CUMHUSÍYET
Ib ■
(■ J9ï°
Pierre Loti’y e
Hidayetin yolu hiç bir zaman tek olmamıştır. Büyük rmstikler ve dmdarlar arasında Allaha, sevgiden, imandan, aşktan, acı dan gidenler olduğu gibi, günah tan, isyandan; hattâ en kesk n şüphe ve inkârdan gidenler de vardır.
İnsan oğlu; kaderinin tamam- lıyacağı yolu, .bazan hayat tecrü besinin ortasında çok güç ve çap raşık, dolambaçlardan geçerek bu; ur.
İnsan düşüncesi ve insan sev gisi de böyledir. İnsan ıztırabını nabzında duyanların çoğu işe on dan şüphe etmekle, hattâ ondan kaçarak bulmuştur. Loti bunlar dan biridir.
O hayatla barışık doğmadı, ya hud hiç olmazsa yet şme senele rinde insana ve cemiyete şüphe ile baktı. Çok orta halli ailesi nin geçird:ği felâketler, babası nın haksız yere itham edilmesi, iki sene süren bir mahkeme ve a.le refahını yıkacak mühim biı parayı ödeme mecburiyeti, bu yükler ve sıkıntılar en sonunda ölümü, gene Loti’ye insan içleri nin g :diş tarzını, cemiyet maki- neş nin kuruluş şeklini pek be ğendirecek şeyler değildi. Den z-:i olmasının bellibaşlı sebebi bu hâdiseler olduğu gibi edebiyata da gene onların yüzünden başlar (Gençliğinin mühim bir kısmın da bütün gayretlerini satılmak üzere olan baba evini tekrar ele geçrm ek ve babasından kalan borçlarını ödemek için sarfeder) Fakat daha başka sebebler de vardır. Bu iyi aile çocuğu A vru pa medeni hayatına intibaksız doğmuştu. İçinde kurulmuş şey lere karşı derin bir isyan vardı. O mesafelerin yalnızlığı, uzun ve rehavetli saatlerin, kendini kay bedeceği hülyaların adamı idi Sanatının asıl mihverini bu kaç ma- ve korkutulma, bir uzaklık ta kendisini bilmek ve etrafı için kaybolmak duygusu vücude ge tirir.
Hattâ hatıra defterinin sebebi de biraz bu. yalnızlık hissinden gelir. Buna fakir ve unutulmuş insanlara karşı çok derin bir merhameti-zade acımakla kalan hattâ tam mânasında Hıristiyan bile olmıyan meselesiz bir mer hameti de ilâve edebiliriz. İlk gençliğini en yaşlısı 80 i bulan üç ihtiyar kadının arasında ge çiren. onlardan sık sık ayrılan, onlarla buluştuğu zamanlardaki sevinçlerini gören Loti, hayat ma kinesinin ııc k a d a r karışık otuu-
ğunu hemen hemen evinin için de görecektir. İzlanda balıkçıla rının galiba en- beşerî sahifeleri kendi çocukluğunun hatıraların da bu bîçare vedaları da vardır.
II
Loti uzletin adamıdır. Bütün hayatı boyunca bu uzljt duygusu görülür. Ya kaçmıştır, yahud da ölümünden evvelki senelerde ol duğu gibi veya eserlerinde ol duğu gibi hatıralarına gömülmüş tür. Denize beslediği aşkta bu uzletten onu âdeta kavrayıcı ıs rarından gelir. Daha ilk gördüğü zaman manzarası, kokusu ve rengile bu sevgili, asil sevgili kendisini yakalamıştır. Çok gene yaşta iken etrafında gittikçe dar laştığını hissettiği makine me deniyetine girmektense isyan et miş, kendis ne Steephar Maller- me’nin kuğusu gibi «yaşanacak bir yer» aramıştır. Romantizmin bütün hamlelerini tükettiği bir zamanda, 1850 yılının ilk ayında doğan bu son romantik, ilk ceddi Chataubriand gibi işe seyahatle başlar. Fakat onun gibi sadece kendisini bulmakla kalmaz. Ken dini ararken az çok dünyayı bu lur. Az çok diyorum, çünkü Loti etrafım düşüncelerinin arasın dan görmez. O gördükleri ve duy duklarile iktifa eder.
