Bade-i Nâb/ Mey-i Bî-gış/Ab-ı Nâb

In document Klasik Türk edebiyatında saki-nameler (Page 134-138)

III. BÖLÜM

3.2. Şarap

3.2.1. Şaraba Verilen İsimler ve Şarap Çeşitleri

3.2.1.2. Bade-i Nâb/ Mey-i Bî-gış/Ab-ı Nâb

Saf şarap anlamına gelen bu isimler şiirlerde sık sık karşımıza çıkar. Nâb, “ab vezninde, sırf, halis ve saf” manasındadır (Mütercim Asım, 2009: 537). Saf şarap

“üzüme hiçbir madde konulmadan, onun kendi kendine mayalanması sonucu oluşan şarap türüdür” (Bahadır, 2013: 36).

Cem bâde-i nâbı kıldı îcâd

Nûşını hem itdi gerçi mu’tâd (Hüznî, M. 18)

“Saf şarabı Cem icat etti, içmesini de adet edindi.”

Rivayete göre, Cem bir kır gezisindeyken gökyüzünde ayaklarına yılan dolanmış bir kuş görür. Okçularına kuşu kurtarmalarını söyler. Kuş kurtulunca Cem’in yanına gelir ve ona birkaç tohum verir. Bu tohumları eken Cem, şarabın ham maddesi olan üzümle tanışır. Daha sonra üzümün suyunu içmek adet haline gelir. Böylece Cem şarabın mucidi olarak anılır (Şentürk, 2017: 384).

Getür sâkiyâ ol mey-i bî-gışı

O sermâye-i kûre-i âteşi (Ş. M. Allâme, M. 47)

“Ey saki o saf şarabı, o ateş küresinin sermayesini getir.”

111

Mey-i bî-gış, (metinlerde bî-gaş şeklindeydi fakat anlamsız bir ifade olduğundan bî-gış olduğu tahmin edilerek düzeltildi.) tıpkı Bade-i nâb gibi “saf, hilesiz, katışıksız şarap” anlamındadır (Çağbayır, 2017: 1061).

Vir ey sâkî şarâb-ı nâbı evvel

‘Akîbinde meze ihsân buyur gel (Aynî, M. 1075)

“Ey saki, saf şarabı önce ver, sonrasında cömertlik et, gel meze buyur.”

Cem ol bâde-i nâbun efgendesi

Sikender o mey-hânenün bendesi (Ş.Yahyâ, M. 13)

“Cem o saf şarabın düşkünü, İskender o meyhanenin kölesidir.”

Bunun câmı a’mâyı bînâ eder

Mey-i nâbı emvâtı ihyâ ider (Nâzikî, M. 8)

“Bunun kadehi körü, görür eder; saf şarabı ölüleri diriltir.”

Yagdır şarâb-ı nâbı bârân gibi cihâna

Mânend-i feyz-i akdes bir iktidâr göster (Kâzım Paşa, TB. 30)

“Dünyaya saf şarabı yağmur gibi yağdır, en mübarek bolluk gibi güç göster.”

İç bâde-i nâbı subh-demdir

Hoş gör bu demi ki dem bu demdir (Riyâzî, M. 315)

“Sabah vaktidir saf şarabı iç, bu vakti hoş gör ki zaman bu zamandır (içme zamanıdır).”

Şifâ-sâz-ı ‘âlemdür ol âb-ı nâb

Ki bir bâd-zehr anda her bir habâb (Atâî, M. 712)

“O saf şarap âleme şifa verendir ki üzerindeki her bir kabarcığında panzehir vardır.”

Her rind şarâb-ı bî-gış üzre

Ditrerdi çü şu’le âteş üzre (Riyâzî, M. 582)

“Her rint saf şarap üzerine ateş üzerindeki kıvılcım gibi titrerdi.”

112

Saki-namelerde şarap için en çok kullanılan kelimelerden olan bade, gönüllere feyiz veren, kan renginde, içenlerin perişan olduğu, gam sersemlerinin ilacıdır. Bade-i nâb şeklinde saf şarap olarak da beyitlerde karşımıza çıkar. Saf şarap, her bir habâbında panzehir olan, ateş küresinin sermayesi, Cem’in düşkünü olduğu, ölüleri dirilten şaraptır.

3.2.1.3. Dem

Dem, “soluk, nefes, zaman, vakit, alkollü içki, şarap, işret” anlamlarına gelir (Çağbayır, 2017: 354). Şairler çoğu zaman bu kelimeyi tevriyeli kullanıp anlam oyunları yapmışlardır.

Sâkî yine bezme dem getürdi

Elde ayagı kadem getürdi (Riyâzî, M. 765)

“Saki yine meclise şarap, soluk getirdi, elindeki kadehi uğur getirdi.”

N'ola cûşa gelse dem-i ergavân

Alur cür’adan kâmın her zamân (Hâletî, M. 350)

“Erguvan şarabı coşsa nolur, her zaman damladan isteğini alır.”

Girmez ele her zamân bu demler

Sanma kala câvidân bu demler (Fâ’izî, M.53)

“Her zaman ele geçmez bu şaraplar, bu zamanlar sonsuza kadar kalır sanma.”

Saki, meclise dem getirendir, onun gelişiyle meclise şarap gelir, nefes gelir, bu demler her zaman ele geçmez, geçicidir, sonsuza kadar kalmaz. Örneklerde dem kelimesinin nefes, zaman ve şarap anlamına uygun gelecek şekilde kullanıldığını görüyoruz.

3.2.1.4. Duhter-i Rez/Zâde-i ‘İneb/Bintü’l ‘İneb

Şarabın üzümden yapılmış olması, üzümle ilgili birçok terkibin oluşmasına sebep olmuş, şairler şarabı ham maddesi olan üzümden yola çıkarak çeşitli benzetmelerle ifade etmişlerdir. Bazen gül yanaklı, akılları alan güzel bir kıza bazen de üzümü anneye, üzümden elde edilen şarabı da onun kızına benzetmişlerdir. Fars edebiyatında birçok şair tarafından üzüm asması şarabın hamile annesine, üzüm tanesi de şaraba hamile olan

113

üzüme benzetilir. Fars şiirindeki ilk kasidelerden Rûdekî’nin Duhter-i rez: üzümün kızı olarak ün kazanmış kasidesi üzümü simgeleyip şarabı anlatır (Yıldırım, 2008: 287). Bu benzetmeyle ilgili bir fıkrayı Onay nakleder: “Atatürk Beykoz’da gezinirken sarıklı bir hocaya rastlar. Üzüm yenildiği hâlde neden üzüm suyunun haram olduğunu sorar. Hoca, bir insanın karısının kendisine helal olduğunu fakat ondan doğan kızının haram olduğunu söyler. Atatürk bu cevap üzerine hocaya iltifatta bulunur” (2000: 177). Bir erkeğe eşi helaldir, ondan doğan kızı ise haramdır, şarabın haram oluşuna vurgu yapmak isteyen şairler şarabı üzümün kızına benzetmişlerdir.

Ey duhter-i gül- ‘izâr-ı engûr

Gördi seni gözin açdı mahmûr (Riyâzî, M. 323)

“Ey üzümün gül yanaklı kızı, sarhoş seni gördü, gözünü açtı.”

Meger duhter-i rez olup zer-nisâr

Büyük kûçek oldı yine hisse-dâr (Atâî, M. 994)

“Üzümün kızı meğer altın saçınca büyük küçük herkes yine ondan pay istedi.”

Bu mevsim mevlid-i bintü'l-‘inebdir İçilen şerbet-i âb-ı tarabdır (Aynî, M.1655)

“Bu mevsim üzümün kızının mevlididir, içilen şenlik suyunun şerbetidir.”

Etfâl-i neşât itmede her demde tevellüd

Bintü’l-‘inebe dinse sezâdır zen-i rindân (Abdî, TB.14)

“Her zaman sevinç çoçukları doğmakta, üzümün kızına rintlerin kadını dense layıktır.”

Bî-ser ü sâmân idersin nice Sâm u Rüstemi

Duhter-i rezsin velî ‘akl almada merdânesin (Nef’î, TB.14)

“Nice Sam ve Rüstemi perişan edersin, üzümün kızısın; fakat akıl almada erkek gibisin.”

Ehl-i bezm içre gezer elden ele hürmetle

Kızıdur duhter-i rez pîr-i mugânun gûyâ (Gelibolulu Âlî, TB. 6)

114

“Meclis ehli içinde hürmetle elden ele gezer, üzümün kızı güya Pîr-i mugânın kızıdır.”

Duhter-i rez dinilse sana ne gam

İtdügün işi eylemez bin er (Fevrî, TC.40)

“Üzümün kızı denilse sana ne dert ki senin yaptığın işi bin erkek yapamaz.”

Sâkî getür o meyden bir zâde-i ‘inebdir

Müstevcib-i sürûr u müstelzim-i tarabdır (Şâkir Efendi, Msd. 16)

“Saki o şaraptan getir bir üzümün çocuğudur, (o mey) sevincin layığı ve şenlik gerektirendir.”

Bir nîm-nigehle ‘aklımız al

Ey duht-i rez itme hiç gaflet (Nûrî, TB. 86)

“Ey üzümün kızı bir yarım bakışla aklımızı al, hiç vurdumduymazlık etme.”

Göster görelüm duhter-i kermün dahi âbın

Dîdârı anun cân gözine kuhl-i cilâdur (Feyzî-i Kefevî, TC. 2)

“Asmanın kızının suyunu dahi göster görelim, yüzü onun can gözüne parlak sürmedir.”

Saki-namelerde şarap, üzümün kızı şeklinde çeşitli benzetmelerle karşımıza çıkar.

Üzümün altın saçan gül yanaklı kızıdır, her daim sevinç çocukları doğuran, rintlerin kadınıdır. Şaraba üzümün kızı denilse de yarım bakışla akılları almada erkek gibidir, mecliste hürmetle elden ele gezen pîr-i mugânın kızıdır.

In document Klasik Türk edebiyatında saki-nameler (Page 134-138)