Sosyo-Ekonomik Yapının Siyasal Parti Yönetimi ve Liderliğ

Belgede İktidar olmuş siyasal partilerde yönetim, liderlik ve lider değişimi: II. Dünya Savaşı sonrası G-8 Ülkeleri ve Türkiye (sayfa 158-162)

9. G-8 ÜLKELERĠNDE VE TÜRKĠYE’DE SĠYASAL PARTĠ ÜST

8.1. Sosyo-Ekonomik Yapının Siyasal Parti Yönetimi ve Liderliğ

“Sosyal yapının” sözlük anlamı “İçinde sosyal ilişkilerin, sosyal olayların

meydana geldiği, sosyal grupların ve kurumların yer aldığı toplumun şekil ve çerçevesiyle ilgili dış görünüşe sahip olan bir sosyal varlık, toplumsal yapı, sosyal bünye” Ģeklinde tanımlanmıĢtır (Türk Dil Kurumu, 2010 d). Sosyal yapı kavramını

ilk kez Herbert Spencer kullanmıĢtır. Radcliffe- Brown, sosyal yapıyı bireyler arasındaki bütün iliĢkiler olarak görmektedir. Radcliffe- Brown’un bireysel yaklaĢımının yanı sıra Ginsberg sosyal yapının toplumu oluĢturan temel grup ve kurumlardan meydana geldiğini belirtmektedir. Diğer bir yaklaĢım ise Nadel tarafından ileri sürülmüĢ ve sosyal yapının temeline bireyler arasındaki iliĢkilerde bireylerin aldıkları rolleri yerleĢtirmiĢtir (Gökçe, 2007: 2,3)

Sosyal yapı içinde meydana gelen olaylarda yer alan aktörler, ister bireysel isterse kurumsal alanda olsun belirli roller alırlar. DoğuĢtan itibaren aldıkları eğitim ile aileden öğrendikleri gelenek ve görenekleri yansıtan bireyler ile bireyler tarafından oluĢturulan kurumların, kendi rol ve değer yargılarını yansıttıkları alana “Kültürel Yapı” (Manevi) adı verilmektedir. Bireylerin ve kurumların duygu ve davranıĢ ve değerlerini, aldıkları rollerle birlikte yaĢadıkları alanın dıĢ çevresini oluĢturan ülke, kent ve köylere ise “Fiziksel Yapı” (Maddi) adı verilmektedir. Siyasal

iktidarlar, sosyal yapı etkenlerinin kendi içinde ve birbirleriyle olan iliĢkisinden doğrudan etkilenir. Sosyal yapıyı oluĢturan etkenleri; nüfus, çevre ve yerleĢim yeri, sınıflar, eğitim, hukuk, aile ve din olarak belirtmek mümkündür. Bu temel etkenler siyasal alanda da etkilidir.

Nüfusun nicel özelliğinin yanı sıra, nüfusu oluĢturan bireylerin yaĢ ve cinsiyetleri siyasal davranıĢlarda farklılaĢmalara neden olmaktadır. Gençler yaĢlılara karĢı daha çok değiĢime ve yeniliğe yönelik tutum sergilerler. YaĢlılar ise tutucu eğilimlere sahiptirler. Bunun sebepleri gerek psikolojik ve gerekse sosyolojik anlamda açıklamasını bulmuĢtur. KuĢaklar arasındaki tutum farklılaĢmasının temelinde bireysel enerji gelmektedir. Gençlikte sahip olunan enerji, değiĢikliklere daha kolay ve rahat bir uyum gösterilmesini sağlar. Ancak yaĢın ilerlemesiyle birlikte enerjisi azalan kiĢi değiĢikliklere uyum göstermenin yerine mevcut durum içinde yaĢamayı tercih eder. Ayrıca yaĢı ilerlemiĢ kiĢilerde, yıllar boyunca elde ettiklerini değiĢimle birlikte kaybedebileceği korkusu, onları değiĢikliklere karĢı tavır almasına neden olmaktadır. Gençlerin eĢ ve çocuk gibi etkenlere bağlılıklarının olmaması ve toplumda henüz yeterli sorumluluk almamıĢ olmaları, onların değiĢikliklere çabucak uyum göstermelerini sağlar. Dolayısıyla genç nüfusu fazla olan ülkelerde siyasal davranıĢlarda değiĢimler kolaylıkla yaĢanmaktadır. Willy Brandt kendisinin sosyal demokrat olmasına karĢın, oğlunun komünist olduğunu söyleyen gazeteciye “On sekizinde komünist olmayan, otuz beşinde iyi bir sosyal

demokrat olamaz” Ģeklinde cevap vermiĢtir (KıĢlalı, 2008: 157,158).

YaĢ unsuru kuĢaklar arası tutum değiĢikliğinin yanı sıra ekonomik anlamda, iĢgücü açısından siyasal davranıĢlara etki yapar. Genç nüfusa sahip ülkeler daha fazla iĢgücüne sahip demektir ve aynı zamanda ülkede mevcut iĢgücünün ihtiyacını karĢılayacak, istihdam sağlayacak yatırımların yapılmasını gerektirir. Ekonomik anlamda gerekli önlemleri almayan bir siyasal iktidarın, açıkta olan iĢgücünün tepkisini çekmesi kaçınılmazdır. Siyasal iktidarlar ve diğer siyasal partiler kendi programlarını yaparken sahip olunan iĢgücüne yönelik düzenlemeler yapmak zorundadırlar.

Kadınların erkeklere oranla siyasal katılımlarının daha az olması kadın erkek eĢitsizliği ile açıklanabilir. Kadınların biyolojik, ekonomik ve psikolojik nedenlere dayandırılan eĢitsizliği siyasal katılımlarının önünde en büyük engeldir.

Erkek etkenli feodal veya kırsal yörelerde kadınların erkekler arasında siyaset yapması, onlarla aynı ortamda siyasetçi kimliği ile bulunması ve erkeklerin bildiği bölge sorunlarına çözüm bulacak kiĢi olarak bulunması karĢı cins için düĢünülemez bir durumdur.

Kadınlar oylarını ülkenin geliĢmiĢlik düzeyine bağlı olarak genellikle kocalarının siyasal tercihleri yönünde kullanmaktadır. Bu tutum daha çok az geliĢmiĢ veya geliĢmekte olan ülkelerde görülürken, geliĢmiĢ ülkelerde eğitim unsurunun kadınların oy kullanmasında etkili olduğu görülmektedir. Kadınların genellikle güçlü olan partiyi, tutucu ve dinci partiyi destekledikleri görülmektedir (KıĢlalı, 2008: 168,169).

Nüfus, kentleĢme ve eğitim etkenlerinin birbirleriyle bağlantılı yönleri bulunmaktadır. Nüfusun hızla artması kırsal kesimde yaĢayanların kaynak sıkıntısı yaĢamaları sonucu kente göç etmelerine neden olur. Hızlı bir kentleĢme ise beraberinde kent sorunları ile birlikte eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların karĢılanmasında siyasal iktidarları ve yöneticileri çözümler bulmaya yöneltir. KentleĢmeyle birlikte kentlerde yaĢanan sıkıntılar, bireyler arasındaki iletiĢim, yazılı veya sözlü bilgiye ulaĢmada yaĢananlar kırsal kesime oranla daha fazladır. Dolayısıyla kentlerde yaĢayanların siyasal anlamda değiĢime açık oldukları görülür. Bunun yanında kırsal kesimde ise tutuculuk daha fazladır ve değiĢime kapalıdırlar. Ancak kentlerde yaĢayanların birçoğunun kırsal kesimden göç ettikleri ve kırsal kesimle mutlaka bir bağlarının olduğu unutulmamalıdır. Kentlere daha çok genç nüfus iĢ bulmak ve çalıĢmak amacıyla gelmekte ve aile büyükleri ise kırsal kesimde ikamet etmektedir. Eğitim düzeyinin düĢüklüğü, gelenek ve göreneklere bağlılık ve dine saygı, yüz yüze iletiĢim, dayanıĢma duygusu ve kaderci eğilimler kırsal kesimin özellikleri olup bu özelliklerin siyasal tercihlere yansıması tamamen ataerkil bir yapıya sahiptir. Kırsal kesimde seçmen kitlesinin üzerinde aĢiret ve aile reisleri ile kanaat önderleri ve din adamlarının etkisi belirgindir. Bölge seçmeni bu kiĢilerin sözlerinden dıĢarı çıkamadıkları için siyasal katılımda ve tercihlerde sürekli olarak onların söyledikleri veya iĢaret ettikleri parti veya kiĢiler ön planda olur.

Kentlerde iletiĢimin çok boyutlu olması ve kitle haberleĢme araçlarının herkese ulaĢması, eğitim seviyesinde olumlu geliĢmeler bireyler arasındaki iliĢkileri artırır ve kitlesel birliktelikler, farklı düĢünceler kentsel ortamda hayat bulurlar.

Böyle bir ortamda bulunan kiĢi kendisini soyutlayamaz ve etkileĢime daima açık olur. Siyasal katılım ve tercihlerde kentsel nüfus, değiĢime açık bir durumda kararlarını kendisi verir. Kentli birey aile bağlarından daha çok, etkileĢimde bulunduğu grupların fikirlerine göre hareket eder.

Kentsel ortamda bulunan bir diğer grup ise toplum tarafından dıĢlanan kiĢilerdir. Toplum tarafından dıĢlanma çocukluk döneminden, ergenlik ve yetiĢkinlik dönemine kadar olan her evrede görülür. Siyasal anlamda özellikle gençlere verilen önem bütün siyasal partilerin merkez ve yerel örgütlerinde gençlik kolları Ģeklinde kendini göstermektedir. Gençlik kollarına genellikle mahalle veya semtlerde aktif olan gençler veya bir baĢka anlatımla, en iyi futbol ve basketbol oynayan gençler veya fiziki gücü nedeniyle çevresine diğer gençleri toplayan gençler seçilmektedir. Bunların siyasal olarak katkısı yadsınamaz. Ancak iyi futbol oynayamayan, ayağının altından topu kaçıran ve dıĢlanan gençler, giremedikleri gruplar için olumsuz anlamda düĢünceler geliĢtirirler ve seçmen olarak kendisini dıĢlayanların etkin olduğu siyasal hareketin karĢısında tavır alırlar, dolayısıyla kenarda köĢede kalmıĢ ve dıĢlanmıĢ tüm gençlerin mutlaka tespit edilip kazanılması gerekmektedir.

Ekonomik etken özellikle sınıfsal ayrılığın olduğu ülkelerde siyasal arenayı farklı ideolojilere sahip gruplar arasında ayrıĢtırır. ĠĢçi sınıfı, burjuva ve sermaye kesiminin siyasal anlamda bulundukları yerler farklılık gösterebilir. Ancak küreselleĢmeyle birlikte iĢçi sınıfının kendi haklarını tamamen kullanabileceği bir siyasal ortam bulunmamakta ve iĢçi sınıfının büyük bir kısmı muhafazakâr değerlere yönelerek, mevcut düzenin korunmasından yana tavır almaktadır. Ekonomik değerler hususunda ülke zenginliğinden çok, bireysel zenginliğin siyasal tercihlerde etkisi daha çoktur. Ülkenin zengin olmasıyla birlikte yaĢam koĢullarını ve refahın artması, ülke insanını siyasal anlamda farklı maceraları aramaya yönlendirmez. Ancak toplumun bütün kesimlerinin aynı gelir seviyesinde olması kesinlikle beklenemez. Dolayısıyla ülke içinde farklı gelire sahip gruplar mutlaka olacak ve her birinin farklı siyasal tercihleri olacaktır. Varlıklı kesimler ülkede mevcut düzenin değiĢmemesi ve kendi iĢ düzenlerinin bozulmaması için farklı arayıĢlara girmezler ve siyasal tercihlerini ona göre yaparlar.

Üretim düzeyinin yüksek olması bireylerin çalıĢma saatlerinin dıĢında kendilerine daha fazla zaman ayırmasını, eğitimin daha kaliteli ve etkili olmasını

sağlar ve eğitimin yükselmesi ile birlikte teknolojinin kullanımı artar. Teknolojinin artan Ģekilde kullanılması sanayinin geliĢmesini ve üretimin çoğalmasını sağlar. Bütün geliĢmeler ülkenin refah seviyesinin artmasını sağlarken bireylerin kültürleri ve siyasal tercihlerinde yansımasını bulur.

Belgede İktidar olmuş siyasal partilerde yönetim, liderlik ve lider değişimi: II. Dünya Savaşı sonrası G-8 Ülkeleri ve Türkiye (sayfa 158-162)