T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİ (SOSYAL PSİKOLOJİ) ANABİLİM DALI

87  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİ (SOSYAL PSİKOLOJİ)

ANABİLİM DALI

EVLİLİK UYUMU, EVLİLİK YATIRIMI, AİLE İÇİ ŞİDDET VE İNTİHAR GİRİŞİMİ ARASINDAKİ BAĞLANTILARIN SOSYAL PSİKOLOJİK AÇIDAN

İNCELENMESİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ ZEYNEP İDİZ

ANKARA-2009

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİ (SOSYAL PSİKOLOJİ)

ANABİLİM DALI

EVLİLİK UYUMU, EVLİLİK YATIRIMI, AİLE İÇİ ŞİDDET VE İNTİHAR GİRİŞİMİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN SOSYAL PSİKOLOJİK AÇIDAN

DEĞERLENDİRİLMESİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ ZEYNEP İDİZ

TEZ DANIŞMANI

Prof. Dr. SELİM HOVARDAOĞLU

ANKARA-2009

(3)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim.(.………..)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin Adı ve Soyadı Zeynep İDİZ

İmzası

(4)

TEŞEKKÜR

Öncelikle değerli hocam ve tez danışmanım Prof. Dr. Selim HOVARDAOĞLU’ na Ankara Üniversitesi’ndeki akademik hayatım ve tez çalışmam boyunca benden anlayışı, sabrı ve emeğini esirgemeyişi için çok teşekkür ediyorum. Tez jürimde yer alan Doç.Dr. Zehra Y.

DÖKMEN ve Yrd.Doç.Dr. Mustafa Kemal COKŞUN’a katılımları ve değerli önerileri için teşekkür ediyorum.

En özel teşekkürü yüksek lisansımın ve tezimin daha güven içerisinde tamamlanmasını sağlayan TÜBİTAK-BİDEB’e sunmak isterim. Yüksek lisansım süresince aldığım burs ile hem eğitimimi daha güven içerisinde tamamladım hem de akademik çalışmalarımın sınırlarını genişletmiş oldum. Eğitim konusundaki duyarlılıkları ve destekleri için kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Tezimin verilerinin toplanmasında emeği geçen can dostum PSk. Duygu KADERLİ ÇULHA’ya, istatistik aşamasında ve kaygılarımı gidermede büyük desteğim olan Uzm. Psk.

Gökçen DÜZGÜN’e ve çalışma arkadaşlarım Pskiyatrist Çağlar AÇIKGÖZ, Psikiyatrist Melise ÖĞÜT ve Psk. Ayşın KURTULUŞ’a destekleri ve hayatımda var olmalarından ve desteklerinden dolayı minnettarım.

Annecim, babacım ve canım kardeşlerilerim sizi çok seviyorum her şey için çoookkk teşekkürler.

SEVGİLİ EŞİM; İYİ Kİ VARSIN HAYATIMDA

(5)

İÇİNDEKİLER

BÖLÜM I

GİRİŞ

I.1 Evliliğin Tanımlanması 1

I.2. Yatırım Modeli 2

I.3. Evlilik Uyumu 7

I.3.1. Evlilik uyumu ile ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar 9

I.3.2. Evlilik uyumu ile ilgili yurtdışında yapılan çalışmalar 12

I.4. Aile İçi Şiddet 12

I.4.1. Aile içi şiddet türlerinin tanımlanması 14

I.4.2. Aile içi şiddetle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar 16

I.5. İntihar Girişimi 18

I.6. Araştırmanın Amacı 23

I.7. Araştırmanın Önemi 23

BÖLÜM II YÖNTEM II.1. Katılımcılar 25

II.2. Veri Toplama Araçları 26

II.2.1. Kişisel Bilgi Formu 26

II.2.2. İlişki İstikrarı Ölçeği 27

II.2.3. Evlilik Uyumu Ölçeği 28

(6)

II.2.4. Aile İçi Şiddet Ölçeği 30

Aile içi şiddet ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması 31

II.3. İşlem 34

BÖLÜM III BULGULAR III.1. Araştırmada Yer Alan Değişkenlere İlişkin Betimsel İstatistik Bulguları 35

III.2. Araştırmada Yer Alan Değişkenler Arasındaki Korelasyonlar 37

III.3. Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları 42

III.4 Varyans Analizi Sonuçları 43

BÖLÜM IV TARTIŞMA IV.1 Betimleyici İstatistik Bulgularının Tartışılması 47

IV.2 Korelasyonel Bulguların Tartışılması 48

IV.2.1 Evlilik Uyumu İle İlgili Korelasyonel Bulguların Tartışılması 48

IV.2.2 İlişki İstikrarı İle İlgili Korelasyonel Bulguların Tartışılması 49

IV.2.3 Aile İçi Şiddet İle İlgili Korelasyonel Bulguların Tartışılması 52

IV.3 Regresyon Analizi Bulgularının Tartışılması 54

IV. 4 Grupların Karşılaştırılmasına Yönelik Bulguların Tartışılması 55

IV.5 Genel Tartışma 56

IV. Araştırmanın Kısıtlılıkları, Sonuç ve Öneriler 58

(7)

ÖZET 61

SUMMARY 62

KAYNAKLAR 63

EKLER 71

EK 1 Kişisel Bilgi Formu 71

EK 2 İlişki Yatırımı Ölçeği 72

EK 3 Evlilik Uyumu Ölçeği 76

EK 4 Aile İçi Şiddet Ölçeği 79

TABLOLAR Tablo II.1: Bazı demografik değişkenlere ait ortalama, standart sapma ve ranj değerleri 26

Tablo II.2 : Bazı demografik değişkenlere ait ortalama, standart sapma ve ranj değerleri 31

Tablo II.3 : (Aile İçi Şiddet Ölçeği- AİŞÖ) Faktörlerin Madde Yükleri ve Ölçek- Madde Korelasyonları 33

Tablo III.1 : Katılımcılara Ait Genel Demografik Özellikler 36

Tablo III.2: Tüm katılımcılar için araştırmadaki değişkenler arasındaki korelasyonlar (tabloda yalnızca 0.05 düzeyinde anlamlı bulunan r değerleri gösterilmiştir) 38

Tablo III.3: İntihar girişimi olan (temel köşegenin üst kısmı) ve olmayan (temel köşegenin alt kısmı) evli kadınlar için araştırmadaki değişkenler arasındaki korelasyonlar (tabloda yalnızca 0.05 düzeyinde anlamlı bulunan r değerleri gösterilmiştir) 41

Tablo III.4: İntihar Girişiminin Yordanması için Katılımcıların Evlilik Uyumu, Aile İçi Şiddet Alt Ölçek ve İlişki İstikrarı Alt Ölçek Puanlarına Uygulanan Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları (Değişkenler İleriye Doğru (Wald) Metoduna Göre Regresyon Denklemine Giren Değişkenlerdir) 42

(8)

Tablo III.5 : Lojistik Regresyon Analizi Gruplama Tablosu 43 Tablo III.6 : Tüm katılımcılara ile gruplara ait ortalama ve standart sapma değerleri 44 Tablo III.7: ANOVA Çizelgesi 45

(9)

BÖLÜM I

GİRİŞ

I.1 Evliliğin Tanımlanması

Yakın ilişkilerin toplumda önemli bir yeri vardır ve bu konu üzerine yapılan çalışmalar hızla artmaktadır. Evlilik, yakın ilişkiler kapsamında incelenen popüler kavramlardan biridir.

Karı- koca olarak birlikte olma, bir araya gelme davranışına “ evlenme” ve kurulan bu ilişkiye de, “evlilik” adını vermişlerdir. Ancak evlilik bu tanımdaki gibi kısa ifade edilemeyecek kadar geniş bir kavramdır.

Fidanoğlu (2006) evliliği “birbirinden farklı ilgi istek ve ihtiyaçlara sahip iki insanın birlikte yaşamak, yaşantıları paylaşmak, çocuk yapmak ve yetiştirmek gibi amaçlarla kurdukları ilişkiler sistemi” olarak tanımlamaktadır.

Evlilik; psikolojide hem klinik psikoloji hem de sosyal psikolojiye konu olmakla kalmamış sosyoloji, antropoloji, tıp, felsefe, edebiyat, hukuk gibi hayatın birçok alanında yıllarca ilgi gören bir konu olmuştur. Tüm bu alanlarda evliliğin farklı bir noktasını dikkate alan tanımlamalarla karşılaşmak mümkündür.

Tuncay (2006) evliliği çoklu değişkenlerden etkilenen, yaşam boyu eşe bağlılık için verilmiş sözle kurulan bir kurum olarak tanımlarken Kottak (2001) bir erkek (koca) ve bir

(10)

kadın (karı) arasındaki ilişkinin toplumsal olarak onaylanıyor olmasına vurgu yapmaktadır.

Evliliğin 2 değil 3 tarafı olduğuna dikkat çekmekte 3. taraf olarak toplum adına çeşitli kontrol ve yetkilerle donatılmış devlete işaret etmektedir.

Şendil ve Kızıldağ (2003) ise evliliği aile hayatını etkileyen çok önemli bir alt sistem olarak tanımlamaktadır. Kendi kuralları olan veya karı-koca arasında belirlenmiş bir kurum olarak evlilik kelimesi, bir tören, formalite, kontrat veya davranış olarak belirlenebilmektedir.