Eğer 1 numaralı dünya vatan daşı kimdir diye arıyorsanız, her gittiği yerde, kıyafetini, adını, huy v e âdetlerini değiştirerek yaşıyan çok yerli aşk maceraları geçiren ve biraz kök salacağını anlayınca yenisine veya trenine -çünkü kara seyahatleri de
ya-r
a z a n
Ahmed Hamdi Tanpmar
1
J
par- atlıyan ve kaçan, bu geçen asır bahriyel sini unutmayın.
Loti, bizim Yunus gibi hep: Bir v ıubarek sefer olsa da gitsem
diye düşünür. Fakat «kumları na gömülmek» için aradığı şey bir kâbe değildir. Bir nevi neresi olursa olsundur. O mesafelerin çoğudur ve gurbetin adamıdır.
III
Kend sini ikrarın muhtelif şe killeri vardır. Galiba en keskini b;ze yabancı bir kalabalıkta ken dimizi yapayalnız bulmanın v e r diği o acayib ve zal m duygudur. Sıtma üşümelerine benziyen ve çok defa bir haz şeklinde görü nen ürpert1'. Loti’nin hangi ese rini açarsanız açınız, sahifele: boyunca, deniz düzlüğü veya ka ra genişliği b r mesafenin veya bir şehrin veya kalabalığın veya üstüste asırların onun üstüne yüklendiğini, onu âdeta ezdiğini görürsünüz. Edebiyatta dahi bü yük bir seyahat asrı olan 19 üncü asrın diğer seyyahları bu histen mahrumdurlar. Onlar iş iç n, gör mek için, malzeme toplamak için gezerler. Acayib, garib. değişik kendilerine kâfi gehr. Şüphesiz eninde sonunda gördükleri şey ler onların da kalblerini burkar. Fakât hiç bir zaman kendi deri lerinin dışına çıkmazlar. Hepsi vatanını ve sevdiklerini beraber lerinde götürerek yola çıkarlar. Hattâ bu seyahati yapmıyanlar onun sadece hülyasını kuranlar bile bu hülyaya kendi âlemleri ni de taşırlar.
Bu duygunun bize en kuvvet lisini veren Sh. Baudelaire bile meşhur Seyahate Dâvet’inde ve mensur şiirlerinde bahsettiği u- zak memlekete, veya İngiliz şar kısının nakaratile «Buradan gay ri olan her yere...» sevgilisini beraber götürerek hattâ onu ge tirmek için gitmek ister. Loti böyle değildir. O âdeta ölüme gider gibi çırçıplak yola çıkar. Ancak yol başlayınca o kadar sevdiği denizle, mesafeyle, kendi yalnızlığı ile, peşinden koştuğu yabancı ile kaldığı zaman giyi nir. Bunun içindir ki daima git tiği yerin vatandaşı olmuştur. Çı rada o hayatı lezzet, ıztırab, hül ya; her şeyini benimsemiş ve
fi-k rsiz başladığı yolculufi-klar çofi-k defa bir dava ile bitmiştir.
Aziz vatanımızın davasını kav raması ve senelerce o kadar güç lük içinde, bir yığın bize dost olmıyan münasebet ve alâkalara rağmen devam ettirmesi bura dan gelir. Loti, nereye giderse oranındır. Cinde Çinli, Madam Kr'zantemın memleketinde bir Japon, Hindde İn gilizlern v a r lığını yadırgayacak bir Hindi i, Türkiyede Azadenin âşıkı bir Türk, hem de en halis Türktür Böylece çok Fransız olan b!r
Fransız muharrr üstüste bir yığın milliyetler peydahlar. Hat tâ ötesine bile geçer, kend s nın de bir yazısında söylediği gibi müteaddıd şahsiyetlerin sahibi ve sahnesi olur.
IV
Loti’de ilk göze çarpan şey du yuların işleyişmdeki şaşırtıcı kudrettir. Denilebilir ki bu sey yah muharrir etrafile garib, çok keskin ve bir kaç koldan temas halindedir, Tad alma, dokunma duyguları, mesafe duygusu, ku lak ve göz onda daima verim le rini birbirine değ;ştirerek çalışır lar. Bu yüzden hiç bitmlyen bir büyü içinde yaşar ve okuyucu sunu yaşatır. Bu orkestranın asıl maestrosu şüphesiz ki gözdür. Loti’nin gözü nadir rastgelinen cihazlardandır. Çünkü bütün diğer duyulan o idare eder. O ressam doğan muharrirlerdendi. H afif ve merhametli istihzasına varıncaya kadar her şey onda resmidir.
Garib bir renk anlayışı, daha iyisi çılgınca bir renk iştihası vardır. Sonradan, başta Leyon Daudet olmak üzere bazı mu harrirlerin o kadar itiraz ettik leri üslûbundaki renk bolluğu bu radan gelir. Nereden bahsederse etsin, evvelâ geniş, nüanslı, çok dikkatli renklerle temas halinde kalırsınız. Ve bu resim mevzu- dan mevzua -asrından çıkmamak şartile- mahiyet değiştirir. Sade ce ekzotiyi veren ressam Loti, enpersyonist Loti, eşyanın husu siyetini sayan teferrüat adamı Loti, birbirini takib eder.
Belki de engin tabiatin ortasın da kendisini -veya gemisini- tek
başına görmekten gelen bir ter biye onun eserinde tabiati dai ma ön plâna koyar. Şehir, kala balık ta ’deniz gibi bu yüzden e- zici olur.
Loti kıvrılanı, büküleni, dal galıyı, bitmek bdmiyeni, oluş halinde olanı veya bu hissi bı rakanı anlatmakta, bilhassa tabi at manzaralarında emsalsizdir Deniz, söylemeğe hacet yok ki Yunan esat rinden sonra ilk de fa bu muharrirle, -V irjil ve Chatabr and bir tarafa bırakı lırsa- Avrupa edeb yatma ilk de fa girer. Conrad ve Morgon ta- bi-tile ondan sonradır.
Bu tabiat ressamı aynı zaman da sakin saatlerin Şarka mah sus güneşli hülyanın, tevekkülün, meselesiz yaşamanın zevkini tadabüecek kuvvetted;r.
Niçin söylemiydim 19 uncu asrın en iyi aşk romanlarından b;ri şüphesiz ki İzlanda balıkçı larıdır. Kardeşim Y iv değilse e- ğer. Fakat ben birincisinin deniz tuzu kokan sisli havasını ölü mü o kadar yanımızda yapan merhametini tercih ederim.
V
Loti’nin insan sevgisinden bah settim. Bu âvâre ruh ömrünün sonuna doğru vatanımızın dava sını tutmuştur. Daha Balkan har binden başlıyarak hayatımızın her safhasında onu yanıbaşımız- da gördük. M illî Mücadele sene lerinde Loti, hemen hemen bi zim için tek yabancı dosttu. Bu nu bir düşüncenin mücadelesi o- larak değil, asıl muharrire yakı şan şekilde doğruluk hissinin şaşmaz ve davasından vazgeçmez hakemi olarak yapıyordu. Son günlerini Azadenin mezar taşının yanıbaşında geçren bu çok gör müş ihtiyar bir an Türk sevgi sinden vazgeçmedi. Bir milleti sevmek büyük bir muharrir ol mak için şüphesiz kâfi değildir. Hattâ en zebun zamanında dahi olsa. Fakat âs:l ve muztarib bir milleti anlamak, o kadar peşin hükmü yenerek onun davasına hizmet etmek elbette büyük bir insanlıktır.
Loti, bugünlerde az okunuyor. Daha doğrusu güzidelerden ziya de o gölgede kalmış kalabalık okuyor. Fakat onda bugünün zevkini dahi tatmin edecek bir yığın şey bulunduğuna inanan lardanım.
İnsanı bulan daima kalır. Lo ti bunu bulanlardan biridir.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi