• Sonuç bulunamadı

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporlarında Söylem

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporlarında Söylem"

Copied!
18
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporlarında Söylem

Discourse of Corporate Social Responsibility Reporting

Sibel HOŞTUT, Öğr. Gör. Dr., Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi, shostut@akdeniz.edu.tr

Öz

Bugün küresel düzeyde birçok şirket ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliğe veya kurumsal sosyal sorumluluğa ilişkin uygulamaları çeşitli girişimlerin geliştirdikleri standartları kullanarak tek bir raporda sunmaktadır. Ancak bu girişimler raporlarda hangi bilgilerin hangi detayda yer alması konusunda şirketlere önemli bir rehberlik hizmeti sunarken, söylemin etik boyutuna açıklık getirmemektedir. Bu nedenle yapılan çalışmada kurumsal sosyal sorumluluk raporlarının farklı paydaş grupları tarafından nasıl anlaşılır ve güvenilir raporlar olarak kabul görmeleri konusuna açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bunun için Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı için geliştirdiği anlaşılabilirlik, doğruluk, gerçeklik ve samimiyet kavramlarından oluşan geçerlilik iddialarına başvurulmuştur. Nitekim kurumsal sosyal sorumluluk raporları için uluslararası arenada kabul görmüş standartların ve ilkelerin kullanılması ile Habermas’ın gerçeklik iddialarının karşılanması, şirket ve paydaşlar arasındaki iletişim sürecinin çift yönlü ve amaçlı işlemesini sağlayacak ve böylece raporlarda niteliğin ve güvenilirliğin artırılması kolaylaşacaktır.

Abstract

Today many companies at the global level use the standards developed by various initiatives to present their economic, social and environmental sustainability or corporate social responsibility practices in a single report. These initiatives provide significant guidance to companies about which information should take place in which detail, but discourse on the ethical dimension needs to be clarified. Therefore this study examines how corporate social responsibility reports can be seen as understandable and reliable reports by different stakeholder groups. For this, Habermas’s validity claims - understandability, accuracy, truth and sincerity - developed for the theory of communicative action have been applied. In fact, corporate social responsibility reports prepared in accordance to the internationally accepted standards and principles with respect to Habermas validity claims provide a two-way communication process with purpose between companies and their stakeholder, which in turn improves the quality and reliability of the reports

Keywords: Corporate Social Responsibility Reports, Sustainability Reports, Reporting Initiatives, Stakeholder, Theory of Communicative Action, Discourse. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporları, Sürdürülebilirlik Raporları, Raporlama Girişimleri, Paydaşlar, İletişimsel Eylem Kuramı, Söylem.

(2)

Giriş

Şirketlerde, kurumlarda ve akademide oldukça uzun süredir kurumsal sosyal sorumluluktan (KSS) bahsedilmektedir. Lee’ye (2007: 53) göre geçen 20 yıl içerisinde KSS kavramı önemsiz ve belirsiz bir durumdan yaygın olarak kabul edilebilir bir hale gelmiştir. Kavram ile 1970’lerin sonuna kadar alay edilmiş, yatırım ve iş dünyası KSS’yi bir tezat ve çelişki olarak değerlendirmiştir (Lydenberg, 2005: 1). 1990’ların sonundan itibaren ise KSS evrensel arenada yaptırım gücü haline gelmiş ve toplumun tüm bileşenleri (hükümetler, şirketler, sivil toplum örgütleri ve tüketiciler) tarafından destek gören bir uygulamaya dönüşmüştür (Lee, 2007: 53).

Sosyal sorumluluk, toplumun değer yargılarıyla yakından ilgili olduğundan ve değer yargıları da toplumdan topluma ve zaman içerisinde değişkenlik gösterdiğinden sosyal sorumluluğun kesin ve belirleyici bir tarifini yapmak oldukça güçtür (Özüpek, 2013: 20). Dyllick ve Hockerts’a (2002: 131-132) göre kurumsal sürdürülebilirlik

“bir şirketin, gelecekteki paydaşların ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün

vermeden doğrudan ve dolaylı paydaşların ihtiyaçlarını karşılamasıdır…”. Avrupa Komisyonu ise (2011: 6) “kurumsal sosyal sorumluluğu, şirketlerin toplum üzerindeki etkileri için sorumluluk almaları” şeklinde tanımlamaktadır. Bunun için şirketler; sahiplerin, hissedarların, yatırımcıların, çalışanların, müşterilerin ve toplumun sosyal sorumluluklarını karşılayacak, paylaşılan değer yaratacak ve olası olumsuz etkilerin belirlenmesi, önlemesi ve azaltılması için kendi iş operasyonlarına sosyal, çevresel, etik, insan hakları ve tüketici kaygılarını entegre edecek bir yapıya sahip olmalıdırlar. Yapılan tanımlamalarda kurumsal sürdürülebilirlik ve KSS kavramları benzer ve birbirini tamamlayıcı şekilde kullanılmıştır. Bu nedenle yapılan çalışmada şirketlerin stratejik kararlarında ve faaliyetlerinde ekonomik, sosyal ve çevresel boyutların bir arada dikkate alınmasını ifade etmek için KSS ve kurumsal sürdürülebilirlik kavramları aynı anlamda kullanılmıştır.

KSS felsefesi ve stratejisiyle yönetilen bir şirket, kâr ederken sürdürülebilir kalkınmayı sağlamalı, insan haklarına ve tüm paydaşların haklarına saygı göstermeli, ürün ve hizmetlerin çevresel etkilerini çevre dostu bir bilinçle yönetmeli, işletme faaliyetlerinde yolsuzluğun her türüyle mücadele etmeli, sendikalaşma özgürlüğünü desteklemeli, çocuk işçi çalıştırılmasının ve ayrımcılığın önüne geçmeli (UNGC, 2013) ve ilgili paydaşların karar alma süreçlerine katılımlarını sağlamalıdır. Belirtilen konuların tümü sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarında tanımlanan konuların iyileştirilmesine ve geliştirilmesine yöneliktir. Şirketlerin; ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik (Elkington, 1997) kapsamındaki uygulamalarının kurumsal değerlere ve iş stratejilerine entegre edildiğini paydaşlara iletilmesindeki en temel yol sürdürülebilirlik ya da kurumsal sosyal sorumluk raporunun hazırlanıp yayınlanmasıdır.

Sürdürülebilirlik raporları; hissedarlar, pay sahipleri, potansiyel yatırımcılar, çalışanlar, müşteriler, çevre grupları ve akademisyenler gibi çok sayıda paydaş grupları tarafından okunmakta ve değerlendirilmektedir. Bu durumda farklı paydaşların farklı beklentileri olabilmektedir (Menteş, 2009: 24). Şirketler; şeffaflık, risk yönetimi, paydaş baskısı, rekabet avantajı ve itibar gibi (Center for Corporate Citizenship, 2013: 7) nedenler doğrultusunda hazırladıkları raporlarda çeşitli girişimlerin (GRI, UNGC vb.)

(3)

raporun “Ne?” içermesine yönelik bir yol haritası çizerken, bu içerik “Nasıl sunulur?”, “Hangi bilgiler hangi detayda verilmelidir?” ya da “Nasıl güvenilir kılınır?“ sorularına yanıt vermez. Yapılan çalışmada bu soruların yanıtı için Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı için geliştirdiği anlaşılabilirlik, doğruluk, gerçeklik ve samimiyet kavramlarından

oluşan geçerlilik iddialarına başvurulmuştur. Sürdürülebilirlik raporlarında bahsedilen

geçerlilik iddialarının karşılanması, şirket ve paydaşlar arasındaki iletişim sürecinin çift yönlü, amaçlı, etkili ve kesintisiz işlemesini sağlayacak ve raporların niteliğini ve güvenilirliğini artıracaktır.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporları

Şirketlerin KSS veya sürdürülebilirlik raporlarına ilişkin ilgileri yeni değildir. 1970’lerden itibaren ulus ötesi şirketlerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çevresel ve sosyal alanda yarattıkları etkilere ilişkin önemli toplumsal, siyasi ve akademik kaygılar gündeme taşınmıştır. Bu yıllar aynı zamanda ABD ve Batı Avrupa’daki ulus ötesi şirketlerin sosyal rapor olarak adlandırdıkları kurumsal hesap verebilirlikteki ilk dalga raporlarına da tanıklık etmiştir. Gönüllülük esasına dayanarak yayınlanan sürdürülebilirlik raporlarında şirketler açıklamak istedikleri bilgileri kendi istekleri ve doğruları çerçevesinde biçimlendirme özgürlüğüne sahiptiler (Chen ve Bouvain, 2009). Ancak 1980’lerde şirketler sosyal raporları kurumsallaştırmadıkları için rapora olan ilgi de azalmıştır. 1980’lerin sonlarında ise finansal olmayan raporlama bu kez çevresel konular gibi özel bir odaklanma ile yeniden gündeme gelmiş ve literatür bu tarihten itibaren ciddi anlamda artış göstermiştir. Son 15 yılda çevresel konulara sosyal ve ekonomik boyutlar da eklenerek raporların içeriği genişletilmiş (Kolk, 2010: 368) raporların adlandırılmasında

Kurumsal Vatandaşlık Raporu, Sürdürülebilir Değer Raporu, Sürdürülebilirlik Raporu, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporu gibi çeşitli başlıklar kullanılmıştır (Hahn ve Kühnen,

2013: 7; Hoştut ve Deren, 2014). Kurumsal raporlama uygulamalarındaki bu serbestlik çok sayıda raporlama ilke ve standartlarının gelişmesine neden olmuştur.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk İletişimi Araştırmaları

Bugüne kadar KSS ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmış, kitap yayınlanmıştır. Aguinis ve Glavas’ın (2012) yaptığı çalışmada 1970 – 2011 yılları arasında KSS ile ilgili 588 makale ve 102 kitap/kitapta bölümler bulgulanmıştır. Yayınlanan makalelerin büyük çoğunluğu Journal of Business Ethics (342 yayın), Academy of Management Review (47

yayın), Academy of Management Journal (37 yayın) ve Business & Society (27 yayın)

dergilerinde yayınlanmıştır. Yapılan kuramsal ve ampirik çalışmalarda yazarlar spesifik araştırma sorularını incelemiş ve KSS’yi pazarlama, örgütsel davranış, insan kaynakları yönetimi, endüstriyel ve örgütsel psikoloji, işlemler, bilgi sistemleri gibi disiplinlerle ilişkilendirmiştir. Yapılan çalışmalarla alana ilişkin literatür kurumsal, işletme ve bireysel analiz seviyelerinde sentez ve entegre edilerek düzeyli ve disiplinli bir kuramsal çerçeve sunulmuştur (Aguinis ve Glavas, 2012: 4).

Ancak her ne kadar Aguinis ve Glavas (2012) KSS’nin hem akademide hem de uygulamada büyük ilgi gördüğünü açıklamış olsa da, Ihlen (2011: 150) özellikle KSS iletişimine yönelik çalışmaların az olduğunu ifade etmektedir. Yazara göre Quarterly

(4)

Journal of Speech, Rhetoric Society Quarterly, Rhetorica, Rhetoric Review ya da Rhetoric and Public Affairs gibi söylem ile ilgili yayın organlarında yok denecek kadar az sayıda

yayın bulunmaktadır (Ihlen, 2011: 150). KSS iletişimiyle ilgili az sayıda yayınlanmış çalışmalar ise Journal of Business Ethics, Corporate Communications: An International

Journal, Journal of Communication Management ve Management Communication Quarterly gibi yayın organlarında bulunmaktadır (Golob vd., 2013: 185). KSS iletişimi;

şirketin ve paydaşların sosyal değerleri arasında uyumun sağlanması konusunda (Colleoni, 2013: 230) şirketin semboller ve dil aracılığıyla nasıl iletişim kurduğuyla ilgilidir (Ihlen, 2011: 151).

2011 yılında yayımlanan “The Handbook of Communication and Corporate Social Responsibility” (Ihlen, Bartlett ve May, 2011) KSS iletişimi ile ilgili ilk kapsamlı kitaptır. KSS iletişimi araştırmalarıyla ilgili yapılan çalışmalarda (Ihlen vd., 2011) KSS iletişimi kavramının heterojen olduğu ve alanın halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim, pazarlama iletişimi, örgütsel iletişim ve örgütsel çalışmalar gibi farklı perspektiflerden ele alındığı ifade edilmektedir (Golob vd., 2013: 178).

Örgütsel Girişimler ve Standartlar

KSS alanına düzenlemeler getiren uluslararası örgütler kurumsal sosyal sorumluluğu sürdürülebilir kalkınma, sosyal politika ve çevre üzerinden tanımlamaktadır. Kurumsal sürdürülebilirlik, Elkington (1997) tarafından üçlü sorumluluk veya üçlü performans (Triple Bottom Line) olarak adlandırılan ve şirketlerin ekonomik, sosyal ve çevresel sorumluluklarını bir bütünlük içerisinde gerçekleştirmelerini, bu sorumluluk alanları arasında denge kurmalarını ve bu boyutlarda sürdürülebilir olmalarını ifade etmektedir (Sarıkaya, Erdoğan ve Kara, 2010: 43). Özellikle ulus ötesi şirketlerin, daha çok gelişmekte olan ülkelerdeki iş ortaklarında ortaya çıkan insan hakları ihlaller, kötü çalışma koşulları, yolsuzluk ve rüşvet gibi olumsuz uygulamaları1 çeşitli girişimlerin oluşmasına ve standartların geliştirilmesine neden olmuştur. Geliştirilen standartların veya girişimlerin ortak amacı; etik davranışı artırmak, şirketlerin ekonomik, sosyal ve çevresel faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak, şeffaflığı ve hesap verebilirliğin gelişmesine katkıda bulunmaktır.

KSS alanına getirilen düzenlemelerle şirketlere küresel bir yol haritası çizen örgütleri yapısal olarak hükümetüstü örgütler ve uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK) olarak iki boyutta değerlendirmek mümkündür (Coşkun, 2010b: 57). Önde gelen çeşitli girişimler ve bu girişimlerin faaliyet alanları tablo 1’de gösterilmektedir. Hükümetüstü örgütler ve uluslararası sivil toplum kuruluşları/ekonomik aktörler arasındaki yapısal farklılık, girişimlerin şirketlerin KSS çalışmalarına farklı boyutlarda yol göstermeleriyle ilişkilidir. Hükümetüstü örgütlere üye bir ülkede faaliyet gösteren bir şirket için bu örgütler tarafından hazırlanan ilke ve standartlara uygun davranmak yasal bir zorunluluk olarak görülürken bu örgütlere üye olmayan bir ülkede faaliyet gösteren bir şirket için aynı düzenlemelere uygun davranmak ihtiyari bir sorumluluk olarak belirmektedir (Yamak, 2007: 135-136).

1 Daha spesifik bilgi için Werner, K. ve Weiss, H., (2003), Markaların Kara Kitabı, Dilman Muratoğlu (çev.), İstanbul: Mediacat Kitapları.

(5)

Tablo 1: Hükümetüstü Örgütsel Girişimler ve Uluslararası STK’lar Tarafından Geliştirilen KSS Girişimleri

Girişimler Faaliyet Alan Misyon

Birleşmiş Milletler Çevre

Programı (UNEP), 1972 Çevre

Çevre konusunun küresel düzeyde sürekli gözden geçirilmesini, çevre sorunları hakkında uluslararası toplumun dikkatinin çekilmesini ve uluslararası ve ulusal çevre politikasının ve hukukunun gelişimini sağlamak

Üçlü İlkeler Bildirgesi (ILO),

1977 Sosyal Politika

Ulus ötesi şirketlere, hükümetlere, işçi ve işveren kuruluşlarına; istihdam, eğitim, çalışma ve yaşam koşulları ve işçi-işveren ilişkileri gibi alanlarda yol gösterici tavsiyelerde bulunmak

International Standards of Accounting and Reporting, 1982

Sürdürülebilir Kalkınma

Finansal olan ve olmayan kurumsal raporlama, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve finansal istikrarı desteklemek için kurumsal şeffaflık konusundaki gelişmelere katkıda bulunmak

Caux İlkeleri, 1986 Sosyal Politika Dünya barışı, sosyal istikrar, dayanışma, adalet gibi toplumsal amaçlar konusunda uluslararası işbirliğini sağlamak

CERES İlkeleri, 1989 Çevre Sürdürülebilir bir küresel ekonominin oluşması için yatırım ve iş liderliğini harekete geçirmek International Business Leaders

Forum, 1990 Sürdürülebilir Kalkınma Sürdürülebilir bir dünya için “büyüme”yi yeniden tanımlamak Business for Social

Responsibility, 1992 Sürdürülebilir Kalkınma Adil ve sürdürülebilir bir dünyanın yaratılması için iş dünyası ile çalışmak Dünya Sürdürülebilir Kalkınma

İş Konseyi (WBCSD), 1995 Sürdürülebilir Kalkınma

Şirketlerin sürdürülebilir kalkınma konusuna destek vererek iş dünyasının sürdürebilir lisanslarının koruması ve yeni yatırımlar ile gelişmesini sağlamak

AA1000 AccountAbility, 1995 Sürdürülebilir Kalkınma Kurumların daha hesap verebilir, sorumlu ve sürdürülebilir hale gelmelerine yardımcı olmak ISO 14000 Çevre Yönetim

Standart Serisi, 1996 Çevre

Çevresel etkilerini belirlemeye ve denetlemeye çalışan ve çevre performansını arttırmak isteyen şirketler ve kurumlar için uygulanabilir araçları sağlamak

SA 8000 Standardı, 1997 Sosyal Politika Tüm dünyada çalışanların insan haklarını geliştirmek

Fair Labor Association, 1999 Sosyal Politika Uluslararası standartlara bağlı işçi haklarını korunmak ve geliştirmek, çalışma koşullarını iyileştirmek

GoodCorporation's Standard, 2000

Sürdürülebilir Kalkınma ve Sosyal Politika

Tüm paydaşlara, faaliyet gösterilen topluma ve çevreye politika ve prosedürler çerçevesinde açıklığı, adaleti ve etkinliği sağlamak ve tanımlanan insan haklarına saygılı davranmak

Çok Uluslu Şirketler için Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma

Örgütü Rehberi (OECD), 2000 Sosyal Politika

Uluslararası standartlara uyumlu yasalar ile sorumlu iş yürütülmesi için bağlayıcı olmayan ilkeler ve standartlar sağlamak

UN Global Compact – 2000 Sosyal Politika Şirketlerin; evrensel ilkeleri, sorumlu kurumsal vatandaşlık ve sürdürülebilir kurumlar kavramını benimsemelerini ve Birleşmiş Milletler ile işbirliği yapmalarını sağlamak

Green Paper - Avrupa Birliği

Yeşil Belge, 2001 Sürdürülebilir Kalkınma Şirketlerde gönüllü olarak sürdürülecek sosyal sorumluluk girişimlerini desteklemek United Nations Environmental

Programme (UNEP), 2002 Sürdürülebilir Kalkınma

Gelecek nesilleri tehlikeye atmadan yaşam kalitesini artırmak için uluslara ve insanlara ilham vererek, bilgilendirerek ve etkinleştirerek çevre bakımı konusunda liderliği ve ortaklığı teşvik etmek

Küresel Raporlama Girişimi

(GRI), 2002 Sürdürülebilir Kalkınma Ekonomik, çevresel ve sosyal performans hakkında karşılaştırılabilir bilgi sunmak ISO 26000 Kurumsal Sosyal

Sorumluluk Standardı, 2010 Sürdürülebilir Kalkınma Şirketlerin ve kurumların toplumsal sağlığa ve refaha katkı sağlayacak etik ve şeffaf faaliyetlerde bulunmasına katkı sağlamak Kaynak: Argüden, 2002; Aktan ve Vural, 2007 ve ilgili girişimlerin resmi web sitelerinden

(6)

Birleşmiş Milletler (UN), Dünya Bankası (WB), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD, 2011) Avrupa Konseyi (EC) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası siyasal-ekonominin yönünü çizen hükümetüstü örgütler KSS’yi desteklemekten öte kurumların davranışlarına rehber olabilecek ilkeler ve standartlar belirlemişlerdir. 41 ülkede 4100 şirketle araştırma yapan KPMG International Cooperative 2013 raporuna göre, 2012 yılında Fortune Global 500 sıralamasında yer alan 250 şirketin (“G250” olarak da adlandırılan) %93’ü kurumsal sorumluluk faaliyetleri hakkında rapor yayımlamaktadır. 1999’da bu şirketlerin %35’i rapor yayınlamıştır (KPMG, 2013: 22). Çeşitli girişimler tarafından geliştirilen kriterler ve standartlar doğrultusunda hazırlanan KSS raporları şirketlerin sürdürülebilirlik faaliyetleri hakkında bilgi sunmanın ötesinde paydaş beklentilerinin karşılanmasına yönelik sunulmaktadır.

Küresel Sosyal Sorumluluk Raporları ve Habermas’ın Geçerlilik İddiaları

Kant’ın aydınlanma ve demokrasi anlayışını ilerleten Habermas, modernliğin ve aydınlanma düşüncesinin “tamamlanmamışlığı” iddiasının gereği olarak, dünyayı dönüştürme ve daha insanca, demokratik bir yaşamın, söz konusu modernlik geleneğinin restore edilmesi sayesinde mümkün olacağı inancını taşıyan az sayıdaki düşünürden biridir. Habermas “konuşmak dünyayı değiştirmeye başlamaktır” diyerek bu idealist ve onarıcı ereği, iletişimsel eylemle birleştirmektedir (Yıldırım, 2012: 203). “Onun ütopyası, herkesin bilgilere eşit ölçüde sahip olabileceği ve kamusal tartışmalara katılabileceği ‘ideal bir söz durumu’ dur” (Marshall, 1999: 179).

Bireysel ve toplumsal yaşamın temel özelliği olarak görünen iletişimsel eylem kuramı Habermas’a (1998: 561) göre, dil ve eylem yeteneğine sahip bireylerin anlaşabilmelerinin ve etkinliklerini koordine edebilmelerinin olanağı olarak etkileşim ilişkileri içerisinde ortaya çıkan dilsel ve dilsel olmayan bütün simgesel anlatımları ifade etmektedir. Yazarın asıl düşüncesi, insanın, iletişim süreci içerisinde anlama yetisinin evrensel koşullarının yeniden inşasında şekillenmektedir (Burkart, 2007: 249). Bu bağlamda asıl konu göstergebilim (semiotics) ve onun iyi bilinen alanları olan sözdizimi (syntactics), anlambilgisi (semantics) ve edimbilgisi (pragmatics) dir. Sözdizimi, işaretlerin birleştirilmesinde gramer kuralları ile ilgilenir iken, anlambilgisi bir dilde ifade edilen anlamların hallerine gönderme yapmaktadır. Edimbilgisi ise, işaretlerin kullanımı ile işaretler ve yorumcular arasındaki ilişkiyi inceler. Austin (1962), “How to do Things

with Words” başlıklı eserinde dilimizi kullanarak ne yaptığımızı sorgular. Yazar, kişilerin

dilsel ifadelerle iddialarda bulunarak, emirler vererek, sorular sorarak ve sözler vererek söz edimi (speech act) yaptıkları sonucuna varır. Burası, Habermas’ın iletişimsel eylem kuramını kondurduğu noktadır. Habermas (2001), dili anlama yetisini insana özgü bir araç olarak gördüğünden, insan iletişimi sürecinin koşullarını söz edimi incelemesiyle analiz eder. Nitekim anlama yetisine ulaşmak, yazara göre “insani konuşmanın içkin ereğidir”.

Söylem, farklı yaklaşımlara dayanarak farklı açıklamalar getirilmesi mümkün olan bir kavramdır. Bir grup araştırmacı söylemi sadece konuşma ağı türevlerinden oluşan uygulamalar olarak değerlendirirken, diğer bir grup ise bütün konuşma ve yazma eylemleri olarak değerlendirmektedir (Çelik ve Ekşi, 2008: 100). Söylem, bir iletinin tüm

(7)

boyutlarını, sadece iletinin içeriğini değil, onu dile getireni (kim söylüyor), otoritesini (neye dayanarak), dinleyiciyi (kime söylüyor) ve amacını (söyleyenler söyledikleri ile neyi başarmak istiyor) kapsar. Söylem belirli bir zaman dilimi içinde belli insan grupları arasında olan ve diğer insan grupları ile ilişkili olarak geliştirilen fikirleri, ifadeleri ve bilgileri içerir (Punch, 2005 aktaran Çelik ve Ekşi, 2008: 100).

İletişimsel eylem kuramına göre iletişim daima çok boyutlu bir süreç olarak gerçekleşir ve bu süreçte her katılımcının anlayış göstermesi bazı yarı-evrensel taleplerin veya iddiaların geçerliklerinin kabul edilmesini gerektirir (Meisenbach, 2006: 40). Habermas (1991: 58) iletişimsel eylem kuramında stratejik eylem ve iletişimsel eylem ayrımını yapmaktadır. Stratejik eylemde bir aktör kendi arzusu yönündeki etkileşimin sürmesi için, yaptırımların tehdidine ya da doyumun vaadine dayanarak diğer aktörü etkilemeyi amaçlarken, iletişimsel eylemde bir aktör, diğerini akılcılıkla, konuşma eyleminin içerdiği bağlayıcı etkiye güvenerek etkilemeye çalışmaktadır. Dolayısıyla iletişimsel eylem, ikna etme yerine akılcı etkileşim süreçlerini ifade etmekte ve öznelerarası etkileşimin ortak anlaşma hedefiyle sağlanmasını içermektedir. Kuramda amaçlanan anlaşma, akılcı tartışma süreçleri sonucunda gerçekleşmektedir (Gençer Kasap, 2014: 167).

