Priştineli Begzâde Nûrî Divanı ve Divan’daki
Şifreli Yazılar
Diwan of Begzade Nuri of Prishtina and Cypher-writings
in His Diwan
Esra EGÜZ∗
ÖZET
Priştineli Begzâde Nûrî, XVIII. yüzyıl şairlerindendir. Aslen Priştineli olan fakat ömrünün muhtemelen uzun bir bölümünü İstanbul’da geçirmek durumunda kalan şairin samimi ve sade
bir üslubu vardır. Kaynaklarda şair hakkında pek fazla bilgi bulunmasa da, İstanbul Üniversi-tesi Nadir Eserler Kütüphanesi ve Millet Kütüphanesi’nde birer yazma nüshası bulunan orta büyüklükte bir Divan’a sahiptir. Divan, hem içerdiği şiirler, hem de lugazlar bölümünde ve
Divan’ın son varağında bulunan şifreli yazılar açısından dikkat çekicidir. Bu makalede Divan’ından yola çıkılarak, edebiyat tarihlerinde hakkında bilgi bulunmayan şairin edebî
kişiliği ve hayatı hakkında bilgi verilmeye çalışılacak ve Divan’daki şifreli yazıların çözümleri yapılacaktır.
•
ANAHTAR KELİMELER
Priştineli Begzade Nuri, XVIII. yüzyıl divan şiiri, klasik Türk edebiyatı, hat çeşitleri, şifreli yazı.
•
ABSTRACT
Begzade Nuri of Prishtina is one of the diwan poets in XVIIIth century. Nuri of Prishtina, who is hail from Prishtina but probably lives in Istanbul for a long time of his life, posseses clear and natural literary style. Though not much information is found about him, he has a medium-sized Diwan, whose two copies are in Millet Kütüphanesi and İstanbul Üniversitesi
Nadir Eserler Kütüphanesi. The Diwan is important for including either poems or cypher-writings which can be seen in the chapter of lugaz and the last folio of Diwan. In this article,
it will be given information about Nuri of Prishtina’s life in light of his Diwan and cypher-writings in the Diwan will be solved.
• KEY WORDS
Nuri of Prishtina, XVIIIth-century diwan poetry, classical Turkish literature, Ottoman calligraphic scripts, cypher-writing.
XVIII. yüzyılın pek tanınmayan bir şairi olan Priştineli Begzade Nûrî’nin hayatı hakkında bilgi bulabildiğimiz kaynaklar son derece sınırlıdır. Tuhfe-i Nailî’de onun H. 1200/ M. 1785 tarihinde hayatta olduğu belirtildikten sonra, Divan’ından alınan
Himmetinle dest-gîr ol pîrim İsmâil Dede Dergehine sıdk u ihlâs-ıla etdim ilticâ
beyti verilir. Ayrıca Divan’ın biri Millet Kütüphanesi (Ali Emirî Efendi, nr. 470), diğeri İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi (nr. 348)’nde olmak
üze-re iki nüshasının olduğu belirtilir.1 Yazma Divanlar Katalogu’nda ise şairin
oğ-luna gönderdiği “İslambol’dan oğluma firistâde manzum kâimedir” başlıklı manzum mektubundan hareketle, onun İstanbul’da bulunduğu ve H. 1200/ M. 1785 tarihlerinde hayatta olduğu belirtilir. Ardından Tuhfe-i Nailî’de geçen be-yit burada da verilir ve şairin İsmail Dede’ye bağlı bir derviş olduğu ifade edi-lir.2
Kaynaklarda verilen bilgi son derece sınırlı olduğu için, şairin hayatı
hak-kında bilgi edinebilmek için Divan’ından yola çıkmamız gerekecektir.3 Şairin
gerek Begzâde Nûrî-i Priştinevî olarak tanınması gerek genel olarak Divan’ı
bize onun Priştineli olduğu bilgisini verir.4 Divan’ında yer alan bazı tarih
man-zumelerine bakarak şairin 1730-1745 tarihleri arasında doğmuş olabileceği tah-mininde bulunmak mümkündür. Yine tarih manzumeleri ve manzum mektup-lardan öğrendiğimiz kadarıyla yedi yaşında vefat eden Züleyha adlı bir kızı ile
Râşid ve Ömer Sâkıb adlı iki oğlu olduğu ortaya çıkar.5 Şairin aldığı eğitim
1 Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî: Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, C. II, haz. Cemâl
Kurnaz- Mustafa Tatçı, Ankara 2001, s. 1112.
2 İstanbul Kütüphanelerindeki Türkçe Yazma Divanlar Katalogu, C. III, fasikül II, İstanbul 1967, s.
852-853.
3 Bu makalede ele alınan şiirlerin tamamında “Priştineli Nûrî Divanı ve İncelenmesi” başlıklı
tezdeki şiir ve beyit numaraları kullanılmıştır. Bkz. Esra Egüz, Priştineli Nûrî Divanı ve
İncelen-mesi, İÜ SBE Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009.
4 Şair, vatanının Priştine olduğunu Divan’ında şöyle ifade etmektedir: “Vatanım Priştine’de var
niçe ahbâb-ı sadık/ Cümlenin dinle sözün eyle mürüvvet Râşid” (m.k. 1/18) ve “Eyledik Priştine’den çün hicret/ Meskenim oldu diyâr-ı gurbet” (m.k. 4/12). Ayrıca Divan’da şairin Priştine’yi ve Priştine’nin güzellerini övdüğü beyitler de bulunmaktadır (bkz. g. 333/6, g. 353/6, kt. 3).
5 Divan’da ikinci sırada yer alan tarih manzumesi, şairin kızı Züleyha’nın ölümü için yazılmış
Al-hakkında kesin bir bilgimiz bulunmamakla beraber, Divan’ındaki bazı beyitler onun düzenli bir eğitim almadığı izlenimini vermektedir:
Pîş-i üstâdda henüz biz ders-i sarfdan almadık Ma‘rifet kesb etdiğim yok i‘timâd eyle bana
(g. 1/3) Mekteb-i ‘âlemde aslâ ma‘rifet kesb etmedim Bildiğim ihlâsdır ancak hakîkat bî-riyâ
(g. 1/5) Ders almamışız gerçi kavâ‘id-i ‘ulûmdan Gencîne-i esrâra hidâyet ile kânız
(g. 173/3)
Aslen Priştineli olan şair, büyük ihtimalle işlediği bir suçtan ötürü
İstan-bul’da ikamet etmek zorunda kalmıştır.6
Çekdiğim kendi kusûrum eseri Kimsenin yok bu husûsda haberi Edemem kimseye isnâd kat‘â
Kimsenin medhali yokdur aslâ7
(manzum kaime 4/28-29)
Şairin ölüm tarihi bilinmemektedir. Ancak Divan’daki son tarih manzumesi delâletiyle 1785’ten sonra öldüğünü söylemek mümkündür.
Priştineli Nûrî’nin iki nüshası tespit edilen8 “Eser-i hâme-i muhabbet-i
Begzâde” ismini verdiği ve gayet sade bir dille kaleme aldığı bir Divan’ı
tıncı sıradaki tarih manzumesi ise şairin oğlu Sâkıb’ın doğumu için yazılmıştır ve “Târih-i vilâdet-i oğlum Ömer Sâkıb” başlığını taşımaktadır. H. 1200 tarihini verir. Şair oğlu Râşid için-se bir manzum mektup kaleme almıştır.
6 Bazı arşiv belgelerinde de bu konuda bilgiler mevcuttur. Bir belgede Priştine ayanından
Nureddin’in mücazattan korkarak firar ettiğinden bahsedilir. Bahsedilen kişinin Priştineli Begzade Nureddin olması ihtimal dâhilindedir. Bkz. BOA, Cevdet Maliye, Dosya no: 709, Gömlek no: 28938.
7 Beyit, metinde “Kimsenin yokdur medhali aslâ” şeklindedir; fakat bu şekli vezne uymadığı
lunmaktadır. Deyimler açısından zengin olan bu eserde, samimi ve akıcı bir üslup benimsenmiştir. Divan’daki şiirlerde çoğunlukla aruzun Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün vezninin tercih edildiği görülür.
Priştineli Nûrî Divanı’nda 5 kaside, 393 gazel9, 7 mesnevi, 21 kıta, 42 beyit,
2 mısra, 2 muhammes, 2 tahmis ve 5 müseddes bulunmaktadır. Kasidelerden biri şairin pîri olan İsmail Dede’ye, biri de şairin ismini vermediği hâmisine
ya-zılmıştır.10 Geriye kalan kasidelerden biri âşıkane bir mahiyet taşır, diğer ikisi
ise musiki terimleri ile yazılmış “kâr-ı nâtık” tarzında iki kasidedir.11
Priştineli Nûrî Divanı, gazeller açısından daha zengindir. Divan’da yer alan gazellerin bir kısmı hikemî tarzda yazılmıştır. Ayrıca lirik ve âşıkane olanları da çoktur. Şairin hikemî tarzda yazdığı gazellerde Koca Râgıb Paşa’nın etkisi görü-lür. Âşıkane şiirlerinde ise Fuzulî, Necatî, Şeyhülislam Yahya, Nedim, Bâkî, Usulî gibi şairlerin etkisindedir. O, bu tarz şiirlerinde çoğunlukla ayrılık tema-sını işler. Genel olarak Divan’ına baktığımızda, Priştineli Nûrî’nin şiirlerinde tamamen kendi hayatını anlattığını görürüz. Bu yönü ile ele alacak olursak şair, ayrılık temi ile aslında memleketi olan Priştine’den ve orada yaşayan ailesi ve dostlarından ayrı kalışını anlatmıştır diyebiliriz.
Priştineli Nûrî Divanı’nda iki mütekerrir muhammes ve beş mütekerrir müseddes bulunmaktadır. Şair, Hz. Ali için bir muhammes ve bir müseddes yazmıştır. Ayrıca pek çok şiirinde vatan özlemini dile getiren Priştineli Nûrî, Divan’ında yer alan müseddeslerden birini bütünüyle vatan konusuna ayırmış-tır:
8 Bu nüshalar İÜ Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Bölümü nr. 348 ve Millet
Kütüp-hanesi Ali Emirî (Manzum) Bölümü nr. 470’te kayıtlıdır. Nüshalarından Millet Kütüphane-si’nde bulunan 87, Üniversite KütüphaneKütüphane-si’nde bulunan ise 81 varaktır.
9 Buna gazel nazım şekli ile yazılmış lugazlar ve Divan’ın sonunda ayrı olarak yer alan beş gazel
de dâhildir. Tezin “Gazeller” bölümünde incelenen şiir sayısı ise 387’dir.
10 Tezde şairin hâmisine yazılan kaside 4. sırada, İsmail Dede için yazılan kaside ise 5. sırada
bulunmaktadır. Bkz. Esra Egüz, Priştineli Nûrî Divanı ve İncelenmesi, İÜ SBE Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009, s. 205-207.
11 İlk kaside âşıkâne mahiyettedir. İkinci ve üçüncü sıradaki kasidelerse musiki terimleri ile
Ne ‘aceb dil-keş olur kûy-ı dil-ârâ-yı vatan Şevk-engîz-i hayâldir bana me’vâ-yı vatan Etdi tenvîr dil-i fürkat-keşi ma‘nâ-yı vatan Şimdi bildik ne imiş hubb-ı mezâyâ-yı vatan Sînemi mahzen-i şevk eyledi sevdâ-yı vatan Çeşmi nâ-mahrem-i h˘âb etdi temâşâ-yı vatan
(müs. 3/1)
Ayrıca Divan’da şairin “manzum kaime” olarak adlandırdığı dört manzum mektup bulunmaktadır. Bunlardan biri, şairin, oğlu Râşid’e gönderdiği öğüt
içerikli bir mektuptur.12 Priştineli Nûrî bu manzum mektupta oğluna ilim tahsil
etmesi yolunda tavsiyelerde bulunur.
Divan’ın dikkat çeken bir bölümü de lugazlar bölümüdür. Divan’da beş
adet lugaz yer almaktadır.13 Bu lugazların cevapları, eserin Millet
Kütüphane-si’nde bulunan nüshasında şecerî harflerle şifrelenerek verilmiştir. İlk lugaz aşağıdaki gibidir:
Nedir ol müstakîm ehl-i sa‘âdet ‘Amel eyler onunla ehl-i hâcet Komaz hîç kimseye ede hıyânet Dili onun beyân eder sadâkat Lisânı ikidir zâhirde ammâ Biri matlûb olanı eyler îmâ Okumaz gerçi ol sâhib-rakamdır Merâmın ‘arz eder ehl-i keremdir Başı birdir dişi yüzden ziyâde Gezer elden ele gâhî fesâdda
12 Bkz. a.e., s. 500-503. 13 Bkz. a.e., s. 495-500.
Sürür zencîrini dîvâne-âsâ Hilâf etmez sahîh ger olsa hâşâ Cüdâ olsa başı onun bedenden
Kalırsın Nûriyâ sen de işinden14
Bu lugazın cevabı, edebî alanda en çok istifade edilen şifreli yazılardan biri olan şecerî yazıyla aşağıdaki şekildeki yazılmıştır15:
Şecerî yazıda ebced sistemindeki sekiz kelime, yani ebced, hevvez, huttî, kelemen, sa‘fes, karaşet, dazığ kelimeleri esas alınır. Bu şifreli yazıda şecerî harflerin sağındaki çizgi sayısı kelimenin sırasını, solundaki çizgi sayısı ise o sıradaki kelimenin harf sırasını göstermektedir. Yukarıdaki şifreyi en sağdan başlayarak okuyacak olursak, ilk olarak sağda altı, solda ise bir çizgi bulundu-ğunu görürüz. Burada altıncı kelime olan karaşet’in ilk harfi olan kaf kastedil-mektedir. Daha sonra sırasıyla dördüncü kelimenin dördüncü harfi olan nun, üçüncü kelimenin ikinci harfi olan tı, birinci kelimenin birinci harfi olan elif ve altıncı kelimenin ikinci harfi olan rı harfi verilmiştir. Bu harfleri yan yana getir-diğimizde lugazın cevabı olan kantar kelimesi ortaya çıkar.
İkinci lugaz şöyledir:
Ol ne mesneddir ku‘ûd etmez ana ehl-i şu‘ûr Sahn-ı hande cây- i girye bir ‘aceb beyt-i huzûr
14 Lugazın nesre çevirisi: İhtiyacı olanların onunla iş gördükleri kutlu ve dosdoğru olan şey
ne-dir? O hiç kimseye ihanet etmez ve onun dili hep doğruluğunu beyan eder. Görünüşte dili iki-dir; ama bunlardan biri her zaman talep edileni ima eder. O okumaz ama rakam sahibiiki-dir; maksadını belli eden bir kerem sahibidir. Başı bir tanedir; ama dişleri yüzden çoktur; kimi za-man elden ele gezer ve âlemi fesada verir. Divane gibi zincirini sürükler; ama asla gerçeği sap-tırmaz. Ey Nuri, eğer onun başı bedeninden ayrılırsa, sen de işinden geri kalırsın.
15 “Ordu techizatı, yiyecek, içecek vs. konulardaki kullanışlarının dışında şecerî hattın, bizim
kültür ve edebî hayatımızda en çok yeri bulunan bir şifre alfabe olduğunu tahmin ediyoruz. Edebî örneklerde bilhassa lugaz (bilmece)lerin medlûl (delâlet ettiği mânâ, karşılık, cevap)ü yer yer bu alfabeyle yazılmıştır.” Âmil Çelebioğlu, “Kültür ve Edebiyatımızda Şifre Alfabele-ri”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul 1998, s. 509.
Yek sütûnla tarh-ı zîbâ resm-i dil-keş hem dü pâ Nakş ile ekser müzeyyen ba‘zısı şekl-i kusûr Gâh karâr eyler gehî hem cân ile oynar dilâ Cân çıkar gâhî derûnundan onun eyler ‘ubûr Ol makâm-ı muhterem sünnet desem yokdur hatâ Ekserî peygamberân ol merkezi etdi mürûr Enbiyâ vü evliyânın mesned-i mergûbudur Ol makâma lâyık olmuşdur demek cây-i sürûr Lîk ol mesnedde hîç Âdem’le Havvâ olmadı Anda hem kâ’im olanlar eylemez kibr ü gurûr Nûriyâ bilmez misin ol kasr-ı âsâyiş nedir
Sen de yellerle safâ kesb etdiğin eyle hutûr16
Bu lugazın çözümü de aşağıdaki gibi verilmiştir:
Yine aynı yolu izlersek, burada da dördüncü kelimenin birinci harfi kef, dördüncü kelimenin üçüncü harfi mim, üçüncü kelimenin üçüncü harfi ye’dir. Bu harfleri birleştirdiğimizde lugazın cevabı olan gemi kelimesine ulaşırız.
16 Lugazın nesre çevirisi: Şuur sahibi insanların oturmadığı o makam nedir? Orası
hem gülme hem de ağlama yeri olan garip bir huzur evidir. Bir sütunlu ve iki ayak-lı, gönül çeken resimlerle süslü güzel bir yer. Onların çoğu resimlerle süslenmiştir, kimisi de kasır şeklindedir. Ey gönül o, bazen durur bazen de canla oynar, bazen onun içinden can çıkıp gider. O saygın makam, sünnettir desem hata etmiş olmam; çünkü çoğu peygamber o makamı geçmiştir. Orası peygamberlerin ve velilerin rağ-bet ettiği bir yerdir; o makama sevinç yeri desek yeridir. Fakat Âdem’le Havva o yerde bulunmadı; orada oturanlar kibre ve gurura kapılmazlar. Ey Nuri o huzur ye-ri nedir bilmiyor musun? Sen de orada rüzgârlarla mutlu olduğunu hatırla.
Üçüncü lugaz şöyledir:
Ol ne şahs-ı bü’l-‘acebdir kim ‘ayân Nutk eder insân gibi ol bî-zebân Söylesen ‘indinde onun söz eğer Bî-muhâbâ söyleşir sohbet eder Her lisânda söylesen söyler kelâm Tercemân gibi eder ‘arz-ı merâm Lîk ol söz sohbet-i âdem değil Muttasıl kim anlanır ‘âlem değil Kulağı sağır gibidir anlamaz Nerm ile olan kelâmı dinlemez Bir edebsiz âdeme benzer sözü Kâlıb-ı bî-rûh gibi görmez gözü Haltiyât etdirme ana el-hazer Şetm edersen bî-edebdir redd eder Kimseden havf eylemez ol bî-edeb Anı sen söyletmeğe olma sebeb Pâdişâh ger hışm ile etse hitâb Bî-tevakkuf redd eder fi’l-hâl cevâb İster-isen söylesin Nûrî sana
Yek nidâ et işidince sen ana17
17 Lugazın nesre çevirisi: Dili olmadığı halde insan gibi konuşan o garip şahıs nedir?
Onun yanında söz söylersek, şüphesiz o da seninle konuşup sohbet eder. Hangi dilde konuşursan, o da o dilde konuşur ve tercüman gibi meramını anlatır. Fakat onun sözleri insan sözleri olmadığı gibi, anlaşılır bir âlem de değildir. Kulağı sağır gibidir anlamaz, yumuşaklıkla söylenen sözü dinlemez. Edepsiz bir adam gibi
söz-Bu lugazın cevabı aşağıdaki şekilde şifrelenmiştir:
Yine şifreli yazıya sağdan sola doğru baktığımızda, beşinci kelimenin dör-düncü harfi sad, birinci kelimenin dördör-düncü harfi dal, birinci kelimenin birinci harfi elif, üçüncü kelimenin üçüncü harfi ye, altıncı kelimenin birinci harfi kaf, birinci kelimenin ikinci harfi be, ikinci kelimenin birinci harfi he’dir. Yani bu şifrede sadâ-yı kubbe cevabı gizlenmiştir.
Dördüncü lugaz şöyledir: Nedir ol kim eli yok ayağı yok Ser-â-pâ gövdesinde hem gözü çok Ta‘âm virsen de toymaz karnı bir dem Su versen çok anı da kay’ eder hem Tahammülsüz kabûl etmez gıdâyı Gözünden yaş akar etmez nidâyı Gıdâ virmezsen ol şahs-ı za‘îfe Misâl olur onun cismi nahîfe Riyâzet-keş olursa bir niçe ân Kurur cisminde kalmaz olsa da kan Çiçek dökmüş gibidir yüzü onun Nazar etme sayılmaz gözü onun
ler söyler; ölü gibidir, gözü hiçbir şeyi görmez. Ona sakın münasebetsiz sözler söy-letme; sövüp saysan da, edepsiz olduğu için bunların hepsini geri çevirip, karşılık verir. O edepsiz, hiç kimseden korkmaz, sen sakın onun konuşmasına vesile olma. Padişah bile öfkeyle ona seslense, hiç durmadan ona hemen karşılık verir. İstersen Nuri sana onu söylesin, sen onu duyunca tek bir kez söyle.
Ana tâhir deme var ise cânın
Ma‘âzallâh içer vaktiyle kanın18
Bu lugazın cevabı şöyle şifrelenmiştir:
Burada verilen şifrede de beşinci kelimenin ilk harfi sin, ikinci kelimenin ikinci harfi vav, dördüncü kelimenin dördüncü harfi nun, dördüncü kelimenin ilk harfi kef, altıncı kelimenin ikinci harfi rı ortaya çıkar. Yani lugazın cevabı
süngerdir.
Bu şifreli yazıların yanı sıra Divan’da bazı harflerin ya da kelimelerin üstle-rinin kırmızı ile çizildiği de görülür. Mesela lugazların cevabı aynı zamanda şiirde kullanılan kelimelerin ilgili harfleri işaretlenerek de gösterilmiştir. Aşağı-da “sünger” kelimesini oluşturan harflerin üzerinin kırmızı ile çizildiği görül-mektedir:
Beşinci ve son lugaz ise şöyledir: Nedir ol dilber-i sîmîn-endâm Buldu ‘âlemde ‘aceb şöhret-i tâm
18 Lugazın nesre çevirisi: Eli ayağı olmayan, ama gövdesinin tamamında çok fazla
gözü olan o şey nedir? Yemek versen de karnı bir an bile doymaz, çokça su verdi-ğindeyse kusar. Tahammülsüzdür, yiyeceği kabul etmez, gözünden yaş aksa da ba-ğırıp çağırmaz. O zayıf kimseye yiyecek vermezsen, iyice zayıflar. Bir süre riyazet çekerse, vücudunda kan kalmaz, kurur. Onun yüzü çiçek dökmüş gibidir, boşuna bakma gözleri sayılmayacak kadar çoktur. Canın varsa ona temizdir deme, Allah esirgesin zamanı gelince senin kanını bile içer.
Aslını sorma onun nesli ‘Acem Isfahân’dan gelip oldu hem-dem Gül gibi nâz ile Rûm’a geldi ‘Acemîdir anı herkes bildi Hüsn ile gerçi suyun buldurdu Tâlibe kendisini aldırdı Rû-siyâh ‘âşıkı birdir ammâ Sarılır boynuna gâhî hayfâ Nefes oğlu demege oldu sezâ Suyu gördükçe olur ‘işve-nümâ Halkın ağzında gezer bî-çâre Ol sebeble yanar ammâ nâra Bezm-i ülfetde musâhib hem-dem İmtizâc etmede ekser âdem Bir ayak üzre gezer hidmetde
Nûriyâ hem-dem olur hâcetde19
19 Lugazın nesre çevirisi: Bütün dünyada büyük şöhret bulan o gümüş bedenli güzel
nedir? Onun aslını sorma; ama nesli Acem’dir, Isfahan’dan gelip bize dost olmuş-tur. Gül gibi naz ile Anadolu’ya gelen o güzelin İranlı olduğunu herkes bilir. O, gü-zelliğiyle suyunu buldurup isteklilere kendini satın aldırdı. Onun yüzü kara âşığı bir tanedir; ama ne yazık ki o da zaman zaman gelip o güzelin boynuna sarılır. Ona nefes oğlu desek yeridir; o, suyu gördüğü zaman işve gösterip görünmeye başlar. Ne çare ki, halkın ağzında gezer durur ve bu sebeple ateşlere yanar. O, dost meclis-lerinin sohbet arkadaşıdır, çoğu insan onunla anlaşıp uyuşur. Ey Nuri, o hizmet et-mek için bir ayak üstünde gezer ve ihtiyaç olduğunda bize arkadaş olur.
Cevap ise aşağıdaki şekilde şifrelenmiştir:
Burada da verilen harflerin, dördüncü kelimenin dördüncü harfi olan nun, birinci kelimenin birinci harfi olan elif, altıncı kelimenin ikinci harfi olan rı, dör-düncü kelimenin birinci harfi olan kef, üçüncü kelimenin üçüncü harfi olan ye, dördüncü kelimenin ikinci harfi olan lam ve ikinci kelimenin birinci harfi olan
he olduğunu görürüz. Harfleri birleştirdiğimizde karşımıza çıkan kelime ise,
lugazın cevabı olan nargiledir.
Divan’da yer alan tek şifreli yazı, hatt-ı şecerî olarak bilinen yazı değildir. Bunun yanı sıra yine Millet Kütüphanesi’nde bulunan nüshanın 87b numaralı sayfasında üç değişik şifre yazının bulunduğu görülür. Her üç yazının da şifresi çözüldüğünde müstensih Ali Beg’in ismi ortaya çıkar. Müstensih aynı zamanda bu şifrelerin çözülmesi için gereken ipuçlarını da bize vermiştir.
Aşağıda Divan’ın Millet Kütüphanesindeki nüshasının müstensihi olan Ali Beg’in ismi hatt-ı şecerî ile yazılmıştır:
Üst satırda şecerî harfleri çözümlemek için gereken ebced sistemindeki ke-limelerin verildiğini görürüz. Burada da beşinci kelimenin ikinci harfi ayın, dördüncü kelimenin ikinci harfi lam, üçüncü kelimenin üçüncü harfi ye, birinci kelimenin ikinci harfi be, dördüncü kelimenin birinci harfi kef vardır. Şifrenin çözümü sonucunda ortaya çıkan Ali Beg adı, müstensih tarafından Arap harfleri ile de yazılmıştır.
Divan’da kullanılan bir başka şifreleme yöntemi ise hatt-ı rumûzdur.20
Burada şifreli yazı, sağ alt kısımda bulunmaktadır. Bu şifreleme yöntemin-de sayıların üzerinyöntemin-de birtakım harekelerin olduğu görülür. Bu şifreyöntemin-de sayılar, kelimenin harf sistemindeki sırasını ve üstlerindeki harekeler de o kelimenin hangi harfinin alınacağını gösterir. Yalnız bu harf sistemi daha önceki gibi ebced değildir. Burada ebucid, hevuzıh, tayukil, menusi‘, fesukır, şetusıh, zeduzıg (?) şeklinde devam eden farklı bir sistem kullanılmıştır. Bu şifreyi çö-zerken önce verilen numaradaki kelimeye, sonra da o kelimedeki harekelere bakmamız gerekir. Yukarıda verilen şifreyi bu doğrultuda çözecek olursak, ilk olarak en sağda 4 sayısının verildiğini ve bu sayının üzerine de cezm işaretinin konulduğunu görürüz. Bu, bize dördüncü kelimede cezm ile okunan harfi esas almamız gerektiğini gösterir. Bu harf ayın’dır. Daha sonra sırasıyla üçüncü ke-limede cezm ile okunan lam, üçüncü keke-limede ötre ile okunan ye, birinci keli-mede ötre ile okunan be ve üçüncü kelikeli-mede esre ile okunan kef harflerini alırız. Harfleri birleştirdiğimizde ortaya Ali Beg ismi çıkar.
Divan’da bulunan üçüncü ve son şifreli yazı ise hatt-ı kemsalâ denen yazı çe-şididir.
20 Bu yazı çeşidinin tertibi ve şifresinin nasıl çözüleceği Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu tarafından
gösterilmişse de, Çelebioğlu bu yazının türünü yanlış olarak “hatt-ı kemsalâ” olarak adlan-dırmıştır. Asıl hatt-ı kemsalâ ise makalede anlatılmamış ve şifresinin çözümü de gösterilme-miştir. Dolayısıyla söz konusu makalede hatt-ı kemsalâ olarak adlandırılan yazı çeşidi aslında hatt-ı rumûz olmalıdır. bkz. Âmil Çelebioğlu, “Kültür ve Edebiyatımızda Şifre Alfabeleri”, Eski
Bu yazıda ise şifreli bir kelime dizgesi vardır. Şifre bulunurken “Kem salâ o hattun lehû der sa‘/ Harf-i menkûteş-râ becâyiş da‘” şeklinde bir beyitten
olu-şan bu dizgenin ilk mısraı esas alınır.21 Bu söz dizgesinde harfler çift çift
grup-landırılmıştır ve hepsi noktasız harflerden oluşmuştur. Zaten beytin ikinci mıs-raında, noktalı harflerin değişmeyerek aynen yazılacağı söylenmiştir. Yazılmak istenen kelimedeki harflerin yerine, o harfin yanındaki harf yazılır. Fakat isteni-len harf, dizgede bulunmuyorsa, yani noktalı bir harfse, o harf değiştirilmeden aynen alınıp yazılır. Bu bilgiler doğrultusunda yukarıdaki şifreli yazıya baktı-ğımızda sin, he, ye, be ve mim harfleriyle “sehi bem” gibi yazılan kelimede, sin harfinin yanındaki ayın, he harfinin yanındaki lam alınır, ye ve be harfleri noktalı harfler oldukları için aynen yazılırlar ve son olarak da mim harfinin yanındaki
kef harfi alınır. Böylelikle ortaya Ali Beg ismi çıkar. Sonuç
Klasik Türk edebiyatında büyük şairlerin yetiştiği son asır olarak nitelendi-rilen XVIII. yüzyıl, bir taraftan hikemî tarz ve Sebk-i Hindî’nin, bir taraftan da mahallîleşme akımının etkili olduğu bir dönemdir. Bir XVIII. yüzyıl şairi olan Priştineli Nûrî’de de özellikle hikemî tarzın etkisi görülür. Çok sayıda lirik, âşı-kâne şiirleri olsa da, o asıl hünerini hikemî şiirlerinde göstermiştir. Şiirleri, ken-di deyimiyle “arz-ı hâl” niteliğinde olduğu için son derece samimi ve gerçekçi-dir. Şairin çeşitli nazım şekilleriyle yazdığı 480 manzumeden oluşan Divan’ının Millet Kütüphanesi’nde bulunan nüshası, içerdiği şifreli yazılar yönüyle de dikkat çekicidir. Divan’da bulunan lugazların cevaplarının hatt-ı şecerî ile şifre-lenerek verilmesinin yanı sıra, müstensih Ali Beg’in kendi adını hatt-ı şecerî, hatt-ı rumûz ve hatt-ı kemsalâ ile şifreleyerek yazması, pek çok alanda kullanı-lan şifreli yazıların edebiyatımızdaki yansımalarını görmemize imkân tanımış ve Türk kültür mirasının orijinal bir yönünü gözler önüne sermiştir. ©
21 Ayrıntılı bilgi için bkz. F. Steingass, A Comprehensive Persian-English Dictionary, İstanbul 2005,
KAYNAKLAR
BOA, Cevdet Maliye, Dosya no: 709, Gömlek no: 28938.
Çelebioğlu, Âmil, “Kültür ve Edebiyatımızda Şifre Alfabeleri”, Eski Türk Edebiyatı
Araştırmaları, İstanbul 1998, s. 505-518.
Egüz, Esra, “Priştineli Nûrî Divanı ve İncelenmesi”, İÜ SBE Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009.
İstanbul Kütüphanelerindeki Türkçe Yazma Divanlar Katalogu, C. III, fasikül II, İstanbul
1967.
Priştineli Nûrî, Dîvân-ı Begzâde Nûrî, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüpha-nesi TY, nr. 348.
Priştineli Nûrî, Dîvân-ı Begzâde Nûrî, Millet Kütüphanesi, Ali Emirî (Manzum), nr. 470.
Redhouse, Sir James W., Turkish and English Lexicon, İstanbul 2006. Steingass, F., A Comprehensive Persian-English Dictionary, İstanbul 2005.
Tuman, Mehmet Nâil, Tuhfe-i Nâilî: Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, C. II, haz. Cemâl Kurnaz- Mustafa Tatçı, Ankara 2001.