Söz konusu isimlerden
ٌُلَعْفَأ
vezninde olanٌُلِكْفَأ , ٌُلِم ْزَأ , ٌعَدْيَأ ve ٌُعَب ْرَأُ
ma'rife oldukları zaman gayri-ı munsariftirler. Çünkü ma'rife, dile daha ağır gelir. Nekre durumunda munsarif olmalarının sebebi ise, fiillere uzak olmalarıdır. Ayrıca ma'rife durumunda fiillere benzedikleri için, bunları munsarif saymamaları da, marifeliğin, dili konuşanlar nezdinde daha ağır olmasındandır. Şurasını da bilmek gerekir ki, buءاي
veفلأ
harflerinin ikisinden biri, dört harften oluşan bir kelimenin başında geldiği takdirde kesinlikle fazladır. Nitekim kendisinden türeyen bir fiili olmasa bileٌُل كْفَأ
benzeri çekimi yapılan bir isim yoktur. Fazla olduğunu gösteren şey ise bunun diğer ziyade harflerine nispeten üçlülere ek olarak gelmesidir ve bu kelamda daha yaygındır,ءاي
harfi de böyledir. Eğer bunu böyle kabul etmezsek, bunun sonucu olarakٌُل كْفَأ
kelimesini sarf etmeli (çekmeli)yiz. Ayrıcaُ ة َزاَج ِ رلا
veُ ةَباَب ِ رلا
konumundaki fiili olmayan kelimeleriُ ة َرْطَمِقلا
veُ ةَلْمَدِهلا
kelimeleri ile aynı konumda görmek gerekir. İşte buفِلأ
veءاي
harfleri, üçlü fiil kalıplarına zâid harf olarak sıkça girer.ٌُقَل ْوَأ
örneğinde olduğu gibi. Burada fazla olan harf vâv’dır, böylece açık bir şekilde geldiği sürece bu iki harf ziyade harflerdir.ٌُقُْو لأَمُ َو هَفُ ل ج َّرلاُ َقِلأُ ْدَق
cümlesini de bunun kanıtı..olarak.görebiliriz.Eğer
ُ ٌقَل ْوَأ
kelimesinin durumu bizim açımızdan netlik kazanmış olmasaydıُ لَعْفَأ
ile aynı muameleyi görürdü. Çünkü bu bakımdanُ لَعْفَأ
veznindeki kelimelerُ لَع ْوَف
vezninde olanlardan daha fazladır. Eğer söz içindeٌُلَلْكَأ
veٌُقَقْيَأ
gibi kelimeler geçer ve bunlarla bir şahsı adlandırırsak, bu kelimeler sarf olunurlar. Çünküلَعْفَأ
vezninde olsaydı, birinci harfin cezimli ve idğamlı olmaktan başka şansı olmazdı.ُ ل َّوَأُ
kelimesi ise,ُ لَعْفَأ
veznindedir.ُ َو هُ
ُ هن ِمُ ل َّوأ
(O, ondan daha öncedir); ayrıca 'ُ هْن ِمَُل َّوأِبُ ت ْر َرَم
/ (Ondan daha önce olana uğradım) ve 'ىَل ْو لأا
' örnekleri bunun kanıtıdır. Diğer yandan, eğerُ ٌب بْلأ
kelimesini bir şahsı adlandırmak için kullanırsak, bu kelime gayr-ı munsarif olur. Anlamı daٌُب بْلأُِهيلع
(başında aklı var / akıllı) şeklinde olur. Çünkü bu kelime,ُُّبُّللا
(beyin, akıl) sözcüğünden gelir, vezni deل عْفَأ
'dur. Eğer anlamı bu şekilde olmazsa, vezniٌُل لُْعَف
olur. Araplar şöyle der:َُكاَذُ ْتَمِلَعُْدَق
Burada
ءات
harfinin ziyade olmasının sebebi de, dört harften oluşan ve ilk harfi ziyade olmayan bu yapıda bir sözcüğün kelamda (cümle yapısında ) olmamasıdır. Çünkü kelamdaٌُل لْعَف
yapısı yoktur. Bunun bir benzeri deُ ب ت ْرَت
veُ بَت ْر ت
'dur; ayrıcaُ بُ ت ْر ت
da denebilir. Nitekim bunlar da gayr-ı munsariftirler. Her kimٌُب ت ْر ت
derse sarf etmiş olur. Çünkü ilk harfi ziyade olsa bile, fiil benzeri olmaktan çıkmıştır. Yine benzer şekildeُ أ َرْد تلا
örneğini verilebilir. Bu kelimeُ تْأ َرَدُ
fiilinden gelir. Ayrıca bunaُ لَفْت تلا
kelimesini de ekleyebiliriz. Bazı Araplarınُ ل فْتَّتلا
demesi ve kelamda 'ُ ر فْعَج
' gibi bir şeyin olmayışı da bunun ispatı niteliğindedir. Buna benzer bir diğer örnek de, bir şahsıُ بَلْاَت
olarak adlandırmamızdır. Çünküُ لَعْفَت
veznindedir. Zebra’yaُ لِعْفَي
veznindeُ بِلْأَيُ َبِلأ
denmesi ki bu kelime avını kovalamak anlamına gelir. Bu hayvana 'ٌُبَلْاَت
' denmesi de bundan dolayıdır.ٌُلَشْهَن
veٌُبَل ْوَت
şeklinde gelen kelimelerse bize göre, açık bir şekilde geldiği sürece aynı harfler bakımından munsariftirler.Ayrıca Arapların bunu böyle yaptıklarına sık rastlanır. Çünkü zâid olma bakımından
ءات
veنون
harfleri,فلأ
veءاي
harfleriyle aynı konumda değildir. Ayrıca ilk ikisi, ziyade harfler olarak son ikisi gibi kelamda yaygın değildir. Eğer bunu bu şekilde kabullenmezsen ,ًُلَشْهَن
[ veًُاَرَسْهَن
] kelimelerini sarf etmemen gerekir. Bu da birçok arabın, ayrıca el-Halîl'in ve Yûnus'un kavli uyarıncadır. Diğer yandan bir kişiyiُ دِمْثِإ
olarak adlandırırdığımızda, bu kelimeyi çekime uğratamayız. Çünküُْب ِرْضِإ
fiiline benzemiş olur. Benzer şekilde bir şahsıٌُعَبْصِإ
olarak adlandırırsan, bunu da çekmezsin. Çünkü bu daُْعَنْصِإ
fiiliyle benzerlik arz eder. O şahsıٌُم لْب أ
şeklinde adlandırdığımız zaman, bu kelime yine sarf edilmez. Çünkü bu daُْل تْق أ
'e benzer. Bu örneklerde, söz konusu zâid harfفِلأ
olduğu için ,ٌُب ت ْر ت
ve benzeri örneklerdeki uygulamaya gerek kalmaz. Bu da, el-Halîl ve Yûnus'un ifadesine göredir. Bu isimlerin bu şekilde değerlendirilmelerinin altında yatan sebepse onlar nezdinde, isimlerin bu yapıda olup da başlarında ziyade harfler almalarının esasa aykırı olmasıdır. Görüldüğü gibiُ لَعْفَت
veُ لَعْفَي
vezinleri isimlerde az bulunur. Bu yapı esas olarak fiile hastır. Bu bakımdan; bu isimler, tenvin eklemenin ağır sayılacağı bir konumda olunca, bu yapıya daha lâyık olanda (fiilde) ağır olduğu kanaatine vardıkları şeyi, yani tenvini burada da ağır bulurlar. Tenvinin ağır bulunduğu konum da ma'rife konumudur. Ma'rife durumunda sarfolarak sıfatlarda daha çok bulunması, sıfatın fiile yakın olmasından/benzemesinden kaynaklanır.
Eğer bir şahıs ilk harfleri zâid olan bir fiille isimlendirilirse
رمعيُ،ُبلغتُ،ُركشيُ،ُديزي
gibi onu sarf etmemek gerekir. Çünkü gayr-ı munsariftir. Bu tarz örnekleri sarf etmemek daha uygundur ki bu isimlerin durumu, en fazlaٌُب ضْنَت
veٌُعَم ْرَي
isimlerinin konumu gibidir. Bu bahiste değindiğimiz bütün örnekler nekre durumunda munsariftirler ve sarfa uğrarlar. “Niyeُ دْيزَي
kelimesini nekreyken sarf ediyorsunuz,ُ رَمْحَأ
kelimesini nekreyken isim olma durumunda sarf etmemize engel olan şey, fiile benzemesi miydi?” diye sorulduğunda sebep şu cümleler ile ifade edilebilir;ُ رَمْحَأُ
kelimesi isim olmadan önce, fiil konumunda bir sıfat idi. Eğer isim olur da sonra yeniden onu nekre konumuna getirirsen, sıfat olduğu duruma tekrar onu dönüştürmüş olursun.ُ دْيزَيُ
ise, tenvinin ağır sayıldığı bir durumda isme dönüştürüldüğünde, isim olmadan önceki durumda ağır kabul edilen şey sonraki durumda da ağır kabul edilir. Böylece onu nekreye dönüştürdüğünde, isim olmadan önceki haline geri dönmedi. Oysaُ رَمْحَأ
hâlâ bir isimdir. Bir kişiyi eğerُْب ِرْضإ
,ُْل تْق أ
veyaُْب هْذِإ
şeklinde isimlendirirsek, bunları sarf edemeyiz. Ayrıca kelimeyi isim konumuna getirmek için, baştaki elif harflerini elif-i kat'a dönüştürebiliriz. Çünkü bu kelimelerin önceki hali üzerinde değişiklik yapılmıştır. Nitekim bu isimler merfu' ve mansub yapılabilir. Çünkü isimlere, elif- i vasl gelmediği için onlara elif-i kat' eklenir.Bununla ilgili
ٌُمسِا
veٌُنْبِا
kelimeleri de, fazla sayıdaki isimlere nispeten az bir oran teşkil ettiğinden, bu konu için hüccet sayılmaz. Ayrıca bunun gibi bir şeyin isimlerde mümkün olmadığını ileri sürerek, bu kelimelerin yapılarınıٌُب ْر ضُ
veُ ٌب َر ْوَض
şeklinde değiştirme yoluna gidemeyiz. Çünkü isimlerde bulunmayan bir yapıyla da adlandırma yoluna gidilebiliyor. Ancak şu var kiٌُدَمْثِإ
,ٌُعَبْصِإُ
veٌُم لْب أ
gibi isimlerde olduğu gibi, ağır olduğunu varsaydığımız tenvinin yukarıdaki örneklerde de ağır olduğuna karar verirsen, en kötü ihtimalde bu son örneklerle karşılaşırız. Bu harflerden hiç birisiُ ئ ِرْمِا
kelimesi konumunda değildir. Çünküُ ئ ِرْمِا
kelimesindekiفللأا
harfininٌُأ ْرَم
,َُأ ْرَم
veُِء ْرَم
kelimelerindekiُ
ميم
harfini cezimli yaptıktan sonra eklenmiş gibi bir hali var. Böylece -tıpkıٌُنْبِإُ
kelimesinde ve emir olanُْب ِرْضِإ
kelimesindeفللأا 'leri bıraktığımız gibi- ُُميملا
harfini cezimli yaptıktanُ ئ ِرْمِا
şeklinde isimlendirirsek, olduğu gibi bırakırız. Çünkü bu kelimeyi isimden isme taşımış oluruz. Ayrıca lafzı da fiilin lafzına benzemediği için sarf ederiz.Sıkça görüldüğü gibi bazen
ٌُؤ رْمِا
, bazenُ ئ ِرْمِا
ve bazen deًُأَرْمِا
deriz. Fiil açısından böyle bir durum ise söz konusu değildir. Öte yandanُْب ِرْضِإ
veُْل تْق أ
kelimelerinden isim yaparsak, isimlerle aynı muameleye tabi tutulmaları zorunlu olur. Çünkü bu durumda, bir fiil, isme dönüştürülmüş olur. Eğer o kişiyi 'ٌُقلِطْنِا
' olarak isimlendirirsek, elif harfini kat'a dönüştüremeyiz. Çünkü bu da bir ismi diğer isme taşıma durumudur. Bilinmesi gereken bir nokta da ilk harfi zâid olan ve fiile benzemeyenٌُتْيِلْصِإ
,ٌُب ْو لْس أ
veٌُت ْو بْنَي
[veٌُض ْو ضْعَت
] gibi her isim munsarif olmasıdır. Ayrıca bu örneklerdeki gibi fiilden türemiş benzerleri de, örneğinٌُب ْو رْضَي
,ٌُبْي ِرْضِإ
veٌُبْي ِرْضَت
– kelimeleri de munsariftirler. Çünkü bunlar ne bir fiil, ne fiile benzeyen bir isimdirler ve ne deُ رَم ع
konumundadırlar.ٌع ْو ب ْرَي
kelimesini çekimli okuruz. Buna göre, eğerٌُب ْو رْضَي
kelimesiُ ب ِرْضَي
ile aynı konumda olsaydı sarf edilmezdi. Ayrıca bir şahsıَُقْا َرَه
olarak isimlendirirsek bu ismi çekmeyiz. Çünkü buءاهلا
harfi,فِلَُلأا
konumundadır ve fazladır. Bunun bir benzeri deُْق ِرَهُ
'dir kiُْمِقَأ
konumundadır.Bir kişiyi
ٌُل عْاَفَت
vezninde olanٌُب رْاَضَت
şeklinde isimlendirir ve sonra daُ ب ِرْيَض ت
olarak küçültürsek bu kelimeyi de sarf edemeyiz. Çünkü konumu açısındanُ بِلْغَت
kelimesiyle aynı olur ve Arapların bürün dillerinde [ tıpkıُ دْنِه
kelimesini küçülttüğümüz zaman ortaya çıkanُ ةَدْيَن ه
’nin hiçbir şekilde sarf edilmemesi gibi ] sarf edilmez. Bir kişi ismi olanُ لِدْا ِجَأُ
da aynıdır [çünkü küçülttüğün zamanُ لِدْيَج أ
oluyor ve bu daُ حِلْيَم أ
gibidir. Bir kişiyiُْق ِرَه
şeklinde adlandırırsan,َُءاجُْدَقُ قْيُِرَهُْاَذَه
dersin ve bu kelimeyi sarf etmezsin].5.3. ُ لَعْفَأ Kalıbının Bazı Lehçelerde Sıfat, Çoğunlukla da İsim Olduğu Yerler
Buna örnek olarak ;
ٌُلَدجأ
,ٌُلَيخأ
,ًُىعفأ
verilebilir. Bunlar, böyle geldiklerinde isme örnektir, bazıları da sıfata örnektir. Çünküٌُلْدجلا
“ahlakın kötü olması” mânâsı taşır ve böylelikle bu kelime Araplar nezdinde "aşırı, sert, şiddetli" anlamındakiٌُديِدش
mesâbesindedir.ٌُلَيْخأ
ya gelince, bunu renk için “benekli” anlamındaليخ
dan bir cüz yaparakُ لعفأ
vezninden sayarlar. Böylelikle deٌُلَيْخأ
kelimesi, “kanatları siyah, gövdesi yeşil birbiriyle zıt renkli” bir kuşu isimlendirmek için kullanılmış olur. Bu minval üzereُ ًىعفأ
'ya değinecek olursak bukelimenin ne fiili ne de masdarı olmamasına rağmen, kendisi arapların nezdinde sıfatmış gibi amel eder.
ُ مَهْدأ
'e gelince, bununlaَُديَقلا
'ı kastedersek,ُ د َوْسلأا
ileةَّيحلا
'yi ,ُ مَق ْرلأا
ileة يحلا
' yi kastedersek nekre olsun marife olsun bu kelimeleri; yani,ُ مَهْدأ
,ُ دوْسلأا
,ُ مَق ْرلأا
’ı sarf etmeyiz. Bu konuda Araplar aynı görüştedir. Sîbeveyhi’ye göre “Bunu sarf ederim çünkü benُ مهادَأ
, veُ مقارَأ
derim, bu kelimeleri bu şekilde kullanabilirim” denecekseُ ق ِرَابأُ,ُ حَطْبلأا
veُ حِطابلأا
,ُ ع ِراجأ
‘ta da aynı şeyi demek gerekir. Ancakَُق َرْبلأا
sıfattır. Bunun gibi derler ki,ٌُسْيت
“keçi” anlamına gelir ve renginde siyahlık ve beyazlık bulunan “keçi” anlamında ;ُ ٌسيت ق َربأ
şeklinde olur ,ُ ق َربأ
kelimesi de renk anlamında kullanılır. Yineُ حَطْبلأا
kelimesi, vadideki kümbetleri isimlendirmek için mekân adı olarak görev yaptığında,ُ ع َرْجلأاُُ
kelimesi belirli bir çöldeki yüksek bir yeri ifade için mekân ismi olarak kullanılırsa - kiٌُُُُع ِرَجٌُُُناكمُُُ
”ufak bir yer” şeklinde bir kullanım vardır- yukarıdaki gibi bir durum söz konusu olur.Fakat sıfat onların sözünde daha yaygın olup ve onunla isimlere ihtiyaç duydukları için kullanılmış olması muhtemeldir.
ُ ثغْبلأا
kelimesinin renk anlamında kullanıldığı zaman, onun isim yapan bir sıfat olması buna örnektir. Arapların sözlerinde bunun sıfat olarak kabul gördüğü kuvvetle muhtemeldir ki ;ُ ءاحْطَب
,ُ ءَاع ْرَج
,ُ ءَاق ْرب
kelimeleri, tıpkıُ رَمْحأ
kelimesinin müennes gelmesi gibi müennes kalıpta gelirler.5.4..َُكْنِم..ُ لَعْف ..Kalıbı َُأ
Sîbeveyhi’ ye göre
َُكُْنُِم
ُ لَُعُْفأ
‘yi sarf etmemenin tek sebebi, onun sıfat olmasından başka bir şey değildir. Eğer bir kişiyiُ لَُعُْفأ
veznindenَُكُْنُِم
ُ لَُعُْفأ
kalıbı dışında bir kelime ile isimlendirirsek, nekre durumunda bunu sarf ederiz.ُُ رَُبُْكأ,ُُ رَُغُْصأ,ُُ دَُمُْحأ
buna örnektir.Çünkü
ُ رَُغُْصأٌُلُ جَُرَُُاذه
veُ لَُضُْفأٌُُلُ جَُرَُُاذه
demiyoruz. Böyle söyleyebilmemiz içinُ لضفأ
veُ رغصأ
kelimelerinin sıfat durumundaَُكُْنُِمُ لَُعُْفأ
olmaları gerekir. Eğer bir kişiyiَُكُْنُِمُ لَُعُْفأ
'den bir isim ile adlandırırsak, bunu sarf etmeyiz.ُُ عَُمُْجأ
veُُ عَُتُْكأ
‘ya gelince, bu kelimelerle bir kişiyi adlandıracak olursak bu iki kelimeden herhangi bir tanesini ma'rife durumunda değil,ُْكأ
َُعَت
ُْحأ
َُرَم
yerine kullanamayız. Çünküُ َرَمُْحأ
nekre durumda sıfattır.َُعَمُْجأ
veَُعَتُْكأُ
kelimelerinin her ikisi de ma'rife durumunda sıfattır. Ma'rife oldukları için de bu ikisi sarf edilmez, yani gayr-ı munsariftirler.َُعَمُْجأُ
buradaُُْمهُُّلُ ك
ile aynı anlamdadır.5.5. ُ لَعْفَأ Kalıbında Olup Munsarif ve Gayr-ı Munsarif Olan İsimlere Örnekler
Bazılarına göre
ُ
ُ لَُعُْفأ
veznindeki bütün kelimeler ma’rife de olsa nekre de olsa sıfat konumunda oldukları sürece gayr-ı munsariftirler ve yine aynı vezindeki bütün kelimeler isim konumunda ve nekre iseler munsariftirler.ُُ لَُعُْفأ
vezninde olan bütün isimlerle eğer fiil kastediliyorsa, fetha almazlar yani mansub olmazlar. Sîbeveyhi,ُ
ُ لَُعُْفأ
vezninin isim olduğunu ve bu yapının kelamda bulunduğunu iddia etmiştir. İlk meseledekiُُُ لَُعُْفأ
vezninin yeri/durumu da böyledir. Onu sarf etmezsek veُُ لَُعُْفأُ
‘yu nasb etmeyi bir tarafa bırakırsak, o bu durumdaُ لَكفأ
kelimesi ile aynı konumda bir isim olur.ُُ لَُعُْفأ
eğer sıfatsa onu sarf etmezsek, aynı şekilde eğer ma’rife durumunda iseُ لَكفأ
kelimesini de sarf etmeyi terk etmek gerekir. Denilse ki:ُ لعفأٌُُلجرُاذه
şeklinde bir ifade varsa, bu konumda onu sarf etmeyiz. Bunun böyle olmasının sebebi bu kelime ile özel bir vasıflandırma yapılmasıdır. Bu durumda söylenilen gibi olur; yani bütünُُ لَُعُْفأ
veznindekiler asla fetha almazlar. Çünkü bununla özel bir fiile örnek vermiş olunur. Sîbeveyhi de der ki: Konuşmada bütünُُُ لَُعُْفأُ
veznindekileri eğer bununla bir şey vasf edilir ve bu kelime sıfat konumunda olursa, “sarf etmem” ifadesini kullanman uygun değildir. Tıpkı konuşmada bütünَُمَدآ
kelimesini sarf etmem dediğim gibi mi? Böylesi uygun değildir, çünküُ لعفأ
vezni kelamdaُ َمَدآ
kelimesinin yerine geçecek şekilde sıfat olarak yerleşmemiştir/yaygın değildir.Örnek verecek olursak - görüldüğü gibi - ki bir kişiyi
ُُ لَُعُْفأ
vezninden bir kelime ile adlandırırsak nekre geldiği zaman sarf ederiz, çünküُُ لَُعُْفأُ
veznindeki bu kelime ile bir şey nitelemedik; yani sıfat durumunda olmadı. Ancak onu sıfata örnek verdiğin zaman tenvini terk etmelisin, tıpkıًُلَُعُْفأ
ile fiili kastettiğinde bunun nasb edilmesi gerektiği gibi.ُُُ لَُعُْفأُ
vezni sözde/kelamda kullanılan bir fiil olarak bilinmez.ُ ٌلعفأُ ٌلجرُاذه
şeklindeki ifade,ٌُديزُ َلعفأ
şeklindeki sözünle aynı durumdadır. Eğer isim açık şekilde ve dammeli olarak bulunmaz vebunun yanında bir de mevsufu zikretmezsek, bu
ُُ لَُعُْفأُ
vezni ile aynı durumda olmuş olur. O zaman daُُ لَُعُْفأ
veznini sıfata örnek vermek isteyenler, “ُُ لَُعُْفأ
veznindekilerin hepsi sıfattır ve ben bunu sarf etmem” şeklinde bir ifade kullanmaktan men edilmez. Denilir ki: Bu daha önce bahsettiğimiz ile aynı durumdadır.Böyle bir şey uygun oldu ise, bu
ُُ لَُعُْفأ
vezninin, dilde bir şeye örnek olarak değil de apaçık bir sıfat şeklinde gelmesindendir. “Sıfat olması gerekir şeklinde bir ifade kullanmamıza gerek yoktur”; fakat Sîbeveyhi, böyle olmasının sebebi bu veznin sıfat olmasından ötürüdür görüşündedir. Tıpkı kendisinin, “Dildeki bütünَُمَدآ
kelimelerini sarf etme!” dediğinde muhatabın, “çünkü o sıfattır” demesi gibi. Böyle olduğunda, “Bununla sıfat yapmak istedim” şeklinde bir ifade kullanılmaması gerekir ki soran kişi zatenَُمَدآ
kelimesinin sıfat yerinde olmadığını görür. Zira o başlı başına kendisi sıfattır. Buna dayanarak şöyle dersek:ٌُُلجرُاذه
َُف
ُْع
ُ نل
(Bunun iki yönü/tarafı vardır çünkü sen bununla sıfatı kast edersen buُ
َُىلُْعَُف
ُ
vezninden olur ki bu gayr-i munsariftir.ُنَُلُْعَُف
veُ
َُىلُْعَُف
ُ
vezninden değilse onu sarf et.) Burada, kelamda yaygın olarak kullanılan bir sıfat olarakَُىلُْعَُف
vezninden olanlar vardır; ancak "Bütünُ لَُعُْفأ
veznindekiler sıfatsa şu şekilde yap " tarzında ifade edildiği gibi burada daنَُلُْعَُف
vezni veُ لَُعُْفأ
vezni aynı durumdadır. Yaniُ لَُعُْفأ
vezni için geçerli olan gramer kaideleri,نَُلُْعَُف
vezni için de geçerlidir. Aynı şekilde Bütünنَُلُْعَُف
veznindekiler sıfat konumundaysa veَُىلُْعَُف
vezninden olup yineنَُلُْعَُف
vezninde olduğu gibi sıfat konumundaysa onları sarf etmemek gerekir. “َُىلُْعَُف
vezninden olup sıfat konumundaysa” cümlesinin işaret ettiği örnek bize delil olarak yeter.Sîbeveyhi,
ًُىلُْعَُف
ya daَُُُىلُْعِفُُ
veznindeki isimlerin elifleri tensiye/ikil elifi değilse bunların çekime uğratılması taraftarıdır; ancak elifler tesniyye/ikil elifi ise bunlar sarf edilmez. Buna göre, tümًُىلْعِف
ya daُُُ َىلْعِفُُ
veznindekileri tenvinlemek gerekir; çünkü bu harfe bağlıdır. Bunları sarf etmek istemezsek tesniyye/ikil elifi koyabiliriz; ancak sarf etmek istersek de tsniyye/ikil elifi dışında bir elif ikame etmek gerekir.ُ ًىلُْنَُع
َُُفٌُلجرُ اذه
şeklinde bir cümle kurulacak olursa, burada bu kelimeyi tenvinlemiş oluruz. Çünkü böylece onunla özel olarak zikredilen bir şeye örnek vermiş oluruz.ًُىلُْنَُعَُف
,ًُىطَُبُْنَُح
örneğinde olduğu gibi.Bunlar da tenvinsiz asla olmaz (
ًُىطَُبُْنَُحٌُُلجرُاذه
örneğinde olduğu gibi).َُُُىلُْعَُف
da bu kalıba girer. Konuşmada yani kelamda bütünُىَلَعَف
ءَلَع ف
görüş var. Çünkü kelamda bunun örnekleri sarf edilmemiştir. Tıpkı
ُُ لَُعُْفأٌُُلجرُاذه
şeklinde bir cümle kurarsak bunun sarf edilmeyişi gibi. Burada sıfat olduğundan gayr-ı munsarif bir kelimeye örnek olarak vermiş oluruz.ُ لَُعُْفأ
da tıpkıَُءَُلُْعَُف
gibi sıfattır. 5.6..ُ لَعُ ف
..KalıbıSîbeveyhi,
ُلَع فُ
vezninde olan ve herkesçe bilinen bir isim ya da sıfat olan tüm isimlerin munsarif olduğu görüşündedir.ٌُةَبق ثُ
veٌُة َرف ح
kelimelerinin çoğulları olanُ ٌبَق ثُ
veٌُرَف حُ
kelimeleri ile bir kuş ismi olanُ د َر ص
ileُ لَع ج
bu vezinden isimlere örnek olarak verilebilir. Sıfatlara örnek teşkil eden diğer bir örneğe gelince;ٌُمَط حٌُلجرُاذه
bunun için uygundur. Yine Hutam el-Gaysî’nin bir şiirinde geçen şu beyitler de bunun bir diğer örneği niteliğindedir;ُْمَط حُ قا وَسِبُ ليللاُاهَّفَلُدق
Sîbeveyhi’nin zikrettiği bu örnekleri sarf etmek gerekir; çünkü o ilk harfi ziyade olup sonunda zâid müenneslik eki bulunmayan fiile ve isimlerde karşılaştığımızلَع ف
vezninden olanlara benzemez. Bu bakımdan çoğulu olanُ رَجَح
örneğindeki gibi isimlerden olur. Bunun yanı sıra çoğulu bulunanُ رَسِك
veُ رَبإ
örnekleri de bu grubu girer. Ancak sıfatsaٌُمَط حٌُلجرُاذه
şeklindeki sözünle aynı durumda/konumda kabul edilir tabi ki bununla “çalışkan” anlamını kast edersen.ُ رَم عُ
veُ رَف ز
kelimelerine gelince, Araplar bu ikisi ve bu ikisine benzeyen yapıları sarftan men ederler.ُ
Çünkü onlar bizim bahsettiğimiz kelimelerden değildirler. Bu ikisi kendileri için daha uygun olan asıl binaları ile sınırlıdırlar.Bu asıllarının dışına çıktıklarında sarftan men edilirler. Bu duruma
ُُ رِماع
veُ رِفاز
kelimeleri örnek verilebilir ki bu ikisiُ رَم ع
veُ رَف ز
kelimelerinden udûl etmişlerdir; yani asıl yapılarından çıkmışlardır.رَم ع
ve benzerleri kendileri için daha uygun olan belirli kalıpta ve ma’rife dışında gelmedikleri takdirde kelamda yukarıda bahsettiğimiz muameleye tâbi tutulur.ُ
Eğerٌُرَم ع
dersek, sonunu sarf etmemiz gerekir. Zira onuُ رِماع
ma’rife yapısından dönüştürüp nekre yapmışızdır. Onunla ism-i tasgir yapıp bir kişiyi adlandırırsak, sarf etmek gerekir. Çünküُنلْيَعُ ف
vezni, Arapların dilindeُ لعْي َو ف
ve buna benzer vezinler gibi belirli bir kalıpta/yapıda bulunmazlar.ُ رماعُ
kelimesinin vezni olanٌُلع ف
vezninin kendine has nekre yapısının/binasının kelamda bulunmayışı gibi. İsm-i tasgîri deُو رْمَع
kelimesinin ism-i tasgîri gibi yapılır. Tıpkı nekre formununُ د َر ص
kelimesi ve benzerlerinin nekresi ile aynıetmek istersek gayr-i munsarif olur.
ُعَم ج
veَُعَُت ك
hakkında el-Halîl’e sorulduğunda, “Bu ikisi hepsi anlamındakiُ م هُّل ك
kelimesi ile aynıdır. Bu ikisi maduldür ;عَم ج
kelimesi ,َُءاعْمَج
çoğulundan veُ ُ َعَت ك
kelimesi deُ َءاعْتَك
çoğulundan ‘udul etmiş olup bu ikisi nekre olduklarında munsariftirler.” demişti.Yine kendisine
ُ ىرْغ صلا
veُ رَغ ص
şeklindeki ifadeler sorulduğunda, “Bu ikisini ma’rife durumda sarf ederim; çünkü bu ikisiُ ةَبْق ث
veُ بَق ث
kelimelerinin yerindedir.” demiştir.َُرَخ أ
kelimesinin ma’rife ve nekre durumda gayr-ı munsarif oluşunun sebebini sorulduğunda da, “َُرَخ أ
kelimesi hem aslıyla hem de benzerleriyle ters düşmüştür. O,لوُّطلا
,طَس ولا
,رَب كلا
kelimeleri gibi harf-i tarif almadığı sürece sıfat olmayan kelimeler yerindedir. Bunlar ma’rife olduklarında munsariftirler .ٌُرَغ صُ ٌةوسن,ُ ٌطَسوُ ٌةوسن,ُ رِغاصَأُ ٌموق
şeklinde bir ifade kullanamadığını görmez misin?” cevabını verir. Aslına ters düşüp, harf-ı tarif almayıp sıfat şeklinde gelirse o kelime sarftan men edilir. Tıpkıعَك ل
veقَس ف
kelimeleri ile nidâ yapılıpُاي
ُ عَكْلَا
veُ قِسافُ اي
dendiğinde bu ikisinin sarftan men edilmesi gibi.قَس فُ
kelimesinin sarf edilmeyişinin sebebi ‘udûl etmiş (dönüşmüş)اي ل ج َرُ
ifadesi ile aynı durumda kabul edilebilecek bir yapıya sahip olmayışıdır.رَخَأ
kelimesi ile ism-i tasgir yapılıp kişi adı olarak geldiğinde onu sarf etmek gerekir. Böylece onun ‘udûl durumu ortadan kalkar bu sebeple munsarif olur. Çünküًُليَع ف
vezni bir bakımdan belirli bir yapıda bulunmaz. Onunla ism-i tasgir yaparsan belirli olan yapısını da değiştirmiş olursun. El-Halîl'eَُداح أ
, (َُءانث
) ,َُىنْثَم
,َُثل ث
,َُعاب ر
hakkında sorulduğunda, “Onlarرَخ أ
ile aynı durumdadır, üleştirme sayılarıdır. Teker teker ve ikişer ikişer anlamında tekrarlanmadan geldiklerinde belirli bir yapıda olmaları hasebiyle onları sarf etmemek lâzımdır” cevabını vermiştir.Nekre olarak geldiklerinde onları sarf edip etmeme meselesine gelince, cevap “hayır” olacaktır. Çünkü nekre nekreyi vasf eder. Ebû Amr'ın dediği gibi:
ُث َل ثُوُىنْثَمُ ةَحِنْجأَُُعاب رو
ayetindeki13 ifadede ma’dul sayılar sıfattır. (ُ ةَحِنْجأ
kelimesinin sıfatı) Burada sen tıpkı;ُىلو أُ
ةثلثُُةثلثُوُنينثاُنينثاُةحنجأ
demişsin gibi oldu. Saʻâde bin Cu’ayye’nin şu şiiri de bunu tasdik eder:ُ
امَّنأكُ تِبفُىنيدُيندواع
ُ
دَّدَمَمٌُع ْرِشُردَّصلاُِعول ضَُلل ِخ
Şair..sonra..şöyle..devam..eder:
َُءانث
veَُداح أ
ile ism-i tasgir yaparsak onları sarf etmeliyiz. Tıpkıَُرَم ع
veَُرَخ أ
‘nın ism-i tasgiri olanًُاريَخٌأ
،
ًُارْيَم ع
kelimelerinin kişi adı olarak geldiklerinde sarf ettiğimiz gibi. Çünkü burada asıl yapılarına ters düşen bir durum yoktur. Kişi adı olarak geldiğinde sarf edilenلاق
veَُلِع ف
vezninden olanليق
kelimeleri asıllarında olan belirli bir yapıdadırlar mı? Bunlardan hiçbiri bu sözün kapsamına girmez.َُمِلَع
kelimesindeki harekeyi tahfif ettiğin gibiَُلَعَف
veُ لع ف
vezninin kendilerini de tahfif ettiğini kim kabul etmiştir?ُ َمِلَعُ
kelimesindeki harekenin tahfifi, Temîm Kabilesi’ne mahsustur.Derler ki ;