İntihar yaşanan sosyal, duygusal olumsuzluklar karşısında bireyin bilerek ve istemli kendini öldürme eylemi olarak tanımlanmaktadır.

Suicide (intihar) kavramı Latin kökenli kelimelerden oluşmasına rağmen, Latince değildir. İngilizce’de suicide olarak ilk kullanım tarihi 1662’dir. Dilimizde ilk kez Tanzimat döneminde, Türkçe’ye çevrilen eserlerde kendini katletmenin yerine intihar kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. Bu kelime Arapça’da kurban anlamına gelen nahr kelimesinden meydana gelmiştir. Günümüzde ise öz-kıyım ya da öze-kıyım olarak karşımıza çıkabilmektedir (Uçan, 2006).

İntihar davranışı tehdit, düşünce, girişim ve ölümle sonuçlanan eylemler olarak geniş bir yelpaze içinde yer almaktadır. Akbıyık ve Sayıl (2001)’a göre intihar olgusu, “intihar”,

“intihar girişimi”, “intihar düşüncesi” kavramları temelinde ele alınmalıdır. İntihar girişiminde bulunan kişi gerçekten ölmek arzusunda olabileceği gibi, bu davranışında acısını, çaresizliğini ve umutsuzluğunu dile getirmek amacını da gütmüş olabilir. Bu yönleri ile intiharı kişinin yardım çağrısı olarak değerlendirmek mümkündür.

Ayrıca gerçek amacı ölmek olan kişiler yaşayabilir ve ciddi sakatlıklarla yaşamlarına devam etmek zorunda kalabilirler, asıl amacı birilerine ders vermek ya da yardım çağrısı olan kişiler de bu eylemleri sonucu ölebilirler. Bu açıdan intihar düşünce girişim ya da eylem boyutlarından hangisinde olursa olsun ciddiye alınmalıdır (Uçan,2006).

İntihar; yaşam olaylarına olağan tepkiler veren normal insanlardan ağır ruhsal bozukluğu olan kişilere kadar uzanan geniş bir popülasyonda görülebilir. İntihar girişimi DSM-IV-TR' de majör depresif bozukluğun ("yineleyen ölüm düşünceleri (sadece ölmekten korkma olarak değil), özgül bir tasarı kurmaksızın yineleyen intihar düşünceleri, intihar girişimi ya da intihar için özgül bir tasarının olması") ve borderline (sınırda) kişilik bozukluğunun ("intiharla ilgili yineleyen davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendini yaralama davranışı") tanı ölçütüdür. Bununla birlikte, bu tanıları olmayan birçok ergende intihar düşünceleri ve intihar girişimi görülür.

Tüm toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de intiharın tabu olarak görülmesi, bu konuyla ilgili çalışmaları engelleyici olmuştur. İntihar konusunun, en fazla ruh sağlığı çalışanları tarafından ele alındığı görülmekle birlikte, son dönemlerde az sayıda da olsa, Halk Sağlığı, Adli Tıp, Hemşirelik, Hukuk gibi farklı disiplinlerin konuya yöneldiği görülmektedir.

İntihar girişimleri için risk faktörleri biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan çok geniş kapsamlı olarak ele alınmaktadır. Asoğlu (2007) intihar girişimlerinde; geçmiş intihar girişimleri, impulsif davranış örüntüsü, düşük sosyal durum, depresyon, anksiyete, ailede tamamlanmış intihar ya da intihar girişimi öyküsü, yalnız yaşama, boşanmış ya da ayrılmış olma, yaşlı olma, ölümcül ajanlara ulaşma kolaylığını risk faktörleri arasında saymaktadır.

Bunlara ek olarak Atay ve Gündoğar (2004), intihar davranışına yatkınlıkta, yaş, cinsiyet, psikiyatrik hastalıklar, ailesel ve genetik faktörler, fiziksel hastalıklar, çocukluk dönemi yaşantıları, psikososyal destek sistemleri, olumsuz bilişsel yapılanmalar gibi çeşitli risk faktörlerine işaret etmektedir.

Türkiye’deki intihar davranışları incelendiğinde tamamlanmış intihar oranın düşük olduğu gözlenmektedir. Sayıl (1994) bu durumu şöyle açıklamaktadır: “ İslamda ölümden sonraki hayata inanılır. Tanrının isteği dışında canına kıyan kıyamet ve ahirette cezalandırılacaktır. Böylelikle Müslümanlık intiharı tümüyle dışlayan bir tutum ve inanç sergilemiştir. Dini inançlar, sıkı aile bağları, aile bütünlüğüne ve sosyal dayanışmaya saygı intihar oranının düşük olmasını getiren özellikler olarak sayılabilir.” Öncü (2004) ise Kişinin aile ve sosyal desteğinin güçlü olması intihara karşı koruyucu olduğunu bildirmektedir.

Türkiye’deki intihar girişimi davranışını inceleyen araştırmalar gözden geçirildiğinde daha çok hastanelerin krize müdahale birimlerinden elde edilen verilere dayalı bölgesel çalışmalara ulaşılmaktadır. Cinsiyet faktörünün intihar girişimi ile ilişkisine bakıldığında dünya literatürüyle uyumlu olarak kadınlarda intihar girişiminin erkeklere oranla daha yüksek olduğu görülmektedir (Çayköylü, Coşkun, Kırkpınar ve Özer ,1997 ; Yalvaç, 2006; Varma ve ark, 2007; Kesebir, Gülpek, Noyan, 2002; Kekeç ve ark, 2000; Sayıl ve ark, 1992; Bitlis ve ark. 1994; Şahin ve Özkan, 1993).

Yaş faktörü incelendiğinde genç yaş grubunda intihar girişiminin anlamlı düzeyde fazla olduğu saptanmıştır (Alptekin, Duyar ve Demirel, 2006; Yalvaç, 2006; Çayköylü, Coşkun, Kırkpınar ve Özer ; 1997)

Medeni hal açısından bakıldığında intihar girişimlerinin evlilerde, meslek gruplarına bakıldığında ise ev hanımları ile öğrencilerde yoğunlaştığı gözlenmiştir (Çayköylü, Coşkun, Kırkpınar ve Özer,1997 ; Yalvaç, 2006; Şenol ve ark, 2005; Kesebir, Gülpek, Noyan, 2002;

Kekeç ve ark, 2000; Uçan,2006). İntihar girişimi evlilerde daha fazla görülmesine rağmen

Kaplan ve Sadock (2004)’ a göre çocuklarla pekiştirilmiş evlilikler intihar riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

İntihar girişiminin daha çok ilaç alımı şeklinde gerçekleştirilmesi de dünya literatürü ile uygunluk göstermektedir (Varma ve ark,2007; Kesebir, Gülpek, Noyan, 2002; Kekeç ve ark, 2000; Sayıl ve ark, 1992; Bitlis ve ark. 1994; Şahin ve Özkan, 1993). Girişimlerin evde herkesin bulunduğu akşam saatlerinde gerçekleşiyor olması (Şenol ve ark, 2005) intihar girişimlerinin bir yardım çağrısı olduğu tezini doğrulamaktadır.

Yapılan çalışmalarda girişim için en fazla görülen hazırlayıcı etmenin kişiler arası ilişkilerde yaşanan problemler olduğu göze çarpmaktadır (Kekeç ve ark 2000). Kadınların girişim nedenlerine bakıldığında aile ve evlilik sorunları ilk sıralarda gelmektedir (Yalvaç, 2006; Alptekin, Duyan ve Demirel, 2006). Tuğcu (2006) ise eşle yaşanan sorunlara ek olarak kadının düşük sosyal beceri düzeyine dikkat çekmektedir.

Palabıyıkoğlu (1993) intihar davranışında ailenin rolüne ilişkin inceleme yazısında aile bütünlüğünün değişkenlerinin intihar potansiyelinin en etkili yordayıcısı olduğunu şöyle ifade etmektedir “Rol kargaşası ile birlikte evlilik sorunları, aile bütünlüğünde bozulma ya da tehditleri özellikle kadınlarda intihar riskini arttırmaktadır. Erkeklere göre kadınların intihar girişimi riskinin yüsek olması kadının toplumdaki yeri ve konumu ile ilişkilidir. Kadınların erkeklere göre yaşamlarında daha doyumsuz olması, depresyona eğilimleri, rollerinin toplumda engelleyici ve sınırlayıcı tavırlarla belirlenmesinden gelmektedir”.

Eşle yaşanan sorunların yanı sıra dayağın bir ceza olarak kullanılması (Ceyhun, Ergün ve Durak, 1993) birçok kadın için bardağı taşıran son damla olup intihar girişimi çözüm olarak görülmektedir. Aile içi şiddete maruz kalan ve kriz müdahale merkezlerine eşle yaşanan olumsuzluklara dayalı intihar girişimi ile başvuranların kadınlar olduğu göze çarpmaktadır (Oral, Binici, Büyükçelik, Yazar, 1996). Eskin (2003) evli kişilerin intihar girişimi oranını yüz binde on bir, evlenmemiş kişiler için bu oranın evli olanların neredeyse iki katı olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte daha önce evlenmiş kişiler evlenmemiş olanlara göre oldukça yüksek oranlar göstermektedir; dullar arasında yüz binde yirmi dört, boşanmış erkekler arasında yüz binde atmış dokuz ve boşanmış kadınlar arasında yüz binde on sekizdir.

Belgede T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİ (SOSYAL PSİKOLOJİ) ANABİLİM DALI (sayfa 26-31)