Bir zamanlar Karagözler oynatılır, meddahlar gösteri yapar,
oyunlar, kantolar, operetler sergilenir ve piyasaya çıkılırdı
'JMaturHa Broadway
%
içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk
yıllarında İstanbul'un yoğun eğ
lence ve gösteri odağı olan Direk-
lerarası başlıbaşına ayrı bir dün
yaydı. Karagöz ve meddah kah
veleri, tiyatrolar hep buradaydı
H A LD U N T A N E R
D
- İREKLERARASI", bugün seks sinemaları nın bulunduğu Vezneciler’den başlayıp Vefa Lisesi’nin bulunduğu sokağa kadar uzanan Şeh- zadebaşı’nın bir bölümüne verilen addır. Bunun ne deni oradaki dükkânlarla cadde arasında kaldırımı örten arkadlan taşıyan direklerden kinayedir.O zamanın ünlü Karagöz ve meddah kahveleri, ti yatroları, operetleri işte hep bu alanda olduğu içindir ki, Londra’daki tiyatrolar semti Shaftesburry Avenue, New York’taki Broadway, Berlin’deki Kürfürstendamm ne ise, yüzyılımızın başındaki Dircklerarası da işte on ların bizdeki bir benzeri ve alaturkası idi.
Bu curcunalı cadde sadece bizim Broadway’imiz değildi. Işıklı mı ışıklı, fıkır fıkır kaynayan bir insan meşheri idi. Piyasalar bu caddede yapılır, kaçamak gönül oynaşları burada cereyan ederdi.
^ Ç A Y H A N E L E R , k a h v e l e r
Şehzadebaşı’ndaki çayhaneler de dolup dolup bo şalırdı. Bunların her birinin özellikleri vardı. Bu ara da, “ Mersin Çayhanesi" özellikle temizliği ve çayının nefaseti üe ün yapmıştı. Bu çayhaneye, emekli vali ler, emekli paşalar ve saygın kimseler gelirdi.
Çaycı Kâmil’in kahvehanesi de, gözde kahvelerden di. Yakup’un çayhanesi ise, daha ziyade politik tan- dansı belirgin kişilere mahfel olurdu.
Ramazan’ın özelliklerinden biri de, bazı kahveha nelerde yapılan semai yarışmaları idi. Çeşitli semtle rin delikanlıları burada toplanıp birbirlerine jmalar dolu semailer söylerlerdi. Bu yarışmalar, çoğu zaman kav ga ile sonuçlanırdı.
Bazen yumrukla da yetinilmez, bıçaklar, saldırma lar da ortaya çıkardı. Ne var ki iş polise yansımadan, bu kavgaları İstanbul’un ünlü kabadayıları hemen ora cıkta işe müdahale edip kapatırlardı. Bu semai yarış malarında en güçlü iki rakip Haddehaneliler (Bahri-, yeliler) ve Tophaneliler idi.
Ramazan’da bu kahveler meddah, Karagöz ve kuk lacıların da uğrağı olurdu. Meddah tek kişilik bir gösteri idi. Bir “ One man show.” Kendi normal sesi ile bir çerçeve öykünün içinde o olaya karışan birçok kişinin şivesini, tavrını, psikolojisini taklit ederek seyircileri kahkahadan geçirirdi.
Ne yazık ki, bu tür kaybolmak üzere. Oysa çağa uydurup pekâlâ ihya edilebilir. Avrupa kabarelerinde “ konferansiye” tabir edilen anlatıcılar gibi güncel sos yal ve politik sorunları iğneleyen işlevsel bir gösteri haline sokulabilir. Karagöz’le kuklaya gelince bu iki türü bugün çocuklara olsun arada bir gösterebiliyo ruz.
