yaşayanlar, yaşam standartlarını sürekli yükseltme eğilimindedirler. Birçok düşünür ve yazar bedevllerin, temel ihtiyaç maddeleri ile yetindiklerini söyler. Biz, İbn Haldun'un insan ve devlet hakkındaki düşüncelerini, bedev!ler hakkındaki görüşlerini
bilmekteyiz.
Kur'an-ı Kerim'de, "Her şeyi sudan yarattık" şeklinde, bir ayet vardır. Her şeyin
özünde, sudan kaynaklanan bir hayat vardır: Bu gerçeği ~uyun cimriliğine ve hayatın zor-
luğuna rağmen, derinlemesine ve gerçekçi olarak anlayan, bedeviler olmuştur. Aç olarak
•· 7' ...
18 Abdurrahman Münif, Mudünü'l-Milh, I, s.60.
Prof. Dr. İbrahim YU.MAZ
@
kapılarına gelen misafulere, ziyafet verirler. Şehirtilerin aksine, kendHerine yaklaşanlara yakın dururlar. Kendilerine doğru bir adım atana, on adımla cevap verirler. Konuklara, merhaba derler. Misafulere çok değer verirler ve onları memnun etmeden, evlerinden
ayrılmalarına razı olmazlar. Bu şekilde, "cömertlik" vasfı kazanırlar. Cömertlik, onların başkaları ile gerçekçi ilişkiler kurmalannda ve dost olmalarında, açık bir çağrı olur. Se-
larnlaşma, başkaları ile iletişimin temelidir. Bu şekilde·egoistlik onlarda, olmaz. Şehirde
insan, servetini kendinde tutar ve serveti sadece kendinin olarak görür. Bundan dolayı,
başkalarından uzak durur. •
Bir bedeviye, ·:Her şeyini kaybettiğinde ne yaparsın?" diye sorduğumuz zaman o, bize samirniyetle ve açık bir yüreklilikle, şu cevabı verir. "Sabrederim." Bizler, cömertlik
özelliğiniAraplarda farklı şekillerde görmekteyiz. Bedevilerde cömertliği, şeretle bağlan
tılı olarak buluruz. Bedevilerin ahiata ile ilgili bir soru sorulacak olsa bunu, şu şekilde ce- vaplandırabiliriz. "Onların ahlakt; ziyafettir, kendileriyle övfuunektir, kendilerini ortaya
koymaktır, cesarettir, uzletten (yalnızlıktan) uzak kalmaktır." Bundan dolayı bedevilerin, birbirlerinden gizlemek zorunda kaldıklan sırları, yoktur. Her bedevl, diğerini gayet iyi
tanır. Onlar hakkında şu sözüm, çok doğrudur. "Bedeviler, sına önem atfetmezler ve ara-
larında gizli saklrbir şey yoktur."
Bedevi, her bir günü, yeni bir gün olarak yaşar. Gününü, eski günün eseri olarak görmez. Gününü, gelecek günün belirleyicisi olarak düşünmez. Bu durumu yakından
görmek için bedevinin hayatında, doğanın rolüne bakmak yeterli olur. Ancak bu şekil
de, bedevinin hayatında bulunan o asıl sırrı, anlayabiliriz .. Biz şehirliler çöle gittiğimiz
zaman, aklımıza şu soru gelir. "Çöl, nasıl bir yer?", "Huzur veriyor mu insana?" Bu gibi sorularla çölü anlamak, mümkün değildir. Bedevi, çölü hayatının bir parçası ve özü ola- rak görür. Çöl, bedevlye; kum fırtınası, kuraklık, yakıcı sıcak, dondurucu soğuk sunar.
Bedevi, çölü kendi iradesiyle tercih eder, elverişsiz şartlarına aldırmaz, tahammül eder.
Doğaya karşı, onu ayakta tutacak bir şeyin var olması gerekir. Bu, bedevinin şahsiyetin
den başka bir şey, değildir. Her gün nöbette, savaşa hazır bir nefer gibi teyakkuz halinde bir şahsiyet. Düşmanı ise, doğadan başkası değil. Sıradan geçen günlerde bile, gergin
şuura sahip bir şahsiyet. Ruhunda, hep bir teyakkuz ve.hep bir gerginlik var. Bundan, asla usanmaz. Vakit geçirmek için teselli aramaz. Biz gibi değil, onlar. Sıkıntıdan korkmazlar, teselli aramazlar. Şehir insanı, rahat ister. Rabata kavuşunca gevşer, şımanr, teİnbelleşir.
Bunun sonucu olarak çevresine dikkati, kaybolur. Şehir .insanırun davranışını, bedevinin
davranışı ile karşılaştırmak, bizi hayal kırıklığına uğratır. Çünkü bu durumda1 şehir insa-
nın pek çok davranışının doğru olmadığını görürüz.
Şehir insanı da çöl insanı da zaman zaman zulme, maruz kalır. Şehir irısaru, kendi- sini başkalarının himayesine bırakmıştır. Askerin, polisin yani devletin. himayesinde ya-
şamaya, razı olmuştur. Bundan dolayı, yönetirnden ve yönetim güçlerinden zulüm görür.
Bedevlierin durumu, böyle değildir. Onlar, bir başkasına karşı özgürlüğünü elde etmiş insanlardır. Sadece, doğanın zulmüne, nza göstermişlerdir.
Kıtlık yıllarında salıraya giden kişi, doğanın insanı ne hale getirdiğini ve ona nasıl
zulüm ettiğini, gözleriyle görür. Kıtlık yıllarında, bedev1lerin göç etmekten başka çaresi yoktur. Hatta kıtlık uzun sürerse bazıları, çölü tamamen terk etmek zorunda kalır. Şehir-
@
Eski Arap Şiirlerinde ve Günümüzde FütüvvetJere, yeni mücadele alanlarına dönerler. Şehir hayatı hoşlarına gitmese de buna, mecbur
kalırlar. Fakat genel itibariyle bedeviler, bütün olumsuz şartlar altında çölü tercih ederler.
İnançlarına çok bağlıdırlar, ruhi iradeleri güçlüdür. Bundan dolayı, sağlam bir bünyeye sahiptirler. Onlarda yaygın olan, bir söz var. "Çöl, bedevilere tevhit inancını öğretmiştir."
Yani doğanın sertliği, kalpteki inancı daima diri tutar. Kuraklıkta ve açlıkta duruşlan, değişmez.
Kıymetli dostum Ebu Abdullah' ın, beş vakit namazını hiç kazaya bırakmadan sene- lerdir kıldığıru, gördüm. Bundan, şunu öğrendim. Doğa, insaru maddi bakımdan güçsüz duruma düşürebilir ama ruhi bakımdan kişiyi güçlendirir, da\Traruşını daha da mükemmel yapar. Önemli olan, kişinin .gerçek bir bedevi olmasıdır. Biz çölü, - gerçek hürriyetiri
olduğu yer- anlamında kullanılan, tek bir kelimeyle yani "mutlak'' ile tarif edebiliriz.
Bedevi için "idare etmek", "ortalama bir davranış göstermek" gibi kelimeler, yoktur. Be- devinin olaylara tahammül etmede, sabır gösterınede ve insan dahil her türlü varlığa karşı davraruş göstermede, aşın (olağanüstü, beiız~rsiz, harika, muazzam, insanüstü) olması
gerekir. Bedevi ya sonuna kadar var olacak ya da yok olup gidecektir. Bunun ortası bir se- çim, onun için mümkün değildir. Bedevinin en çok önem verdiği şeylerden birisi de k:uv- vettir. Bedevi, önce Allah'ın kuvvetine inarur, ona hürmet eder. Sonra da kendi kuvvetine,
inanır. Bedevi, kendi kuvvetiyle övünür. Bütün ha ya h, kuvvetini gösterınede geçer. Bilin-
diği gibi onlarda bir kabileye mensup olma, önem arz eder. Birçok nedenden dolayı istila hadisesi, 9nlarda yoktur yani yok olup gitmiştir. Ata b inme, düşmana saidırma gibi birçok özellikleri, tarihte kalmıştır. Fakat doğa ile mücadeleleri, olduğu gibi devam etmektedir.
Çadırda bedevinin iki görevi vardır. Özgün iradesiyle misafirleri karşılamak ve düş
manlara karşılık vermektir. Saldırana karşılık vererneyen bir bedevi bem ailesi içerisin- de hem de kabile içerisinde bütün şerefipi kaybeder. Onlarda, "bizden biri, içerden biri,
komşu" gibi mefhumlar söz konusudur. Yani himayelerine aldıkları, kendilerinqen biri olarak gördükleri kimseye sonuna kadar sahip çıkarlar, himaye isteyeni himayelerine al~
lar. Komşularına karşı sorumluluk bilincinde, hareket ederler. Bizler de olmayan bu güzel hasletleri, bedevilerin günlük hayatında görmek mümkün.
Bedeviler, zulme maruz kalan insanlardır. Fakat onlar isteyerek, bu zulme maruz
kalmışl~dır. Doğanın zulınüoe meydan okumuşlar, onunla savaşmışlar ve bunun so- nucunda rÜlisal ve bedensel olarak kuvvet kazanmışlardır. Kanlarında göç vardır. Çöl sayesinde, zayıflıklannın farkına varmışlardır. Böylece, beşerin üstünde güç ve kudret sahibi bir varlığa inanmayı, öğrerımişlerdir. İnançları çok sadedir, saftır ve direktir. Mal
peşinde koşan, mülkiyet arzularını aleviendiren kimseler gibi değildirler. Kuraklık, onlara şunu öğretmiştir; Mülkiyet arzusu, boş bir meseledir. Doğa, onlara şunu öğretmiştir; İh
tiyaç peşinde koşmak, bir işe yaramaz. Su, ot ve ateş ortak bir mülkiyettir. Çünkü bunlar, Allah'ın mülküdür. Bu inanç, çölde çok yaygındır. Önemli olan mülkiyet değil, kullanım lıakkıdır. Onlan, kim kullanacak? Ne zamana kadar kullanacak?
Bedeviler, temel ihtiyaç ile yetinen insanlardır. Birikim diye bir şey, bilmezler. Eğer
acil bir duriımıa karşı karşıya kalırlarsa; sabır gösterir, d~u düzeltineye çalışırlar.
Prof. Dr. İbrııhim YILMAZ ~ ---~~~~~~
Düşmana karşılık verirler, misafirlerini kabul ederler, akıllıdırlar, rakipleriıti bilirler, he-
yecanlı ve coşkuludurlar. Her zaman peşinden koştukları o yüksek inanç, '"el-Meselu'l-
A'la"dır: Dünyada, güzel bir örnek olma peşindedirler. Bu uğurda kendilerini feda etme- leri gerekiyorsa, hiç düşünmeden bunu yaparlar. Komşuluk haklarına özen gösterirler, soya hürmet ederler. Nesepleri ile ortaya çıkarlar. Bir soya mensup olmak onlar için, uzun bir tarihi göstermez. Çiftçilijc gibi bedensel işleri, hor görürler. Ticaret yapmayı
takdir ederler, gruplar halinde ticaretle u~aşırlar. Hürmet gösterdikleri, saygı duydukları
~
büyükleri vardır. Kötü bir şey gördükleri vakit, hiç düşünmeden onu düzeltineye ya da ortadan kaldırmaya çalışırlar. Şeref, inançlarının bir parçası haline gelmiştir. Hayat tarz- . larını ve içinde bulundtıkları çevreyi, sorgulamazlar. Sonuç olarak onlar, bedevidirler.
Eşsiz, yüce başka bir kültürün insanıdırlar.