Evlilik genel olarak karı ve koca arasında yasal bir kurumdur, yasal olma; dini açıdan, medeni açıdan veya bazı kanunlar açısından onaylanmayı göstermektedir (Akdemir, Karaoğlan ve Karataş,2006). Hem üreme ve çocukların yetiştirilmesi açısından belirleyicidir, hem de ekonomik-sosyolojik boyutlarıyla toplumu ve bireyi etkilemektedir.

Birbirine sahip olma ve birbirine ait olma duygusu, yakınlık, birçok duygusal ve sosyal birliktelik ve paylaşımı gerektiren evliliğin aynı zamanda, çiftlerin cinsel doyumla mutlu bir yaşam sürmede, çocuk sahibi olarak toplumun devamlılığını ve geleceğini sağlamada önemli payı bulunmaktadır (Önder 2006).

I.2. Yatırım Modeli

Sosyal mübadele kuramlarının temel varsayımı, insan ilişkilerinin ödül bedel mübadelesine dayandığıdır. Kuramlara göre, insanlar fazla ödül alıp, düşük bedel ödeyecekleri ilişkileri tercih ederler (Curun, 2006). Bu varsayım elbette insan hayatında önemli yer tutan evlilik ilişkisi için de geçerlidir.

(11)

Sosyal mübadele kuramı, evlilik kalitesini ve süreğenliğini evli kalmanın bedelleri ve ödülleri çerçevesinde değerlendirmektedir. Thibaut ve Kelley (1959) kişiler arası etkileşimde ödüller varsa ilişkinin devam edeceğini öngörmektedir. Bu kuram evlilik ilişkilerine uygulandığında ödüllerin eşe karşı olumlu duyguları artıracağı, ilişkinin güçleneceği, bedelin ödülden daha fazla olduğu durumda ilişkinin zayıflayacağı ya da biteceği düşünülür (akt;

Kocadere,1995).

Temeli sosyal mübadele kuramına dayanan yatırım modeli, ilişkilerin kurulması, sürdürülmesi ve sonlandırılmasını açıklamak amacıyla geliştirilmiştir. Rusbult (1983), karşılıklı bağımlılıkta olduğu gibi, yatırım modelinde de kişilerin yüksek ödül ve alçak bedellere sahip, kişisel beklentilerini karşılayan veya olası seçeneklerin düzeyini aşan ilişkilerde daha çok doyum yaşadıklarını söyler (akt; Bilecen,2007).

İnsanlar genel olarak kendilerine haz veren ilişkileri sürdürmek, acı veren ilişkileri sonlandırmak eğilimindedirler. Evliliklerde de bu kural ilişkiye yapılan yatırım (bedel) ve karşılığında alınan ödülle değerlendirilir (Büyükşahin, 2006). Yatırım modelinde ilişkiye son verme ve devam ettirme kararı üç bilesene bağlı olarak verilmektedir. Bu bileşenler; ilişkiden sağlanan doyum düzeyi, seçeneklerin nitelikleri (alternatif ilişkilerin değerlendirilmesi) ve ilişkiye yapılan yatırımların boyutlarıdır.

Bireylerin ilişkiden sağladıkları doyum düzeyi, o ilişkiyle ilgili yapılan değerlendirmelerin ne kadar iyi olduğu ile bağlantılıdır ve ilişkiden elde edilen sonuçların (ödül-bedel) beklentileri geçme derecesine göre belirlenmektedir. Şu andaki ilişkiden elde edilen ödüllerin bedelleri geçmesi durumunda ve bireyin samimiyet, mahremiyet, cinsellik ve

(12)

beraberlik ihtiyacı gibi en önemli ihtiyaçlarının mevcut ilişkide karşılanması durumunda, doyum artar ve mevcut ilişki devam eder.

Seçenekler için karşılaştırma düzeyi, bireyin mevcut ilişkisi dışında, olası seçeneklerden alabileceğini düşündüğü, seçeneklerin tahmin edilen ödül bedel etkileşiminin sonuçları ile değerlendirilir. Seçenekler çekici başka bir partner olabileceği gibi, aile üyeleri, arkadaşlar veya kişinin yalnız başına kalması da olabilir. Bireyler mevcut ilişkilerinin, yaşanması olası, alternatif ilişkilerden daha iyi olduğunu düşündüklerinde bağlanımları artmaktadır. Bunun tam tersi söz konusu olduğunda bağlanım düzeyi düşmekte, ilişkiye yönelik gitme-kalma kararı üzerinde olumsuz etkisi gözlenmektedir (Rusbult & Van Lange2003).

İlişki yatırımı (evlilik yatırımı) kavramı bireyin evliliği için harcadığı emekler, ödediği bedeller olarak tanımlanabilir. Yatırım Modeli, ilişkiye yapılan yatırımların artması ile ilişki istikrarının kuvvetleneceğini ileri sürmektedir; yapılan yatırım içsel ve dışsal olmak üzere iki türdür. İçsel yatırımlar, direkt olarak ilişkiye ayrılan zaman, duygusal çaba, kendini açma gibi doğrudan kaynaklardır. Dışsal yatırımlar ise, ortak arkadaşlar, paylaşılan anılar veya maddesel mülkiyetler, bağımsız olarak ilişkiye bağlanmış, aktiviteler, nesneler, kişiler, olaylar gibi konu dışı kaynakların ilişkiye ayrılmaz bir şekilde bağlanması ile oluşur. Bir kere yatırım yapıldığı zaman, yatırımlar ister içsel, ister dışsal olsun, bu ilişkiden koparılamaz ve ilişki bitse de ilişkinin bitişiyle yok olmaz veya değer kaybetmez. Yatırımlar bağlanımı arttırır ve bireyi o ilişkiye kilitler. İlişkiyi bitirmek, yapılan yatırımları boşa harcamak demektir.

(13)

Kısaca özetleyecek olursak bu modele göre, bireyin bir ilişkiyi sürdürmesi için o ilişkiden doyum alması, kişi için kabul edilebilir alternatiflerin olmaması ve kişinin yüklü bir biçimde yatırım yapmış olması gerekmektedir. (Rusbult & Van Lange2003; Büyükşahin, 2006; Curun, 2006; Erbek, Beştepe, Akar ve Eradamlar, 2005)

Ülkemizde, Yatırım Modeline ilişkin sınırlı sayıda çalışmaya ulaşılabilmiştir.

Büyükşahin’in (2006) çalışmasında, bağlanma stillerine göre yakın ilişkilerde bağlanımın farklılığı ve ilişki bağlanımının bazı ilişkisel değişkenler, gelecek zaman yönelimi ve aşka yönelik tutumlar açısından yordanması incelenmiştir. Yatırım modelinin birinci altboyutu olan ilişki doyumunu, ilişkinin niteliğini olumlu değerlendirme, ilişkide güvende hissetme, ilişkiye bağlılık, gelecek zaman yönelimi gibi değişkenlerin pozitif olarak yordadığı gözlenmiştir. Yatırım modelinin ikinci alt boyutu olan seçeneklerin niteliğini değerlendirmeyi, ilişki bağlanımı, ilişkide güvende hissetme, gelecek zaman yönelimi, ilişki doyumu, ilişkiden korkma ve kaygılı olma değişkenlerinin, negatif olarak yordadığı gözlenmiştir. Yatırım modelinin esasını oluşturan ilişki yatırımını ise, ilişkiye bağlılık, ilişki süresi, ilişkinin devam etmesine ilişkin bekleyiş, ilişkiye yüksek düzeyde odaklanma ve bağımlılık gibi değişkenlerle yine gelecek yönelimli değişkenlerin pozitif olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlar ve erkekler arasındaki farklılaşmaya bakıldığında ilişki doyumunu kadınlarda ilişkide güven duyma ve ilişkiye bağlılık duygusu; erkeklerde ise geleceğe yönelik plan yapma ve ilişki korkusu/kaygısı anlamlı olarak yordamıştır. Kadınların ilişkilerinde güvende hissetmeleri yatırımlarını artırırken, erkeklerde ise geleceğe yönelik planlar yapmaları yatırımlarını artırmaktadır.

Çimen’in (2007) çalışmasında, görücü usulü ve anlaşarak evlenen kadın ve erkeklerin ilişki doyumu, seçeneklerin niteliğini değerlendirme ve ilişki yatırımlarının romantik

(14)

kıskançlık ve benlik saygı düzeyi ile ilişkisi ele alınmıştır. İlişki doyumunu, ilişki yatırımı, ikinci tür tetikleyiciler (partnerin farklı yakınlık derecesinden biri ile cinsel birlikteliği), belirtilen kıskançlık düzeyi, kıskançlık durumunda verilen bilişsel tepkiler, kıskançlıkla baş etmede, umursamama ve konuşma yöntemlerine başvurma değişkenlerinin yordadığı görülmüştür.

Bilecen (2007) çalışmasında yakın ilişkilerde stres ve stresle başaçıkmayı yatırım modeline göre irdelemiştir. Araştırma sonucunda, ilişki doyumunu, ilişkinin niteliğini olumlu değerlendirme, ilişkiye hiç başlamamış olmayı isteme, ilişkide güven, ilişkiye bağlılık, ilişkide yaşanan sorun düzeyi, ilişkiye odaklanma ve partnerin çekiciliği anlamlı olarak yordamış, bunlardan hiç başlamamış olmayı isteme ve ilişkide yaşanan sorun düzeyi ilişki doyumunu negatif olarak yordar bulunmuştur. Seçeneklerin niteliğini değerlendirme boyutunu anlamlı olarak yordayan değişkenler; ilişkiye bağlılık, eski duygusal ilişki sayısı, ilişkiye odaklanma, alkol ve ilaç kullanımı, dine tutunma, ilişkiye hiç başlamamış olmayı isteme ve kendini desteklemedir. İlişkiye bağlılık, ilişkiye odaklanma ve dine tutunma puanları seçeneklerin niteliğini değerlendirmeyi negatif olarak yordadığı gözlenmiştir. Aynı çalışmada ilişki yatırımını ise, ilişkiye bağlılık, ilişkinin niteliğini olumlu değerlendirme, ilişkinin uzun sürmesine ilişkin beklenti ve olumsuz edilgen başaçıkma tarzı anlamlı olarak yordadığı gözlenmiştir.

