• Sonuç bulunamadı

Bir ictihad kaynağı olarak Kur'an kıssaları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bir ictihad kaynağı olarak Kur'an kıssaları"

Copied!
292
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI İSLAM HUKUKU BİLİM DALI

BİR İCTİHAD KAYNAĞI OLARAK

KUR’AN KISSALARI

( DOKTORA TEZİ )

TEZ İZLEME KOMİTESİ

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI Prof. Dr. Mehmet AYDIN

Prof. Dr. Hüseyin Tekin GÖKMENOĞLU (Danışman)

HAZIRLAYAN

Abdullah ACAR Enstitü No: 9641 4403 1001

(2)

İ Ç İ N D E K İ L E R

İÇİNDEKİLER……….II ÖNSÖZ………VII KISALTMALAR………X G İ R İ Ş 0. 1. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ ………...2 0. 2. KAYNAKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ……….4

0. 3. KUR’AN KISSALARI VE İSLAM HUKUKU………..8

B İ R İ N C İ B Ö L Ü M İSLAM HUKUKUNUN KAYNAKLARINDAN KUR’AN ve İCTİHAD 1. 1. İSLAM HUKUKUNUN KAYNAKLARI HAKKINDA KISA BİLGİ ………..15

1. 2. KUR’AN’IN İSLAM HUKUKUNDAKİ KONUMU……….17

1. 2. 1. Kur’an’ın Hükümleri Beyan Tarzı ve Kıssa ile Anlatım Metodu………..19

1. 3. AHKAM AYETLERİNİN NİTELİKLERİ ………...25

1. 3. 1. Açıkça Hüküm Bildiren Ayetler ………...30

1.3.1.1. Ahkâm Ayetlerinin S a y ı s ı İle İlgili Görüşler………...31

1. 3. 2. İctihad Veya İstinbatla Hüküm Çıkarılabilen Ayetler ………..36

1. 4. İCTİHAD’IN L Ü G A T VE I S T I L Â H MANASI ……….37

1. 4. 1. İctihadla İlgili Diğer Kavramlar ………39

1. 4. 2. İctihadın Hükmü ………43

1. 4. 3. İctihadın Lüzumu ………...47

1. 5. İLK DÖNEM İCTİHAD KAYNAKLARI ……….53

1. 5. 1. Hz. Peygamber Döneminde İctihad Kaynakları ve İctihad Kaynağı Olarak Kıssalar ………..53

1. 5. 2. Sahabe Döneminde İctihad Kaynakları ve İctihad Kaynağı Olarak Kıssalar……56

1. 5. 3. Tabiin ve Sonraki Dönemlerde İctihad ve İctihad Kaynağı Olarak Kıssalar…….59

1. 6. KISSALARIN İCTİHAD KAYNAĞI OLMASI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER………61

1. 6. 1. Kabul Etmeyenlerin Görüşleri………62

1. 6. 2. Kabul Edenlerin Görüşleri………..63

1. 7. KISSALARDA İCTİHADA DUYULAN İHTİYAÇ….……….66

1. 8. KISSALARIN DELİL OLARAK KULLANILMA ŞEKİLLERİ …..……….75

(3)

1. 9. 1.Kıssalardaki Hükümlerin Şer’u men Kablenâ İçerisinde Değerlendirilmeleri ….84

1. 10. KISSALARDAN ELDE EDİLEN HÜKÜMLERİN HUKUKİ DEĞERİ ……….91

İ K İ N C İ B Ö L Ü M KISSA İLE İLGİLİ TEMEL BİLGİLER, KISSA - İBRET İLİŞKİSİ ve KISSALARLA İSTİDLÂL 2. 1. K I S S A HAKKINDA GENEL BİLGİ ………...96 2. 1. 1. Kıssa’nın L ü g a t Anlamı………...96 2. 1. 2. Kıssanın I s t ı l â h î Manası………..100 2. 1. 3. Kıssa’nın H i k a y e, N e b e’, H a d î s, H a b e r ve M e s e l Kelimeleriyle İrtibatı ………...106 2.1.3.1. Kıssa-Hikaye İlişkisi………...106 2.1.3.2. Kıssa-Nebe’ İlişkisi………..107 2.1.3.3. Kıssa-Hadîs İlişkisi………...108 2.1.3.4. Kıssa-Haber İlişkisi………..109

2.1.3.5. Kıssa- Mesel / Darb-ı Mesel ilişkisi ……….. ……110

2. 1. 4. Kur’an’da Geçmiş Olaylar İçin “K ı s s a ” Kelimesinin Tercih Edilmesindeki H i k m e t l e r ………...111

2.1.5. Kur’an-ı Kerîm’deki Kıssalar ………114

2. 2. KISSALARIN ANLATILMA SEBEPLERİ ………...115

2. 2. 1. İ b r e t Kelimesinin S ö z l ü k ve T e r i m Anlamı ………...117

2. 2. 2. İ b r e t Kelimesinin Kullanıldığı A y e t l e r ve Anlamları………...118

2. 2. 3. F ı k ı h U s û l ü n d e ‘ İ’ t i b â r’ Kelimesinin A n l a m l a r ı ………121

2. 3. KISSALARIN İ S L A M H U K U K U = F I K I H L A İRTİBATI ………….124

2. 3. 1. Kıssaları Anlamada Düşülebilecek Yanlışlar………126

2. 4. İSLAM HUKUKUNDA KISSALARDAN FAYDALANMA ŞARTLARI…….128

2. 5. K I S S A L A R L A İ S T İ D L Â L ………...144

2. 5. 1. Kıssaların M u h k e m veya M ü t e ş âb i h Olmaları ……….148

2. 5. 2. Kıssaların M u h k e m veya M ü t e ş â b i h Oluşuyla İlgili D e ğ e r l e n d i r m e ………..151

2. 5. 3. Kıssaların l a f ı z l a r ı y l a İstidlâl………..153

2.5.3 1. N a s s ı n İ b a r e s i ile Kıssalardan Hüküm Çıkarma……….154

(4)

2.5.3.3. N a s s ı n D e l â l e t i ile Kıssalardan Hüküm Çıkarma……….156

2.5.3.4. N a s s ı n İ k t i z â s ı y l a Kıssalardan Hüküm Çıkarma………...158

2. 5. 4. Kıssaların M e f h u m l a r ı yla İstidlâl ………..159

2.5.4.1. M e f h û m - i M u v â f a k â t’la Kıssalardan Hüküm Çıkarma …………159

2.5.4.2. M e f h û m - i M u h â l e f e t ‘le Kıssalardan Hüküm Çıkarma …………166

2. 5. 5. Kıssaların K ı y a s t a Kullanılması ………...171

2.5.5.1. Kıssalara Kıyasın Esasları ………..174

2. 6. KISSALARDAKİ HÜKÜMLERİN NİTELİĞİ ………..178

2. 6. 1. Kıssaların Lafız ve Manalarından Çıkarılan Hükümlerin Dereceleri..…………180

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M FIKHIN FARKLI BRANŞLARINA GÖRE KUR’AN KISSALARININ L A F I Z L A R I ve M E F H U M L A R I N D A N ÇIKARILAN HÜKÜMLER 3. 1. U S U L - İ F I K I H L A İ L G İ L İ H Ü K Ü M L E R………..183 3. 1. 1. K ı y a s ı n İ c t i h a d K a y n a ğ ı Olması ………184 3. 1. 2. Muâmelelerde B i l i r k i ş i T a y i n Etmek……….185 3. 1. 3. C e z a K a n u n u n u n G e r i y e İ ş l e t i l m e m e s i………...186 3. 1. 4. F e r d î Suçlara K o l l e k t i f C e z a Verilmemesi ………187 3. 1. 5. İ s l a m H u k u k u ’n d a b o ş l u k l a r O l a b i l i r………...188 3. 1. 6. K a r i n e ve A l a m e t D e l i l K a b u l Edilebilir ……….189

3. 1. 7. Z a h i r e Göre Hüküm Vermek Esastır ……….190

3. 1. 8. Z a m a n ı n Değişmesiyle A h k â m d a Değişebilir……….191

3. 1. 9. akimlerin Her Davaya Bakmak Mecburiyetinde Olmamaları………192

3. 2. KISSALARDA F U R U – İ F I K I H L A İ L G İ L İ H Ü K Ü M L E R……192

3. 2. 1. İ b a d e t l e r l e İlgili Hükümler………192

3. 2. 1. 1. B e d e n T e m i z l i ğ i……….192

3. 2. 1. 2. Uryan Vaziyette Yıkanmak………195

3. 2. 1. 3. T i l a v e t S e c d e s i nin V a c i p Oluşu ……….196

3. 2. 1. 4. Kabe’nin içinde Namaz Kılmak ……….196

3. 2. 1. 5. İnsana Secde Etmek………197

3. 2. 1. 6. Ayakkabıyla Namaz………..198

3. 2. 1. 7. Mescidlere Mihrap Yapmak………..198

(5)

3. 2. 1. 9. H a c’la İlgili Bazı fer’î Meseleler ………199

3. 2. 1. 10. Kıssalarda K u r b a n ve H a y v a n K e s i m i ………..203

3. 2. 1. 11. Kıssalarda A d a k la İlgili Konular………205

3. 2. 1. 12. Kıssalarda İ t i k a f ……….207

3. 2. 1. 13. Ö l ü l e r i D e f n e t m e ……….208

3. 2. 1. 14. K a b i r Yanına M e s c i d İnşa Etme……….209

3. 2. 2. M u â m e l â t’ a Dair H ü k ü m l e r………210 3. 2. 2. 1. İ ş ve İ c â r e A k d i ……….210 3. 2. 2. 2. M u a m e l e l e r d e Ü c r e t ………212 3. 2. 2. 3. S e l e m ve I s t ı s n a’ A k d i ………212 3. 2. 2. 4. C u ’â l e = M ü k â f â t A k d i ………..214 3. 2. 2. 5. K e f â l e t ………...216 3. 2. 2. 6. Muâmelelerde G ü v e n c e = T e m i n â t İsteme………...220 3. 2. 2. 7. V e k â l e t ………..220 3. 2. 2. 8. B u l u n t u = L a k î t ve L u k a t â ……….222 3. 2. 2. 9. Y a l a n c ı Ş a h i t l i k ………223 3. 2. 2. 10. E v l a t E d i n m e ………..226 3. 2. 2. 11. H i l e - i Ş e r ’ i y y e ……….227 3. 2. 2. 12. M ü s a b a k a = Y a r ı ş m a ……….229 3. 2. 2. 13. K u r’ a Ç e k m e ………230 3. 2. 2. 14. M e n f a a t ı n P a y l a ş ı m ı = M u h â y e e ………..231 3. 2. 3. A i l e H u k u k u ile ilgili H ü k ü m l e r……….232 3. 2. 3. 1. Y a s a k E v l i l i k ………..232 . 3. 2. 3. 2. E v l e n m e E h l i y e t i ………233 3. 2. 3. 3. M e h i r ………...234 3. 2. 3. 4. M e h r i n S a h i b i ………..234 3. 2. 3. 5. M e h i r K a b u l E d i l e n Ş e y l e r ………...235 3. 2. 3. 6. M e h r i n P e ş i n veya V e r e s i y e Olması………235 3. 2. 3. 7. N i k a h Akdinde U s ü l ………235 3. 2. 3. 8. N i k a h Akdinde Kullanılacak L a f ı z l a r ………236 3. 2. 3. 9. N i k a h Akdinde M u h a y y e r l i k ………...236 3. 2. 3. 10. N i k a h Akdinde Ş a h i t l i k ………236 3. 2. 3. 11. Ç o c u k Sahibi Olma ………..237 3. 2. 3. 12. Evlilikte K a d ı n a Z a r a r V e r m e ………237

(6)

3. 2. 4. C e z a H u k u k u İ l e İ l g i l i H ü k ü m l e r……….238

3. 2. 4. 3. A d a m Ö l d ü r m e ve K ı s a sla İlgili Bazı Hükümler ………....238

3. 2. 4. 4. Z a l i m Olacağı Endişesiyle K ü ç ü k Ç o c u k l a r ı Ö l d ü r m e ….241 3. 2. 4. 5. K a s â m e = Y e m i n İsteme ………..243 3. 2. 4. 6. H ı r s ı z l ı k ve Suçluların Yargılanması ………244 3. 2. 4. 7. Y o l K e s i c i l i k ………..247 3. 2. 4. 8. C i n s e l S u ç l a r ………..248 3. 2. 4. 8. 1. Z i n a ………..248 3. 2. 4. 8. 2. L i v a t a ve L e z b i y e n l i k ………249 3. 2. 4. 9. İ r t i d a t C e z a s ı ………...252

3. 2. 5. Devletlerarası Hukuku İlgilendiren Hükümler ………..253

3. 2. 5. 1. M ü s l ü m an O l m a y a n Bir Ülkede G ö r e v A l m a ………….253

3. 2. 5. 2. D e v l e t T e ş k i l i ………...254

3. 2. 5. 3. D e v l e t l e r a r a s ı E l ç i ………..254

3. 2. 5. 4. Şûrâ =Müşâvere Sistemi………254

3. 2. 6. Ticaret Hukuku ile İlgili Hükümler………. .256

3. 2. 6. 1. İ h t i k a r =K a r a b o r s a c ı l ı k ………...256

3. 2. 6. 2. R ü ş v e t ………257

3. 2. 6. 3. A l ı ş - v e r i ş e D i k k a t E t m e ………...257

3. 2. 7. İslam Hukukunu İlgilendiren Diğer Bazı Hükümler……….258

3. 2. 7. 1. Ehven-i Şeri Tercih Etmek………..258

3. 2. 7. 2. Y a l a n Söylemenin Caiz Olduğu Yerler………...259

3. 2. 7. 3. Nazar Değmesine karşı Önlem Almak………260

3. 2. 7. 4. H a y ı r l ı İşlerde A c e l e Etmek……….260 3. 2. 7. 5. S i h i r l e U ğ r a ş m a ……….261 3. 2. 7. 6. İ l t i m a s / T o r p i l Y a p m a k………262 SONUÇ……… ………..263 BİBLİYOGRAFYA………269

(7)

Ö N S Ö Z

İslam hukuku vahiy kaynaklı bir hukuk sistemi olduğundan temel ilkelerini öncelikle Kur’an’dan ve onun açıklayıcısı ve uygulayıcısı konumundaki Hz. Peygamber’in sünnetinden alır. Her ikisi de müslümanlar için iyi, doğru ve mükemmelin ölçüsüdür. Bu iki kaynaktan ilham alan bir diğer kaynak da ictihaddır. Kur’an ve Sünnet her olay hakkında hüküm koymayıp önceki nesillerden aktarılan bir çok uygulama ve anlayışı devam ettirmiş, bir kısmını değiştirmiş bir kısmını da tamamen ortadan kaldırmıştır. Birinci kaynak Kur’an, bir çok konuda genel prensipler ihdas etmiş, gerekli görülen konularda ise özel kurallar da koymuştur. Genel çerçeveli bu ilkelerin diğer olaylar için bir ölçü olmasını istemiştir. Bu amaçla bazı Kur’an kıssalarında da bütün çağlarda yaşanması muhtemel bazı hukukî olaylar için ölçü kabul edilebilecek prensiplere yer verildiği görülür.

Hakkında kesin nass bulunmayan bazı meselelerde, Kur’an’ın parçası olan kıssalara müracaat edilmesi, başta Hz. Peygamber olmak üzere sahabe ve diğer fakihler tarafından gerçekleştirilen bir istidlal metodudur. Müslüman toplumun yeni problem ve ihtiyaçlarına çözüm bulma zarureti, İslam hukukçularını ictihada dayanarak nassları yorumlama ve yeni hükümler koymaya sevketmiştir. Bu işlem yapılırken çoğunlukla ilk kaynak Kur’an’a yönelinmiş, tabii olarak kıssaların da ictihad kaynağı olarak kullanılması fiilî bir durum arzetmiştir. Ancak, kıssalardan elde edilen hükümler umumiyetle “şer’u men kablenâ” delili içerisinde zikredilmiştir.

Öte yandan, “şer’u men kablenâ” dan farklı olarak, ictihad yoluyla bazı kıssalardan hüküm elde edilebileceği böylece kıssaların hukukî meseleler için ictihad kaynağı olabileceği dile getirilmekle birlikte, bu konuda netlik bulunmadığı, sadece genel usul-i fıkıh kaideleriyle yetinildiği müşahade edilmektedir. İşte bu araştırmada biz, Kur’an’ın parçası durumundaki kıssalardan fıkhî / hukukî sahada istifade edilirken takip edilmesi gereken prensipler hakkında ipuçları yakalamak istiyoruz. Çünkü, Kur’an’ın tüm zamanların ihtiyaçlarına cevap vereceği konusundaki kanaatlerin sağlam zeminler üzerine oturtulması gerekir. Öyleyse, ilk okuyuşta hukukî bir mesaj vermediği zannedilen kıssalardan, hukukî sahada istifade edilirken dikkat edilmesi gereken prensiplerin iyi bilinmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Özellikle, modern dünyanın ve teknolojinin zorunlu olarak müslümanların arasına soktuğu bazı yeni problemlerin giderilebilmesi için, “sarih ahkam ayetleri” dışındaki bazı

(8)

ayetlerden de hüküm elde edilebileceği düşüncesiyle, son zamanlarda hem ilim erbabının, hem de kalplerinde eğrilik bulunan bazı kişilerin dikkatlerinin yeniden kıssalara yönelmesi, garipsenecek bir durum olmayıp aksine tasvip edilmelidir. Ancak, Kur’an’ın anlaşılması ve ondan hüküm çıkarılmasında gerekli kurallara uyulmadan, özellikle de kendileriyle ne anlatılmak istendiği konusunda zannî kanaatler bulunan kıssalardan hüküm araştırması yapılırken takip edilmesi gereken metodları bilmeden/ bilmezlikten gelinerek verilen hükümlerin geçerliliği yoktur.

Nasslara aykırı bir şey söylememek düşüncesiyle küllî bilgiler içeren Kur’an ve usül-i fıkıh sahasında araştırma yapmak, aşırı dikkat ve özen gerektirmektedir. Bu yüzden, denizlerin ancak kıyısında yüzebilen acemi yüzücüler misali, 14 asrı aşkın bir zaman diliminde oluşmuş “fıkıh deryası”nın kıyısında yüzmeye çalışan bizim gibi acemi bir fıkıh öğrencisi tarafından hazırlanan bu araştırmada kusur olmaması mümkün değildir. Ancak, “insan eserlerinin başlangıçta kusurlu olması ve gittikçe tamamlanmaya yüz tutması ise pek tabii bir şeydir”1 sözü, hatalı da olsa, bizi bu deryada yüzme konusunda cesaretlendirmiştir. Yine, hukukî/fıkhî konularda noktalama işaretlerinin, manaya tesiri büyüktür. Mümkün olduğu kadar dikkat etmemize rağmen, gözden kaçan noktalama işaretleri ve diğer maddî hatalar sebebiyle, yanlış anlaşılacak bir ibare ve hüküm zikredilmişse, öncelikle Allah’ın affına, sonra okuyucuların müsamahalarına sığınıyoruz. Araştırma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. B i r i n c i B ö l ü m ’de sarih ahkam ayetlerinin yorumlanması ile bunların dışındaki ayetlerin anlaşılmasında önemli bir konuma sahip olan “ictihad” ile, kıssaların ictihad için lüzumu konusu ele alınmış ve şer’u men kablenâ ile kıssa arasındaki irtibat ortaya konulmaya çalışılmıştır.

İ k i n c i B ö l ü m de, araştırmanın temelini oluşturan kıssanın sözlük ve ıstılah manaları ile kıssayla irtibatlı olan bazı kavramlar izah edilerek, kıssaların ictihad kaynağı olmasındaki prensipler, kıssa ayetlerinden örneklerle izah edilmeye gayret edilmiştir. Ü ç ü n c ü B ö l ü m de ise, kıssa ayetlerinin lafızları, manaları veya onların cüzlerinin delâletiyle, değişik ekollere mensup ve farklı asırlardaki fakihlerce hazırlanan kaynak eserlerle, son dönemdeki bazı araştırmalarda tespit edilmiş olan kıssaya dayalı hükümler bir araya toplanarak, onlar belirlenen ilkelerin yardımıyla değerlendirilmiştir. Bu işlemler yapılırken, kıssa ile alakalı olduğu düşünülen hususlar araştırılarak, konunun bir bütün halinde değerlendirilmesine çalışılmıştır.

(9)

Her araştırmanın bir altyapısı vardır. Kur’an’la ilgili her türlü teknolojik imkanların çoğaldığı bilgi çağında bile, Kur’an’ı oldukça ilgilendiren bu araştırmada hafız olmanın ayrı bir önemi vardır. Bu sebeple, ilk hocam ve hafızlığımda büyük emeği bulunan babamın da bu araştırmadaki manevi katkısını zikretmem bir vefa borcudur.

Ayrıca, S.Ü. İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr.

Mustafa UZUNPOSTALCI ve Danışmanım Prof. Dr. Hüseyin Tekin GÖKMENOĞLU

başta olmak üzere Tez İzleme Komitesi’ndeki hocalarımla, bölümdeki diğer hocalara ve şimdiye kadar kendilerinden istifade ettiğim tüm öğretmenlerime teşekkür ediyorum. Yine, 2001 yılından itibaren görev yapmaya başladığım İsviçre’nin, İslamî ilim merkezlerinden uzak olmasına rağmen bu uzaklığını bana hissettirmeyen, her zaman yardım ve tecrübelerinden istifade ettiğim öğretmen arkadaşım Dr. Mustafa Can ile, bazı Arapça kaynakların temini ve metinlerin çözümünde yardımlarını esirgemeyen Cezayir’li arkadaşım Abdülhamid bin Murabıt’a teşekkürü bir borç addediyorum.

Bu araştırmadaki her türlü güzellikler m u ’ c i z Kur’an’dan, bütün yanlışlar ise, “nisyan ile ma’lül” olan bu a c i z kuldandır.

Abdullah ACAR

Ocak - 2005

(10)

S O N U Ç

İslam Hukukunun temel kaynağı Kur’an’ın önemli bir bölümünü teşkil eden kıssaların fıkhî açıdan incelendiği bu araştırmada, vahiy eseri kıssaların bazı ictihadî meselelerde kaynak olabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır.

Kur’an’ın nazil olduğu 23 yıllık zaman dilimi içerisinde, sarih ahkam ayetlerinin yanı sıra, sonraki zamanlarda da gerçekleşmesi her zaman mümkün olan ve yeni nesillere model teşkil edebilecek, savaş, barış, anlaşma, ticaret, evlenme, boşanma, ölüm, miras vb. konularda örnek olayların anlatıldığı kıssa ayetleri de vahyedilmiştir. Nazil olduğu dönemde yeni müslüman olmuş kitleleri teselli etme, onların imanlarını kuvvetlendirme ve yeni zannedilen bazı prensiplerin geçmiş milletlere de vahyedildiğinin açıklanması gibi asıl gayelerinin haricinde, onlardan her zaman ibret alınabileceği, bunlar arasında hukukî ibretlerin de bulunduğu, kıssalar hakkında yapılan izah ve yorumlardan anlaşılmaktadır. İslam inancında ilk ve mutlak hukuk yapma, yasama = “t e ş r i ’ “ yetkisi Allah’a aittir. Böyle düşünülmesinde, diğer bazı sebeplerin yanında, insanı mükemmel bir şekilde yaratan Allah’ın, hukuk da dahil olmak üzere insanlığın her türlü ihtiyacını yine en mükemmel olarak tanzim edeceği inancının etkisi büyüktür. Bu sebeple, tüm İslamî ilimlerde olduğu gibi, fıkıhta da vahiy her şeyin üzerindedir. Vahiy varken akla itibar edilmez. Kıssalar da vahiy mahsülü olduklarından, onlarda anlatılanların bir/birden çok değeri vardır. Onların bir değeri olmasaydı, kıyamete kadar rehber olacağı beyan edilen ve kendisinden sonra bir daha kitap gelmeyeceği belirtilen Kur’an’da yer almazlardı.

Öte yandan, İslam Hukukunda, ictihad ehlinin başvuracağı “isnad kaynakları” ndan ilkini ve en önemlisini Kur’an oluşturmaktadır. İslam Hukukunda herhangi bir mesele, ayetler arasında ayırım yapılmaksızın önce Kur’an’a başvurularak çözülmeye çalışılır. Orada “sarih” bir hüküm bulunursa, diğer kaynaklara pek müracaat edilmez. Eğer hüküm, Kur’an’da “mücmel” veya kıssalarda olduğu gibi “dolaylı” bir şekilde yer alıyorsa, bunun açıklanması için sırasıyla diğer aslî kaynaklardan destek alınır. İkinci temel kaynak olan Sünnet, mücmel ayetlerin anlaşılmasında ilk sırada yer almaktadır. Burada da bulunamıyorsa, diğer kaynaklara müracaat edilir. Bu müracaatta en önemli faaliyet, ehlinin yapabileceği “ictihad” dır.

Kur’an ve Sünnet’te kıssaların lafız ve manalarıyla ictihad yapılmasını engelleyen bir nass bulunmamaktadır. Aksine, bir meseleyi halletmek için kıssalar da dahil her çeşit ictihad kaynağına başvurmak, isabet etmese de en azından bir ecirle mükafatlandırılmıştır.

(11)

İslam topraklarının genişlemesi ve değişik toplumların İslam’a girmeleriyle, onların bazı problemleri de İslam toplumunun içine girmiştir. Bunların İslam’a uygun olup olmadıkları, akaid ve fıkıh süzgecinden geçirilerek, tashih edilmeye çalışılmıştır. Son asırlarda da, müslümanların gayr-i müslim toplumlarla olan münasebetleri ve modern çağın zorunlu olarak müslümanların bünyesine soktuğu bazı hukukî meselelerin, yine İslam Hukuku tarafından cevaplandırılması gerekmektedir. Bunların halledilmesinde, Kur’an ve diğer kaynaklardan istifade edilmeye çalışılmış, ancak aslî kaynaklarda sarih şekilde yer almayan bazı yeni hâdiseler için, diğer delillerle birlikte, kıssaların da huccet kabul edilmesini ve onların yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Çok iyi değerlendirilmek ve diğer sahih nasslar iptal edilmemek şartıyla, kıssaların ictihadî meselelerde huccet olabileceği, onlardan hukuk alanında da istifade edilebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim, Kur’an’ın bütününü ictihad yaparken dikkate alan fakihler, kıssalar da dahil olmak üzere onun her ayetini ictihad kaynağı olarak kullanmışlardır. Kur’an’ın İslam Hukukunun temel kaynağı olduğu görüşü “genel” bir ifade olup ondaki tüm ayetler hukuku ilgilendirmemektedir. Küllî ifadelerin yer aldığı Kur’an’da, aile vb. bazı konular hariç, çoğu konu özet veya çerçeve halinde yer almaktadır. Kur’an’da ahkam ayetlerinin beş yüz civarında olduğu, diğer ayetlerin ise, başka meselelere huccet olabileceği görüşü bazı İslam alimleri tarafından dile getirilmektedir. Ancak, iyi incelendiğinde kıssa ayetleri de dahil olmak üzere, ahkam ayeti zannedilmeyen bir çok ayetten tâlî seviyede de olsa hukukî sonuç elde edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, ahkam ayetlerini kesin hatlarla ayırmak, Kur’an’ın bütünlüğüne ve ondaki ayetler arası irtibatın koparılmasına yol açabilir.

Kıssalardan hukuk alanında istifade edilebileceği gerçeğine rağmen, onlardan “hukuk

normu” denilebilecek tarzda ve müstakil bir hukuk kuralı elde edilememiş olup, onların

daha çok tâlî meseleler için delil olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Sarih ayetlerle hükmü bildirilen namaz, oruç, hac, zekat, faiz, kısas, hırsızlık vb. fiillerin meşruiyetlerine değil, onları ilgilendiren bazı tâlî konularda kıssaların yardımcı delil getirildiği görülmektedir. İslam’ın temel prensiplerine ve şer’î maksatlara aykırı olmamak şartıyla, fetva ve kazâ makamında bulunan kişiler, hakkında sarih bir şekilde nass bulunmayan bazı meselelerde kıssalardan hüküm istınbatı yapabilirler, ictihad yaparken kıssaları mesned olarak kullanabilirler.

Kur’an’ın çerçevesini çizdiği, Hz. Peygamber’in uygulamalarıyla da şekillenen, ayrıca, Ashâb ve daha sonraki müctehidlerin görüşleriyle bir kurum haline gelen “İslam

(12)

nazil olan ayetlerle oluşmaya başladığını söylemek, Kur’an’ın nazil oluş sürecine uygun düşmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, Kur’an nazil olmazdan önceki bazı uygulamalar, İslam’la birlikte ibkâ veya ıslah edilmişse de, bu durum İslam Hukukunun Kur’an’dan önce de var olduğu iddiasına delil olamaz kanaatindeyiz. Değişik asırlarda birbirine benzer bazı hukukî hadiselerin kıssalarda zikredilmesi, bütün peygamberlerin vahiy aldıkları kaynağın “aynı” olduğunu göstermektedir. Özellikle, kıssalarda ibadetle ilgili meselelerdeki benzerliklerin, tarihteki tüm kavimlere tebliğ edilen hususların, küçük farklarla birlikte birbirine benzer ve tarihte tecrübe edilmiş şeyler olduğunu göstermektedir.

Kıssalarda dikkati çeken bir husus, diğer Kur’an ayetlerinde olduğu gibi, beşeriyetin tüm çağlarda ihtiyaç duyduğu maddî ve manevî hayatın, yine Allah (cc) tarafından tanzim edildiği gerçeğinin vurgulu bir şekilde anlatılmasıdır. İnsanları üstün bir varlığa ibadet etme duygusuyla yaratan Allah’ın, onların bu ihtiyaçlarını en iyi şekilde giderebilecekleri yolu yine kendisinin gösterdiği, kıssalarda anlatılmakta ve doğru yoldan sapmış kavimlerin kötü sonları hatırlatılarak, onlara uyulmaması, kısaca onların bu kötü akıbetine düşülmemesi, aksine ders alınması istenmektedir. Yine, beşeriyetin toplu halde yaşamalarını bir ihtiyaç olarak yaratanın Allah olduğu ve bu toplu yaşamanın gerektirdiği bir takım kuralların çerçevesinin de en iyi Allah tarafından çizildiği de kıssalarda vurgulu olarak işlenmiştir.

Kur’an nazil olmadan önce, Arap Yarımadasında vahiy kültürünü yansıtan bazı hukukî uygulamaların bulunması, hem insan fıtratına yerleştirilen iyi ve kötü kavramlarının aynı Yüce kuvvet tarafından bahşedildiğinin, hem de tarihin her döneminde Allah’ın insanların fert ve cemiyet hayatına müdahale ettiğinin bir nişanesi sayılmalıdır. Bu durum, Kur’an’daki kıssalarda net olarak görülmekte ve diğer insanların bunlardan ibret almaları istenmektedir. Yoksa, bazı müsteşriklerin dediği gibi, “İslam Hukuku orijinal bir hukuk olmayıp, eski hukukun ıslah edilmiş halidir,” gibi düşünceler doğru değildir. Kur’an-ı Kerim’de kıssa ile aynı anlamı ifade eden diğer kelimelerin yanında, “kıssa” kelimesinin daha meşhur ve vurgulu olması, ancak ilahî bir tercih ile açıklanabilir. Bu kelimeye yüklenen ve o günkü Arap toplumunun çok iyi bildiği manalar, bu kelimenin özel olarak seçildiğini, onun yerine başka bir kelime kullanmanın eksik olacağını göstermektedir. Öyle ki, “izleme” ve “kesme, koparma” anlamlarının bu kelimede gizlenmesi, Kur’an’da anlatılan daha önceki kavimlerin hangi açılardan izlenip izlenemeyeceklerine dikkatleri çekmektedir.

(13)

Kur’an’daki ahkâm ayetlerinin dışındaki bazı ayetlerin hukukî meselelere delâletlerinin kesin olmayıp “zannî “ olması, onların huccet olarak kullanılmalarına mani değildir. Bu durum, İslam’ın kolaylık prensibiyle ya da ruhsat veya azimeti tercihle açıklanabilir. Özellikle, bazı kıssa ayetlerinin hukukî meselelere delâletlerinin zannî olmaları, onların tamamen reddedilmelerini gerektirecek bir durum olarak kabul edilmemelidir. Zaman zaman “zannî “ delâletlerden faydalanılması, o konu hakkındaki birden fazla çözümün olabileceğine ve İslam’da ictihadın daima bir çözüm yolu olduğuna işaret olarak kabul edilmelidir.

Kur’an’daki “zannî” delâlet yerine “âhâd haber” veya “zayıf” hadislerle amel edildiği görülmektedir. Kanaatimizce, delâleti zannî bile olsa ayetlerle amel etmek, zayıf hadislerle amel etmeye tercih edilmelidir. Mesela, ıstısna’ akdinin meşruiyeti, kıyastan sapılarak istihsân yoluyla veya maslahat prensibiyle izah edilmektedir. Bunun yerine, Zülkarneyn hadisesini anlatan kıssa ayetlerinin huccet kabul edilmesi, konu hakkındaki tartışmalara nokta koyacak kabildendir. Yine, Hz. Süleyman ile Belkıs hakkında bilgi veren ayetlerin, kadının idareci olabileceği hakkındaki zannî delâletinin kabul edilmesi, kadınların idareci olamayacağı konusunda delil kabul edilen hadisin delâleti ve sıhhati hakkındaki tartışmalara tercih edilebilecek mahiyettedir. En azından, bu ayetlerin subuti kat’i, delâleti zannî iken, hadisin sübutunun da delâletinin de zannî olduğuna dair görüşler bulunmaktadır. Bu durumda, ayetle amel etmenin uygun olacağı aşikardır.

Kıssalarla amel etmek yerine, bazı alimlerin zayıf hadisleri delil kabul etmelerinin yanında, israiliyyâtla bile amel etmeleri, konunun vehametini göstermek için yeterlidir. Bunun yerine, kıssaların kat’i delâletlerinin yanında, çok iyi araştırılmak kaydıyla onların zannî delâletlerinden de istifade edilmesi uygun olsa gerektir.

Hakkında Kur’an, Sünnet veya diğer kaynaklarda sarih şekilde hüküm bulunmayan meselelere, kıssaların delâletiyle hüküm verilecekse, bu durum, İslam’ın genel maslahat ilkesi ve “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez,”1 ayetinde de belirtilen “kolaylık” prensiplerine aykırı olmamalıdır.

Kıssalarla amel etme konusunda yukarıda izah etmeye çalıştığımız konudaki kanaatimiz, Ebu Hanife’nin eleştirildiği konulardan biri olan “hile-i şer’iyye” ile karıştırılmamalıdır. Zaten, sarih şekildeki bir haramı helal, helali de haram kılma düşüncesi savunulamaz. Bizim söylemek istediğimiz şey, hakkında kesin hükmü bulunan bir meselede kıssa/lar ile amel etmek değil, aksine, bazı tereddütlü hususlarda, maslahat ve

(14)

kolaylaştırma amacıyla, “kıssaları ihmal etmeyip onları maslahat için i’mal etmektir.” Dolayısıyla, kesin hükmü bulunmayan, fakat, kıssalarda zımnen veya dolaylı şekilde bahsedilen bazı hususlardan, maslahat gereği istifade edilebilir, ictihad yapılırken dikkate alınabilir.

Çeşitli gerekçelerle, kıssalara son zamanlarda yeniden bir yönelişin olduğu görülmektedir. Bu yönelişleri iki gruba ayırmak mümkündür:

Birincisi, İslam Hukuku’nda da bazı boşlukların bulunabileceğinden hareketle, “iyi

niyetli” ve Kur’an eksenli çözüm için bazı İslam alimlerinin ve konunun uzmanlarının

kıssalara yönelişleridir. Mesela, kadının idareciliği gibi konulardaki mücmellik, kıssaların yeniden keşfedilmesi ve incelenmesine sebep teşkil etmiştir. İslam’ın genel prensiplerini bilen ve Kur’an araştırmaları için gerekli şartları taşıyan kimselerin bu tür çabalarının, en azından bir ecirle mükafatlandırılacağı hadislerde bildirilmektedir.

Yukarıda belirtilen bu iyi niyetli ehil kimselerin haricinde, ehil olmadığı halde bazı kimselerin de kıssalardan hukukî sonuç çıkarmaya çalışmaları ise, Kur’an’ın ruhuna aykırı bir durumdur. Bu kimselerin kıssalardan sadece kendilerini bağlayıcı delil bulmaları, belki bağışlanır. Ancak, mesnedsiz yorum ve değerlendirmelerin, İslam’a ve Kur’an’a zarar vereceği muhakkaktır. Bu ehil olmayan iyi niyetlilerin yaptıkları, sadece fitne ortamının yayılmasına vesile olmaktır. Nitekim, müşrik bir erkekle, müslüman bir kadının evlenebileceğine, Firavunla evli olan Asiye validemizin kıssasını delil getiren birisinin, Kur’an’ın diğer ayetlerinden haberinin olmadığı muhakkaktır.

Zikredilen iyi niyetli çözümlerde, kıssaların yeniden ele alınıp incelenmesinde önemli olan husus, nassların, Hristiyanlıkta olduğu gibi reformist bir düşünceyle değil, aksine onların İslam’ın genel maslahat ve kolaylık prensibi ve muhkem nasslarıyla uyumlu bir şekilde incelenmesine dikkat edilmesidir.

İkinci grup ise, “kötü niyetli” bir şekilde kıssaları’na yönelenlerdir. Bunlar, ahkam

ayetlerini görmezden gelip kıssalardaki müphemliğe sarılan, inandığı gibi yaşamayı bırakıp, yaşadığı batıl inancını ayetlerle destekleme peşinde olanlardır. Lut kıssasında sadece erkeklerle zinanın kötülenmesinden hareketle, kadınlarla zinanın yasak olmadığını kendi zina edişine delil kabul eden Avrupa’lı müslüman (!) lar, bunlara örnektir. Böyle düşünceler pek fazla revaç bulmasa da, Kur’an’ın kötü emellere alet edilmesi müslümanı üzecek bir durumdur.

Her dönemde farklı amaçlarla Kur’an’a yaklaşanların bulunması nedeniyle, onunla ilgili genel-geçer bir okumanın tarifini yapmak imkansız gibi görünmektedir. Fakat, Kur’an’ı anlamak ve yaşadığı çağın problemlerinin çözümüne katkıda bulunmak

(15)

isteyenlerin dikkat edeceği ilk şey; onu ön yargıdan uzak ve tarafsız bir anlayışla okumaya başlamak olsa gerektir. Bazıları için bir defa okumak kafi iken, Kur’an’dan ve tabii ki kıssalardan “bir şeyler” elde etme çabasında olanların, onu bir defa okuma gibi bir lüksleri yoktur. Aksine, ayetleri tekrar tekrar inceleyerek, onlar arasındaki irtibatlara çok iyi dikkat etmeleri gerekmektedir. Hele hele fıkıh/hukuk konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan, hukuk literatürüne hakim olmayan kimselerin, Kur’an’daki hukukî ayetlerden ve son zamanlarda üzerinde araştırmaların yoğunlaştığı kıssalardan hüküm çıkarmaya kalkışmaları, onlarla fetva vermeleri ancak cehaletlerinden kaynaklanan cesaretleriyle açıklanabilir. Yine, İslam’ın derdiyle dertlenmeyen, sadece lokal çözümler peşinde koşan, müsteşrik ya da o düşüncedeki kimselerin söyledikleri mesnedsiz şeyler, “Ey iman

edenler! Eğer size bir fasık bir haber getirirse, (ona hemen inanmayın), araştırın…”2

ayetinde belirtilen “araştırma” süzgecinden geçirilmeden kabul edilmemelidir.

Kıssaların ictihâdî meselelere kaynak olabileceğini izah etmek için hazırlanan bu ve benzer çalışmaların yanında, onların Akide, Ahlak, Antropoloji, Hukuk Tarihi ve Felsefesi gibi çeşitli ilim dallarınca da incelenmeye ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.

Özet olarak, Kur’an öyle bir kitaptır ki, onda, çoğu dînî ilimlerin temel kavramları ve ilkeleri genel veya çerçeve olarak yer alır. Hukuk ilminin kendini ifade etmek için ihtiyaç duyduğu bir çok kelime ve kavramın temelini de, Kur’an’da yer alan ilahî mesajlar oluşturmaktadır. Bu bilgiler, bazen ahkâm ayetleri, bazen de diğer ayetler içerisine serpiştirilmiştir. Kısaca, Kur’an her ilim dalı için bitmez tükenmez bir lügattir. Bu lügatin sahibi ise, her şeyi kuşatan bilgiye sahip, alîm ve habîr Yüce Allah’tır.

2 Hucurât, 49/6.

(16)

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M

FIKHIN FARKLI BRANŞLARINA GÖRE KUR’AN KISSALARININ L A F I Z L A R I ve

M E F H U M L A R I N D A N ÇIKARILAN HÜKÜMLER

(17)

Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M

FIKHIN FARKLI BRANŞLARINA GÖRE KUR’AN KISSALARININ L A F I Z L A R I ve M E F H U M L A R I N D A N ÇIKARILAN HÜKÜMLER

Kur’an kıssalarından inanç, ibadet, ahlak konularında istifade edildiği gibi, muamelatı ilgilendiren bazı konularda da onların ictihad kaynağı olarak kullanıldıkları, ahkam tefsirleri ve fıkıh kaynaklarındaki örneklerden anlaşılmaktadır..

Başta Hz. Peygamber (sas), kıssaları delil olarak kullanmış, ondan sonra gelen müctehidler de, Onun yolunu takip ederek, kıssalardan sonuna kadar istifade etmeyi peygamberî bir metod olarak kabul etmişlerdir.

Çeşitli ekollere mensup alimlerin hazırladıkları bazı ahkam tefsirlerinin yanında, furu’a dair bazı eserlerde de, kıssalara dayalı hükümlerin bulunduğu müşahade edilmektedir. Ancak, bu hükümlere kıyas, mefhum-i muhâlefet, zahir, nass vb. metodlar la ulaşılıp ulaşılmadığı hakkında genellikle kanaat belirtilmemektedir. Buna rağmen, bu eserlerin müslümanlar tarafından kaynak olarak kullanılıp hüsn-i kabul görmeleri, ulaştıkları bu hükümlerin metotlarının sorgulanmasına mahal bırakmamıştır. Çünkü, onlar Asr-ı Saâdet’e daha yakınlardı.

Daha sonraları hakkında Kur’an ya da hadislerde hüküm bulunan bazı meselelere de, kıssalardan da delil bulunarak, adeta, ahkam ayetleri ve hadis-i şerifler desteklenmiştir. Böylece bu kıssalar da ictihad kaynağı olarak kullanılmışlardır. Hakkında Kur’an ya da Sünnet’te açıkça hüküm bulunmayan bazı meseleler için kıssaların bağımsız delil olarak kullanılması da mevcuttur. Öte yandan, kıssaların delaletiyle ulaşılan bu hükümlerin, “norm” düzeyinde bir hukuk kuralı olmadıkları, ibadetlerin efdaliyeti veya muamelerin meşruiyeti gibi hususlarda delil olarak kullanıldıkları müşahade edilmektedir.

Şimdi, İslam hukukunun iki temel esasını teşkil eden “usul-i fıkıh” ve “furu-i fıkıh” a dair konuları, onların alt başlıklarına uygun şekilde hususları sıralamak istiyoruz:

3. 1. U S U L - İ F I K I H L A İ L G İ L İ H Ü K Ü M L E R

Kıssalardan, İslam hukukunun usul-i fıkıh bölümünü dolaylı şekilde de olsa ilgilendiren bazı tespit ve değerlendirmeler şunlardır.

3. 1. 1. K ı y a s ı n İ c t i h a d K a y n a ğ ı Olması

(18)

ilişkin Kur’an’dan huccet kabul edilen ayetlerin çoğunu kıssa ayetleri oluşturmaktadır. Baştan beri ifade edildiği üzere, i b r e t almanın mukayese ile, fıkhî tabirle k ı y a s yapmayla irtibatı olduğu muhakkaktır. Bu konu ile ilgili iki olayı kısaca tekrar örnek vermek istiyoruz: Allah (cc), Hz. İbrahim’e ”Seni insanlara ‘İmam’ yapacağım demişti.

Bunun üzerine Hz. İbrahim: Zürriyetimden gelenler de(imam) olacak mı? diye sorunca, Allah: Zalimler benim ahdime erişemezler”1 buyurmuştu.

Bu ayette nakledilen, Hz. İbrahim’in Zürriyetimden gelenler de(imam) olacak mı? şeklindeki “sorusu” , mefhumen kıyas edilmektedir. Yazır, “Demek ki, enbiyanın k ı y a s ve i c t i h a d’ ı n d a bile hata olabiliyor ve fakat Allah onların hatasını derhal tashih buyuruyor. Bunun için umur u ilâhiyede kıyas sağlam bir delil değildir.”2 demektedir. Bu kıssa ayetinin izahından peygamberlerin de kıyas yaptığı anlaşılmakta, dolayısıyla, diğer insanların da kıyas yapabileceklerine emsal teşkil etmektedir. Ne var ki, insanların kıyasları hatadan beri değildir.

Hz. Adem’in çocuklarından birinin diğerini öldürüşünü anlatan ayetlerden 3 hemen sonraki, “İ ş t e bu y ü z d e n d i r ki İsrailoğullarına şöyle yazmıştık…”4 ayetinin … ﻚﻟ ذ ﻞﺟ أ ﻦﻣ “m i n e c l i z â l i k” ifadesiyle başlamasının s e b e b i de, yine kıyasla

alakalıdır. “Kötülüklerin örnek alınamayacağını göstermesi bakımından sonraki ayet, “b u y ü z d e n ... y a z d ı k” şeklinde başlamış olup, böylece, önceki ayette zikredilen i l l e t e bağlanması; ortak illetleri sebebiyle m e f h u m / m a n a bakımından kıyas

yapılabileceğine bir delildir”5 denilmektedir. Kıyasın geçerli bir ilke olduğuna yukarıda zikrettiğimiz kıssa ayetlerine, ikinci bölümde “ibret” konusunda sıraladığımız diğer ayetleri de ilave etmek mümkündür.

3. 1. 2. Muâmelelerde B i l i r k i ş i T a y i n Etmek

Hukukî uyuşmazlık ve ispat konusunun özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi durumunda

uzmanlığına başvurulan üçüncü kişi veya kişilere “ehl-i vukuf” veya Türk hukukunda “bilirkişi” denilir.6 Her türlü muamele ve meselelerin çözülmesinde bilirkişiye ihtiyaç varsa, bu durumda ehil insanlara iş havale edilmelidir. Adaletin gerçekleştirilmesi için ilke düzeyinde ayetler bulunan Kur’an’da, bilinmeyen hususların bilenlerden sorulması, bilgisizlik ve cahillikle hareket edilmemesi tavsiye edilir. İlk dönemlerden itibaren İslam 1 Bakara, 2/124. 2 Yazır, a.g.e, s. 1/495. 3 Mâide, 5/27-31. 4 Mâide, 5/32. 5 Cassâs, a.g.e, s. 4/49.

(19)

hukuk tarihinde, hem hukukî ihtilaflar, hem de mahkemelerde özel bilgi ve yetenek gerektiren konularda da, o konuyu iyi bilenlere başvurulabileceği belirtilir ve bu konudaki huccetleri de aşağıdaki kıssa ayetleridir. 7

Özellikle İslam Ceza Hukuku’nda, yanlış ve eksik tetkik sonucu bir kimseye ceza vermektense, suçların affı tercih edilmiştir. Bu konuda “fasık birinin haberine, bilgisine” güvenilmez.8 Aksine, “Yahudî ve Hristiyan din adamlarından bilenlere sorun” anlamında n a s s manası olan, ancak z a h i r manasından yola çıkılarak bilirkişi tayini ve bilirkişi müessesesinin binasına huccet kabul edilen, “…Eğer bilmiyorsanız bir bilene sorun,”9 ayetinde belirtilen, işin ehline inanılmalıdır ve danışılmalıdır.

3. 1. 3. C e z a K a n u n u n u n G e r i y e İ ş l e t i l m e m e s i

İnsanlar, içinde yaşadıkları zamanda yürürlükte olan kurallarına göre hareket ederler.

Yürürlükten kaldırılan veya geçmişi kapsayacak şekilde konulan ceza kanunlarıyla amel edilmemesi İslam Hukuku’nun bir ilkesidir. İnsanları evvelce yapmış oldukları davranışlarından dolayı cezalandırmamak, insan yaratılışının ve aklın bir gereğidir. Bu konudaki delillerden birkaçı, yine bir kıssa ayeti olan şu ayetdir:

”Biz peygamber göndermedikçe hiçbir kavme zulmetmeyiz.”10 Bu ayetin tefsirinde Cassâs, “Allah’ın kanunlarını insanlara bildiren, kendisi de kanun vazı’ı durumunda olan

resul demektir. Bu nedenle, ayet kanundan önceki zamana ait davranışlardan dolayı sorumluluğun bulunmadığını ifade etmektedir,”11 demektedir.

Zikredeceğimiz şu kıssa ayetleri de bu konuyu destekleyen ayetlerdir. Hz. Yusuf, küçük kardeşi Bünyamin’i ve erzak almak için üçüncü defa Mısır’a gelen kardeşlerine kimliğini açıklayınca, onlar yaptıklarına pişman olmuşlar hatta korkmuşlardı. Ancak, Yusuf (as), kardeşlerini şöyle teselli etti: “ Bu gün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin ! O

merhametlilerin en merhametlisidir.”12 Bu ayete göre, hukukta “murûr-i zaman” denilen,

suçun üzerinden uzun zaman geçmesi prensibinin burada işletildiği veya cezanın geçmişe dönük olarak Hz. Yusuf tarafından da verilmediği anlaşılmaktadır.

Yine, Zülkarneyn (as)’ın Kur’anî ifadeyle güneşin battığı yerde kafir bir milletle karşılaşması sonucu, oradaki kavmi cezalandırmak ya da irşad etmekle muhayyer kılındığı

7 Kettânî, Abdülhay, et-Terâtibü’l-İdâriyye, (Terc:Ahmet Özel),I-III, İstanbul, 1994, s. 2/39, 56. 8 Hucurât, 49/6.

9 Nahl, 16/43 ; Enbiya, 21/7. 10 İsra, 17/15.

11 Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’an, s. 3/195. 12 Yusuf, 12/92.

(20)

ayetlerde belirtilmektedir.13 Ancak O, şöyle hitap etmiştir: “O kavmine şöyle dedi: (Sadece)

haksızlık edeni cezalandıracağız…”14 Ayette, “azabe” fiilinin “n ü a z z i b ü h û” şeklinde “muzarî” siygasıyla kullanılması ve bu fiilin başında s e v f e edatının bulunması, kanaatimizce, ayetin anlamının “öncekileri hariç tutup bundan sonra suç işleyenleri cezalandıracağız,” şeklinde anlaşılmasına müsaittir.

Bütün bu ayetlerden, İslam Hukukunda, belli durumlarda cezanın geriye dönük olarak verilmediği ve verilemeyeceği anlaşılmakta ve bu ilkenin delili, kıssa ayetlerinde de bulunmaktadır.

3. 1. 4. F e r d î Suçlara K o l l e k t i f C e z a Verilmemesi

Hz. Musa (as), Allah’ın emri doğrultusunda, kavminden herhangi bir sığır kesmelerini

istemiş ve uzun mücadeleler ve sorular sonucu bu emri yerine getirmişlerdi. Bu olayı anlatan ayetlerin devamında, “Ey İsrailoğulları ! Siz bir adam öldürmüştünüz de, bu suçun

sorumluluğunu birbirinizin üzerine atmıştınız…”15 buyurulmaktadır. Ayette, “siz” şeklindeki bir kullanım, aslında o toplumun tamamını değil, işlenen suçun failinin belirsiz olduğunu bildirmek için olmalıdır. Hz. Musa’nın şeriatında “fâil-i meçhul” cinayetlerde bir toplumun tamamının sorumlu olabileceği “siz” ifadesinden anlaşılmakla beraber,16 İslam Hukuku’nda ”…Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez…”17 ayetiyle, şahsî ceza verme

ilkesi benimsenmiştir. Burada, failler meçhul de olsa suça iştirak halinde işlenmiş olması da

muhtemeldir. Cezalarda şahsîlik prensibinin, iştirak halinde işlenen suçlarda geçerli olmadığı söylenemez. Nitekim Hz. Ömer, üvey oğlunu dost tuttuğu kadınlarla birlikte öldüren kadına ve şeriklerine kısas uygulamış ve San’a ehlinin tamamı bu işe karışsaydı bile tamamını öldürürdüm. İştirak halinde işlenen bir adam öldürme fiilinde failler, müstakil olarak katil kabul edilmişler, dolayısıyla hepsi tek tek kısasa mahkum edilmişlerdir. İştirak halinde işlenen bir suçta faillere aynı cezanın tatbikini gerekli kılan diğer gerekçeler de bulunmaktadır. Bu gerekçeler “cezanın şahsîliği prensibine aykırılık teşkil etmez.18

Öte yandan, Hz. Yusuf’un kıssasında da suçun şahsîliği prensibinin konulduğu ve kolektif cezanın bulunmadığına ilişkin örneklere rastlamaktayız: Bünyamin’in yükünde

13 Bkz. Heyet, Meâl, s. 302. 14 Kehf, 18/87.

15 Bakara, 2/72.

16 Esed, Kur’an Mesajı, s. 22. 17 İsra, 17/15.

18 Geniş bilgi için bkz. Erturhan, Sabri, İslam Ceza Hukukunda Suça İştirak, (Basılmamış Doktora Tezi),

(21)

melikin su kabı bulununca, suçuna karşılık alıkonulmuş, bunun üzerine kardeşleri şöyle ricada bulunmuşlardı:

“ Ey aziz, onun ihtiyar bir babası var, onun yerine içimizden bir başkasını alıkoy. İnan

ki biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz, dediler.”19 Kurtubî, bu ayetin tefsirinde “Yusuf’un kardeşlerinin, Bünyamin’i serbest bırakmaya karşılık içlerinden birini onun yerine alıkonulmasını istemeleri, kefaletle serbest kalmaya bir delil olabilir. Aralarından birinin alıkonulmasını istemelerinin sebebi ise, yine kendileri babaları Yakub (as)’a bir güvence vermişlerdi. Kefâletle serbest kalma, yani suçu bir başkasının yüklenemeyeceği ise, “…Su

kabını bulduğumuzun yerine bir başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız. Böyle yaparsak, zalimlerden oluruz.”20 ayetinde açıklanmıştır, demektedir.” 21 Cezaların şahsîliği prensibi, İslam Hukuku’nda da geçerli bir prensip olup, genel anlamda yukarıda zikredilen ayetler de delil kabul edilmektedir.

3. 1. 5. İ s l a m H u k u k u ’n d a b o ş l u k l a r O l a b i l i r

İslam Hukuku’nun iki temel kaynağı Kur’an ve Sünnet’e bakıldığında, onların bir takım

konularda bilinçli bir şekilde sükut geçtikleri (m e s k û t u n a n h) ve bu boşlukların insanlar tarafından doldurulmasını arzu ettikleri görülür. Çünkü, “Kanun koyucuların bütün hayat münasebetlerini önceden tahmin ederek veya bilerek onları belirli birer hukuk kuralına bağlamaları mümkün değildir…Dolayısıyla kanunlarda bir takım boşlukların bulunması hem tabii hem de zarurîdir… Kanunda boşluk demek, “bir uyuşmazlık hakkında

uygulanması gereken hukuk kuralının kanunda veya ilgili metinlerde bulunmaması” ya da

“yeni ortaya çıkan bir meseleyi kanunun çözümsüz bırakması” demektir.”22

İslam hukukunda boşlukların bulunabileceğinin delili, “…Açıklanırsa hoşunuza

gitmeyecek olan şeyleri sormayın…”23 mealindeki ayetle birlikte aşağıdaki kıssa ayetidir. Hz. Musa, İsrailoğullarına, Allah’ın “i n e k k e s m e” lerini emrettiğini anlatan ayetlerde,24 bahsedilen inek hakkında Şâri’ tarafından bilinçli bir şekilde açıklama yapılmamış olması bu konuda delil kabul edilir. Dolayısıyla, ahkâmla ilgili bilinçli bir

19 Yusuf, 12/78.

20 Yusuf, 12/79.

21 Kurtubî, a.g.e, s. 9/240.

22 Koca, Ferhat, İslam Hukuku’nda Ahkamın Değişimi Üzerine Bazı Düşünceler, İslam Hukuku

Araştırmaları Dergisi-1, Sayı;1, Konya, 2002.

23 Mâide, 5/101. 24 Bakara, 2/67-71.

(22)

şekilde boşlukların bırakılması, bazı olaylarda insanlara yetki ve imkan verildiğini göstermektedir.25

İslam Hukuku’nun temelini oluşturan Kur’an’da, “hem boşlukların bulunduğuna hem

de bu boşlukların kıssa ayetleriyle doldurulabileceğine dair deliller”in yine kıssa ayetleri olması dikkat çekicidir. Baştan beri ifade edildiği gibi, Kur’an çerçeve= küllî hükümler içerdiği için, boşluk olduğu zannedilen bir meselede bile, kıssa ve diğer ayetlerde bulunan k a r i n e lerle çözüm üretilebilmektedir. Hz. Peygamber (sas)’in Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken söylediği, ictihad yapılmasına huccet kabul edilen ve oldukça meşhur olduğu için tamamını zikretmediğimiz hadisteki lafız çok enteresandır. Hz. Peygamber Muaz’a ; “Kur’an’da yoksa” demeyip, “f e i n l e m t e c i d= bulamazsan”26 ifadesinden, Kur’an’daki gayr-i sarih hükmü Muaz (ra)’ın bulamayabileceğine, başka bir zamanda, bir başkasının bulabileceğine bir işaret olsa gerektir.

3. 1. 6. K a r i n e ve A l a m e t D e l i l K a b u l Edilebilir

Hukuk Usulüne göre, her türlü muâmelede, hükme tesir edebilecek unsurlara itibar edilir. Bunlara hukukta başka isimlerle beraber daha çok “k a r i n e” adı verilmektedir.

K a r i n e ise, değişik ayetlerde, yakınlık,27 cin ve şeytanın arkadaşlığı,28 iyi ya da kötü manada samimi dostluk, can yoldaşı 29 anlamlarında kullanılan ve “y a k ı n l ı k, kurbiyet” anlamında l ü g a t manaları bulunan “ka ra ne” fiilinden türeyen bir kelime olup a s ı l anlamı; bağlamak, sıkı bir şekilde birleştirmek veya bir şeyi diğerine katmak tır.30 Cürcânî (816/1413) ; “Olumlu ya da olumsuz veya büyük küçük tüm meselelerde, l a f z î, h â l î veya m a n e v î bir yakınlıkla, küçük şeylerden büyük meselelere yaklaşmak”, aralarında bir i r t i b a t k u r m a k, şeklinde karinenin ı s t ı l â h î tarifini yapmaktadır.31 “Kastedilen manayı tayin ve sözün hakiki manasının kastedilmediğini beyan için ileri sürülen delildir,” şeklindeki tanım ise, hukukî tasarruflardaki kullanımından yola çıkılarak yapılan bir tanımdır.32

Karîne, gözle görülen =maddî olabileceği gibi, manevî de olabilmektedir. A l a m e t ise, daha çok maddî karineler için kullanılmaktadır ki, mahzâ alâmet, şart manasında

25 Erdoğan, Mehmet, İslam Hukuku’nda Ahkâmın Değişmesi, İstanbul, 1990, s. 44. 26 Tirmizî, Ahkam, 3.

27 Kâf, 50/23, 27.

28 Nisa, 4/38 ; Fussılet, 41/25. 29 Zuhruf, 43/38.

30 Karslı, İlyas. Arapça-Türkçe Sözlük, karane maddesi.

31

Cürcânî, Ali b. Muhammed Eş- Şerîf, Kitabu’t- Ta’rîfât, Beyrut, 1983, a.g.e, s. 223.

(23)

alâmet, illet manasında alâmet ve mecazî alâmet olmak üzere kısımlara ayrılmaktadır.33 Öte yandan, ıstılâhî tanımında da zikredildiği gibi, karinelerin sözlü, hissî, şer’î vb. çeşitleri de bulunmaktadır.34 “Kur’an, Sünnet ve Sahâbe tatbikatında karinelerin ispat aracı olarak huccet değeri taşıdığına dair işaretler vardır, diyen Saffet Köse, “Hz. Yusuf kıssasında cereyan eden gömleğin arkadan yırtılması ile evlilik meselelerinde genç kızın susmasının (sükût etmesinin), onun evlenmeyi kabul ettiğine huccet sayılacağını bildiren hadisi şerifi,35 buna örnek olarak takdim eder.”36 Nitekim, Mecelle’ye göre, İslamYargılama Hukuku’nda ispat vasıtalarından birisi de k e s i n k a r î n e dir. Karinenin delil oluşuna Hz. Yusuf kıssasındaki, iki ayrı yerde cereyan eden gömlek olayı delil kabul edilmektedir:

Birincisi, kardeşlerinin getirdiği sahte kana bulaştırılmış gömlek, ikincisi ise, gömleğin arkadan yırtılmasının onun suçsuzluğuna bir “karine” kabul edilmesi hadisesidir.

Hz. Yusuf ‘un (as) kıssası anlatılırken, efendisinin hanımı, onunla beraber olmak istemiş, o da Allah’a sığınırım, diyerek kaçmıştı. Bu kaçış olayı esnasında, Yusuf’un gömleğinin arka taraftan yırtılmış olmasını anlatan ayetlerden, onun, bu çirkin zina işini yapmamak için direndiği, hatta kaçarken kadın tarafından gömleğinin arkasından yırtıldığı anlatılmaktadır.37 Bu ayete göre, suçlunun tespitinde, alâmet ve karinelerden istifade edilebileceği, dolayısıyla, bir meselede hüküm verilirken işaret ve alâmetlere itibar edilmesinin z a r u r î olduğu bildirilmektedir.38 Öte yandan, İmam-ı Azam, Ebu Yusuf,

Züfer ve Şafii’ye göre, meselelerin çözümünde alamet bulunması ve araştırılmasının

mecburî olmadığına dair kanaatler de bunu desteklemektedir.39 Hz. Yusuf’un “Allah’a sığınırım” diyerek kadının isteğinden imtina edişi ve suçlunun tespitinde, gömleğin arkadan yırtılmasının, ayetlerde gözlemci tarafından suçlunun lehinde değerlendirilmesi olayından ; k ı y a s yapmanın ve herhangi bir hüküm verilirken bütün ayrıntılara dikkat etmenin, yani, ispat yollarına hassasiyet göstermenin ve ö r f - â d e t le amel etmenin c a i z oluşuna bu ayet delil kabul edilmektedir.”40 Bu sebeple özellikle İslam Ceza Hukuku’nda, en küçük bir karinenin -ipucunun- bile, suçlunun lehinde değerlendirilmesinin önemi belirtilmektedir.41 Bu araştırmada da kıssa ayetlerindeki karinelerden yola çıkılarak, ahkâm elde edilmesine ilişkin örnekler tespit edilmeye çalışılması, suçlamada karinenin önemini gösterir.

33 Büyük Haydar Efendi, Usûl-i Fıkıh Dersleri, s. 459, 460. 34 Atar, a.g.e, s. 221.

35 Buharî, Hıyel 11, Nikah, 41.

36 Köse, Saffet, İslam Hukukunda hakkın Kötüye Kullanılması, İstanbul, 1997, s. 246. 37 Yusuf, 12/23-28.

38 Cassâs, Ahkâm, s. 4/385. 39 Cassâs, a.g.e, , s. 4/385. 40 Kurtubî, el-Câmi’, s. 9/171.

(24)

3. 1. 7. Z a h i r e Göre Hüküm Vermek Esastır

Hukukî problemlerin çözümü ve suçlu ile suçsuzun ayırt edilmesinde şahit ve şahitlerin

görüşlerine başvurulur. Özellikle, İslam Hukuku’nda muamelâta ait meselelerde şahit bulundurmak ya zorunludur, ya da ihtiyârîdir. Bu sebeple muâmelâtta şehâdet meselesi oldukça önem arzetmektedir. Ayrıca, hakimler karar verirken hangi hususları dikkate alacakları, meselelerin dış görünüşü (zahiri) ile yetinmeleri veya bâtınını da bilmelerinin gerekli olup olmadığı konusu önemli bir husustur. Bu konuda Ebu Hanife’ye atfedilen “Biz

zâhire göre hüküm veririz, bâtını ise ancak Allah bilir,” anlamındaki kibâr-ı kelâm’ın kıssa

ayetine dayandığı, anlaşılmaktadır. Şöyle ki:

Hz. Yakub’un çocukları ikinci kez erzak almışlar, kralın su içmek için kullandığı su tası yüklerine gizlice yerleştirilmiş ve bu tas Bünyamin’in yükünde çıkmıştı. Bunun üzerine

Bünyamin, suçlu bahanesiyle alıkonulmuş ve Hz. Yusuf diğerlerine şöyle demişti:

“Babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız! Maalesef senin oğlun hırsızlık etti. Biz

bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz ğaybı da bilmeyiz.”42

Ayetteki “biz ğaybı bilmeyiz” kısmı ile aynı kıssada gömleğin arkadan yırtılması43 olayları zahire göre hüküm verileceğinin bir delili kabul edilmektedir.44 Kurtubî, ayete göre, bir meselede kesin kanaat oluşabilmesi için şehâdete başvurmanın caiz olduğunu gösterir dedikten sonra, “biz gözümüzle gördüğümüzü söylüyoruz, işin ğaybî tarafını Allah bilir” demektir diyerek, şehâdetin ancak bilen, duyan ve görenden kabul edilebileceğini zikreder ve bunların şehâdette asıl olduğunu, bu arada, körün, sağırın dilsizin yazılı şehâdetleri caizdir ve sahihtir, demektedir.45

3. 1. 8. Z a m a n ı n Değişmesiyle A h k â m d a Değişebilir

Zaman ve şarta bağlı bazı hükümlerin değişebileceği, İslam hukukunun değişmezlik ve

esneklik ilkelerini aynı anda bünyesinde barındırdığı, dolayısıyla bazı ahkâmın değişebileceği ifade edilir.46 Ancak, bu ilkenin delili de kıssa ayetleridir. Yani, ahkamın değişebileceği, bu konuda esneklik bulunduğu, kıssa ayetindeki hükmün açıkça bilidirilmemesiyle izah edilmektedir. Mesela,

Enbiya Suresinde Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın bir meselede hüküm verdikleri,

“Davud ve Süleyman’a da bağışta bulunduk. Hani o ikisi, o kavmin koyun sürüsünün girdiği

42 Yusuf, 12/81.

43 Cassâs, a.g.e, s. 4/382. 44 Cassâs, a.g.e, s. 4/391. 45 Kurtubî, a.g.e., s. 9/245.

(25)

ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların hükmüne şahittik. Biz bu meselenin hükmünü Süleyman’a anlattık…”47 ayetinde anlatılmakta, ancak Davud ve Süleyman (as)’ın nasıl fetva verdikleri ve fetvanın mahiyeti açıklanmamaktadır. Bunun açıklanmama sebebi, “Zamanın değişmesiyle fıkhî hükümlerin, örf ve zamanın şartlarına göre değişebileceğinin göstergesidir. Belki ayette hüküm anlatılsa idi, aynı meseleler için ya biz o hükme aynen uyacaktık, ya da neshedilen bir hüküm olacak ve bizi ilgilendirmeyecekti,”48 şeklinde açıklanmaktadır.

3. 1. 9. Hakimlerin Her Davaya Bakmak Mecburiyetinde Olmamaları

Hüküm verme veya fetva makamındaki kimselerin, bütün davalara bakmak zorunda

olmadıkları, onların ya branşlarına göre, ya da psikolojik durumlarının elverdiği günlerde karar vermelerinin önemi, aşağıdaki kıssadan delil getirilerek sunulmaya çaılışılmaktadır.

Hz. Davud (as), mescidde ibadet ettiği sırada ona davacıların geldiği ve Davud’un

bulunduğu “mihraba” girmek için duvardan tırmandıkları ayetlerde zikredilir.49 Bu ayetten Kurtubî, “Ayetteki davacıların melekler olduğunu, o sırada Hz. Davud’un namaz kıldığını ve onları hissetmediğini zikrettikten sonra, bu ayete göre, Hz. Davud’un günlerini bölümlere ayırdığını, bazı günlerde davalara bakıp, diğer günlerde ise, mescidde ibadete kapandığını, dolayısıyla hakimler her gün davaya bakmak zorunda değillerdir,” demektedir.50 Nitekim, modern hukuktaki yargılama usülünde de, buna benzer bir uygulama bulunmaktadır. Hakimler, “redd-i dava” yapabilme hakkına sahip iken, suçlular da, “redd-i hakim” isteme hakkına sahiptirler.

3. 2. KISSALARDA F U R U – İ F I K I H L A İ L G İ L İ H Ü K Ü M L E R

İslam hukukunda furu-i fıkıh şeklinde isimlendirilen ve içerisine İbadet, Muamelat, Münakehat-Müfarakat ve Ukubat gibi hususların dahil olduğu konularda, kıssalardan elde edilen hükümleri sıralamak istiyoruz.

3. 2. 1. İ b a d e t l e r l e İlgili Hükümler

Kıssalarda önceki peygamberlerin ve kavimlerin bazı ibadetlerinden

bahsedilmektedir. Bir çok peygamberin namaz, oruç, hac, zekat, sadaka, vb. ibadetleri

47 Enbiya, 21/78, 79. 48 Toptaş, a.g.e., s. 5/171 49 Sâd, 38/21.

(26)

anlatılmakla birlikte, bu ayetler birinci derecede huccet sayılmamaktadır. Bu ayetlerin muhatapları ve siygalarının hüküm bildirmemeleri gibi sebeplerle, onların tâlî delil oldukları kabul edilmiştir. Ancak, bazı fer’î meseleler için, kıssalardan hüküm çıkarılmaya çalışıldığı da görülür. İlgili örneklerden tespit ettiklerimiz şunlardır.

3. 2. 1. 1. B e d e n T e m i z l i ğ i

Hz. İbrahim ‘in imtihan edildiğini anlatan “Bir zamanlar Rabbi İbrahim’i bir takım

“k e l i m â t” la sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti. Soyumdan gelenlerde mi? Ya Rabbî deyince, Allah: Ahdim zalimlere ermez, buyurdu.”51 ayetinde geçen “kelimât” kelimesinden alimler vücut etmizliği ile ilgili çeşitli hükümler tespit etmişlerdir. Ayette net olarak belirtilmemiş ise de, ayeti açıklayan hadis-i şerifin de yardımıyla, ayet temizlik konusunda huccet kabul edilmiştir. Bunlardan

İ b n ü’l- C e v z î (v. 597), ayetteki, “kelimât” hakkında değişik görüşler sıralamakta ve Hz.

İbrahim’in imtihan edildiği şeylerin genellikle “temizlik” meseleleriyle ilgili olduğunu bildirmektedir. Bu görüşlerdeki ortak olan noktaları özetlersek şunlardır: “Mazmaza, istinşâk, tırnak kesme, bıyık ve göbek altı tıraşı olma, sünnet olma, misvak kullanma, gusül yapma, Kabe’yi temizleme, şeytanı taşlama, ve sa’y gibi işler. Bunları “ilk defa” yapan peygamber Hz. İbrahim demektir. Ayrıca, Hz. İbrahim hayatında dört büyük olayla imtihan edilmiştir. Bunlar; Hz. Hâcer ve İsmail’i Mekke’ye bırakması, ateşe atılması, Oğlunu kurban etmek istemesi ve sünnet olmasıdır.”52

K u r t u b î (v. 671/1273) de, Yahya b. Said’in , Said b. el Müseyyeb’den naklettiği hadisi delil kabul ederek, ayetteki “kelimât” ı yine beden temizliği ile irtibatlandırır: “Hz.