# TİYATROLAR, KANTOCULAR
Erkek gözlerinin çıplakça kadın görmeye alışık ol madığı o kaç-göç döneminde bu kırıtan tazeler dans ve müzik yanlarının dışındaki cinsel çekicilikleri ile de seyircileri kavrarlardı. Çıplakça kadın dedikse yine de hepsi bugünjin vücut teşhircileritıden çok daha edep li, derli toplu kılıkta idiler. Sadece kollar, omuzlar ve dizden aşağı bacaklar ortada idi. Ama o devrin yaş mak altındaki bir göze, çarşaf eteğinden görünen bir topuğa âşık olabilen, katlına hasret erkekleri için kan tocuların manzarası bir göz ziyafeti sayılabilirdi. Kan toculara sırılsıklam âşık olan, her gece muntazaman gelip onları süzgün gözlerle izleyen, babadan miras pa ralarını onlar uğruna harcayan âşıkları da hiç eksik olmazdı. Bugünkü şarkıcı çurçur solistler, alt solist ler, assolistler sırası gibi kantocuların da öneme göre bir hiyerarşileri vardı. Sonra sıra duettolara gelirdi. Daha sonra da asıl oyuna.
Bugünün Gazanfer Özcan’ı, Nejar Uygur’u, Me
tin Akpınar’ı Zeki Alasya’sı, Müjdat Gezen’i gibi o
6
ÇOK RENKLİ BİR
EĞLEN CE M ERKEZİ
Bir zamanların ünlü Karagöz ve Meddah kahveleri, tiyatroları, operetleri hep Dlreklerarası’ nda olduğu için, Londra’daki tiyatrolar semti Shaftesburry Avenue, New York’taki Broadway neyse, Direklerarası da işte onların bir benzeri ve alaturkasıydı. Tam bir eğlence merkeziydi. Orta oyunları her zaman büyük ilgi görürdü (üstte). Eski Dlreklerarası'mn daha ciddi bir eğlence türü da, başta Minakyan Efendi olmak üzere, sunduğu Fransızların Grand Guigol türü melodramlar ve operetlerdi (altta). Vasfi Rıza Zobu ve Bedia Muvahhit gibi sanatçıların yer aldığı Darülbedayi ise batılı tiyatroyu temsil ediyordu (yanda).
günün de popüler güldürü ustaları Abdi’ler, Hamdi’- ler, Küçük İsmail’ler, Kel Hasan’lar, Naşit’ler daha sonra da Fahri’ler, Cevdet’ler, Şevki’ler her biri ken di topluluğunda kendi tiryakilerine neşeli saatler geçir- tirlerdi.
Eski Direklerarası’nm daha ciddi bir gösteri türü de başta Minakyan Efendi olmak üzere bazı tiyatro ların sunduğu Fransızların Grand Guigol tarzı melo dramlar idi. Bunların da ayrı takdirkân vardı. Bir baş ka sevilen tarz da operetlerdi. Darülbedayi ise Batılı tiyatroyu temsil ediyordu.
Hepsini anlatması uzun.
Direklerarası, o dönem İstanbul’unun tek bir semtte toplanmış yoğun eğlence ve gösteri odağı idi. Bugün
artık tarihin sisleri içinde kaldı. Bundan doğal ne olur. Tiyatro, müzik, dans artık iyice Batılılaştı. Önce baş ka semtlere daha sonra başka şehirlere de yayıldı. Es ki günleri eski Direklerarası’m nostalji üe ananlar zaten pek hayatta kalmadı. Kimse geçmişi geri getirmek, akışı geriye çevirmek niyetinde değildir. Böyle bir şey hem gerçek duygusuna, hem tabiat-ı eşyaya aykırı olur.
O dönemleri bazen güzel bir anı gibi ananlar, geç mişi güzele boyama hevesinden çok, kendi gençlikle rine çocukluklarının çağrışımı olan bu sokakta bazen hayalen gezinmekten zevk alanlardır. Kaldı ki o gele neksel temaşa formlarından bugünkü Türk tiyatrosu için yararlı bazı esinler alınabilir.
Kısmet olursa bunu da, üerde başka bir yazıda be lirtiriz.
Bugün artık sisler içinde kalan Di- reklerarası’nda güldürünün yeri çok büyüktü. Bugünün Gazanfer Ozcan’ı, Nejat Uygur’u, Metin Akpınar’ı, Ze ki Alasya’sı, Müjdat Gezen’i gibi, o günlerin güldürü ustaları Abdi’ler (en üstte), hazır cevap ustası Naşit’ler (ortada), Küçük İsmail’ler (üstte), Kel Hasan’lar, daha sonra da Fahri’ler, Cevdet’ler, Şevki’ler, her biri kendi topluluğunda kendilerini izleyenlere neşeli saatler geçirtirlerdi.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi