• Sonuç bulunamadı

Başlık: 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme çerçevesinde mülteci statüsünün sona ermesine yönelik ölçütlerin incelenmesi ve Türk Hukuku üzerindeki yansımalarının değerlendirilmesi Yazar(lar):ÖZTÜRK, Neva ÖvünçCilt: 65 Sayı: 2 Sayfa

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme çerçevesinde mülteci statüsünün sona ermesine yönelik ölçütlerin incelenmesi ve Türk Hukuku üzerindeki yansımalarının değerlendirilmesi Yazar(lar):ÖZTÜRK, Neva ÖvünçCilt: 65 Sayı: 2 Sayfa"

Copied!
56
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1951 TARİHLİ MÜLTECİLERİN HUKUKİ STATÜSÜNE İLİŞKİN SÖZLEŞME ÇERÇEVESİNDE MÜLTECİ STATÜSÜNÜN

SONA ERMESİNE YÖNELİK ÖLÇÜTLERİN İNCELENMESİ VE TÜRK HUKUKU ÜZERİNDEKİ YANSIMALARININ

DEĞERLENDİRİLMESİ

Evaluation of the Criteria for the Cessation of Refugee Status within 1951 Convention Relating to the Status of Refugees and Analyis of Their

Reflections on Turkish Law

Neva Övünç ÖZTÜRK

ÖZ

1951 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi (1951 Sözleşmesi/Sözleşme), mülteci statüsünün tanınmasına yönelik şartları belirlediği gibi aynı zamanda statünün sona ermesine yönelik ölçütleri de düzenlemiştir. Bu ölçütler, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na (YUKK/Kanun) da aktarılmıştır. Kanun’da sona ermeye yönelik ölçütler sadece mülteci statüsünün değil, diğer uluslararası koruma statüleri olan; şartlı mülteci ve ikincil koruma statülerinin sona ermesinde de etkili olacak şekilde kaleme alınmıştır. Makalede, 1951 Sözleşmesi’nde yer alan ilgili hükümlerin; BM

Arş. Gör. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim

Dalı ([email protected])

Makale’ye sağladıkları katkılar nedeni ile Sayın Avukat Eda Bekçi’ye ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Karşılaştırmalı Hukuk Anabilim Dalı öğretim üyesi Sn. Yrd. Doç. Dr. Zehra Özkan’a teşekkür ederim.

(2)

Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), doktrin ve ülke uygulamaları çerçevesinde yapılan yorumlarının karşılaştırmalı bir eksende değerlendirilmesi, YUKK’da bulunan ilgili düzenlemelerle karşılaştırılması ve bu hükümlerin, mülteci statüsü dışındaki diğer uluslararası koruma statüleri bakımından etki doğurması hususlarının ele alınması amaçlanmıştır.

Anahtar Sözcükler: Mülteci statüsü, mülteci statüsünün sona ermesi,

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, uluslararası koruma statüsü, uluslararası koruma statüsünün sona ermesi

ABSTRACT

1951 Convention Relating to the Status of Refugees (1951 Convention) not only designated the criteria for the recognition of refugee status but also regulated the conditions upon which the status would be ceased. These conditions have been transferred to Foreigners and International Protection Act (FIPA) (Act Number 6458). FIPA enabled the cessation clauses to be applicable to conditional refugee status and subsidiary protection status as well as the refugee status. The purpose of this article is firstly to evaluate the interpretations of the cessation clauses of 1951 Convention by comparatively analysing UNHCR’s and doctrine’s recommendations together with the state practices; secondly to compare FIPA’s relevant provisions with the Convention’s; and thirdly to argue the function of the applicability of the Convention provisions to international protection statuses other than refugee status.

Keywords: Refugee status, cessation of refugee status, Foreigners and

International Protection Act, international protection status, cessation of international protection status

GİRİŞ

Uluslararası korumanın temel kaynağı olan 1951 Sözleşmesi (ve Sözleşme’nin 1967 tarihli Protokolü)1, mültecinin hukukî statüsünün

1 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukukî Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi

(1951 Convention Relating to the Status of Refugees), 14 Aralık 1950 tarih ve 429 (V) sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı (BMGKK) ile yapılan Konferansta kabul

(3)

belirlenmesini bir takım ölçütlerin değerlendirilmesine bağlı kılmıştır. Bu ölçütlerden bazıları sığınmacı bireyi statüye dâhil eden ölçütler (Sözleşme md. 1A(2))2, bazıları ise onu statünün dışında bırakan ölçütlerdir (Sözleşme

md. 1D, 1E, 1F). Statünün ilk kez değerlendirilmesi sırasında anılan ölçütler çerçevesinde çoğunlukla bireysel bir değerlendirme yapılmaktadır. Bununla birlikte, statü tanındıktan sonraki süreç içerisinde kişinin mültecilik hâlinin devam edip etmediğinin, dolayısıyla statüsünün sona erdirilip erdirilmemesi gerektiğinin tespit edilebilmesi amacıyla sona ermeye yönelik ölçütler de Sözleşme’de düzenlenmiştir (Sözleşme md. 1C).

Türkiye, 1951 Sözleşmesi’ne taraf olmasının yanısıra3 sona erme

ölçütlerine YUKK’un4 85. maddesinde de yer vermiştir. Kanun’un ilgili

hükmünün kaleme alınmasında büyük ölçüde Sözleşme’nin sona ermeye ilişkin düzenlemesinden esinlenildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte YUKK’da anılan düzenleme, sadece mülteci statüsü5 için değil uluslararası

edilmiş, 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanarak 22 Nisan 1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 1967 tarihli Protokolü (1967 Protocol Relating to the Status of

Refugees) 31 Ocak 1967 tarihinde imzaya açılarak 4 Ekim 1967 tarihinde yürürlüğe

girmiştir.

2 Dâhil edici ölçütler aynı zamanda mültecinin hukukî bir statü olarak anlamını da ortaya

koymaktadır. 1951 Sözleşmesi’nin 1A(2). maddesinde mülteci; “... ırkı, dini, tabiiyeti, belli

bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tâbiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen” kişi olarak

tanımlanmıştır.

3 Bkz. Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Sözleşmenin Onaylanması Hakkında Kanun,

Kanun No: 359, Kabul Tarihi: 29.08.1961, Resmî Gazete (R.G.) 05.09.1961/10898. Türkiye’nin Sözleşme’nin Protokolüne katılması ise Dışişleri Bakanlığı’nın 13.06.1968 tarih ve 721.501-BMKY-I-816 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 01.07.1968 tarihinde kararlaştırılmıştır: R.G. 05.08.1968/12968.

4 R.G. 11.04.2013/28615. Kanun’un 125(1)(a) maddesi çerçevesinde; 122 nci maddesi, 123

üncü maddesinin birinci, ikinci, beşinci ve yedinci fıkraları ile 124 üncü maddesi hariç olmak üzere beşinci kısmı yayımı tarihinde; 1(b) hükmü uyarınca diğer hükümleri ise yayımı tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe girmiştir.

5 Mülteciye ilişkin olan YUKK’un 61. maddesi şu şekilde kaleme alınmıştır: “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü

(4)

koruma kapsamındaki diğer statüler6; şartlı mülteci ve ikincil koruma

statüsü7 için de etki doğuracak biçimde şekillendirilmiştir. Böylece, her ne

kadar Türkiye 1951 Sözleşmesi’ni coğrafî kısıtlama8 ile uygulamak

durumunda olduğundan, Türk hukukunda Sözleşme hükümlerine sıklıkla doğrudan gönderme yapılmasa da, Sözleşme’de mülteci statüsünün sona ermesi için hasredilen ölçütlerin büyük ölçüde YUKK’a aktarılarak, şartlı mülteci ve ikincil koruma statüleri bakımından da etki doğurmasının sağlanması, Sözleşme’nin ilgili konudaki düzenlemesinin yorumlarının irdelenmesi gereğini doğurmuştur. Bu çerçevede en az ilk kez statü belirlemede değerlendirilen ölçütler kadar önem taşıyan sona ermeye yönelik ölçütlerin değerlendirilmesi ve incelenmesi, kitlesel zorunlu göç akınlarının yanında bireysel zorunlu göç akınlarına da açık bir jeopolitik konumda olan Türkiye’nin durumu gözönünde bulundurulduğunda önem arz etmektedir. Öte yandan, 1951 Sözleşmesi’nin Türk hukuku açısından coğrafî kısıtlama ekseninde etki doğurması, YUKK’un ise oldukça yakın bir geçmişte yürürlüğe girmiş olması sebepleri ile Türk sığınma hukukunda sona ermeye yönelik ölçütlerin yorumlarına rastlamak henüz mümkün olmamaktadır.

belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir”. İlgili maddede yer alan ve coğrafî

kısıtlamanın bir yansıması olan “Avrupa ülkeleri” ifadesinin, YUKK’un 3(1)(b) hükmü uyarınca; “Avrupa Konseyi üyesi olan ülkeler ile Bakanlar Kurulunca belirlenecek diğer

ülkeleri” niteleyecek şekilde anlaşılması gerekmektedir.

6 YUKK’un 3(1)(r) hükmü uyarınca, uluslararası koruma: mülteci, şartlı mülteci veya ikincil

koruma statüsünü ifade eder.

7 YUKK’un 62(1). maddesinde tanımlanan şartlı mülteci ile mülteci arasında iki husus

dışında farklılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu farklardan ilki, şartlı mülteci statüsünün Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle tanınması, ikincisi ise bu statüye sahip olan kişilerin Türkiye’de kalmasına, üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar izin verilmesidir. Kanun’un 63(1). maddesinde düzenlenen ikincil koruma statüsü ise “mülteci

veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek,İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye” verilecek bir statü olarak

düzenlenmiştir.

8 Türkiye, 1951 Sözleşmesi’nin 1B(1)(a) maddesinde tanınan seçimlik hakkı kullanarak,

Sözleşmede yer alan mülteci tanımının kapsamını “Avrupa’da meydana gelen olaylar” ile kısıtlamıştır. Söz konusu coğrafî kısıtlama, Sözleşme’nin 1967 tarihli Protokolü’ne 1968 yılında taraf olunurken, Protokol’ün 7. maddesi ile sağlanan seçimlik hak kullanılarak korunmuştur.

(5)

1951 Sözleşmesi’nde yer alan mülteci statüsünün sona erme ölçütlerinin değerlendirilmesini amaçlayan bu çalışmada, Sözleşme’de yer alan ölçütlerin yorumlarının9 ana hatları ile ortaya koyulması; Sözleşme ile

9 1951 Sözleşmesi’nin 1C hükmünün yorumlanmasında, Sözleşme’nin uluslararası niteliği

doğrultusunda, 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nde (Viyana Sözleşmesi) öngörülen yorum kuralları (md. 31-33) dikkate alınmalıdır. Viyana Sözleşmesi’nin ilgili kuralları, aynı zamanda yorumlamaya ilişkin uluslararası teamül hukuku kurallarını da yansıttıkları için bağlayıcılığı hâiz bulunmaktadır: bu husustaki açıklamalar için bkz. LINDERFALK, U.: On the Interpretation of Treaties, Dordrecht 2007, s. 7-9; AUST, A.: Modern Treaty Law and Practice, Cambridge 2000, s. 10, 11. Viyana Sözleşmesi uyarınca, bir uluslararası sözleşme iyi niyet ile bütünü (içeriği) dikkate alınarak, konu ve amacına uygun yorumlanmalı; bu çerçevede yorumlanma ihtiyacı bulunan hükme verilecek olağan anlam değerlendirilmelidir (md. 31). Eğer bu şekilde yapılan bir yorum tamamen anlaşılmaz ve tutarsız bir sonuç doğuruyorsa, başka bir yorum yapılmalıdır. Bu noktada tamamlayıcı yorum araçlarından faydalanılabilir. Tamamlayıcı yorum araçları içerisinde düzenlemenin yapıldığı koşullar ve hazırlık çalışmaları yer almaktadır (md. 32). Bununla birlikte, 1951 Sözleşmesi’nin bir insan hakları sözleşmesi niteliği taşımasından hareketle, amaçsal yoruma ağırlık verilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. 1951 Sözleşmesi’nin hükümleri, öncelikle Sözleşmeye taraf olan devletler tarafından yorumlanmaya açık olmakla birlikte; taraf devletler arasında Sözleşmeye dayanan bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin 38. maddesi ve 1967 Protokolünün 4. maddesi gereğince Uluslararası Adalet Divanı (UAD), uyuşmazlığa konu olan hükmü yorumlama yetkisine sahiptir. Ancak UAD henüz herhangi bir kararında 1951 Sözleşmesi’ne ilişkin bir yoruma yer vermemiştir. Öte yandan Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği (BMMYK)’nin de Sözleşmeyi yorumlama yetkisi bulunmaktadır. Komiserliğin yetkisi, hem BM Tüzüğü ve BMMYK’nın yetki alanından, hem taraf devletler ile BMMYK’nın işbirliği içerisinde olmasını düzenleyen Sözleşme’nin 35. ve 1967 Protokolü’nün 2. maddelerinden kaynaklanmaktadır. BMMYK’nın Sözleşmenin yorumlanmasına katkıda bulunan birçok kaynağı bulunmakla birlikte, bunlardan en önemlisi BMMYK El Kitabı (Handbook on Procedures and Criteria for Determining

Refugee Status under the 1951 Convention and the 1967 Protocol Relating to the Status of Refugees)’dır. Bunun yanında, BMMYK tarafından, mültecilik statüsünü sona erdiren

nedenleri de kapsayacak şekilde bir dizi rehber hazırlanmıştır. Bu rehberler de yorumlamada sıklıkla kullanılmaktadır. 1951 Sözleşmesi’nin öncelikle taraf devletlerce yorumlanacağından hareketle, ulusal yargı kararlarının da birer yorum aracı olarak kullanılabileceği belirtilebilir. Aktarılan bilgiler ve bu hususta daha fazla açıklama için bkz. ÖZTÜRK, N.Ö.: Mültecinin Hukukî Statüsünün Belirlenmesi, Ankara 2015, s. 101-110. Sözleşme’nin 1C hükmünün yorumlanmaya açık bir hüküm olduğu; özellikle hazırlık çalışmalarının bu hükmün yorumlanmasına fazla katkı sağlayamadığı doktrinde belirtilmektedir: MCADAM, J.: “Interpretation of 1951 Convention”, içinde The 1951 Convention Relating to the Status of Refugees and Its 1967 Protocol: A Commentary (ed. Andreas Zimmermann), (A Commentary), Oxford 2011, s. 103. Bu çerçevede, özellikle BMMYK’nın yorumları ve ülke uygulamaları, ilgili hükmün değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Nitekim çalışmamızda Sözleşme’nin 1C hükmünün yorumlanmasında ağırlıklı olarak BMMYK’nın kaynaklarına ve karşılaştırmalı hukuktaki ülke uygulamalarına yer verilmiştir.

(6)

YUKK’da yer alan ilgili hükümlerin özellikle mülteci statüsünün sona ermesi bakımından birbirileriyle uyumluluğunun sorgulanması ve Kanun’da yer alan düzenlemenin mülteci statüsü dışındaki diğer uluslararası koruma statülerine uygulanmasının yerindeliği hususunun incelenmesi hedeflenmektedir.

I. SÖZLEŞME’DE YER ALAN SONA ERME HÜKMÜNÜN (Md. 1C) AMACI VE NİTELİĞİ

Mülteci statüsünün tanınmasıyla tam anlamı ile sağlanan Sözleşme korumasını da içerisinde barındıran uluslararası koruma, ikame bir korumadır10. Mültecinin menşe devleti ile arasındaki vatandaşlık bağı, bu

devletin kendisini koru(ya)maması ve hatta bazı durumlarda bizzat zulmün aktörü olması sebebiyle zayıflamıştır; birey vatansız benzeri bir konuma girmiştir. Uluslararası koruma sayesinde ise mültecinin yoksun kaldığı ulusal koruma, sığınma talebinin kabul edilmesi ile bir başka devlet tarafından ikame edilmektedir11.

Mültecilik hâli istisnaî bir durumdur; asıl olan belirli bir vatandaşlığa sahip olan kişilerin menşe devletleri tarafından vatandaşlık bağına istinaden korunabilmesidir12. Bu istisnaî hâl, asıl korumanın tekrar sağlanması

durumunda, yani ikame korumaya artık ihtiyaç kalmadığı zaman sona erer13.

Mültecinin ikame korumaya artık ihtiyaç duymadığının göstergesi, bireyin sığınma devleti tarafından mülteci statüsünün tanınarak korunmasına

10 Uluslararası koruma terimi, mülteci terminolojisi bakımından, “uluslararası toplumun, menşe ülkeleri dışında bulunan ve ulusal korumadan yoksun olan belirli bir kategori içerisindeki kişilerin temel haklarının, uluslararası hukuk esas alınarak korunması amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetler” olarak açıklanmaktadır: Bkz. UNITED NATIONS

HIGH COMMISSIONER FOR REFUGEES (UNHCR): Master Glossary of Terms Rev. 1, Geneva 2006, s. 13, <http://www.refworld.org/pdfid/42ce7d-444.pdf.> (E.T.: 02.08.2015).

11 MCADAM, J.: Complementary Protection in International Refugee Law, Oxford-New

York 2007, s. 20; GOODWIN-GILL, G.S./MCADAM, J.: The Refugee in International Law, New York 2011, s. 421; ÇİÇEKLİ, B.: Uluslararası Hukukta Mülteciler ve Sığınmacılar, Ankara 2009, s. 15.

12 Milletlerarası Hukuk Enstitüsü tarafından vatandaşlığa yönelik olarak tavsiye edilen ilkeler

arasında doktrinde, “herkesin bir vatandaşlığı olmalıdır” şeklinde yerleşmiş bulunan bir ilke de yer almaktadır. Anılan ilkenin belirttiğimiz hususun bir yansıması olduğu kabul edilebilir. Söz konusu ilkeye ilişkin ayrıntılı bilgiler için bkz. GÜNGÖR, G.: Tâbiiyet Hukuku, Ankara 2015, s. 21–25.

13 HATHAWAY, J.C./FOSTER, M.: The Law of Refugee Status, Cambridge 2014, s. 462,

(7)

sebebiyet veren inter alia, “haklı nedenlere dayanan zulüm korkusunun” (menşe devletindeki zulüm ihtimâlinin) ortadan kalkmış olduğunun tespit edilmesine bağlıdır. Bireyin herhangi bir devletle vatandaşlık bağı tesis etmesi ve bu devlet tarafından korunması veya menşe devletine yeniden yerleşmesi, haklı nedenlere dayanan zulüm korkusunun artık söz konusu olmadığına işaret eder. Kimi durumda ise menşe devletindeki şartların değişmesi ve bu devletin mülteci birey için güvenli bir hâl aldığının belirlenmesi de ikame korumayı ve dolayısıyla mülteci statüsünü sona erdirebilir.

Uluslararası hukukta mülteci korumasına ilişkin temel düzenleme olan 1951 Sözleşmesinin, 1C maddesinde de, Sözleşmenin uygulanmasını sona erdiren ve bireyin mülteci statüsünü ortadan kaldıran sebepler aktardığımız çerçevede sayılmıştır. Sözleşme’nin ilgili maddesi şu şekilde düzenlenmiştir:

“[y]ukarıdaki kısım A’da belirtilen hükümlerin kapsamına giren her kişi

eğer:

(1) vatandaşı olduğu ülkenin korumasından kendi isteği ile tekrar yararlanırsa veya

(2) vatandaşlığını kaybettikten sonra kendi arzusu ile tekrar kazanırsa; veya

(3) yeni bir vatandaşlık kazanmışsa ve vatandaşlığını yeni kazandığı ülkenin himayesinden yararlanıyorsa; veya

(4) kendi arzusu ile terk ettiği veya zulüm korkusu ile dışında bulunduğu ülkeye kendi arzusu ile tekrar yerleşmek üzere dönmüşse veya

(5) mülteci tanınmasını sağlayan koşullar ortadan kalktığı için vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmaktan sakınmaya artık devam edemezse; İşbu fıkra, vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden yararlanmayı reddetmek için önceden geçerli zulme âit haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A1 Kısmı’nın kapsamına giren bir mülteciye tatbik olunmayacaktır;

(6) Tabiiyetsiz olup da mülteci tanınmasını yol açan koşullar ortadan kalktığı için, normal (mutad) ikametgahının bulunduğu ülkeye dönebilecek durumda ise; ancak işbu fıkra, normal (mutad) ikametganının bulunduğu

(8)

ülkeye dönmeyi reddetmek için önceden maruz kaldığı zulme bağlı haklı sebepler ileri sürebilen, bu maddenin A1 kısmının kapsamına giren bir mülteciye uygulanmayacaktır

Bu kişiye işbu Sözleşme’nin uygulanması sona erecektir”14.

Yukarıda aktarılan sona erme hükmünün gerekçesi, Sözleşme’nin hazırlık çalışmaları sırasında şu şekilde ifade edilmiştir: “mülteci statüsü,

kesinlikle gerekli olmaya devam etme hâlinin ortadan kalkmasından sonra bir gün dahi etkili olmamalıdır; sonlandırılmalıdır. Eğer birey, fiilen vatandaş konumundaysa yani bir devletin vatandaşları ile aynı haklara ve yükümlüküklere sahip bulunuyorsa artık daha fazla uluslararası korumaya ihtiyaç duymuyor demektir. Bu bağlamda mülteci statüsü, mültecinin ulusal korumadan tekrar yararlanmaya başlamasıyla ya da tekrar yararlanabilecek olmasıyla, uluslararası korumaya artık ihtiyaç duymaması sonucunda sona erer; bu koruma bireyin menşe ülkesi tarafından sağlanabileceği gibi bir başka devlet tarafından da sağlanabilir. Uluslararası koruma ihtiyacı ile statünün sona ermesine yönelik hükümler arasındaki bu bağlantı, söz konusu hükümleri, Sözleşme’nin 1F maddesinde yer alan; bireyin, uluslararası mülteci korumasının ayrıcalıklarından faydalanmaya lâyık bulunmayacağı hâlleri düzenleyen dışarıda bırakma hükümlerinden ayırır.”15

Mülteci statüsünün sona ermesine yönelik olan ölçütlerin usulî nitelik taşımaktan ziyâde esasa ilişkin olduğundan söz edilebilir. Bu ölçütler, bireyin mülteci statüsünün tanınmasından sonra mültecilik hâlinin devam edip etmediğinin tespit edilmesinde etkili olmakta dolayısıyla esasa yönelik bir değerlendirme gerektirmektedir. Nitekim 1951 Sözleşmesi’nin statünün belirlenmesi yahut devamına karar verilmesi bakımından usule yönelik hükümler içermediği, anılan hususların taraf devletlerin iç hukuklarına bırakıldığı kabul edilmektedir16. Böylece gerek Sözleşme’nin bütünü

14 1951 Sözleşmesi’nin aktarılan hükmü ve makale içerisinde gönderme yapılan Sözleşme

hükümlerinin alıntılanmasında, güncel Türkçe ifadeleri barındırması nedeniyle, ağırlıklı olarak, BMMYK Türkiye Temsilciliği tarafından kullanılan ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün internet sayfasında yer alan Sözleşme metninin kullanılması tercih edilmiştir. Anılan metin için bkz. <http://www.goc.gov.tr/icerik6/multecilerin-hukuki-durumuna-iliskin-sozlesme_340_341_641_icerik> (Erişim Tarihi (E.T.): 02.08.2015).

15 UNHCR: Note on Cessation Clauses (EC/47/SC/CRP.30), (Note), 30.05.1997, para. 4

<http://www.unhcr.org/3ae68cf610.html> (E.T.: 10.08.2015).

(9)

çerçevesinde yapılacak bir değerlendirme sonucunda gerek sona ermeye yönelik hükümlerin amacının irdelenmesi neticesinde sona ermeye yönelik ölçütleri barındıran düzenlemelerin esasla ilişkili olduğu net bir şekilde saptanabilecektir.

Sona erme hükümlerine ilişkin bir özellik de bunların olumsuz bir niteliğe sahip olmalarıdır17. Anılan hükümlerde yer alan nedenler, statünün

sona ermesine yani mülteci açısından uluslararası korumanın artık etki doğurmayacağına; bireyin uluslararası korumanın getirdiği haklardan faydalanamayacağına işaret etmektedir. Bu nedenle tahdidi olarak listelendikleri ve dar yoruma tâbi kılınmaları gerektiği sonucuna varmak uygun olacaktır18. Sona erme nedenleri, birbirlerine “veya” bağlacı ile

bağlanmış olup, kümülatif bir çerçevede ele alınmaya müsait değillerdir; Sözleşme’nin lafzından da açıkça anlaşıldığı şekilde, 1C hükmünde yer alan nedenlerden birinin gerçekleşmesi statünün sona erdirilmesi için yeterli olabilecektir. Ayrıca statünün sona ermesine yönelik ölçütlerin değerlendirilmesinde ispat yükünün mültecide değil, statünün belirlenmesi hususunda yetkili olan makamlarda olması gerektiği de belirtilebilir19.

Sözleşme’nin 1C maddesinde yer alan statünün sona ermesine yönelik şartların temelinde bireye sağlanan ikame korumaya artık ihtiyaç duyulmaması anlayışının20 yatmasının yanında bu şartların, mülteci

17 UNHCR: Handbook on Procedures and Criteria for Determining Refugee Status under the

1951 Convention and the 1967 Protocol Relating to the Status of Refugees, (Handbook), HCR/IP/4/Eng/REV.1 Reedited, Geneva 1992, para. 116, <http://www.unhcr.org/3d58e13-b4.html> (E.T.: 12.08.2015); KNEEBONE, S./O’SULLIVAN, M.: “Article 1C 1951 Convention”, içinde A Commentary, s. 486; ÇİÇEKLİ, s. 70; ÖZKAN, I.: Göç, İltica ve Sığınma Hukuku, Ankara 2013, s. 111.

18 Bu yönde bkz. UNHCR, Handbook, para. 116; UNHCR, Note, paras. 6 ve 8;

KNEEBONE/O’SULLIVAN, s. 486.

19 FITZPATRICK, J./BONOAN, R.: “Cessation of Refugee Protection”, içinde Global

Consultations, s. 531, 532; EXPERT ROUNDTABLE ORGANIZED BY UNHCR: Summary Conclusions: Cessation of Refugee Status, Lisbon 03.05.2001, para. 27, <http://www.refworld.org/docid/470a33bcd.html> (E.T.: 10.08.2015).

20 Bu yönde bkz. UNHCR, Handbook, para. 111; ayrıca bkz. KNEEBONE/O’SULLIVAN, s.

485; HATHAWAY, J.C.: The Law of Refugee Status, Toronto-Vancouver 1991, s. 189. 1951 Sözleşmesi dışında, mülteci statüsü açısından önem arz eden bir diğer düzenleme olan Afrika Birliği Örgütü (ABÖ) Sözleşmesinin 4. maddesinde de Sözleşmenin uygulanmasının (mülteci statüsünün) sona ereceği hâller düzenlenmiştir. ABÖ Sözleşmesinde düzenlenen bu hâller 1951 Sözleşmesi ile uyum göstermektedir. ABÖ Sözleşmesi, 10 Eylül 1969 tarihinde kabul edilmiş, 20 Haziran 1974 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’nin İngilizce metni için bkz. <http://www.unhcr.org/45dc1a682.html> (E.T.: 10.08.2015).

(10)

statüsünün geçicilik özelliğini ortaya koyduğu da ifade edilebilir21. Statünün

sona erme nedenleri, bireylerin subjektif iradî davranışlarına dayandırılabileceği gibi şartların objektif bir temelde değişmesi ile de ortaya çıkabilir22. Nitekim sona erme nedenleri bu ayrım çerçevesinde

incelenebilecektir23.

Statünün sona erme nedenlerinin genel görünümü açısından üzerinde durulması gereken bir husus da bu nedenler ile statünün iptal edilmesi arasındaki ilişkinin sorgulanmasıdır. 1951 Sözleşmesinin 1C maddesinde yer alan hükümler, sadece statünün sona ermesine yönelik olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda, 1C maddesi statünün iptal edilmesi ile doğrudan bir ilişki içerisinde değildir. Nitekim BMMYK, Sözleşme’nin yorum araçlarından biri olarak kabul edilen El Kitabı’nda bu hususu özellikle vurgulamıştır24.

Mülteci statüsünün sona ermesi bakımından Sözleşme ile uyumlu düzenlemelerin yer aldığı bir başka önemli kaynak ise Avrupa Birliği’nde (AB) oluşturulması hedeflenen ortak bir sığınma sisteminin hukukî ayaklarından biri kabul edilen 13.12.2011 tarihli ve 2011/95/EU sayılı (değiştirilmiş/recast) Konsey Yönergesi’dir (AB Vasıf Yönergesi): DIRECTIVE 2011/95/EU OF THE EUROPEAN PARLIAMENT AND OF THE COUNCIL of 13 December 2011 on standards for the qualification of third-country nationals or stateless persons as beneficiaries of international protection, for a uniform status for refugees or for persons eligible for subsidiary protection, and for the content of the protection granted (recast), OJ L. 337/9, 20.12.2011. Yönerge’nin İngilizce metni için bkz. <http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri= OJ:L:2011:337:0009:0026:EN:PDF> (10.08.2015).

21 HATHAWAY, s. 189. 22 UNHCR, Note, para. 5.

23 Mülteci statüsünün sona erme nedenlerini incelerken belirttiğimiz bir şekilde ayrım yapan

eserler için bkz. GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 135; ÇİÇEKLİ, s. 70; FITZPATRICK, J.: “End of Protection: Legal Standards for Cessation of Refugee Status and Withdrawal of Temporary Protection”, Georgetown Immigration Law Journal, 1998-1999, vol. 13, s. 348; BETTINSON, V.: “Loss and Denial of Refugee Status”, içinde An Introduction to International Refugee Law (eds. Rafiqul Islam ve Jahid Hossain Bhuiyan), Leiden-Boston 2013, s. 74; benzer bir ayrım için ayrıca bkz. HATHAWAY, s. 189 vd.; HATHAWAY/FOSTER, s. 462. BMMYK El Kitabı ve Sona Erme Hükümlerine Dair Rehber’de (Rehber) de sona erme nedenleri arasında benzer bir ayrım yapılmıştır: UNHCR, Handbook, para. 114 ve 115; UNHCR: The Cessation Clauses: Guidelines on their Application, (Cessation Clauses), Geneva 1999, para. 5.

24 El Kitabı’nda şartların gerektirdiği durumlarda mülteci statüsünün sona ermeden bağımsız

olarak, iptal edilebileceği de belirtilmiştir. Örneğin, statünün tanınmasına temel teşkil eden olguların yanlış aktarıldığının, statü dışında bırakma nedenlerinden bir veya bir kaçının gerçekleşmiş olduğunun, kişinin güvenli bir şekilde korunmasını sağlayabilecek bir vatandaşlığı hâiz bulunduğunun tespiti, tanınmış bir statünün daha sonra iptal edilmesine sebebiyet verebilecektir: UNHCR, Handbook, para.117; UNHCR, Cessation Clauses, para.

(11)

II. AMAÇ VE NİTELİK AÇISINDAN SÖZLEŞME’NİN 1C HÜKMÜ İLE YUKK’UN İLGİLİ DÜZENLEMESİNİN (Md. 85) KARŞILAŞTIRILMASI

Statünün sona erme sebepleri, mülteci statüsü de dâhil olmak üzere, uluslararası koruma statüsünün sona ermesi başlığıyla, Kanun’un 85. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili hüküm uyarınca;

“(1) Uluslararası koruma statüsü sahibi kişi;

a) Vatandaşı olduğu ülkenin korumasından kendi isteğiyle tekrar yararlanırsa,

b) Kaybettiği vatandaşlığını kendi isteğiyle tekrar kazanırsa,

c) Yeni bir vatandaşlık kazanmışsa ve vatandaşlığını kazandığı ülkenin korumasından yararlanıyorsa,

ç) Terk ettiği veya zulüm korkusuyla dışında bulunduğu ülkeye kendi isteğiyle tekrar dönmüşse,

d) Statü verilmesini sağlayan koşullar ortadan kalktığı için vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanabilecekse,

e) Vatansız olup da, statü verilmesine yol açan koşullar ortadan kalktığı için önceden yaşadığı ikamet ülkesine dönebilecekse,

uluslararası koruma statüsü sona erer.

(2) Birinci fıkranın (d) ve (e) bentlerinin incelenmesinde, statü verilmesine neden olan şartların ortadan kalkıp kalkmadığı veya önemli ve kalıcı bir şekilde değişip değişmediği göz önünde bulundurulur.

(3) İkincil koruma statüsü verilmesine neden olan şartlar ortadan kalktığında veya korumaya gerek bırakmayacak derecede değiştiğinde de statü sona erer. İkincil koruma statüsü verilmesini gerektiren şartlardaki

3. Aynı yönde, BMMYK’nın statünün dışında bırakılmaya dair yol gösterici rehberlerinde de, statünün tanınmasından sonra, mültecinin başlangıçta dışarıda bırakma hükümlerine tâbi kılınmış olması ve bu sebeple statüsünün aslında hiç tanınmamış olması gerektiğine yönelik bir emare tespit edildiğinde, statünün iptal edilmesinin söz konusu olabileceği belirtilmektedir: UNHCR: Guidelines On International Protection Application of the Exclusion Clauses: Article 1F of the 1951 Convention Relating to the Status of Refugees para. 6, <http://www.unhcr.org/3f7d48514.html> (E.T.: 10.08.2015); UNHCR: The Exclusion Clauses: Guidelines on their Application, 02.12.1996, para. 82, <http://www.refworld.org/ docid/3ae6b31d9f.html> (E.T.: 10.08.2015). Ancak BMMYK tarafından yapılan yorumların tamamında, statünün iptal edilmesi ile statünün sona ermesinin iki farklı ve bağımsız işlem olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.

(12)

değişikliklerin önemli ve kalıcı olup olmadığı göz önünde bulundurulur. (4) Birinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen şartların ortaya çıkması hâlinde, statü yeniden değerlendirilebilir. Bu kişiye, statüsünün yeniden değerlendirildiği ve nedenleri yazılı olarak bildirildikten sonra, statüsünün devam etmesi gerektiğine ilişkin nedenlerini sözlü veya yazılı şekilde sunabilmesine fırsat verilir.

(5) Maddi gerekçelerini ve hukuki dayanaklarını içeren sona erme kararı, ilgiliye veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. İlgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir”.

Hükmün yapısı itibarıyla (1)., (2). ve (3). fıkralarında yer alan düzenlemelerin, statünün sona ermesine yönelik ölçütleri oluşturduğu; (4). ve (5). fıkraların ise sona erme usulüne yönelik hususları ihtiva ettiği anlaşılmaktadır. Ölçütlere yönelik düzenlemelerin amacı genel olarak değerlendirildiğinde, bunların tıpkı 1951 Sözleşmesi’nde yer alan ölçütler gibi ikame korumaya artık ihtiyaç bulunmaması üzerine şekillendiği görülmektedir25. Bu bağlamda amaç bakımından 1951 Sözleşmesi’nde yer

alan ölçütler ile Kanun’un 85. maddesinde yer alanların aynı doğrultuda olduğu belirtilebilir. Böylece ilgili ölçütler, tıpkı 1951 Sözleşmesi’ndekiler gibi bir hakkın kullanılmasını sona erdiren niteliğe sahip olduklarından, sınırlı sayıda kabul edilip dar yoruma tâbi kılınmalıdır.

Kanun’un 85. maddesi ile 1951 Sözleşmesi’nin 1C hükmü arasındaki en önemli fark, hiç kuşkusuz ilgili düzenlemelerin kişi yönünden kapsamına ilişkindir. Sözleşme düzenlemesi sadece mülteci statüsünün sona ermesine yönelik iken Kanun’un 85. maddesi şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsünü de etki alanı içerisine almıştır.

Kanun’da yer alan hâllerin gerçekleşmesi durumunda, idareye uluslararası koruma statüsünü sona erdirme yönünde bağlı bir yetki tanınmıştır. Bu çerçevede anılan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini belirleyecek olan makamın, statü tanıma kararını da vermeye yetkili olan

25 Bu hususta Kanun’un 85. maddesinin gerekçesi, düzenlemenin amacı ile ilgili açıklayıcı

ifadelere yer vermese de, ilgili maddenin ölçütlere yönelik fıkralarının lafzından bunların açıkça esasa yönelik oluğu anlaşılmaktadır. Anılan madde gerekçesi şu şekilde kaleme alınmıştır: “[m]adde ile uluslararası koruma statüsünün hangi hâllerde sona ereceğine

ilişkin hususlar düzenlenmiştir”:

(13)

(md. 78(1)) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) olduğu belirtilebilir. Bununla birlikte, statünün sona erdirilmesine yönelik değerlendirmenin yapılması sırasında, 85. madde hükmünde yer alan ölçütlerin kümülatif bir çerçevede mi ele alınacağı yoksa birbirlerine alternatif kılınacak şekilde mi inceleneceği yeterince açık değildir. Kanun’un ilgili maddesinin lafzına bakıldığında, Sözleşme’nin 1C maddesinin kaleme alınışındaki tekniğin kullanılmadığı, ölçütlerin birbirlerine “veya” bağlacı ile bağlanmamış olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bu ölçütlerin içerikleri itibarıyla birbirinden farklı durumları temel aldığı26 dolayısıyla doğal olarak

kümülatif bir eksende ele alınamayacakları anlaşılmaktadır.

Ölçütlerin niteliğine ilişkin olarak ise bunların doğrudan doğruya esasa yönelik olduğu; uluslararası koruma statülerinin sona erdirilmesine yönelik bir işlemin tesis edilmesini mümkün kılan bir özelliğe sahip oldukları; gerçekleştirilecek işlemin nedenlerini ortaya koydukları rahatlıkla anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, ölçütlere yer verilen ilgili hükümlerin usul kapsamına giren bir niteliğe sahip olmadıkları kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıktır. Bununla birlikte, esasa yönelik düzenlemelerin kanunun sistematiği bakımından “Genel Usuller” başlığı altında düzenlenmiş olması kanımızca uygun olmamıştır27.

Kanun’da yer alan ölçütlerin statünün iptali ile ilişkilendirilmiş olmaması, iptale yönelik düzenlemenin ayrı bir madde altında (md. 86) kaleme alınmış olması, tıpkı 1951 Sözleşmesi açısından olduğu gibi sona erme nedenlerinin iptale yönelik olmadığını net bir şekilde göstermektedir. YUKK bakımından statünün iptal edilmesi sadece, aslında hiç verilmemiş olması gereken bir kararın verilmiş olmasından ötürü sakat olan kararın

26 Örneğin, Kanun’un 85(1)(a) hükmünde, bireyin menşe devletinin vatandaşlığını hâlen

taşımakta olduğu gerçeğinden hareketle bir ölçüt getirilmiş iken; 85(1)(b) hükmünde yer alan ölçütün uygulanabilmesi için kişinin geçmişte bu vatandaşlığı kaybettiğinin sabit olması gerekmektedir.

27 Kanun’un 85. maddesinin ölçütlere işaret eden hükümlerinin dışında kalan (4). ve (5).

fıkraları usule ilişkindir. Dolayısıyla bu düzenlemelere usul başlığı altında yer verilmesi uygun olmakla birlikte, sona erme ölçütlerinin yer aldığı düzenlemelerin; (1), (2) ve (3). fıkraların Kanun’un “Uluslararası Koruma Çeşitleri, Uluslararası Korumanın Haricinde Tutulma” başlığını taşıyan birinci bölümünde kaleme alınmış olması statü değerlendirmesi ile ilgili esasa yönelik tüm hükümlerin bir arada bulunması bakımından yerinde olabilirdi.

(14)

kaldırılması amacını taşımaktadır28. Bu bağlamda haksız yere statüsü

tanınmış olan bireylerin statünün sağladığı haklardan faydalanmasına son verilmiş olmaktadır29. Oysa statünün sona ermesi durumu, artık statü ile

sağlanan korumanın gereklilik arz etmemesi nedenine dayanan bir görünüm arz etmektedir.

YUKK’da yer alan ölçütler de tıpkı Sözleşme’dekiler gibi ikili genel bir ayrım çerçevesinde incelenebilecek bir özellik göstermektedir. Zira bu ölçütlerde ileri sürülen hâller, bireyin iradesine bağlı davranışlarından kaynak alabileceği gibi, koşulların değişmesine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

III. SÖZLEŞME’NİN 1C HÜKMÜ İLE YUKK’UN 85. MADDESİNDE YER ALAN ÖLÇÜTLERİN MÜLTECİ

STATÜSÜNÜN SONA ERMESİ AÇISINDAN

KARŞILAŞTIRILARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

A. Statünün Mültecinin İradesine Bağlı Davranışlar Neticesinde Sona Ermesine Yönelik Ölçütler Açısından

1951 Sözleşmesi’nin 1C maddesi uyarınca, dört sebepten ötürü, mülteci statüsü, bu statünün sahibinin iradesine bağlı davranışlar neticesinde sona erebilir. Bu sebepler: (1) mültecinin vatandaşı olduğu devletin korumasından kendi isteği ile tekrar yararlanması; (2) mültecinin kaybetmiş olduğu menşe devleti vatandaşlığını kendi isteği ile tekrar kazanması; (3) mültecinin menşe devleti dışında bir başka devletin vatandaşlığını kazanarak bu devletin korumasından faydalanabilmesi ve (4) mültecinin menşe devletinin ülkesine kendi isteği ile yeniden yerleşmesidir30.

28 Kanun’un uluslararası koruma statülerinin iptaline yönelik 86. maddesi şu şekilde

düzenlenmiştir: “(1)Uluslararası koruma statüsü verilen kişilerden; a)Sahte belge

kullanma, hile, aldatma yoluyla veya beyan etmediği gerçeklerle statü verilmesine neden olanların, b)Statü verildikten sonra, 64 üncü madde çerçevesinde hariçte tutulması gerektiği anlaşılanların, statüsü iptal edilir. (2)Maddi gerekçelerini ve hukuki dayanaklarını içeren iptal kararı, ilgiliye veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. İlgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir.”

29 ÖZTÜRK, s. 504.

30 Sayılan bu dört hâlin statünün sona erme sebebi olarak belirlenmesinde, bireyin kendi

davranışları ile uluslararası korumaya artık ihtiyaç duymadığını ortaya koymuş olmasının yattığı belirtilmektedir: GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 135.

(15)

Sözleşme’de yer alan bu sebeplerin büyük ölçüde YUKK’a aynen yansıtıldığı görülmektedir31. Hükümlerin lafzındaki tek fark; Sözleşme’de

bireyin menşe devletine yeniden yerleşme kriterinin aranması, Kanun’da ise böyle bir şartın öngörülmemiş olmasıdır. Bu bağlamda, ilk üç ölçüt açısından yapılacak olan değerlendirmenin, bunların her iki hukukî düzenlemede de ortak bir şekilde ele alınması sebebiyle, ağırlıklı olarak 1951 Sözleşmesi’nin yorumlarına dayanması; son ölçüt bakımından ise Kanun ve Sözleşme arasındaki farklılığın irdelenmesi uygun olacaktır.

1. Vatandaşı Olunan Devletin Korumasından Tekrar Yararlanılması

Uluslararası korumaya ihtiyaç duyma hâlinin oluşmasına sebebiyet veren unsurlardan en önemlisi hiç kuşkusuz, vatandaşı olduğu devletin ülkesinin dışında olan bireyin bu devlet tarafından korun(a)mamasıdır. Burada zafiyeti söz konusu olan korumanın türü, Sözleşme’nin amacı ve konusuna ağırlık verilerek oluşturulan yorumu çerçevesinde diplomatik koruma olarak anlaşılmaktadır32. Bu sebeple, yeniden etkin hâle geldiği için

statünün sona ermesine sebep olan korumayı da diplomatik koruma olarak değerlendirmek, Sözleşme’nin bütünlüğünün korunmasını sağlamaktadır. Nitekim, sona erme ölçütleri arasında bireyin menşe ülkesine kendi isteği ile tekrar yerleşmesi hâli ayrı bir ölçüt olarak sayıldığından (Sözleşme md. 1C(4)), değerlendirdiğimiz ölçüt bakımından korumayı, ülke dışında iken faydalanılan koruma; yani diplomatik koruma şeklinde nitelendirmek, özel olarak sona ermeye yönelik hükmün bütünsel tutarlılığı ile de çelişmemektedir. Sözleşme’nin yorumunda etkili olan BMMYK kaynakları da bu korumanın niteliğinin diplomatik koruma olduğunu vurgulamaktadır33.

Genel olarak bu koruma, devletin ülke dışındaki vatandaşları üzerindeki

31 EKŞİ, N.: Yabancılar ve Uluslararası Koruma Hukuku, İstanbul 2015, s. 204.

32 Bu çıkarımın net bir şekilde yapılabilmesine zemin hazırlayan hazırlık çalışmalarına ilişkin

bilgiler için bkz. UN AD HOC COMMITTEE: Memorandum by the Secretary-General, 3 January 1950, E/AC.32/2, <http://www.refworld.org/docid/3ae68c280.html> (E.T.: 12.08.2015); ayrıca bkz. FORTIN, A.: “The Meaning of ‹Protection› in the Refugee Definition”, International Journal of Refugee Law, 2001, vol. 12, S. 4, s. 550 vd.

33 UNHCR, Cessation Clauses, para. 6. El Kitabında da 1C maddesine konu olan korumanın

kapsamına giren örneklerin tamamı diplomatik koruma çerçevesinde ele alınmıştır: bkz. UNHCR: Handbook, paras. 121-124; ayrıca bkz. HATHAWAY, s. 192.

(16)

kişisel yetkisinin bir uzantısı olup, vatandaşlarının başka devletlerce zarara uğratılması durumunda onların haklarının korunmasını içermektedir34.

Ölçütte aranan korumadan yararlanma şartının diplomatik korumadan faydalanma olarak anlaşılması, doğal olarak, bu ölçütün genellikle mülteci statüsü sahibi kişinin menşe devletiyle bu devletin konsolosluğu aracılığıyla irtibata geçmesi durumunda değerlendirmeye alınmasına neden olmaktadır35.

Bununla birlikte her türlü irtibatın ve diplomatik korumadan herhangi bir şekilde faydalanmanın tek başına koruma statüsünü sona erdirecek birer neden olarak değerlendirilmesi, dar yorumlama anlayışıyla bağdaşmayacaktır36. Nitekim BMMYK bu hususta, belirli şartların kümülatif

olarak37 aranması gerektiğini vurgulamaktadır38. Bu çerçevede, statünün

anılan ölçüte bağlı olarak sona erebilmesi için mülteci; koruma altına girmek için gönüllü bir davranışta bulunmalı (gönüllülük), bu davranışının temelinde koruma altına alınma niyeti olmalı (niyet) ve korumadan fiilen yararlanmalıdır (korumadan fiilen yararlanma/faydalanma)39.

34 PAZARCI, H.: Uluslararası Hukuk, Ankara 2010, s. 172; UNHCR, Cessation Clauses,

para. 6. Diplomatik korumanın çeşitli tanımları, unsurları ve özellikle insan hakları ile olan ilişkisi için bkz. AKKUTAY, A.İ.: Diplomatik Koruma ve İnsan Hakları İlişkisi, Ankara 2013.

35 İlgili ölçüte ilişkin açıklamalarda sıklıkla konsolosluk işleri örnek olarak verilmektedir:

UNHCR, Cessation Clauses, para. 7; UNHCR, Handbook, para.12; FITZPATRICK/BONOAN, 523, 524.

36 UNHCR, Handbook, paras. 118-125; HATHAWAY, s. 192;

GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 136.

37 Bu yönde bkz. UNHCR, Handbook, para. 119; UNHCR, Cessation Clauses, para. 8;

DEPARTMENT OF IMMIGRATION & MULTICULTURAL AFFAIRS OF AUSTRALIA REFUGEE AND HUMANITARIAN DIVISION (I.M.A. AUSTRALIA): The Cessation Clauses (Article 1C) An Australian Perspective, A Paper prepared as a Contribution to the UNHCR’s Expert Rountable Series, Canberra 2002, s. 10, <http://www.immi.gov.au/media/publications/refugee/convention2002/04_cessation.pdf> (E.T.: 10.08.2015).

38 Bu noktada, Sözleşme’nin yorumlanması ile de söz konusu şartların aranması gerektiği

sonucuna varılabileceği belirtilmelidir. Gerek Sözleşme’nin lafzi yorumundan gerek amacına ve konusuna öncelik tanınarak yapılan yorumundan gerekse Sözleşme’nin bütünsel değerlendirmesinden, bu üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği sonucuna varılabilecektir: bu hususta bkz. HATHAWAY, s. 193–196.

39 UNHCR, Handbook, para. 119; UNHCR, Cessation Clauses, paras. 9, 10 ve 11. BMMYK

El Kitabında, korumadan fiilen yararlanma hususu, yeniden yararlanma (re-availment) terimi ile ifade edilmiştir. Ancak bu terime yönelik açıklama, korumadan fiilen yararlanma üzerine kurgulandığı için biz bu kriteri “korumadan fiilen faydalanma” olarak ele almayı tercih ettik.

(17)

Aşağıda açıklanan ve uygulamada da yer verilen şartların, YUKK’un uygulanmasına yönelik esas ve usulleri gösterecek olan bir yönetmelikte yer alması, idarenin sona ermeye yönelik ölçütleri âdil ve etkin bir değerlendirmeye tâbi kılması açısından kanımızca uygun olacaktır. Buna ek olarak, keyfî kararların önüne geçilmesi, bu sayede hukukî güvenliğin ve öngörülebilirliğin sağlanması bakımından da anılan şartların mutlaka değerlendirmeye dâhil edilmesi hukuk devleti olmanın bir sonucu olarak da ele alınabilir. Zira gerek Sözleşme’nin 1C(1) hükmü, gerek Kanunun’un aynı şekilde düzenlenmiş olan 85(1)(a) maddesi, bireyin “kendi isteği” ile korumadan “yararlanması”nı şart koşmaktadır. O halde, bunlardan; “kendi isteği” şartının somutlaştırılmasında “gönüllülük” ve “niyet” unsurlarının irdelenmesi; “yararlanma” şartının netleştirilmesinde ise “korumadan fiilen yararlanma” halinin aranması önem arz etmektedir.

a. Gönüllülük

Zorunluluk ve gönüllülük mülteci statüsünün belirlenmesindeki kilit unsurlardır. Mülteciliğin oluşması için zorunluluk hâli aranırken, mülteciliğin sona ermesinde de gönüllülük esasından hareket edilmesi doğal olarak beklenmelidir. Bu bağlamda, mültecinin vatandaşı olduğu devletin korumasından tekrar yararlanmaya başlaması nedeni ile statüsünün sona erdirilmesine kanaat getirilebilmesi için bireyin bu korumadan tekrar faydalanma yönünde, özgür iradesine dayanan davranışlarının mevcut bulunması gerekir. Eğer mülteci kendi kontrolü dışında cereyan eden sebeplerle vatandaşı olduğu devletin korumasından yararlanmak yönünde davranışlar sergilemişse, bu davranışlara dayanılarak mülteci statüsü sonlandırılmamalıdır40. Örneğin, mülteci, sığındığı devlet tarafından, bu

ülkede kalmaya devam edebilmesi için menşe devleti ile temasa geçmesi gerektiği hususunda yönlendirilmiş ise bu temasın, korumadan faydalanma yönünde gönüllü bir davranış olarak değerlendirilmemesi uygun olacaktır41.

Bu noktada BMMYK El Kitabı, sıkça rastlanabilecek bir örnek vermiştir: boşanma kararının sığındığı ülkede hukukî etki doğurabilmesi için, mutlaka vatandaşlığını taşıdığı ülkede verilmesi gereken bir mültecinin, menşe devleti ile bu hususta bir bağlantıya geçmesi, bu devletin korumasından

40 UNHCR, Handbook, para. 120; UNHCR, Cessation Clauses, para. 9. 41 Ibid.

(18)

yararlanma yönünde gönüllü bir davranış olarak nitelendirilmemeli ve statüsünü sona erdiren bir sebep olarak kabul edilmemelidir42.

b. Niyet

Mülteci statüsünün sona erebilmesi için, mültecinin vatandaşı olduğu devletin korumasından tekrar yararlanması yönünde bir takım davranışlar sergilemesi yeterli olmayıp, bu davranışların temelinde korumadan tekrar yararlanma niyeti yer almalıdır43. Söz konusu niyeti açıkça anlayabilmek

çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu sebeple uygulamada bireyin niyetini zımnen gösterebilecek davranışlar bu yönde birer belirteç olarak kabul edilmektedir. Örneğin, mültecinin vatandaşı olduğu devletin temsilciliği ile temasa geçerek bir takım şahsi belgeler talep etmesi bu yönde değerlendirilebilir. Ancak belirtilmelidir ki, mültecinin bu belgeleri temin ya da talep etmekteki amacı her zaman vatandaşı olduğu devletin korumasından tekrar yararlanmak olmayabilir; birey bu hususta bir niyet sahibi olmayabilir44. İşte bu noktada, mültecinin sırf söz konusu davranışları

sebebiyle statüsü sona erdirilmemelidir45.

Bu bağlamda BMMYK, her somut olayın kendi şartları içerisinde değerlendirilerek mültecinin niyetinin belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır46. Gerçekten de, mültecinin vatandaşı olduğu devlet ile

temasa geçmesi noktasında bu temasın geçici olup olmadığı veya münferit bir durumdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı büyük önem taşımaktadır. Zira kimi zaman menşe devleti ile mülteci arasındaki etkili olarak

42 UNHCR, Handbook, para. 120.

43 Ibid., para. 119; UNHCR, Cessation Clauses, para. 10.

44 Şüpheden mültecinin yararlandırılması yaklaşımının özellikle BMMYK tarafından

benimsenmiş olmasının ve uygulamada etkin bir şekilde kullanılmasının tavsiye edilmesinin bir sonucu olarak, sona erme sebeplerinin değerlendirilmesi bakımından da etki doğurması gerektiği; sona erme sebeplerinin dar yoruma tâbi kılınmasının bu bakış açısını desteklediği ileri sürülmektedir: FITZPATRICK/BONOAN, s. 523. Şüpheden mültecinin yararlandırılması yaklaşımı ile ilgili olarak bkz. UNHCR: Note on Burden and Standard of Proof in Refugee Claims, (Standard of Proof), Geneva 1998, s. 3, <www.unhcr.org/refworld/pdfid/3ae6b3338.pdf.> (E.T.: 10. 08.2015).

45 Zira bu tür belgeler, kimi zaman mültecinin sığınma ülkesinde hayatını idâme ettirirken

belirli işlemleri yapabilmesi için de gereklidir; bu belgelerin temini tek başına bireyin menşe devletinin korumasından yararlanmak isteğini gösterecek şekilde değerlendirilmemelidir: UNHCR, Cessation Clauses, para.10; UNHCR, Handbook, para. 121; FITZPATRICK/BONOAN, s. 524, 525.

(19)

nitelendirilebilen temaslarda dahi korumadan yeniden faydalanma niyeti bulunmayabilir. Bu noktada titizlikle incelenmesi gereken bir durum; mültecinin vatandaşı olduğu devletin temsilciliğine, bu devletin pasaportuna sahip olmak için başvurmasıdır. Menşe devletinin pasaportuna başvurulması veya bu belgenin yenilenmesi, genellikle mültecinin, vatandaşı olduğu devletin korumasından yeniden yararlanmak yönünde bir niyete sahip bulunduğu şeklinde anlaşılabilir47. Ancak anılan durumun statüyü

sonlandırabilecek bir niyetin varlığına işaret edebilmesi için mültecinin davranışının altında yatan niyeti açıklamasına olanak tanınması, somut olaya ilişkin tüm şartların objektif bir temelde değerlendirilmesi önem taşımaktadır48. Nitekim İsviçre Federal İdare Mahkemesi’nin 2012 yılında

verdiği bir karar bu tür bir değerlendirmeye iyi bir örnek teşkil edebilir. Kararda, evlenme amacıyla zorunlu olarak, menşe devleti olan Yeni Gine’den adına pasaport düzenlenmesini talep eden bireyin bu davranışı Sözleşme’nin 1C(1) hükmü çerçevesinde değerlendirilmemiştir. Mahkeme, kural olarak böyle bir davranışın bireyin menşe devleti ile yeniden normal bir ilişki kurmayı amaçlayacak şekilde nitelendirilerek, mülteci statüsünün sona ermesine yol açabileceğini belirtmiş; ancak somut olayda davalının, sadece evlenme amacıyla hareket etmesinden dolayı menşe devletinin korumasından tekrar yararlanma yönünde bir niyeti olmadığına hükmetmiştir49.

Benzer şekilde Kanada Federal Mahkemesi de Chandrakumar v. M.E.I davasında, sadece pasaportun yenilenmiş olmasının bireyin korumadan faydalanma niyeti taşıdığına emare teşkil etmeyeceğine; bu hususta daha fazla delile ihtiyaç bulunduğuna; bireyin pasaportunu yenilemesinin menşe

47 UNHCR, Handbook, para.121; GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 136.

48 UNHCR, Handbook, para.125; GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 136 vd.; HATHAWAY,

s. 194 vd; KNEEBONE/O’SULLIVAN, s. 498.

49 A. v. Swiss Federal Office for Migration, (Federal Administrative Court), 15.06.2012,

<www.refugeecaselaw> (E.T.: 10.08.2015); benzer bir örnek de HATHAWAY tarafından aktarılmıştır. Yazar’ın örnek olarak sunduğu (Kanada Göç Temyiz Kurulu’nun) Wilfredo

Alejandro Zubieta kararında, mültecinin sığınma devletinin yönlendirmesi sonucunda

menşe devletinden pasaport düzenlenmesini talep ettiği tespit edilmiştir. Burada da tıpkı İsviçre Federal İdare Mahkemesi önünde görülen A. v. Swiss Federal Office for Migration davasında olduğu gibi mültecinin, menşe devletinin korumasından yararlanma yönünde özgür iradesi ile gönüllü olarak hareket etmediği ve korumadan faydalanma niyetine sahip olmadığı belirtilmiştir: Immigration Appeal Board Decision 79-1034, C.L.I.C. notes, 14.10, 31.10.1979, naklen HATHAWAY, s.193.

(20)

devletinin korumasından faydalanmak niyetiyle yapılmış olduğunun ortaya koyulması gerektiğine hükmetmiştir50. Kanada Federal Mahkemesi’nin bu

kararı, sona erme hükümlerinin gerçekleşmiş olduğu konusunda öncelikle ispat yükünün devletin yetkili makamlarında olması gerektiği anlayışını destekleyen bir örnek teşkil etmesi açısından da önemlidir. Zira, kimi uygulama örneklerinde, pasaportun yenilenmesi, pasaport başvurusunda bulunulması gibi durumların bireyin vatandaşı olduğu ülkenin korumasından tekrar yararlanma yönünde bir niyete sahip olduğuna dair karine teşkil edecek şekilde değerlendirildiği böylece ispat yükünün taraflarının değiştirildiği görülmektedir51.

50 Chandrakumar v. M.E.I. (F.C.T.D., no. A-1649-92), Pinard, May 16, 1997, at para. 6,

naklen IMMIGRATION AND REFUGEE BOARD OF CANADA LEGAL SERVICES (IRB CANADA): Interpretation of the Convention Refugee Definition in the Case Law, (Interpretation of Canada, 31.12.2010), Chpt. 5.5, <http://www.irb-cisr.gc.ca/eng/brdcom/references/legjur/Pages/Def2010.aspx.> (E.T.:12.08.2015). Kanada uygulamasında ayrıca bireyin gönüllü davranışlar göstermesinin yanı sıra “zulüm korkusu” kriterinin hâlen geçerli olup olmadığının da değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bir başka ifade ile bireyin bu tür davranışlar sergilemiş olmasının yanında hâli hazırda zulüm korkusu taşıyıp taşımadığı da sorgulanmaktadır. Böylece gönüllülüğün yanında aranan niyet faktörünün değerlendirilmesinde zulüm korkusunun makul bir dereceye kadar varlığı araştırılmaktadır: Ibid.

51 Örneğin Avustralya uygulamasında, sadece pasaport temini ve ülkeye giriş izni talep

edilmesi gibi hususların, mültecinin menşe devletinin korumasından tekrar yararlanma niyetini gösteren davranışlar olarak kabul edildiği ve aksi kanıtlanabilir karineler olarak değerlendirildiği görülmektedir: I.M.A. AUSTRALIA, s. 10 vd. Benzer bir durum, İsveç Göç Temyiz Mahkemesi önüne gelen bir dâvaya yönelik kararda da görülmektedir. Kararın tesis edildiği davadan önce, davalının mülteci statüsü, Göç Kurulu tarafından, menşe ülkesi pasaportunu, menşe devletinin korumasından yeniden faydalanmak için kullanma niyetine sahip olduğu gerekçesi ile sona erdirilmiştir. Bunun üzerine mülteci, Göç Mahkemesine başvurmuş; Göç Mahkemesi de bireyin menşe ülkesi pasaportunu gönüllü olarak elde etmemiş olduğunu iddia etmesi ve evlenmek üzere İran’a gidebilmesi için İsveç tarafından verilen seyahat belgesinin yeterli olmadığını pasaportunu kullanmak için gerekçe göstermiş olmasına dayanarak, menşe ülkesinin korumasından yeniden faydalanma niyetine sahip olmadığına karar vermiştir. Bunun üzerine Göç Kurulu, Göç Mahkemesi’nin kararını Göç Temyiz Mahkemesi önüne taşımıştır. Temyiz Mahkemesi, Göç Mahkemesinin statünün sona erdirilmemesi yönünde verdiği kararını bozmuş; davalının iddialarının ispatlanmamış olmasını ve pasaportunu İsveç makamlarına teslim etmemiş bulunmasını gerekçe göstererek mülteci statüsünün sona ermesi yönünde karar veren Göç Kurulu’nun kararını onamıştır: davaya ilişkin aktarılan bilgiler için bkz Sweden - Migration Court of Appeal, 13 June 2011, UM 5495-10 <http://www.asylumlawdatabase.eu/en/case-law/sweden-migration-court-appeal-13-june-2011-um-5495-10> (E.T: 15.08.2015). Anılan davada, Göç Temyiz Mahkemesi’nin ispat yükünü mültecide olacak şekilde değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Zira ispat yükünün yetkili makamlarda olması durumunda, Göç

(21)

c. Korumadan Fiilen Yararlanma

Mültecinin menşe devletinin korumasından yeniden yararlanması sebebiyle statüsünün sona erebilmesi için aranan üçüncü şart, söz konusu korumanın fiilen gerçekleşmesidir52. Sözleşme’nin hazırlık çalışmaları

incelendiğinde, bu şartın tartışmasız kabul edilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır53. Nitekim doktrinde de bu şartın sağlanmasının önemi üzerinde

durulmaktadır54.

Bu bağlamda, menşe devletinin korumasından faydalanmak yönünde gerçekleştirilen çabalar tek başına statünün sona ermesine neden teşkil etmemelidir55. Örneğin, menşe devletinin korumasından yararlanmak

niyetiyle, pasaport başvurusunda bulunan bir mültecinin statüsü, sırf bu başvuru nedeniyle sona erdirilmemelidir. Ancak başvurunun olumlu sonuçlanması veya mültecinin bu pasaportu kullanarak seyahat etmesi durumunda, korumanın fiilen gerçekleşmiş olduğu kabul edilebilir56. Bu

sebeple, korumadan tekrar faydalanmak için gerçekleştirilen başarısız girişimler, statünün kaybı ile sonuçlanmamalıdır57. Bununla birlikte özellikle

pasaportun kullanılması durumunun dahi mutlak olarak korumanın fiilen gerçekleşmiş olduğu sonucuna varmak için yeterli olmaması gerektiği; korumanın fiilen gerçekleştiği sonucuna varabilmek için bireyin seyahati

Kurulu’nun en başında bireyin korumadan yeniden faydalanma niyetini ortaya koyması; ifadelerinin aksini kanıtlaması beklenirdi.

52 UNHCR, Handbook, paras. 119, 122; UNHCR, Cessation Clauses, para.11.

53 Hazırlık çalışmaları sırasında, Fransız delegasyonu, menşe devletinin diplomatik veya

konsüler korumasından faydalanmak yönünde “girişimde bulunan” mültecilerin statülerinin sona ermesini öngören bir düzenleme teklifinde bulunmuş ancak bu teklif Birleşik Krallık, ABD ve Peru delegeleri tarafından reddedilmiştir. Teklifin reddedilmesinin gerekçesi ise oturum başkanı tarafından “korumanın mutlaka fiilen sağlanması gerektiği ve bu yöndeki taleplerin koruma fiilen sağlanmadıkça mülteci statüsünü sona erdirmeyeceği” ifâde edilerek açıklanmıştır: Hazırlık çalışmalarına ilişkin olarak aktardığımız bilgiler için bkz. HATHAWAY, s. 195 vd.

54 GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 138; HATHAWAY, s. 195. 55 UNHCR, Cessation Clauses, para.11.

56 UNHCR, Handbook, paras. 121 ve 122.

57 UNHCR, Cessation Clauses, para.11 ve dn. 3; örneğin, yukarıda aktardığımız A. v. Swiss Federal Office for Migration davasında, davacının, menşe devletinden pasaport

düzenlenmesini talep etmesinin temelinde bu devletin korumasından faydalanma niyetinin olmadığı tespit edilmiş; bunun yanı sıra, bu pasaportun seyahat amacıyla kullanılmamış olması da korumanın fiilen gerçekleşmemiş olduğuna kanaat getirilmesine sebep olmuştur.

(22)

sırasında menşe devletinin desteğinden faydalanmış olması gerektiği de belirtilmektedir58.

2. Bireyin Kaybettiği Vatandaşlığını Kendi İsteği ile Tekrar Kazanması

Mültecilik hâline girmiş olan birçok birey, menşe devletinin vatandaşlığını herhangi bir şekilde59 kaybetmiş olabilir. İşte bu durumdaki

mültecilerin, kendi istekleri ile menşe devletinin vatandaşlığını tekrar kazandıkları durumda statüleri sona erebilecektir (1951 Sözleşmesi md. 1C(2)). Çünkü bu durumda, bireyin mülteci statüsünün tanınmasına, inter

alia, sebep olan haklı nedenlere dayanan zulüm korkusunun son bulduğuna

ve bireyin menşe devletinin korumasından faydalanmak istediğine kanaat getirilebilecektir60. Ancak bu kanaatin gelişebilmesi ve dolayısıyla,

vatandaşlığın tekrar kazanılmasının mülteci statüsünü sona erdirebilmesi için söz konusu kazanımın mültecinin bu yöndeki özgür iradesine uygun olarak gerçekleşmesi gerekmektedir61. Zira Sözleşme’nin lafzı, açıkça vatandaşlığın

yeniden kazanılmasını mültecinin “kendi isteğine” bağlı kılmıştır.

Mültecinin kendi isteği ile menşe devletinin vatandaşlığını yeniden kazanmasının statüsünü sona erdirecek olması, kural olarak (ayrıca) mültecinin menşe devletinin korumasından yararlanma hususundaki niyetin aranmamasına sebep olmaktadır62. Çünkü vatandaşlığın özgür irade ile

yeniden kazanılması aynı zamanda bireyin menşe devletinin korumasından yeniden faydalanma yönünde bir niyete sahip olduğuna karine teşkil etmektedir; birey ile menşe devleti arasındaki bağın normalleştiğini göstermektedir63.

58 FITZPATRICK/BONOAN, s. 525.

59 Mülteci, statüsünün tanınmasından önce veya sonra, menşe devleti tarafından

vatandaşlıktan çıkarılmış olabileceği gibi kendisine atfedilen bir davranışın sonucu olarak da vatandaşlığını kaybetmiş olabilir UNHCR, Cessation Clauses, para. 12

60 UNHCR, Handbook, para. 126; UNHCR, Cessation Clauses, para. 12; GRAHL-MADSEN,

A.: The Status of Refugees in International Law, Leiden 1966, s. 392; KNEEBONE/O’SULLIVAN, s. 498.

61 UNHCR, Handbook, para. 128; UNHCR, Cessation Clauses, para. 13. 62 UNHCR, Cessation Clauses, para. 13.

63 Ibid; GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 138; HATHAWAY, s. 196. Elbette ki mülteci,

menşe ülkesine güvenli bir şekilde dönüş yapamayacağını (veya vatandaşlığı yeniden kazanmasının kendi rızası dışında gerçekleştiğini) kanıtlayabildiği durumda, bu karine geçersiz hâle gelebilecektir: HATHAWAY, s. 196; GRAHL MADSEN, söz konusu bir durumda şüpheye yer verecek bir hâl oluştuğunda, bireyin hâlen haklı nedenlere dayanan

(23)

Bununla birlikte, kimi durumda, bireyin menşe devletinin vatandaşlığını yeniden kazanması kendi iradesine bağlı olmadan da gerçekleşebilir. BMMYK, hangi durumlarda vatandaşlığın irade dışı kazanılmış sayılabileceğine örnekler vermiştir. Bu örnekler ışığında, vatandaşlığın ipso

facto yeniden kazanılması, tek başına statünün sona ermesi için yeterli bir

neden olarak kabul edilmemelidir64. Ancak, belirtilen şekilde vatandaşlığı

yeniden kazanan mültecinin söz konusu duruma açıkça veya zımnen rıza göstermesi, sonucu değiştirebilecek; statüyü sona erdirebilecektir. Benzer şekilde, vatandaşlığın kazanımının mültecinin tercihine bağlı kılınması durumunda, mültecinin tercihini vatandaşlığı yeniden kazanma yönünde kullanmaması hâlinde de statünün sona ereceğinden söz edilemeyebilecektir65. Zira bu noktada vatandaşlık kazanımı mümkün hale

gelmiş olsa da, birey ile devlet arasındaki vatandaşlık bağı fiilen tesis edilmemiş olacaktır.

3. Bireyin Menşe Devleti Dışında Bir Başka Devletin Vatandaşlığını Kazanarak Bu Devletin Korumasından Faydalanması

Mülteci statüsünü hâiz olan bireyler, menşe devleti dışında bir başka devletin vatandaşlığını kazanabilirler. Vatandaşlığı kazanılan devlet, mültecinin sığındığı devlet olabileceği gibi66 bir başka devlet de olabilir. İşte

zulüm korkusu taşıyıp taşımadığı hususuna ağırlık verilmesi gerektiğini savunmaktadır: GRAHL-MADSEN, s. 395.

64 UNHCR, Handbook, para. 128; UNHCR, Cessation Clauses, para. 14;

GOODWIN-GILL/MCADAM, s. 137 vd.; HATHAWAY, s. 196. HATHAWAY, evlenme yoluyla vatandaşlığın yeniden kazanılması durumunun da tek başına statüyü sona erdiren bir neden olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmektedir: HATHAWAY, s. 197. Gerçekten de, evlenme yolu ile vatandaşlığın kendiliğinden kazanılması hâlinde, eğer vatandaşlığı kazanan eşe seçme hakkı verilmemişse, kazanımın bireyin “kendi isteği” ile oluştuğuna kanaat getirmemek gerekecektir.

65 UNHCR, Handbook, para.128; UNHCR, Cessation Clauses, para. 14.

66 Mültecinin sığındığı devletin vatandaşlığını kazanması genellikle karşılaşılan bir durumdur:

UNHCR, Handbook, para. 130. 1951 Sözleşmesi’nin 34. maddesi de “Taraf Devletler,

mültecileri özümlemeyi ve vatandaşlığa almayı her türlü imkân ölçüsünde kolaylaştıracaklardır. Vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmaya ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini her türlü imkân ölçüsünde azaltmaya özel çaba göstereceklerdir”

ifadesine yer vermek suretiyle, mültecinin sığındığı devlet tarafından vatandaşlığa alınmasını kolaylaştırmaya çalışmıştır. Vatandaşlığa alınma ile mülteci statüsünün sona ereceğini düzenleyen 1C(3) maddesi ile yukarıda bahsettiğimiz 34. madde arasındaki ilişkiyi bir çatışma olarak algılamamak gerekir. Zira 34. maddenin uygulanması ile mülteciye vatandaşlık bağına istinaden sürekli bir korumanın sağlanmaya başlanması ile

Referanslar

Benzer Belgeler

According to Abel (1991), since bond returns are de- terminate in the CCAPM framework, how much higher an investor would value stocks over bonds depends quantitatively on two factors:

Almanya, Macaristan, İspanya gibi birçok Avrupa ülkesinde kabul edilmiş olan bireysel başvuru, ki bazı ülkelerde ‘Anayasa şikayeti’ olarak da ifade edilmektedir, bir

Evliliğin Sona Ermesinin Hukuki

Apartheid rejiminin sona ermesine rağmen zencilere hala ikinci sınıf vatandaş muamelesi uygulanan Güney Afrika'da, gecekondu y ıkımları yine siyahları vurdu..

Uluslararası sınır göllerinde devletlerin sınırlarının belirlenmesinde karşımıza çıkan diğer örnek Bolivya ve Peru arasındaki Titicaca Gölü’dür. 77 Söz konusu gölün

İşçiye yeni iş arama izninin verilmesi için iş sözleşmesinin işveren tarafından süreli fesih yoluyla sona erdirilmiş olması gerekli değildir, işçi tarafından da

TAKAS: Bir borcun bir karşı alacağın feda edilmesi suretiyle sona erdirilmesidir..

 Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.. 