İbrahim, i l k sünnet olan, ilk misafir ağırlayan, göbek altını ilk tıraş eden, bıyığını ilk defa

kısaltan, ilk misvak kullanan ve suyla ilk “istincâ” edendir.”53 Bu sayılanlardan dördü hakkında Hz. Peygamber (sas); “Haya, koku sürme, nikah ve diş temizliği, bunlar önceki peygamberlerin “sünneti = davranışı, yaşayış biçimi” olduğunu bildirmesi,54 yukarıdaki izahları destekler mahiyettedir. Ayetteki “kelimât” hakkında Kurtubî en sağlam görüşün

İbn Abbas’ tan gelen hadis olduğunu söyler. Bu hadiste Hz. Peygamber (sas); “ Allah, Hz. İbrahim’i, beşi başta, beşi de bedeninde olmak üzere toplam on tane temizlikle ilgili konuda

denedi. Başındakiler; bıyıkları kesmek, mazmaza, istinşak, misvak kullanma ve saç

51 Bakara, 2/124.

52

İbnü’l- Cevzî, Abdurrahman b. Ali b. Muhammed. Zâdü’l-Mesîr fî ‘İlmi’t-Tefsîr, Beyrut, H.1404, I-IX, s. 1/140.

53

Kurtubî, Muhammed b. Ahmed el-Ensârî. El-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân, I-XX, Beyrut,1965, s. 2/97.

(27)

taramaktır. Bedenindekiler ise; tırnak kesme, sünnet olma, kasık ve göbek altı tıraşı, küçük ve büyük abdest mahallini yıkamasıdır.”55

Y a z ı r ise, bu ayetin başındaki “i b t i l â” fiilinin izahını yaparken; “Bir şeyin “ibtilâ= imtihan “ olabilmesi için, onda meşakkat gibi bazı özellikler olmalıdır. Bir taraftan külfet ve zahmeti, diğer taraftan kulda sevab veya ‘ikab olan ef’âl ve hâlâtın zuhurunu müstelzim terbiyevî bir hasleti mutazammın olmalıdır. “Kelimât” ise, haccın yapılışı ve Kâbe’nin temizliği ve namazgah edinilmesi gibi şeylerdir,”56 demekte, o da, bir yönüyle konuyu temizliğe getirmektedir. Kelimât hakkında tefsirlerde zikredilen ve yukarıda sıraladığımız görüşleri, E s e d (v.1992) “spekülasyon” olarak niteler ve; ”Kur’an onları açıkça belirtmediği için burada kastedilenin, sadece Hz. İbrahim’in Allah’tan aldığı her buyruğa tam bir teslimiyet içinde uyması olduğunu kabul etmek zorundayız” demektedir.57 Kanaatimizce kelimât ifadesinin “soyut” ve “somut” anlamlarda kullanıldığına şahit olmaktayız. Hz. Adem’in dünyaya indirilmesinden sonra, Allah’dan öğrendiği “kelimât” ı anlatan ayette,58 bunların, tevbenin nasıl yapılacağının öğretildiği ayetler 59 olduğu zikredilir. Bu ayetteki “kelimât”, Hz. Adem’in Allah’a nasıl hitab edeceğini bildiren cümlelerin oluştuğu ve “kelime”nin çoğulu olan “kelimeler”i kastetmektedir. Ancak, yukarıdaki ayette geçen Hz. İbrahim’in imtihan edildiği “kelimât” ın mahiyeti ise kavranamamakta ve Hz. Peygamber (sas)’in, Hz. İbrahim’in ilk defa yaptığı şeyleri anlatan hadisinin, bunları ifade edip etmediği hakkında da bir netlik bulunmamaktadır. Aslında hadis-i şerif, beden temizliği ve temizlenecek bölgeler hakkında bilgi ve kaynak açısından yeterlidir. Alimlerin, bu ayeti bu konu ile irtibatlandırmalarının ise, ayetin bizzat kendi dediği değil, onların yorumlarıdır. Yorumlar ise, nass değildirler.

Öte yandan, Hz. İbrahim’in hayatında, sade bir beşerin tahammül edemeyeceği derecede ve değişik suretlerde imtihanın olduğu bir vakıadır. Bunlardan, sadece oğlunu kurban etme hadisesi bizzat Kur’an’da “b e l â ü n m ü b î n =büyük imtihan”60 olarak nitelendirilmiş, onun diğer imtihanları da kısmen, bu “kelimât” bağlamında telakki edilebilir. Sonuçta, Hz. İbrahim’in beden temizliğine delâlet ettiği söylenen bu ayetin mahiyetini ancak Allah bilir denilmelidir.

55 Müslim, Tahâret, 56 ; Ebu Davud, Tahâret, 29.

56Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi. Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, 1979, I-IX Cilt, s. 1/490. 57

Esed, Muhammed. Kur’an Mesajı, Meâl-Tefsîr, İstanbul, 1999, (Terc: Cahit KOYTAK, Ahmet ERTÜRK), s. 34.

58 Bakara, 2/37. 59 A’râf, 7/23. 60 Saffât, 37/106.

(28)

Bir sonraki, Kabe’nin temiz tutulmasını isteyen ayetten ise61; özel manada Kabe’nin, genel manada da mescidlerin temiz tutulmasının zorunlu olduğuna bir delâlet vardır, demek mümkündür. Ayrıca, Kabe’nin temiz tutulmasının emredilmesi, insanların maddi kirlerinden de temizlenmeleri gerektiğine bir işaret olabilir. Bu sebeple, alimlerin “kelimât” ı temizlikle irtibatlandırdıkları anlaşılmaktadır. Kabe’nin temizliğinin mahiyeti hakkında T o p t a ş ; Kabe’yi Hz. İbrahim önce putlardan temizlemekle, sonra kini kötü insanları temizlemekle, bir de maddî pisliklerden yani insanların meydana getirdiği pisliklerden temizlemekle görevlendirildiğini,”62 belirtir.

3. 2. 1. 2. Uryan Vaziyette Yıkanmak

Hz. Musa’nın kavminin yaptığı gibi Hz. Peygamber’e eziyet edilmemesini öğütleyen kıssa ayetinin tefsirinden, Hz. Musa’nın yıkanması ilgili ile bazı bilgiler elde edilerek, çıplak yıkanmaya delil getirildiği görülür.

Hz. Musa (as), kavmiyle beraber toplu halde yıkanmaz, kavmi de onun vücudunda bir hastalık olduğu ve diğer insanların bunu görmesini istemediği için böyle davrandığı iddialarına karşılık, Allah’ın onun durumunu temize çıkardığı ayette şöyle anlatılır : “Ey

İman edenler ! Siz de Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah O’nu, dedikleri şeyden temize çıkardı. O Allah yanında şerefli idi.”63 Ayette, Hz. Musa’ya bir eziyetten

bahsedilmekte, fakat mahiyeti bildirilmemektedir. Aynı ayetin tefsirinde ise, “İsrailoğulları çıplak vaziyette guslettikleri için Hz. Musa’nın bundan kaçındığı, kendileriyle birlikte ve çıplak gusletmeyenlerin, hakkında kusurları olduğu için yıkanmadığı şeklindeki dedikodulara karşılık, onun vücudunda her hangi bir noksanlık olmadığını kavmine göstermiş ve onu böylece temize çıkardığı”64 şeklinde Hz. Peygamber’den nakledilen bilgiler yer almaktadır. Bu rivayet Yahudilerin çırılçıplak beraberce yıkandıklarını, birbirlerinin avretine baktıklarını göstermektedir. Onlar, kendilerinin bu hayasızlığına katılmayan Hz. Musa'yı bir kısım dedikodularıyla rahatsız ediyorlardı. Ancak, Cenab-ı Hakk Hz. Musa'yı tebrie ederek, bu çeşit davranışlarla Peygamberlerini üzmemeyi mü'minlere ihtar etmektedir.

Bu ayetin lafzında yer almasa da, tefsirlerinde zikredilen Hz. Musa’nın kendi başına yıkanırken uryan durmasından hareketle, İslam alimleri, kişinin tek başına kapalı bir alanda

61 Bakara, 2/125.

62 Toptaş, Mahmut. Şifa Tefsiri, I-VIII, İstanbul, 1993, s. 1/250. 63 Ahzâb, 33/69.

Referanslar

Benzer Belgeler

“el-Keşf ve’l-Beyân an Tefsîri’l-Kur’ân” ile “Kitâbu’l-Arâis fî Kısası’l-Enbiyâ” isimli eserleri olmak üzere birçok eser telif etmiştir. Hicretin ilk

el-Ezdî lügatle tefsir yaparken zaman zaman Kur’an’ın Kur’an ile tef- sir metoduna başvurarak yaptığı tefsirleri teyid etmeye

RESUL KUR’AN’NIN KUR’AN TEFSİRİ OLAN DİP NOTLARIN ALTINDAKİ İLAVE DİP NOTLAR, KUR’AN’DAKİ DİN İLE UYDURULAN DİN ARASINDAKİ O KONUDAKİ FARKIN SERGİLENMESİ

Ata arasında Büyük Günalı ve İman konuları çerçevesinde ortaya çıkan bir fikri ayrılığın ilk ayrışma ve kırılmaya dönüştüğünü ifade etmektedir.s

Tashîh-i hurûf, Kur’an-ı Kerim’i yüzünden ve ezberden güzel okuyabilmeyi öğreten en güzel metottur. Bu bölümde bunu gerçekleştirmek amacıyla uygulamalı

(Kur’qn’da yada Arapça’da sesli harf vardır. Arapça’nın bozukluğunu bir türlü anlayamadılar. Görünenle söyleneni bir türlü ayıramadılar. Arapça ‘da sesli harf yok

Türkçe ilk Kur’an çevirilerinde pänd turur (F.); ol Ķur’ān Ǿibret erür pārsālarġa yaǾnį pend erür (Ar.+F.); ögütlemek (T.); Ķurǿān naśįĥatdur (Ar.);

"Âhiret Âlemi" denir. Bütün semâvi dinlerde olduğu gibi en son ve en mükemmel din olan İslâm'a 9 göre, meydana geleceği âyet 10 ve bütün ümmetin fikir birliği