Bu çalışmada sözü geçen ilişki evlilik olduğundan ilişki yatırımı kavramı ile evlilik yatırımı kavramları aynı anlamda birbirlerinin yerine de kullanılacaktır.

(15)

I.3. Evlilik Uyumu

Evlilik uyumu evliliğin kalitesini tanımlamak için kullanılan kavramlardan biridir.

Birbiri ile etkileşen, evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu bir evlilik olarak tanımlanır.

Evlilik uyumu ayrıca çiftlerin uyumlu birlikteliklerinin sonucu olarak evlilik hayatındaki memnuniyeti ve mutluluğu da tanımlar (Erbek, Beştepe, Akar, Eradamlar ve Alpkan, 2005, Tanaka, Uji ve ark, 2007).

Özellikle evlilik uyumu ve evlilik doyumu kavramları, aralarında yüksek korelasyon olması nedeniyle çok sık birbirine karıştırılmakta ve eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Doyumlu çiftlerin aynı zamanda uyumlu çiftler olduğu belirtilerek bu iki kavramın birbirinden farklı kavramlar olmadığı ileri sürülmektedir. Buna karşılık bazı araştırmacılar ise, bu korelasyon katsayısının böyle yorumlanmasının yanlış olduğunu ileri sürerek doyum ve uyumun iki farklı kavram olduğuna işaret etmektedirler (Erbek, Beştepe, Akar ve Eradamlar, 2005). Evlilik doyumu konusunda yapılan çalışmaların önemli bir bölümünü, evli çiftlerin birbirlerinin davranışlarını açıklamak için yaptıkları yüklemeler oluşturmaktadır. Bu alanda yapılan çeşitli araştırmalarda doyumlu ve stresli eşlerin yüklemelerindeki farklılıklar ve bu farklılıkların evlik doyumu ile olan ilişkileri incelenmiş ve bu konuda geniş bir literatür oluşmuştur.

Akar’a (2005) göre çift uyumunda evlilik doyumunda olduğu gibi bireylerin öznel algısı değil, aralarındaki ilişkinin niteliği değerlendirilmelidir. Bu nedenle evlilik uyumunda eşlerden her birinin ilişki sürdürebilme kapasiteleri de önemlidir.

(16)

Evlilik uyum problemleri üzerine odaklanan iki teorik perspektif vardır. Bunlardan ilki kişiler arası perspektiftir. Bazı araştırmacılar kişilerin nasıl çatışma çözdükleri ya da diğerine ilişkin duygunun dışavurumu gibi kişiler arası dinamiklere odaklanmışlardır. Bu görüş daha çok davranış oryantasyonlu terapistler arasında kabul görmüştür. Evlilik uyumu üzerine odaklanmış ikinci teorik perspektif daha çok psikanalistler arasında popüler olmuş olan intrapersonal modeldir. Bu teoriye göre evli çiftin kişilik karakteristikleri çifti karşılıklı olarak doyumlu ve stabil ya da hoşnutsuz ve dengesiz yapar. Her bir partnerin ilişkiye bireysel olarak getirdiği süreklileşmiş düşünce, duygu ve davranış biçimleri intrapsişik faktörler olarak tanımlanır. Bazı kişiler bütün ilişkilerinde mutlu görünürken bazıları kronik olarak mutsuzdur.

Kişilikteki stabil bireysel farklılıklara bağlı olarak, kişi ilişkilerinde genel olarak doyumlu ya da doyumsuzdur. Böylece ilişkinin devam edip etmemesinde sadece kişinin kiminle birlikte olduğu değil kim olduğu da fazlasıyla önemlidir.

Uyumlu bir evliliğe bağlı olarak gelişen evlilik mutluluğu ve evlilik doyumu, insan yaşamında önemli bir rol oynamakta ve evli bireylerin psikolojik sağlığını yakından etkilemektedir. Uyumlu bir evlilik ilişkisi eşlerin evlilikten sağladığı doyumu ve evlilik mutluluğunu etkilerken, diğer değişkenlerle birlikte gittikçe zorlaşan sosyo-ekonomik koşullar karşısında eşlerin psikolojik sağlığını da korumaktadır. Evlilik uyumu bozulmaya başladığında bu tablo, eşler ve var ise çocuklar açısından bir yaşam krizine ya da travmaya dönüşmektedir (Sardoğan, Karahan, 2005). Uyumlu bir evliliğin sürmesi açısından eşlerin her ikisinin de, iletişim sorunlarının çözümünde işlevsel olan insan ilişkileri becerilerine sahip olmalarının gereklidir. Çünkü kişilerarası anlaşmazlıkların kökeninde genellikle iletişim bozuklukları yatar ve yakın ilişki içinde olan iki insanın dönem dönem iletişim çatışması yaşaması kaçınılmaz görünmektedir. Bu çatışmaların çözümü için başvurulan şiddetin evlilik uyumunu azaltacağı, evlilik uyumunun bozulmasının ve yaşanan aile içi şiddetin yine

(17)

çatışmalara bir çözüm olarak intihar girişimi davranışını tetikleyeceği düşünülmektedir.

Çeşitli çalışmalar evlilik uyumunun; iletişim şekilleri (Malkoç, 2001), nedensellik ve sorumluluk yüklemelerindeki nedensel ilişki değişmelerini ve yükleme boyutları (Tutarel Kışlak, 1997), kişilerin bağlanma stilleri (Büyükşahin, 2006), anne-baba-çocuk etkileşiminin, çocukların benlik algıları ve akademik başarıları ile olan ilişkileri (Yılmaz, 2001), empati (Tutarel Kışlak ve Çabukça, 2002), problem çözme yaklaşımları ve evlilik süresi (İlkketenci, 2005), cinsel uyum (Akar, 2005; Kuidaki, 2002), kendi seçimiyle değil de başkalarının yönlendirmesi yoluyla ayarlanmış evlilik yapma (Demir ve Fışıloğlu, 1999) ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

I.3.1. Evlilik uyumu ile ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar

Kışlak – Tutarel (1999)’in Evlilikte Uyum Ölçeği - EUÖ (Marital Adjustment Scale – MAS) ile Fışıloğlu ve Demir (2000)’in Çift Uyum Ölçeği-ÇUÖ (Dyadic Adjustment Scale- DAS) uyarlamalarının ardından Türkiye’de evlilik uyumu ile ilgili çalışmalar artmıştır.

Bir çalışmada, evli çiftlerin iletişim şekilleri ve evlilik uyumu arasındaki ilişki incelemiştir (Malkoç,2001). Bulgular düşük evlilik uyumu puanı alan bireylerin yüksek evlilik uyumu puanı alan bireylere göre daha yıkıcı iletişim şekilleri kullandıklarını göstermiştir.

Tutarel-Kışlak (1997), cinsiyet ve evlilik uyumuna bağlı olarak, nedensellik ve sorumluluk yüklemelerindeki nedensel ilişki değişmelerini ve yükleme boyutlarının evlilik uyumu ile ilişkisini incelemiştir. Bu araştırmanın bulgularına göre, olumsuz eş davranışına

(18)

yapılan yüklemeler ile evlilikte yaşanan uyumsuzluk arasında negatif bir ilişki vardır.

Evlilikte uyumu yordayan tek anlamlı değişken olarak güdü yüklemesi bulunmuştur.

Büyükşahin (2006) çalışmasında evlilikte uyum puanı en yüksek kişilerin güvenli bağlanma stili olanların olduğunu göstermiştir. Evlilikte uyum puanı en düşük olanlar ise korkulu bağlananlardır. Bu çalışmada saplantılı bağlananların evlilik uyum puanının güvenli bağlananlarınkine yakın olup, ancak korkulu bağlananlarınkinden yüksek bulunmuştur. Bir başka deyişle, bu çalışma, saplantılı bağlananların evlilik uyumlarının düşük olmadığını göstermiştir.

Şirvanlı-Özen (1999) tarafından yapılan bir çalışmada çatışma ve boşanmanın davranış ve uyum problemleri üzerindeki rolleri incelenmiştir. Eşler arasındaki uyumun anne-babalar tarafından değerlendirildiği bu çalışmada, çatışmalı ve boşanmış anne-babaların çocuklarının psikolojik problem düzeyleri ve kaygı düzeylerinin, çatışmasız anne-babaların çocuklarına oranla daha yüksek olduğu; çatışmasız anne-babaların çocuklarının, çatışmalı ve boşanmışlarınkine oranla çevrelerinden daha fazla sosyal destek algıladıkları ortaya çıkmıştır (akt.; Yılmaz, 2001a).

Başka bir çalışmada Yılmaz (2001b) eşler arasındaki uyumun ve anne-baba-çocuk etkileşiminin, çocukların benlik algıları ve akademik başarıları ile olan ilişkileri ilköğretim, lise ve üniversite öğrencilerinde gelişimsel olarak incelemiştir. İlköğretim döneminde eşler arasındaki uyumun benlik algısının alt boyutlarıyla ilişkili olmadığı bulunurken, lise öğrencilerinde eşler arasındaki uyumun davranıştan hoşnut olmayı ve bütünsel öz-değeri;

üniversite öğrencilerinde ise atletik yeterliği ve anne- babayla ilişkileri yordamada anlamlı katkısı olduğu görülmüştür.

(19)

Akkapulu (2005) araştırmasında anne babanın evlilik uyumunun, ergenlerin sosyal yetkinlik düzeyini yordayan değişkenlerden biri olduğunu göstermiştir.

Tutarel Kışlak ve Çabukça (2002) yaptıkları çalışmada demografik değişkenler ile empatinin evlilik uyumunu yordamadaki katkılarını araştırmış ve cinsiyete bağlı olarak empati puanları arasında fark olup olmadığına bakmışlardır. Çalışmanın sonuçlarına göre, empatinin evlilik uyumunu yordayan anlamlı bir değişken olduğu, empatiyle ilişkinin niteliği arasında olumlu bağlantının olduğu ve empati puanlarının cinsiyete bağlı olarak değişmediği belirlenmiştir.

İlkketenci (2005)’nin çalışmasında evlilik süresi ile problem çözme yaklaşımlarının evlilik uyumu ile arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır. Bulgular erkeklerin evlilik uyumlarının bayanlardan daha yüksek olduğunu destekler niteliktedir.

Kuidaki (2002) evlilik uyumunun cinsel uyumla doğrudan ilişkisi olduğunu bulmuştur.

Akar (2005)’ ın bulguları da evlilikte cinsel uyumun, evlilik uyumu ile direkt ilişkili olduğu tezini destekler niteliktedir. Kendi seçimiyle değil de başkalarının yönlendirmesi yoluyla ayarlanmış evlilik yapmanın (Demir ve Fışıloğlu, 1999) da düşük evlilik uyumu ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

Toros (2002) zihinsel ve/veya bedensel engelli çocukların annelerinde evlilik uyumunun düşük depresyon ve anksiyetenin yüksek olduğunu bulmuştur.

(20)

I.3.2. Evlilik uyumu ile ilgili yurtdışında yapılan çalışmalar

Yurtdışında yapılan bilimsel çalışmalar evlilikte uyum ile eşlerde gözlenen mantıkdışı düşünceler (Müller, Zyl, 1991); eşlerin benzer kişilik özelliklerine sahip olması (Nemechek, Olson, 1999); eşlerden birinde gözlenen yüksek kaygı, özellikle erkek eşte durumluk kaygının yüksek olması (Dehle, Weiss, 2002); sosyal anksiyete (Filsinger ve Wilson, 1983); erkeğin geleneksel cinsiyet rollerinin dışına çıkması ev işlerine yardım etmesi (Mc Govern, Meyers, 2002) evlilikte yaşanan ekonomik sıkıntılar (Kinnunen & Feldt, 2004); bağlanma stilleri (Scott ve Cordova, 2002; Parker ve Schannell, 1998); kocaların sözsüz iletişimi (Koerner ve Fitzpatrick, 2002); depresif semptomlar (Scott ve Cordova, 2002) gibi değişkenler arasında da önemli ilişkilerin bulunduğunu ortaya koymaktadır.

I.4. Aile İçi Şiddet

Şiddet denilince her zaman pek çok insanın aklına fiziksel şiddet gelmektedir ve yine şiddet denilince terör, futbolda şiddet, trafikte şiddet, siyasette şiddet, mafya, aşiret ağalarının uyguladığı şiddet çeşitlerinden önce gelmektedir. Aile dışında gerçeklesen şiddet için toplum sorumlu tutulurken, aile içinde oluşan şiddet gizli kalmaktadır. Kadınlar bile artık kabullendiklerinden olsa gerek, duygusal, cinsel ve ekonomik şiddeti bir şiddet türü olarak algılamamakta ancak bedenlerine uygulanan herhangi bir saldırıyı yani fiziksel şiddeti, şiddet olarak tanımlamaktadırlar.

Son yıllarda feminist grupların kamuoyunu harekete geçirmesi, kadınları korumak amacıyla sivil örgütlenmelerin (mor çatı, uçan süpürge. 8 mart kadın platformu, kadın

(21)

haklarını araştırma ve koruma dernekleri gibi oluşumlar) artması, medyada yer alan kadına uygulanan şiddet öykülerindeki artış ve toplumbilimcilerin konuya ilişkin araştırmalarının artması dikkatleri bu toplumsal soruna çekmiştir.

Aile içi şiddet bir kişinin eşine, çocuklarına, anne-babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranıştır. Bu tanıma sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil, aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi pek çok davranışta girer. Aile içi şiddet: ICD-10 (Dünya Sağlık Örgütü 1992), aile içi şiddete ek bölümünde yer vermektedir. DSM-IV’de ise (Amerikan Psikiyatri Birliği 1994) V kodlarında yer alır ve birinci eksende kodlanmıştır.

Aile içi şiddetin görülen en yaygın sekli aile içerisinde kadına yönelik şiddettir. Bunun yanında aile içinde çocuklara uygulanan şiddete, çok az da olsa çocukların anne babaya, dede, nineye ya da kadının kocasına uyguladığı şiddet vakaları da bilinmektedir (Mutlu 2006).

Aile içi şiddet dünyanın her yerinde, her ekonomik gelişmişlik düzeyinde, her toplumsal tabakada görülmektedir. Ancak hangi davranışın şiddet olarak algılandığı kültürel farklılıklar göstermektedir. Birçok toplumda olduğu gibi Türkiye’de de kadını dövme erkek için verilmiş bir hak olarak düşünülmekle kalmamış hatta “kızını dövmeyen dizini döver”, “kadının sırtından karnından sopayı eksik etmeyeceksin”, “dayak cennetten çıkmadır”, “kocan değil mi hem sever hem döver” gibi atasözleriyle meşrulaştırılmış, sıradanlaştırılmıştır. Buna istinaden aile içi şiddet için toplum, suçu kadın kurbanlarda bulmaktadır. Örneğin aile içi şiddete maruz kalan kadınlar, sıklıkla itaatsizlikleri ve eslik görevlerini yerine getirmemeleri veya sadakatsizlikleri nedeniyle şiddeti kışkırtmakla suçlanmaktadırlar. Oysa ki aile içi şiddet sadece aile içindeki dinamiklerden değil toplumun geleneksel, ekonomik, eğitimsel, siyasal,

(22)

ve hukuksal yapısı içinde erkeği egemen ve kadını ona bağımlı kılan tüm mekanizmalardan kaynaklanmaktadır.

Aile içi şiddeti, diğer şiddetlerden ayıran önemli özelliklerinden birisi, aile içi şiddette devamlılık eğiliminin son derece yüksek olmasıdır. Şiddetin çoğu zaman bir sorun çözme aracı olarak görülmesi aile içi şiddetin yaygınlığında ve kuşaklar arası devamlılıkta etkin olmaktadır. Ailenin mahrumiyeti sebebiyle aile içinde gizli tutulan ve toplum tarafından meşru görülen şiddetin engellenmesi için toplumsal yaptırımların oluşması ve uygulanabilirliğinin sağlanması önemlidir (Gültekin, Tunalı, Akduman, Cantürk, 2004).

I.4.1. Aile içi şiddet türlerinin tanımlanması

Her ne kadar şiddet denilince akla önce fiziksel şiddet gelse de; birçok çalışmada aile içinde 5 tür şiddet tanımlanmaktadır (Güler, Tel, Özkan, 2005; Mutlu, 2006; Çetiner, 2006):

1-Duygusal Şiddet: Şiddet uygulanan kişinin duygusal yönden çökkünlük yaşadığı bir şiddet türüdür. Duygusal şiddete ilişkin bazı davranışlar; sevgi, şefkat, ilgi, onay, destek gibi duygu ve duygusal ihtiyaçların göz ardı edilmesi, küçümsenmesi, dine, ırka, dile, kültürel gruba veya geçmişe ait değer verilen inançların aşağılanması ya da onlara aykırı davranmaya zorlanması, kadının maddi ve manevi destek alabileceği kurum ve kişilerden soyutlanmasına denetlenmesi ve engellenmesi, evden kovulma veya evden ayrılmakla tehdit edilmesi seklinde sıralanabilir.

(23)

2-Sözel Şiddet: Sözel şiddet, söz ve hareketlerin düzenli bir şekilde korkutma, sindirme, cezalandırma ve kontrol aracı olarak kullanılmasıdır. Aşağılama, küfür, hakaret, küçümseyici lakaplar takma, alay etme, sık sık olumsuz bir şekilde eleştirme en sık karşılaşılan sözle şiddet davranışlarındandır.

3-Ekonomik Şiddet: Ekonomik şiddet, ekonomik kaynakların ve paranın kadın üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı olarak düzenli bir şekilde kullanılmasıdır. Ekonomik şiddetin varlığına işaret eden bazı davranışlar; kadının çalışmasına engel olmak, ailenin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamamak, kadının iş yaşantısında ilerlemesine yardımcı olabilecek fırsatları değerlendirmesine engel olmak, kadının gelirini harcamak, evin gelirini eşinden saklamak gibi şekillerde ortaya çıkmaktadır

4-Cinsel şiddet: Cinsel şiddet, cinselliğin bir tehdit, sindirme ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasıdır. Aldatmak, aşırı kıskançlık ve şüphecilik, kaba kuvvet ya da duygusal baskı kullanarak cinsel ilişkiye zorlamak, fuhşa zorlamak, tecavüz etmek, istenmeyen cinsel pozisyonlara zorlamak, cinselliği bir cezalandırma aracı olarak kullanmak şeklinde kendini gösteren şiddet türüdür.

5-Fiziksel şiddet: Aile içinde en yaygın olarak yaşanan şiddet türüdür ve kaba kuvvetin sindirme, korkutma ve yaptırım amacıyla kullanılmasıyla tanımlanır. Tokat atma, yumruklama, tekmeleme, eşya fırlatma, ısırmak, silah veya bıçak kullanmak,saçından sürüklemek gibi davranışlarla kendini gösterir.

(24)

Ülkemizde, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1995 verileri ailelerin %34’ünde fiziksel şiddet, % 53’ünde sözel şiddet gördüğünü bildirmektedir (Vahip, Doğanavşargil, 2006).

Aile içi şiddet, kurbanları üzerinde hem fiziksel hem de ruhsal etkiler bırakmaktadır.

Aile içi şiddet intihar girişimi olasılığını artırmaktadır (Dilsiz ve Dilsiz, 1993).

McCauley (1997) yaptığı araştırmada fiziksel veya cinsel kötüye kullanım deneyimi olan, şiddet gören kadınlarda fiziksel belirtilerin, depresyon, anksiyete, somatizasyon, düşük benlik saygısı, psikiyatriye başvurma, öz kıyım girişimi, alkol ya da madde kullanım oranını daha yüksek bulmuştur (akt; Doğanavşargil, Sertöz, 2007).

I.4.2. Aile içi şiddetle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalar

Aile içi şiddet olgularının en sık olarak somatik belirtiler ile psikiyatri polikliniklerine başvurdukları, bunu anksiyete, depresyon ve cinsel belirtilerin izlediği görülmektedir (Akyüz, Kuğu ve Doğan; 2002).

Kadınlar sahip oldukları ya da olamadıkları psikolojik, sosyal ya da ekonomik koşullar nedeniyle aile içerisinde sıklıkla öfke ve saldırganlık içeren davranışlara maruz kalmaktadırlar. erkeğin eşine uyguladığı şiddet yaş, sosyo-ekonomik durum, din, etnik kökenden etkilenmemektedir. Ancak gebelik, boşanmış olmak veya eşinden ayrı yaşamak kadının şiddet görme riskini artırmaktadır.( Özmen,2004)

(25)

Arslan (1996) tarafından yapılan çalışmada, kadınların cinselliği evlilik sorunu olarak görme oranının (%65.1) erkeklere oranla (%90.4) daha düşük olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmada ayrıca eşlerin cinselliklerini etkileyen problemler; sırası ile anlaşamama (%41.1), şiddet (%21.1), aldatma (%20.7), eşini sevmeme (%18.6) olarak sıralanmış, evlenme yaşının cinselliği etkilediği ve etkilediğini ifade edenlerin oranının %65.1 olduğu gösterilmiştir.

Doğanavşargil ve Sertöz’ ün (2007) çalışmasında evlilikte fiziksel şiddetin yaşam boyu prevalansı %62 olarak bulunmuştur. Fiziksel şiddet, hastaların yarısında evliliğin birinci yılında başlamıştır. Eşler arasındaki şiddet en fazla; bağırma, aşağılama, hakaret etme, bir yere gitmesine izin vermeme gibi duygusal şiddet (%30.1), ikinci sırada itme kakma, dayak gibi fiziksel şiddet (%8.3) ve üçüncü sırada para vermeme, paraya muhtaç etme gibi ekonomik şiddet (%1.9) türündedir.

Başka bir çalışmada gebelerin beşte birinin (%20) gebelik sürecinde, yaklaşık dörtte birinin (%23.7) de evlilikleri boyunca aile içi fiziksel şiddete uğradığı saptanmıştır. Çalışmada gebelerde şiddet sıklığı %71.4 olarak saptanmış ve bu kadınların %99.1'i sözel, %36.4'ü fiziksel, %5.4'ü cinsel şiddete maruz kaldığı sonucu elde edilmiştir ( Giray ve diğ. ;2005).

Eşinden fiziksel şiddet görme ile çocuğuna fiziksel şiddet uygulama arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (Vahip, Doğanavşargil, 2006).

(26)

I.5. İntihar Girişimi

İntihar yaşanan sosyal, duygusal olumsuzluklar karşısında bireyin bilerek ve istemli kendini öldürme eylemi olarak tanımlanmaktadır.

Suicide (intihar) kavramı Latin kökenli kelimelerden oluşmasına rağmen, Latince değildir. İngilizce’de suicide olarak ilk kullanım tarihi 1662’dir. Dilimizde ilk kez Tanzimat döneminde, Türkçe’ye çevrilen eserlerde kendini katletmenin yerine intihar kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. Bu kelime Arapça’da kurban anlamına gelen nahr kelimesinden meydana gelmiştir. Günümüzde ise öz-kıyım ya da öze-kıyım olarak karşımıza çıkabilmektedir (Uçan, 2006).

İntihar davranışı tehdit, düşünce, girişim ve ölümle sonuçlanan eylemler olarak geniş bir yelpaze içinde yer almaktadır. Akbıyık ve Sayıl (2001)’a göre intihar olgusu, “intihar”,

“intihar girişimi”, “intihar düşüncesi” kavramları temelinde ele alınmalıdır. İntihar girişiminde bulunan kişi gerçekten ölmek arzusunda olabileceği gibi, bu davranışında acısını, çaresizliğini ve umutsuzluğunu dile getirmek amacını da gütmüş olabilir. Bu yönleri ile intiharı kişinin yardım çağrısı olarak değerlendirmek mümkündür.

Ayrıca gerçek amacı ölmek olan kişiler yaşayabilir ve ciddi sakatlıklarla yaşamlarına devam etmek zorunda kalabilirler, asıl amacı birilerine ders vermek ya da yardım çağrısı olan kişiler de bu eylemleri sonucu ölebilirler. Bu açıdan intihar düşünce girişim ya da eylem boyutlarından hangisinde olursa olsun ciddiye alınmalıdır (Uçan,2006).

(27)

İntihar; yaşam olaylarına olağan tepkiler veren normal insanlardan ağır ruhsal bozukluğu olan kişilere kadar uzanan geniş bir popülasyonda görülebilir. İntihar girişimi DSM-IV-TR' de majör depresif bozukluğun ("yineleyen ölüm düşünceleri (sadece ölmekten korkma olarak değil), özgül bir tasarı kurmaksızın yineleyen intihar düşünceleri, intihar girişimi ya da intihar için özgül bir tasarının olması") ve borderline (sınırda) kişilik bozukluğunun ("intiharla ilgili yineleyen davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendini yaralama davranışı") tanı ölçütüdür. Bununla birlikte, bu tanıları olmayan birçok ergende intihar düşünceleri ve intihar girişimi görülür.

Tüm toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de intiharın tabu olarak görülmesi, bu konuyla ilgili çalışmaları engelleyici olmuştur. İntihar konusunun, en fazla ruh sağlığı çalışanları tarafından ele alındığı görülmekle birlikte, son dönemlerde az sayıda da olsa, Halk Sağlığı, Adli Tıp, Hemşirelik, Hukuk gibi farklı disiplinlerin konuya yöneldiği görülmektedir.

İntihar girişimleri için risk faktörleri biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan çok geniş kapsamlı olarak ele alınmaktadır. Asoğlu (2007) intihar girişimlerinde; geçmiş intihar girişimleri, impulsif davranış örüntüsü, düşük sosyal durum, depresyon, anksiyete, ailede tamamlanmış intihar ya da intihar girişimi öyküsü, yalnız yaşama, boşanmış ya da ayrılmış olma, yaşlı olma, ölümcül ajanlara ulaşma kolaylığını risk faktörleri arasında saymaktadır.

Bunlara ek olarak Atay ve Gündoğar (2004), intihar davranışına yatkınlıkta, yaş, cinsiyet, psikiyatrik hastalıklar, ailesel ve genetik faktörler, fiziksel hastalıklar, çocukluk dönemi yaşantıları, psikososyal destek sistemleri, olumsuz bilişsel yapılanmalar gibi çeşitli risk faktörlerine işaret etmektedir.

(28)

Türkiye’deki intihar davranışları incelendiğinde tamamlanmış intihar oranın düşük olduğu gözlenmektedir. Sayıl (1994) bu durumu şöyle açıklamaktadır: “ İslamda ölümden sonraki hayata inanılır. Tanrının isteği dışında canına kıyan kıyamet ve ahirette cezalandırılacaktır. Böylelikle Müslümanlık intiharı tümüyle dışlayan bir tutum ve inanç sergilemiştir. Dini inançlar, sıkı aile bağları, aile bütünlüğüne ve sosyal dayanışmaya saygı intihar oranının düşük olmasını getiren özellikler olarak sayılabilir.” Öncü (2004) ise Kişinin aile ve sosyal desteğinin güçlü olması intihara karşı koruyucu olduğunu bildirmektedir.

Türkiye’deki intihar girişimi davranışını inceleyen araştırmalar gözden geçirildiğinde daha çok hastanelerin krize müdahale birimlerinden elde edilen verilere dayalı bölgesel çalışmalara ulaşılmaktadır. Cinsiyet faktörünün intihar girişimi ile ilişkisine bakıldığında dünya literatürüyle uyumlu olarak kadınlarda intihar girişiminin erkeklere oranla daha yüksek olduğu görülmektedir (Çayköylü, Coşkun, Kırkpınar ve Özer ,1997 ; Yalvaç, 2006; Varma ve ark, 2007; Kesebir, Gülpek, Noyan, 2002; Kekeç ve ark, 2000; Sayıl ve ark, 1992; Bitlis ve ark. 1994; Şahin ve Özkan, 1993).

Yaş faktörü incelendiğinde genç yaş grubunda intihar girişiminin anlamlı düzeyde fazla olduğu saptanmıştır (Alptekin, Duyar ve Demirel, 2006; Yalvaç, 2006; Çayköylü, Coşkun, Kırkpınar ve Özer ; 1997)

Medeni hal açısından bakıldığında intihar girişimlerinin evlilerde, meslek gruplarına bakıldığında ise ev hanımları ile öğrencilerde yoğunlaştığı gözlenmiştir (Çayköylü, Coşkun, Kırkpınar ve Özer,1997 ; Yalvaç, 2006; Şenol ve ark, 2005; Kesebir, Gülpek, Noyan, 2002;

Kekeç ve ark, 2000; Uçan,2006). İntihar girişimi evlilerde daha fazla görülmesine rağmen

(29)

Kaplan ve Sadock (2004)’ a göre çocuklarla pekiştirilmiş evlilikler intihar riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

İntihar girişiminin daha çok ilaç alımı şeklinde gerçekleştirilmesi de dünya literatürü ile uygunluk göstermektedir (Varma ve ark,2007; Kesebir, Gülpek, Noyan, 2002; Kekeç ve ark, 2000; Sayıl ve ark, 1992; Bitlis ve ark. 1994; Şahin ve Özkan, 1993). Girişimlerin evde herkesin bulunduğu akşam saatlerinde gerçekleşiyor olması (Şenol ve ark, 2005) intihar girişimlerinin bir yardım çağrısı olduğu tezini doğrulamaktadır.

Yapılan çalışmalarda girişim için en fazla görülen hazırlayıcı etmenin kişiler arası ilişkilerde yaşanan problemler olduğu göze çarpmaktadır (Kekeç ve ark 2000). Kadınların girişim nedenlerine bakıldığında aile ve evlilik sorunları ilk sıralarda gelmektedir (Yalvaç, 2006; Alptekin, Duyan ve Demirel, 2006). Tuğcu (2006) ise eşle yaşanan sorunlara ek olarak kadının düşük sosyal beceri düzeyine dikkat çekmektedir.

Palabıyıkoğlu (1993) intihar davranışında ailenin rolüne ilişkin inceleme yazısında aile bütünlüğünün değişkenlerinin intihar potansiyelinin en etkili yordayıcısı olduğunu şöyle ifade etmektedir “Rol kargaşası ile birlikte evlilik sorunları, aile bütünlüğünde bozulma ya da tehditleri özellikle kadınlarda intihar riskini arttırmaktadır. Erkeklere göre kadınların intihar girişimi riskinin yüsek olması kadının toplumdaki yeri ve konumu ile ilişkilidir. Kadınların erkeklere göre yaşamlarında daha doyumsuz olması, depresyona eğilimleri, rollerinin toplumda engelleyici ve sınırlayıcı tavırlarla belirlenmesinden gelmektedir”.

(30)

Eşle yaşanan sorunların yanı sıra dayağın bir ceza olarak kullanılması (Ceyhun, Ergün ve Durak, 1993) birçok kadın için bardağı taşıran son damla olup intihar girişimi çözüm olarak görülmektedir. Aile içi şiddete maruz kalan ve kriz müdahale merkezlerine eşle yaşanan olumsuzluklara dayalı intihar girişimi ile başvuranların kadınlar olduğu göze çarpmaktadır (Oral, Binici, Büyükçelik, Yazar, 1996). Eskin (2003) evli kişilerin intihar girişimi oranını yüz binde on bir, evlenmemiş kişiler için bu oranın evli olanların neredeyse iki katı olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte daha önce evlenmiş kişiler evlenmemiş olanlara göre oldukça yüksek oranlar göstermektedir; dullar arasında yüz binde yirmi dört, boşanmış erkekler arasında yüz binde atmış dokuz ve boşanmış kadınlar arasında yüz binde on sekizdir.

(31)

I.6. Araştırmanın Amacı

Araştırmanın amacı evlilik uyumu, evlilik yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Buna ek olarak tüm bu değişkenlerle bazı demografik değişkenlerin arasındaki ilişkileri araştırmaktır.

Araştırma kapsamında aşağıdaki sorulara cevap aranmaktadır:

1. Evli kadınlarda demografik faktörler ( yaş, eşin yaşı) ile evlilik uyumu, ilişki yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi arasında ilişki var mıdır?

2. Evli kadınlarda evlilik yatırımı-ilişki istikrarı, aile içi şiddet, intihar girişimi ve evlilik uyumu arasında ilişki var mıdır? Varsa bu ilişkilerin yönü nedir?

3. İntihar girişimi olan ve olmayan gruplara üyeliği yordayan değişkenler hangileridir?

4. İntihar girişimi olan ve olmayan evli kadınlarda evlilik uyumu, ilişki istikrarı ve aile içi şiddet açısından fark var mıdır?

I.7 Araştırmanın Önemi

Evlilikle kurulan ve toplumsal yapının temeli olarak gösterilen “aile” birçok çalışmaya konu olmaktadır. Son zamanlarda ailelerde yaşanan sıkıntılar, dağılmalar toplumsal anlamda çözülmelere yol açmaktadır, bu durum yeni nesil için kaygılar oluşmaktadır.

(32)

Ülkemizde aile içi şiddet ve intihar girişimi giderek artmakta ve de oldukça önemli toplumsal sorunlar haline gelmektedir. Sadece psikolojide değil birçok farklı alanda ilgi odağı olmuştur. Bu çalışmalardan bazıları da aile içi şiddet ve intihar girişimlerinin önlenerek halk sağlığının korunmasını amaçlamaktadır.

Bu çalışma; evlilik uyumu, ilişki yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi açısından durumu değerlendirmeyi amaçladığından önem taşımaktadır. Türkiye’de bu değişkenlerin ele alındığı bir çalışmaya henüz rastlanmamıştır.

(33)

I.6. Araştırmanın Amacı

Araştırmanın amacı evlilik uyumu, evlilik yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Buna ek olarak tüm bu değişkenlerle bazı demografik değişkenlerin arasındaki ilişkileri araştırmaktır.

Araştırma kapsamında aşağıdaki sorulara cevap aranmaktadır:

1. Evli kadınlarda demografik faktörler ( yaş, eşin yaşı) ile evlilik uyumu, ilişki yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi arasında ilişki var mıdır?

2. Evli kadınlarda evlilik yatırımı-ilişki istikrarı, aile içi şiddet, intihar girişimi ve evlilik uyumu arasında ilişki var mıdır? Varsa bu ilişkilerin yönü nedir?

3. İntihar girişimi olan ve olmayan gruplara üyeliği yordayan değişkenler hangileridir?

4. İntihar girişimi olan ve olmayan evli kadınlarda evlilik uyumu, ilişki istikrarı ve aile içi şiddet açısından fark var mıdır?

I.7 Araştırmanın Önemi

Evlilikle kurulan ve toplumsal yapının temeli olarak gösterilen “aile” birçok çalışmaya konu olmaktadır. Son zamanlarda ailelerde yaşanan sıkıntılar, dağılmalar toplumsal anlamda çözülmelere yol açmaktadır, bu durum yeni nesil için kaygılar oluşmaktadır.

(34)

Ülkemizde aile içi şiddet ve intihar girişimi giderek artmakta ve de oldukça önemli toplumsal sorunlar haline gelmektedir. Sadece psikolojide değil birçok farklı alanda ilgi odağı olmuştur. Bu çalışmalardan bazıları da aile içi şiddet ve intihar girişimlerinin önlenerek halk sağlığının korunmasını amaçlamaktadır.

Bu çalışma; evlilik uyumu, ilişki yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi açısından durumu değerlendirmeyi amaçladığından önem taşımaktadır. Türkiye’de bu değişkenlerin ele alındığı bir çalışmaya henüz rastlanmamıştır.

(35)

BÖLÜM II

YÖNTEM

II.1. Katılımcılar

Araştırmaya Ankara Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesi acilde psikososyal destek ve krize müdahale birimine başvuran 60 evli kadın ile yine aynı hastanede herhangi bir nedenle herhangi bir bölüme başvuran 60 evli kadın olmak üzere 120 evli kadın gönüllü olarak katılmıştır.

Araştırmaya katılan katılımcının yaşları 17 ile 55 arasında değişmektedir, yaş ortalaması 31,8 (s= 8,19) yıldır. Eşlerin yaş ranjı 21- 65 ve ortalamaları 36,28 (s=9,26) yıldır. Bazı demografik değişkenlere ait ortalama, standart sapma ve ranj değerleri Tablo II.1 de yer almaktadır.

Tablo II.1 de görüldüğü gibi evlilik süresi 2 ay ile 432 ay arasında değişirken (X=

126,46; s= 103,86), evlenmeden önceki tanışıklık süresi ise 1 ay ile 240 arasında değişmektedir (X= 16,13; s= 27). Evlenmeden önceki tanışıklık süresinin olmadığını belirtenler için süre 1 ay, akraba olduklarını bildirenler için süre kişinin yaşının aya dönüştürülmesiyle bulunan değer kabul edilmiştir.

Tablo II.1: Bazı demografik değişkenlere ait ortalama, standart sapma ve ranj değerleri

(36)

N Ranj Ortalama Standart sapma

Katılımcının yaşı 120 17 55 31,8 8,19 Eşinin yaşı 120 21 65 36,28 9,26 Evlilik süresi 120 2 – 432 126,46 103,86

Evlenmeden önceki tanışıklık süresi

120 1 – 240 16,13 27

II.2. Veri Toplama Araçları

Araştırmada veri toplamak amacıyla Evlilik Uyumu Ölçeği, Aile İçi Şiddet Ölçeği, İlişki İstikrarı Ölçeği ve çeşitli demografik bilgilerin toplandığı Kişisel Bilgi Formu katılımcılara verilmiştir.

II.2.1. Kişisel Bilgi Formu

Bu formda katılımcılara ait çeşitli bilgilerin toplandığı sorular bulunmaktadır. Yaş, eşin yaşı, evlilik süresi, evlenmeden önceki tanışıklık süresi, çocuk sayısı, evlenme biçimi, evde yaşayan kişiler, daha önce intihar girişimi olup olmadığı ve varsa bu girişimin nedeni (aile, aile içi şiddet, çocuklar, ana babayla çatışmalar, ölüm/kayıp, taciz, iletişim sorunları, tecavüz, cinsel sorunlar, iş, evsiz kalma, ekonomik, alkol ve madde bağımlılığı, hastalık, diğer) bu formda bulunan sorulardır (Bkz. Ek 1).

(37)

II.2.2. İlişki İstikrarı Ölçeği

Evlilik yatırımı hakkında bilgi sahibi olabilmek için; ilişki doyumu ve bağlanımı, ilişki yatırımını ölçmek amacıyla Rusbult, Martz ve Agnew (1998) tarafından geliştirilen Türkiye uyarlaması Büyükşahin, Hasta ve Hovardaoğlu (2005) tarafından yapılan İlişki İstikrarı Ölçeği (İİÖ-Relationship Stability Scale)’nden yararlanılmıştır.

Ölçeğin hem özgün halinde hem de Türkiye uyarlamasında Varimaks döndürme yöntemi kullanılarak yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörlü bir yapı gösterdiği gözlenmiştir. Ölçek ilişki doyumu, ilişki yatırımı ve seçeneklerin niteliğini değerlendirme olmak üzere üç alt ölçekten oluşmaktadır. Toplam 30 maddeden oluşan ölçekte, her bir alt ölçekte 10 madde bulunmaktadır. Bu çalışmada ilişki yatırımı alt ölçeği kullanılmıştır. Her bir alt ölçeğin ilk beş maddesi dört dereceli (1= tamamen yanlış, 2= oldukça yanlış, 3= oldukça doğru, 4= tamamıyla doğru) Likert tipi bir ölçek üzerinden değerlendirilmektedir. Alt ölçeklerin diğer maddeleri ise 1 (tamamen yanlış) ile 9 (tamamıyla doğru) arasında değer alan Likert tipi bir ölçek üzerinden değerlendirilmektedir. Puanların artması ilgili boyutun arttığı anlamına gelmektedir (Büyükşahin, 2006).

Ölçeğin orijinal formunda her bir alt ölçeğin üç ayrı çalışmadan elde edilen Cronbach alfa iç tutarlılık katsayılarının ilişki doyumu için . 92 ile .95, ilişki yatırımı için .82 ile .84, .ve seçeneklerin niteliğini değerlendirme için 82 ile .88 arasında değiştiği gözlenmiştir (akt.

Büyükşahin,2006). Ölçeğin Türkiye uyarlamasında Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı, ilişki doyumu için .90, seçeneklerin niteliğini değerlendirme için .84 ve ilişki yatırımı için de .84’dür. Ayrıca her bir alt ölçeğin, iki yarım güvenirlik katsayıları hesaplanmış ve bunlar da

(38)

sırasıyla .84, .71 ve .78 olarak bulunmuştur. Bu ölçekte ters puanlanan madde bulunmamaktadır (Büyükşahin, Hasta ve Hovardaoğlu; 2005).

II.2.3. Evlilik Uyumu Ölçeği

Evlilik Uyum Ölçeği - EUÖ (Marital Adjustment Scale) Locke ve Wallace (1959) tarafından evliliğin niteliğini ölçmek amacıyla geliştirilen 15 maddelik bir ölçektir. Ölçeğin orijinalinin iç tutarlık (Cronbach Alpha) kat sayısı .90 olarak bulunmuş, geçerlik ile ilgili çalışmada ölçeğin evliliklerinde uyumlu olanlarla uyumsuzları ayırt ettiği görülmüştür.

EUÖ, Tutarel-Kışlak (1999) tarafından Türkçeye uyarlanmıştır. EUÖ bir genel uyum sorusu, olası anlaşma alanlarını ölçen sekiz soru ile çatışma çözme, bağlılık ve iletişimi ölçen altı soruyu içermektedir.

Ölçeğin iç tutarlık (Cronbach Alpha) katsayısı .84; kadınlar için .85, erkekler içinse .83’tür. Ölçeğin orijinalinin iç tutarlık güvenirliği ise .90 dır. Ölçeğin iki test yarım (tek-çift maddelerin karşılaştırılması) güvenirliği .84 olarak bulunmuştur. Kadınlar için iki yarım güvenirligi .84, erkekler içinse .83 dür. Test tekrar test tekniği ile güvenirlik hesaplaması 15 gün aralıkla evli çiftler üzerinde yapılmış ve saptanan Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon katsayısı .57 olup, .01 düzeyinde anlamlı olduğu görülmüştür.

EUÖ’ nin ölçüt bağıntılı geçerliğinin saptanmasında, Kişilerarası İlişkiler Ölçeği ile İlişkilerde Yükleme Ölçeğinden yararlanılmıştır. EUÖ ile Kişilerarası İlişkiler Ölçeğinin toplam puanları arasında korelasyon katsayısı .12 (p<.05) olarak bulunmuştur. EUÖ ile

(39)

ilişkilerde Yükleme Ölçeği toplam puanları arasında ise negatif korelasyon beklenmiş ve elde edilen korelasyon katsayısı -.54’dür ve bu değer .01 düzeyinde anlamlıdır.

Yapılan temel bileşenler analizi ve varimax dönüştürmesi sonucu elde edilen bulgular ölçeği anlaşma ve anlaşmama durumları ve ilişki tarzını içeren iki yapıya ayırmıştır. Birinci faktör ilk 9 maddeden oluşmuştur. Söz konusu maddeler incelendiğinde, genel uyum ve duygu, cinsellik, toplumsal kurallar gibi durumlardaki anlaşmayla ilgili oldukları görülmektedir. İkinci faktörde yer alan son 6 madde ise, bos zaman etkinlikleri, çatışma çözme, güven gibi ilişki tarzı ile ilgili maddelerdir. Ölçek çiftlerin her ikisine uygulanabildiği gibi sadece çiftlerden birine de uygulanabilmektedir ve genel evlilik uyumunu yansıtmaktadır.

Yapılan geçerlik-güvenirlik çalışmasında çiftler arasında bir fark bulunamamıştır.

Ölçekteki puanlar, uyumsuzluktan uyumluluğa doğru artmaktadır. En düşük puan 1, en yüksek puan 60’tır. Ortalamayı temel alan kesim noktası formülü kullanılarak, EUÖ’den elde edilen puanların kesim noktası 43 olarak hesaplanmıştır. Buna göre, ölçekten 43 ve üzeri puan alanlar evliliklerinde uyumlu, 43’ün altında puan alanlar uyumsuz olarak değerlendirilmektedir.

Maddelerin puanlanması aşağıdaki gibidir:

1. madde = 0, 1, 2, 3, 4, 5, 6 puan

2 ile 9 arası maddeler = 5, 4, 3, 2, 1, 0 puan 10. madde = 0, 1, 2 puan

11. madde = 3, 2, 1, 0 puan

(40)

12. madde = anlaşmazlık : 0 puan

dışarıda bir şeyler yapmak : 1 puan evde oturmak : 2 puan

13. madde = 0, 1, 2, 3 puan 14. madde = 2, 1, 0 puan 15. madde = 0, 1, 2, 2 puan

II.2.4. Aile İçi Şiddet Ölçeği

Aile içindeki yaşanan şiddetin boyutunu ve türlerini belirlemek için Çetiner (2006) tarafından oluşturulmuş 30 maddelik soru formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması bu araştırma için yapılmıştır. Katılımcılar Aile İçi Şiddet Ölçeği (AİŞÖ)’ndeki ifadelerle ne sıklıkta karşılaştıklarını 5 dereceli Likert tipi ölçekte bildirmişlerdir. Bu ölçekte 1 “hiçbir zaman”, 2 “nadiren”, 3 “bazen”, 4 “çoğu zaman” ve 5 “her zaman” anlamına gelmektedir. Bu ölçekte ters puanlanan madde bulunmamaktadır.

Aile İçi şiddet Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması:

Aile İçi Şiddet Ölçeğinin (AİŞÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması rasgele seçilen 176 evli kadın katılımcı ile yapılmıştır. Tablo II.4.2.1 den de görüldüğü gibi katılımcı kadınların yaş ranjı 17- 70, ortalaması X= 32.77 (s =9,86), katılımcıların eşlerinin yaş ranjı 19- 77, ortalaması X= 36,17 (s =10,28) olarak bulunmuştur.

(41)

Katılımcıların evlilik süresi 1 ay ile 630 ay arasında değişmektedir ( X= 138; s=123,09).

Eşlerin evlenmeden önceki tanışıklık sürelerini yok olarak tanımlayanlar ya da bildirmeyenler için süre 1 aya, akraba olduklarını bildirip süre belirtmeyenler için kişinin yaşı aya dönüştürülerek hesaplanmıştır. Evlenmeden önceki tanışıklık süreleri 1 ay ile 504 ay arasında değişmektedir (X= 22,62; s=51,26).

Tablo II.2 : Bazı demografik değişkenlere ait ortalama, standart sapma ve ranj değerleri

N Ranj Ortalama Standart sapma

Katılımcının yaşı 176 17 70 32,77 9,86 Eşinin yaşı 176 19 – 77 36,17 10,28

Evlilik süresi 176 1 – 630 138 123,09 Evlenmeden önceki tanışıklık

süresi

176 1 – 504 22,62 51,26

Aile İçi Şiddet Ölçeğinin yapı geçerliğini incelemek amacıyla varimaks eksen döndürme kullanılarak faktör analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda ölçeğin beş faktörlü bir yapı gösterdiği gözlenmiştir.

Bu faktörler fiziksel şiddet, duygusal şiddet, sözel şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet olarak adlandırılmıştır. Bu faktörler varyansın % 63,83 ’ ünü açıklamıştır. Faktörlerin madde yükleri ve madde ölçek korelasyonları Tablo II.3 de gösterilmiştir.

(42)

Tablo II.3 : (Aile İçi Şiddet Ölçeği- AİŞÖ) Faktörlerin Madde Yükleri ve Ölçek- Madde Korelasyonları

Duygusal Fiziksel Sözel Cinsel Ekonomik Madde-ölçek korelasyonu

Madde 1 ,583 ,720

Madde 2 ,568 ,620

Madde 3 ,719 ,697

Madde 4 ,611 ,618

Madde 5 ,497 ,624

Madde 6 ,730 ,794

Madde 7 ,638 ,649

Madde 8 ,535 ,605

Madde 9 ,675 ,671

Madde 10 ,762 ,800

Madde 11 ,696 ,545

Madde 12 ,826 ,776

(43)

Ölçeğin güvenirlik düzeyini belirlemek amacıyla ise, iç tutarlılık katsayısı ve iki yarım güvenirlik katsayıları hesaplanmıştır. İç tutarlık katsayısı (Cronbach alfa) .95 olarak

Madde 13 ,774 ,706

Madde 14 ,661 ,686

Madde 15 ,676 ,610

Madde 16 ,825 ,808

Madde 17 ,647 ,597

Madde 18 ,614 ,696

Madde 19 ,814 ,783

Madde 20 ,759 ,760

Madde 21 ,539 ,751

Madde 22 ,712 ,728

Madde 23 ,793 ,782

Madde 24 ,765 ,794

Madde 25 ,536 ,608

Madde 26 ,663 ,723

Madde 27 ,499 ,681

Madde 28 ,840 ,865

Madde 29 ,640 ,734

Madde 30 ,794 ,798

(44)

bulunmuştur. İki yarım test güvenirliği katsayısı ise .91 olarak bulunmuştur ve bu değer .01 düzeyinde anlamlıdır.

II.3. İşlem

Öncelikle Aile İçi Şiddet Ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması için gönüllü 176 evli kadına ulaşılmıştır. Aile İçi Şiddet Ölçeği ve kişisel bilgi formundan oluşan anketi, katılımcılar 5- 10 dakikada kendileri doldurmuşlardır. Araştırmanın asıl kısmı için Ankara Dr.

Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesi acilde psikosoyal destek ve krize müdahale birimine başvuran 60 evli kadın ile yine aynı hastanede herhangi bir nedenle herhangi bir bölüme başvuran 60 evli kadın olmak üzere 120 evli kadın gönüllü olarak katılmıştır. İntihar girişimi nedeniyle hastanede bulunan katılımcıların bu özel durumları göz önüne alınarak ve farklılık oluşturmaması açısından intihar girişimi olmayan diğer katılımcılara ölçekteki sorular araştırmacı tarafından okunmuş ve yanıtları işaretlenmiştir. Anketlerin doldurulma süresi ortalama 10-15 dakika sürmüştür. Yönerge aracılığıyla tüm katılımcılara; kişisel bilgi istenmediği, bu formlardan elde edilen bilgilerin araştırma dışında kullanılmayacağı belirtilmiş, katılımları için teşekkür edilmiştir.

(45)

BÖLÜM III

BULGULAR

Bu araştırmanın amacı daha önce de belirtildiği gibi evlilik uyumu, ilişki yatırımı, aile içi şiddet ve intihar girişimi arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu genel amaç doğrultusunda elde edilen verilere anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edilerek, betimleyici istatistik analizleri, korelasyon analizi, lojistik regresyon analizi ve çok değişkenli katışık varyans analizi (MANCOVA) uygulanmıştır.

III.1. Araştırmada Yer Alan Değişkenlere İlişkin Betimsel İstatistik Bulguları

Araştırmanın bu bölümünde, araştırmaya katılan 120 evli kadına ilişkin betimsel istatistik bulgularına yer verilecektir. Katılımcılara ilişkin betimsel istatistik bulguları Tablo III.1’ de verilmiştir.

Katılımcılardan % 37.5’i evlenme biçimini flört, %50’si görücü usulü , %12.5’i ise görücü usulü+flört olarak bildirmişlerdir.

Katılımcıların çocuk sayısına bakıldığında % 25.8’inin bir, % 40.8’inin iki, %16.7’sinin üç, % 3.3’ünün 4 ve %0.8’inin 6 çocuğu bulunurken %12.5’i çocuk sahibi değildir.

(46)

Tablo III.1 : Katılımcılara Ait Genel Demografik Özellikler

Frekans Yüzde (%) Evlenme biçimi

Flört

Görücü usulü Görücü usulü+flört

45 60 15

37,5 50 12,5 Çocuk sayısı

0 1 2 3 4 6

15 31 49 20 4 1

12,5 25,8 40,8 16,7 3,3 0,8

Evde yaşayan kişiler

Yok

Eşimin ailesi Benim ailem

Benim diğer çocuklarım Eşimin diğer çocukları

83 26 2 3 6

69,2 21,7 1,7 2,5 5 Evlilik uyumu

Yüksek

Düşük 33

87 27.5

72.5

18 32 3 11

15 26,7 2,5 9,2 İntihar girişimi nedeni

Aile

Aile içi şiddet Çocuklar

Ana-baba ile çatışmalar Ölüm / kayıp

Taciz

İletişim sorunları Tecavüz Cinsel sorunlar İş

Evsiz kalma Ekonomik

Alkol ve madde bağımlılığı Hastalık

Diğer

3 3 14 1 5 3 - 4 - 2 5

2,5 2,5 11,7 0.8 4,2 2,5 - 3,3 - 1,7 4,2 İntihar girişim sayısı

1 2 3 4 7

30 13 5 4 1

30,8 10,8 4,2 3,3 0,8

Eşleri ve ortak çocukları dışında aynı evde yaşayan olmadığını bildirenler katılımcıların

% 69,2’sini, eşinin ailesiyle aynı evde yaşayanlar % 21,7’sini, kendi ailesiyle aynı evde yaşayanlar %1,7’sini, eşinin diğer çocuklarıyla aynı evde yaşayanlar % 5’ini, kendi diğer çocuklarıyla aynı evde yaşayanlar % 2,5’ini oluşturmaktadır.

(47)

Daha önce de belirtildiği gibi EUÖ den toplam 43 puan alan katılımcıların evliliklerinin uyumlu olduğu kabul edilmiştir. Bu çalışmadaki katılımcıların %27,5’inin evliliğinin uyumlu,

% 72,5 ‘inin evliliğinin uyumsuz olduğu görülmüştür.

Araştırmaya katılan katılımcıların % 50’si en az bir kez intihar girişiminde bulunan evli kadınlardan oluşmaktadır. İntihar girişim sayılarına bakıldığında girişimi bulunanların

%61,6’sı 1 kez, % 21,6’sı 2 kez, % 8,4’ü 3 kez, % 6,6’sı 4 kez, % 1,8’i 7 kez intihar girişiminde bulunmuştur.

İntihar girişimi nedenlerine bakıldığında sırasıyla; aile içi şiddet (32 defa), aile (18), iletişim sorunları (14), anne babayla çatışmalar (11), cinsel sorunlar (5), diğer (5), ekonomik sorunlar (5), ölüm / kayıp (3), çocuklar (3), iş (3), taciz (3), hastalık (2) ve tecavüz (1) gösterilmiştir.

III.2. Araştırmada Yer Alan Değişkenler Arasındaki Korelasyonlar

Araştırmada yaş, eşin yaşı, evlilik uyumu, ilişki doyumu, seçeneklerin niteliğini değerlendirme, ilişki yatırımı, aile içi şiddet ve alt boyutları olan duygusal, fiziksel, sözel, ekonomik ve cinsel şiddet arasındaki ilişkilere Pearson korelasyon katsayısı ile bakılmıştır.

Tüm katılımcılar (Tablo III.2), intihar girişimi grubundaki katılımcılar (Tablo III.3) ve intihar girişimi olamayan gruptaki katılımcılar için bu değişkenler arasındaki korelasyon katsayı değerleri ayrı ayrı hesaplanmıştır.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :