Nurettin Topçu ve Maarif Davamız
2014-2015 YAZ SEMİMERİ ARİF ÖZBEYLİ
ERBAA KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ
NURETTİN TOPÇU KİMDİR?
• 1909 yılında Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak
İstanbul'da doğdu. İstanbul Lisesi'nden mezun olan
Topçu, aynı yıl Avrupa'da
tahsil için açılan imtihanı
kazanarak Fransa’ya gitti.
• Fransa'daki tahsiline Bordo Lisesi’nde başladı ve buradan psikoloji sertifikası aldı. 1930'da Strazburg'a geçerek burada
üniversite tahsiline başladı;
Ruhiyat ve Bediyyat, Genel
Felsefe ve Mantık, Muasır Sanat Tarihi, İçtimaiyat ve Ahlak, ilk zaman Sanat ve Arkeoloji
dersleri aldı.
Alemin gözleri aya çevrilmişken biz ruhumuza dönelim.
Nurettin Topçu
• Daha sonra Fransa’da
Sorbanne Üniversitesinde
“Conformisme et Revolte”
başlıklı doktora tezini hazırlayarak doktorasını tamamladı (1934). Bu tez yıllar sonra “İsyan Ahlakı”
ismi ile Türkçe olarak yayınlandı.
Zalimler arasında, en çok bizi kurtardığını söyleyen eller bize
zulmediyorlar: Devletliler, servetliler, kuvvetliler. Nurettin Topçu
• Paris dönüşü Nakşi şeyhi
Abdülaziz Bekkine Efendi ile tanıştı ve O'na beyat etti.
Doktora tezinde açıkça görülen Tasavvufi yönü Abdülaziz Efendi ile daha bir derinlik kazandı.
Türkiye’ye döndüğünde bir süre
Galatasaray Lisesi'nde Felsefe
öğretmeni olarak görev yaptı.
• Galatasaray Lisesi Müdürü
Behçet Bey'in bazı öğrencilerinin geçirilmesi için yaptığı teklifleri yerine getirmediği için İzmir'e tayin edildi. İzmir'de kendisi ve düşünceleriyle aynileşecek olan Hareket dergisini çıkarmaya
başladı (1939).
Biz bir ahlak tarihinin çocuklarıyız; ne ırk, ne iktisat endişeleri
ahlakımızı sarsamaz.
Nurettin Topçu
• İslam’ın ruh yönü ile insanı yücelten değerlerini yazı ve konferansları ile Türk aydınları
arasında gündemleştirdi. Tek parti yönetimini tenkit eden "Çalgıcılar"
yazısı yüzünden Denizli'ye sürgün edildi. Burada Said Nursi ile
tanışarak Bediüzzamanın
düşüncelerini ve dünya görüşünü öğrendi.
Hakikat, ruhun sevgilisidir ve bu aşkın çocuğu,
düşünmektir.
Nurettin Topçu
• Daha sonra Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi ve son olarak uzun yıllar çalışarak buradan emekli olacağı İstanbul
Lisesinde görev yaptı. Bu görevlerine ek olarak 27
Mayıs ihtilaline kadar Robert Kolej'de Tarih ve İstanbul
İmam Hatip Okulu'nda Dinler Tarihi Dersleri verdi.
• "Bergson" adlı çalışmasıyla Doçent oldu; fakat dönemin siyasi temayülleri gereği
İstanbul Üniversitesinden
kendisine kadro verilmeyerek üniversiteye alınmadı. Nurettin Topçu sosyoloji, felsefe, mantık, ahlak, psikoloji, edebiyat ve
güncel konulara değindiği otuzu
aşkın eser yazdı.
• Hareket dergisi başta olmak üzere birçok dergi ve gazetede makaleleri yayımlandı. Nurettin Topçu 10
Temmuz 1975’te pankreas kanserinden vefat etti. Fatih Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Topkapı
Kozlu kabristanına defnedildi.
• Nurettin Topçu’nun fikirleri çerçevesinde uzun süre
yayınlanan Hareket dergisi 1982 yılına kadar yayınını sürdürdü. 1990’lara
gelindiğinde aynı çizgiyi sürdüren Dergâh dergisi
yayımlanmaya başladı. Dergâh yayınları tarafından üstadın tüm eserleri yeniden
neşredildi.
İlim ve ahlak aynı kökten çıkar, biz bunu bilemedik.
Nurettin Topçu
MAARİF DAVAMIZ
Milletimizin üç asırdan beri
geçirmekte olduğu buhranların sebebi ve kaynağı, kültür ve
maarif sahasında aranmalıdır.
Nurettin Topçu, Maarif Davamız, syf.13
İnsan ruhunda hakikate, hayra ve güzelliğe götüren üç yeti vardır: Zeka, duygu,
irade. Nurettin Topçu
• Ecdadın veraseti tarih şuuru içinde saklıdır. Eğitim ise maarifin hizmetidir. Bizde ecdat ruhunu yaşatıcı tarih şuurunu besleyen ve canlı tutan maarif olduğu gibi, onu yıkan ve çürüten de yine maariftir. Fikir ve irfan hayatımız üç yüz yıl çorak bir çölde bocaladıktan sonra kurtuluş yolunu arayanlar, geçen asrın sonlarından
başlayarak kısa aralıklarla hamleler yapıp Batı kültür
ve maarifinin kucağına sığındılar.
• Yürütücülerin güttüğü maarif dâvası sadece teknik dâvasıdır. Bütün mektepler fen mektebi olma yolunda, millî
mektep de can çekişmektedir.
• Topçu, Maarif Davamız, syf.14
• Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve en muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatin ihtirası cemaat içerisinde bir umumi cereyan, büyük bir hareket
haline gelmedikçe, milli mektep
gerçekten var olmayacaktır.
• Nurettin Topçu‟nun Türkiye‟nin Maarif
Davası başlıklı eseri üç bölümü ihtiva
etmektedir.
Gerçek dindarın hareketi ibadet, sözü dua, bakışı
rahmet, beraberliği kuvvettir.
Nurettin Topçu
• Eserin ilk bölümünde “Beklenen Gençlik”, “Millet maarifi” ve
“Türk maarifi” başlıklı üç
makale yer alıyor. Bu üç yazının ortak hareket noktası
önsözdekilerle aynı: Batı taklitçiliği, manevi ve mili
anlayış yoksunluğu, pozitivizmin eğitimde yol açtığı sorunlar
anlatılmaktadır.
Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. İkisi bir arada barınamazlar.
Nurettin Topçu
BİRİNCİ BÖLÜM
Aile yüksek ahlak okuludur.
Nurettin Topçu
• BEKLENEN GENÇLİK
Gençlik, geleceğin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınımızı keşfedebiliriz. Her devrin gençliği, kendi enerjisini harcayabildiği âlemde yaşıyor.
• Eser birinci bölümde gençliğe ve maarifin gidişatına ilişkin
değerlendirmeler yapmakta ve
genç nesli uçuruma götüren yolları şöyle sıralanmaktadır:
• -Ahlak yeminini unutup siyaset ve tedbir yolunu tutarak fikirlerin
savunmasını yapmak yerine siyasi boğuşmalara girilmesi
• -Yaratıcılığın yerini taklitçiliğin alması,
• -İman ve ümidi bırakarak aşağılık karmaşasına kapılmak,
• -Ruh ve dava cephesinde düşmanlarla aynı silahı kullanmanın düşmanın ruhuna minnettarlık olduğunu bilmemek,
• -Kendini yetiştirmeden şefini arayan nesil haline gelmek,
• -Determinizme sığınarak mesuliyetten kurtulmaya yönelmek
Determinizme göre insanlar ahlaki eylemlerde bulunurken özgür değildir. Çünkü insan
ahlaki eylemlerinde bulunurken birtakım etkenlerin (psikolojik, toplumsal, ahlaksal, hukuksal vb) zorunlu sonucu olarak o eylemi gerçekleştirir. Bu durumda bir seçim söz konusu değildir.
MİLLET MAARİFİ
• Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet
ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet, maarif demektir.
Fertte olduğu gibi millet vücudunda da iki unsur birleşmiş bulunur. Biri verasetle ecdattan getirdiği, öbürü maarifle
getirdiği eğitimdir. Ecdadın veraseti tarih şuuru içinde saklıdır.
Eğitim ise maarifin hizmetidir.
• Fikir ve irfan hayatımız üç yüz yıl çorak bir çölde bocaladıktan sonra kurtuluş yolunu arayanlar, geçen asrın sonlarından başlayarak kısa
aralıklarla hamleler yapıp Batı kültür ve maarifinin kucağına sığındılar.
Yeniler, bunaltıcı karanlıktan sıyrılmanın çaresini, her şeyden önce kendi varlığımızdan sıyrılıp uzaklaşmada aradılar.
• Dinde ve dilde, sanatta ve devlette büyük millet
varlığımızın sönük bir hayal
haline gelerek bize veda ettiği bir devrin yetimleriyiz. Onu yok
olmaktan kurtaracak olan yine millet maarifidir. Kendimiz için yepyeni bir maarif sistemi
kurarak işe başlamak zorundayız.
Gerçek zafer, gerçek saadet, sana zulmedenleri, seni affetmeyenleri bile affedebilmektir.
Nurettin Topçu
Türk Maarifi
• Bu gün büyük batı kültürünün ağırlık merkezi, hikmet ve felsefe, sanat ve
edebiyat değildir, fizik ve kimya ilimlerini kendisine hizmetkâr yapan büyük tekniktir.
Batı dünyası, kendi temellerini teşkil eden eski Yunan hikmetinin büyük üstadı
Sokrat’ın felsefeyi fizikten ahlaka
yükseltmesine karşılık, asrımızın insanını ahlaktan fiziğe çevirmiş bulunuyor.
• Meşrutiyet devrinden beri eskilerle yenilik isteyenler
arasında verilen bir savaş devam etti. Eskiler din ve İslam adına benliğimiz için değil, kuru
kaideler adına savaştılar. Bunlar
batından gelen her şeyi, her fikri
Frenk herzesi diye suçladılar.
• Onların karşısında yenilik isteyenler, bir bataklıktan sıyrılabilmek için Garbın kucağına atılanlardır.
İnsanlığımızı kurtaracak
ilmi, felsefeyi, hatta ahlakı
orada aradılar.
• İkinci dünya harbinden bu yana batı maarifi
kuruluşundaki ruh ve
ahlakından bütün bütün sıyrılarak sanayinin emrine girdi. Bu hal batı
medeniyetinin yıkılışıdır.
• Bize bir insan mektebi lazım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu tanıtsın;
hayâya hayran gönüller, insanlığı
seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarınıza her an
Allah’ın huzurunda yaşatmayı
öğretsin.
• Bu mektep te edebiyat, tarih, ve
felsefe kültürü başta gelecek ve onun yetiştiricileri sadece bir memur değil, örnek insan olacaklardır. Din görevinin bile para ile yapıldığı bir düzenin
tersine çevrilmesi lazımdır. Ancak böyle yepyeni bir anlayışın
benimsenmesiyle Türk milleti
maarifini kurmak ve ruhlarımızda rönesans açmak kabil olacaktır.
İKİNCİ BÖLÜM
• İkinci bölüm “Mektep”,
“Muallim” ve “Muallimin mesuliyetleri” başlıklı
yazılardan oluşuyor.
Bilhassa son iki yazı her
öğretmenin mutlaka
okuması, anlaması ve
özümsemesi gereken
nitelikte.
MEKTEP
• Mektep, ruh hayatının bütün mazisinin meyvelerini verici bir cihazdır. Mazisiz mektep olmaz.
Mazisiz, geleneksiz mektep denemeleri, ortaya mektep
yerine bir okuma yeri, konferans salonu ve yahut da bazen bir
oyun çıkartmıştır.
Adalet öğrenilir; lakin merhametli doğulur.
Nurettin Topçu
• Mektep, manaya yükseliş birliğe yöneliş, kaide ve disiplindir. Bütün bunların birleşmesinden ruhani ve ilahi bir koku ruhlara
dağılır. Mektebi aşk
besler, metotlu düşünce
yaşatır.
• Okulların Amerikan metotlarıyla öğretim yapmasını eleştiren
Topçu, “ızdırap çekme” ile
öğrenmenin, mektebin bağını kuruyor: “Gerçek mektepte
muallimle talebe, ıztırap çekerek öğretmeğe ve ıztırapla
öğrenmeye muhtaçtır” diyor.
İnanmak; gerçek bilmek, Sevmek; gerçek
yaşamaktır.!
Nurettin Topçu
• “Mektep çıraklık yeridir,
diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çıraklar tekrarlar. Usta verir, çırak
alır. Alınmamış,
benimsenmemiş benliğe
mal edilmemiş bir ders iyi
ders sayılmaz.”
• Muallim, gençlere bilmediklerini öğreten bir nakledici değildir. Bu iş, kitabın işidir, bilmediklerimiz hep kütüphanelerde bulunmaktadır. Her sahada yalnız bilinmeyeni bilmekle eski devrin skolastik tahsili elde edilir.
Bunun için kültürlü adam, kafadan işletmesini bilen adam lazımdır.
Muallim
Bir damla kin ile yan yana barınmayan dinin diğer düşmanı kibirdir ve dini kibir, kibirlerin en tehlikeli olanıdır.
Nurettin Topçu
• "Muallim ruhlar sanatkârıdır.
Kaderimizin hakikatinin işleyicisi, karakterimizin yapıcısı, kalbimizin çevrildiği her yönde kurucusu
odur." Böyle muallimleri olan bir
toplum olabilseydik bu ümmetin
kötü yazgısını değiştirebilirdik. Ve
medeniyetimizi tarihteki ihtişamlı
günlerine tekrar kavuşturabilirdik.
• Topçu’ya göre
öğretmenlik mesleği tüccarlık değildir.
• Öğretmenlik mesleği, mektepçiliği ticaret edinen, muallimliği esnaflık haline koyan kültürsüz fukaranın işi değil ve ruh işidir.
İnsan olan bunu yapmaz mantığı yanlıştır, insan olan
bunu yaptırmaz tavrı doğrudur.
Nurettin Topçu
Muallimin Mesuliyetleri
• Milletimizin ruhi temellerinden olan İslam’da Peygamber ilk muallimdi. Öğreten o, inandıran o, yürüten o idi. Devlet ve mektep işlerini birleştirmiş devleti mektep haline getirmişti.
Sonraki devirlerde bu ikisi ayrılmakla beraber birbirlerine
sımsıkı temas halini muhafaza ettiler ve devlet adamı muallimin emrinde bulunduğu müddetçe cemaat ikbal halinde yaşadı.
Muallim, devlet adamının bendesi olduğu zaman cemaat bozuldu, felaket baş gösterdi.
• Kur’an’la hadisin ebedi muallimliğinde bunları
yükseltmekten başka emelleri olmayan Ömerlerin devrinde İslam âlemi en mesut devirlerini yaşadı.
İmam-ı Azam gibi muallimleri kırbaçlatarak
zindanlarda öldüren ve ilmin üstünde korkunç bir
devlet tahakkümü yaşatan Abbasiler eğer Osman
oğulları tarih sahnesine çıkmasaydı, ahlakın ve ilmin
hamisi olan İslam medeniyetine son vereceklerdi.
• Bizim bütün tarihimiz, muallimin yükseltildiği devirlerde şan ve
şerefle medeniyet ve ahlakın zirvelerin tırmanmış, muallimin alçaltıldığı dönemlerde ise
uçurumlara yuvarlanmıştır.
Muallimin alçaltılması, onun
devlet emrinde bir bende haline
getirilmesiyle başlar.
• Her şeyden evvel muallim, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır.
Kullanıcısı değil, yapıcısıdır.
Seyircisi değil, aktörüdür. O, en doğru, en güzel hayat
örneğini yapar hazırlar bize
sunar; biz yaşarız.
• Muallim, geçeceği yol bütün engellerle örtülü olduğu halde buna
tahammül etmesini bilen,
tahammül etmesini seven
idealdir.
• Muallimlik sevgi işidir, ruh sevgisidir.
Ruhun ulvi olan isteklerine nefsinden her şeyi feda eden sevginin ferdi ulaştırdığı örnek insan mertebesidir. Muallim,
hepimizin her an muhtaç olduğu
doktordur. İman ve anlayış vasıtaları ile bizi tedavi eder. Ruhlarımıza sunar ve hakikat âleminden haberler verir. Tehdit ve dayakla öğretmek, muallimin işi
değildir.
• Ruhumuza aşılar yapan doktor olarak muallim, ruh dünyamızın hem
duygu, hem bilgi, hem de irade bölgelerinde
tedavisini ve aşılarını
yapmaya mecburdur.
• Görülüyor ki muallim, bizim bütün ruh yapımızın ustasıdır.
Böyle olunca da ondaki
sakatlıkların hepsinden
mesuldür. Eğer çocuklar
büyüklerden daha kurnaz,
yaşlılarsa çocuklardan daha
ümitsiz bir hayatın kurbanı
haline gelmişse…
• Eğer bir toplumda alış veriş pazarlıkla yapılıyorsa,
çocuklar birbirlerini
yumrukluyor, her biri birer baba olan büyükler
birbirlerinden rüşvet
alıyorlarsa…
• İnananların imanına inanmayanlar saldırıyor ve inananlar da birbirlerinden intikam alıyorsa, eğer fazilet tarih kitaplarında bir efsane diye okunuyor ve ancak en büyük lokmayı
kazanmasını bilen insan yüceltiliyorsa,
• mazlumların yanında onların gözyaşlarını
kurulayan da bulunmadığı halde zalimler alkıştan
sağırlaşmış hale geliyorsa...
İşte orada muallim vazifesini yapamamıştır. Orada
muallim yok demektir. Ve o diyarda muallimlik iflas
etmiştir.
Üçüncü Bölüm
• Maarif Davamız
• İlk Öğretim
• İlkokullarda Ahlâk Eğitimi
• Ortaöğretim
• Lise Dersleri
• Liselerde Din Dersleri
• Okullarımızda Din ve Ahlâk Eğitimi
• Üniversite
• Üniversite Olayları
• Milli Eğitim ve Muhtar Üniversite
• Din Eğitimi
• Ahlâk Terbiyesi
• Okulda Ahlâk
• Kıymetli Gençler
• Üçüncü bölüm de maarifin hayata mektebin mideye mağlup olması;
talebeliğin diploma avcılığına;
muallimliğin örnek adamlıktan boynu bükük bir memurluğa dönüşmesi,
mekteplerin ilim yapmak yerini ilim tarihini alma ve ezberlemeye
yönelme sürecini açıklıyor. Ona göre,
“Tahsil, alelade bir iş değil, bir mefkure olmalıdır”.
Bilmek seyretmek değildir, bir sırrı çözmektir.
Nurettin Topçu
• Maarifi meydana getiren dört ana unsur vardır.
Bunlar; ders, talebe, muallim ve dar manada öğretim yeri olan mekteptir. Bu dört unsur, mektep denen içtimai müessesenin dört
duvarı gibidir. Bu dört duvarın hepsinin de
sağlam oluşu ile mektep ve maarif ayakta
durur.
• Bugünün genci hayat adamıdır; heyecanların romantizmini
yaşamamıştır. Hayatın
demir örsünde dövülmüş, âvâre, lâkayt, pişkin bir
mizacın sahibi olmuştur.
Zamanımızda her mektep,
hayat mektebi olmaktadır.
• Gencimizin inançları, ıztırabı yoktur;
pozitivisttir, tecrübeye dayanır. Hayat tecrübesi onu nerede yaşatıyorsa, orada neşelenmek
emelindedir. Istırabın
zehir olduğu, nesillere
öğretilmiştir.
• Gencimizin ruhu sarsıntı içindedir. Gençler, spor, siyaset, ve kazançtan ibaret üç yüzlü
hayat maddeciliğine daha beşikten başlayarak meftun yetişmektedirler. Maarif hayata
mağlup oldu, mektep mideye mağlup oldu.
• Maarif hayata mağlup oldu, mektep
mideye mağlup oldu.
• Mektep, neslin ruhundaki kuvvetli tarafları yaşatmasını bilmelidir. Eğer bu şuur ve idrake sahip olarak
kurulmuş mektebimiz olsaydı, geçen
asırlarda olduğu gibi, asrımızda da
milletimizin ilim, sanat ve felsefe
sahasında büyük adamları, dâhileri
yetişir, bugün bir Türk felsefesi, Türk
sanatı ve cemiyeti kazanmış bir ilim
hayatımız olurdu.
• Kültür ise, bir rönesans ile elde edilen metodun tatbik edildiği ilim ve felsefe ile bunların
vasiliğinden hiçbir zaman ayrılmayacak olan din, ahlâk ve sanat çalışmalarıdır. Metodlu düşünüş, ilimle felsefeler doğurur. Aklımızı dosdoğru
kullanma demek olan felsefe ise din, ahlâk ve
sanatın ilerleyeceği istikâmeti gösterir.
• Maarifin bir fonksiyonu da cemiyet içinde
idealler doğurucu olmasıdır, dedik. İdeal, genç ruhların hayat sahnesinde tırmanmayı gaye
edindiği ilim, sanat, ahlâk ve din dünyasına ait
zirvelerdir.
• Maarifin bir fonksiyonu da cemiyet içinde idealler doğurucu olmasıdır, dedik, ideal, genç ruhların hayat sahnesinde
tırmanmayı gaye edindiği ilim, sanat, ahlâk ve din dünyasına ait zirvelerdir.
Yeni bir ilim cereyanının açılması, bir sanat eserine hazırlık veya bir estetik
anlayışının belirmesi, bir ahlâk iradesinin yayılması veya dinî bir hayata seferberlik veyahut dinde tam nüfuz edici bir
anlayış, bir idealin doğması demektir.
• Bir neslin idealler doğurmayışı, onun sonsuzluğu arayan muztarip çocuklarının bulunmayışı, netice olarak onu, spor gibi, kazanç ve şeref hülyaları
gibi, hem de birçok ahlâkî düşüklükleri vasıta olarak kullandıran isteklerin peşinde koşturur;
realitenin mahkûmu olan kurnaz nesiller
yetiştirir; kendi ideal adını verdiği hoyrat saldırma
hülyalarının arkasından sürükler.
• Öyle ki, memleketin münevver denen gençliği ile aşağı tabaka arasında ruhî değer farkları
kalmaz. Bu felâket, ancak memleket maarifinin
ihmalinden doğabilir. Zira
ideal kültürün öncüsüdür ve
nesle idealler aşılayacak olan
yine memleket maarifidir.
• Bugün talebelik
artık ilim yolculuğu değil, diploma
avcılığıdır.
• Muallimlik ise ne bir iman ve irşat yolu, ne de fikir ve kültürün otorite merkezidir. Hatta bir meslek bile değildir. Sadece küçük bir
memuriyettir. Muallim, örnek adam da değil, boynu bükük bir memur, salâhiyetsiz bir
öğretici, müdürünün emrinde çalışan bir
baremlidir.
• Mektebe gelince; o artık ne mabet, ne yuva, ne de ocaktır. Sadece ders
odalarının bütününden ibaret bir devlet
dairesidir. Biraz da kulüp, sahne, yardım
müessesesi, kahve ocağı
ve alışveriş yeridir.
• Mektepte öğretim, hakiki araştırma yollarını bulduracak yerde, Batı’nın fikir pazarından aldıklarımızı genç dimağlara nakletmekten, ezberletmekten ibaret bir çalışma oldu. İlim zihniyetim zincirleyen esaret kilidi şekil
değiştirdi. Medreseden kalan paslı kilit, Batı
pazarından getirilen yaldızlı kilit oldu.
• Madde, hayat ve ruh
dünyasına ait mektepte edindiğimiz bilgilerin
sentezi, iç gözlem
kanalından geçerek, bizi bir ahlâk kültürüne
yükseltmeliydi.
• Bu nesiller, hakikatte en büyük
sevap olan mücerret düşünceyi günah sayan kâfir bir zihniyetin mazlum kurbanlarıdır.Medreseden mektebe geçerken, ruhun bilgisinden maddenin
bilgisine dönen bu gerileyiş, iç
gözlemin yollarını tıkadı ve
bütün zihinleri maddenin bilgisine meftun hale getirdi.