Şarabın Rengi

In document Klasik Türk edebiyatında saki-nameler (Page 155-165)

III. BÖLÜM

3.2. Şarap

3.2.2. Şarabın Özellikleri

3.2.2.1. Şarabın Rengi

Şarap, meclislerin vazgeçilmez unsurudur, daha çok rengi, lezzeti, kokusu ve sarhoşluk verme hâlleriyle ele alınır. Genelde kırmızı şaraptan bahsedilir, sarı ve beyaz şarap, yalnızca Aynî’nin saki-namesinde şarap çeşitlerinin anlatıldığı bölümde geçer (Aynî M.1920). Şarabın rengini ifade etmek için birbirinden farklı kelimeler ve tamlamalar kullanılmıştır. Lal, ateş, gül-gûn, gül-fâm, gül-renk, hun, dem, lale, gülab vs. kelimeler bunlardan bazılarıdır. Çalışmamızın bu bölümünde taradığımız saki-name metinlerinde şarabın rengiyle ilgili beyitler kullanılmış ve şarabın renk olarak hangi unsurlara benzetildiği anlatılmıştır.

3.2.2.1.1. Gül

Gül, klasik Türk şiirinde güzelliği bakımından en çok sözü edilen çiçektir. Eski devirlerden beri bilinen gül, edebiyatta sıkça kullanılan unsurlardan biridir. Klasik Türk şiirinde gülün en çok kullanılan özelliği renkli olmasıdır. Şairler gül ile değişik obje, şahıs ve bu şahısların uzuvları arasında ilgi kurarken gülün renginden yararlanmışlardır. Gül, kısa ömürlü oluşu nedeniyle bu dünyanın geçiciliğini ve geçici aşkı yansıtır. Gülün açılması baharın geldiğini haber verdiği için neşe ve sevinç kaynağı olmasının yanında işret meclislerinin kurulma zamanını da gösterir. Gül, rengi ve kokusuyla işret meclislerinin değişmez süsüdür, rengi itibariyle kan, ateş ve şarapla benzerlik gösterir (Bayram, 2001:

113).

Gülün renginde halk itmiş şarâbı

Dil-i ser-mest-i bülbülden kebâbı (Aynî, M. 28)

“Şarabı gülün renginde, bülbülün sarhoş gönlünden de kebabı yaratmıştır.”

Şarap gül olunca, gülün aşkından gönlü kebap olan da bülbül olur. Şairler içlerinde yanan aşk ateşiyle ciğerlerinin veyahut bütün vücutlarının kebap olduğunu tahayyül etmişlerdir.

132

Bahr oldı akup şarâb-ı gül-fâm

Çekdirse ‘aceb mi zevrak-ı câm (Riyâzî, M. 730)

“Gül renkli şarap akıp deniz oldu, kadeh gemisi çektirse buna şaşılır mı.”

Şair bu beyitleri Sıfat-ı Yasak başlıklı bölümde anlatmaktadır. Şarabın yasak olduğu dönemlerden bahseder ve şarabın ziyan olduğunu anlatır. Şarap yasak edilir ve dolu olan kadehlerden şaraplar dökülür, ortalık şarap denizine döner.

Mey-i reng-i fer-i gül-mîh-ı bâbı

İder pür-neş’e câm-ı âfitâbı (Aynî, M. 821)

“Kapının gül çivisinin ışığının rengindeki şarap, güneş kadehini neşeyle doldurur.”

Olunca sâgar-ı peymâne der-dest

Mey-i reng-i gül itdi bülbüli mest (Aynî, M. 1589)

“Eline kadehi alınca gül renkli şarap bülbülü mest etti.”

Kanı sâkiyâ ol mülevven gül-âb

Suda‘-ı humâr ile hâlim harâb (Atâî, M.760)

“Nerede ey saki, o renkli gül suyu, sarhoşluk baş ağrısıyla hâlim harap olmuştur.”

Bize ‘îd-gâh oldı bezm-i şarâb

Nisâr eyle şîşeyle gül-gûn gülâb (Atâî, M. 821)

“Şarap meclisi bize bayram yeri oldu, gül renkli şişeyle bize gül suyu dağıt.”

Mey olmazsa sâgar ne ragbet bulur

Gülâbı alınmış soluk gül olur (Atâî, M. 961)

“Şarap olmazsa kadeh ne rağbet bulur, gül suyu alınmış soluk bir gül olur.”

Mey hoş görilür humârı ile

Gül tutılur elde hârı ile (Riyâzî, M. 322)

“Nasıl ki gül dikeniyle birlikte hoş görülürse, şarap sarhoşluğuyla hoş görülür.”

Bir dilber-i gül-‘izârdır mey

Bir ‘akl alıcı nigârdır mey (Riyâzî, M. 431)

133

“Şarap gül yanaklı gönül alan bir güzeldir, şarap akıllar alan bir güzeldir.”

Bâdeyle gül itdi sohbet-i teng

San oldılar iki yâr-ı hem-reng (Riyâzî, M. 501)

“Şarapla gül kederli bir sohbet ettiler, zannedersin ki aynı renkte iki arkadaş oldular.”

Sâkî kanı ol şarâb-ı gül-gûn

Oldum gam-ı devr ile ciger-hûn (Fâ’izî, M. 127)

“Saki nerede o gül renkli şarap, zamanın gamıyla cigerim kanlı oldu.”

Hezârân cân fedâ böyle şarâba

Açılmış şîşede verd-i ter olmuş (Memdûh, TB. 41)

“Böyle şaraba binlerce can feda olsun, açılmış şişede taze gül olmuş.”

Ne mey feyz-i yek-rengi itmiş anı

Gül-i nev-bahâr âteş-i fasl-ı dey (Dâniş Mehmed, TB.33)

“Ne şarap (ki) tek renkli feyzi onu ilkbaharın gülü, kış mevsiminin ateşi etmiş.”

Öyle bir hoş-lehcesün sana mümâsil olamaz

Reng-i ra’nâ sendedür bir de gül-i zîbâdadur (Sermed Mehmed, TB.16)

“Öyle bir hoş dilsin ki sana benzeyen olamaz, güzel renk sendedir bir de güzel güldedir.”

Getür o şerbet-i gül-berg-sâyı ey sâkî

Demâg-ı meclisiyân ola sîr-i gül-be-şeker (Yârî, TB.65)

“Ey saki gül yaprağı gibi o şerbeti getir, meclistekilerin damağı gül tatlısına doysun.”

Gülşen-i mey-hâneye düş çekme gam Çek mey-i gül-çihreyi çekme elem Söylegil ol gonca-i hamrâ sözin

Şevk ile nûş eyle mey-i câm-ı Cem (Seyyid Nigârî, T. 117)

134

“Meyhânenin gül bahçesine düş gam çekme, gül yüzlü şarabı çek, elem çekme, o kırmızı goncaya sözünü söyle, şevk ile Cem’in kadehinin şarabını iç.”

Örneklerde de görüldüğü gibi şarap gül rengindedir. Şarap gül renginde bir denizdir, gül renkli şarap bülbülü mest eder. Şarap, gül suyudur, meclis bayram yeri olunca şarap orada dağıtılan gül suyu olur. Şarap gül; sarhoşluk ise gülün dikenidir.

Şarap gül yanaklı gönül alan bir güzeldir, şarapla gül iki arkadaş gibi birbirine yakındır.

3.2.2.1.2. Hamra/Ahmer/Sürh

Hamra, ahmer ve sürh, kırmızı anlamında olup şiirlerde şarabın kırmızı rengini ifade etmek için kullanılan sözcüklerdir.

Kibrît-i ahmer ol meye nisbet güzâf ola

Her kim içerse vâkıf-ı esrâr-ı kâf ola (Belîğ, TB.12)

“Kırmızı kükürt şarapla karşılaştırılırsa bu lüzumsuzdur; (çünkü)her kim içerse Kafdağının sırlarına vakıf olur.”

Kafdağı, dünyanın etrafını çevrelediğine ve aşılmasının imkânsızlığına inanılan dağlar zinciridir. Sufiler, Kafdağı’nı gönül ülkesi, can ve gerçeklik dünyası, simurgun makamı olarak kabul ederler. Salikin en büyük hedefi oraya erişmektir ama bu yolculuk alabildiğine zorlu, engebeli, sıkıntılı yollardan geçer (Yıldırım, 2008: 444).

Mey-i hamrâya nice olmasun âdem meyyâl

Zâhiri zevk u safâ bâtını rengin hayâl (Gelibolulu Âlî, TB.15)

“Kırmızı şaraba insan nasıl düşkün olmasın, görünüşte zevk ve keyif içinde renkli hayaller var.”

Sâkiyâ sun bize mey-i hamrâ

Tâ ki cûş ide dilde zevk u safâ (Hâletî-i Gülşenî, TC.1)

“Ey saki bize kırmızı şarabı sun ki gönülde zevk ve sefa coşsun.”

Ser-â-ser meclis-i bâde müretteb

Mey-i ahmerle mînâlar leb-â-leb (Aynî, M.1635)

135

“Şarap meclisi baştan başa düzenlenmiş, kırmızı şarapla kadehler ağzına kadar doludur.”

Döke saça kullan mey-i ahmeri

Degil ol da ey gonca alnun teri (Atâî, M.761)

“Kırmızı şarabı döke saça kullan, ey gonca o da alnının teri değil.”

Akıt bâde humm-ı mey-i nâbdan

Getür çeşme çak kûh-ı sürhâbdan (Atâî, M.791)

“Saf şarap küpünden şarap akıt, yarık/yırtık kırmızı su dağından çeşme getir.”

Kanı sâkiyâ seyl-i sürhî-nümâ

Kızılırmag olsun akup daimâ (Atâî, M.792)

“Ey saki, kırmızılık gösteren sel nerede, daima akıp, Kızılırmak olsun.”

Eger berf konsa mey-i ahmere

Döne âteş üstünde hâkistere (Atâî, M.1319)

“Eğer kırmızı şaraba kar konulsa ateş üstünde küle döner.”

Kanı sâkiyâ ol gül-i sürh-gûn

Bahâr irdi geldi zamân-ı cünûn (Fakîrî, M.29)

“Ey saki, nerede kırmızı renkli gül, bahar erişti, delilik zamanı geldi.”

Dâg-ı sürh-ı derûnumuz sâgar

Hûn-ı dil anda bâde-i ahmer (Es’ad, M. 112)

“İçimizin kırmızı yarası kadeh, gönül kanı da onda kırmızı şaraptır.”

Saki-namelerde şarabın rengi ağırlıkla kırmızıdır ki kırmızılıkta kükürtle bile mukayese edilmez; çünkü şarap üstün gelir. İnsanın bu kırmızı şaraba düşkün olmasının sebebi ondaki zevk ve keyiftir. Kırmızı şarap sel gibi akar tıpkı Kızılırmak gibidir.

136

3.2.2.1.3. Hun/Kan

Şarap rengi itibariyle kana benzetilmiştir. Şairler bayramlarda kurban kanı akıtmak yerine şarap dağıtılmasını isterler, şarabın zahit için kan ağladığını söylerler.

Kan ve şarap arasında bu şekilde ilişki kurup benzetme yapmışlardır.

Zühd ile vera’dan açma bâbı Gel sâgarı sun götür kitâbı Ahvâline zâhid-i harâbın

Kan agladığı budur şarâbın (Sabûhî, M. 49-50)

“Kendini dine, ibadete adamış olan kimseyle takvadan konu açma, kadehi sun ve kitabı götür, işte bu sebepledir ki şarap harap olan zahidin durumuna ağlar.”

Zahit, günah işlemekten korktuğu için şarap içmez ve bundan kaçınır.

Çevresindekiler tarafından acınılacak durumda görülen zahidin bu haline şarap bile kan ağlar. Böylece şair şarabın renginin kan renginde olma sebebini de açıklar.

Dem-i ‘îddür sâkiyâ kıl şitâb

Akıt hûn-ı kurbân yerine şarâb (Atâî, M. 818)

“Ey saki bayram zamanıdır acele et, kurban kanı yerine şarap akıt.”

Ne mey katresi âb-ı âteş-nümûn

Olur rengi reşk-âver-i bahr-i hûn (S.Feyzî, M. 108)

“O mey ki bir damlası ateş gibi sudur, onun rengi kan denizini kıskandırır.”

Hûn-ı ciger-i gam-ı zamânsın

Âsûdegî-i demâg-ı cânsın (Riyâzî, M. 171)

“Zamanın gamının ciğerinin kanısın, can damağının huzurusun.”

Dâg-ı sürh-ı derûnumuz sâgar

Hûn-ı dil anda bâde-i ahmer (Es’ad, M. 112)

“İçimizin kırmızı yarası kadeh, kırmızı şarap onda gönül kanıdır.”

137

Şarap kan rengindedir, zahidin hâline kan ağlamaktadır. Şarap, bayramlarda kesilen kurban kanının rengindedir, onun rengi kan denizini kıskandırır. Kadeh gönül yarası şarap o gamlı gönlün kanıdır.

3.2.2.1.4. Lal/Yakut

Lal, kırmızı ve değerli, yakuta benzeyen bir taştır. En kıymetlisi Bedehşan dağlarında olan bu taşın, gerçekte beyaz olduğu hâlde ciğer kanıyla boyanıp güneşe bırakıldığı ve güneşin etkisiyle kırmızı renge dönüştüğü rivayet edilir. Yakut ise kırmızı, sarı ve gök renginde üç çeşidi olan kıymetli bir taştır; fakat en kıymetlisi nar tanesi gibi kırmızı olandır (Pala, 2004: 283, 479). Rengi ve kıymeti yönüyle şarap lale ve yakuta benzetilir.

El üzre gelse revâ gülşen-i Bedahşân’dan

O la’l-i sâf-ı dilün bîh-ı tâk-i engûrı (Yârî, TB. 37)

“O gönlün saf lali, üzüm asmasının kaynağı, Bedahşân gül bahçesinden el üstünde gelse uygundur.”

Bedahşan, bir kısmı Afganistan bir kısmı da Tacikistan sınırları içinde kalan Diyar-i Bedahş diye de bilinen bölgedir. Çok eski zamanlardan beri “bedahş” denen yakuta benzeyen lal taşının buradan çıkarıldığı bilinir. Tarih boyunca yakut ocakları, altın ve gümüş madenleriyle ün yapmıştır (Şentürk, 2017:145). Şarap Bedahşan denilen yerden çıkarılan lal ve yakuta benzetilmiştir, oradan el üzerinde gelse de ona yakışır.

Dime duhter-i rez yahod şîredür

Leb-i la’l-i cânâna hem-şîredür (Atâî, M. 874)

“Deme şarap üzümün kızıdır yahut şıradır, sevgilinin lal gibi dudaklarının kardeşidir.”

Şîre, şıra, “boza ile haşiş suyundan yapılmış şaraptır” (Levend, 1984: 332).

Eger rîk-i revâna döksen anı

Olur la’l-i Bedahş-ı dil-sitânî (Aynî, M. 764)

“Eğer onu ağız suyuna döksen (o dahi) gönül alan Bedehşân yakutu olur.”

138

Odur yâkûtetü’s-seyyâle ammâ

Döner bir şu’le-i cevvâle-âsâ (Aynî, M. 1107)

“O akan bir yakuttur ama durmadan dönen bir ateş gibidir.”

Gerekdür ki leb-teşne-i nâ-tüvân

O yâkût-ı nâbı ide der-dehân (Atâî, M. 771)

“Kuvvetsiz susamış dudağın o saf yakutu ağzına alması gerekir.”

Kedûdan revân oldı la’l-i müzâb Şafak zâhir itdi meger âfitâb Derûnına uymazmış anun yüzi

Kabak sandugum çıkdı kan karpuzı (Atâî, M. 887-888)

“Kabak gibi olan kadehten eritilmiş lal aktı, içi dışına uymazmış ki onun yüzü kabak gibiydi fakat içi kan karpuzu çıktı.”

Sâkî el ucıyla tutma câmı

Sür turma şarâb-ı la‘l-fâmı (Riyâzî, M. 510)

“Saki, kadehi el ucuyla tutma, lal renkli şarabı sür, durma.”

Hemân nûş idün la’l-rengîn şarâb

Derûn-ı dile ol virür âb u tâb (S.Feyzî, M. 118)

“Hemen içelim lal renkli şarabı ki gönlüme ferahlık ve parlaklık verir.”

Pey-â-pey mey-i la’l-gûn nûş ola

Anı nûş iden cümle ser-hoş ola (S.Feyzî, M. 262)

“Arka arkaya lal renkli şarap içilsin, onu içen herkes sarhoş olsun.”

İçürdi çün şarâb-ı la’l-fâmı

Ele tesbîh diyü sundı câmı (Revânî, M. 51)

“Lal rengindeki şarabı içirdi, ele tespih diyerek de kadehi sundu.”

139

Odur gülzâr-ı ‘îşe mâ-i selsâl

Anun bir adıdur yâkût-ı seyyâl (Revânî, M. 299)

“Zevk ve sefa gül bahçesinin tatlı suyudur, onun bir adı da akan yakuttur.”

Sun o la’l-rengi bana daimâ

Ferâmuş idem la’l-i dildârı tâ (Fakîrî, M. 81)

“O lal renkli şarabı bana her zaman sun, gönül alan sevgilinin dudağını unutayım.”

La’lsin sûretde reng-i rûy ile ammâ nesin

Âbsın ma’nîde ammâ âb-ı âteş-pâresin (Kelîm, TB. 32)

“Yüzünün rengi ile görünüşte lalsin; ama içyüzünde susun hem de ateş parçası gibi bir susun.”

Getür sâkî şu yâkût-ı revânı

Ne yâkût-ı revân kût-ı revânı (Ahmed-i Dâ’î, TC.1)

“Saki şu akan yakutu getir; akan yakut değil, akan rızıktır.”

Şarabın bir diğer adı da akan yakuttur, saki-namelerde şaraptan bahsedilen beyitlerde lal ve yakut renkli şarap sık sık karşımıza çıkar. Şarap, kadeh içinde eritilmiş yakuttur, sevgilinin lal renkli dudağının kardeşidir.

3.2.2.1.5. Lale-gûn/ Lale

Klasik Türk şiirinde şarap, rengi göz önünde bulundurularak laleye benzetilmiştir.

“Klasik Türk şiirinde bahsedilen lale bugünkü anlamda bildiğimiz lale değildir, bizim bugün gelincik olarak adlandırdığımız çiçektir” (Bahadır, 2013: 34).

Sâkî dök o âb-ı lâle-gûnı

Gör sûziş-i âteş-i derûnı (Riyâzî, M. 661)

“Saki lale renkli suyu dök, içimin ateşinin yanmasını gör.”

Anun cür’asından olup behre-ver

Derûnında var lâlenün bir eser (Cem’î, M. 48)

“Onun bir damlasından nasibini almış olacak ki, lalenin içinde ondan bir eser var.”

140

Çekilseydi tenden eger cûy-ı hûn

Telâfi ider bâde-i lâle-gûn (Hâletî, M. 417)

“Akan kan eğer tenden çekilseydi lale renkli şarap bunu telafi ederdi.”

Görün şîşe ile mey-i ergavân

Tolu câm-ı mey lâle oldı hemân (S.Feyzî, M. 353)

“Erguvan şarabını şişe ile görün, dolu şarap kadehi hemen lale ile doldu.”

Lalenin renginin kırmzı olma sebebi şaraptır, yani lale şaraptan nasibini almıştır bu nedenle kırmızı renktedir. Şarap, lale renkli sudur, bu lale renkli şarap vücuttaki kanın yerini de alabilecek kudrete sahiptir.

3.2.2.1.6. Şafak

Şafak, “akşam vakti batı ufkunda görülen kızıllık, gün doğumu kızıllığı, güneşin batışından sonra ufukta beliren kırmızılığı izleyen hafif ağartı, akşam kızıllığı”

anlamındadır (Çağbayır, 2017: 1514). Şairler şarabın rengini anlatmak için şafak kızıllığını kullanmıştır.

Mey icâd eylemiş reng-i şafakdan

Hum-ı âfâk anunla oldı rûşen (Aynî, M. 18)

“Şafak renginden meyi icat emiş, gökyüzü küpü onunla parlar, belli olur.”

Seher sâkiyâ nitekim âfitâb

İçer câm-ı zerden şafak-gûn şarâb (Ş. M. Allâme, M. 19)

“Ey saki, güneş seher vakti altın kadehten şafak renkli şarap içer.”

Döşendi şebistân-ı bezm-i şarâb

Kanı ol ‘arûs-ı şafak-gûn nikâb (Atâî, M. 1105)

“Şarap meclisinin yatak odası döşendi, o şafak renkli gelinin yüz örtüsü nerede.”

Şarabın şafak renginde icat edildiğini, seher vaktinde şafak renkli şarabın kadehlere konulduğunu ve şafak renkli geline benzetildiğini beyitlerde görüyoruz.

141

In document Klasik Türk edebiyatında saki-nameler (Page 155-165)