VAKıFLARıN MILLÎ BIRLIKTEKI
ROLLERI
VE HUSUSIYLE
DEMIR BABA TÜRBESI
Prof Dr. Abdurrahman G Ü Z E L
( i t l i k denilince a y n ı değerler et-Irafında bir araya gelen insan topluluğunu h a t ı r l ı y o r u z . A y n ı şeylere itibar eden, aynı k ı y m e t l e r i benimseyen ve bu değerler için m ü c â d e l e veren i n san kitlelerini h a t ı r l ı y o r u z . Bâzan mad-dt, bâzan m â n e v t ve bûzan m a d d î ve manevt mahiyetli değerler e t r a f ı n d a meydana getirilen bir organizasyonu anlıyoruz. Bizi bir araya getiren un surun m u h t e v a s ı n a göre şekillenen bir organizasyonu k a s t e t m i ş oluyoruz.
Millî k a v r a m ı , kişileri b i r i b i r -lerinden a y ı r t eden karakter f a r k l ı l ı ğ ı nın toplumlara aksetmesi veya toplum da tecellisidir.
Millî toplum, millî devlet, m i l l i y e t , millîlîk gibi bir t a k ı m sosyal, bediî, tarihî u n s u r l a r ı n muayyen ş a r t l a r d a meydana getirdikleri t e r k i p l e r d i r .
Millet, farklı şekilde t a n ı m l a n ı r k e n onu meydana getiren unsurlar da deği şebilmektedir. Genelde millet, gerek Ziya G Ö K A L P ' d e ve gerekse ondan farklı d ü ş ü n m e y e n A t a t ü r k ' d c bir ta kım "biılik"lcTİn bir araya gelmesi ile tecelli edebilecek bir sosyal vetire olarak t a n ı m l a n ı r .
Bu konuda A t a t ü r k ' ü n millet t a n ı m ı ile Ziya G Ö K A L P t a n ı m ı a r a s ı n d a es asta bir fark yoktur. Ve ben bâzı ta nımlar yaparak süremi doldurmak iste miyorum.
İslâmiyet: Ayet ve Hadisleri ile m i l let k a v r a m ı n ı kabul ederken " b i r l i k " i n Önemini b e l i r t m i ş t i r . N i f a k , a y r ı m c ı l ı k , bölücülük, benlik duygusu, mensubiyeti kavmiyetçiliğe g ö t ü r m e k İslâmın men ettiği h u s u s l a r d ı r .
N i t e k i m millet'e âit pekçok ayetler b i l i n i r k e n bu ayctlerde"birlik beraber lik" simgclcnmcktedir.
Resmi ideoloji olarak kabul edilen A t a t ü r k ç ü l ü k , millî b i r l i k için; D i l Birliğini D i n Birliğini Coğrafya Birliğini K ü l t ü r Birliğini Tarih Birliğini Soy Birliğini Kader Birliğini
bilindiği gibi esas a l m a k t a d ı r . M i l l i birliği bu i k i zemine oturt tuktan sonra vakıf anlayışımızı açık layalım. Şüphesiz yapmaya çalışacağı mız târif. vakıf k ü l t ü r ü m ü z ü n sosyal m u h t e v a s ı n a dair olacaktır. .Arayışı içerisine girdiğimiz "ecdadın milli birliği sağlarken yararlandığı veya geli.pirdiği müesseselerden" Vakfı bu açıdan ele almaya çalışacağız. Böylece geçmişteki müesseselerimizden istifade ederek çözüm getirdiğimiz meselelere bugün nasıl çözüm getirebileceğimize dair bazı mesajlar vermeye çalışacağız. Bu millet, geçmişte m i l l i birlik mese lesini çözmüştü. Geliştirdiği müesseseler a r a s ı n d a vakıflar da vardır. Bugün ori jinal a n l a m ı n d a vakıf pek ya\gm dcğü. .Ancak "millî birlik problemi" ise h1\\A var. T a r t ı ş ı l a c a k husus, asrın getirdiği b i r t a k ı m modern kuruluşlar da acaba yeni terkiplere mi gidilmeli veya geç mişteki bazı değerler \cnidcn gündeme getirilirken neler yapılabilir?
m.
p,»f n r A w m i P R A H M A N Q t j Z E LVakıf, kişinin kendi kaynaklarında, içerisinde bulunduğu cemiyete; saygı, sevgi, şefkat ve yardım etme faaliye t i d i r . Tarih boyunca bu duyguların ge lişmesinde ve uygulama imkânı bulma sında T ü r k milletinin âl-i cenâb ve teş kilatçı ruhunun büyük rolü olmuştur. V a k ı f l a r ı n millî kültürümüzün çok ö-nemli bir müessesesi olmasından ötede bir önemi daha vardır. Bize göre vakıf ların; Bâciyân-ı Rûm, Dervişân-ı Rûm ruhu ile Müslüman Türklere açılan toprakların Türk yurdu olarak kal
masında çok önemli bir rolü olmuştur. Bu rol vakıfların yurt tuttuğumuz topraklarda, kök salmamız ve kendi mizi kabul ettirmemiz, kültürel millî kişiliğimizi bizden olmayanlara kabul-lendirişimizden gelmektedir. Vakıflar bizim; tarafsız, merhametli, âdil, şef-kâtli, hayır sever oluşumuzun simge leridirler.
Şüphe yok k i vakıf kavramının te melinde Allah rızası, hayır duygusu ve insanlık ideali yatıyordu: İslâm D i -ni'nin sosyal konulara verdiği önem, vakıfların gelişip güçlenip yaygın laşması ile yakından ilgilidir. Dinimiz dünya nimetlerinin inananlar arasında gönül rızası ile dağıtılmasını emret mektedir. Bu paylaşımı teşvik için;
"Sevdiğiniz şeylerden sadaka verme dikçe, olgunluğa erişemezsiniz"
"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevir meniz olgunluk değildir. Esas olgunluk, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kita ba ve bütün Peygamberlere iman edib, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve esirlere seve seve malını vermektir"
Kendiniz için hayır olarak neler hazirladıysanız onu (Allah katında bulursunuz).
"Mallarını gece ve gündüz, gizli vc aşikâr, hayra sarf eden kimselerin Rab-İcrinin yanında m ü k â f a t l a n vardır.." vb. gibi.
Bunlar, bu konudaki ayetlerden bir kısmıdır.
V a k ı f l a r islâmî bir kuruluş iken şüphesiz sadece Müslüman Türklerde rastlanılan kuruluşlar değildi. Ancak T ü r k medeniyet tarihinin temel bölüm
lerinden birini kapsayan ve sosyal ada letin gerçekleştirilmesinde fevkalade hayati bir mevki işgal eden v a k ı f k u r u luşlarımız hiç bir millette, b i z i m t o p l u mumuzdaki kadar ş ü m u l l ü , ş u u r l u ve mânidar olmamıştır. İ s l â m i y e t t e n evvel ki Türk toplumunda v a k ı f l a r a benzer bir kuruluş var mı i d i , ö n e m l i b i r husustur, incelenilmelidir...
Yapılan bazı t a n ı m l a r , genel ve özel açıklamalardan sonra," K ü l t ü r m i l l i yetçiliği üzerine inşa e d i l m i ş , m u â s i r Türkiye Cumhuriyeti'nde millî b i r l i k Nokta-i nazarından V a k ı f l a r ' ı n rolü nc olabilir?" konusuna d ö n m e k i s t i y o r u m . Bunu yaparken millî b i r l i ğ i m i z i mey dana getiren unsurların ü z e r i n d e v a k ı f esprimiz itibariyle d u r a c a ğ ı m .
1) Dil Birliği ve Vakıflar:
Vakıf kuruluşları a r a s ı n d a ş ü p h e s i z eğitim müesseseleri de v a r d ı r . Her sevi yede eğitim yapan okulun v a k ı f e d i l d i ği bilinmektedir. V a k ı f m ü e s s e s e l e r i arasında ve şüphesiz bu t ü r k u r u l u ş l a rın başında câmilcr v a r d ı r . O k u l u n d a ve camisinde ortak k ü l t ü r d i l i k u l l a n ı lan bir toplumda tabiidir k i d i l b i r l i ğ i doğacaktır. V a k ı f l a r d a k i han, k e r v a n saray ve diğer konaklama y e r l e r i T ü r k
İslâm ellerinde T ü r k ç e n i n l e h ç e l e r i ve şiveleri arasındaki bağı ( k ö p r ü y ü ) c a n l ı tutan kuruluşlarıdır. Başka t ü r l ü T ü r k istan'dan Bosna'ya Hersek'e d i l b i r l i ğ i sağlanabilir mi idi?
