ölüm Ya Da
Ölümsüzlüğe Göç
İbrahim A TEŞ
ilinen ve görülen bir gerçek vardır k i , dün ya hayatında her doğan ölmeye, her gelen gitmeye, her konan göçmeye ve her canlı ölüm şer betini içmeye*^' mahkûmdur. İstenilse de istenil-mese de bu gerçek, kaçınılmaz bir sonuçtur. Gelen gider bundan kalmaz; iki kapılı handır. Bu mısraı bu gerçeği güzel ve vecîz bir şekilde dile getirmek tedir. Her canlı için mukadder olan bu ölüm olayı nın belirli bir süre yaşadıktan sonra meydaru gel mesi, gelişigüzel ve tesadüfî olmayıp, İlâhi iradenin çizdiği bir plân ve hikmetin sonucudur. Her canlı nın sonu ölüm olacağına göre, akla gelen en iyi düşünce, kişinin hayatını ç o k iyi değerlendirip, kendisine, ailesine, çevresine, toplumuna ve tüm insanlığa yararlı olacak davranışlarda bulunarak ölümünden sonra da hayırla anılmak suretiyle gönüllerde yaşamak ve ebediyete göçmeden önce ahiret hayatını kazanmaya çalışmaktır. Hayatı, gelişigüzel ve sorumsuzca yeyip-içip,gezip-dolaşıp, eğlenmek için geçirilen belirli bir süre olarak tanı mak ve ölüm ile her şeyin son bulduğuna inanmak son derece yanlış bir tutumdur. Bu tür bir hayat ve ölüm anlayışı, insanların dışındaki diğer can
lılar için düşünülebilir. Ama insanlar için asla düşünülemez. Zira insan, kısa süren dünya haya tında, İlâhi bir nizam içinde yaşadığını bilen, yaşamını sürdürmek için yeyjp içen, davranış larının ölçülü olmasına dikkat eden ahiret hayatı nın dünyada iken kazanılacağına inanan, Allah'a, çevresine ve toplumuna karşı sorumlu olduğunu müdrik olan, yüce bir yaratıktır. Böyle bir bilinç ve şuura sahip olan insana yaraşan; bilgi, görgü, servet, y e t k i , makam, mevki gibi sahip olduğu tüm nimetleri Allah'ın buyruklarına uygun olarak, dünya ve ahiret mutluluğuna yönelik çalışmalarla değerlendirip, ömrünü huzur içinde geçirmek, ölü münden sonra da dünyada hayırla anılmak ve ahirette Allah rızasına ererek, ebedî mutluluğa kavuşmaktır. Böyle bir t u t u m içinde olan insanın ölmesi, öKim olmaktan çok ölümsüzlüğe göç de
mektir. Fânî hayata gözlerini yumması, onun için her şeyin bitmesi demek olmayıp, tersine ebedî bir hayatın başlaması demektir.
İnsanlığa yararlı ilim dallarında eser bırakan bilginler(2), din ve vatan uğruna can veren şehit ler'^' helâl ve temiz kazançlarıyle insanlığa hiz met sunacak cami, mescit, o k u l , hastahane, çeşme, köprü gibi ölümsüz eser bırakanlar ve Allah âşıkları gözlerini hayata kapamakla yok olmuş sayılmaz lar. Dünyada hayırla anılıp, eserleri ayakta durduk ça amel defterlerine iyilik ve sevap kaydedilir. Ahi rette de cennet ehli olup ebedî nimetlere gark olur lar. Ünlü tasavvuf şairimiz Yunus Emre'nin dediği g i b i ' ^ ' :
Aşık öldü diye sâlâ verirler Ölen hayvan olur, âşıklar ölmez.
Kalbleri Allah sevgisiyle dolu olan ve dünyada kulluk görevlerini güzel bir şekilde yerine getiren kimseler için ölüm, ebedî mutluluğun başlangıcı ve bir vuslat vesilesidir.
İbrahim Aleyhisselâm, ruhunu almak için ge len ölüm meleğine: "sen hiç gördün mü k i , dost dostunu öldürsün? Hiç bir halîl halîlinin ölmesini ister m i ? " dediğinde, kendisine şöyle bir vahy-i İlâhi tecelli etmiştir: "sen de hiç bir dost gördün mü k i , dostunun likasından hoşlanmasın? Sevdiği ne kavuşmak istemesin?" Bu güzel vahiy ve büyük müjde üzerine Hazret-i İbrahim: " E y ölüm meleği, şimdi ruhumu a l " . ' ^ ' demiştir.
(1) Ali i m r a n Suresi â y e t : 1 8 5 , E n b i y a Suresi â y e t : 3 5 . A n k e b u t Suresi â y e t : 57
(2) B e r k i , Ali H i m m e t . 2 5 0 Hadis Tercümesi ve i z a n ı , 3. Baskı, S . 3 7 , D i y a n e t işleri Başkanlığı Y a y ı n l a r ı , sa y ı : 1 2 5 . E m e l Matbaacılık S a n a y i i , A n k a r a , 1974 (3) B a k a r a Suresi â y e t : 154
(4) Arif Hüseyin, Y u n u s E m r e S : 8 7 , Y a y l â c ı k Matbaası, 1 9 7 7
(5) B i l m e n , o m e r Nasuhi. H i k m e t Goncaları 5 0 0 Hadis-i S e r i f Tercümesi ve i z a n ı . S . 2 6 7 . Türk T a r i n K u r u m u Basımevi, A n k a r a , 1961
12 İBRAHİM A T E Ş ölümle yepyeni bir hayat başlamaktadır. Hem
de sonu olmayan bir hayat başlamaktadır. Defne dilerek kabre konulan kimse, çürümek üzere topra ğa terkedilen bir ceset olmayıp, meşhur şairimiz Yahya Kemal'in "Sessiz G e m i " adlı şiirinde'^' gayet güzel bir şekilde dile getirildiği üzere ebedî
hayata giden yolcuyu kabir kapısından ebediyet yolculuğuna uğurlamaktır. Bu yolculuğa çı kan kimse için ölüm sonrası ahiret hayatı baş lamış olup, dünya hayatındaki inanç, tutum ve davranışına- göre kendisini bekleyen cennet veya cehenneme doğru yol almış demektir. Hz. Peygamber (S.A.V.)'in bir hadis-i şerifinde'^' bu yurduğu gibi dünya hayatından sonra cennet veya
cehennemden başka bir ev yoktur. Cennet ve ce hennem ise dünyada kazanılır. Zira, dünya ahiretin tarlasıdır.'^'. Kişi dünya hayatında ne ekerse ahiret hayatında onu biçecektir. İman edip iyilik yapan, karşılığında cennet bulacaktır. İnanmayan, ölüm le her şeyin sona ereceğini söyleyip, İlâhî buyruk lara kulak asmadan, helâl, haram demeden gelişigü zel ve sorumsuzca yaşayan ise cehennemde yer alacaktır.
Tarla var. Araç var. Yakıt var. Tohum var. Su var. Güç-kuwet var. Bütün bu varlıkları değerlendi rip ekin eken. ektiğini biçerek iyi veya kötü mah sûlünü alarak karşılığını görecektir. Buğday eken, buğday biçecek, diken eken de diken biçecektir. Meşhur atasözümüzde belirtildiği gibi, kişi kazanı na ne koyarsa kepçesine o çıkacaktır. Can, ceset, mal, mülk, aile, çoluk-çocuk, servet, saray, ma kam, mevki hepsi emanettir. Emanette esas olan ise, onu iyi muhafaza edip, zamanı geldiğinde asıl sahibine olduğu gibi ve sağlam olarak teslim et mektir. Fâniyi bâkiye, geçici olanı ebedi olana, tercih etmek akıl işi değildir. Geçici zevk ve eğlen ceyi, dâimi saâdet ve sürura tercih etmek düşünü lemez.
ölüm olayı, çeşitli yönden üzerinde durup düşünülmesi ve inceleme yapılması gereken ve kıs men incelenmiş olan çok yönlü bir olaydır. Top lum kültürü yönünden; dini, tarthî, içtimaî, fizikî, sıhhî, tıbbî açıdan hakkında çeşitli eserlerle makaleler yayınlanmıştır. Bu yazımızda daha ziyade ölümle vakıf arasındaki münasebeti ince leyip, konuya bu açıdan yaklaşarak, vakfiye ve benzeri belgelerde yer alan ölümle ilgili ifade ve deyimlerden bazı örnekleri, açıklamaları ile bir likte sunmaya çalışacağız. Biz bu arada vakıf ku ran atalarımızın, vakfiyelerinin baş kısmında ken dilerini vakıf kurmaya iten nedenler arasında be lirtmiş oldukları nedenlerden biri olan, ölümden sonra hayırla anılmak ve ahiret hayatını kazanmak gibi ifadelerine de yer vereceğiz. Konu ile ilgili olarak yaptığımız araştırmayı aşağıdaki başlıklar halinde sunacağız.
I - ölüm hakkındaki âyetlerden örnekter. II - ölüm hakkındaki hadislerden örnekler. III - ölüm hakkındaki hikmetli atasözlerinden
örnekler.
IV - Mezar taşları üzerindeki ölümle ilgili hik metli sözlerden örnekler.
V - Vakfiyelerin giriş kısmında yer alan dün ya hayatı, ölüm ve ölüm sonrası ile ilgili bölümlerden örnekler.
V I • Vakfiyelerin değişik bölümlerinde yer alan ve ölüm olayını güzel sözlerle dile getiren ifade ve deyimlerden örnekler. VII -Vakıf kuranların ölüm sonrası isteklerin
den örnekler.
I - Ö L Ü M H A K K I N D A K İ Â Y E T L E R D E N Ö R N E K L E R :
Kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de ölümden, öncesi ve ölüm sonrası dummlardan bahseden, bir çok âyet-i kerimeler bulunmaktadır. Ancak biz bu rada çeşitli yönleriyle ölümden bahseden âyetler den tümünü belirtmekten çok, daha ziyade her canlının ölüme mahkûm olduğunu ve ölüm olayı nın her insan için bir geçit olduğunu vurgulayan âyetlerden bir kaç örnek sunacağız:
1 - "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz?"'^'
2 - " A n d olsun k i , ölümle karşılaşmadan ö n ce onu diliyordunuz; işte onu gözlerinizle bakarak gördünüz."'
3 - "Eceli yazılmış olan hiç bir kimse, Allah' ın izni olmadan ölemez...."'^^'
4 - "De k i , evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri ye re varırlardı."'
5 - "Her insan ölümü tadacaktır."'
(6) K e m a l Y a h y a . K e n d i G ö k K u b b e m i z . S . 8 3 - 8 4 . Milli E ğ i t i m Bakantığı 1 0 0 0 T e m e l Eser S e r i s i . S a y ı : 19, IVlilli E ğ i t i m Basımevi, i s t a n b u l , 1 9 6 9
(7) "
yani " D ü n y a hayatından sonra cennet veya c e h e n nemden başka bir ev y o k t u r . " Hadisi Şerif. (8) ••
Y a n i "Dünya ahiretin tarlasıdır." mealindeki hadis-i şerif o l u p , çoğu vakfiyelerin giriş kısmında y e r al maktadır.
(9) Ali i mran Suresi, â y e t : 144 (10) Ali i mran Suresi, â y e t : 143 (11) A l i l m r a n Suresi, â y e t : 145 (12) Ali I m r a n Suresi, â y e t : 154
(13) Ali İ m r a n Suresi, â y e t : 1 8 5 , E n b i y a S u r e s i , â y e t : 3 5 , A n k e b u t S u r e s i , â y e t : 57
6 - " E y Muhammedi Senden önce de hiç bir insanı ölümsüz kılmadık. Sen ölürsün de onlar b â k î kalır m ı ? " '
7 - "Nerede olursanız o l u n . Sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size yetişecektir."'
8 - "Sizler, bütün bunlardan sonra ölür-9 - " E y Muhammedi Şüphesiz sen de ölecek sin, onlar da ölecekler."' ^ ^ '
1 0 - " ö l ü m sarhoşluğu gerçekten gelir, ey in san işte bu senin öteden beri kaçtığın şeydir."'
11 - "Yeryüzünde bulunan herşey fanîdir.'û9) 12 - " Ö l ı m i aranızda biz tayin ettik."'^"'
1 3 - "De k i , doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüme mutlak yakalancaksınız."'2i)
1 4 - " B i r canın eceli gelip çatınca Allah onu asla geri bırakmaz..."'^2'
15 - Her ümmet için belirli bir süre vardır. Va kitleri dolunca ne bir saat gecikebilir, ne de öne ge-çebilirler."'23'
1 6 - " H e r ümmet için bir süre vardır. Süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de ahnmazlar."'^^'
17 - " H i ç bir ümmet kendi süresini öne de ala maz, geciktiremez d e . " ' 2 ^ '
1 8 - "Süreleri dolunca onu ne bir saat gecikti rebilirler, ne de öne alabilirler"(26)
19 - "Kıyamet gününden önce ortadan kaldır mayacağımız hiç bir şehir y o k t u r " ( 2 7 )
20 - " A m a onları belli bir süreye kadar erteler, süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kul larını g ö r m e k t e d i r . " ' ^ ^ '
21 - "Düşmanla savaş esnasında, Allah yoluna katlonulan kimselere ölmüşler demeyin, belki on lar diridirler, fakat siz bilmezsiniz..."'^^'
II - Ö L Ü M H A K K I N D A K İ H A D İ S L E R D E N Ö R N E K L E R :
Ölüm, ölüm halleri, sekerât-ı mevt, ölüm önce si ve sonrası durumlar, ölüm sonrası başlayacak ebedî hayatın ölüm öncesi kazanılacağı, ölümün hatırdan uzak tutulmayıp gözönüıde bulundurul ması ve sık sık anılması gibi, ölümle ilgili bir çok hususu içeren hadîs-i şerîfler pek çoktur. Ancak biz, ölümün kaçınılmaz olduğunu, ölmekle her şe yin bitmeyip, yeni ve sonsuz asıl hayatın ölümden sonra başlayacağını, insanı ölümünden sonra da gönüllerde yaşatan hususları içeren hadislerden bir kaç örnek vermekle yetineceğiz;
1 - İbn-i Ömer (Allah onlardan razı olsun)-den: Resûlülah aleyhisselâm omuzumu t u t t u r u p :
"Dünyada garip veya bir yolcu imiş gibi yaşa." bu yurdu. İbn-i Ömer hazretleri: "Akşamaulaştığında sabahı bekleme, sabaha ulaştığında da akşamı bek leme. Hastalığın için sıhhatından ve ölümün için hayatından istifade et. V a k t i n i boş geçirme"
d e r d i . ' 3 ° '
2 - Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'-den: Resûl-i Ekrem: "Ağız tadını bozan ölümü çok hatırlaymız."'^^'
3 - "Biriniz kendisine ârız olan bir zarardan dolayı ölümünü temennî etmesin. Şayet her halde böyle bir temennîde bulunacak ise şöyle desin :"Ya
Rabbi, benim hakkımda hayat hayırlı oldukça beni yaşat ve bana ölüm hayırlı olacağı zaman da beni
ö l d ü r . " ' 3 2 )
4 - "Bir mü'min-i kâmilin ölerek bu dünya dan çıkıp gitmesini, bir çocuğun ana rahminden, o nemli karanlık yerden geniş dünya sahasına çıkma sından başka bir şeye benzetemem."'^^'
5 - "Bir kimse ne hal üzere olursa, onu Allah Teâlâ o hal üzere ba's buyurur."*'''*'
6 - "Ölüm gelip çatmadan ölüme hazır-l a n . " ' 3 5 '
7 - "Ölen kimseyi üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri gelir ve biri kalır. Ailesi ve malı geri gelir. Ameli (yanında) kalır."'3e)
(14) E n b i y a Suresi, â y e t : 34, B u n d a n sonraki âyette de "Her can olumu tadacaktır." denilmektedir.
(15) Nısâ Suresi, â y e t : 78
(16) M u ' m i n u n S u r e s i , â y e t : 1 5 . Bundan sonraki âyette ise: " S o n r a şüphesiz kıyamet gunu tekrar dirilirsiniz." denilmektedir. (17) Zumer Suresi, â y e t : 30 (18) K a f Suresi, â y e t : 19 (19) R a n m â n S u r e s i , âyet: 26 (20) V â k ı ' a S u r e s i , â y e t : 6 0 (21) C u m ' a Suresi, â y e t : 8 (22) M u n â f ı k u n Suresi, â y e t ; 11 (23) A ' r â f Suresi, â y e t : 34 (24) Y u n u s S u r e s i , â y e t : 4 9 (25) Hicır S u r e s i , â y e t : 5 (26) NahiI Suresi, â y e t : 61 (27) isrâ Suresi, â y e t : 58 (28) Fâtır Suresi, â y e t : 45 (29) Bakara Suresi, â y e t : 154
(30) Riyazussâlihin ve tercümesi, S . 13, Hadis N O : 5 7 6 . D . İ . B . Y a y ı n l a r ı sayı: 30, Türk Tarih K u r u m u B a sımevi, A n k a r a , 1 9 6 0 .
( 3 1 ) A y n ı k a y n a k . Hadis N o : 5 8 1
(32) B i l m e n , o m e r Nasuhi, Hikmet Goncaları 500 Hadis Tercümesi ve i z a h ı , E . 2 6 6 , sıra n o : 3 2 3 . Cevat S e n K i t a b e v ı , i s t a n b u l , 1961
(33) A y n ı eser S : 2 9 4 , sıra no: 358 (34) A y n ı eser S : 3 6 0 , sıra no; 441
(35) B e r k i , Ali H i m m e t . 2 5 0 Hadis Tercüme ve i z a h ı . S . 3 7 , I I I . Baskı, dJ .B. Y a y ı n l a r ı , S a y ı : 1 2 5 , E m e l Mat baacılık S a n a y i i , A n k a r a , 1974
14 İ B R A H İ M ATEŞ 8 - " D ö r t kimsenin, öldükten sonra amelle
rinin ecir ve sevabı işler. Bunlar: Allah yolunda murabıt (İslâm hudut ve kalelerini bekleyenler) olarak ölen mücahit, öğrettiği ilim ile amel edil d i ğ i müddetçe i l i m öğreten alim. Sadakası devam ettiği müddetçe tasaddukta bulunan kişi, ölümün den sonra kendisine hayır duâda bulunacak evlât terkeden babadır. Bunların öldükten sonra ecir ve sevapları işler."*^^'
I l l - Ö L Ü M H A K K I N D A K İ H İ K M E T L İ A T A S Ö Z L E R İ N D E N Ö R N E K L E R : Atalarımızın ölikn olayı ile ilgili olarak söyle miş oldukları pek çok hikmetli sözler vardır. Tarih ve yörelerine göre değişiklik arzeden bu sözlerin tümünün temelinde ölümün kaçınılmazlığı ve er geç her insanın sonunun ölüm olduğu inancı yat maktadır. Çeşitli yönleriyle ölümü açıklayan, dün ya hayatının sonunun ölüm olduğunu vurgulayan, ölümün her an gelebileceğini ve ölüm sonrası baş layacak olan ahiret hayatı için.hazırlıklı olmayı tel kin eden bu sözlerden bir kaçı aşağıya alınmıştır:
1 - "Gelin görmedik ev olur; ölüm görmedik evolmaz.*"^"'
2 - " B e y de ölür, aptal d a . " ( 3 9 ) 3 - "Ölüm ile misafir ansızın gelir."''*°' 4 - "Ölüm bağıra bağıra gelmez."'"^' 5 - " 4 0 yılda bir ölet olur, eceli gelen ölür." 6 - "Yatan ölmez, eceli gelen ölür."
7 - " ö l ü aşı neylesin, türbe taşı ney leşin. " C 2) 8 - "Ölelim de görelim."
9 - "Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz." 10 - "Vasiyet ölüm getirmez."
11 - "ölüm ile öç alınmaz."
1 2 - " E v d e n bir ölü çıkacak demişler, herkes hizmetçinin yüzüne b a k m ı ş . " ' * ^ '
I V - MEZAR T A Ş L A R I ÜZERİNDEKİ Ö L Ü M L E İ L G İ L İ H İ K M E T L İ SÖZLERDEN Ö R N E K L E R :
Mezar taşları üzerinde çoğu kez, orada med-f û n olan şahısların adları ile doğum ve ölüm tarih lerinin yazılmakta olduğu herkesçe bilinmektedir. Ancak bazı mezar taşlarında bunların dışında dik kati mucip, düşündürücü ve ibret verici çok güzel söz ve deyimler yer almaktadır. " D u r Yolcu, ben de senin gibiydim. Sen de benim gibi olacaksın. Bir fatiha okursan, bu toprakta bulacaksın." gibi, canlılara geleceklerini ve dönüş yerlerini hatırlatan, okudukları fatiha ile yapacakları iyiliklerin nihayet kendilerine de yansıyacağını dile getiren sözler gözlerimize çokça ilişir. Kabir ziyaretinde bulu nan/ar; bir taraftan okuyacakları fatiha, ihlâs ve
benzeri âyet-i kerîmelerle, ölülerinin ruhlarını şâd etmeli ve Allah'tan onlara mağfiret dilemeli, diğer taraftan da mezarları ve mezar taşlarındaki ibret verici ve uyarıcı sözleri dikkatle gözden geçirip inceleyerek, kendilerinin de bir gün o semte ta şınacaklarını hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Zî-ra, oradaki her ölü, ziyaretine gelen canlılara: " E y insanoğlu, bana bak, ibret al. Ben de senin gibi dünyada idim. D o ğ d u m , büyüdüm, yaşadım, yürü düm, dolaştım, mal mülk, çoluk-çocuk, eş-dost edindim; şan-şöhret, makam-mevki sahibi oldum. Ama sonunda bütün bunları geride bırakıp hayata göz yumarak burada toprağa girdim. Amelimle başbaşa kaldım. Bir fatihaya muhtacım." demek tedir. Bunlar ve benzeri anlamdaki sözlere çoğu mezar taşlarında rastlamanız mümkündür. İşte size bir kaç örnek:
1 - Kimsesiz kimse yoktur; herkesin var kimsesi Kimsesiz kaldım, medet ey kimsesizler kimsesi .<^^'
2 - Ziyaretten muradım bir duâdır. Bugün bana ise yârın sanadır.'*^' 3 - Bir müceddid idi Yusuf gerçek.
Neşr i feyz eyledi son ömrüne dek. İrtihâl eyledi eyvâh o da
İrci^îemrine lebbeykdiyerek.**®' 4 - Fenadan bekaya eyledi rihlet
Ede Hak kabrini ravza-i cennet.'*^' 5 - Felek tâşında ma'cûn u hayâta sâ'yedüb
lokman
çürüttü mâye-yi ömrün memâta bulmadı d e r m a n . ' * ^ '
6 - El çeküb bilcümleden etti bekâya rihleti Terkedüp gerü mal ü mülkü, devleti
Kim geJüb kabrim ziyaret eyleyen
(37) A y n ı eser, S . 3 4 - 3 5 . Sıra N o : 4 0
(38) V a n , Ilgın, A k s e k i yörelerinde yaygın olan bir ataso-züdür.
(39) Gaziantep yöresinde yaygın olan bir atasözüdür. (40) İsparta yöresinde yaygın olan bir atasözüdür. (41) Artvin yöresinde yaygın olan bir atasözüdür. (42) Gaziantep yöresinde yaygın olan bir atasözüdür. (43) Gaziantep yöresinde yaygın olan bir atasözüdür. (44) K o n y a mezarlığındaki bir mezar tası üzerindeki
sözdür.
(45) Datça mezarlığındaki bir mezar tası üzerindeki sözdür.
(46) Mezarı Düzce'nin Fabrikaköy mezarlığında b u l u n a n merhum âlim ve Fâzıl Y u s u f Z i y a e d d i n E r s a l ın me zar tasında olan bu sözler, Balıkesir'li müfessir Hasan Basri Çantay tarafından yazılmıştır.
(47) Hâssa NakkasbaSilarından A h m e t A ğ a ' n ı n m e z a r ta sında yazılı olan sözdür. İstanbul
(48) Hattat Mehmed Efendi'nin mezar taşında yazılı o l a n Sözdür, istanbul
ıhvânımız
Okusunlar ruhuma " K u l Huvetlah" â y e t i ' ^ s '
7 - Dikkat ile nazar eyle bu mezarın taşına Akıl isen gâfıl olma aklını al başına
Salınub bir dem gezerken gör ne seldi basıma
A
Akıbet turab o l d u m , taş dikildi
başıma.<5°'
8 - Kimse Bâki değildir, çünkü dehr-i bi siibût Gel oku ihlâs ile bir fatiha etme sükût
Gel nazar eyle bu m e \ t â kabrine ibret al
"Küllü nefsin f â n i y e h , fallâhü hayyün lâ y e m û t . ' ^ ' '
9 - Beni kıl mağfiret ey Rabbi Yezdân Bihakkı arşı â'zam, nûr-u Kur'ân
Gelüb kabrim ziyaret eden ihvân Edeler ruhuma bir fâtiha ihsan.'^2' V . V A K F İ Y E L E R İ N G İ R İ Ş K I S M I N D A
Y E R A L A N D Ü N Y A H A Y A T I . Ö L Ü M VE Ö L Ü M SONRASI İLE İ L G İ L İ B Ö L Ü M L E R D E N Ö R N E K L E R : Bilindiği gibi, ebedîlik ilkesi vakfın teme! un surudur. Vakfedilen taşınır veya taşınmaz bir mal, kişinin özel mülkiyetinden çıkarılıp, dünya dur dukça vakfedildiği şekilde durdurulması, öngö rülen hizmetin ifâsı için gerektiğinde bakım ve onarımının yapılması; fakat hiçbir şahıs veya ku rum tarafından müdahale edilmemesi ve amacından saptırılmaması bu ilkenin gereğidir. Buna güre vakfedilen bir malın ebediyyen korunarak muhafa zası ile gelir veya fonksiyonundan insanların yarar lanması ve öngörülen hizmetlerin ifâsı amaçlanmış olup, kökeninde bulunan dünya ve ahiret hayatın da ebedîlik ve ölümsüzlük inancı etkili olmaktadır. Kurulan vakıf yoluyla Allah rızasından başka hiç bir karşılık beklemeksizin, insanlara sunulan hiz met ve yardım sonucu, bu hizmet ve yardımın yapılmasına vesîle olan şahsın (vâkıfın) öldükten sonra geride bıraktığı eserlerden yararlanan insan larca iyilik ve hayırla anılarak onların gönüllerinde yaşaması tabiîdir. Böyle bir kadirşinaslık, ilgili kişi için dünya hayatında ölümsüzlük olduğu gibi, âhi-rette de Allah'ın rızasına ermesi ebedî bir mutlu luktur. Milleti ve memleketi için ölümsüz ve kalıcı eserler bırakarak imanla ebediyete göçen her şahıs bu gruba dahildir. Cami, mescit, okul, kervansa ray, han, hamam, sebil, çeşme, hastahane, köprü gibi toplum hayatımızda önemli hizmetler ifâ eden eserler ayakta kaldıkça, onların meydana gelmesi ne vesile olanlar hayırla anılacak ve onlardan yarar lanan tüm vatandaşlarımızın gönüllerinde yaşaya caklardır. Bıraktıkları dev eserlerle milletimi.in
gönlünde taht kuran Sinanlar, Selimler, Kanunîler, Fatihler her zaman minnet ve şükranla anılacaktır.
İşte bu inanç ve duygu, vakıfla ilgili vakfiyele rin çoğunun giriş kısmında değişik ifadelerle dile getirilmiştir. Dünyanın geçici, ölümün muhakkak ve âhiretin bâki olduğu vurgulanmıştır. Varlıklı olanların varlıklarının bir bölümünü, hayır yoluna harcaması; ilim, mevki, makam gibi imkânların in sanların mutluluğuna yönelik olması; dünyevî hiç bir yarar ve karşılık beklemeksizin yardım ve daya nışmada bulunulması tavsiye edilmiştir. Bâkiyi fâ niye tercih ederek böyle bir davranışta bulunma nın, dünya ve âhiret mutluluğuna vesile olacağı be lirtilmiştir. Vakıf kuran atalarımızın bu âlicenap lıklarına tanık olan ve kalıcı eserler bırakarak ebe diyete göçmek suretiyle ölümsüzleşen bu büyük insanlar hakkında bizlere ışık tutan belgelerden bir kaç örnek sunmayı yararlı görüyoruz:
1 - Mevlânâ Ahmed İbn-i Muharrem'e ait evâil-i Ramazan 1005 H „ 8 Nisan 1596 M. tarihli vakfiye'^•^''nin baş kısmında, dünya hayatının ge çici olması, dünyada yapılan iş ve davranışların ge lecek hayatta mutlaka karşılıklarının görüleceği hususunda şöyle denilmektedir:
"Erbâb-ı akl ve ihtibâra ve ashâb-ı fikr ve i'ti-bâra mahfî ve mektûm ve pijşîde ve nâ mâ'lijm değildir k i , devlet-i âcile müste'ârdır. Ve dünyâ-yı denî bî karardır. Fezâsı kazâ ile meşhûn ve safâsı cefâ ile makrun; ni'meti hikmete mübeddel; sıhhati mihnete muhavel, yüsrü usr ile ahavân, nef'i durr ile hcm-inân, nasbi azl ile tev'emân, sa'di nahs ile mütclâzimândır. Ve bilcümle rûhu mekârih-i dün >adan masun ve aklı hidâyet i hakka makrun olan ların alâmeti oldur k i , umurunda tefekkür ü tâm ve ahvalinde tedebbür ve ihtimâm cdüb ayn-ı tahkik ve nazar ı enîk ile mütâlâa ve mülâhaza kıla k i , bu makâm-ı seri'û'z-zevâl ve menzil-i karîbül ir-tihâlda her kimesncden sâdır olan â'mâl ve zahir olan ef'âl icmâl ı tafsîl-i âtiye ve misâl-i sûret-i bâkıyedir. Yani her kişi ne ekerse âkıbet ânı b i ç e r . . "
Günümüzden yaklaşık 388 yıl önce kaleme alı nan ve zamanın yazı diline göre Arapça, Farsça ve klâsik Türkçe kelimelerden cümleler oluşturmak suretiyle yazılmış olan bu vakfiyenin yukarıya alman bölümünde özetle şöyle denilmektedir:
( 4 9 ) H a î t a î N â î ı ? t-iacı i b r a h i m E f e n d i ' n ı n m e z a r t a & ı n d a y a z ı t ı O l a n s o z ö u r . i S t a n b u l ( 5 0 ) H e k i m H â ^ ı z A h m e d E i e n d ı ' n ı n m e z a r t a y ı n d a k i k ı -b e d ı ı . i s t a n -b u l ( 5 J ! H a t t a t H a s a n H e s ı t E f e n d i ' n ı n m e z a r t a s ı n d a k ı k ı t a -b e d ır - i s T a n -b u ı ( 5 2 ) H a t t a t f i l u s t a f a H ı l m ı C f e n a i ' n m m e z a r t a s ı n d a k ı k ı -D e d ı r . i s t a n b u l (f>3) V a k ı f l a r G e n e l K i u d u r i u y u a r ş i v i n d e m a h f u z 'j83 n o . -lu v a k f i y e d e f t e n s . 3-<j, s ı r a : 3
16 İBRAHİM A T E Ş " A k ı l , bilgi ve düşünce sahibi olup, değerlen
dirme yeteneğinde olan kişilerce bilinmekte oldu ğu gibi, dünyanın varlığı emanet olup kararsız ve değişkendir. Bolluk ve refahı kaza ile yüklü, sefası cefa ile arkadaştır. Nimeti üzüntüye, sağlığı da sıkıntıya dönüşür. Kolaylığı zorlukla kardeş; ya rarı zararla bağlantılı; Nasbi azil ile ikiz; mutluluğu üzüntü ile ilişkilidir. Ruhu, dünyanın kötülüklerin den korunmuş ve aklı Allah'ın hidayetine ermiş olan kişilerin alâmetleri ise, işlerinde iyice düşün mek, durumlarında tedbirli ve itinalı olmak sure tiyle inceleyici bir göz ve dakik bir bakışla değer lendirme yapmaktır. Bu tür kimselerin, geçişi hızlı ve göçüşü yakın olan bu dünyada herkesten zuhur eden iş ve davranışların gelecek hayattaki detayla rın özeti, bâki kalıp yok olmayacakların benzerleri olduğunu bilmeleri gerekir. Bu dünyada kim r.e ekerse âhirette onu biçeceğini gözden ırak tutma malıdır..."
2 - Manisalı Şeyh K e n ^ Hasan Efendi ibn-i Ahmed'e ait 1122 H., 1710 M. tarihli vakfiye'^'*''-nin dibacesinde vakıf kurmasındaki gayeyi belirt me sadedinde, dünya hayatı ile nimetlerinin geçici olduğu, âhirette kazanılacak derece ve makamların dünya tarlasına ekilecek hayır tohumlarıyla elde edileceği vurgulanarak şöyle denilmektedir:
" V a k t â k i , bu dâr-ı dünya ve dâr-ı bîbakâ ve bî sebâtın ve naTmi zıll-i zâil ve mukîYni dayf-i râ-hil olmağla her âkıl-gâfil olmayub zamân-ı âkibe-tin mülâhaza etmeli k i , kıyâm-ı va'dil-âhire mefhû muna tohum-u hayrâtı mezra'a-i dünyada zirâ'at ve bizr-i hasenâtı hirâset ve mukaddimât-ı sa'âdet-i dünya ve âhirete mübâşeret edüb ücûr-u cezîie-i ev kafı tasavvur ve imtidâd-ı bakâyı zirk-i cemîl ve hayr-i celîli tefekkür eylediğine binâen cemî'i ta-sarrufât-ı şer'iyyesi nâfize ve kâffe-i teberruât-ı mer'iyyesi câize olduğu halde meclis-i şer'-i şâ-mihu'l-imâd ve mahfel-i dîn-i münîf-i râsihül-Ev-tâdda zikri âtî evkafına lieclittescîl mütevellî nasb ve ta'yîn eylediği eşşeyh Ömer efendi ibn-i Hasan mahzarında ikrâr-ı sahih-i şer-î ve i'tirâf-ı sarîh-i merT kılub medfne-i Manisa mahallâtından..."
Yani: "... Baki ve sabit olmayan bu dünya evinin nimetleri geçici bir gölge, onda oturmakta olan kimse ise gitmek üzere olan müsafir gibi ol duğundan; aklı olan her insan gaflete dalmayıp, geleceğini gözönünde bulundurarak âhirette vade-dilen iyi mertebelere ulaşabilmesi için hayır ve iyi lik tohumunu dünya tarlasına ekmesi gerekir. Bu itibarla vâkıf, dünya ve âhiret mutluluğuna vesile olacak bir tutum ve davranışla, vakıfların bolca mükâfatını gözönünde bulundurarak iyilik ve ha yırla uzun süre anılmak suretiyle ölümsüzleşmeyi düşünerek, her türlü yasal icraatının geçerli ve tüm bağışlarının câiz olduğu bir durumda mahkemeye varıp mütevelli tayin ettiği Şeyh Ömer efendi ibn-i
Hasan huzurunda, Manisa'nın (vakfiyede sözüge-çen) yerlerindeki gayr-i menkûllerini vakfettiğini ikrar ve itiraf etti..."
3 - Üsküdar'da Şeyh Mehmet Nuri efendi ibnn Osman'a ait gurre-i Recep 1270 H., 18 Mart 1854 M. tarihli v a k f i y e ' ' n i n giriş kısmında vâkıf, vakıf kurmasındaki gayeyi açıklarken, köh ne dünyanın her şeyinin geçici ve sonsuz o l d u ğ u , asıl ve önemli olanın kalıcı ve ebedi olan âhiret ha yatı için dünyada iken azık hazırlamak olduğu hu susları üzerinde durarak şöyle demektedir:
"... Bu dâr-ı dünya denilen dehr-î deni perve-rin urûzu mâ'rad-ı zevalda dâir ve nukûd-u bî sudu masraf-ı izmihlâlde mütevâtir, lezzâtında zillet kâine, izzetinde gırra kâmine, muhabbeti mihnetle mütedâhile, rahmeti zahmetle müteşâkile, nimetin de gam ve dirheminde hemm müdgam olduğu bî rayb ve işkâl olmağla bedrika-i Hüdâver ile râh-ı peymây-ı semt-i ma'âd olanlara zimâm-i i h t i y â r elde ve kemerbend-i gayret belde iken işbu haber-i hayru'l-beşer sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem ilâ yevmi'l-haşr ya'nî (İzâ mâte ibnu Ademe inkata'a anhü amelühû illâ an selâsin. İlmün yüntefe'u biHÎ ve veledün sâlihun yed'û lehû ve sadakatün câriye-tün fî sebîlillâh.) eser-i sıdk-ı muhbiri delâlet ettiği üzere, berâ-yı tedârik-i zuhr-ı zâd-ı âhiret sâ'y ve iktisâb-ı lâzime-i zimmet ve muktezâ-yı rivayet olduğuna vâkıf ve ârif olmağla..."
İncelenmesinden de anlaşılacağı üzere vâkıf merhum Hacı Osman oğlu Mehmet Nuri efendi, vakfiyesinin yukarıda sunulan bölümünde, dünya hayatının, âhiret yolculuğu üzerinde bir geçit gü zergâhı ve kazanç merkezi olduğunu vurgulamak ta; önemli olanın bu güzergâh üzerinde iyi eserler bırakarak yolculuğunu sürdürüp, yolculuk boyunca iyi kazanç ve bolca azık tedarik etmek olduğunu belirterek özetle şöyle demektedir: "Dünya deni len düşük yerin eşya ve variığı yok olma sahnesin de dönmekte olup, yararsız para ve serveti çöküntü bankasında meşhûr ve yaygındır. Lezzetinde zillet bulunmakta, izzetinde aldatma gizlenmektedir. Muhabbeti ile sıkıntısı içiçe olup, rahmetle zahme ti birbirine benzer şekildedir. Nimetinde gam, dir heminde (parasında) üzüntü yer aldığı kuşkusuz olup, Allah'ın lütuf ve ihsaniyle âhiret yolculuğuna çıkanların, istediklerini tercih etmek ve seçme im kânı elde, gayret kemeri belde iken şu hadis-i şe rifte belirtildiği üzere âhiret hayatı için hazırlıklı olmaları gerekir. Allah'ın Resulü Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: İ nsan oğlu öldüğü vakit ameli kesilir (amel defteri kapanır.) Ancak,
(54) Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 8 3 no.-lu vakfiye defteri, s. 5 2 - 5 3 , sıra: 4 2
(55) Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde mahfuz 5 8 3 n o . -lu vakfiye defteri, s. 5 6 , sıra: 4 4
üç ş e y ' ^ ^ ' vardır k i , bunların ecir ve sevabı kesil-meyip sahibinin amel defterine işlenir. Bunlar, öğ rettiği ilim ile amel edildiği müddetçe ilim öğreten âlim, ölümünden sonra kendisine hayır duâda bu lunacak evlât terkeden kimse, sadakası devam etti ği müddetçe sürekli olan sadakada bulunan (cami, okul, çeşme, sebil, hastahane, y o l , köprü) gibi ka lıcı eserler bırakan kişidir." Bu had1^-i şerîfte be lirtildiği üzere vâkıf âhiret hayatı için zahire ve azık temin etmek amacıyle vakfiyesinde belirtilen leri vakfetme cihetine gitmiştir..."
4 - Hacı oğlu Pazarı kasabasının Hacı T i m u r Mahallesi sakinlerinden olan Ebubekir efendiye ait gurre-i Recep 1066 H., 15 Nisan 1656 M. tarihli vakfiye*^'^"nin giriş kısmında, dünyanın hiçbir kimseye bâki kalmayacağı, ölümden önce ölüm sonrası için gayret gösterilmesinin, akıllı bir davra nış olduğu belirtilerek şöyle denilmektedir:
"...ve bâ'dü erbâbü'l-beyâna rûşen ve zâhir ve ashâb-ı âdâba ayân ve bahirdir k i , bu cihân-ı gad darın mal ve câhı bî karâr ve dünyâ-yı nâ pâydâ-rın taht-ü tâcı müste'âr ve bî istikrârdır. Küllü şey'in hâlikün, âmeddir. Cihan gayri illahiah fânî bî gümân-ı bu hayme-i zemigârı bî karâr içre karâ ra mecâl muhâl deyu eyvân-ı holhavâr içinde be-kâya ikrâr, münteni'u'l-ihtimaldir. Lev kâneti'ddünyâ tedûmu livâhidin lekâne Resûlüllâhi f i -hâ muhalleden. Pes lâ cereme her âkil gâfil olma-yup zamân-ı afiyetle âkıbet mülâhaza kılmağa mü-davemet ve her kâmil kâhil olmayup zaman-ı istitâ'atta hayrât ve hasenât ile âhiret mülâ haza etmeye müvâzebet ede k i , ekmel-i envâ-ı hayrât ve sadakât ve ecmel-i esnâf-ı hasenâtı bâkı-yedir k i , bâ'de fenâil-cism sebeb-i bakâ-yı ism ve bâ'de helâkil-beden mucib-i sebât-ı zikri basendir. Eğerçi dünya maksad-ı aslî ve matlab-i hakîkî de ğildir. Lâkin ber mûceb-i (eddünya mezraatül âhi-reh) bir mezra'an" fâhiredir k i , ilka ve sinâr olunan büzûr-u derâhim ve denânîr nice mislin getirir ve bizrin bizirgüvâr-ı tahsil-i hasil-i mesubât ile ad'âf-ı mudâ'af mahsul getirir. İmdi mâlik-i dînâr ve vâsıl-ı dirhem ve sâhib-i lutf-ü kerem ve nâil-i hayr-ü hadem kelâm-ı tayyib-i (Meselüllezîne yünfı-kûne emvalehum f î sebîlillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senâbile fî külli sünbületin mietü hab betin, vallâhu y u d â ' i f u limen yeşâ'u. Vallâhu vâ-si'un alîm.) beşaretini hemdem (ve men câ'e bilha-seneti felehû aşru emsâlihâ) nassı şerîfi işâretini cirâhatına merhem edinüb mânend-i ezhâr-ı nergis ve nilüfer elinde olan sîm ve zer ile isticlâb-ı rıd-vân-ı İlâhî ele getüre. Ve kezâlik ve veledün sâli-hun yed'ij lehû bilhayri hadîs-i şerîfi muktezasınca hayrât ve hasenât etmekle isticâb-ı gufrân-ı nâ mü-tenâhî edifc dâr-ı dünyâda zikr-i cemîl ve sarây-ı ukbâda ihrâz-ı ecr-i cezîl eyleye..."
V â k ı f merhum Ebubekir efendinin vakfiyesin
den yukarıda sunulan ve içerisinde hayır yapmakla ilgili olarak iki âyet-i kerîme de iktibas edilmiş olan bu bölümde özetle şöyle denilmektedir:
"Bilgi, beyan ve âdab sahiplerine açık, ayan ve belirgin olduğu üzere bu aldatıcı dünyanın mal, mülk ve itibarı kararsız, taht ve tacı emanettir. Allah'tan başka her şey yok olacaktır. Böyle bir yerde karar kılmak ise imkânsızdır. Dünya bir kim se için devam edip kalacak olsaydı, Allah'ın Resulü onda ebedî kalırdı. Hal böyle olduğuna göre, her akıl sahibinin gaflete dalmayıp, sağlık ve afiyette olduğu vakitte iken geleceğini düşünmeye devam etmesi gerekir. Keza her olgun olan kimsenin yaş lanmadan önce gücünün yettiği vakitte hayır ve iyi lik yaparak âhiret hayatını düşünmesi icab eder. Bilinmelidir k i , (vakıf) hayır ve sadaka türlerinin en mükemmeli ve bâkî kalacak iyiliklerin en güzeli olup, cismin yok olmasından sonra ismin bâkî kal masına ve vücudun toprak olmasından sonra iyi likle anılmaya sebep ve vesile olacaktır. Dünya asıl maksat ve hakiki istek değildir. (Dünya âhiretin tariasıdır) hadîs-i şerîfi uyarınca iyi gelir elde edile cek bir tarladır. Ona atılan ve gümüş gibi para ve tohumlarla, kat kat sevap mahsulü elde edilir. Bu nedenle dînar ve dirhemin (para ve pulun) mâliki, lütuf ve kerem sahibi olan yüce Allah şöyle bu yurmaktadır: (Mallarını Allah yolunda harcıyanla-rın misâli, yedi başak veren bir dane gibidir k i , her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat artırır. Allah her şeyi ihata eden ve bilendir.) İnsa nın bu âyet-i kerimedeke müjdeye ermek için be lirtilen şekilde davranması ve: (ki.m bir iyilikle ge lirse, onun için on katı mükâfat vardır), meâlinde-ki âyet-i kerimeyi yarasına merhem edinmesi ge rekir. Böylece elinde bulunan altın ve gümüşleri nergiz ve nilüfer çiçekleri gibi güzel bir şekilde Allah'ın rızasını elde etmiş olur. Keza (kendisine dua edecek iyi evlâd...) hadîs-i şerîfinin uyarınca hayır ve hasenat yaparak sonsuz bağışa mazhar ol manın yanında, dünyada iyilikle anılma ve âhirette bolca mükâfat kazanma imkânını elde etmiş olur." 5 - Birgi'de karazâde Hacı Mustafa efendi ibn-i Hacı Mustafa ağaya ait 27 Recep 1196 H., 28 Nisan 1782 M. tarihli v a k f i y e ' ^ ^ ' ' n i n giriş kısmında, Allahu teâlâya hamd-ü sena ve Peygam bere salât-ü selâmdan sonra, kurmuş olduğu vakıf la ilgili olarak yazdırmış olduğu bu vakfiyenin
ka-(56) Y a k l a ş ı k butun vakfiyelerde yeralan bu hadis-i şerit te, uc kişinin ölümünden sonra amel deHeri kapan-m a y ı p , ecir ve sevaplarının isleyeceği belirtilkapan-mekte dir. A n c a k , bu makalenin "olum hakkındaki hadis lerden örnekler bölümünde" bölümünde yer vermis o l d u ğ u m u z bir hadis-i şerifte belirtilmiş olduğu gibi, diğer bazı rivayetlerde ölümünden sonra amel defteri k a p a n m a y ı p ecir ve sevapları isleyecek olan kişiler den dört olduğu ifade edilmektedir.
( 5 7 ) V a k ı f l a r G e n e l Müdürlüğü arşivinde mahfuz 5 8 3 no.-lu v a k f i y e s. 1 1 8 - 1 1 9 . sıra: 104
( 5 8 ) V a k ı f l a r G e n e l l^uduriuğu arşivinde mahfuz 5 8 3 no.lu vakfiye defteri s. 6 1 - 6 3
18 İBRAHİM A T E Ş leme alınıp yazılmasına ve söz konusu vakfının
tesisine gerekçe olarak, dünya hayatının mutlaka son bulacağı, ölümden sonra mal ve mülkün geride kalacağını, bu nedenle hayatta iken âhiret hayatı na yönelik hayrî çalışmalar yapmanın akıllıca bir davranış olduğu belirtilerek şöyle denilmektedir:
"İşbu hurûf-u sıhhat-nisâbın ve kitâb-ı müs-tetâbın tahrir ve inşâsına ve tertib ve imlâsınabâ'is ve bâdî oldur k i , dünyânın nimeti zâil ve mukîmi râhil, gınâsı a'nâ ve bakâsı tavr-ı fenâ, dirheminin âhiri hemm ve dînârının nihayeti nâr ve mâlının me'âli meiâi ve ikbâlinin encamı idbârdır. Pes her âkıl-i kâmile lâzımdır k i , fenâ dünyaya ayn-ı ibret ile baka ve mü'min-i kâmil-i gayr-i gâfil oldur k i , E'ûzü Biilâhi mineşşeytânirracîm (Ve men amile sâlihan min zekerin ev ünsâ ve hüve mü'minun felenuhyiyennehû hayâten tayyibeten ve leneczi-yennehum biahseni mâ kânû ya'melûn) maznîın-u hakikat meşhûnundan hissedar olup bezl i mâl ve tahsîl-i â'mâl ile hayât-ı fâniye zımnında kesb-i hayât-ı bâkiye edüb, şiddet-i lıarr-i kıyâmette (Yevme yestezillu'l-mer'u bizılli sadakâtihî) muci bince sâye-i sadakâtında âsûde ve mezra'a-i âhiret olan dünyada sadaka tohumunu eküb E'ûzü Billahi mineşşeytânirracîm (Meselüllezîne yünfikûne em-vâlehum fî sebilillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senâbile fî külli sünbületin mietü habbetin Vallâhu yudâ'ifu limen yeşâu) vefkınca ed'âf-ı mudâ'af ecirler hâsıl edüb yevmel feze'il ekberde ahsen-i edille ve efdal-i envâ-ı hayrât ve hasenât ve ekmel-i esnâf-ı sadakat ve meberrât vakf olduğu (İzâ mâte ibnü Ademe inkata'a ameluhu illâ an se-lâsin. İlmün yüntefe'u bihi ve veledun sâlihun yed'û lehu ve sâdakatün câriyetün fî sebîliİlâhi) hadîs-i şerîfinden münfehem ve mâ'lûm olmâğla daima avâ'id ve fevâidi nâzil ve zevâ'id ve fevâidi rûh-u vâkıfa vâsıl, memât ile ücıiru munkatı' ve vefat ile âsârı mürtefi' olmadığına binaen..."
Vâkıf merhum Hacı Mustafa efendi, yukarıda örneği sunulan vakfiye bölümünde özetle şöyle de mektedir; "Bu vakfiyenin düzenlenerek yazılması na ve bu şekilde meydana getirilmesine sebep şu dur: Dünyanın nimetleri geçici ve onda kalmakta olan göçücü olup, zenginliğinde sıkıntı ve bakâsın-da yokluk şekli bulunmaktadır. Dirheminin sonun da hem (üzüntü), dinarının sonunda nar (ateş), ma lının sonunda perişanlık olup, yönelişinin sonu cunda sırt çevirme gelir. Hal böyle olduğuna göre her akıl sahibi ve olgun mü'minin, (erkek veya ka dın olsun her kim mü'min olarak iyi iş işlerse ona muhakkak iyi bir hayat yaşattırırız ve onları yap tıklarının en güzel şekli ile mükâfatlandırırız.) meâlindeki âyet-i kerimenin içerdiği hakikatten hisse kaparak, malını hayır yollarına harcamak ve iyi işler yapmak suretiyle, fânî olan dünya haya tında iken ebedî olan âhiret hayatını kazanmaya çaba göstermelidir. Kıyamet gününün şiddetli sıca
ğından, (O gün kişi sadakalarının gölgesinde göl gelenir.) meâlindeki hadîs-i şerîf uyarınca, verdiği sadakaların sayesinde rahata kavuşacak şekilde davranmalıdır. Âhiretin tarlası olan dünyada sada ka tohumu ekip, (mallarını Allah yolunda harca yanların misali, yedi başak veren bir dâne gibidir k i , her başakta yüz dâne vardır. Allah dilediğine kat kat arttırır.- meâlindeki âyet-i kerime uya rınca kat kat mükâfat elde ederek büyük korku günü olan kıyâmette güzel sonuç elde etmelidir. Hayır ve hasenât türlerinin en faziletlisinin, sadaka ve iyilik şekillerinin en mükemmelinin vakıf oldu ğu (İnsan oğlu öldüğü vakit ameli kesilir. Ancak, üç şey vardır k i , bunların ecir ve sevabı kesilmeyip, sahibinin amel defterine işlenir. Bunlar; öğrettiği ilim ile amel edildiği müddetçe ilim öğreten âlim, ölümünden sonra kendisine hayır duada bulunacak evlât terkeden kimse ve Allah yolunda sadaka-i ca riye yapan kimsedir.) meâlindeki hadîs-i şerîften anlaşılmaktadır. Bu itibarla vakfın gelir ve yararları devam ederek ölümle ecir ve mükâfatı kesilmeye cek; eserleri ortadan kalkmayacak; sevap ve mükâ fatı devamlı bir şekilde vâkıfın ruhuna ulaşacak tır..."
Ölüm öncesi olan dünya hayatı ve ölümden sonra başlayacak olan âhiret hayatiyle ilgili olarak sunulan, vakfiye bölüm örneklerinin benzerlerini çoğu vakfiyelerde görmemiz mümkündür. Birkaç kelime veya cümlenin dışında, büyük çapta birbiri ne benzeyen bu vakfiye bölümlerinde temas edilen husus ile verilmek istenilen ruhu aşağıdaki şekilde maddeler halinde sıralamak mümkündür:
1 - Dünya âhiretin tarlasıdır.
2 - Dünya âhiret yolculuğu güzergâhında bir geçittir.
3 - Dünya fânîdir, kimseye kalmaz. 4 - Âhiret hayatı, dünyada iken kazanılır. 5 - Dünyanın malı dünyada kalır. Yapılan iyilikler âhirette sahibini bulur.
6 - Dünya hayatı ölümle biter. Âhiret hayatı ölümle başlar.
7 - İyilik yapan ölse de gönüllerde yaşar. 8 - İyilik yapmak; dünyada unutulmamaya, âhirette Allah'ın rızasına ermeye vesile olur.
9 - Kalıcı ve yararlı eserler bırakarak ölen lerin amel defterleri kapanmaz.
10 - İyiliklerin en güzel ve en mükemmeli, sa daka-i cariye olan vakıftır.
11 - Can, mal, mülk, makam, mevki emanettir. İyi korunması ve değerlendirilmesi gerekir.
1 2 - Dünya geçer, hayat biter. Ölümden sonra hesap var.
13 - Hayra harcanan helâl servet, âhirette sahi bine kurtuluş vesilesi olur.
1 4 - ö m r ü n ü iyilikle ve insanlığa hizmetle ge çirenler unutulmaz.
15 - Dünyada Allah için hayır ve iyilik yapan ları, Allah âhirette cennetle mükâfatlandırılır.
1 6 - D o ğ m a k kadar ölmek de hoş. İyilik yap Allah'a koş.
17 - Eceli gelen bilmez. Ölümü gören gülmez. 18 -Dünyadan giden dönmez. Dünyaya gelen durmaz.
19 - Ölüm elemle gelir. Melek kalemle gelir. 20 - Ölmeden ölün, gerçeği görün.
21 - Ölmek kaderde var. Kaçmak neye yarar. V I , V A K F İ Y E L E R İ N D E Ğ İ Ş İ K
B Ö L Ü M L E R İ N D E Y E R A L A N V E Ö L Ü M O L A Y I N I G Ü Z E L SÖZLERLE D İ L E G E T İ R E N İ F A D E V E
D E Y İ M L E R D E N Ö R N E K L E R :
Ölüm olayı, insanlar tarafından genellikle se vimsiz ve soğuk bir şekilde karşılanır. Çoğu kişiler ölümü hatırlamak dahi istemezler. Hatta ölümden bahsedildiğinde ölüm sözünü duymaktan hoşlan-mayıp, hemen konuyu değiştirenlere sık sık rast lamak mümkündür. Özellikle hayatını rahat bir şe kilde sürdürmekte olup, ölmekle her şeyin bitece ğine inanarak ömrünü zevk ve eğlence ile geçiren ler; içinde bulundukları bolluk, sağlık, zevk ve eğ lenceden ayrılmak oldukça zor olacağından ölümü bir facia telâkki ederler. Aşırı derecede bağlı ol dukları dünya hayatından ve hiç ayrılmayacakları nı sandıkları eş-dost, çevre, makam, mevki, servet, zevk, eğlence ve diğer sevgililerden ayrılmak onlar için bir felâkettir. Oysa kişinin kendisini dünya hayatına bağlayan nedenlere kapılıp, ölümü anmak dahi istemeyerek ondan kaçması veya ölümü unut mak için çeşitli çarelere başvurması. İlâhi bir nizam içinde meydana gelmekte olan ölüm olayına engel olmaz. Kendi kendini aldatmaktan başka bir yarar sağlamaz. Kişi ölümü düşünsün veya dü şünmesin, yolculuğunun devam ettiğini ve geçir miş olduğu her saniyede, anmak istemediği ve kaç tığı ölüme bir adım daha yaklaştığını bilmelidir. Gelmekte olan her şey yakındır. Onu uzaklaştır maya çalışmak ve unutma çabası içinde olmak akıllı bir davranış olmaz. İnanan ve gerçekleri gö ren bir insana yaraşan, ölümü akıldan ırak tutma yıp, yarın ölecekmiş gibi âhireti için, hiç ölmeye-cekmiş gibi dünyası için çalışarak çok kısa olan bu dünya hayatını yararlı şeylerle değerlendirmektir. Böyle bir inanç ve anlayış içinde olan kimseye ölüm zor gelmez. Canı veren Allah'ın, onu geri al masına karşı çıkmaz. Zamanı geldiğinde emaneti
sahibine hoşnutlukla iade eder. Ne zaman öleceğini bilmediği i ç i n , her an Allah'ın emri altında olduğu nu düşünerek, emr-i Hakk geldiği an ruhunu Rah-mân'a teslim ederek ebediyete göçer.
Vakıf kuran atalarımızda böyle bir rûh ve şuu run hakim olduğunu, vakfiyelerinde ölümle ilgili olarak yazdırmış oldukları ifadelerinden anlıyoruz. Allah rızası için insanlığa kalıcı ve yararlı eserler bırakarak vefat eden, bu büyük insanlar ölümü, ebediyete göçmek ve Allah'ın rızasına ermek i ç i n , bir dönüm noktası olarak kabul etmişlerdir. Bu itibarla ölümden korkup ürkmemişler; tersine onu sonsuz bir iman ve büyük bir rıza ile beklemişler dir. Vakfiyeler üzerinde bu hususla ilgili olarak yapmış olduğumuz araştırma sonucu, tesbit et miş olduğumuz örneklerden bir kaçını konuya açıklık getirmesi amacıyla sunmakta yarar gö rüyoruz.
1 - Kastamonu'da Şeyh Ahmet Ziyaeddin efendiye ait 28 Muharrem 1277 H., 5 Temmuz 1860 M. tarihli vakfiye'^®''nin giriş kısmında; "Bülbül-ü hazân<tîde-i rûh-u kafes i tenden tayarân ve rıyâz-ı cinânda âşiyân tutmadan..." yani: "can bülbülü ceset kafesinden uçup, cennet bahçelerin de yuva ve mekân edindiğinde..." denilmektedir. Aynı vakfiyenin 38 - 39. satırlarında ise ölümün geleceği zamandan bahisle: "Akibet hitâb-ı İRCİ'Î emrin sem'i âcizi gûş v e S E K A H U M RABBUHUM ŞERÂBEN T A H Û R A N şerbetin nûş ettiğimde..." yani: "nihayet d ö n ' ^ ° ' emrini ben âcizin kulağı eşitip (Rabları onlara temiz şarab i ç i r d i ) ' ^ ^ ' , me alindeki âyet-i kerimesindeki beyan buyurulan türden şerbeti içtiğimde..." denilmektedir.
Merhum vâkıf, sunulan bu ifadesinde ölümle ilgili iki hususu gayet güzel bir şekilde belirtmiştir. Bunlardan birincisi, ömrün bittiğinde kişinin Al lah'a dönmesi hususundaki (İRCİ'Î = D ö n) fer manının gereği, rûhun cesetten ayrılması suretiyle meydana gelen ölüm olayı ile dünyadan âhirete göç edileceğidir. Buna göre kişi muhakkak Allah'a dönecektir. Ölümü ansın veya anmasın; nereye gi derse gitsin ve ne yaparsa yapsın ölümden kaçıp kurtulamıyacağı gibi, Allah'a dönerek hesaba tabi tutulmasına hiç bir kuvvet engel olamıyacaktır.
(59) V^kıtıar G e n e ! f.luduriugu arşivinde mahfuz 583 nu-n^araiı vakfiye deften s. 5 9 . 6 0 . sıra: 47
160) B u n u n l a F c d r S u r c a nm 27-30. âyetlerine işaret ediirrckte olup, bu âyatıerin mealleri şöyledir: " E y imanı sabit ve kalbi hakka rahatlatmış olan ne fis! S e n , Rabbının sana vadetmis olduğu lütuf ve ılı n m a d o n . Rabbın teâlâ senden ve sen Rabbinden razı ve hoşnut olduğunuz halde, sen benim has kulları mın zurmesine gir, onlarla t>eraber cennetime de da hil o l . "
(61) B u n u n l a D c h r (insan) suresinin 2 1 . âyetinin Dır kıs mına İşaret edilmekte o l u p , m e i l l s ö y l e d i n " E h l - i cennetin Raöbı onlara gayet p i k ve temiz sarab içi r i r . "
2 0 İ B R A H İ M A T E Ş ikincisi ise; ölüm şerbetinin temiz, tatlı ve hoş
bir şerbetin içilmesi gibi t e l â k k i edilmesidir. Ger çekten ölüm ne denli acı da olsa, inanan kişinin Allah'a dönmesine ve ebedî hayatto kendisi için hazırlanan nimetlere kavuşmasına vesile olan bir geçiş hali olacağından, dünya şerbetlerinin en güzellerinden daha totlı ve hoş telâkki edilmesi yerinde ve güzel bir düşüncedir.
2 - Şeyh Ahmet Nuri efendi ibn-i esseyyid elhâc Osman'a ait gurre-i Recep 1270 H., 18 Mart 1856 M. tarihli vakfiyede, daha önce bina ve vak fetmiş olduğunu beyan ettiği hangâhta her yıl Muharrem ayının lO'undan sonra çarşamba günü b i r kimsenin zikirden sonra mersiyehân olup, seva bının peygamberimizin rûh-u şerifleriyle diğer Pey gamberlerin ruhlarına, Peygamberimizin efrâd-ı aile sinin, dört büyük halifenin ruhlarına, âlimlerin tabi'-inin,teb'a-i tabii'nin ve bütün müminlerin ruhlarına bağışlanmasmı, kendi ve çocukları hayatta olduk ları müddetçe ömür ve âfiyetlerinln devamı ile iki dünyada selâmetleri için duâ etmesini şart ettikten sonra, sözkonusu v a k f i y e ( 6 2 ) ' n i n 22-23. satırların da ölümün herkesin geçeceği bir kapı olduğundan bahisle şöyle denilmektedir: " E l mevtü bâbun ve küllünnâsi dâhiluhu iktisâsınca, Allâhümme İhtim lenâ biltnıân, irtihâl-i dâr-i beka eylediğimizde ervahımıza ihdâ eyleyüp, mukabeleande galle-i merkûmeden mersiyehân-ı mezbura yirmi kuruş verile..." Yani: " ö l ü m bir kapıdır. Bütün insan lar ondan girecektir, sözü gereğince -Allah'ım bize îmanla göçmek nasip eyle- âhirete göçtüğümüzde ruhlarımıza armağan edip, karşılığında vakıf geli rinden sözü geçen mersiyehâna(63) yirmi kuruş verilsin..." denilmektedir.
3 - Husrev Paşa'ya ait vakfiye(64)nin dör düncü sahifesinde, vakıf mütevellîliğinin, hayat ta olduğu müddetçe vâkıfın kendisine, kendisinin vefatından sonra, çocuklarının erkek ve dişilerinin en salih olanına şart kılınmış olduğu belirtilmekte ve bu arada ölüm hakkında şöyle denilmektedir: "ve rûh-u lâtîflerikalıb-î şeriflerinden hazîre-i kudse ve hadîka-i ünse irtihâl edüb bu neşîmeni fânîden o l sarây-ı bâkıye irtihâl ettikten son ra...", yani: "vâkıfın lâtîf ruhu kalıbından (ceset ten) ayrılıp kutsallık haziresine ve teselli bahçe sine göç edip, bu fânî yerden bâki ve ebedî olan saraya intikal ettikten sonra..." denilmektedir.
4 - Rodoscuk Hacı İsa mahallesi sakinelerin-den Hâcce Ümmü Gülsüm Hanım bint-i esseyyid Ahmed Ağa ibn-i Süleyman ağa adlı hanımın vaSTsi olan ana-baba bir erkek kardeşi Haseki esseyyid elhâc Mustafa Ağa ibnn Ahmed ağa tarafından tanzim ve tescil ettirilen 26 Rebiul-evvel 1205 H., 21 Ekim 1790 M. tarihli vakfi-y e ( 6 5 ) n i n giriş kısmından sonra adı geçen Om-mügülsüm Hanım, kendisinin vefatından sonra
malının üçte birinden İKİBİN kuruş ayrılarak vakfedilmesi için v a ^ toyin edilmiş olan Musta fa ağanın, vakfın tescili için ifade-i meramde bulunma sadedinde mezkıir Ümmügülsüm hanı mın ölümünden şöyle söz edilmiştir: "Ber muk-tezâ-yı küllü nefsin zâikatü'l-mevt ve küllü hayyin yulâkîhi'l-fevt be irâde-i Cenâb-ı Yezdân tâir-i rûh-u revanim kafes-i tenden gerîiân ve âşiyân-ı gülizâr-ı cinân oldukda, vassiy-i muhtarım ma'ri-fetiyle sülüsni mâlımdan yalınız ikibin kuruş ifrâz ve kemâl-i imtiyâz ile...", yani: "Her nefs ölümü tadacaktır ve her diriye geçiş olacaktır, hükmü uyarınca, Cenâb-ı Allah'ın iradesiyle ruh ve can kuşum vücûd (beden) kafesinden uçup cennetin gül bahçelerinde yuva ve mekân edindiğinde, tarafından vaiî seçilen şahsın mari fetiyle malımın üçte birinden ikibin kuruş ayrı
larak..." denilmektedir.
5 - Şıhlı kasabası sakinlerinden Lengerli-zâde Hacı Halil efendi ibn-i Hasan Ağa'ya ait evahir-i Zilhicce 1213 H., 26 Mayıs 1799 M. tarihli vakfiye(66)'de, vakfın mütevellîliğini kar deşi Mustafa'ya şart etmekte, Mustafa nın vefa tından sonra ise bu göreve Mustofa'nın çocukla rının tayin edilmesinin belirtilmesi sadedinde, adı geçen Mustofa'nın ölümünden şu ifadelerle bahsedilmektedir: "Biemrillâhi teâla karındaşım mütevelli-i merkum Mustafa, bu dâr-ı fenâdan sarây-ı bakaya intikal ve irtihâl eyledikde..." yani: "Allah teâlânın emri ile, sözügeçen müte-vellî kardeşim Mustofa bu fânî dünyadan bakâ ve ebedîlik sarayı olan âhirete göç ettiğinde... denilmektedir.
6 - Çorum'un Burhan Kethüda mahallesi sakinlerinden olan Hüseyin oğlu Hasan efendiye ait 23 Rebiulevvel 1217 H., 14 Temmuz 1802 M. to-rihli vakfiyece 7)'de, vâkıf hayatto olduğu müddet çe, vakfın mütevellîliğini kendisine, ölümünden sonra ise önce erkek çocuklarına, sonra kız çocuk larına şart etmekte olup, bu arada vâkıfın ölümün den bahseden şu güzel ifadelere yer verilmektedir:
"...01 dem k i , n e f s H mutmainne gûşesine İ R C K İ L Â R A B B İ K İ R Â D İ Y E T E N M E R D İ Y -(62) vakıflar G e n e l Müdürlüğü arşivinde mahfuz 5 8 3
numaralı vakfiye defteri, s : 5 6 , Sıra: 4 4 .
(63) M e r s i y e h â n : Mersiye o k u y a n d e m e k t i r . Mersiye i s e : ölen bir kimseyi ağlayarak m e h â m i d ve m e h â s i n l n l zikreder olan hüzünlü şiirdir. B k z : l l â v e l l M ü n t e h e -bât-ı Lügat-ı O s m a n i y e , s : 2 8 9 . B e k i r E f e n d i B o ş n a k , 1 2 8 6 .
(64) Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 8 2 / 1 No.lu vakfiye defteri, s : 5 , satır: 3 7 - 3 8 .
(65) Vakıflar G e n e l Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 7 9 No.lu vakfiye defteri, s : 2 8 , sıra: 2 7 , satır: 1 3 - 1 5 . (66) Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 7 9
No.lu vakfiye defteri, s : 1 2 3 , sıra: 5 6 , satır: 2 9 - 3 0 . ( 6 7 ) V a k ı f l a r G e n e l Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 7 9
No.lu vakfiye defterinin 1 9 7 . sayfasının son satırı İle 1 9 8 . sayfasının İlk satırı, tır»: 102.
YEH, nidasının yetişüb, icâbeden lihazihi d-da've-ti'I-azîmeh töti-i cân-ı azîzim bu kafes-i âb-u kil den halâs ve bu dâr k i , hîn-i hâsıldan menâs bulup tayarân-ı gülistân-ı kuds ve seyerân-ı gül-geşt-i kazâ-i üns eyleye..." yani. "mutmainne olan nefsin kulağına, (Rabbın senden ve sen de Rabbı'n-dan razı olarak Rabbı'na dön) çağırışı ulaşarak bu büyük davete icabet edip can kuşum bu çamur ka fesinden çıkıp, bu dünya evinden kurtulup kutsal gül bahçelerine uçarak dolaştığında..." denilmek tedir. V â k ı f Hasan efendiye ait olup okunuşu ve açıklaması sunulan bu vakfiye bölümünde geçen "ve bu dâr k i , hm-i hâsıkian" cümlesi vakfiye def terinde bu şekilde yazılmış olduğundan aslına sa dık kalarak aynen okluğu gibi verilmiştir. Ancak kanaatımızca vakfiyeyi kütük defterine geçiren kâ tip burada bir iki kelimeyi yanlış yazmıştır. Çünkü cümlenin akışı içinde bu yazılış ve okunuşla keli melerin düzgün bir anlamı çıkmamaktadır.
7 - Rodoscuk'ta Hacı Hasan oğlu Hacı Ah met Ağa'ya ait 24 Safer 1205 H., 21 Ekim 1790 M. tarihli v a k f i y e ' ^ * ' ' n i n 1. sahifesinde, vâkıfın hac farizasını eda etmek için mukaddes yerlere gideceği belirtildikten sonra, aynı sayfanın 16 - 18. satırlarında " ...Küllü nefsin zâikatü l-mevt ve Kül lü hayyin yulâk^îhi'l-fevt medlûllerince, esnâ i râh-ta akabe-i âlem-i fânîden mahmil-sivâr-i kâfile-i vuslat ve sâ'i-i safâ-peymâ-yi ravza-i cennet olub, ric'atle medîne-i mezbûreye vusulüm nâ müyesser ve diyâr-ı âherde vefâtım mukadder olur ise..." ya ni'. 'Her nefs ölümü tadacak ve her diriye geçiş olacaktır, hükmü uyarınca yolculuk sırasında fâni âlemden göçüp, vuslat kafilesiyle cennet bahçesi nin sefasına koşup, dönüşte sözü geçen şehre ula-şamayıp, başka ülkede ölümüm mukadder olur sa..." denilmektedir.
8 - Bafra'da Ali Kantan'ye ait 15 Şevval 1219 H.. 5 Ocak 1805 M. tarihli vakfiye"^^''de yapılmış olan tatlı su çeşmesine su akıtılması husu sunda hazineye yardım olmak üzere vâkıfın vakfın dan yıllık tahsisatlar yapıklığı belirtildikten sonra, vakfiyede belirtilen hizmetlerin ifâsı için hayatta oldukça vâkıfın kendisinin mütevelli olması, vefa tından sonra ise hanımının mütevelli olması şart kılınmakta olup, bu arada vâkıfın ölümünden bahisle şöyle denilmektedir: "Kendim hayatta oldukça, tevliyeti tuğrâ yı garrâ-yi cihânistân-ı hâkânî hükm ile üzerimde olup, bâ'dehij ecel-i mev'ûdem hulûlüyle. Küllü nefsin zâikatü'l-mevt cür'asini nûşum mukadder oldukda, tevliyet-i mezbûre taht-ı nikâhımda olan ayâlım müte velliye olmak..." yani; "...vakfın müieveltîliğini hayatta olduğum müddetçe cihan-şümûl olan tuğrâyi hâkânî hükmü ile kendime ait olup, ondan sonra ecelim gelip (her nesf ölümü tada
caktır.) yudumunu içmem mûkadder olduğunda.
sözügeçen müteveltîlik, nikâhım altında olan eşi me ait olacaktır..." denilmektedir.
9 - Bir v a k f i y e ' ^ " ' d e ölümden bahisle "... ve biemrillâhi teâlâ ikmâl-i enfâs-i mâ'dûde ile lebbeyk zen-i fermân-ı İRCİ'Î olduktan son ra..." yani: "... Allah teâlânın emriyle sayılı nefes leri tamamlıyarak (dön) fermanına lebbeyk (hay hay) dedikten sonra..." denilmektedir.
10 - Başka bir v a k f i y e ' ' d e vâkıfın ölümün den söz edilerek. "... Biemrillâhi teâlâ hulûl-u ecel ile dâr-ı fenâdan dâr-ı bakaya irtihâl eylediğim de..." yani; "...Allah teâlânın emriyle, ecelin gel mesiyle fâni hayatta bâki ve ebedi olan hayata göç ettiğimde..." denilmektedir.
11 - Başka bir v a k f i y e ' d e , vâkıf kendisi nin ölümünden sonra yapılmasını öngördüğü açık lama sırasında ölümünden şöyle bahsetmektedir: "... Biemrillâhi teâlâ azm-i bakâ eylediğimde..." yani: "...Allah teâlânın emri ile bâki ve ebedî ha yata gitmeye azmettiğimde..."
1 2 - Diğer bir vakfiye'^^''de yine vâkıf ölü münden sonra yapılmasını istediği hususla ilgili şartlarını açıklama sırasında ölümünden bahisle: "... bade kadâinnahb ' yani: "... ecel gelip öl dükten sonra..." demektedir.
1 3 - Diğer bir vakfiyede vâkıf ölümünden şu güzel ifadelerle sözetmektedir: " Biemr-i hâlik şârab-ı memâtı zâik ve lezzât-ı müştehiyât-ı dün yâdan kat'i alâ'ik eylediğimde..." yani: "...yarata nın emriyle ölüm şerbetini tadarak, dünyanın iştah verici lezzetlerinden ilişkilerimi kestiğimde..."
14 - Başka bir vâkıf ise vakfiyesinde ölümün den bahisle şöyle demektedir: "... Emr-i Rabbânî ve fermân-ı samedânî ile terk-i âlem-i fânî eyledi ğimde..." yani: "... İlâhî emir ve fermân ile fânî âlemi terkedip, ebediyete göçtüğümde..."
15-Başka bir vâkıf vakfiyesinde ölümünden sözederek şöyle demektedir: "... biemri Hudâ-yı müteâl cür'a-i mevti dest-i Azrâîl'den nûş edüb, irtihâl-i dâr-ı âhiret ve civâr-ı rahmet-i Rahmân'a rıhlet eylediğimde..." yani; "... Yüce Allah'ın emriyle ölüm yudumunu Azrail'in elinden içerek
(68) Vakıflar Genel Muflurluğu arsivinOe maHfuz 5 7 9 No.lu vakfiye defleri, s; 1 9 2 - 1 9 3 . sıra: 9 7 , satır: 16-18.
(69) Vakıflar G e n e l Mudurlugu arşivinde mahfuz 579 No.lu v a k f i y e defteri, s: 3 2 5 , satır. 2 2 - 2 4 .
(70) Vakıflar G e n e l Muduriuğu arşivinde mahfuz 580 No.lu vakfiye defteri, s: 171, satır: 15.
(71) V a k ı f l a r G e n e l Mudurlugu arşivinde mahfuz 579 No.lu vakfiye defteri, s: 5 24, satır: 16-17.
(72) Vakıflar Genel Muduriugu arşivinde mahfuz 5 7 " N o . l u vakfiye d e f t e n , s: 2 7 1 , satır: 7.
(73) Vakıflar G e n c i Mudurlugu arşivinde mahfuz 5 7 9 No.lu vakfiye d e f t e n , S: 4 3 4 , satır: 4 0 .
22 İ B R A H İ M A T E Ş âhirete, Rahman olan Allah'ın rahmetine ulaştı
ğımda..."
1 6 - Başka bir vâkıf vakfiyesinde ölümünden şöyle sözetmektedir: ".^.Biemrillâhi meliki'l-mü-teâl, terk-i câme-i hayât-ı müsteâr ile vefat eyle diğimde..." yani: " . . Yüce Allah'ın emriyle, geçici ve ödünç olan hayat elbisesinden ayrılarak vefat ettiğimde..."
1 7 - Başka bir vâkıf vakfiyesinde hayatının sona ermesinden şöyle sözetmektedir: "...Arsa-i vücûdum gubâr-ı fenâdan pâk ve haivet-sarây be denim şem'i ruh ile tâbnâk oldukda..." yani:
vücûd arsam fânîlik tozundan pâk ve haivet-sa rây olan bedenim ruh mumuyla aydınlandığın da..."
18 - Başka bir vâkıf ise vakfiyesinde ölümün den bahisle şöyle demektedir. "... 01 mahlûkat efrâdından her ferde ölümü takdîr eden Cenâb-ı Hakk'ın izniyle vefat edüb rûhu eşkâİH cismâniyye âleminden â ' l â y ı illiyyîne uçup rahmet-i İlâhiye ile rûhâniyet menzillerinde istirahat edince..." ya ni: "... yaratıkların fertlerinden her ferde ölümü takdir eden Cenab-ı Hakk'ın izniyle vefat edip, rû hu cesetten ayrılmak suretiyle yücelikler yüceliğine uçarak Allah'ın rahmetiyle ruhaniyet menzillerin de dinlenince..."
Hayatın sona erip ölümün gelmesiyle, fânî ha yata göz yumup âhirete göç etme olayını, sunulan örneklerdeki gibi güzel sözlerle dile getiren ifadele ri geniş bir şekilde ve değişik cümleler halinde ço ğu vakfiyelerde görmemiz mümkündür. Ölümün kaçınılmaz olup, Allah'a kavuşmak için geçilmesi gereken bir köprü olduğunu anlayan atalarımız, onu yukarıda sunulan örneklerdeki gibi güzel ve hoş cümlelerle ifade etmeye çalışmışlardır. Verilen örneklerin incelenmesinden de anlaşılılacağı üzere, ölümden, canın cesetten ayrılmasıyla her şeyin bi tip son bulacağı şekilde bahsedilmemiş, tersine ölüm olayı ebedî ve sonsuz bir hayata göç olarak nitelendirilmiştir. İslâm inancından kaynaklanan bu düşünce müslümanları, ölümü hoş görmeye ve ölümle başlayacak bâkîve ebedîolan âhiret hayatı için hazırlık yapmaya sevketmiştir. Bu açıdan bü tün müslümanlar ölüm olayını, ölümsüzlüğe göç olarak telâkki etmişlerdir.
V n . V A K I F K U R A N L A R I N Ö L Ü M SONRASI İSTEKLERİNDEN Ö R N E K L E R :
Dünya ve âhiret hayatının mutluluğunu amaç-lıyarak vakıf kuran hayırsever atalarımız, vakfiyele rinde birçok hayrî hizmetlerin yapılmasını öngör müşlerdir. Bu arada ölümlerinden sonra ruhlarının şâd edilmesi için Kur'ân-ı Kerim ve Mevlid-i şerif okutulmasını; salavât-ı şerife, tevhîd, tekbîr ve tehlîl gibi zikrullahın icrasını ve benzeri hayrî hiz
metlerin ifâ edilmesini; bunlardan elde edilecek se vabın da ruhlarına armağan edilmesini ve yapılacak hayır dualarıyle anılmalarını şart etmişlerdir. Bu hususta bir fikir vermesi için sayısız örneklerden birkaçı aşağıya alınmıştır:
1 - İstanbul'da Kasap Timurhan mahallea sakinlerinden merhum Hocazâde Mustafa efendi oğlu Hacı Ahmet efendiye ait gurre-i Rebiulevvel 1168 H., 5 Aralık 1755 M. tarihli v a k f i y e ' ^ * ' ' n i n 2. sayfasının 45 - 49, satırlarında şöyle denilmek tedir:
"... Vefâtım günü gecesinde ehl-i tevhîd züm resinden on nefer kimesne cem'olub yetmiş bin kelime-i tevhîd cehren zikir ve beher sene vefatım gecesi geldikde kezâlik yetmiş bin kelime-i tevhîd edeler ve ol gecede kadr-i mâ'ruf helva tabh o l u nup, fukaraya ta'am oluna. Ve masârıfı, vakfımın gailesinden hare ve sarf oluna...". Vâkıf vakfiye sinin örneği sunulan bu böUimünde özetle şöyle demektedir: ".. Vefat ettiğim günün akşamında tevhîd ehlinden on kişi toplanarak, yetmiş bin kelime-i t e v h î d i ' ^ ^ ' cehren (sesli olarak) zikretsin ler. Her yıl vefatımın gecesi geldiğinde yine o gece de yetmiş bin kelimen tevhîd çeksinler. Bu gecede örfen bilinen miktarda helva pişirilip fakirlere yedirilsin ve giderleri vakfımın gelirinden karşı lansın..."
2 - Şeyhül-Kur'ân diye bilinen Mevlânâ Ahmed ibn-i Muharrem'e ait evail-i Ramazan 1005 H. 8 Nisan 1596 M. tarihli v a k f i y e ' ^ ^ ' nin değişik yerlerinde vâkıf, ölümünden sonra kendi sinin hayır dua ile anılmasını istemektedir. Söz konusu vakfiyenin 2. sayfasında, bir kişinin Bergama'daki Hacı Hekim Camii'nde tecvîd ve vücûh ilmini öğretmesini, haftada bir gün de yine Beı;gama'daki Emir Sultan Camii şerifinde âdâbına uygun olarak va'z etmesini şart ettik ten sonra Kur'ân-ı Kerim okunmasını ve seva bının ruhuna bağışlanmasını şart etme sadedinde aynı sayfanın 27 - 32. satırlarında şöyle denil mektedir:
"... Ve haftada bir leyle-i Cum'ada yatsı namazından evvel veyahud sonra sûre-i mülk ve yevm-i mezbûrda bâ'de salâtis-subh sûre-i Yâsîn ve yevm-i mezburda akîbe salâtil-asr sûre-i Nebe' okuyup bu cümle-i haftada bir gün bir gece ede. Teysîren lehû ve lâkin her günün salât-ı subhundan sonra bir Ayetül Kürsî ve üç İhlâs ve bir Fâtiha okuvup lütf ve ihsan edüb t i y b i hâtır
(74) Vakıflar G e n e l Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 7 9 No.lu vakfiye defteri, s : 6 7 5 - 6 7 7 , sıra: 2 8 9 , satır: 4 5 - 4 9 .
(75) Kelime-I tevhldden maksat, " L a l l â h e İ l l a l l a h " cümlesidir.
(76) Vakıflar G e n e l Müdürlüğü arşivinde m a h f u z 5 8 3 No.lu vakfiye defteri, s : 3-5, sıra: 3.