Habermas’ın (1996) iletişimsel eylem kuramı ahlaki zemin sağlayan söylem etiğin geliştirilmesine neden olmuştur. Bu etik kuram, gerekçeli kamu iletişim aracılığıyla davranış normlarını geliştirecek intersübjektif bir prosedürü açıklamaktadır (Meisenbach, 2006: 40). Genel ahlaki ilkelerin ifade edildiği bu yaklaşımda Habermas tartışmacıları, tartışmaların geçtiği ortamı ve tartışma sürecini etik yönünden güvenceleyen koşulları tanımlamaktadır (Gençer Kasap, 2014: 168). Habermas’a (1996) göre tartışma, kişilerin dürüst bir biçimde ileti alışverişinde bulundukları, birbirlerinin savlarını dinledikleri ve anlamaya çalıştıkları bir süreçtir. Bu ortama dileyen herkes katılabilmeli (erişebilirlik ilkesi), soru ve istekler (baskı uygulanmadan) eşit ve özgürce (söylemsel eşitlik ilkesi) ifade edilebilmelidir. Evrensel ve farklı tartışma biçimlerine uygulanabilen bu koşullar, dileyen herkesin eşit ve baskıdan arınmış bir biçimde tartışmalara katılma ve kamu gündemini belirleme hakkının güvencesini sağlamaktadır (Gençer Kasap, 2014: 168-169).

Kişilerarası anlaşma, insan davranışının ve toplumsal ilerlemenin önemli bir parçasıdır. Habermas’ın iletişimsel eyleminde tüm paydaşların kamu tartışmalarına erişebilir olması durumu, diyalojik kamu iletişim çağrılarında yankı bulmaktadır (Meisenbach ve Feldner, 2009: 255). Habermas’a (2001) göre dile getirilmeyen ama hem konuşmacı hem de dinleyici tarafından kabul edilen bir dizi geçerlilik iddiaları -

anlaşılabilirlik, gerçeklik, doğruluk ve samimiyet - tüm konuşmaların temelini oluşturur

ve rasyonel iletişimi mümkün kılar. İletişimsel eylemde kamuoyunun belirtilen iddialara ilişkin bir evet ya da hayır duruşu alması ve konuşmacının ne ölçüde anlaşılır, gerçek, doğru ve samimi olduğuna karar vermesi gerekmektedir. Başlangıçta söylem gerçekleri içerip içermediği konusunda değerlendirilir yani, konuşmacı bir söylemde bulunur ve dinleyici de yapılan söylemin gerçek olduğunu kabul eder ya da gerçek olmadığına dair itiraz eder. Yapılan söylem gerçek ya da gerçek dışı olmasına ek olarak doğruluk ile sınanır ve samimiyet konusunda değerlendirilir (Habermas, 1991).

(8)

Tarafların, bu ölçütlerin karşılandığına ilişkin şüpheleri olmadığı sürece iletişim süreci kesintisiz işler. Çünkü normal şartlarda dinleyici konuşmacının doğruyu söylediğini, samimi olduğunu ve söylemin içeriğe uygun olduğunu varsayar (Reynolds ve Yuthas, 2008: 54). Ancak Habermas tarafından kullanılan “söylem” teriminde kişiler iddiaların doğrulundan, ifadelerin içtenliğinden ve çıkarların meşruiyetinden şüphe duyabilmelidirler (Burkart, 2007: 250). Erdoğan ve Alemdar (2005: 337) günümüz örgütlerinin bütüncül etkinliklerinin bu modele uymadığını, benzer şekilde Reynolds ve Yuthas’da (2008: 54) kurumsal iletişimin üzerindeki çeşitli ekonomik ve politik güçlerden dolayı bu öngörülerin kabul edilemez olduğunu ifade etmişlerdir. Yazarlara göre bu tür baskılar ve piyasa kapitalizminin mevcut bağlamı altında iletişimsel eylem imkânsız hale gelmektedir. Burada istenilen kurumsal amaca ulaşmak için kurumsal iletişimin ideolojik eyleme yönelik olduğu kabul edilir.

Anlaşılabilirlik

Anlaşılabilirlik ile dinleyicinin söyleneni duyması ve anlaması gerektiği ifade edilmektedir (Habermas, 2001). Kişilerarası iletişimde genellikle konuşmacının söylediklerinin gerçek ve anlaşılır olduğu varsayılır. Oysa kurumsal iletişimde neyin söyleneceği ve nasıl anlaşılır kılınacağı zorluk teşkil etmektedir. Kurumların faaliyet raporları yazılı ve sayısal iletişimin formatı ve içeriğine yönelik belirli kurallara göre hazırlanmaktadır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 54). Sunulan raporlarda bir taraftan şirkete genel bakış, şirketin yönetim kurulu başkanının mesajı, yönetim kurulu üyeleri, yürütme komiteleri, şirketin vizyonu, misyonu, değerleri ve stratejileri, yönetim kadrosu, paydaşları, risk yönetimi, şirket faaliyetlerinin değerlendirilmesi, insan kaynakları, sosyal sorumluluk anlayışı ve uygulamaları, çevresel ve kültürel etkinlikleri sunulurken, diğer taraftan finansal veri tabloları, denetçi görüşleri, istatistikî analizler, grafikler, hisse senedi performans göstergeleri, yıllık performans değerlendirmesi gibi rakamlarla desteklenen bilgilere yer verilmektedir (Yıldırım, 2009: 5). Ancak Türkiye’de KSS raporlamasının ve güvence sistemlerinin halen tam ve işlevsel olmaktan çok uzak olması (Göcenoğlu ve Onan, 2008: 3) KSS kavramının farklı kişilerce farklı anlaşılması ve algılanmasına neden olmaktadır. Ayrıca kavramın çok geniş bir kapsam alanına sahip olması şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluğu iş faaliyetlerine entegre etmesini ve anlaşılır ve güvenilir KSS faaliyet raporunu hazırlamasını zorlaştırmaktadır.

Potansiyel yatırımcılar, yatırımcılar, finansal analistler, müşteriler, tedarikçiler, kredi sağlayıcılar veya çalışanlar gibi farklı paydaş grupları birbirinden farklı amaçlarla faaliyet raporuna ihtiyaç duymaktadır (Yıldırım, 2009: 2). Freeman (1984: 49), şirketin paydaşlarını “bir örgütün amaçlarına ulaşmasını etkileyebilen ya da amaçlarına ulaşmasından etkilenen gruplar” olarak tanımlar. Şirket, tüm sosyal paydaşlarını yani şirket faaliyetlerinden etkilenen ve bu faaliyetler üzerinde etki sahibi olan tüm grupları tanımlayabilmek için paydaş haritası çıkartmalı ve paydaşlara karşı sorumluluk taşıdığını şirket stratejisine dâhil ederek göstermelidir. Şirketin aynı anda tüm paydaşlarının talep ve beklentilerine cevap vermesi mümkün değildir (Johnson vd., 2008: 103). Paydaş beklentilerinin belirlenmesinde uygulanacak olan araştırma tekniği, paydaş grubunun doğasına göre değişebilmektedir. Küçük gruplardan oluşan paydaş gruplarının beklentileri derinlemesine mülakat ya da odak grup çalışmalarıyla belirlenebilirken, müşteriler gibi daha geniş

(9)

ölçekteki paydaş gruplarının beklentileri anket tekniğinden yararlanarak belirlenmesi daha uygundur. Bu anket formlarında yer alacak sorular, paydaşların demografik ve jeografik özelliklerine, şirketle aralarındaki bağa (yatırımcı, müşteri, tedarikçi, potansiyel müşteri, vs.), şirketin faaliyet gösterdiği sektöre ve şirketten toplumsal beklentilerin neler olduğuna dair verilerin elde edilmesine yönelik hazırlanmalıdır (Deren Van Het Hof ve Hoştut, 2015: 92). Paydaşlarını tanımlamış ve onların beklenti ve ilgilerini araştırmış bir şirket, hazırlayacağı KSS raporunda hangi paydaş grubuna hangi bilgiyi hangi detayda, formatta veya bağlamda açıklık getirmesi gerektiğini bilir ve kullanacağı dilin seçimini bu doğrultuda kararlaştırır. Burada, anlaşılırlılık her ne kadar geçerlilik iddiası olarak ileri sürülse de, iletişimin kendinde bulunan önsel bir kavram ve iletişimden söz edebilmenin bir ön koşulu olarak değerlendirilmelidir. Çünkü taraflarca ortaya konulan ifade anlaşılır olduğu oranda, bir iletişimden söz edilebilir (Coşkun, 2010a: 36).

Sosyal paydaş teorisi ile gelen şirket yönetimi anlayışı, kurumsal sosyal sorumluluğun sürdürülebilir kalkınma ile özdeşleştiği ve özel sektörün insan kaynaklarından çevreye kadar ilgili tüm alanlarda yalnızca koruyucu önlemler almakla kalmayıp müdahale etmesine dayalı bir sosyal politika aracı olarak gündeme taşınmasına neden olmuştur (Deren Van Het Hof, 2015: 34). Freeman’ın (1984) sosyal paydaş teorisinde “temel düşünce, bir örgütün başarısının müşterileri, çalışanları, tedarikçileri, finansörleri gibi anahtar gruplarla olan ilişkilerini ne iyilikte yönettiğine bağlı” olduğudur (Freeman ve Philips, 2002: 333). Çünkü paydaşlar, şirketin performansına olan güvenlerini kaybederlerse üstlerine düşeni yapmayarak (müşteriler ürünleri boykot ederek, hissedarlar hisselerini satarak, işçiler işi aksatarak, hükümetler tahsisatları keserek ve düzenlemeler uygulayarak, eylemci gruplar baskı uygulayarak) şirketin altından meşruiyet zeminini çekip alırlar. Şirket, kaybolan paydaş katkısını telafi edemezse gayrı-meşru duruma düşer ve yok olur (Deren Van Het Hof, 2015: 34). Sosyal sorumluluk özelinde düşünüldüğünde grup şirketleri, çalışanlar, hissedarlar, müşteriler, tedarikçiler, kamu kurumları, yatırımcılar, yerel topluluklar, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, hükümet organları, tüketici ve çevre hakları savunucuları mutlaka göz önünde bulundurulması gereken paydaş gruplarıdır. Nitekim şirketlerin sorumlulukları ancak paydaşları çerçevesinde belirlendiğinde bu sorumluluklara ürün hizmet kalitesi, tüketici tercihleri, çalışan hakları ve sağlığı, müşteri beklentileri ve inovasyon da dâhil olabilmektedir. Meisenbach ve Feldner’e (2009: 253) göre tüm paydaşların maksimum sayıda katılım sağlaması fikri Habermas’ın iletişimsel eylem teorisi ve ortaya çıkan söylem etiğiyle paralellik göstermektedir.

KSS raporu için metinlerin yazılması, grafik tasarımı, editörlük, redaktörlük ve dağıtım gibi konularda şirket yapılanmasına ve raporun içeriğine bağlı olarak reklam, halkla ilişkiler, kurumsal iletişim, hukuk ve mali işler departmanları ve varsa reklam ve halkla ilişkiler ajanslarıyla birlikte koordineli çalışılmalı, raporu okuyacak birincil paydaşların ilgi ve beklentilerinin karşılanması için ise iç ve dış paydaşların görüşleri alınmalıdır. Bahsedilen departmanlar arasında doğabilecek bir koordinasyonsuzluğun önceden önlenmesi için iş planları net olarak oluşturulmalı, işin belirli süreçlerine farklı kontrol ve onay mekanizmaları konmalıdır (Yıldırım, 2009: 5). Tablo 2’de paydaşlardan alınan yorumlar ve bu yorumlara ilişkin şirketin tepkisi gösterilmektedir.

(10)

Tablo 2: Paydaşların Beklentileri Doğrultusunda Yapılan Değişiklikler

Paydaş Yorumları Şirketin Tepkisi

Konular için yapılan önemlilik analizi detaylandırılmalıdır. Sürdürülebilirlik yönetim sürecine yönetişim yapısı, kullanılan sistemler ve yönetilen konuları içeren ayrıntılı bir bölüm eklenmiştir.

Cinsiyet dağılımı ile ilgili daha fazla veri dâhil edilmelidir. Cinsiyet dağılımı ile ilgili detaylı verilerin rapor edilmesi için GRI G3.1 standardı kullanılmıştır. Rapor; iyi bir hikâye anlatımıyla tasarlanmalı ve kolay

anlaşılır ifadelerle iyileştirilmelidir.

Raporda mümkün oldukça açık bir dil, kolay anlaşılır grafikler ve alternatif performans ölçütleri kullanılmaya çalışılmıştır.

İklim riski; karbon azaltma ve enerji verimliliği ile sınırlı değildir; aynı zamanda iklim değişikliğinin etkileri ile ilgili kurumsal risk yönetimine yönelik uygulamaları da kapsamaktadır (kuraklık, sel, içerik güvenliği).

Raporda; iklim koruması için stratejiler, riskler ve fırsatlar özetlenmiştir.

Raporda, yaşam döngüsü değerlendirmesi ve su ayak izi analizlerine yer verilmelidir.

Karbon ve su ayak izinin hesaplanması konusunda tedarikçilerden veri ve bilgilerin toplanması için yöntemler ve teknikler araştırılmaktadır.

Kaynak: Coca-Cola İçecek, 2013: 19.

Teorik tanımlamalar ve önerilen standartların uygulamaya aktarılması oldukça zordur. Bugün raporlama yapan işletmelerin çoğunun hazırladıkları raporlar, standartların oldukça altındadır. Zira daha çok gönüllü olarak hazırlanan raporlar içerik itibariyle sadece iyi haberleri verme eğiliminde olup çıkar gruplarına rasyonel karar verme imkânı sunamamaktadır. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde daha da belirgindir (Kaya ve Karakaya, 2008: 155). Sözkonusu ülkelerde rapor yayınlamama nedenleri olarak yasal gerekliklerin ve paydaş taleplerinin bulunmaması, maliyetlerin sağlanacak faydadan yüksek görülmesi, bazı bilgileri gizli tutma eğilimleri, rakiplerin zayıf performansı ve olumsuz tanıtım korkusu gösterilmektedir (Haider, 2010: 4-5). Oysa küresel düzeyde faaliyette bulunan şirketler risk ve fırsatların daha iyi anlaşılması, kurumsal itibarın ve marka bağlılığının artırılması, KSS iletişiminin yapılması, çevresel ve sosyal konularda daha fazla farkındalığın yaratılması, şeffaflığın ve güvenilirliğin artırılması, çabaların ve standartların iletişiminin sağlanması ve çalışanlar arasında yüksek personel motivasyonu gibi çeşitli nedenler doğrultusunda sürdürülebilirlik raporu yayınlama yoluna gitmektedirler (Kolk, 2004: 54).

KSS faaliyet raporlarının geniş kapsam alanı ve raporların hazırlanmasında çok sayıda birimin aktif katılımı yayımlanan raporlar arasında bir tutarlılığın oluşmasına engel olmakta ve şirketlerarası nihai raporların karşılaştırma yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durumda raporların Global Reporting Initiative (GRI, 2013), UN Global Compact (UNGC, 2013), ISO 26000 (ISO, 2013) gibi standartlar referans alınarak hazırlanması şirketlere büyük kolaylık sağlamaktadır. Standartlar; raporlara hangi bilgilerin ve konuların dâhil edilmesi, ölçülmesi ve sunulmasına yönelik yaklaşımlar sunarak ayrıntılı ve özel rehberlik hizmeti sağlamaktadır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 54).

Reynolds ve Yuthas’a (2008: 54-55) göre GRI (2013) kurumsal iletişimde anlaşılabilirlik ve doğrulukla ilgili konuları doğrudan ele almaktadır. GRI girişiminin

(11)

gelişmesinde çeşitli paydaş gruplarının temel ihtiyaçları ile çıkarları tanımlanmış ve hangi bilgilere hangi amaçla ihtiyaç duyulduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Rapor içinde hangi bilgilerin paylaşılmasının uygun olduğu ve bu bilgilerin nasıl etkin bir şekilde paylaşılması gerektiği sorusunun cevabı, elde edilen bilgilerle şekil almaktadır. Bu süreç aynı zamanda alıcıya sunulan bilginin nasıl düzenlendiği, nelere başvurulduğu, nasıl sınıflandırıldığı, ölçüldüğü ve raporlandığı konularda anlaşılabilirliğin sağlanması için de kullanılmaktadır. KSS raporlarında “kaliteyi, titizliği ve amaca uygunluğu” geliştirmek için tasarlanan GRI standardı, raporların içeriği ve derlemesine ilişkin önerilerle birlikte sürdürülebilirlik raporlaması için bir ilkeler seti sunmaktadır. GRI; ekonomik, sosyal ve çevresel konularla ilgili çok sayıda performans ölçümleri tanımlamakta ve paydaşlar tarafından belirlenen ek bilgilerin de dâhil edilebileceğini vurgulamaktadır. GRI’nin sunduğu raporlama çerçevesi paydaşları ilgilendiren bilgilerin raporlarda yer almasının yanı sıra raporlarda standardizasyonun oluşturulmasına hizmet etmekte ve KSS iletişiminin anlaşılabilirliğini ve uygunluğunu arttırmaktadır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 54-55).

Gerçeklik ve Doğruluk

Şirket, kurumsal faaliyetlerindeki şeffaflığı paydaşlara yansıtabilmek için KSS raporunda yer alan bilgilerin mutlak doğruluğunu sağlamalıdır. Raporlanan bilgiler, paydaşların rapor hazırlayan kurumun performansını değerlendirmesi için yeterli doğruluk ile detaya sahip olmalıdır (GRI, 2006: 15). Bugün sürdürülebilirlik raporlarında yaşanan en büyük ikilem, şirketlerin gönüllü olarak yaptıkları açıklamaların ne kadar güvenilir ve doğru olduğu ve olumlu/olumsuz tüm unsurları içerip içermediğidir. İyi bir sürdürülebilirlik raporunda kazanılan ödüller, başarılar, ulaşılan hedefler gibi olumlu ve güzel bilgilerin yanında ulaşılamayan hedefler, yaşanan kazalar ve sakatlıklar, alınan cezalar, müşteri şikâyetleri gibi açıklanması istenmeyen olumsuz unsurlara de yer verilmelidir. Sürdürülebilirliği iş stratejisiyle bütünleştirmemiş bir şirket olumsuz bilgi içeren konulara ilişkin açıklama yapmamayı tercih edecektir. Ancak bu tür konuların açıklanmasındaki amaç, yayınlanan raporların salt olumlu verilere indirgenmemiş olduğunu göstererek okuyucuya daha objektif bir yaklaşım sunmaktır. Nitekim sürdürülebilirliği iş stratejisine entegre etmiş sosyal sorumlu bir şirket olumsuz türden bilgileri gelecek faaliyet yılı içinde nasıl olumlu verilere/uygulamalara dönüştürürüm çabasına girmeli ve ilgili konuda inisiyatifler almalıdır (Hoştut, 2014).

Örneğin Coca-Cola İçecek 2013 yılında üretim tesislerinin dışında 241 iş kazasının gerçekleştiğini sürdürülebilirlik raporunda belirtmiştir. Yaptığı analiz sonucunda yaşanan trafik kazalarının büyük nedeninin güvenli olmayan davranışlar olduğu bulgulanmıştır. Şirket, çalışanların sürüş becerilerinin iyileştirilmesi için satış ekiplerine defansif ve güvenli sürüş eğitimleri organize etmiş ve 61 çalışan bu eğitimlere katılmıştır. Bu önleme ek olarak, hız limiti ihlallerinin takibi için şirket araçlarına takip cihazlarının yerleştirilmesi planlanmıştır (Coca-Cola İçeçek, 2014: 51).

Bir raporun hazırlanmasında kullanılan bilgi ve veriler, bir strateji izlenerek toplanmalı, derlenmeli, analiz edilmeli ve açıklanmalıdır. Raporda yer alan unsurlar, iç kontrol veya dokümantasyonla desteklenmelidir. Delillerle ispatlanmayan açıklamalar ile belirsizlikler, sürdürülebilirlik raporunda yer almamalıdır. Bir raporun temelini oluşturan

(12)

karar alma süreçleri incelenmeye olanak verir biçimde belgelendirilmeli ve bağımsız denetçiler tarafından denetlenmelidir (Argüden, 2002: 33-34; GRI, 2006: 13-17). Örneğin şirketin uluslararası insan hakları normlarına ve ulusal çalışma yasalarına dayanan SA8000 Standardına uygun faaliyet gösterip göstermediğinin belgelenmesi için şirket bağımsız ve SA8000 sertifikası vermeye yetkili kuruluşlar tarafından denetlenmelidir. Yetkili sertifikasyon kuruluşlarının tam listesi girişimin resmi web sitesinde yayınlanmaktadır (SAAS, 2012).

Raporlanan bilgiler tüm gerçeği içermiyorsa, paylaşılan bilgilerin doğruluğu konusunda ne kadar emin olunabilinir? Raporlanan bilgilerde doğruluğun sağlanması için birçok girişim tarafından geliştirilen çeşitli süreçlerin ve işlemlerin kullanılması ve daha önce de belirtildiği gibi denetimlerle belgelenmesi önerilmektedir (Reynolds ve Yuthas, 2008: 55). Örneğin GRI raporlama uygulamasını kullanmak bir zorunluluk değildir. Ancak GRI’nin tercih edilmesi, doğru bilgilerin aktarılması konusunda bir sorumluluk getirir (Cohen, 2012).

KSS raporlarındaki bilgilerin doğrulanması konusunda AA1000 (2013) güvence standardı yaygın olarak kullanılan bir standarttır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 55). Yazarlara göre AA1000 standardı (GRI’nin gibi) şirketlerin standartlara uymaları konusunda onlara yardımcı olacak bir dizi denetim ve hesap verebilirlik prosedürleri sunarak raporlanan bilgilerin güvenilirliğini sağlamaya çalışmaktadır. Standart, paydaş kararlarını veya eylemlerini etkileyecek olan yanlış ya da eksik bilgilerin önlenmesine yönelik mekanizmalar sunarak, paydaş çıkarlarını vurgulamaktadır. Nitekim AA1000 ve benzeri güvence standartları paylaşılan bilgilerin güvenirliği için çalışmalarda titiz bir planlamayı, araştırmayı ve raporlamayı gerekli kılmaktadır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 55).

Samimiyet/İçtenlik

Reynolds ve Yuthas’a (2008: 55) göre gerçeklik kriteri bir ifadenin somut gerçeğine odaklanırken, samimiyet ifadenin altında yatan öznel inançlara yöneliktir. Bu nedenle Habermas’ın samimiyet kriteri belki de değerlendirilmesi en zor olanıdır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 55). KSS raporlarında resmi standartların eksikliği, hangi bilgilerin dâhil edileceği ve hangilerinin paylaşılmayacağı şirketlerin tercihlerine bırakılmaktadır. Böylece şirket açıklama yapmak istemediği konuları veya bilgileri rapora dâhil etmeyebilir. Salt olumlu bilgilere dayalı bir rapor performans hakkında yanlış bir algının oluşmasına (Reynolds ve Yuthas, 2008: 55) ya da raporlanan bilgiler hakkında şüphe duyulmasına neden olabilir. Ihlen’in (2011: 160) Fortune 500’de yer alan ilk 30 şirketin KSS söylemlerinin incelendiği araştırmasına göre şirketler; raporlara duyulan şüpheciliği ortadan kaldırmak ve inandırıcılığı artırmak için çeşitli raporlama standartlarını kullanmakta (GRI, ILO, UN Global Compact), “Uluslararası Af Örgütü” ya da “Uluslararası Şeffaflık” gibi kuruluşlara üye olmaktadır. Ayrıca “Doğal Hayatı Koruma Vakfı” (World Wildlife Foundation – WWF) gibi organizasyonlarla işbirlikleri yapmakta, ISO 14001 ya da ISA 3000 gibi sertifikalara sahip olmaktadır. Tüm bu stratejilere ilave olarak şirket, KSS uygulamalarına ilişkin uzman ya da siyasetçi gibi üçüncü şahıslardan onay alarak raporun güvenilir kılınmasını sağlamaktadır.

(13)

Reynolds ve Yuthas’a (2008: 56) göre KSS raporu; bir şirketin ekonomik, sosyal ve çevresel performans bilgilerinin paylaşılmasına, şeffaflığın ve güvenilirliğin sağlanmasına ve şirkete yapılan eleştirilerin çökertilmesine yönelik tasarlanmalıdır. Yazarlara göre arzu edilen şeffaflığın sağlanması konusunda çevre yönetim sistemleri kullanılabilir. Üst yönetimin denetimi altında olan bu sistemler genellikle çevresel strateji, hedefler, süreçler, ölçme, ödül ve geribildirim bileşenlerinden oluşmaktadır. Şirketlerin gönüllü olarak edinebilecekleri ISO 14000 standartlar serisi (ISO, 2009) gelişmiş çevresel performans hedeflerinin strateji, yapı ve süreçlere dâhil edilmesini sağlamaktadır. Belirli çevresel hedefler dışarıdan belirtilmesinden ziyade her şirkete özgüdür, bu nedenle bu standartları kabul eden tüm şirketlerin hedeflerinde kendi çevre performanslarının geliştirilmesi yer almalıdır. Çevre yönetim sistemleri bir şirketin iç faaliyetlerinin ötesinde tedarikçileri de kapsamalıdır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 56). Çevre konusuna duyulan hassasiyetin tedarikçiler tarafından da gösterilip gösterilmediğinin tespiti için tedarikçilerin uyguladıkları çevre politikaları yakından izlenmeli ve tedarikçilerin şirketle özdeş çevre yönetim anlayışını benimsemeleri için girişimlerde bulunulmalıdır. Böylece şirketin başlıca tedarikçileri de belirli çevre yönetim sistemlerini faaliyete geçirme konusunda bir zorunluluk taşımaktadır.

Örneğin Koç Topluluğu şirketlerinde yaygınlıkla ISO 14001 Çevre Yönetim Sistem Standardı takip edilmekte, AB REACH Tüzüğü’ne uyumlu faaliyet gösterilmekte, tedarikçilerinin de aynı uyumu göstermesi için çalışmalar yürütülmektedir. Raporlama döneminde Topluluk şirketlerinin aktif tedarikçilerinin %13’ü çevre ölçütlerini de kapsayan denetimden geçirilmiş, tedarikçi personeline 22.175 kişi x saat çevre eğitimi verilmiştir (Koç Holding, 2014: 25-26).

Benzer bir durum SA8000 (2014) standardında tedarikçi çalışma standartları için de geçerlidir. Bu gereksinimler şirketlerin ve tedarikçilerin var olan standartlarını geliştirmeleri için teşvikler sağlamaktadır. Her ne kadar şirket yönetimi doğrudan samimiyet konusuyla ilgilense de şirketlerin sosyal performanslarının iyileştirilmesi konusunda şirketler tarafından kabul edilen standartlar da şirketlerin samimi olmalarını belli bir dereceye kadar sağlamaktadır (Reynolds ve Yuthas, 2008: 56). Şirketler tarafından uygulanan tüm bu stratejiler KSS ya da sürdürülebilirlik raporlarının inanılır kılınmasını sağlamakta, çalışanların motivasyonunu artırmakta ve şirkete yönelik yapılan eleştirilerin çökertilmesini kolaylaştırmaktadır (Ihlen, 2011).

Değerlendirme

Şirketlerin sürdürülebilir bir iş modelini benimsemelerine destek olmak ve kurumsal sosyal sorumluluk performansının şeffaf ve hesapverebilir bir şekilde paydaşlara aktarılmasını sağlamak amacıyla çeşitli girişimler oluşmuş, ilke ve standartlar geliştirilmiştir. Bunlar arasında en önemlileri Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Küresel Raporlama Girişimi (GRI), Birleşmiş Milletler Sorumlu Yatırım İlkeleri (UNPRI), ISO 26000 Sosyal Sorumluluk Kılavuzu, OECD Çok Uluslu Şirketler Kılavuzu, AA1000 Accountability ve SA8000 Standardı gösterilebilir. Bugün zorunlu olmayan KSS raporlama standartları şirketlere

(14)

sürdürülebilirlik, şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk, paydaş ihtiyaçlarının bilinmesi ve karşılanması gibi konularda yardımcı olmaktadır. Bu doğrultuda standartların şirketler tarafından gönüllü olarak benimsenmesi paydaşların şirketler için önemli olduğunu göstermektedir (Reynolds ve Yuthas, 2008: 55-56). Bugün küresel düzeyde faaliyette bulunan en büyük 250 şirketin büyük bir çoğunluğu KSS raporu yayımlamaktadır. Rapor yayımlayan 10 şirketten 9’u hem şirket faaliyetlerini hem de paydaşları etkileyecek çevresel ve sosyal değişikliklerin tespiti için raporları kullandıklarını ifade etmiştir (KPMG, 2013: 10).

Bu çalışmada şirketler tarafından hazırlanan KSS raporlarının farklı paydaş grupları tarafından nasıl anlaşılır ve güvenli rapor olarak değerlendirilir konularına açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın kuramsal temelini Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı ile söylem etiği çalışmaları oluşturmuş, söylemin etik boyutuna açıklık getirebilmek için Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı için geliştirdiği anlaşılabilirlik, doğruluk,

gerçeklik ve samimiyet kavramlarından oluşan geçerlilik iddialarına başvurulmuştur.

Habermas’a (2001) göre bu iddialar tüm söylemlerin temelini oluşturmakta ve rasyonel iletişimi mümkün kılmaktadır. Şirket içinde çeşitli birimlerin katılımlarıyla ve şirket dışından hizmet alımıyla hazırlanan KSS raporları farklı paydaş gruplarının farklı beklentilerini karşılamalıdır. Bunun için raporun anlaşılır olması, sunulan bilgilerin doğru, gerçek ve samimi değerlendirilebilmesinin ön koşulu olarak görülmektedir. Burada uluslararası düzeyde geliştirilen standartlar şirketlere KSS’ye ilişkin tüm açıklamaların kapsamlı, detaylı ve belirli bir çerçevede ve sıralamada sunulmasında rehberlik hizmeti sunarak KSS iletişiminin anlaşırlığını kolaylaştırmaktadır. Okuyucu, KSS raporunun doğruluğu, gerçekliği ve samimiyeti konusunda şüphe duymamalıdır. Bunun için raporda sunulan olumlu ve olumsuz bütün unsurlara yer verilmeli, bilgi ve veriler belgelenmeli ve bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetiminin yapılması sağlanmalıdır. Böylece standartlar ve geçerlilik iddiaları çerçevesinde sunulan rapor, paydaş beklentilerinin karşılanmasının ve konuların kapsamlı sunumunun ötesinde etkili ve amaçlı bir söylemin kurulmasının ön koşulu olarak görülmelidir.

Kaynaklar

AA1000, (2013). AA1000 Accountability Principles Standard 2008, http://www. accountability.org/images/content/0/7/074/AA1000APS%202008.pdf. Erişim Tarihi: 23.05.2013

Aguinis, H. ve Glavas, A., (2012). What we Know and Don’t Know about Corporate Social Responsibility: A Review and Research Agenda, Journal of Management, Vol. 38 No. 4, s. 932-68.

Aktan, C. C. ve Vural, İ. Y., (2007). Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Uluslararası Kuruluşlar ve Hükümet-Dışı Organizasyonlar Tarafından Sürdürülen Başlıca Girişimler,

Çimento İşveren, Mayıs 2007, Sayı:3, Cilt: 21, s. 4-21.

Argüden, Yılmaz, (2002). Kurumsal Sosyal Sorumluluk, İstanbul: ARGE Danışmanlık Yayınları, No:03.

(15)

Austin, John L., (1962). How to do things with words, Oxford, UK: Clarendon Press.

Avrupa Komisyonu, (2011). Communication from the Commission to the European

Parliament, the Council, the European Economic and Social Commitee and the Committee of the Regions, Brussels, 25.10.2011, COM (2011) 681 final.

Burkart, Roland, (2007). On Jürgen Habermas and Public Relations, Public

Relations Review, 33 (2007), s. 249–254.

Center for Corporate Citizenship, (2013). Value of Sustainability Reporting, UK: Ernst & Young Global Limited.

Chen, S. ve Bouvain, P., (2009). Is Corporate Responsibility Converging? A Comparison of Corporate Responsibility Reporting in the USA, UK, Australia, and Germany, Journal of Business Ethics, April 2009, Volume 87, Issue 1 Supplement, s. 299-317.

Coca-Cola İçecek, (2014). 2013 Sustainability Report, http://www.cci.com.tr/ UserFiles/pdf/2013/2012_CCI_Surdurulebilirlik_Raporu_.pdf. Erişim Tarihi: 15.05.2015 Coca-Cola İçecek, (2013). 2012 Sustainability Report, http://static.globalreporting. org/report-pdfs/2013/f0399ec1debd1a85854a286aeb3d12a6.pdf. Erişim Tarihi: 27.10.2014

Cohen, Elaine, (2012). False Claims in Sustainability Reports, http://csr-reporting. blogspot.com.tr/2012/11/false-claims-in-sustainability-reports.html. Erişim Tarihi: 07.04.2014

Colleoni, Elanor, (2013). CSR Communication Strategies for Organizational Legitimacy in Social Media, Corporate Communications: An International Journal, Vol. 18 No. 2, s. 228-248.

Coşkun, Seyit, (2010a). Jürgen Habermas’ın Söylem Etiği Kuramında Ahlak

Yargılarının Oluşumu ve Temellendirilmesi Sorunu, Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal

Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi.

Coşkun, Gül, (2010b). Kurumsal Pazarlama ve Sosyal Sorumluluk, Ankara: Nobel Akademi Yayıncılık.

Çelik, H. ve Ekşi, H., (2008). Söylem Analizi, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim

Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, Sayı 27, s. 99-117.

Deren Van Het Hof, Seçil, (2015). “Şirketler ve Topluma Karşı Sorumlulukları”,

Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Kavramlar, Uygulama ve Örnekler, Ankara: Nobel

Akademi Yayıncılık, s. 19-80.

Deren Van Het Hof, S. ve Hoştut, S., (2015). “Sosyal Sorumluluk Kampanyası İçin Stratejik Adımlar”, Kurumsal Sosyal Sorumluluk: Kavramlar, Uygulama ve Örnekler, Ankara: Nobel Akademi Yayıncılık, s. 81-128.

(16)

Dyllick, T. ve Hockerts, K., (2002). Beyond the Business Case for Corporate Sustainability, Business Strategy and the Environment, 11, s. 130-141.

Elkington, John B., (1997). Cannibals With Forks: The Triple Bottom Line of 21st

Century Business, Oxford: Capstone Publishing.

Erdoğan, İ. ve Alemdar, K., (2005). Öteki Kuram, Ankara: Erk Yayınları.

Freeman, R. Edward, (1984). Strategic Management: A Stakeholder Approach, Boston: Pitman.

Freeman, R. E. ve Phillips, R. A., (2002). Stakeholder Theory: A Libertarian Defence, Business Ethics Quarterly, 12: 3, s. 331-349.

Gençer Kasap, Demet, (2014). Kamusal Tartışmaların Habermascı bir Yaklaşımla Çözümlenmesi: Bir İçerik Çözümleme Yönergesi Geliştirme Çalışması, İletişim Kuram

ve Araştırma Dergisi, Sayı 38/Bahar 2014, s. 164-183.

Golob, U., Podnar, K., Elving W. J., Nielsen, A. E., Thomsen, C. ve Schultz, F., (2013). CSR Communication: Quo Vadis?, Corporate Communications: An International

Journal, Vol. 18 Iss 2, s. 176-192.

Göcenoğlu, C. ve Onan, I. (2008). Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Değerlendirme Raporu, http://kssd.org/wp-content/uploads/2013/03/CSR_Report_in_

Turkish.pdf. Erişim Tarihi: 25.03.2013

GRI - Global Reporting Initiative, (2013). About Sustainability Reporting, https:// www.globalreporting.org. Erişim Tarihi: 13.04.2013

GRI - Global Reporting Initiative, (2006). GRI uygulama seviyeleri, https://www. globalreporting.org/Pages/resource- library.aspx?resSearchMode=resSearchModeText& resLangText=Turkish; Erişim Tarihi: 03.04.2013

Habermas, Jürgen, (2001). İletişimsel Eylem Kuramı, Çev. Mustafa Tüzel, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Habemas, Jürgen, (1998). Sosyal Bilimlerin Mantığı Üzerine, Mustafa Tüzel (çev.), İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Habermas, Jürgen, (1996). Between Facts and Norms, Cambridge, MA: MIT Press. Habermas, Jürgen, (1991). Moral Consciousness and Communicative Action, C. Lenhardt ve S. W. Nicholsen (çev.), Cambridge: Polity.

Hahn, R. ve Kühnen, M., (2013). Determinants of Sustainability Reporting: A Review of Results, Trends, Theory, and Opportunities in an Expanding Field of Research, Journal

of Cleaner Production, (59), s. 5-12. Http://Dx.Doi.Org/10.1016/J.Jclepro.2013.07.005.

Haider, Mohammad B., (2010). An Overview of Corporate Social and Environmental Reporting (CSER) in Developing Countries, Issues in Social and Environmental

(17)

Hoştut, Sibel, (2014). İtibarlı Şirketlerin Sosyal Performans Uygulamaları, 3. Uluslararası İtibar Yönetimi Konferansı. İstanbul, 13-14 Kasım 2014.

Hoştut, S. ve Deren Van Het Hof, S., (2014). A Decade into Sustainability Reporting

in Turkey, Eurprera: Communication Ethics in a Connected World, Brussels, 11-13

September 2014.

Ihlen, Øyvind, (2011). Corporate Social Responsibility und die Rhetorische Situation, Juliana Raupp, Stefan Jarolimek, Friederike Schultz (edts.), Handbuch CSR:

Kommunikationswissenschaftliche Grundlagen, disziplinäre Zugänge und methodische Herausforderungen, Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften, s. 150-172.

Ihlen, Ø., Bartlett, J.L. ve May, S., (edts), (2011). The Handbook of Communication

and Corporate Social Responsibility, Chichester: Wiley-Blackwell.

ISO, (2013). Discovering ISO 26000. URL, http://www.iso.org/iso/discovering_ iso_26000.pdf. Erişim Tarihi: 29.09.2013

ISO, (2009). Environmental Management, http://www.iso.org/iso/ theiso14000family_2009.pdf. Erişim Tarihi: 07.04.2013

Johnson, G.; Scholes, K. & Whittington, R., (2008). Exploring Corporate Strategy, Harlow, England: PrenticeHall.

Kaya, U. ve Karakaya, A., (2008). Sosyal Raporlama Anlayışının Muhasebe Meslek Mensupları Tarafından Algılanması Üzerine Ampirik bir Çalışma, Muhasebe ve Denetime

Bakış, Ocak/2008, s. 153-170.

Koç Holding, (2014). Corporate Social Responsibility Report 2013, http://static. globalreporting.org/report-pdfs/2014/3d0fd0d160b4bf3d14340e3a0dab6f8d.pdf. Erişim Tarihi: 25.10.2014

Kolk, Ans, (2010). Trajectories of Sustainability Reporting by MNCs, Journal of

World. Business, 45, s. 367-374.

Kolk, Ans, (2004). A Decade of Sustainability Reporting: Developments and Significance, v, Vol. 3, No. 1, 51-64.

KPMG, (2013). The KPMG Survey of Corporate Responsibility Reporting 2013, http://www.kpmg.com/Sustainability. Erişim Tarihi: 18.02.2014

Lee, Min Dong P., (2007). A Review of the Theories of Corporate Social Responsibility: Its Evolutionary Path and the Road Ahead, International Journal of

Management Reviews, Vol. 10 No. 1, s. 53-73.

Lydenberg, Steven D., (2005). Corporations and the Public Interest: Guiding the

Invisible Hand, San Francisco, CA: Berrett-Koehler.

Marshall, Gordon, (1999). Sosyoloji Sözlüğü, Osman Akınhay ve Derya Kömürcü (çev.), Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.

(18)

Robert Heath; Elizabeth L.Toth and Damion Waymer (edts.), Rhetorical and Critical

Apporaches to Public Relations II, NY: Routledge, s. 253-271.

Meisenbach, Rebecca J., (2006). Habermas’s Discourse Ethics and Principle of Universalization as a Moral Framework for Organizational Communication, Management

Communication Quarterly, 2006, 20: 39, s. 39-62.

Menteş, Ahmet, (2009). Kurumsal Yönetişim ve Türkiye Analizi, İstanbul: Derin Yayınları.

Özüpek, Nejat, (2013). Kurum İmajı ve Sosyal Sorumluluk, İstanbul: Eğitim Yayınevi.

OECD, (2011). Guidelines for Multinational Enterprises, http://www.oecd.org/ corporate/mne/48004323.pdf, Erişim Tarihi: 02.02.2013

Punch, Keith F., (2005). Sosyal Araştırmalara Giriş: Nicel ve Nitel Yaklaşımlar, D.Bayrak, H.B.Arslan, Z. Akyüz (çev), Ankara: Siyasal Kitabevi.

Reynolds, M. A. ve Yuthas, K., (2008). Moral Discourse and Corporate Social Responsibility Reporting, Journal of Business Ethics, Vol. 78, No. 1/2, s. 47-64.

SA8000, (2014). SA8000 Standard: 2014, http://www.sa-intl.org/index. cfm?fuseaction=Page.ViewPage&PageID=937. Erişim Tarihi: 22.02.2014

SAAS, (2012). Accredited Certification Bodies, http://www.saasaccreditation. org/accredcertbodies.htm. Erişim Tarihi: 13.12.2012

Sarıkaya, M., Erdoğan, M. ve Kara, Z. F., (2010). İnternet Ekonomisi ve Kurumsal Sürdürülebilirlik, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Ekim, 5(2), s. 31-50.

UNGC – United Nations Global Compact, (2013). What is the UN Global Compact?, https://www.unglobalcompact.org/. Erişim Tarihi: 02.02.2013

Werner, K. ve Weiss, H., (2003). Markaların Kara Kitabı, Dilman Muratoğlu (çev.), İstanbul: Mediacat Kitapları.

Yamak, Sibel, (2007). Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Gelişimi, İstanbul: Beta Yayınları.

Yıldırım, Özkan, (2009). Yıllık faaliyet raporu hazırlama rehberi, http://www. denetimnet.net/UserFiles/Documents/DenetcininNotDefteri/Turkey-Tr_Audit_ Yillikfaaliyethazirlamarehberi_.pdf. Erişim Tarihi: 03.04.2014

Yıldırım, Yılmaz, (2012). İletişimsel Eylem Kuramı Işığında Siyasal İletişim ve AK Parti Örneği, Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries), Cilt:7, Sayı:1, s. 195-226.

Referanslar

Benzer Belgeler

Tedarik zincirinde sosyal diyalogu etkinleştirmeyi, çalışanları hakları ve sorumluluklarıyla ilgili bilinçlendirmeyi amaçlamayan programlar Ticaret Bakanlığı’nın

Kurumsal sosyal sorumluluk; işletmelerin faaliyetlerinde, üretim aşamasından tüketime kadar olan tüm safhalarda toplum sağlığı konusunda duyarlı olması ve

gereken sosyal yükümlülükleri olan kurumlar olarak görülmeye başlandı.. 1940'larda

Modern sosyal sorumluluk anlayışına göre, herhangi bir kurum; “yer altı veya yer üstü bir su kaynağına zehirli atıklarını bırakmamalı, ekolojik yapıyla

fiirketimizin Yönetim Kurulu Üyeleri, Yöneticileri ve fiirket sermayesinin do¤rudan ya da dolayl› olarak %5'ine sahip olan pay sahiplerinin ihraç etti¤i sermaye piyasas›

fiirketin Yönetim Kurulu Üyeleri, Yöneticileri ve fiirket sermayesinin do¤rudan ya da dolayl› olarak %5'ine sahip olan pay sahiplerinin ihraç etti¤i sermaye piyasas›

fiirketimiz'in Yönetim Kurulu Üyeleri, Yöneticileri ve fiirket sermayesinin do¤rudan ya da dolayl› olarak %5'ine sahip olan pay sahiplerinin ihraç etti¤i sermaye

Tasarımda özgürlüğe ve kolaylığa imkan tanıyan, dayanıklı doğal ve sağlıklı alçı özlü malzemelerle inşa edilen geleceği olan yapılarda, yüksek teknolojiye