2) Din Birliği ve Vakıflar:
İslâmiyet, vakıf eserlerinin b a ş l ı -caları olan câmi ve mescidlcrle ina nanların birliğinin s a ğ l a n d ı ğ ı yer o l muştur. Camiye devam ve cemaat r u h u vakıflar olmadan da d a y a n ı ş m a y ı , ta nışmayı haberdar olup ç e v r e ile i l g i lenmemizi sağlayan sosyal k u r u l u ş l a r iken, dînî müesseseler de k e n d i n i gös teren vakfiyeler bu b i r l i ğ e vasat vc zemin oluşturmuşlardır. M a r d i n ' l i bir hayırsever, Muğla'dan y a p t ı ğ ı v a k f i -yesiyle dar anlamda h e m ş e r i l i k r u h u n u yıkmış daha geniş u f u k l u bir sevgi ile bütün Bulgaristan'a kadar varan, b ü t ü n Müslüman T ü r k l e r e hizmet g e t i r m i ş t i r . Bu, birleştiricilik değil de nedir?
3) Coğrafya Birliği ve Vakıflar : Vakıflar coğrafya'yı vatan yapan
V A K I F L A R I N MİLLİ BTRT.İKTEKt ROT t . E R t V F r>FMTR BABA TtİRBESt ^07 ve bu vatan ü z e r i n d e y a ş a y a n l a r ı bir leştiren b ü t ü n l e ş t i r e n k u r u m l a r d ı r . Va kıf eserleri kara t o p r a ğ ı n b a ğ r ı n a m i l l î damgamızı t a ş ı y a n k u r u l u ş l a r d ı r . Bu gün B a l k a n l a r ' d a , K e r k ü k ' d e hâlâ T ü r k lükten bahsedebiliyorsak, bu biraz da burada v a k ı f eserlerimizle b ı r a k t ı ğ ı m ı z izlerimizdendir. T ü r k l e r sadece vatan birliğini s a ğ l a d ı k l a r ı Doğu veya Batı Anadolu'da değil, y a ş a d ı k l a r ı her çoğ-rafya p a r ç a s ı n d a Bulgaristan d a h i l va kıf eserleri ile coğrafi birliği sağla mışlardır. T o p r a ğ ı vatan yapan bu zih niyet Kızılelmayı Balkanlara taşımıştır.
4) Kültür Birliği re Vakiflar :
V a k ı f l a r , T ü r k Millî K ü l t ü r ü n ü n ^ sadece manevi â b i d e l e r i değil, a y n ı za manda m a d d î k ü l t ü r ü m ü z ü n de dev â-bideleridir. O n l a r ı n ; sanat, h a ş m e t vc külliyât olarak t a ş ı d ı k l a r ı ö n e m vc b ü y ü k l ü k l e r i n i n yanı sıra onlar; oyma, yontma, mimari vc m ü h e n d i s l i k s a n a t ı mızın ş a h e s e r l e r i d i r . Ortak m i l l î kül t ü r ü m ü z ü n bu â b i d e eserleri A l l a h rıza sı için v a t a n ı n b a ğ r ı n d a y ü k s e l i r k e n , Ağrı'dan m i n â r e ustası geliyor, A y -dın'dan gelen usta m i h r â b ' ı y a p ı y o r . Amasya'da bir h a y ı r s e v e r i n v a k f ı mey dana gelirken, T ü r k s a n a t ı n ı n ortak e-seri meydana ç ı k ı y o r . V a k ı f k a v r a m ı , kültür birliğimiz i t i b a r i y l e de olumlu rolünü oynuyordu.
5) Tarih Birliği ve Vakıflar :
Vakıf eserleri mevcudiyetleri ile eserleri yapan toplumun veya eserlerin yapıldıkları t o p r a ğ ı n t a r i h i n i meydana getirirler. Zira v a k ı f n â m e l e r o n l a r ı n yaşatılmalarını â m i r d i r . A k a r l a r ı d ü n y a d u r d u k ç a o n l a r ı d u r d u r a c a k t ı r . A l l a h korkusu o l a n l a r ı n k o r u n m a s ı için birer sigortadır. Bitlis'deki, A n t a l y a ' d a k i veya Bursa'daki 500 yıl evveline âit vakıf belgelerine sahip bir T ü r k âilc, bu t o p r a k l a r ı n en sağlam tapusuna sa hip demektir. C o ğ r a f i s ı n ı r l a r değişse de k ü l t ü r s ı n ı r l a r ı i t i b a r i y l e bu kural değişmez. Ecdat y a d i g a r ı n a sahip olma şeklinde tecelli edip gelişen v a k ı f n a menin i c a b ı n a uyma şart ve mecburiye t i emsalsiz bir t a r i h ş u u r u y a r a t ı r . Her âile b a b a s ı n ı n veya dedesinin y a d i g a r ı na t a k i p ç i l i k yaparsa milletçe tarih şuuru gelişir m i l l i t e s â n ü d d e v a k ı f l a r olumlu rol o y n a m ı ş olurlar.
6) Soy Birliği ve Vakıflar:
T ü r k l e r d e soy birliği zihniyeti kav miyet a n l a m ı n d a olmamıştır. T ü r k l e r I s l â m i y e t t e n evvel de kendi ı r k l a r ı n d a n olmayan insanlarla i y i ilişkiler -kiirma-sını bilmiş, bilhassa millî b ü n y e l e r i n deki y a b a n c ı unsurlara eşit muâmele y a p m ı ş l a r d ı r . İslâmiyetle bu uygulama, M ü s l ü m a n T ü r k l e r d e daha bir anlamlı o l m u ş t u r . Meseleye v a k ı f l a r itibariyle b a k ı l d ı ğ ı n d a ise hiçbir vakıf, bir â i l e n i n veya soyun geleceğini teminat a l t ı n a almak için k u r u l m a m ı ş t ı r . Aksi halde vakıf olmaktan ç ı k a r d ı . Toplu mun b ü t ü n fertlerine eşit hizmet götü
ren vakıf, onları kuran Müslüman T ü r k l e r e kendi s o y l a r ı n d a n olmayanlar i t i b a r i y l e de birliği götüren bir rol oynarlar.
7) Kader Birliği ve Vakıflar:
V a k ı f felsefesine inanan toplum, bu k u r u l u ş l a r ı n Allah rızası için k u r u l d u ğ u n u b i l i r . Bu müesseseler; yüzlerce yılı bulan geçmişimizde cereyan etmiş olaylardaki m a ğ d u r muhacirlere, tabii felaketlere u ğ r a y a n l a r a , harp malûl lerine, salgın hastalıklara u ğ r a y a n l a r a zengin şefkat ile hizmet götüren bir k u r u l u ş olmuşlardır. Bu k u r u l u ş u n kuv vetli bir kader birliği şuuru ve birlikte yaşama arzusu y a r a t a c a ğ ı açıktır.
T ü r k İslâm V a k ı f l a r ı arasında T ü r k l c r ' i n özel bir yeri v a r d ı r . Bu özel yer millî b i r l i k açısından da çok an l a m l ı d ı r . Zirâ, ferden, a t a l a r ı m ı z ı n kab r i n i ziyaret ederken bu olay bir nok tada âilc boyutları içinde olan bir uy g u l a m a d ı r . Toplumun bütün fertleri ta r a f ı n d a n uygulanan bir olay ancak ön celikle her Müslüman T ü r k ' ü n kendi y a k ı n ı n ı ziyaret ettiği bir olaydır. T ü r b e l e r de. ziyâret edilen kabir veya makam b i r k a ç kere bir kişiye âit iken. ziyaret eden bütün bir millettir. Bu se beple ziyaretler vc türbeler kişilerin değil, milletindirler. Mekânı türbclcşen kişi. artık milletin malı olmuştur veya millete mâl olmuştur. T ü r b e l e r i olan millet geçmişi olan millettir. T ü r b e l e r i ni a r a y ı p saygıyla anan millet, geçmişi ne milletçe saygı duyan toplumdur. Tu rist olarak gittiğimiz veya transit ola rak geçtiğimiz yerde siz, milletinize âit
m . Prof. Dr. A B D U R R A H M A N G Ü Z E L
bir türbe arayamazsınız. Zirâ orası si zin değildir. Veya geçmişte de sizin ol mamıştır. Size (milletinize) dit türbenin bir toprak üzerinde mekân kurabilmesi için orada veya o çevrede yaşamış hiz met vermiş,verdiğiniz hizmetle tuttu ğunuz ışıkla o yörede iz bırakmış olma nız gerekir.Bu milletin Misâk ı Milit dı şında da olsa türbesi var ise, bugün bi zim olamayan o toprakların bir dönem bizim olduğunun simgesidir. Hukukî ve maddî varlık olarak bizim sayılmasa dahi mânâ da bizimdir ve mesele bu noktada diplomasiden çok daha evvel Türkiyâtın meselesidir.
Husûsiyle üzerinde duracağım Bul garistan'daki Demir Baba Türbcsi'nin tanıtımına geçmeden önce bütün türbe ler için geçerli olan nazariyemizin a-çıklamasına dair biraz daha bilgi ver mek istiyorum.
Demir Baba, türbesinin bulunduğu şehirde mi doğmuştu? Belki "evet" bü yük ihtimalle de onu bu şehre gönderen çevresini aydınlatsın diye vazifelen diren çok uzaklarda mekân kılmış bir başka "baba" vardı. Ve bu baba şüphe siz sadece Demir Baba'ya icâzet verme mişti. Aynı zamanda Demir Baba'dan i -câzet alan nice babalar şimdi ismini bi lemediğimiz mekânlarda yol göstermiş ti. Kilometrelerce mesafedeki bu "ku tup" 1ar bu "kapılar" tezgahları, ma kamları ve mezarları ile Müslüman Türkleri inanç ve düşünce bazında bir leştirmiş, meydana gelen ortak zihniyet bunların birlikte düşünüp birlikte ha reket etmelerinde vesile olmuştur. De mir Baba'yı sadece Bulgaristan Türkü mü ziyaret ediyordu.? Samsun'dan şifa için Demir Baba'ya gelen veya Siirt'ten Demir Baba'ya fatiha okuyan yok mu idi? Hacıbektaş'da Allah'a açılan nice bin elin sahibi için köyün neresi, ken tin neresi mi? deniyor. Demir Baba, Tillo'daki İbrahim Hakkı kadar bizim dir. Bizim olan ortak değerler, ancak birliğimizi sağlarlar ve birlik olduğu muz sürece onlara sahip olma gücünü gösterebiliriz.
Deliormanda'daki Demir Hasan Baha Türbesi :
Meselenin öncelikle Türkoloğun me selesi olduğunu belirtmiştik. Bu konuda
da açıklık getirmek isteriz. T ü r k m i l l e tinin tarihi, d i n i , d i l i , d i l i n i n ç e ş i t l i lehçe ve ağızları d i n î n i n g e ç i r d i ğ i saf halar ve meydana g e t i r d i ğ i eserler ve bunların üzerinde y a p ı l a n inceleme vc araştırmalar daha derinlere inerek, ant ropolojiyi, etnoloji vc etnografya ile ilgili çalışmalar, T ü r k o l o j i olarak ta nımladığımız özel i l i m dalma g i r e r l e r . Bu tarif kapsamında v a k ı f l a r ve onun tezahür biçimlerinden b i r i olan t ü r b e ler Türkolojinin s a h a s ı n d a d ı r l a r .
Türkoloğun; şüphesiz, m u h a k k a k T ü r k olması gerekmez, ancak T ü r k olan bir Türkoloğun T ü r k K ü l t ü r ü ile
ilgin
konularda daha d u y a r l ı o l m a s ı vc T ü r -kolojiyc özel bir sevgi hissetmesi t a b i idir. Asrımızın bir t a k ı m o r y a n t a l i s t l e rinin, şark millî v a r l ı k l a r ı n ı n idamesi için araç ettikleri b i l i n i r k e n bu sevgi çok görülmemelidir.Bilindiği gibi v a k t i y l e B u l g a r i s t a n bir Türk vilayetiydi. T o p r a k o l a r a k bu günkü misâk-i m i l l i h u d u d l a n d ı ş ı n d a kalması, onun T ü r k l ü ğ ü n ü i n k a r ede mez. Zira, a s ı r l a r d ı r T ü r k v i l a y e t i ola rak kalan Bulgaristan'da b u g ü n k ü r e j i min yok etmeğe çalıştığı T ü r k eserleri ni oradan kaldırması da m ü m k ü n d e ğ i l dir. Çünkü T ü r k l c r , v a t a n ı m i l l i m c f k û -resinden hareketle k e n d i öz v a t a n l a r ı na, bizzat m i l l i i m z a l a r ı n ı her zaman atmışlardır. Bu i m z a l a r ı n a s ı r l a r sonra da maddeten s ö k ü l ü p a t ı l m a s ı i m k â n sızdır. Eğer bir rejim bu i m z a l a r ı zorla ortadan kaldırırsa, bizler o i m z a l a r ı n arşiv belgelerini b ü t ü n d ü n y a y a göste rebiliriz. İşte bu i m z a l a r d a n c a m i i , medrese,tekke, t ü r b e , minare vs.ni or tadan kaldırmak m ü m k ü n o l a m a m ı ş t ı r .
