ÎD JT İH A D
N a h İ ( l S ı r r ı B r y Yazısı geçen nushamızdadır.
i c i n i» i: k i l i k
Gençlerde ruh istikameti Beslenme usuîii
Gustave Le Bon ve eseri (Konferans) Françoise
K ıt ‘a
Niçin beni kurtardın [Hikâye] Cihanın Şimdiki tnkişaiı
Dr. AB. üjevet Dr. Şiikrti AB. DJ. Suphi Nuri Dr. A. D. Tevfik Fuat Dr. G. Le Bon 1 İsm ail H a k k ı M atb a a sı
VENİ NEŞRİYYAT
Kir F a n in in K a d eh leri
Şa‘iri Tafil oğlu Ahmet Cevdet B. Asıl kanımız yere düşmeden buhar oldu mısra'ı gibi sıcak ve yükselici ilhamları nâdir değildir, ileride ayrıca balıs edeceğiz .
T e m m u z i İM 4
Emil Ludwig in meşhur bir eserinin Haydar R ifa t Beyin himmetile dilimize çevrilmişidir . Eser mühim , tercüme ber mu‘tad parlakdır . Okuyoruz tahlil ve icmal edeceğiz.
Y o lla r ın S e si
Bu unvanla yeni dıir ınecmu‘anın ilk nüshası geldi, Üstad Cenab Şehabettin Beyin musaha - besi nefisdir.
M en fur Iz lır a b
Cahit Arif Beyin bu nam ile bir meemuVi şûriyyesi çıkmışdır. 31 sahife. f i : 15 k.
POSTA KUTUSU
Cahit Arif Beye: Manzumeleriniz geldi okuduk:
Ruhum bir mezar oldu varlığından bezeli Ne tek bir ümidim var- ne de şaşkın nikbinim; içimdeki acılar sızılar hep ezeli
ölümüne susamış açâ’ib bir bed binim . diyorsunuz. Gençlerde böyle hisler marazı ve çok şükür ki muvakkatdir. Bunda mutala'a ve kıra‘at muhitinizin te’siri olsa gerekdir . Leo - pardi den bahs ediyorsunuz. O hasta idi. Eğer dünya ve hayat fena ise daha eyi ya mücadele . mevzu‘u çok demekdir. Dünya cennet olsaydı iki gün sonra sıkılırdım. Düzeltilecek bir eğri lik, aydınlatılacak bir loş köşe, bağrılacak bir hakikat olmasa hayatın ne lezzeti olur . Size Jean Marie Guyau nun eserlerini okumayi tavsiye ederim . Yakında Ma‘arİf Vekâletimiz onun şah eseri olan V e c ib e s iz v e m ü ’e y -
y itlesiz b ir a h lâ k ın ilk p la n ı adlı kita -
bini neşr edecek bunu okuyun , ruhunuza ve görüşünüze afiyet verecekdir .
Uğıız Kâzım, tdris Ahmed Beylere: Manzu meleriniz, güzel, dere edilecek.
AB. Djevdet Beyin Şi'irleri yakında çıkıyo’r 96 Sahifelik Fi : 50
k-Dr. Yorği Fotaki M avromatis
E m ra zı d a h iliy e
Beyoğlu Venedik Sokağı M 5
Cuma ve cumartesinden başka hergün 2,5 dan 7 ye kadar.
Çarşanba günleri parasızdır. Telefon : B. 4707
GIJSERO FOSFATLI ŞARK
MALT HULÂSASI
Eczacı Ekrem Beyin nezareti altında sureti hususiyede Final edilmekdedir. Deposu Ekrem Necip Ecza Deposu
Telefon : İstanbul : 78
Rafale de Parfum s
SO N N E T S
PAR LE Dr. AB . DJEVDET
Edition de luxe, pages 131, Prix: 100 piastres
A p r a h a m E k ş i y a n
Kerestecilerde No. 412
Dépôt de bois de construction en tous genres Téléfon : Stamboul : 2827
İetihad m b u lu n d u ğ u b a ‘z ı y e r le r
“ İçtihad „ ın İstanbuida satıldığı ba‘zı yerler :
Kadı k ö y ü n d e Muvekkithane caddesinde
Tütüncü D ik ra n E fen d i, K öprü ü z e rin d e
M. K em al E fen d i, B ü y ü k A da da İske
le başında Tütüncü N iko E fen d i, Ü sk ü d ar
da İskele başında Tütüncü İlh a m i E fendi
Dükkânları
İSTANBUL
ÇlNKOGRAFHANESl
Ankara caddesinde İlhami matbbaası üstünde, her nevi* çinkograf işleri dikkat ve sür‘atle
ve ehven fiatla yapılır
A BO NNEM ENT Pays étrangers
Pour un an : 2 Dolars
Edition spéciale : 3 Dolars
A D R E S S E «Idjtihad» Constantinople Téléph : 20865 xxvnème ANNÉE 15 J u ille t 1 9 3 2
İ Ç T İ H A T
Türkçe ve Fransızca
İLMİ, E D E B İ, İK T İS A D İNo : 349
ABONNEM ANSeneliği ( 24 Nüsha ) Türkiye için: 2 1,2, ÂlIâ kâğıdlısı
5 liradır
A D R E S
Cığaloğlunda İçtihad Evi
Tarihi Te’sisi:
1904 — Genève Yirmi yedinci sene
15 T e m m u z 1 9 3 2
G E N Ç L E R D E RU H İ S T İ K A M E T İ
Geçen gün Hikmet Feridun Beye rast gel dim. Bu genç, kendi yaşında olanların o k u muşlarından ve zekilerinden biridir. Bana aynen şu sözleri söyledi :
« Üstad, şimdiye kadar okuyup da beğen - mediğim hiç bir makalenizi görıııemişdim. R e sul Zadeye yazmış olduğunuz mektup ilk müs tesna teşkil e tti. Bunu beğenmedim , kana'atı- nız bu merkezde olabilir . ta k a t gençlerin umumiyyetle temayülüne muhalif olan bu ka naatinizi hiç olmazsa yüreğinizde saklamalidi- niz. Sizi herkes ileri hareketinin en ilerisine gideni bilir . Gençlerin büyük bir kısmının « Sympathie » sini nenen ga’ib edeceksiniz ...» Bu ifadeyi hemen not ettim. Bir kaç gün sonra tekrar kendisine rast geldim. Geçen gün bana söylediğiniz sözler bende ba'zı mutala‘alar uyandırdı. Bu m ütalaaları yazacağım ve sizin adınızı da zikr edeceğim dedim , pek alâ olur dedi ve bir azda memnun olduğunu his ettim .
işte mütalaalarım : Söyledim ya ! Hikmet Feridun Bey gençlerin güzidelerinden biri - dir . Benim Communisme hakkıııdaki İlmî kana'atımı izhar etmiş olmamı tahti’e edi yor , bu bir ; Gençlerin büyük bir kısmının Communisme cereyanına mütemayil olduğunu söylüyor , bu iki ; Gençlerin hoşuna gitmek mukabilinde hakikat bildiğim hakikatları sus - durmayı bana zımnen tavsiye ediyor , bu da
iiç. Gençlerin, mevcud ve gayri müsavî munka-
sım serveti taksim etmek suretile, sa‘yi zatile
değil, İnkılab darbesi sayesinde müreffeh ol - mayı istediklerini meydana koyuyor . Hikmet Feridun Beye yoldaşlarına söylediğimi tekrar ediyorum : Ben sîzlerin yaşınızda ve belki bir az daha genç iken bir « Anarchiste » idim. Hiç hükümet olmasın ve hükümete lüzüm yok, derdim. E. Reclus ün ve Rus Kropatkin in , ve Bakunin in kitabları da İncilim olmuşdu -
1898 de Paris de idim . Benim Anarchiste temayülde yazılmış makalelerim ancak çok imanlı ve muhterem bir Anarchiste baba olan Jean Grave ın Les Temps Nouveaux adlı haf - talik gazetesinde neşr olunabilirdi. O zamanda Russie Çarı bütün Devletlere bir te r k i te s lih a t teklifi yapmışdb benim 30 Juin 1898 tarihli mez kûr gazetede çıkan hükümet ber endaz maka - lemin adı L e d é sa rm em e n t dır.
( K a h r iy y a t ) inde « Saint-Cerque »ad lı:
Ey riyakâr siyasîleri devri şumun Hatar âbâd rehi ma‘sıyyete gitmeyiniz ; Sîzlere maksad ise sulh ü refaı ümmmet Saçarak beynine tuğyan frakı m alum un
«
«Ravachol» laşınaya insanları sevk etmeyiniz. kıt‘ası ayni samimî heyecan ve imanın te’siri altında yazılmışdı. Ravachol hükümet ber endaz ve bombalarile Paris i hayli zaman dehşet içinde yaşatmış bir Anarchiste idi .
Hükümetsiz bir CenPiyyet istemenin sahil- siz, kıyışız bir nehir istemek kabilinden bir saçma olduğunu sonra ben nasıl anlamışsam siz de mevcud sermaye ve serveti müsavî bir taksim
5756 İ Ç T İ H A T
ile , şahsî milkiyyeti ve şahsî malikiyyetin teşkil ettiği cehd ve sa‘y âmilini ilga ile bir refah ve sa'adet tahsil edebilmenin bir kuruntu olduğunu anlayacaksınız.
Beşer CemMyyetinin bu günkü nizamı İdeal bir nizam olmadığını ve bunun pek çok ta dil ve ıslah beklediğini i‘tiraf ederim .
1902 de V iy a n a da Avusturya İmperatoru
nun atlarının ahırını ziyaret ettim. Viyana da bu ahır ecnebiler tarafından ziyaret edilmeye şayan görülen yerlerdendir. Mevsim kara kışdı. Ahır kaloriferlerle ısıtılmışdı, her tarafda ter mometreler hararet derecesinin intizamını gös teriyordu . Hayvanların yemlikleri , yemleri , içdikleri sular, yatakları hep büyük dikkat ve ihtimam mevzu'ları olmuşdu. Gübre ve sa’ire kokusundan eser yokdu. Ahırın havası, güneşi hep hesaplaııınışdı. Atların meskenindeki bu sıhhilik, bu temizlik bu konfor ve bu hayvan lara hazırlanan sıcak çorba, değme insan oğlu nun evinde bulunmaz derecede mükemmel ve nefisdi. Aynî günün gecesi sa‘at 1 de bir ba - lodan Höfergasse deki apartımanıına dönerken her taraf buz ve kar içinde olduğu halde Ad - liye sarayının mermer eşiği üzerinde oturan seksenlik bir kadının titreyerek sadaka bekle - •eliğini gördüm . Beyğirlerin ve bu havva kızının taliMerindeıd tezad göz önündedir.
Bir yaz günü latif bir akşam üstü İsviçre - nin Z ıırich şehrinin beton arme ve çiçeklerle sarılmış villalarından birinin taraçasında buzlu biralar şaraplar içilerek ta'am edilirken bu villanın önündeki caddeden, mahzun ve mazlum bir şarkı okuyarak ve bir ekmek parçası niyaz eden bir zavallı a‘manın değneğini kakarak geçdiğiııi gördüm . Muhteşem taraçadaki siirur ve ni‘met ve sokakta yürüyen bu hüzün ve mahrumiyyet bu günkü gibi gözümün önünde yaşamakta ve yüreğime ateş salmaktadır. Sultan Hamidin te’sir ve tazyikile tsviçreden çıkarı - lıyordum. o gün idi k i :
Fecri dicur olmaya mahkûm eden devri yaman Natıkamdan aldı bî kaydî yi kırdı hamemi Orda cebr ü zur ile burda zer ü kanun ile Bir kara hummayı istibdad sarmış âlemi .
ve
Neden bu şanlı etnelçün cihan fedalar yok Niçin bu maksada bigâne aşinalar var ? Bu kasr kahkahalar , nağmelerle sur âbad , Bu hanelerde fakat da’inıî bükâlar var .
sayhalarını boşluklara fırlatmışdım.
Cem‘iyyet hastadır; fakat Cem'iyyetin hastalığının ilâcı Communisme değildir. Şimalî Amerika bu mes’eleyi hayli hail etınişdir: işçilere-bol gündelik
veriliyor . Işci hem müstahsil , hem müstehlik oluyor . Meselâ amele fabrikasında yapdığı automobillerden birinin müşterisi oluyor. Amele evinden fabrikaya kendi automobilile geliyor . Bundan başka fabrikanın hisse senedlerindeıı satun alabiliyor. Bu suretle işçi hem müstahsil, hem müstehlik, hem de sermayedar oluyor. Bu basit işi Latin milletler halâ anlamadılar. Bunlar işçiye ne kadar az yevmiye verirlerse kendile - rini o kadar kârlı sanıyorlar ; işçiye istihlâk kudreti vermediklerini ve işçiyi kendilerine hasm ettiklerini görmiyorlar . Bu mes’elenin tafsilatını, içtihat kitablarmın 62 inci sayısı olarak basılmakta olan C ih a n ın Ş im d ik i
İn k işa fı adlı kitabda okursunuz . Okursunuz
dedim de hatırıma geldi:
Gençlerimizde sebebi bence meçhul olmayan bir derd de okumamakdır . MecımTaları için benden yazı istemeye gelen bir kaç gencin on beş günde bir defa çıkan 12 sahifeden ibaret ( Içtihad ) ı da ta ‘kib etmediklerini görüyurum. « Efendim vaktimiz olmuyor, buhran da var > diyorlar. Spor için, kahvelerde tavla oynamak için vakit ve para buluyorlar . Bu vaz‘iyyet zimamdarlarımız için telâş edilecı k bir vaz‘iy- yetdir. Galiba « çalışmaya , zihin yormaya , kafa patlatmaya ne lüzum var, yarın Commu - nisme gelince zenginlerin servetleri aramızda taksim olunacak » diyorlar .
Burada bir vakı‘anın hikâyesi hatırıma geldi: Bir gün meşhur Rothschild e bir adam gelmiş, ihtiyaç arz etmiş, yardım istemiş , Milyoner, bu adama çıkarmış beş fırank vermiş. Edilen yardımın az olduğunu ve kendisinin milyonlarından neden bu kadar: az bir şey ver diğini işrab eden müracaatçıya al eline kurşun
i ç t i h a t 5757
kalemini benim paramı bütün senin gibi olan ların adedi üzerine taksim et» demiş* taksimde adam başına iki frank düşmüş. Rothschilde, o adama « şu halde sen 3 fırank da fazla almışsın ver şu fazla aldığın 3 fıranğı » demiş .
Lénin in kardaşı, Çar Alexandr ı bomba ile öldüren bir Anarchiste id i. Bittabi' sü’i kasdcı i'dâm olundu. Lénin samimî olabilir . Fakat sağ olsaydı girdiği yolda devam edermiydi ? Çıkmazlığını görerek kemali ilılâs ile . yolunu defrişdirmezmiydi ? Buna kim cevab verebilir ? On beş seneye yakın bir zamanda cereyan eden tecrübe devri, menfî bir neticeden başka bir şey verınemişdir . 5 senelik plan suya diişdu , bir beş sene daha isteyorlar, yine olmaz . Zira şahsî na’iliyyet zenbereği yokdur . Köylü az ekiyor , işçi yürekden çalışmıyor. Dinlerin ukba saadeti va'dıniıı boşluğu anlaşılmaya başladığı ve kuvvetini bir az ga'ib ettiği gibi «Bolchevique» liginde va'dlerinin boşluğu anlaşı- lacakdır. Dinlerin Cennet, Hur, Gıluıan, kevser hasılı cennetde ebedî ni'met ve sa'adet va'di insanları asırlarca tahrik etti . fa k a t Ahrete gidüb dünyaya dönen ve bunların birinden eser olmadığını göriib dünyadakilere:«çocuklar! asır lardan beri aldatılmışız* çocuklar gibi aldatılmış ve avutulmuşuz» diyen olmadığından bu gaflet ve iğfal kolay kolay za’il olmamışdır ve hâlâ da yaşamaktadır .
Bolchevique liğin de serabı, şerabdaıı daha ziyade insanları bir müddet mest edecekdir ve bunun koparacağı şeyi belki bütün uıedeniyyeti alup götiirecekdir . Ahretde cennet ümidinin yavaş yavaş ga’ib olması dünyayi cennet ede- ceğinijva'd eden bolşevikliğin muvakkat zaferini kolaylaşdırıyor. Daha 1902 de Paris de henüz bolşevikiiğiıı adı sanı yokken yazmış olduğum şu sonnet de Cem‘iyyetin nizamı hazırının bozuk luğunu ve bir inkılabın fırtınalı tulu'unu sezmiş ve terennüm etmişdim. işte o sonnet şudur :
L’im a g e He to u t à l ’h e u r e
Le tangage et le roulis chuchotent, La galère est soûle de langueur : Elle se sent défaillir, son coeur S’arrête, les albatros sanglotent.
Abaissez - vous, ô chimère hautes Pour egayer l’heure de rancoeur , Où se célèbre un funèbre choeur Et pâment de rire les hulotes .
Mais vois surgir l’austère splendeur, C’est de notre nuit la lune neuve , Astre doux de terrible candeur.
J ’ai peur de ce silence hurlant Qui monte vers un ciel nonchalant Sous lequel pleure l’attente veuve .
28 Dbre 1902
Hulâsa gençlere diyorum: Yarınki kana‘a - tınız bu günkü kana'atınız olmayacakdır . Franclin in şu sözünü aslâ unutmayın : S a n a
sa 'iy siz z e n g in o lm a k iç in hiı* y o l ta v s iy e c d e ıı s e n in e n b ü y ü k d ü şm a n ın d ır » .
Hayatın , ınücadelesiz hiç bir ta‘mı olmaz.
î s' 1-* * ' ı k j 1 h / »
« . Ü» f U. wi'*
diyen S a ‘dî bu zevk ve vekarı göstermişdir. Siz ekmeğinizi feth edeceksiniz , sa'adetînizi feth edeceksiniz, başkalarının sa'adetini istilâ ve müsadere suretile değil, kendi elinizle, alnınızın ve dimağınızın terlerde yaratacağınız bir sa'adetle mes’ud ve müreffeh olmaya bakacaksınız ve o zaman bir Allah gibi bir vaz£iyyet,iniz olacak; bunu benim elim y a p tı, bunu benim sa'yım yaptı! diyeceksiniz. Yaratıcılık hazzı duyacak sınız. Yaratmanın zevki Allahı bile harekete getirmiş, ki mahlukatı yaratmış. Sende,fanîve ebediyyet içinde bir lahza olan varlığını mes- 'ud edecek bir şey yaratacaksın, mutlak bir şey yaratacaksın . Muvaffak olınasan da , muvaffak ve ınes‘ud olmak yolunda , yaratmak yolunda sa'y etmiş ve hattâ bu yolda ezilmiş olmak hazzını elde edeceğinde şüphe yokdur â . Ben 19 yaşında yazdığım bir manzumede :
Bir gün yolunda ölmeye ümmid ber kemal Çok mu, Hamiyyet ! olmasa başka inayetin .
demişdim. Dinler bile şehid olmayı gazî olmakla müsavi yükseklikde ve hattâ şehidliği üstün
5758 i ç t i h a t
C —O ¿P- f U . y f
. C— Y ; A-i-u" J «1
diyen U r iı bu en yüksek zevk ü şevki duymuş ve duyurmuşdur .
Bitirmeden evvel şunu da söyieyim : genç lerin hoşuna gitmeycek ¡‘tikadımı hiç olmazsa söylememeyi bana tavsiye ediyorsunuz. Benim kuvvetim» imanımı saklamak hususundaki tam aczimden ibaretdir. [*]
Oençlikden umulan şey, hürriyyete coşğun muhabbet, ve bâ husus fikir , vicdan , içtihat hürriyyetine sonsuz hürmet ve muhabbetdir . llikmet Feridun Beyden hoşa gidiib gitmeyeceğini düşünmeyerek kana‘atımı izhar etmiş olmamı tahtı’e değil tahsin etmek beklenirdi . Kendi nazarınca gençlerimizin hoşuna gitmek için Ftikadımı saklamayı tavsiye etmesinde, seciy- ye ve ahlak nokta’i nazarından, mevcud z a t i lik barizdir. Maskeli adamlardan nefret etme - liyiz. Ben vaktile de :
En güz«l maskeye tercih ederim bin kerre Maskesiz çehre’i menfurunu ifritlerin . d em işd im .
Içtihad hürriyyeti ve içtihada hürmet bu - luıımayaıı yerde fikir hayatı ve insan hayatı yokdur,bunların bulunmadığı diyarların akıbetini
Tarih göstermekdedir. Fransız Millet Meclisin de kırallık tarafdarları fırkasından bir Efendi nin cümhuriyyetciler fırkasından diğer bir Meb"usla can ciğer dost olduklarını ve birbir lerine samimî ve ilmi olan içtihadlarına hür - met ettiklerini gördüm. Bolşevik şa‘ir Nazını hikmetin benim gibi düşünmemesi kendisini sevmeme ve takdir etmeme aslâ mani1 olamaz .
[’] Karlı Dağdan Ses in şu kıt1 asını da okuyun : ŞAİRİ GAYRİ MUNTABIK
Cihana uymadadki aczim iktidarımdır , Vekar zenginiyim , iftikar yoksuluyum ; Muhabbetin eli ta'yin eder makderimi : Serabı gönlüm olan bir melikenin kuluyum .
17 Kânunu sani 1930
Eğer inikadımı izhar etmemeye ve doğ ruluğuna inanmadığım bir da'vayı muda - fa‘a ederek hoşa gitmek iktidarına malik olsaydım ben her şey olabilirdim , fakat o- zaman ben, ben olmazdım, o zaman mahv olur dum. Yalanın ve riyakârlığın bana getireceği Syıupathie ve ikbal benden uzak olsun.
Communisme de musib unsurlar yok değil dir : 27 seneden beri etrafında ( Içtihad ) m çalışdığı program fikirlerin 24 üncüsü şudur:
U m u m i r e fa h ,fe r d le r in s a Ş le r i m a h su l la r ım ıı h a s ılıc e m ‘i o ld u ğ u n d a n ,[ m ad d i v e y a m a ‘n e v i ] ç a lış m a y a v e is tih s a le m u k te d ir o ld u ğ u h a ld e a tâ le t iç in d e y a şa m a y ı te r c ih e d e n k im se , C e m ‘iy y e tin m e ş r u ‘ u z v u o lm a k ta n ç ık a r v e o d a k ik a d a n istih a ren e e m ‘iy y e tin m u stah - sa la tm ı istih lâ k e tm e k h a k k ın ı g a ’ib ed er .
Görülüyor ki bu vadide , iştirâk ettiğimiz nazarlar hiç yok değildir . ( Içtihad) ın bu müdir fikri» Milyonerlerden ve milyoner zade - lerden bile tufeyli yaşamak hakkını ııez1 edi yor. Bina’en‘aleyh icmal ve tekrar ediyorum :
Beşer cem'iyyetinin hazır nizamları kemâl den ve âmmenin maslahat ve mnnfa‘atına tam intıbakdan, i'tiraf ederim, henüz uzakdır, fakat zamanın yardımile yükselecek olan ilm, ahlâk, muhabbet, fazilet . . beşer cem‘iyyetinin niza
mını daha eyi, daha nurlu bir tekâmül yoluna sokacakdır. «Şiddet, Za‘f ların en kötüsüdür», Sekinet görür , Şiddet kördür. Muhalısatı te’- min etmek , muhalifeti men‘ etmekden evlâdır. Eyi niyyetin, taşları bile ürperten bir te’siri vardır. Bunlara iman et ey genç .
Zatî sa'yin meyvesi olmayan bir ni'meti ka bul etm e; kolların, dimağın, nefsine i‘timadm sana her şeyi verecek ve sen, yerin üstünde, ba şın semaya doğru yüksek, yürüyeceksin.Türkün ve insanın asaleti bu ve, ancak bu vaz‘iyyettedir.
i ç t i h a t 5759
Halk için Hıfzıssihha sütunu :
b e s l e n m e u s u l ü
Bir bahs üzerine bir efendi yemeği tersine yemek için kahve likörden başlayarak Hors - d’œuvre ile bitirmiş ve bahsi kazanmışdır.
Yemek yemeğe sofrada gelişi güzel bir ye - mekden başlanır mı yoksa şu veya bu nevi yemekden başlamak lâzım olduğuna da’ir öte - den beri ri‘ayet edilen sıra tertiplerinin bir esası var mı ?
Zaman ile yemek yemek tarzı değişmişdir . Şa'ir Korner in bahs ettiği kahramanlar devrinde balık yemeğine hiç bir kıymet vermezlermiş , hattâ üç bin sene evvel başka muvafık bir y e mek bulunamadığı için açlıkdan ölmek derece sine gelen bir Kirala zorla ve kerhen bir balık yuttura bilmişler.
Halbuki bu gün balık sofraların en esaslı baş ye- meklerindendir . Yemeklere en ev vel çorba veril mesinin esaslı bir sebebi varımdır
diye bir su'al vakı‘ olsa verilecek cevab tabi4î müsbet olur . Hazm fi linin en fa âl kısmı inilde de başlar ve bu ii 1 mi de usâ resi sayesinde olur . Mi‘de usaresinin mey - dana gelmesine başlıca iki amil vardır. Bun - larm biri ruhî, diğeri kimyevidir ■ Evvelâ ruhî âmil te’sirini icra eder. Pek hoşa giden bir ye meğe ağzımızın suyu akar ve yemek daha mi'demize ğitmeden ayni suretle mi de usâ
resinin de ifrazına sebep olur . Bu i tibarla en çok sevdiğimiz yemeklerin en çabuk hazin ol masının hikmet ve hakikati bununla da anla - Şılmış olur.
Ruhî te’sirden sonra kimyevî te’sir başlar , bu suretle çorba ve et suyunun başlıca yemek lerden evvel verilmesi mi‘de usâresinin ifrazına
lıidmet ettikleri içindir. Yemeklerden evvel az bir uııkdar çorba içilirse ondan sonra yenecek
diğer yemeklerin mpdede kolaylıkla hazm edilmelerine medâr olan bir nevi4 te’minat demekdir. Yemekler başlıca üç nevi‘ ğıda mad delerinden ibaretdir :
Birincisi - ekmek gibi « ma'iyyeti karbon» [ Hydro carbon ] 1ar, İkincisi - tere yağ nev - ‘inden olanlar, üçüncüsü yağsız et gibi « Pro téine » nev'inden bulunanlardır • Bunlar da tekrar çay sofrasında olduğu gibi ma'iyyeti karbon ile yağlardan veyahut akşam yemekle rindeki gibi proteine lerle ma’iyyet karbonlar dan ibaret olmak üzre yine iki kısma ayrılırlar. Yemeklerin nevilerine göre hazmları de - ğişir, ma’iyyeti karbonlar protéine lerden daha
kolay hazm edil diği gibi proté - ine Ierde yağlar dan daha evvel hazm olunurlar . Ma’iyyeti karbon cinsinden yemek ler yağlarla ka - rışdırılırsa ma'iy yeti karbonların hazmını gecikdirirlerse de yalnız oldukları vakit malik olmadıkları hoşa giden bir lezzet alırlar.Ma’iyyeti karbonlar mi'de usâresinin ifrazını kolaylaşdıran bir hassaya malik değildirler. İşte bunun için protéine nev
inden olan et, balık gibi yemekler mi‘de de usâre ifrazı haddi a'zamîde bulunduğu zaman mPdenin fa‘âl kısmında bulunmaları lâzımdır . işte bu ve buna mümasil sebeplerle yemeklere, evvelâ proteine nevinden olan et, balık v. s. gibi şeylerle başlanır . Ve bunlara ekmek , patates ve sebze ilâve olunur ve nihayet tatlı ve meyve ile bitirilir ve beslenme tarzına bu yolda ri‘ayet edilir ve bu türlü devam ve ta‘kib edilirse hem hazm kolay olur hem de yenilen yemekler vücudumuza daha faydalı bir suretde yerleşir ve sindirilir.
Büyük Ada D r . Ş ü k r ü
'
TEHLİLE BEDEL TELİN
Midhat Cemal e -İçelim k ız ıl ser a b ın ı g ö z le r d e m ih n e t in , B a n g i k ıy a m ım o ld u m u h a b b et n e v a la r ı ; Küfı* a te şin d e y a n d ı ila h ile r in s e s i,
K o g d u m d u d a k la rım d a n u ta n g a ç dubaları. 12 Haziran 1931 A. D. ■, x A. X . A X X . ^ ^ A A . JL A A A. .A. -A.
5760 İ Ç T İ H A T
G U S T A V E LE B O N V E E S E R İ
17 Şubat, 8 Mart, 18 Mart ve ıo Nisan 1932 Tarihlerinde BÉNE-BERTH ve UNİON FRANSAİSE, HALK EVİ ve DAR-UL-FÜNUN « Conférence » salonlarında verilmiş olan « Conférence » .
Maba‘d ve hitam: Üst tarafı 343 , 344 , 345 inci sayılarda
G U S T A V E LE BON UN E V İN D E
Ruhul-Akvam ı terceme etmiş ve Ruhul - Cemahiri ve Terbiyenin Psyclıologiası nı oku- muşdum : 1Q05 seııesindeyiz. Rus-Japon harbi devam ediyor , Rus orduları ricat ediyor ve bozgun halindedir . Rus dostluğu Fransada hakim . Ölmez Artist Sarah Bernard, Châtelet civarında kâ’iıı kendi Teatrosunda rus mecruh ları menfa‘atına bir piyes temsil ediyor . Bir gün evvel, bir mektubla, kendisi için yüreğim heyecanlarla dolu, büyük mütefekkirden bir mülakat istemişdim. Kapım çalınıyor, müvezzi' bana bir «Cart pneumatique» veriyor. Sabırsız
lıkla bunu okuyorum : Üstad bu gün öğleden sonra sa‘at 2 de. beni kabul ediyor : Adres 29 Rue Vignon - Madeleine. Mukannen sa'atda ka pısını çalıyorum. Bir hidmetci kız kapıyı açı yor. Beni bir insan iskeletinin[*]sıntdığı ve büyük bir Buddha nın tefekküre dalmış olduğu vasi1 bir salona götürüyor. Bu salon adetâ bir Tarihi Tabi'î ve Asarı Atika müzesidir :
« Laboratoire » haline konmuş bir oda da üstad « Physique » talıarriyyatmı yapıyor . Bir dakika sonra muhterem filosof salona giriyor ve elimi sıkmak için elini uzatıyor. Siması tatlı bir tebessümle aydındır . Gözlerinde derin tefekkürlerin tulu‘larının ışığı görülüyor . O sırada idi ki İ stih a l’i Madkle=Evolution de la Matière ve İ stih a le ’i Kuva=Evolution des Forcées eserleri salona bitişik mesa‘î odasında hazırlanıyordu . Bir az kovuklarına çekilmiş gözler, gençliğe has bir parlaklıkla şu‘leleni
-[*] Bu iskeletin, gençliğinde O. Le Bon u sevmiş olan bir kadının olduğunu 15 mart 1932 tarihli Les An - nales da çıkan, «Dr. Faust de la Rue Vignon» adlı ve merhumun hayatına tahsis olunmuş makalesinde Princesse Bibersco bize haber veriyor ve bunu bizzat merhum üstad dan öğrenmiş olduğunu yazıyor. A. D.
yordu - Zekânın bir inşi'a‘ı var, ki giizelleşdi- riyor ve zamanın tahribatıtım, seven gözlere göstermiyor .
Benim söze başlamamı bekliyordu. Kendimi takdim ettim bir Türk san'atdaş : Doktor . . . . kendisine derin hayranlığımı ve isminin Tür ■■ kiyede bulduğu alâka ve muhabbeti arz ettim. Ruhul-Akavam tercememden bahs ettim . Bu kitabın bir noktası hakkında kendisine bir mülâhaza arz etmeme nıüsa'ade etmesini rica ettim. Buyurun dedi. Ruhul-Akvam kitabınızda Japon medeııiyyetinin sadece bir ciladan ibaret olduğunu söyliyorsunuz . Halbuki gazeteler bunların yalnız, maddî bir terakki gibi nazarı Ftibara alınabilen Harb ilimlerini değil , en mütemeddin milletlere lâyık ahlakî mu'amele - lerini de senâ ediyorlar. Meselâ Japonlar, Harb meydanında ölen Rus zabitlerinin üzerlerinde buldukları kıymetli eşyayı Salibi Ahmerler vasıtasile bunların a’ilelerine gönderiyorlar . Halbuki diğer asrî kavmler Harb meydanında ölen zabit ve askerler üzerinde bulunan bu eşyaya gana’imi harb,«Butinsdeguerre»diyorlar.
Japonların bu mu‘amelesi yüksek derecede mütemeddin ve yüksek derecede faziletli bir ruh göstermiyor mu ? Ölen bir düşman, öldüğü ândan i'tibaren artık düşman değildir ve onun nesi varsa hep dul zevcesinin ve yetim çocuk larının olur- Diğer tarafdan yeni harbler yalnız cismanî kuvvet istemiyor, riyazî hesablar, pek
karışık bir tanzim ilmi de istilzam ediyor. Muhterem hekim, büyük adamlara has bir tevazuTa mülâhazamı kabul etti. Ruhul - A k vam ın ıııüte‘akıb tab'larında bu fıkra t»‘dil ve Japon kelimesi tay edilmiş bulundu.
Fakat nokta’i nazarını temamen ibta! etmek istemiyerek ilâve etti: «Dikkat ettinizmi Amiral
İ Ç T İ H A T 5761
Togo Imperatoruna gönderdiği raporda zaferi, ecdadımızın ruhlarının yardımile kazandık diyor- Bu ecdad perestlik dir. Kavmî ve Psy - chologia’î mertetebeyi tesbit etmek için bu kâfidir. Japonlar vaktile eyi yay kullanır eyi ok atarlardı. Şimdi ellerinden ok ve yay alındı , bunların yerine Rovelver ve Mitrayyoz verildi şimdi de bunları ayni meharetle istkmal edi - yorlar ».
Söz , hekimin mu‘azzam eseri olan La Civilisation des Arabes in, Kahirede Arab - caya terceme edilmesi hakkındaki projeye intikal etti • « Müslümanlar in ş a lla h larile acele etmezler» dedi. Filhakika bu proje, halâ hayyizi fi‘le çıkmaınışdır. Halbuki her ne b a
hasına olursa olsun bu kitabı terceme.etmek Arab milleti için millî bir vazife görülmek lâzım gelirdi. İkdam sahibi Ahmed Cevdet Bey brade- rimizden öğrendiğime göre Zeki Magamız Bey merhum«Medeniyyeti İslâmiyye Tarihi»ni yazar ken bu kitabdan çok istifade etmişdir . Eser
K a n a ‘a t Kitabhanesi tarafından basılmışdır.
Sonra Oustave Le Bon , bana Paris de ne yapdığımı sordu. Bir taraftan göz hastalık - laruıda ihtisas için çalışdığımı , diğer taraftan Fransanın hareketi edebiyyesini ta‘kib etmekde olduğumu ve şimdiye kadar bir kaç cild Fran sızca şi‘ir mecmu'ası neşr ettiğimi söyledim . Bunun üzerine bana bir az mütehayyir nazarla baktı ve manzumelerimden kendisine bir nu - mune vermemi temenni etti •
O sırada yeni yazmış olduğum «Les chants des proscrits», ya'ni menfîlerin türküsü unvanlı ve Max Nordau a ithaf ettiğim sonnet yi oku dum • Bu sonnet nin mensur tercemesi şöyle yapıla b ilir:
Yük altında ezilen bir soy at gibi, ,inlemek- sizin vazifenin arkası sıra gideceğiz
Şehidlerimizle yıldızlaııdıracağımız dahage- nişve daha aydın bir semaya doğru gideceğiz.
Muhabbet yarelerimizi okşayarak gideceğiz. Kanımız bir ziya seyli gibi fışkıracak. ve Şimşek gözlü ve mühib eserli ilk fecri i'gal edeceğiz.
Asırlar yüreklerimizi» halas bulmuş ırkların
ve ilga olunmuş müstebidlerin hafızalarında saklayacak .
Biz müstakbel zaferlerimizi tes‘id ederek öleceğiz .
Volkanların ejderleri, zanbakların kü’eysleri, şefkatle dolu nağmeler, ve yıldırım feryadları , bizim yüzüncü ölüm yıl dönümümüzde kalb - lerinin çarptığını duyacaklar. [*]
Pek dikkatle dinledi, sonra samimî bir eda ile « Ben ııazm san‘atının yabancısıyım , fakat bizim lisanımızı kullanmak hususunda sizde' bir pehlivan çevikliği var ve bir Türk gibi kuvvetlisiniz. » dedi, bu teşci' önünde eğildim ve teşekkür ettim . Edebî olmayan bir Confe - rance arasında bir sonnet okumak size miina - sebetsiz görünebilir fakat şühretşi'ar m uhata bımın arzusile iki def'a temdid olunan bir mü lakatı harfi harfine kayd etmeye dindarane bir i'tina ile i'tina ediyorum .
Hanım Efendiler ve Bey Efendiler, bu mu sahabemin hulâsası olmak üzre , Paris de La Revue Bleue mecmu'asında intişar eden bir makalemden ifraz ettiğim bir parçayı okuya -
cağım:
Cihan Harbi mu'azzam ve müdhiş bir kitab oldu. Bu cehennemi kitabı en eyi okuyan, en eyi anlayan G. Le Bon dur. Asrımızda, içtima'î sukut ve suudlarııı, ihtirasların , içtihadların , i'tikadların ete- âmillerini en eyi anlayan ve bâ husus en eyi tahlil eden Fransız hekimi odur.
1907 de intişar eden La Psychologie du socialisme, on sene zarfında tahakkuk eden Peygamberliklerle doludur. Bu büyük müte - fekkirin kullandığı ölçü ve terazi nin dakikli -ğini ve doğruluğunu tevsik için başka mı'yar aramaya ihtiyaç yokdur. *
Oustave Le Bon Psychologiayı ihya etti ve ölmez Claude Bernard ın insan Physiologiasıtıı yükseltmiş olduğu müsbet ilmler mertebesine çıkardı .
Bu meşhur Fransız Psychologia ve Socio - logia âlimi hiç şüphe yok, cihanı saran karanlık gecenin haricine bir az çıkmamıza müsa'id olan meş'alelerden biridir.
5762 İ Ç T İ H A T
Hanımlar , Beyler, diğer bir çok ilm mu - hiblerinin ve deha hayranlarının üstadı olmuş olduğu gibi benim de üstadım olmuş olan G. Le Bon, içimizden ga’ib oldu . Bundan dilhunum, ve yüreğim uzun müddet kanadı . Yalnız bir düşünce beni testiye ediyor. O büsbütün öl - meyecek kadar çok nur neşr etmişdir. Hayranı olduğum vasi‘ zekâlardan Guyau nun dediği gibi sevilen kitab ölümün bile kapamadığı, açık duran bir gözdür, orada, bir insanın en derin tefekkürü, bir nur şu‘a‘ı halinde, da’ima goril le bilir o lu r.
Bir çok zamandan beri sönmüş, fakat şu‘a‘- ları halâ nâ mütenghî fazayı tenvir etmekde olan yıldızlar gibi , yakın zamanda üful eden meşhur üstadım ve muhterem nıuhibbim G. Le Bon, « İlm in ihdas ettiği sera'ir tenvir ettiği sera’irden ziyadedir = La Science cree plus de
mystères Qu’elle n’en éclaircit»vecizesine rağmen fikirleri tenvir edecek ve daha uzun müddet , pek uzun müddet, etrafı ihata eden zulmetle mücadele etmek için müfekkire’i beşerin taze kuvvet aldığı bir meııba‘
olacakdır-İçinde, Voltaire in vefat ettiği ve bu gün bir Voltaire müzesine tahvil edilmiş olan Şa - toyu F e r n e y de ziyaret ettim. Altında meşhur hekimin yüreği mahfuz olan ve dıvara mulâ - sık bir mermerin üzerinde şu yazı okunuyordu:
V o lta ir e in kalbi buradadır, fakat ruhu
her tarafdadır : La cœur de Voltaire est ici, mais son esprit est pastout .
Ayni suretle biz de « conférence » e ni - hayet verirken , diye biliriz ki G. Le Bon un cesedi Fransa da yatıyor • Fakat ruhu her ta - rafda yaşıyor .
Fransız Edebiyyatı : André Maurois dan :
F R A N Ç O ISE
İlk nörsü(dadı) ruhbani hakla hüküm sürdü. Doğduğu zamandan beri, beşiğinin yanında, bu ahpapca ve sert yüzü gören, Françoise, onu arz kadar eski zannediyordu . Yaşadığı alemden memnun olduğu için arzularını yerine getiren sa‘adetler ve hayalî mahlûklar telıayyül etmek ihtiyacını hissetmiyordu. Bununla beraber, bah tiyarlık kendisine her uzak şey hakkında hari- kuFadelik hissi veriyordu .
«GignoDdan (bir nevi* kuklalı karagöz) dön düğü vakit, diyordu ki :
— Timsahdan korkan küçük kızlar var , fakat, ben eyi görüyorum ki bu üzerine bir parça yeşil kumaş dikilmiş bir ağaç parçasıdır.
— Ya şeytanı, Françoise, gördün mü ? — Evet , bir nevi vahşiden başka bir şey değil.
Bâzaıı beklenilmeyen bir felâket ebedî zan- nedilebilen bir idarenin nihayetini getiriyordu.
Nörs, halledilmedi, kendisini aşka hasr etmek için feragat e tti. Onunla beraber, Françoise için, bu pek yumuşak küçük ruhun yegâne hayatını
teşkil eden , bir an‘ana , bir takım merasim kaip oluyoıdu. Bir sene zarfında zaif ve fazi - letsiz hükümetler birbirini takib edecekler .
Vahşi Leoni, istihzacı Angel, zaif Mis Pat rik gibi hâlis serseriler bir gün süren geçici kanunlar ilân edecekler.
Hiç bir şeyi saymayan, hiç bir şey’e ri‘ayet etmeyen Léoni nin ne nufuzu olabilir.
Uyanmanın, banyonun, yemeklerin mukad des saatlarından gafil .
Bunları kendisine hatırlattıkları vakit kü für ediyor:
— Senin ııörsün deli id i, diyor .
Bu putların katli ‘âmı , evvelen münfe'il , sonra da mütecessis olan, Françoise ın hoşuna gitti •
Harbin arefesinde doğan k ız, asker baba - sında ancak sert fakat geçici bir galip görüyor.
Annesini dünyada her şeyden fazla seviyor. Fakat, annesi , o zaman meraklı ve yorgun olduğu için her vakit kendisine nezaret edemiyor. Zaten usulsuz aşk kalplerde intizam te’sis etmez.
i ç t i h a t 5763
Dar ve âdil kanunlara riayet etmeğe baş - layan bu küçük hayvan , vahşî hayvanlığa dönüyor .
Şu âdi Leoniyi dögüyor , tırmalıyor , onu bed du‘alarla takib ediyor :
Mendebur, sizden nefret ediyorum, yaşa dığınız için bed bahtım . Ölmüş olmanızi isterdim .
îvasıl bu kadar kuvvetle kin bağlayabilir ? Bu kelimeleri nereden işitti ?
Leoni korkarak kaçıyor , ve lenfavî, ürkek, tatlı bir İrlandalIya yerini bırakıyor.
Mis Patrik diyor ki İngilizlerle İrlandalıla - rın arasındaki fark şudur ki İrlandalIlar nükte dandırlar. Şunu da söyliyor : « Babam kırınızı elbise ile tazı avına çıkardı, ve ben çocukları sevmem .»
Françoise Mis Patrik hakkında çabuk hük - miinü verd i, ve heyhat, hiç de iki yüzlü ol - madiği için, kendisine hükmünü bildiriyor.
Bununla beraber , intizamsızlık büyüyor . Herkesin , kendi keyfine uyduracağını zan ettiği bu küçük kızdan meçhul ve yıldırıcı bir mahluk çıkıyor.
Artık hep öfke» kavga, şiddetli ve müte - nakız kararlar .
Bir sabah birdenbire dersine gitmeği red edi yor, ve gitmiyor .
Ertesi günü, sirke götürülmesini isteyor, ve son dakikada, fikir değiştirdiğini söyleyor.
— Françoise, bu ma'nasız, senin için bilet ler aldırttın .
— Gitmeyeceğim.
Mis Patrik mukadderatla ezilerek inliyor. — Gitmeyecek .
Babası : yeter, diyor : bu gülünçtür , gide - çeksin, hattâ , seni haykırarak sürükleyecek olsa mbile.
Bunun üzerine Françoise , sahte bir öfkenin titrettiği sesler çıkarıyor. Hem de artık saat o kadar ilerledi ki gitmek imkânsız oluyor.
— Bir ceza verilmelidir; Her sözün tu tu l ması lâzım geldiğini anlaması icap eder .
Kendisine tatlı verilmeyecek. Annesi içini çekerek :
— Anlaşıldı tatlı yemeyecek .
Fakat, yemekten sonra Françoise okşayarak annesinin dizleri üzerine oturup mırıldandı : « Anne siz bana bir bonbon vereceksiniz? »
O pek müte’essir ve kızdan fazla cezalan - mıştır . Usul sahibi olan ve şiddetli olmasını gözü ile işaret eden kocasına bakıyor. Bununla beraber râzı olmağa cesaret edemeyor , fakat, Françoise ın hüznünü hafifletmek için bu hoş formülü mükemmel buluyor :
— Senin sevdiklerinden artık kalmadı , cicim ..
işte genç barbarımız böylece can sıkıcı kavgalara karıştığından b eri, kuvvetli ve ka - rışık bir surette, bir muhayyel hayat ihtiyacını hissediyor .
Dante düşmanlarını koymak için bir cehen nem bina e tti. Molière, kendisine , bahtsızdı - ğından bir deha yaptı. Françoise Meipi halk ediyor.
Meip icad ettiği bir şehrin , bir memleketin belki bir âlemin adiydi :
Şimdi o, harici âlemin kendisine düşman olduğu vakit oraya sığınıyor .
— Bu akşam çıkıyoruz Françoise . — Sizinle beraber gitmek istiyorum . — Miimkin değil.
A ! öyle ise, pek eyi, ben Meipte yemek yeyeceğim . Meipte hiç yağmur yağmaz. Bütün gün büyük bagçelerde oynanır. « Herkes eğle nir » babalar sabahtan akşama kadar okumaz lar ve kendilerine bir « sarı cüce » oyunu teklif edildiği vakit « işim var » deye cevap ver - mezler . Zâten çocuklar baba ve annelerini mağazalarda intihap ederler, saat sekiz de bü- iiyiikleri uykuya gönderirler, ve küçük-çocuk - lar küçük kızları tiyatroya götürürler .
Françoise ın tatlıdan mahrum edildiği gün ler, Meipin pastacıları, dükkânlarının kapıları nın önünde ayakta ; sukaktan geçenlere şeker lemeler dağıtıyorlar.Françoise ın ağladığı gece ler, bin ışığı göz yaşlarının arasından parlayan Meip, diğer günlerden daha güzeldir.
Meipte şoseyi çocuklara bırakmak için taksi ler yolun kenarında dururlar. Resimli bir kitap
5764 İ Ç T İ HA T
satın alındığı vakit iki metelik verilir; dükkâncı yüzbin metelik geri verir.
— Fakat, Françoise, sen kitap satın almaz sın ; okumak bilmezsin.
— Meip lisanında okumak bilirim. — Meipin en eyi kitabı hangisidir ? — Herkes bilir ki, Perk ve Fluber dir. — Nasıl ?
— Anlayamazsınız, Meip lisanında söyle - yorum .
— Fakat, Françoise, Meip nerededir? Fran- sada mı ?
— O ! H ayir.
KÜÇÜK HİKÂYE
B E N İ NİÇ İN
Ali bir gün eve geldi . Derisi kemiğe yapışmış kuru vücudunu yırtık lime lime ol - muş eski elbiseleri içine sıkıştırmış, başı yana eğik, gözleri sönüktü . Tırnakları kemikle - rine geçmiş zan olunacak kadar zayıf par- maklarile yanık ve kırışık yüzünü kaplayan uzun ve pis sakallarını karıştırıp , vücudunu yırtık elbiseleri içinde kaşımak için tatlı, tatlı oynattıktan sonra hırıltılı sesile:
— Efendi, ödemişten yayan geliyorum, iiç gün gün açım .
Diyerek yanık dudaklarını sararmış dişleri ile ısırıp ıslattıktan sonra sustu. Bir lira ver -dim, halsiz sesile teşekkür etti vücudunu bükük bacakları ile sürükleyip gitti.
¥ * *
Ertesi gün yazıhaneye girerken kapuda Aliye rast geldim. Kör kütük sarhoştu. Gözleri acı bir mahmurluk almış , elmacık kemiklerini kaplayan kuru deri kızarmış , bütün dehşet silinmiş, yüzüne bir durgunluk yayılmıştı. Beni görür görmez sendeleyerek ayga kalktı, sarkık dudakları arasından bir şeyler mırıldandı ve nasırlı pis avucunu u zattı.
— Ne o Ali dedim, içmişsin .
Tersi sıyrık ve pıhtılaşmış kanlı elini göğ süne götürerek başını egdi,böylece kabahatini
itiraf ediyordu.
— O halde, buradan pek uzak mı ?
— Meip? Bir metro uzakta bile değil. Meip bagçemizdedir ve değildir; ev Meiple toprağın birleştiği yerde olsa kerek .
Dünyayı bir kerre tanımış olanlara hakikisi kadar lüzumlu bir diğerini halk etmek büyük sanatkârların imtiyazıdır.
Biri diğerinden sonra, dostlarımız Françoise ın esrarengiz kırallığını keşf ediyorlar , ve bunlardan çoğu , seadeti düşündüğü vakit , ancak Meipte bulmayı ürnid ediyor.
S u p h i N uri
K U R T A R D IN
Bir lira daha verdim . Titrek parmaklarile parayı cebine sokarken Sami kolumdan tutmuş beni uzaklaştırıyordu.
— Yahu deli misin ?.. Görmedin mi bu herif kör kütük sarhoş !... Hiç bu adamlara para verilir mi ?...
Sonra Sami ile uzun bir münakaşaya ko - yulduk . O sarhoş dilencilere para ve sadaka vermenin doğru olmadığını ileri sürüyor , ben ise aksini iddia ediyordum.
O günden sonra Aliye hiç rast gelmedim . Artık bana hiç uğramadı.
En şiddetli kış günlerinin birinde idik, kar fırtınası vardı, yolda yürüyordum .
Bir kapu eşiğinde vücudunu eski bir kaputa sarmış, kasketi kulaklarına kadar geçir miş, kafasını dizlerinin arasına alarak iki kat büzülmüş, bir dilenciye rast geldim. Elini uzat mış bir şey söylemiyordu , tırnakları etlere girmiş parmakları, nasırlı ve pis avucu tanır gibi oldum. Ali diye seslendim, başını kaldırdı, renksiz yüzü balmumu gibi sarıydı, iç içe gir miş kaşları altında gözleri sönüktü. Ayağa kalkmak istedi, sendeledi ve çöktü . Sarkık dudakları arasından sızan salyalarını elinin tersile sildikten sonra , dudakları kımıldadı, titredi gözleri bulandı ve geriye doğru düştü, hareketsiz kaldı. Sarstım kendinde değildi ,
i ç t i h a t 57*5
evvelâ öldüğünü zan ettim fakat h afif, hafif nefes alıyordu .
Ne yapacağımı şaşırdım . Bir otomobil ça - ğırdım fakat Aliyi arabasına, almadı . Oradan geçen bir yük arabasına arabacının yardımile koduktan sonra bir otelin pis yatağı üstüne yatırdık. O halâ haraketsizdiı ağzından köpük köpük salyalar geliyordu. Bir doktor çağırdık. Parlak bir kutudan bir iğne çıkararak alinin pis bacağını bir pamuk parçasile oğdu > iğneyi hareketsiz adelesine batırdı. Bir iki dakika sonra Alinin gözleri aralandı, göz kapakları titredi ve loş odasını aydınlayan küçük pence reye baktı. Kefen bezi kadar beyaz yüzünde hafif bir penbelik uçtu ve yayıldı. Ali hayata dönüyordu .
Doktor bana dönerek:
— Diline ve koluna nüziil isabet etmiş, bu adam çok yaşamaz dedi .
*
* *
Bir son bahardı. Ağaçlar solmuş sarı yap - raklarını yollara döküyordu . Şehirden dışa - rıda bir kahvede oturmuştum Önüme Ali dikildi . Yine o pis nasırlı avucunu uzat - mış bekliyordu . Ağzından hırıltılar çıkı - yordu. Bakışı müphem ve donuktu . Bir kaç para verdim, dudakları acı, acı büküldü, göz kapakları gözlerinin üstüne in d i, tohaf, tohaf hırladı , sonra bastonunun üstüne dayanarak uzaklaştı. Kolu bir paçavra gibi sarkıyordu , boğuk nefeslerle soluyordu.
Ben o gün orada geceye kadar bekledim , masa, masa dolaşan Alinin hayalini takib et - tim . İçimde git gide bir nedamet hissi büyüyordu. Alinin o acı çehresi, kinli bakışları zihnimin içinde mevhum bir hayal halini alı - yordu. Sanki işaret parmağile beni gösteriyor ve göğsünün içinden kopan hırıltılarla beni itham ediyordu. Hal lisanile diordu: Beni niçin kurtardın. 4 Temmuz 1932 T e v fik F u a t
C İ H A N I N Ş İ M D İ K İ İ N K İ Ş A F I
HAYALLAR VE HAKİKATLAR
Biiıjiik lıakîm Dr. Gustave Le Bon un son eserlerinden Tiirkceye tercemesi
basılmaya başlamış olan bu çok mühim kitapdaıı:
[ Maba‘t]
Ölüler fazla muhafazakâr olduklarından, muhitin tahavvülatma tebe‘an değişmeye mah kûm olan dirilerle ba‘zan mübarezeye girişir - 1er. O zaman, ölülerin yahud dirilerin galebe etmiş olmasına göre, kavinler mufrıtâne olan siyasî « Combinaison » 1ar , arasında irticac ederler.
* *
Ölüler ve diriler arasındaki bu niza'lar , Iııgilterede olduğu gibi Fransada da müşahede olundu. Fakat vahdeti henüz nâ temam olan Fransada daha sık sık müşahede olundu. Y üz elli seneden beri inkılablarımız bir kaç senelik fasılaları biri birinden ayrıldı . Müsavat ve hürriyyeti te’sis etmek iddi asında bulunan büyük inkılabı , bütün hürriyyetleri ilga ve
vücuda getirdiği zadeganla eski müsavatsız - lıkları yeniden te’sis eden bir askerî diktatör ta'kib etti . Bu askerî diktatörün yerine eski regimi az çok fade etmek iddPasında bulunan ve socialist inkılabcıları yere çarpan hükümdarlar , sonra meşrutî bir kıral geldi. Bunlar nihayet milleti o kadar korkutdu - lar ki geçici bir refahdan sonra, Psychologia'î hataları Fransayı harabiyyete sürükleyen bir diktatörü [1] , halkın âzim bir ekseriyyeti al - kışladı. Bu diktatörün yerine geçen Cümhu - riyyet, elli seneden ziyade bir müddetden beri devam ediyor, Saltanat hanedanına a’id inkı - laplardan masun kaldisada, regim tahavvülatma [ ya‘ni usuli idare tebeddülatına ] hiç bir suretle 1
5766 İ Ç T İ H A T
mani‘ olmadı : On kadar Re’isi Cümhurdan yarısı iktidar ıpevkPındeıı çekilmeye mecbur oldular ve hükümet şekilleri meşhur bir gene ralin Re’isi Cümhurluğu zamanında müfrit « Conservatisme » ile, uzun dinî tazyikler dev rinde, yine müfrit olan Radicalisme arasında irticac e tti.
Büyük muharebe bu ihtilaflara muvakkaten nihayet verd i. Aradan çok geçmedi ihtilaflar tekrar başladı , ve Fransa , yine anarchie ile irtica‘ arasında ebedî irticacına tekrar düştü .
Fransa , hali hazırda , « Extrémiste » ya‘ni müfrit te’sirlerin galib olduğu bir devrde, ya ni sermayeye ve sanayı‘a karşı tehdidlerin, sınıf mücadelelerinin (Alsace)da dinî tazyiklerini ilâh, rayekân olduğu bir devrde bulunuyor . Bütün bu ihtilaflar ölülerle diriler arasındaki çarpış malardan husule geliyor.
DÖRDÜNCÜ MEBHAS
PSY CH O LO G İA H A T A L A R IN IN S İY A S Î N E T İC E L E R İ
Hakikati halde Darülfünun felsefesinin te - melini teşkil eden Kant « Rationalisme » i , aklî mantıkin da’ima bigâne olduğu vakayı*ı, aklî mantıkla izah etmeye çalışır.
Laboratoirm da , âlimin muhakemelerinin esası, tecrübe ve müşahededir ; Pek az ınu‘a - kalede, pek az muhakemede bulunan avam hal kın ise, kendilerine telkin olunmuş ictihadlar - dan gayri ictihadları yokdur.
Temamen İlmî mevzuüar haricinde en damşmend adamların ekseriya avami na - sın ictihadlarından daha esaslı ictihadları yokdur . Bundan dolayi siyasî siretleri , siyasî hareketleri ba‘zaıı bu kadar hatalarla meşbu* dur .
*' *
Yüz elli seneden beri vaki1 olan hadiselerin yalnız bir kaçı nazara alınarak denile bilir, ki Tarihimiz, büyük bir kısmı Ftibarile, psycholo- gia hatalarile vücude gelmişdir.
Napoléon u , sukutunu ihzâr etmiş olan Ispanya ve Rusya seferlerine girişmeye sevk eden bu nevi' hatalar olnıuşdur.
Diğer bir Psychologia hatası da Onuncu Charles a kararnameleri i‘lân ettirmiş ve bu keyfiyyet onun sukutunu mucib olmuşdur .
Daha mühim diğer bir Psychologia hatası , ( Üçüncü Napoléon ) u Avusturya aleyhine (Prus ya) yı teşvika sevk etmişdir; halbuki ( Üçüncü Napoléon ) un bir sözü, Prusyayı bu muharebe den kolayca men‘ edebilirdi . Sadowa [1] yı intaç eden bu hata, ki biraz sonra (Sedan) [2] ı doğuracak id i, împeratorluğun sukutunu celb e tti. Bu hata yalnız Imperatorun şahsî bir ha tası değil, maşerî bir hata oldu, çünkü mıite- tıeffiz gazeteciler ve Darülfünun mensubları da dahil oldukları halde Fransızların ekseriyyeti Prusyanın muzafferiyyetini kemali şevk ve he yecanla karşıladılar .
( Almanya ) nın 1918 senesinde mağlubiy - yetide Imperator Wilhelm tarafından irtikâb edilen ağır bir Psychologie hatasının netice - sidir : ordusuz, muhariblerle ticareti sayesinde zengin olmuş bir tacirler milletinin , zaten kendisini alakadar etmeyen bir harbe girmek fikrinde asla bulunmayacağını farz etmekle pek musib düşündüğünü zan ediyordu ; bina’en aleyh, tesbit olunan hududları geçen gemiler, bî perva torpillenebilirdi.
Akliyyen oldukça musib olan bu ihticac , ma'şerî mantık nokta’i nazarından pek yanlışdı. Bu hususî mantıkin kanunlarile daha ziyade iinsiyyetli olan (Kayser) anlamış olmalıydi, ki bir kavmin yaralanan izzeti nefsi o kavıue bütün menfa‘atlarını unutdurur.Hakikati halde, aklî mantıkin kanunlarile mahşerî mantıkin ka nunlarının müşterek ölçülere malik olmadıkla rını bilmemek yüzünden mağlub oldu .
1 Bitmedi ]
[1] ( Prusya ) nın 3 temmuz 1866 da (Avusturya)yı mağlub ettiği Behemia kasabasının ismidir.
[2] Prusyanın ( Fransa ) yı 1870 de mağlub ve Imperator ( Üçüncü Napoléon ) u 100,000 kişilik bir ordu ile beraber esir ettiği yer.
( Müessis sahibi : Dr. AB. Djevdet ) Mes’ul imtiyaz Sahibi avukat İrfan Emin
Tarif de publicité dans
«ÎÇTlHAD»Kütübhanesi
1’ « Idjtihad «
Ltq, 1 pour chaque 3 centimètres de.,hauteur dans les colonnes de 1’ “Idjtihad,,. soit 3 X 8 centimètre carrés, par insertion .
Le prix des avis et annonces est encaissé après leur insertion, contre reçu dûment établi.
Les numéros de 1’ “Idjtihad,, dans lesquels les avis et annonces ont paru sont envoyés, aux intéressés, à titre gratuit.
Le prix des avis et annonces est de 1 Ltq au minimum, par insertinon .
‘A K L I S E L İ M
Meşhur Rahib M eslter nin V ö lta ir e ta rafından hulasa edilen bu eseri Dr. Abdullah Djevdet B. tarafından ba‘zı mühim haşiyeler ‘ilâvesile Tiirkceye çevrlıniş ve basılrnışdı.
Arab harflerinin kaldırılmasından bir az evvel tab‘ı hitam bulan bu kitab ilk iki ay zarfında emsalsiz bir sür‘atle satılmış ve nus - hası azalmışdı . Bunun üzerine geçen sene ikinci def‘a ve yeni Türk harflerde de basıl - mışdır. Kitaba, mütercim, ba‘zı ma‘nidar re - simler ‘ilâve etuıişdir ve bunlardan ilk basılış için yapılmış bir danesini aşağıya koyıyoruz .
Eski harflerle basılmış nüshalar azalmışdır 528 sahifelidir fi. 1 liradır. Yeni Türk harfle rde basılmış nüshalar 135 kuruşdur.
M evcu d ki ta b la n :
Kuruş
Aklı Selim ( Eski harflerle) 527 sahifeli 100 Aklı Selim (yeni Türk harflerde) 135 Rahib "Meslier„nin Vasıyyetnamesi 20
RulıulEkvam (eski harflerle) 274salıife 100 Dün ve Yarın ( » » ) 254 » 100 İlmi ruhi ictima‘i ( » » ) 287 » 50 Adabı mu aşeret rehberi ( Resimli, eski harflerle ) 509 sahifeli 150 Giullame Teli 100 Dilmesti’i Mevlatıa ( Eski harflerle ) 50 Bir Zekâyi feyyaz (Eski harf ve resimli ) 25 Mekârimi alılâkiyye ve Din(Eski harflerle) 25 Karlı Dağdan Ses(AB. Djevdetin Şi‘irleri) 100 Harb ve sözde İyilikleri (Eski harflerle) 219 sahifelik 100 Asırların Panoraması ( Eski harflerle ,
resimli). 246 sahifelik 100 Felsefe’i istibdad ( Eski harf JAlfieri nin,
esimli 272 sahifeli 50 Ruba'iyyatı Khayyam ve Türkceye - tercümeleri.] Eski harflerle)resimli,âdi cildli 150
adâ kâğıdlı, a‘lâ cildli ve imzalı 500 Persefon-Esatiri nefis bir menzume 75 Avrupa harbinin Psikolocyası (Eski harflerle) resimli, 708 sahifelik 150 Bankalar ve muamelâtı (Eski harflerle) 50 ‘Ameli Ruhiyyat 223 sahifeli 100
İngiliz Kavm 150
Dimağ ve Melekâti 'akliye [Resimli] 250
İh ta r : Haricden siparişlere yüzde yirmi
nisbetinde ta‘ahhııdlu irsaliyye ücreti zam olunur. Siparişlerle beraber posta havalesi gönderilir. Havalenamenin vüsulu günü iste nilen kitab ta'ahhudlu olarak postaya verilir. (içtihat) abonelerine yüzde 20 nisbetinde iskonto yapılır. Yahut ta‘ahhıidlü posta ücreti alınmaz.
C um huriyet M ücellithanesi
Babıâii caddesinde « Karagöz » ittisalinde . Ki taplarım hem metin bir suretde, hem mutedil
flrw
Bütün « c/asstyue » kitaplarla diğer neşriyyatı veımektep levazımınızı
almak için
İ s t a n b u l d a B e y o ğ lu i s t i k l â l c a d d e s in d e 4 6 9numarada:
LA G R A N D E L İ B R A İ R İ E M O N D İ A L E
Miiessesesine müraca‘at ediniz
Ş a r k i k a r ib in e n b ü y ü k v e ç e ş id le ri e n iy i in tih a l) e d ilm iş k ita b h a n e s i Telefon : Beyoğlu : 2710
T ü r k iy e SANAYİ* v e M A ‘A D İN B A N K A SI
Fabrikalarına ait
Y E R L İ M A L L A R P A Z A R I
İstanbul, Bâhçe kapu Birinci Vakıf han Telefon : İstanbul : 517
Mağazada münhaslren bankaya merbut fabrikalar mamulatından ipekliler ve döşemelikler, yünlüler, battaniyeler, kostümlük kumaşlar!, şallar, ipekli mendiller, ince ve kaim bezler, metin ve zarif bavulu, çanta, kunduralar ve saire topdan ve perakende ______
HEREKE MENSUCAT FABRİKALARI MA‘MULÂTI
Satış mahalleri:
Yalnız topdan, Herekede Fabrika merkezi İstanbul ve Ankara da
YERLİ MALLAR PAZARLARI
Perakende için İstanbulda Bahçe kapıda birinci vakıf han altında
YERLİ MALLAR PAZARI
A n k a r a d a Ç o c u k S a r a y ı c a d d e s in d e
Yerli mallar pazarile İstanbul ve sa’ir vilâyetlerdeki bilumum kumaşa mağazalarından ve terzilerden talep
ediniz-T . C.
E M N İ Y E T
S A N D I Ğ I
Türkiyenin en eski millî bir müessese’i mâliyesidir . Muhtelif müddet ve fa’ızle tevdiat kabul ve Mücevherat ve Altın ve Gümüş ve Emlâk mukabilinde mutedil şeraitle para ikraz
eder. Merkezi idaresi Cagaloğlunda kâin dairei mahsusadır . Hiç bir y erde ş ubesi yoktun
O s m a n l ı B a n k a s ı
b a n q u e o t t o m a n e
Sermayesi 10 milyon İngiliz lirası.
Umumî merkez : Galata Telefon : B. 36
Türkiyenin her şehrinde şu‘beleıi vardır.
S A T t E
,H«r nevi tenvirat ve kuvve’i muharrike tc’eİMtmı, mötörleri, alâtı beytiyyeyi 6 - 18 ay vade ile, veresiye
yapar
ve satar. Telef. B. 4800K e p h a l g i n e
Kaşeleri baş ağrısı ve her nevi* ağrı için müessirdir.
Öksürük ve boğaz hastalıkları
O x y m e n t h o l
P E R R A U D İN
Pastillerini alınız
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi