2.2. Tarihsel Çerçeve: Siyasal Temsilin Tarihi Gelişimi

2.2.1. Đngiltere

Temsil, Đngiltere’de Kilise Konseylerine katılmak üzere gönderilen kişiler için veya Đngiliz Parlamentosu için kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Ortaçağ yazarları arasında, kavramın modern anlamıyla kullanımına rastlayamıyoruz. Çünkü “başkasının yerine ve adına” kamusal faaliyetleri yürüten kişi biçiminde bir anlayışın varlığı söz konusu değildi. Bu anlayışın gelişimi, büyük ölçüde, 12. yüzyılda hukuk alanında başlayan gelişmelerin ürünü olduğunu görüyoruz (Örs, 2006: 2-3).

Norman istilasından önce (1066) Đngiltere’de kurulan krallıklarda, kralın otoritesini ve iktidarını kısıtlayan danışma meclislerinin varlığını görüyoruz. Witan adı verilen bu danışma meclisinin üyeleri, kraliyetin ileri gelenleri yanında, kraliyet müşavirleri, kontlar, baronlar ve kralın yüksek rütbeli subaylarından oluşmaktaydı. Günümüz parlamentolarının çekirdeği olarak da kabul edilen bu meclis, o dönem de ülkenin parlamentosu ve adalet kurumu görevini görmekteydi. I.William 1066

yılında Đngiltere’yi fethettiği zaman, iktidarını meşrulaştırmak için Witan meclisini ilan ettirmiştir. Đngiltere’de Norman istilasından önce Witan adını alan bu danışma meclisi istiladan sonra Magnum Concilium adını almıştır. Feodal beyler, asilzadeler ve din adamlarından oluşan bu meclis, danışma işlevi yanında yüksek mahkeme görevi de görmekteydi (Erten, 1996: 28-29).

XII’nci yüzyıla gelindiğinde Đngiltere kralları, ülkenin yönetiminde kendilerine yardımcı olan iki kuruldan yararlanıyorlardı. Bunlardan biri, Magnum Concilium Regis (büyük kral konseyi) adını taşıyordu ve feodal beylerden ve din adamlarından oluşuyordu. Kral bu kurulu, vergi salma ve vergileri toplama işlerine ortak ediyordu. Vergi, bu kurula katılanların kefaleti altında salınıyordu ve toplanıyordu. Đkinci kurul, kral konseyi Curia Regis adını taşıyor ve günlük işlerin yürütülmesinde krala yardımcı oluyordu. Bu kurulu, kralın özellikle güvenini kazanmış feodal beyler oluşturuyordu. Kurul, krallığın idari, mali, adli sorunlarıyla ilgileniyordu (Göze, 2009: 456-457).

Đngiltere’de 1245 yılında kral için bir tür danışma meclisi görevi gören Magnum Concillium, zamanla gerçek bir parlamento halini almıştır. Bu teoride olmasa da, pratikte siyasal temsil anlayışını oluşturmuştur. Đngiltere’de 13. ve 14. yüzyıllarda emredici vekâletin yürürlükte olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde vekillerin, ancak seçildikleri topluluklar adına hareket ettiklerini, görev sürelerinin sonunda seçmenlerine hesap verdiklerini, yerine getirdikleri temsil görevi karşılığında seçmenlerinden ücret aldıklarını ve seçmenleri tarafından gerektiğinde azledilebildiğini görmekteyiz. Bu dönemde hâkim olan uygulama emredici vekâlet iken 17. ve 18. yüzyıla gelindiğinde yerini yeni temsil anlayışı olan temsili vekâlete bıraktığını görüyoruz (Sarıca, 1969: 41, Erten, 1996: 27-28).

XIII’üncü yüzyılın sonlarında parlamento yapısını tamamlamıştır. I’inci Edward’ın 1295’de büyük ve model Parlamento (great and model Parliament) diye anılan parlamentosunda dört yüz kişi yer almıştır. Parlamentoya kendi adlarına katılan feodal beyler ve yine kendi adlarına katılan din adamları, bunların yanında kilise temsilcileri, büyük şehirler ve shire’ların (eyalet, sancak, liva, kontluk) ikişer temsilcisi bu parlamentoda yerlerini almışlardır (Göze, 2009: 458).

Gelecek yüzyıllarda temsili hükümet fikrine ve uygulamasına en büyük etkiyi yapacak olan bir temsili parlamento belirsiz bir başlangıçla yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Bu, Ortaçağ Đngilteresi’nin parlamentosuydu. Bir plan ve tasarı ürünü olmaktan çok gelişli güzel bir evrimle ortaya çıkan bir parlamento. I. Edward’ın 1272-1307 yılları arasındaki hükümdarlığı sırasında düzensiz aralıklarla, ihtiyaç duyuldukça toplanan meclislerden ortaya çıkmıştır (Dahl, 2001: 21,). Đngiltere’de krallar, bu toplantıları düzenli olarak yapmayabiliyorlardı. Öte yandan, toplantıda beliren görüşlerin kendisi için ne ölçüde bağlayıcı olacağına da yine kral kendisi karar veriyordu. Đngiltere’de meclisler düzensiz dahi olsa toplanabiliyordu. Ancak Fransa’da bu yalnızca olağanüstü dönemlerde olmuştur. Bu da bu mecliste bir süreklilik sağlayamamıştır.

Kısacası Đngiltere’de, parlamento birinci kuruldan yani Magnum Concilium Regis’den, kabine ise ikinci kuruldan yani Curia Regis’den doğacaktır. Kuşkusuz bu gelişme sarsıntısız olmamıştır. Đlk olarak kanunların hazırlanmasında yalnızca bir danışma meclisi görevi gören Magnum Concillium, 1312-1377 yılları arasında, yine bu meclis tarafından onaylanarak kabul edilen bir kanun ile bundan böyle kralın tek başına oluşturulmuş olan kuralları/ yasaları değiştiremeyeceği ilkesini kabul etmiştir. 1254 yılında farklı bölgelerden soyluların vekillerinin katılmasıyla genişletilen Magnum Concillium kökü, feodal yapıya dayanmaktadır. Đşte bu kuruldan zamanla Đngiliz parlamentosu ortaya çıkmıştır(Sarıca, 1969: 43-45).

Göze, bu konuyu farklı bir tarzda şöyle açıklamıştır. (Göze, 2009: 458): Başlangıçta Magnum Concilium Regis’e katılacak kimselerin sayılarını ve niteliklerini belirleyen açık kurallar da yoktu. Ancak ülkenin büyük feodal beylerinin kurula katılmaları söz konusu idi. Ne var ki, giderek daha fazla mali kaynaklara ihtiyaç duyan krallar, istedikleri gibi vergi salma için daha geniş tabanlı bir kurulun desteğini sağlamak isteyecekler ve bunun içinde Magnum Concilium’un yapısını genişletmişlerdir. Bu yönde en önemli gelişmeler XIII’üncü yüzyılda olur. Feodal beylerin ve din adamlarının yanı sıra az çok otonomiye sahip yerel yönetim birimlerinin ikişer şövalye ile ve önemli şehirlerin de yine iki burjuva temsilcisi ile Magnum Concilium’a katıldıkları görülür. Bu gelişme Simon de Montfort’un

girişimleriyle gerçekleşir. Bu nedenle Montfort’un Đngiliz Parlamentosunun kurucusu olduğu söylenecektir

Ne var ki, Đngiltere’de kral, baron ve din adamlarını sarayına yılda iki veya üç defa danışmak için davet ederdi. Başlangıçta büyük toprak sahiplerinin basit toplantıları şeklinde kabul edilen bu konsey (Consillium) daha sonra, baron ve yüksek rütbeli din adamları yanında, her kontluk için iki şövalyenin ve en önemli kentlerde ticaret ve zanaat dolayısıyla güçlenmeye başlayan burjuvaziyi temsilen iki burjuvanın toplantılara davet edilmesiyle Büyük Konsey (Magnum Concillium) hüviyetine bürünmüştür. XII’nci yüzyıldan başlayarak, bu konuda bazı geleneklerin yerleşmeye başladığını görüyoruz. Kral, önemli bir karar alacağı ya da yeni bir düzenlemeye gideceği zaman, önceden Magnum Concilium Regis’e danışma gereğini duyacaktır (Çam, 2005: 540).

Burjuvazinin Magnum Concillium’a (Büyük Konseye) katılması kralların ve asillerin aralarındaki savaşlar ve mücadeleleri sebebiyle zayıflaması; buna karşın burjuvazinin ise böylesi bir ortamda zenginleşmesi ve güçlenmesi sonucunda gerçekleşmiştir (Tocquevılle, 1962: 2).

Böylelikle Magnum Concilium’un daha geniş bir tabana dayandırılmasında izlenen hedef, Kral için danışma mahiyetinde olmayıp yeni vergilerin uygulanması hususunda heyetin onayını almak ve aynı zamanda merkezi otoritenin kırsal kesim ve şehirler halkı üzerinde etkinliğini arttırmaktır. Yani kraliyet gücünün inşası, hükümdarların bu toplumla uzlaşmasını gerektirdi ve bu temsilci kurumu üyelerinin seçilmesi ve baskı altında tutulması gündeme geldi. Netice olarak 1265’den (XIII. yüzyıldan) sonra baronlar, yüksek rütbeli din adamlarıyla şövalye ve burjuva temsilcilerinden kurulan Magnum Concillium’a kilise temsilcilerinin de katılmasıyla Konseyin adı Parlamento olmuştur (Hall ve Ikenberry, 2000: 65, Göze, 2009: 458).

14. yüzyıla gelindiğinde, Đngiliz parlamentosu baronların, şövalyelerin, ruhban sınıfının ve burjuvazinin ayrı ayrı temsil edildiği, birden fazla bölümden oluşan bir kurum haline gelmişti. Ancak daha sonra, 1327 yılından itibaren parlamentonun tekrar tek bir organ haline geldiğini görüyoruz…. Bu dönem Đngiliz parlamentosuna parlamento diyebilmemizi sağlayan önemli özellikleri vardı. Đlk

olarak, temsilciler bölgeleri adına konuşmak ve yine bölgeleri adına alınan kararlara rıza göstermek için parlamentoya geliyorlardı. Đkinci olarak, krala bölgelerinin sorunlarını anlatıyor, bir bakıma onları temsil ediyorlardı…. Üçüncü olarak, temsilciler kral ile tartışabiliyorlardı. Bu hak, çoğu kez bir formalite olarak kullanılmakla beraber, bazen da kral ile ciddi pazarlıklara dönüşebiliyordu. Dördüncü olarak, birçok temsili kurum gibi, Đngiliz parlamentosu da yöneten ve yönetilen arasında iletişim kanalı işlevi görmekteydi (Örs, 2006: 6). Öte taraftan Đngiltere’de Parlamentonun yapısı içindeki beş tür üye (baron, yüksek rütbeli din adamları, şövalye, burjuva ve kilise temsilcisi) aralarında gruplaşarak yüksek kamara (Yukarı Meclis) ile aşağı kamaranın (Alt Temsilci) oluşumuna yol açmışlardır (Çam, 2005: 540).

Nitekim Đngiltere’de XIV’üncü yüzyılın ilk yarısında kilise, krala karşı vergi yükünden kurtulmak için parlamentoya temsilci göndermekten vazgeçer, kendi vergi yükünün kilise meclislerinde oylanmasını tercih eder, bu ayrılmadan sonra geriye kalan parlamento üyeleri ikişer ikişer gruplaşacaklardır. Feodal beyler (Baronlar) kendi adlarına parlamentoya katılan din adamları ile birlikte hareket etmeye başlarlar. Bu birlik yukarı meclis dediğimiz Lordlar Kamarasının nüvesini oluşturacaktır. Şövalyeler savaşçı olmaktan fazla tarımsal ve ticari bir zümre görüntüsüne sahip olduklarından burjuvalara yakın idiler. Bu yüzden Şövalyeler de çıkarlarını kendilerininkine daha yakın gördükleri şehir temsilcileri ile birlikte hareket etmeye başlarlar, bu birleşme de alt meclis dediğimiz Avam Kamarasını oluşturacaktır. Birbirlerinden farklı sosyal sınıfların temsil eden Lordlar ve Avam Kamaraları böylece ortaya çıkar (Göze, 2009: 459).

Özetle diyebiliriz ki Yüksek Meclis (Lordlar Kamarası) ile yasama kudretini elinde bulunduran ve seçime dayanan aşağı meclisin (Avam Kamarası) bir araya gelmesiyle oluşan bir parlamento. Başlangıçtan itibaren Lordlar Kamarası, alt meclise (Avam Kamarasına) oranla haklar bakımından da bir üstünlüğe sahip idi. Ancak Alt Meclis XIV. yüzyılın başından sonra tartışılmayan vergi koyma hakkını kullanmak suretiyle kısa bir zamanda büyük önem kazanmıştır. Bu yöndeki devamlı gelişme sonucunda XV. yüzyılda Lordlar ve Avam Kamaraları yasa tasarıları hazırlamak ve kaleme almak hakkını kazanmış olduklarından yasalaşması kralın son

onayına bağlı olmasına rağmen gerçek bir yasalaşma organı görüntüsüne bürünmüşledir (Çam 2005: 540-545).

Sonuç olarak Đngiltere’de 1714’te Hanovre soyundan I. ve II. George ‘in tahta çıkışı, bu konuda kökü birkaç yıl önceye dayanan önemli değişikliklerin meydana gelmesine yol açtı. Kral, meclis toplantılarında sıkıldığı için (kral, Đngilizce bilmiyor ve bu yüzden de müzakereleri çok güç izleyebiliyordu) bu toplantılara katılmamaya başladı. Böylece kral bütünüyle süs ve sembol görevi yüklenerek önemini yitirirken, bakanlar ulusun genel siyasetinden sorumlu bir kurul durumuna geldi. Kralın danışma kurullarına katılmamasıyla meclis toplantıları hayatı kolaylaştırması, kralın iktidarının denetlenmesi ve sınırlandırılması faaliyeti haline dönüşümüyle birlikte yasama olgusunun önemi büyük ölçüde artmıştır (Kalaycıoğlu, 1986, 313, Duverger, 1986, 74-75).

Bu dönüşüm, Avrupa’da kralların egemenliğini kutsal haklara dayanan öğretiyi bir kenara iterek, halk egemenliğini savunan öğretiyi benimseyen genel düşünce akımına uymaktaydı. Kralın önemini yitirmesi sonucu boşalan yeri, doğal olarak, kabine içinde oturumları yönetmek ve genel siyaseti düzenlemekle görevli bir şefin (başkanın) aldığını görüyoruz. Böylece, parlamenter rejimin başlıca çarkları yerine oturmuş oluyordu. XVIII. yy.’da Đngiliz siyasal partilerinin gelişmesi, bu çarkların düzenli işlemesini sağladı ve o günden bu yana hiçbir ciddi güçlükle karşılaşılmadı. Böylece bugünün Đngiltere’si, yavaş ve kademe kademe ilerleyen bir değişiklikle, geçmişle birden bire ilişkisini kesmeden, feodalite Đngiltere’sinden koptu. Kaldı ki 1215 tarihli Büyük ferman (Manga Carta), demokrasiye giden bu yönelişi daha o dönemde göstermişti. (Duverger, 1986: 74-75, Örs, 2006: 5).

Belgede Sosyo-politik parametreler açısından van'daki siyasal temsil anlayışı: il merkezi üzerine bir araştırma (sayfa 68-73)