Meşhur Hasluck, "Bektaşi Tetkikleri" adlı eserinde Bulgaristan'daki T ü r b e lerden K ı r c a a l i ' d c k i Seyyid A l i Sultan Türbesi'ni H a s k ö y ' d e k i Mustafa Baba Türbesi ve Tekkesini, Istruca ( I s t r u m i -nittsa) daki İsmail Baba T ü r b e s i ' n i Rusçuk ile Silistre a r a s ı n d a k i Y a k u b ' -daki Mustafa Baba T ü r b e s i ' n i ve D e l i orman'da Razgirad c i v a r ı n d a " Hasan Demir Baba Pehlivan" t ü r b e s i n d e n sık sık bahsetmektedir (1).
Bizim tebliğ.imizin esas k o n u s u n u n
V A K I F L A R I N M İ L L İ B İ R L İ K T F . K İ R O L L E R İ V F niZMİR BABA T Ü R B E S İ 399 bir b ö l ü m ü n ü teşkil eden bu Hasan De
mir Baba P e h l i v a n ' ı n m e z a r ı ve tekkesi son zamanlara kadar var i d i . Z i r a bu zat 500 sene evvel burada Deliorman'da yaşamış ve b i r çok kerametler göster miştir. X I X . asrın b a ş l a r ı n d a Tekke, Rusçuk Paşası Pehlivan Baba t a r a f ı n dan o n a r ı l m ı ş t ı r . Bu tekke ve t ü r b e ile ilgili olarak, b i r ç o k resim, g r a v ü r ve tasvirlerin o l d u ğ u n u Hasluck, Dodwel (1805). Edward, K a n i t z ve Bj.binger zikretmektedirler.
Babinger, (2) 1931 y ı l ı n d a Demir Baba Tekkesi, ile i l g i l i olarak b i r makale ve 8 resim n e ş r e t m i ş t i r . Babin-ger'in bu makalesinde b i r ç o k t a r i h i bel geler b u l u n m a k t a d ı r . K e n d i s i , bizzat Deliorman'a kadar g i t m i ş t i r . Tekke'de bir hayli zaman k a l m ı ş , hem sözlü, hem de yazılı belgeleri t o p l a m ı ş t ı r . A y r ı c a -oradaki T ü r b e ile i l g i l i yerlerinde re simlerini alarak makalesine k o y m u ş t u r .
Babinger, ç a l ı ş m a l a r ı n d a Macar i l i m adamı Felix K a n i t z (1829-,1904) i n üç ciltlik" k i t a b ı n a (Donau-Bulgarien und der Balkan, 2 Auf.1882) d a y a l ı olarak verdiği bilgilerde bilhassa Tuna bölge sini, geniş b i r ş e k i l d e t a r i h i gelişimi açısından a n l a t m a k t a d ı r . A y r ı c a Hasan Demir B a b a ' n ı n Tekkesi h a k k ı n d a bilgi vermektedir. O'na göre Felix K a n i t z .
1880 y ı l ı n d a gezip g ö r d ü ğ ü Demir Baba Tekkesi h a k k ı n d a sadece a ç ı k l a m a l a r d a b u l u n m a m ı ş t ı r . A y r ı c a Demir Baba T ü r b e s i ' n i n p l â n ı n ı , resmini çizmiş ve eserine k o y m u ş t u r . Kanitz'e göre Demir Baba T ü r b e s i ; I I . Mahmud (1808-1839) z a m a n ı n d a y a p ı l m ı ş t ı r . A b d ü l a z i z (1861-1876) z a m a n ı n d a sırf bu t ü r b e için özel b i r ferman ç ı k a r ı l m ı ş , yeniden tamir ve ilâveler y a p ı l m ı ş t ı r . K . J . J i -recek'e göre Demir Hasan Baba T ü r b e si, R u s ç u k Paşası t a r a f ı n d a n y a p t ı r ı l mıştır.
K a n i t z ise "Demir Hasan Baba T ü r besi'nin 1490 y ı l ı n d a y a p ı l m ı ş olabile ceğini s ö y l e m e k t e d i r .
Babinger diyor k i :
"27.5.1930 tarihinde K e m a n l a r ' ı n elinde bulunan T e k k e ' y i ziyaret ettiğim de Demir Hasan Dede h a k k ı n d a birşey-1er ö ğ r e n m e k istedim. A r a ş t ı r m a l a r so nucunda Demir Hasan Dede'nin A l i
Dede a d ı n d a bir a d a m ı n oğlu o l d u ğ u n u ve Horasan'da d o ğ d u ğ u n u öğrendim". K u v a n ç i l e r k ö y ü n d e A l i Dede'nin De mir Hasan Dede ve Hüseyin Dede a d ı n da i k i oğlu vardır. A l i Dede'nin Tür besi Palamara o r m a n ı n d a k i f u n d a l ı k l a r
a ı a s ı n d a d ı r . Hüseyin Dede Türbesi de Kemanlar d o l a y l a r ı n d a d ı r .
Hasan Dede'nin oğlu yoktu, fakat H ü s e y i n Dede' nin bir oğlu v a r d ı ; a d ı da Yunus A b d a l ' d ı r . Bu isimli Razgrad ve Kemanlar a r a s ı n d a bir de köy a d ı v a r d ı r . Bu köyde mezarı bulunmakta dır.
F.Kranitz'e göre. Hasan Demir Ba ba, bir süre Kralbunav ( T ı r n o v a ' n ı n Y a k ı n b i r yeri) da yaşamıştır.
Demir Baba T ü r b e s i ' n i n dış ve iç durumunu K r a n i t z b ü t ü n d e t a y l a r ı y l a eserinde a n l a t m a k t a d ı r . T ü r b e , son de rece romantik bir yerde b u l u n m a k t a d ı r . E t r a f ı n ı b ü y ü k ağaçlar sarmış ve "Ağaç Denizi"' olarak .literatüre geçirtmiştir. T ü r b e d u v a r l a r ı n ı n dışında bulunan mezar t a ş l a r ı n d a T ü r k - İ s l â m mezar mo t i f l e r i yer a l m a k t a d ı r . Mezarlığın gerisinde bulunan kapıda J^"^' yani "Ali'den başka kahraman yok tur" levhası v a r d ı r . T ü r b e d u \ a r ı . yont ma yapı t a ş l a r ı n d a n m ü r e k k e p t i r . Bun l a r ı n birkaçı da muhtelif T ü r k Süsleme motifleriyle m ü c e h h e z d i r .
Asıl t ü r b e y e bir holden g i r i l i r . B u hol sonradan yapılmıştır. Mezar bir se kizgen şeklinde 8 m. yükseklikte ve 6m. eninde. İki köşe arası 3.5 m. yerden
a-yaklı şamdan kaplanmış kocaman 3.10 m. u z u n l u ğ u n d a dev bir yapının g ö \ d c -si bulunuyor.
T ü r b e n i n sağ t a r a f ı n d a adak kur b a n l a r ı n ı kesme yeri vardır. Ziyaretçi ler buraya a d a k l a r ı n ı koyarlar, ^'uvar-lak bir delikten mezara bakarlar. Mezar da sadece b i r k a ç kemik görülmektedir. Bu yapılar h a k k ı n d a kesin tarih söyle mek zordur. Bilinen şudur k i . türbenin alt kısmı, üst kısmından daha b ü y ü k olması sebebiyle bu yapının, ayrı
dö-(2) Babinger, Franz, Das Bekt aschi-Kloster Demir B a b a , M S O S (Mitteilungen des Seminars für Orientalische Sprachen an der Friedrich Wilhelmf-Ü n i v e r s i t â t î u Berlin) A s . X X X I V , 1 9 3 1 , s.84-39.
m . n . A B n t T P R A H M A N f f Ü Z E l .
nemlerde yapıldığım göstermektedir. Mezar kubbesinin tepesinde bir hilâl bulunmaktadır. Daha önceleri bu hilâ lin içinde haç bulunmakta idi.
İlk dönemlerde. Demir Hasan Baba Türbesi, en çok ziyaret edilen bir zi-yaretgâh idi, fakat bugün burası tenha bir yer haline geldiği için ziyaretçileri de azalmıştır.
Her yılın 2 Ağustos'unda bu türbe nin etrafında panayır kurulur. Buraya etraftan pek çok kimseler gelir.
Demir Baba Türbesi ciddt şekilde a-raştırmağa değer bir yerdir. Zira bu ci vardaki Mumcular Köyü'ndeki mezar taşları arasında yapılan araştırmalar, buranın X I V , asırdan önceleri de Türk lere âit bölgeler olduğunu göstermekte dir.
Balkanlar'daki, hususiyle Bulgaris tan'daki Türk eserleri oralara asırlarca önce atılan Türk imzalarının birer sim gesidir. Aynı zamanda Câmi, Medrese, Tekke ve Türbelerin sayısının çokluğu na da bakılırsa Bulgaristan Türklerinin İnanç Yapısıda Horasan Anadolu inanç yapısından farklı görülmemektedir.
Netice olarak şunu ifâde etmek is teriz ki;
İlk Türk mutasavvıflarından Hoca Ahmet Yesevi'nin Kıpçak Türkleri ara sındaki muridlerinden Hüsameddin b. Şerafeddin'in(992/1584-88) yazdığı
"Ri-shli Tevârih-i Bulgtriye" den elde
e-dilen bilgilere göre; Ahmet Yesevi hali felerinden ve Eski Kazak Şeyhlerinden Biraş b.Abraş Sûfi, Ahmed Yesevi tale belerinden olup Şeyhinin işaretiyle Bul gar Havalisine gönderilmiştir.
Ayrıca Buri Nehri Boyunda Aday-Çermiş avulundan Eşmehmed Tokmeh-medoğlu, Biraş Sufi'nin müridi idi. Bu nun da ölümünden sonra Hoca Ahmed Yesevt'nin müridinin müridi Şeyh Hi-dayetullah, Yarkend'de Cehriye tarika tının başında bulunuyordu.
Bulgar tevâbiinden Terbirdi Çalliş avulundan İdris Zu'l-Mehmed oğlu Yar-kend'e gelerek 15 sene o şeyhin yanın da kaldı. Sûfi Eşmehmed'in vefatından sonra şeyh Hidayetullah, İdris Halifeyi Bulgar havâlisine yolladı.
Kazan'lı Kasım Şeyh İbrahim oğlu, onun halifesi idi. Ak-İdil Başında "Bay CuraÇermişi"nin avulunda Ahmed Y a -sevi muridlerinden Hoca E m i r Kelal'in kabrine tesadüf edilir(3).
İşte, bu kısa izahlar, Ahmet Yese vi'nin Kuzey Türkleri arasındaki yeri ni ve tesirini açıkça göstermektedir. Böylece Ahmed Yesevi halifelerin den Bulgar Havalisine gönderilen Ş e y h l e r , O bölgelerin Türkleşmesi, İslamlaşması için hizmetlerini esirgememişlerdir.
İşte Demir Hasan Baba'da Horasan doğumlu ve bir görev için Bulgaristan'a gelmiştir.
Demek oluyor ki, Türkistan, Anado lu, Rumeli, Balkanlar ve Avrupa'daki Milit Vatan Mefküresini, D i n birliği sâyesinde Coğrafya birliğinde elde etmişlerdir.
Ancak, yalnız bırakıldığı ve ihmal edildiği takdirde Evlâd-ı F â t i h â n ' ı n Avrupa topraklarındaki kurdukları bu zâviye, tekke, türbe, câmi, medrese, köprü, kervansaray vb. İslam-Türk ka-rekterli eserler Bulgaristan misalinde olduğu gibi tarihe g ö m ü l m e y e mahkumdur.
Bugün bu topraklardaki araştır maları yapmak maalesef y a b a n c ı l a r a nastb olduğu için, bu milli ve dtnt kültürü onlardan öğreniyoruz.
Bu coğrafyalardaki h â k i m y ö n e t i m Hıristiyan veya ateist oldukları için bu eserler zamanla kaybolup g i t m e ğ e mah kumdurlar.
Yabancı ilim adamlarının Türk-İs-lam eserlerine gösterdiği bu ilgiyi maalesef bizler, değil Avrupa toprak larında, Anadolu topraklanndakilere bile gösteremiyoruz.
Bizzat Atatürk'ün belirttiği gibi C u m
huriyet Türkiye'si ve getirdiği müesse selere olan saygı ve bağlılığımız ş ü p h e götürmez.
Köksüz bir millet y a ş a y a m ı y a c a ğ ı i -çin, kendi miUt kültürümüzün y a k ı n geçmişini bilmek zorundayız. Ancak bu suretle miUt varlığımıza hizmet ede biliriz;
(3) M . F . Köprülü, Türk E d e b i y a t ı ' n d a İlk M u tasavvıflar, Ankara 1981, 4. baskı, s. 44.
•7: , , „ l , . f :: . . .
Zira v a k ı f müessesesi, Türk-İslâm medeniyetinin dünya medeniyetine ge liştirip sunduğu çok yönlü, fevkalade müesseselerdir. Birçok sosyal problemin çözümünde yardımcı oldukları gibi, miUt birliğin tesisinde de yardımcı ol muşlardır. Vakıf müesseselerinin ça ğımıza ve çağın Türkiye'sine uymadık
ları söylenemez. Bu günkü MiUi Birlik, anlayışımızla medeniyetimizde dc va kıfların getirdiği pekçok müsbet espi-riden yararlanılabilir.
Bu görevin yürütülmesinde Türko logların da mühim hizmetleri olacağı muhakkaktır.