Şarabın Lezzeti

In document Klasik Türk edebiyatında saki-nameler (Page 167-173)

III. BÖLÜM

3.2. Şarap

3.2.2. Şarabın Özellikleri

3.2.2.3. Şarabın Lezzeti

Şarap lezzeti yönüyle şekere, şerbete benzetilir; fakat şarabın bunlardan daha lezzetli olduğu söylenir. Şarabın ölümsüzlük veren bir şerbet olduğu söylenir ki böylece hem tadına hem de tesirine dikkat çekilir. Şerbet, şarabın ismi olarak da bilinir, birçok yerde benzetme olmadan istiare yoluyla şerbet denilmiş ve şarap kastedilmiştir.

3.2.2.3.1. Kand/Şeker

Kand, “şeker; şeker kamışının donmuş öz suyu” (Çağbayır, 2017: 824).

Kanı sâkiyâ ol nebâtî şarâb

Ki kand-i nebât eyler andan hicâb (Atâî, M. 762)

“Nerede ey saki o bitki şarabı ki o şaraptan şeker bitkisi utanır.”

Zehrinde ne zevk-i cân bulur dil

Kim kand ana göre zehr-i kâtil (Riyâzî, M. 137)

“Zehrinde gönül can zevki bulur, şeker ona göre katilin zehridir.”

144

Olsun mey-i telh-i girye-engîz

Zahm-ı dil-i hasteye şeker-rîz (Riyâzî, M.599)

“Ağlamaya sebep olan acı şarap, hasta gönlün yarasına şeker saçsın.”

Ne mey katresi reşk-i âb-ı hayât

Hemân lezzeti misl-i kand-i nebât (S.Feyzî, M.112)

“Şarabın bir damlası ölümsüzlük suyu olan ab-ı hayatı, lezzeti ise şeker bitkisini kıskandırır.”

Saki-namelerde şarabın lezzeti şekerle ifade edilir. Şeker bitkisi olan kand bile şarabın tatlılığı yanında tadından utanır, şeker bile tadı yönüyle şarapla kıyaslanırsa yetersiz kalır, şeker zehir gibi görülür.

3.2.2.3.2. Şerbet

Şerbet, “şürb’den gelir, şeker ile kaynatılmış meyve suyundan yapılan içecek, bal ile su karıştırılmak suretiyle yapılan içecek, belli durum ve olaylarda konuklara sunulan şekerli içecek” anlamlarına gelir (Çağbayır, 2017: 1535). Saki-namelerde şarabın tadıyla ilgili benzetmelerde şerbet karşımıza çıkar.

Tabîbün gerekmez bana şerbeti

Getür kâseyi sun birer şerbeti (Atâî, M. 1195)

“Tabibin şerbeti bana gerekmez, kâseyi getir, birer şerbeti sun.”

Şerbet, “bardakla müshil olarak içilen bir ilacın da adıdır” (Devellioğlu, 2004:

990). Bu anlamından yola çıkarak şair beyitte tabibin verdiği ilacı istemez, kâsedeki şerbeti ister.

Kanı sâkî ol şerbet-i cân-nüvâz

Ki dıkk-ı belâya ola çâre-sâz (Hâletî, M. 414)

“Nerede saki o can okşayan şerbet ki sıtma belasına çaredir.”

Sun ey sâkî ol şerbet-i kevseri

Ol âb-ı zülâl ü o cân-perveri (Beyânî, M. 255)

“Ey saki o kevser şerbetini, o ölümsüzlük suyunu ve can vereni sun.”

145

‘İllet-i gamdan berîdür nûş idenler şerbetin Haste-i derd-i gama dâru’ş-şifâdur sohbetün Sâkiyâ sun câmı sen vâ’iz ne dirsek o disün

Şerbet-i telhün şifâ mahz-ı devâdur sohbetün (Kelîm, TB. 41-42)

“Şerbetini içenler gam hastalığından kurtulurlar, gam derdinin hastasına sohbetin şifa kapısıdır. Ey saki, sen kadehi sun, vaiz ne derse desin, acı şerbetin şifa, sohbetin devanın kendisidir.”

İç ol âb-ı hayâtun şerbetinden

Kim andandur hayât-ı câvidânî (Ahmed-i Dâ’î, TC. 6)

“Ölümsüzlük suyunun şerbetinden iç, sonsuz hayat ondadır.”

Getür o şerbet-i gül-berg-sâyı ey sâkî

Demâg-ı meclisiyân ola sîr-i gül-be-şeker (Yârî, TB. 65)

“Ey saki gül yaprağı gibi şerbeti getir, meclistekilerin damağı gül tatlısına doysun.”

Lezzetün inkâr iden ‘ömrinde lezzet bulmasun

Cür’anı nûş itmeyen cisminde sıhhat bulmasun (Sermed Mehmed, TB. 21)

“Lezzetini inkâr eden ömründe lezzet bulmasın, bir damlanı içmeyen bedeninde sağlık bulmasın.”

Gösterür lezzet-i şîrîni mey-i firdevsi

Andırur nükhet-i hoş-bûyı dem-i ‘İsâ’yı (Nergisî, K. 10)

“Cennet şarabı; şirin lezzeti gösterir, İsa’nın nefesini hoş kokulu ağız kokusunu andırır.”

Zahm-ı firâka merhemi peymâneden getür

Bîmâr-ı hecre şerbeti mey-hâneden getür (Bayburtlu Zihnî, TB.16)

“Ayrılık yarasına merhemi kadehten getir, ayrılık hastalığına şerbeti meyhaneden getir.”

Şerbet gibi tatlı olan şarap, hastalıklara şifadır, tıp ilaçlarından daha tesirlidir. O şerbeti içenler gam hastalığından kurtulurlar. O şerbet gibi şarap ölümsüzlük suyudur,

146

can verendir. Gerçekte şarabın tadının acı olduğunu söyleyen şair, bu acı şerbetin şifa olduğunu da söyler.

3.2.3. Şarap ile İlgili Benzetmeler 3.2.3.1. Ab-ı Hayat

Ab-ı hayat, karanlıklar ülkesinde bulunduğuna ve içenlere, yıkananlara ölümsüzlük kazandırdığına inanılan efsanevi sudur. Bu efsanevi su neredeyse tüm dünya mitolojilerinde yer alır. Ölümü yenecek ilaçların olabileceği düşüncesi en eski dönemlerden beri çeşitli uygarlıklarda görülmüş, bundan dolayı tarihsel ve efsanevi kahramanlar oluşturulmuştur. Bulunması son derece zor bu ölümsüzlük veren maddeyi elde edebilmek için insanoğlu en eski devirlerden beri karanlıklar ülkesine, bilinmeyen coğrafyalara, uçsuz bucaksız yerlere gitmiş, türlü sıkıntılar çekmiştir (Yıldırım, 2008:

34). İnsanoğlunun yeryüzüne gelmesiyle birlikte her toplumda hayatın kısalığına karşılık uzun yaşama arzusu, sonsuz hayat fikri ortaya çıkmıştır. Ab-ı hayatın ebedî hayat sağlayacağı inancı gerçek hayattaki suyun bütün canlılar için taşıdığı önemle ilgilidir. Suyun hayat verici, diriltici, yapıcı ve canlılık kazandırıcı özelliğinin olması ölümsüzlük kazandıran ab-ı hayat efsanesinin doğmasına zemin hazırlamıştır (Ocak, 2012: 127).

Şairlerimiz de şarabı sıradan bir içecek olarak düşünmemişlerdir; o ab-ı hayattır, şarap içen kişiyi hiç kimsenin bilmediği ayrı bir dünyaya götürür, dert ve kederini unutturur, sonsuz mutluluk verir. Şarap öylesine tesirli bir içecektir ki ab-ı hayatı bile unutturur, o Hızır’ın aradığı ab-ı hayattır. Karanlık gecede şarap kurtuluşa giden yolda delil olduğundan ölümsüzlük suyudur, şeker gibi tadı olan şarabın bir katresini bile ölümsüzlük suyu olan ab-ı hayat kıskanır (Aynî M.996, Atâî M.763-1129, S.Feyzî M.112). Şairler ortak özellikleri olduğu için şarabı ab-ı hayata benzetmiş, çok sayıda beyitte istiare yoluyla ab-ı hayat diyerek şarabı kastetmişlerdir.

Alkolün tıpta geçici de olsa olumlu etkileri olması şarabın ab-ı hayata benzerliğini kuvvetlendirir. Hastalar üzerinde alkolün ağrı dindirme, dert unutturma, cesaret ve canlılık verme gibi geçici etkileri vardır. Bu sebeplerden alkole hayat suyu anlamına gelen “Grekçe hydor bios, Latince aqua vitae” vb. demeye başladılar. Böylece insanoğlu binlerce yıldan beri her yerde aradığı ab-ı hayaı bulduğuna inandı (Tosun, 2000: 462).

147

Sensin ol iksîr kim eyvâh kadrin bilmeyüp

Âb-ı hayvân aradı gezdi Sikender serserî (Keçecizâde İzzet, K. 4)

“O her derde deva cisim sensin, İskender senin kıymetini bilmeyip boşuna gezdi, ölümsüzlük suyunu aradı.”

İskender insana sonsuz hayat bahşeden ab-ı hayatı aramak için yola çıktı; fakat şarabın varlığını bilseydi ab-ı hayata ihtiyaç duymayacaktı.

Vir ol âb-ı hayât-ı bâdeyi sen

Dü-‘âlemde içüp zinde olam ben (Aynî, M.468)

“Sen o ölümsüzlük şarabını ver, ben içip iki âlemde hayat bulayım.”

Ana dil-teşne olmuş ins ile cân

Anın bir katresidür âb-ı hayvân (Revânî, M. 4)

“Ona insan ve cin taifesi (bütün canlılar) susamış, ölümsüzlük suyu onun bir damlasıdır.”

O mâ’ül-hayâtı içenler müdâm

Halâs olalar teşnelikden tamâm (Beyânî, M. 256)

“O ölümsüzlük suyunu sürekli içenler, susamışlıktan tamamen kurtulur.”

Sâkî getür o âbı ki âb-ı zülâl ola

Her katresinde âb-ı hayât ihtimâl ola (Bayburtlu Zihnî, TB. 45)

“Saki o suyu getir ki ölümsüzlük suyu ola, her damlasında ölümsüzlük suyu olma ihtimali vardır.”

Cür’a-i cân-bahşına leb-teşnedir Hızr u Mesîh

Âb-ı hayvânsın yâhud la’l-i leb-i canânesin (Nef’î, TB. 10)

“Hızır ve Mesih can veren damlasına susamıştır, ya ölümsüzlük suyusun yahut da sevgilinin lal renkli dudağısın.”

Destindedir âb-ı zindegânî

İhyâ sana güç mi mürdegânı (Hüznî, M. 48)

“Canlılık veren su elindedir, (bu nedenle) ölüleri diriltmek sana zor değildir.”

148

O mey katresine mu’terifdir âb-ı hayât

O mey ki cür’asına teşnedir Hızır da tamâm (Yârî, TB. 11)

“Ölümsüzlük suyu o şarap damlasına ihtiyaç duyar, o şarap ki bir içimine Hızır susamıştır.”

Biz âb-ı hayât anlamışuz bâde-i nâbı

Efrûhte-i şem’-i şeb-i gam câm-ı şarâbı (Bağdatlı Zihnî, TC.1)

“Biz saf şarabı ölümsüzlük suyu, şarap kadehini de gam gecesinin mumunun ışığı anlamışız.”

Şarap içen kişi geçici olarak dertlerini unutur; şarap kısa bir süreliğine de olsa dertlere derman olur, şairler bu durumun sonsuz olmasını tahayyül etmektedir.

Geçicisini verenin ebedî olanı da vereceğini temenni etmişlerdir.

3.2.3.2. Ab/Su

Klasik Türk şiirinde su çeşitli yönlerle ele alınır bu sebeple birçok teşbih ve mecaza konu olmuştur. Su, bütün unsurların temelidir, âlemdeki en küçük köşeye bile akıp nüfuz edebilmektedir. Hayat sahibi varlıklar, ihtiva ettiği su dolayısıyla canlıdır.

Suyun her şeyden önce hayat verici özelliği vardır, geliştirmeye, büyütmeye zemin hazırlar. Örneklerde de suyun verimliliği arttırdığına, toprağa can verdiğine değinilir.

Bir topraga dökseler bu âbı

Bir Hızr ola her avuç türâbı (Riyâzî, M. 881)

“Bu suyu bir toprağa dökseler her avuç toprağı bir yeşillik/Hızır eli değmiş gibi olur.”

Halk inançlarında Hızır’a ait özelliklerden biri de bolluk ve bereket kavramıdır.

Halk arasında bolluktan söz edildiğinde “Hızır uğramış veya Hızır eli değmiş” ifadeleri kullanılır. Arapça aslı el-Hadır olan Hızır “yeşil, yeşilliği bol olan yer” anlamındadır.

Hızır kuru yer üzerine otursa altında otlar yeşerir; nerede namaz kılsa oranın hemen yeşerdiği şeklinde ifadelere rastlanır (Ocak, 2012: 58). İşte bu sebeplerle şair de suya benzettiği şarabın döküldüğü yerin Hızır eli değmiş gibi bereketli olacağını, yeşereceğini söyler.

149

Bununla sulansaydı bir nahl-i ter su O sâ’at vire tâze şeftâlûler (Atâî, M.859)

“Taze fidan eğer bununla sulansaydı, o saat taze şeftali verirdi.”

Turdukça gelûya gussa vü gam

Su yerine iç şarâbı her dem (Riyâzî, M.100)

“Boğazına gam ve keder dolarsa eğer su yerine her zaman şarap iç.”

3.2.3.3. ‘Arûs

‘Arûs, gelindir (Devellioğlu, 2004: 39). Süs, gösteriş, güzellik gibi kelimelerle birlikte kullanılır. Güzelliğini ifade etmek için şarap burada geline benzetilmiştir.

Ne mey bir ‘arûs-ı dilârâdur ol

O mînâ-serâda Zelîhâ’dur ol (Cem’î, M.40)

“O mey ki gönül süsleyen bir gelindir, o sarayda Zeliha gibidir.”

Kanı ol ‘arûs-ı şeb-i ‘ izz ü nâz

Ki gül-gûn tütukla olur cilve-sâz (Hâletî, M. 90)

“O naz ve kıymet gecesinin gelini nerede ki gül renkli örtüyle cilve eder.”

In document Klasik Türk edebiyatında saki-nameler (Page 167-173)