TÜRKİYE EKONOMİSİ NEREYE GİDİYOR

384  Download (0)

Tam metin

(1)

TÜRKİYE

• •

EKONOMİSİ

NEREYE GİDİYOR ?

(2)
(3)

TÜRKİYE EKONOMİSİ NEREYE GİDİYOR?

Prof. Dr. Latif ÇAKICI

ANKARA 1992

(4)
(5)

Ulusal Kalkınmamıza Katkıda Bulunanlara...

(6)
(7)

İÇİNDEKİLER

ENFLASYON KARŞISINDA DURUMUMUZ

YENİ YIL'A GİRERKEN EKONOMİMİZ

1982'ye GİRERKEN İŞLETMELER:

"Biraz Daha Gayret ve Sabır"

TAŞIMACILIĞI GELİŞTİRMEDEN İHRACAT YAPAMAYIZ

KÂR.ORTAKLIĞI BELGESİ: KOB

BEKLENEN SON VE ÇÖZÜM

PARA PİYASASI, SORUN VE ÇÖZÜM YOLLARI

İŞÇİ ŞİRKETLERİNİN FİNANSAL SORUNLARI

KİT'LERİ YENİDEN DÜZENLEME Mİ?

KİT'LERİN İŞLETMECİLİK SORUNLARI

SERBEST TİCARET

BÖLGELERİNDE YER SEÇİMİ 24 OCAK İSTİKRAR KARARLARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

"KONTEYNERLE KOMBİNE TRANSİT TAŞIMACILIK"

ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

ANKARA BAYRAM GAZETESİ . . . . 1 26 AĞUSTOS 1979

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 8 28 ARALIK 1981

DÜNYA GAZETESİ . . . . 13 31 ARALIK 1981

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 16 2 MART 1982

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 21 13 MAYIS 1982

FORUM DERGİSİ . . . . 26 1 TEMMUZ 1982

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 29 4 TEMMUZ 1982

DÜNYA GAZETESİ . . . . 36 28 AĞUSTOS 1982

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 40 6 KASIM 1982

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 43 15 ARALIK 1982

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 49 19 OCAK 1983

DÜNYA GAZETESİ . . . . 52 2 ŞUBAT 1983

FORUM DERGİSİ . . . . 57 1 NİSAN 1983

V

(8)

ELDEKİ MEVCUT İMKANLARI 3-4 YERE TAHSİS ETMEYELİM YUMURTALIK-DÖRTYOL

SERBEST BÖLGE İÇİN İDEALDİR TRANSİT TAŞIMACILIKTA BU İKİNCİ FIRSAT DA

KAÇIRILMAMALIDIR

SON FAİZ OLAYI VE ÖNERİLER

"TÜRKİYE"DE AMBALAJ SANAYİİ MERKEZİ KURULMALIDIR

ULUSLARARASI TAŞIMACILIĞIMIZ VE TÜRKİYE

TÜRKİYE ' YENİ BİR İPEK YOLU YARATABİLİR"

VERİMLİLİK VE İKTİSADİ DEVLET TEŞEKKÜLLERİ ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLER CUMHURİYETİMİZİN 60.

YILINDA SANAYİMİZİN SORUNLARI

EKONOMİK GELİŞME İÇİN SERMAYE PİYASASI VE BANKALARDAN BEKLENEN FONKSİYONLAR

DIŞSATIM VE AMBALAJ

TRANSİT TAŞIMACILIĞIMIZDAKİ SON GELİŞMELER ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

KALKINMANIN SAĞLIKLI FİNANSMAN KAYNAKLARI DİKKATLİ KULLANILIRSA FON KONUT SORUNUNU ÇÖZER SÜRATLİ KARAR,

HATA İHTİMALİNİ ARTIRIR KÜÇÜK İHRACATÇILAR BİRLEŞMELİ

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 63 25 NİSAN 1983

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 65 26 NİSAN 1983

FORUM DERGİSİ . . . . 68 1 MAYIS 1983

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 71 20 TEMMUZ 198?

DÜNYA GAZETESİ . . . . 75 1 AĞUSTOS 1983

FORUM DERGİSİ . . . . 83 15 AĞUSTOS 1983

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 88 16 EYLÜL 1983

RAPOR GAZETESİ . . . . 92 14 EKİM 1983

TÜRKİYE İKTİSAT GAZETESİ . . . . 98 29 EKİM 1983

RAPOR GAZETESİ . . . . 103 4 KASIM 1983

DÜNYA GAZETESİ . . . . 114 7 KASIM 1983

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 120 14 ARALIK 1983

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 124 3 OCAK 1984

GÜNAYDIN GAZETESİ . . . . 128 27 OCAK 1984

YANKİ DERGİSİ . . . . 130 ŞUBAT 1984

RAPOR GAZETESİ . . . . 134 13 ŞUBAT 1984

VI

(9)

SANAYİ İŞLETMELERİNİN

KURULUŞUNDA BAZI SORUNLAR ŞEFFAFLIK -SERMAYE PİYASASI- MALİ MÜŞAVİRLİK

KÖPRÜ VE BARAJ GELİRLERİ - YURT DIŞI İŞÇİLERİMİZE SATILMALIDIR

HÜKÜMETİN KREDİ ARAMASINA GEREK YOK KİT'LERDEKİ VERİMLİLİĞİN ARTTIRILMASI YOLUNDA BİR GAYRET VE BELİRTİ YOKTUR YENİ EKONOMİK POLİTİKALAR AÇISINDAN ULAŞTIRMANIN SEKTÖREL ÖNCELİĞİ İŞÇİ TASARRUFLARI GETİRİLEBİLİR MÎ?

ALTERNATİF KAVGASI

STANDARTLAŞMADA TÜKETİCİNİN KATKISI SAĞLANMALIDIR

1984'den 1985'e TÜRK EKONOMİSİ

KİT'LERİN HALKA

SATILMASINDA NASIL BİR YÖNTEM UYGULANMALI?

KİT HİSSE SENETLERİNİN SATIŞI ÖZEL TEKELLER ORTAYA ÇIKARABİLİR YILAN HİKAYESİNE DÖNEN TASARI

FORUM DERGİSİ 15 NİSAN 1984 MİLLİYET GAZETESİ

17 NİSAN 1984 TÜRKİYE İKTİSAT GAZETESİ 26 NİSAN 1984

SON HAVADİS GAZETESİ 13 HAZİRAN 1984 TÜRKİYE İKTİSAT GAZETESİ 2 AĞUSTOS 1984

ULAŞTİRMA SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI SEMİNERİ

14 EYLÜL 1984 MİLLİYET GAZETESİ 27 EYLÜL 1984 SON HAVADİS GAZETESİ 3 EKİM 1984 YANKI DERGİSİ 24-30 ARALIK 1984

DÜNYA GAZETESİ 31 ARALIK 1984 MİLLİYET GAZETESİ 2 NİSAN 1985

SON HAVADİS GAZETESİ 26 MART 1985

MİLLİYET GAZETESİ 4 HAZİRAN 1985 TÜRK İŞLETME İKTİSADININ

AKADEMİK BİR DİSİPLİN OLARAK GELİŞMESİ

2000'! i YILLARDA İŞLETMECİLİK AIESEC-TÜRKİYE ANKARA ŞUBESİ 1985, İSİMLİ KOLLEKTİF ESER İÇİNDE s. 47-37 PAZARLAMADA İLERİ BİR ADIM:

"BİLGİ VERİCİ AMBALAJ"

MİLLİYET GAZETESİ 17 TEMMUZ 1985

136

141

146

151

153

156

.172

175

177

182

186

190

192

197

206

(10)

KİT'LERİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNDE KESİNLİKLE KİMSEYE

İHTİYAÇ YOK

KARA VE DENİZ TAŞIMACILIĞI BİRLİKTE GELİŞMELİ

YENİ VERGİ TEDBİRLERİ SERMAYE PİYASASININ ÖLMESİNE NEDEN OLABİLİR RO-RO VE CONTAİNER TAŞIMACILIĞI

KİT'LERİ HALKA AÇARKEN

TASARRUFLAR NERELERE YATIRILMALI?

FİNANSMANDA YENİ BİR İMKÂN: KİRALAMA

EKONOMİDE LİBERALLEŞME

İŞÇİ ÇIKARILMAMALI BU KARAMSARLIK NEDEN

ZAMANSIZ VE TAHRİBATI BÜYÜK ZAMLAR

HALKA AÇ1LMA-İŞÇİ ŞİRKETLERİ VE DESİYAP İŞBİRLİĞİ ZORUNLUĞU

İŞLETMELER AÇISINDAN

FİNANSMAN BONOSU ÇÖZÜM MÜ?

SON HAVADİS GAZETESİ . . . . 210 1 AĞUSTOS 1985

TİCARET GAZETESİ . . . . 212 15 AĞUSTOS 1985

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 214 25 EKİM 1985

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 217 30 ARALİK 1985

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 222 27 OCAK 1986

GÜNEŞ GAZETESİ . . . . 226 22 ŞUBAT 1986

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 229 14 NİSAN 1986

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 234 7 MAYIS 1986

YANKI DERGİSİ . . . . 239 7-13 TEMMUZ 1986

TERCÜMAN GAZETESİ . . . . 244 10 EYLÜL 1986

YANKI DERGİSİ . . . . 249 20-26 EKİM 1986

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 252 9 OCAK 1987

GÜNEŞ GAZETESİ . . . . 256 14 OCAK 1987

MİLLİYET GAZETESİ . . . . 260 14 NİSAN 1987

BANKALARIN VE SERMAYE PARA VE SERMAYE PİYASASI . . . . 264 PİYASASINDAKİ ŞİRKETLERİN MAYIS 1987

MALİ TABLOLARININ

"Bağımsız Dış Denelim Kuruluşlarınca"

DENETLENMESİ VE ONAYLANMASI

ÖZELLEŞTİRMEDE BAZI MİLLİYET GAZETESİ . . . . 268 GERÇEKLER 17 HAZİRAN 1987

(11)

BANKA VE BANKERLİK MİLLİYET GAZETESİ . . . . 272 OLAYLARİ UNUTULUYOR MU? 26 TEMMUZ 1987

NASIL BİR BANKA YÖNETİMİ? MİLLİYET GAZETESİ . . . . 276 18 AĞUSTOS 1987

ÖZELLEŞTİRMEDE ALMANYA MİLLİ\ ET GAZETESİ . . . . 231 ÖRNEĞİ !3 KASIM 1987

HÜKÜMETİN ÖNÜNDEKİ DÜNYA GAZETESİ . . . . 285 BÜYÜK SORUN ENFLASYON 28 ARALIK 1987

PİYASA ALT ÜST OLUYOR MİLLİYET GAZETESİ . . . . 290 20 NİSAN 1988

ÖZELLEŞTİRME ÜZERİNE ANKARA TİCARET BORSASİ . . . . 295 BAZI DÜŞÜNCELER MAYİS 1988

ÖZELLEŞTİRMEDEKİ MİLLİYET GAZETESİ . . . . 302 UYGULAMALAR UZUN VADEDE 9 ŞUBAT 1989

ZARAR VERECEK

EKONOMİK SORUNLARİN MİLLİYET GAZETESİ . . . . 305 ODAK NOKTASI 19 MAYIS 1989

KISIR DÖNGÜ İÇERİSİNDEYİZ MİLLİYET GAZETESİ . . . . 309 5 EKİM 1989

ÖZELLEŞTİRME TÜRKİYE İKTİSAT DERGİSİ . . . . 313 4 EKİM 1989

KİT'LERDE VERİMLİLİĞİ İSTANBUL KÜLTÜR MERKEZİ . . . 318

ARTIRMADA ÖZELLEŞTİRME KONFERANS DIŞI ALTERNATİFLER KASIM 1989

ENFLASYONUN PANZEHİRİ: EKONOMİK PANORAMA . . . . 326 ÜRETİM

MEVDUAT FAİZİ MİLLİYET GAZETESİ . . . . 329 YÜKSELTİLMELİ 25 TEMMUZ 1990

ORDU YARDIMLAŞMA KURUMU'NUN OY AK 30. YILINDA . . . . 333 TÜRK EKONOMİStNE KATKILARI 1 MART 1991

ENFLASYONA KÖKLÜ ÇÖZÜM YATIRIMLAR DERGİSİ Sayı 1 . . . . 343 YENİ YATIRIMLAR 13 MAYIS 1991

YENİ HÜKÜMETİN YAPACAĞI İŞ: MİLLİYET GAZETESİ . . . . 347 ÜRETİMİ ARTIRMAK 2 TEMMUZ 1991

FAİZ YARIŞI MI? . . . . 352

KİT'LERİ ÖZERKLEŞTİRMEK Mİ? 356

(12)
(13)

Ö n s ö z

U

**lke ekonomisinin özellikle 24 Ocak 1980'den bu yana gös- terdiği değişme ve gelişmeler konusundaki görüşlerimizi ifade eden ve çeşitli günlük gazete ve dergilerde yayınlanan makalelerimizin derlenmesi ile elimizdeki "Türkiye Ekonomisi Nereye Gidiyor?" isimli çalışma ortaya çıkmıştır.

Kitapta üç makale dışında 1982-1986 yıllarının ekonomik olaylarım konu alan makaleler yer almaktadır. Daha 1979 larda enflasyon ve KİT'ler gibi aktüel konularda yazdıklarımızın 24 Ocak istikrar tedbirleri ile gündeme gelmesi ve halâ tartışı- lan konular olması bu alanda yazdıklarımızın bir kitapçıkta toplanarak kamuoyuna sunulmasını teşvik etmiştir.

Makaleler okundukça, alınması gereken ve alınan ekonomik kararlar hakkında peşin bir hükümle yola çıkmadığımız görü- lecektir. Bazan alınan bir kararı tasvip ederken başka bir kararı acı bir dille eleştirmişizdir. Yine bazı makalelerimizde daha iyi

X I

(14)

bir ekonomik düzenlemenin nasıl olması gerektiğini belirtirken daha sonraki tarihlerde bu tedbirlerin alındığını görmenin mut- luluğunu dile getirmişizdir.

Ülke ekonomisine yön vermek için şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da çaba harcıyacak uygulamacı ve politika- cıların akademik kesimden gelecek seslere kulak vermeleri halinde daha tutarlı ve rasyonel kararlar alabileceklerine inanı- yoruz.

Bu kitabımızın temelini oluşturan "Türkiye Ekonomisi Üze- rine Düşünceler" isimli çalışmamızın yayınlandığı 1984 yılın- dan bu yana kaydedilen ekonomik gelişmelerden mutlu olmakla beraber yeterli bulmuyoruz. Çünkü tarihi, gelenekleri, coğrafi konumu ve tabii kaynakları itibariyle TÜRKİYE, çok daha büyük işler ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirebilecek güç ve kapasitededir.

Kalifiye olmıyan işçisinden büyük işadamına; akademisye- ninden uygulayıcısına; bürokratından politikacısına kadar tüm kesimlerin ulusal kalkınmaya katkıda bulunacaklarına içten- likle inanıyoruz. Çalışmamızın ikinci baskısını ülkenin diğer sorunları yamnda ekonomik sorunlarının da halledildiği bir ortamda yapabilmek ümidi ile ilgililerin yararlanmalarına ve eleştirilerine sunuyoruz.

Çankaya, Kasım 1986. Prof. Dr. Latif ÇAKICI

(15)

II. Baskıya Önsöz

T

ürkiye Ekonomisi Üzerinde Düşünceler niteliğindeki bu çalışmamızın ikinci baskısı üç yıllık bir aradan sonra gerçek- leştirilmiştir. Daha önce ülkemizde 1980'den bu yana ekonomik alanda alınmış kararlarında isabet olup olmadığı yada alınması gereken kararlar konusundaki görüşlerimizi kamuoyuna yan- sıtan makalelerimizin kaybolmaması için bir kitap haline getir- miştik. Okuyucu kitabı incelediğinde şunu görecektir; zaman zaman çeşitli konularda siyasi iktidarların aldığı kararları benim- semiş hatta alkışlamış zaman zaman alınan kararları tarafsız bilim adamı anlayışı içinde ciddi bir şekilde eleştiriye tabii tutmuşuzdur. Özellikle kararlar alınmadan önce ekonomiyle ilgili olarak ortaya koyduğumuz görüşlerimizin daha sonraları çeşitli çevrelerde ilgi görmesi, hatta bu dilek ve temennilerimiz doğrultusunda kararların alınması, bu ülkenin yetiştirdiği bir insan olarak yazarı son derece mutlu etmiştir. Ancak, kitabı- mızın birinci baskısı 1987 başında basılmış, o tarihten bu za- XIII

(16)

mana çok seyrek makale yazmamızın nedeni çeşitli okurları- mızca sorulmuştur. Bunun nedenleri bir yandan akademik ve yönetim görevlerimizin yoğun olması diğer yandan da şimdiye kadar tasvip ettiğimiz, hatta önerdiğimiz bazı görüş ve düşün- celerin pek fazla ilgi görmemesi veya şimdiye kadar söylemiş olduğumuz görüşlerimize çok ters bazı uygulamalara gidilmiş olmasıdır. Dolayısiyle dün beyaz dediğimiz bir şeye bugün siyah demek son derece zordur. Bu nedenle 1987'den sonraki dönemde mümkün olduğunca çok güncel hayati ekonomik konu- larda görüşlerimizi bildiren küçük gazete makalelerini yazdık;

görüşlerimizi kamuya mal ettik. Şimdi ikinci baskıda bunları da ilave etmek suretiyle Ülkenin ihtiyacı olan ekonomik karar- ların alınmasında eğer objektif, bilimsel, tarafsız bir görüş ortaya koyabilmiş ise yazar amacına varmış olacaktır. Dikkatli okuyucularımız bu konularda hiç bir siyasal görüşe bağlı ol- madığımızı, ekonomi özellikle, İşletmecilik Biliminin gereği olan konulan ele alıp gündeme getirdiğimizi görecektir. Nitekim daha 1979'lu yıllarda Kamu İktisadi Teşekküllerinin özelleş- tirilmesi konusu ilk makalemiz olmuştur. Gerçi o tarihlerde özelleştirme kavramını telaffuz etmiyor idik. Kamu İktisadi Teşekküllerinin 440 Sayılı Kanuna göre tam bir işletmecilik zihniyeti ile yönetilmesi gerektiğini; daha birinci makalemizde ortaya koymuştuk. Daha sonraları özelleştirilmenin Siyasi Parti Programlarına girmeden önce Kamu İktisadi Teşekkül- lerinin ne gibi sorunları var, nasıl çözüm yolları bulunur diye ele aldığımız makalelerimizde de bugünkü şekliyle olmasa bile işin ruhu itibariyle özelleştirme fikrine bazı tohumlar atıldığı görülecektir. Onun dışında para ve sermaye piyasaları ile ilgili olarak yazdığımız yazılar da da daha 1964'lerde başlayan Sermaye Piyasası çalışmalarımız beklenen sonuçlarını yavaş yavaş vermeye başlamıştır. Sermaye Piyasasının iyi şekilde geliş- tirilmesi konusundaki görüşlerimizin yavaş yavaş uygulamaya konulmuş olmasını görmek ayrıca bizi sevindirmektedir. Öte yandan, ekonomide verginin toplanması, kaynak israfının ön- lenmesi ve mali müşavirlik mesleğinin yasal bir niteliğe kavuş- turulması konusunda çeşitli makalelerimizde ortaya attığımız

(17)

fikirlerin meyvalarını Son 2 yıldır görmek bizi sevindirmektedir.

Gayet tabii her söylediğimiz şeyin doğru, kesin sonuçlar içeren yazılar olmadığını da ifade etmek isteriz. Nihayet belirli eko- nomik koşullar altında hangi önlemler alınabilir ise ekonomi düzlüğe çıkar veya İşletmelerimiz refaha kavuşur, konuları gündeme getirilmiştir. Kitapta çeşitli konulara ilişkin görüşler verildiği için baştan sona, tek bir konuyu işleme imkanını bula- madık. Dileğimiz, bu kitap daha doğrusu gazetelerde yayın- lanmış kamuya mal edilmiş makaleler üzerindeki görüşler ve eleştirilerin bu alandaki çalışmalarımıza ışık tutmasıdır. Çeşitli kesimlerin, bu arada bizimde zaman zaman acımasızca eleş- tirdiğimiz uygulanan ekonomi politikalarının bütün eksik ve yanlışlarına rağmen olumlu sonuçlar verdiğine ve vereceğine inanmakta ve dilemekteyiz. Kitabın gerek birinci gerekse ikinci baskılarım büyük bir özveri ile kısa sürede gerçekleştiren özel- likle Faruk Çınar başta olmak üzere A.Ü. Basımevi çalışanlarına teşekkür ederiz.

Bizi böylesi çalışmalara sevk eden hem yönetimde hemde akademik seviyede gelişmemize katkıda bulunan tüm hoca- larımıza; bu arada yeni yetişmekte olan genç meslektaşlarımıza hem teşekkür ediyor, hem eleştirilerini bekliyoruz.

Çankaya, Ağustos 1990 Prof. Dr. Latif ÇAKICI

(18)
(19)

Üçüncü Baskının ÖNSÖZÜ

Ocak 1980'de başlıyan Serbest Piyasa Ekonomisine geçiş süreci 20 Ekim 1991 seçimleri ile noktalanmış bulunmak- tadır.

Bu süre içinde Türk Ekonomisinde yapılan köklü reformla- rın olumlu, olumsuz yönleri ile değerlendirilmesi ve çeşitli tarih- lerde basın organlarında kamu oyuna malettiğimiz görüşlerimi- zin zaman içinde kaybolup gitmemesi düşüncesi bu kitabın III.

cü baskısını da zorlamıştır.

İkinci baskının yapıldığı Ağustos 1990'dan bu yana az sa- yıda makale yayınlamamızın nedeni, bu kararların alınmasından çok önce görüşlerimizi kamuoyuna açıklamış olmamız ve bun- dan sonra alınan kararlar hakkında basında çok sayıda yazının yayınlanmış olmasıdır.

Öte yandan basında yer alan bu eleştirilerin "Arabanın te- keri kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur" özdeyişine benzer nitelikte oldukları da unutulmamalıdır.

XVII

(20)

Ekonomideki tabuların yıkıldığı karma ekonomik model- den serbest piyasa ekonomisi modeline geçildiği 1980 - 1991 yılları arasında alınan ve uygulanan kararların tüm aksayan ve eleştirilen yönlerine rağmen çok olumlu sonuçlar verdiğine iç- tenlikle inanıyoruz.

20 Ekim 1991'de başlıyan yeni dönemin serbest piyaSa eko- nomisinin tüm kurum ve kurallarıyla işlerliğe geçirilebileceği bir dönem olmasını diliyoruz. Bundan sonraki Türk Ekonomisi hakkındaki yazılarımızı daha da kalkınmış, gelişmiş, demokratik bir ortamda yazabilmek ümidiyle bu Ülke ekonomisine katkıda bulunan işçisinden işverenine, bilim adamından politikacısına kadar emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Şimdiye kadar ki tüm çalışmalarımızın yayınında olduğu gibi elinizdeki "Türkiye Ekonomisi Nereye Gidiyor" isimli ki- tabımızın da kamuoyuna en kısa sürede sunulmasındaki titiz gayretleri için başta Faruk Çınar olmak üzere Üniversitemiz Basımevi çalışanlarına teşekkür borçluyuz.

Çankaya, Ocak 1992 Prof. Dr. Lâtif ÇAKICI

(21)

Enflasyon Karşısında Durumumuz*

S

on .günlerde Radyo ve TV'de çeşitli kentlerde çeşitli kişi yada kuruluşlarca yapılan stoklamalarla ilgili haberler verilmektedir. Bunları dinlerken 1955-58 döneminde uygulanan

"millî korunma kanunu" nedeniyle verilen stokçuluk, karabor- sacılık haberlerini hatırlıyoruz. Böylesi yayınların mevcut siyasî iktidarları ne denli yıprattığı yakın tarihimizde yaşanan bir gerçek olarak hafızalardadır.

Biz bu yazımızda ekonomide istikrarı bozan enflasyon ola- yını, sonuçlarını ve önleme tedbirlerini bilimsel açıdan ve objek- N tif olarak ortaya koymaya çalışacağız.

Bilindiği gibi enflasyon, cari fiyat üzerinde toplam talebin toplam arzdan fazla olmasından ileri gelen ekonomik bir olaydır.

* Ankara Bayram Gazetesi, 26 Ağustos 1979

1

(22)

Son yıllarda sadece bizim gibi kalkınmakta olan ülkelerde değil, sosyalist ekonomiler dahil hemen hemen tüm ekonomilerde enf- lasyon hastalığı görülmektedir. Ancak yurdumuzda 1978 de enf- lasyon oranının % 60'ın üzerinde gerçekleşmesinin olağanüstü bir durum olması ve bunun bazı ekonomik ve sosyal sorunlar ortaya çıkarması konunun önemini, güncelliğini arttırmış bulun- maktadır.

Bu hastalığın belirtisi halkımızın en özlü biçimde ifade ettiği gibi hayat pahalılığının, fiyatların devamlı şekilde yükselmesi, artmasıdır. Böylesi tehlikeli bir ekonomik hastalığın çeşitlerini tanırsak uygulanacak tedavi yöntemlerini de ona göre tesbit edebiliri?.

Talep Enflasyonu: Toplam mal ve hizmet talebinin, toplam mal ve hizmet arzından fazla oluşundan ileri gelen bu enflas- yon çeşidinde kamusal harcamaların açık bütçelerle ya da Mer- kez Bankasının karşılıksız bastığı paralarla finanse edilmesi sonucu üreticilerin, serbest meslek sahiplerinin, inşaat firma- larının gelirleri zahiri de olsa artar. Geliri artan bu sosyal taba- kaların mal ve hizmetlere talebi daha da artacak ve enflasyonu hızlandıracaktır. Geliri aynı kalan memur, köylü ve örgütlen- memiş işçiler artan fiyatlar karşısında fakirleşeceklerdir. İşte bu nedenle enflasyon için zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan ifadesi çok söylenegelmektedir.

Maliyet Enflasyonu: Bugün Türkiye'de en çok üzerinde durulması gereken enflasyon çeşidi budur. Üretim faktörleri maliyetlerinin yükselmesi sonucu toplam üretim maliyetinin art- ması, dolayısıyla mal ve hizmet fiyatlarının da artması şeklinde kendisini gösterir. Örneğin özellikle dışarıdan hammadde satın alan işletmeler, sık sık ve yüksek oranlarda yapılan (son 2 yılda en azından 3 büyük) devalüasyon nedeniyle maliyetlerini izleye- mez hale gelmişlerdir.

Öte yandan işgücü prodüktivitesi artışı olmaksızın toplu sözleşmelerle, çok yüksek oranlarda ücretlerde artışlar sağlan- mıştır. Sosyal bir tabaka olan ve geliri sadece alın teri olan işçi- ye verilecek ücretin yetecek seviyede olması hemen her aydının

(23)

arzusudur. Ama bu artış, prodüktivitedeki artıştan yüksek olursa sonucunada yine bu kitle katlanacağı için toplu sözleşmelerde gerçekçi olmak gerektiğine inanıyoruz.

Fiyat Enflasyonu: Bazı mal ve hizmetlerin fiyatları serbest hür piyasa ekonomisi kurallarına göre oluşmayabilir. Yurdu- muzda bunun tipik örneği şekerpancarı, tütün, pamuk, buğday v.s. gibi tarımsal ürünlere uygulanan taban fiyat politikalarıdır.

Bu taban fiyatlar çeşitli dönemlerde çeşitli siyasal amaçlarla yüksek tutulabilmekte, bu ise bu ürünleri üretenlerin ellerine daha fazla para geçmesine ve zaten tasarruf eğilimi düşük olan bu tabakaların piyasaya girerek aşırı bir talep yaratmasına, dola- yısıyla fiyatların yükselmesine neden olmaktadır. Öte yandan sanayici ve ticaret erbabı da kendi aralarında anlaşarak, aksak rekabet piyasası kurallarına dayanarak diledikleri fiyatları tüketicilere dikte ettirebilmektedirler. Bu durumda yapılması gereken fiili tröstleşmelere engel olmaktır.

Enflasyonla neden savaşılmalıdır?

Enflasyon, sosyal sınıflar ve sektörlerarası fiyat dengesini bozduğu gibi, hür piyasa ekonomisini de alt üst etmektedir.

Sosyal gruplar arası anlaşmazlıklara, patlamalara hatta bugün Türkiye'de olduğu gibi ekonomik anarşiye sebep olmaktadır.

Sadece tasarruflarının gelirleriyle geçinen ya da asgari ücretle çalışmaya hazır büyük işsizler ordusu enflasyondan en çok zarar gören kitleler iken sendikalı işçiler ile ticaret erbabı oldukça rahat bir ortama kavuşabilmektedirler. Ancak standart gelirle çalışanlar örneğin memurlar ile gerçek anlamdaki sanayiciler enflasyondan zarar gören kitleler olacaklardır.

Sanayi işletmelerinin enflasyonda zahiri (fiktif) kârları yük- sek iken gerçek (reel) kârları çok düşük, bazen de negatif olabilir.

Bu nedenle özsermayelerini yitirebilir; maliyet artışlarının ta- mamının kontrol mekanizması işlemekte ise fiyatlarına ak- settiremeyeceklerinden finansal darboğaza girebilir; sürekli ma- liyet artışları toplu işgücü çıkarmalarına bu ise barışın bozul- masına ve işgücünün prodüktivitesinin düşmesine neden olabi-

(24)

lir, prodüktivitenin yani üretimin düşmesi ise enflasyonu besle- yen en önemli faktörlerden birisidir.

Gözleyebildiğimiz kadarı ile bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hem kaçınılmazdır, hem de kalkınmış eko- nomiler kadar ciddiye alınıp önleyici önlemlere yer verilememek- tedir. Bu ülkeler geç kalmış kalkınmalarını bir an önce başarmak amacı ile enflasyon tehlikesine bile bile göz yummaktadırlar.

Ne yapmalı?

Hayat pahalılığını, enflasyonu önlemek amacı ile alınması gereken tedbirler kanımızca şunlar olabilir:

Sanayi ile ticareti birbirinden ayırmalı, ayrıca özel kesimin yapamayacağı ağır sanayi ve alt yapı yatırımlarını devletin;

diğerlerini hür teşebbüsün yapması sağlanmalıdır. Bunun ön şartı devletin özel kesim üzerindeki kontrolünün devamlı ama objektif ve etkin olmasıdır. Bu karma ekonomi ilkesinin de bir sonucudur.

Hele ticaretin devlet eli ile bürokratik zihniyetle yürütüle- meyeceği unutulmamalıdır. Bunun en son ve canlı örneği TANSA projesidir. Bu proje ile şimdiye kadar hayat pahalılığını önleme yolunda nasıl bir başarı sağlandığı merak konusudur. Buna bağlı olarak 2 milyonluk bir Ankara kentinde ucuzluk sağlama amacı ile açılan 3-5 tanzim satış mağazası ile soruna çözüm getirileceğine inanmak safdillik olur.

Ya Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) Durumu?

Enflasyonu önlemede, bütçeye her yıl büyük yükler getiren KÎT'lerin durumu da gözönünde tutulmalıdır. Örneğin Sümer- bank. Bu kamu iktisadi kuruluşumuzun çalıştığı bütün alanlarda hür teşebbüsler başarılı faaliyetlerde bulunurlarken, Sümerbank yıllardır devletten sübvansiyon alarak devlete yük olmaya devam etmektedir. Bilindiği gibi KİT'lerin açıktan finansmanı enf- lasyonu körükleyen bir etkendir.

Diğer bazı KİT'ler için de aynı şeyi söylemek mümkündür.

KİT'lerde ortaya çıkan zararların nedenleri ise şöyle sıralanabilir:

4

(25)

— Sıkı bir bürokratik yönetim egemendir.

— Siyasi nedenlerle aşırı bir istihdam vardır. Bir ticari veya sanayi işletmesi prodüktif olmayana iş vermemelidir. Bu işletmeler hayır kurumlan değillerdir.

— Yüksek kademe yöneticilerinin çoğu kez politik neden- lerle muhasebe, iktisat ve işletme bilgisi olmayanlardan atan- ması ve çok kısa süre görevde kalmaları v.s.

11.12.1972 tarihli kararname "KİT'lerin piyasa ekono- misine uygun tarzda çalışacak bir takım anonim şirketler haline gelmesi ve bu şirketlerin de gruplar halinde holdinglere bağlan- m a s ı n ı öngördüğü halde bugüne kadar uygulamaya geçilme- diği gözönüne alınırsa KİT'lerin enflasyonu körüklemesine politik nedenlerle göz yumulduğu sonucuna varılabilir.

En güvenilir (emin) yol:

Enflasyon denen hastalığı yenebilmenin en etkili yolu kanı- mızca toplam arzın, toplam talebi karşılamasının sağlanmasıdır.

Bu konuda çözüm yolları nedir? Ya toplam talep kısılarak arz seviyesine indirilmeli ya da toplam arz toplam talebi karşılayacak seviyeye çıkartılmalıdır. Eğer bu önlemler gerçekleştirilebilirse ne enflasyon ne de buna dayanan karaborsacılık, stokçuluk, ekonomik anarşi söz kortusu olur.

— Toplam talebin arz seviyesine indirilmesi, ki politikacı- lar buna kemer sıkma politikası diyorlar, bir bütçe fazlası mey- dana getirmekle mümkündür. Ancak uygulamaya baktığımızda bırakınız bütçe fazlalığı, denk bütçeye bile rastlayamıyoruz.

Devamlı açık bütçeler!..

Öte yandan tasarrufu arttırmak için tüketimin kısılması düşünülebilinir. Ancak bu konuda çok dikkatli olmak gerekir.

Bilindiği gibi tüketimin ölçüsüz kısılması örneğin elektrik ener- jisi tasarrufu 1977-79 yıllarında Türkiye'de birçok sanayi kolun- da üretimin ve randımanın düşmesine dolayısıyla mal darlığına, mal darlığı da enflasyona, hayat pahalılığına neden olmuştur.

Son aylarda enerji kısıtlamasının kalkması çeşitli nedenlerle

(26)

üretimine ara vermek zorunda kalan bir çok fabrikanın enerji kullanmamasındandır.

— Toplam arzın-toplam talebi karşılayacak seviyeye çıka- rılmasında gerek kamu, gerekse özel işletmelere üretimi arttırıcı imkanlar sağlanmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için üretim fak- törlerinin zamanında yeterli miktarlarda ve elverişli fiyatlarla sağlanması devletin önemli bir görevi olarak kabul edilmek gerekir.

Bu açıdan Türkiye'nin bugünkü durumuna göz atacak olursak, piyasanın ihtiyacını karşılayacak üretim imkanları yoktur. İşletmeler çok düşük kapasitede çalışmaktadırlar. Çünkü üst üste yapılan yüksek oranlı devalüasyonlar ithal edilen ham- madde fiyatlarını olağanüstü arttırırken % 100 ün üzerinde işçi ücreleri artarken grev-lokavt gibi nedenlerle prodüktivite düşmüş iş barışı bozulmuş, bütün bunların sonucu olarak da düşük fakat pahalı bir üretim gerçekleştirilebilmiştir.

Öte yandan dış ödeme güçlükleri yeni prodüktif yatırım yakılmasını engellediği gibi çeşitli hükümetler dönemlerinde girişilen yatırımların büyük bir kısmının göstermelik yatırımlar olduğunu son günlerde bile gözlemekteyiz. Dışarıdan yeterli kaynak sağlandı sağlanacak ifadeleri ya gerçekleşememekte ya da alternatif maliyetleri çok yüksek gözükmektedir.

Fiziki kontrol yönetimi:

Enflasyonla mücadelede yukarıda sayılan önlemler yanında 1955-58 yıllarında uygulanan fakat başarıya ulaşamayan fiziki kontrol de bir yöntemdir.

Fiziki kontroller çeşitli yasa ve kararnamelere dayansa bile yerel yönetimlere geniş bir serbesti ve keyfi uygulama alanı olmaya elverişli bir yoldur.

Nitekim son günlerde Radyo ve TV'de stokçuluk, kara- borsacılık yapan, ABC firma isimlerine sık sık yer verilmektedir.

Doğaldır ki her sektörde ve toplumda namuslu, dürüst çalışan geniş bir kitle yanında dürüst çalışmayan kişi ve kuruluşlarda 6

(27)

olabilir. İstisnai olan böyle durumları tüm özel kesime mal ederek üretimde büyük payı olan kamu ve özel kesim arası diyaloğu koparmak sanırız yanlış bir yaklaşımdır.

Stokçuluk, karaborsacılık yapanları izlemek ve cezalan- dırmak yetkili organların işidir.

Böylesi kişi ve kuruluşların cezalandırılmasını istemek he- men herkesin özellikle bu makale yazarının hakkı ve arzusudur.

- Ancak bu konuda biz ekonomist ve işletmecilere önemli bir görev düşmektedir. Bu görev bir fabrikada veya ticarethanede yapılnjış mal stokunun karaborsacılık, stokçuluk amacı ile mi yoksa işletme üretiminin ve hayatının devamı amacıyla mı ya- pıldığını saptamaya yarayan bilimsel kriterleri objektif olarak geliştirmektir. Bu görev yerine getirilebilirse hem işletmeleri- mize, hem yerel yönetimlere hem de ucuz mal ve hizmete susa- mış halkımıza katkıda bulunmanın huzurunu duyacağız.

Sonuç

Cumhuriyet tarihimizin en hızlı enflasyon dönemini yaşadı- ğımız son iki yıldır enflasyonun sorumluluğunu hür ekonomik kesim ile hükümetler birbirlerine yüklemeye çalışarak birbirle- rini ya karaborsacılık, stokçuluk yapmakla ya da perakende işletmeciliğin bile devletleştirilmeye çalışıldığını iddia etmekle suçlamaktadırlar.

Çıkar yol, bu kısır çekişmeleri bir tarafa bırakarak işveren -işçi-hükümet işbirliği ile kıt kaynaklarımızı israf etmeden enflasyon denen canavarı yenmede en etkin önlem olduğunu yukarıda ifade ettiğimiz toplam arzı yani üretimimizi artır- maktır.

(28)

Yeni Yıl'a Girerken Ekonomimiz*

"İhracatta başarılı olabilmek için, bir yandan ihracatın can damarı olan uzun vadeli kârlılığa; öte yandan za- manında, numuneye uygun mal tesliminde sürekliliğin sağlanmasına gayret gösterilmelidir. Yani dış piyasa- nın, uygulanacak sıkı para ve maliye politikaları yar- dımı ile, iç piyasadan daha kârlı ve cazip hale getiril- mesi şarttır."

1

* ki yıl öncesine kadar iç pazar, işletmelerimiz açısından çok elverişli ve tatlı idi. Üretilen mallar rahatlıkla ve istenilen fiyatlara satılabilmekteydi. Bu elverişli durum sebebiyle gerek KİT'ler gerekse özel sektör ihracat için özel bir gayret sarfetmi- yordu. Ancak 24 Ocak kararlarından sonra iç piyasada meydana gelen darboğazlar, işletmeleri dışa açılmaya; dış pazarlarda1 yeni imkânlar aramaya itmiş bulunmaktadır. Böyle köklü bir geliş-

* Tercüman Gazetesi 28 Aralık 1981 8

(29)

mede, bir yandan iç pazarın daralması öte yandan ihracatla ilgili olarak yeni bazı teşvik kararlarının rolü büyük olmuştur.

Bütün dünyanın çok önceleri kabul edip, uygulamaya koyduğu bu basit tedbirler, ülkemizde ancak 24 Ocak 1980 İstikrar Tedbirleri arasında ele alınarak ekonomimize yeni bir dinamizm verilmeye çalışılmıştır.

Neden İhracat?

Bilindiği gibi. 24 Ocak kararlan ile bir yandan Türk ekono- misinde iç kaynak dağılımının ve iç piyasada daha etkin iktisadi bir ortamın oluşturulması öte yandan dış ekonomik dengenin sağlanması amaçlanmıştır. Yani döviz, gelir ve giderleri arasında devamlı bir dengenin sağlanması... Bu iki amacın gerçek- leştirilebilmesi için Türkiye'nin kesinlikle ihracatını geliştirmesi mecburiyeti vardır. Ülkemiz açısından daha uzun süre ihracat en önemli döviz geliri olmaya devam edecektir. Çünkü işçi dövizlerinin sınırına gelindiği; dış yardımların ise, gittikçe zor- laştığı gözlenmektedir. Şu halde Türkiye her ne pahasına olursa olsun ihracatını artırmak zorundadır.

Nitekim son iki yıldır ihracatta büyük sıçramalar yapılmış;

1979'da 2 milyar 262 milyon ABD doları olan ihracat 1980'de 2 milyar 911 milyona ve resmi olmayan rakamlara göre 1981'de 4 milyar doları geçecek bir seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.

Bu artışta uygulanan istikrar politikaları, meselâ vergilerle, ihracat kredileri ve kurlarla ilgili politikalar önemli rol oynamıştır.

Bu artış trendinin devamı için önümüzdeki yıllarda Türk yatırımcısı ve üreticisi olan işletmelerimiz, dış piyasaya yönelmek ve bu piyasaları yakından takip etmek zorundadırlar.

İhracatın Başarılı Olabilmesi

İhracatta başarılı olabilmek için bir yandan ihracatın can damarı olan uzun vadeli kârlılığa; öte yandan zamanında, nü- muneye uygun mal tesliminde sürekliliğin sağlanmasına dikkat edilmelidir. Yani, dış piyasanın, uygulanacak sıkı para ve maliye politikaları yardımı ile, iç piyasadan daha kârlı ve cazip hale

(30)

getirilmesi şarttır. Son günlerde tartışma konusu olan daha gevşek para politikası ile iç piyasayı canlandırma yolundaki istekler bazı işletmelerin kısa vadede ve krsa yoldan enflasyon pahasına da olsa kârlı duruma geçmek arzusundan ileri gel- mektedir.

Nitekim bütün teşviklerde ve istikrar programında yer verilen vergi iadeleri, kredi uygulama Sistemleri; dış kredilerin dış fiatlardan temini gibi kararlarla amaçlanan, ihracatta kâr- lılığın gerçekleştirilmesidir.

İkinci mesele, sürekliliğin sağlanmasıdır. Diğer bir deyişle memleket ihracatını iki senede çok geliştirir ondan sonra tek- rar geriye dönüş başlarsa programda amaçlanan dış denge ve iç kaynak etkinliği bakımından eski sonuçlar ortaya çıkabilir.

Meseleye bu açıdan baktığımızda 1980 ve 1981 yıllarında ihra- cattaki büyük rakamlı artışlarda Orta Doğu ve İslâm ülkeleri ile sürdürülen yakın politik kaynaşmaların çok önemli rolü olduğu görülür. Bu deney bizim için özellikle ihracatta eğitim açısından büyük bir şanstır.

Ancak bu ülkelere ihracatımızın devamlı şekilde artacağını söylemek için, rakip ülkelerin de bu pazarlara girebileceğini düşünerek gerekli tedbirleri zamanında almak gerekir. Bu tedbirlerin başında nümuneye uygun ve zamanında, istenilen miktar ve kalitede malın ihraç edilebilmesi yollarının araştırıl- ması gereklidir.

Ne Yapılmalı?

Hemen bütün sanayici, ihracatçı ve bazı aydınları düşündü- ren konu; başlatılmış olan ihracat seferberliğinin mevcut kural- lar, teşvikler ve kararlarla hızlandırılmasının mümkün olup olmayacağıdır.

Diğer bir deyişle istikrar tedbirleri içinde yer alan tedbirler dışında, belki de kurallar dışı çok rijit bazı yeni metotlar mı aramak zorundayız? diyenler mevcut olabilir.

Kanaatimizce Türkiye'nin yepyeni, olağanüstü bir model bulup uygulaması diye bir meselesi olmayıp, uzun yıllar ihmal

(31)

edilmiş olmakla beraber nihayet 2 yıl önce alınmış istikrar ted- birlerini destekleyici aşağıdaki tedbirler ihracat patlamasını devam ettirebilecek niteliktedirler.

a. Herşeyden önce alınmış ve uygulanmakta olan tedbirlere cesaretle devam edilmelidir,

b. Alt yapı ve kadro yetersizliklerini giderici çalışmalara hız verilmelidir. Bu konuda özellikle gıda maddeleri, konfeksi- yon ve bazı sanayi mamullerinin ambalajı halledilmemiş büyük bir mesele olarak hâlâ ortadadır. Öte yandan milletlerarası taşımacılık hem kalite hem kantite açısından yetersizdir.

c. Uygulanacak iç ekonomik politikanın dış ekonomik politika ile ahenkli olması sağlanmalıdır. Bu husus son derece önemlidir. Meselâ, yurt içi talebi canlandıracağız, dolayısıyle ekonomik durgunluğu gidereceğiz diye gevşek bir para kredi ve politikası uygulanması halinde iç piyasa fiyatları artacak, bu durum ise. ihracat üzerinde son derece olumsuz sonuçlar meydana getirecektir.

d. ülkemiz ihracatı açısından çok önemli olan diğer bir husus da mevzuatta gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır. Meselâ sayısız bürokratik ve hukuki engeller yanında ihracat meseleleri- nin "Türk Parasının Kıymetini Koruma" mevzuatı içinden çıka- rılması veya yeniden düzenlenmesi gerekir. Öte yandan yasal bir düzenlemeye tabi tutulmamış olan "ihracat birlikleri" ve "ihracat şirketlerinin kuruluş Ve çalışma şartları açıklığa kavuşturul- malıdır.

Sonuç:

Buraya kadar kısmi de olsa istikrar tedbirleri sayesinde memleketimizde son iki yıldır ihracatta bir sıçrama yapıldığını belirttik. Hatta bu yıl ilk defa 4 milyar doları aşabilecek bir ihracatla rekor kırılabileceği ifade edilmektedir. Acaba bu ra- kamlar bize ihracat darboğazını aştığımızı gösterebilir m i9

Bu sorunun cevabı, ihracatta devamlılığın temin edilmesine, mamüllerimizin muhtelif ülkelerin piyasalarına yayılıp, yayıl-

(32)

madığına göre verilecektir. Son yıllardaki toplam ihracatın % 40,6'stnın Irak, İran ve Suudi Arabistan gibi İslâm ülkelerine belki de politik sebeplerin etkisi ile yapıldığı gözönüne alınırsa

"herşeyi hallettik, ihracat problemlerimiz kalmamıştır" diye yorumlanmamalı; yukarıda sıralanan tedbirler de alınarak uy- gulanan cesur ekonomik politikalar takviye edilmeli; ihracatta belirli mesafeler alındıktan sonra iç satışları ve iç piyasayı can- landırma yoluna gidilmelidir. Bütün bu sebeplerle ekonomik kalkınma ve istikrar uğruna tasarruf sahibinden yatırımcıya;

sanayiciden tüketiciye kadar hemen herkesin payına düşen fedakârlığa 1982 yılında da katlanılması gerekecektir.

(33)

1982'ye Girerken İşletmeler:

"Biraz Daha Gayret ve Sabır"*

Ocak 1980 istikrar tedbirlerinin ikinci yıldönümünde Türk ekonomisinin durumunun genel olarak iyiye git- miş; programda öngörülen amaçların büyük ölçüde gerçekleş- miş olduğunu söylemek mümkündür.

Örneğin izlenen sıkı ve ciddi para politikası sonucu:

1. Son 10 yıldır her sene gittikçe hızlı bir şekilde yükselen enflasyon ilk defa gerilemiş % 100'lerden % 40'lar seviyesine inmiştir.

2. Bütçenin ilk defa denk olma ihtimalinden söz edilir hale gelinmiştir.

3. Son 25 yıldır yine ilk defa olmak üzere faiz hadleri bek- lenen enflasyon oranının üstüne çıkarılarak küçük tasarruf sahiplerinin hakları verilmiş; millî gelirden paylarını almaları mümkün olmuştur.

* Dünya Gazetesi 31 Aralık 1981

13

(34)

4. Enflasyonun frenlenmesi sonucu iç talep kısılınca, işlet- meler canlanmayı (canlılığı) ihracat yolu ile gerçekleştirmeye başlamışlardır. Böylece senelerdir ilk defa ihracat gelirleri en yüksek (rekor) (4,2 milyar dolar) düzeye erişebilmiştir.

Yukarıda sağladığı yararları açıklanan sıkı para politika- sından özellikle son aylarda şikayetler gelmeye başlamıştır.

Belirli sanayi dallarında ortaya çıkan talep darlığı nedeniyle işletmelerin üretimlerini düşürmek ve hatta kapanmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğu belirtilerek, iç talebin canlandırılması için tekrar para ve kredi musluklarının açılması istenmeye başlanmıştır.

Enflasyonu devamlı şekilde frenleme arzusunun, iyi ayar- lama yapılmadığı takdirde ekonomide aşırı durgunluğa, hatta iflaslara sebep olabileceğini gözden ırak tutmamak gerekir.

Ancak ülkemizde enflasyonla mücadelede bu tehlike henüz söz konusu değildir. Talepteki daralmanın üretim üzerindeki olumsuz etkilerini giderebilmesi için işletmelerimiz aşağıdaki tedbirleri alırlarsa bir yandan ekonomik istikrar programından istenen amaçlar; öte yandan kendi uzun vadeli amaçları açı- sından olumlu sonuçlar elde edilebilecektir:

1. Faizlerin serbest bırakılması sonucu yükselen faiz had- lerinin maliyetler üzerine olumsuz etkilerini bertaraf edebilmek için üretimde prodüktiviteyi artırıcı tedbirler mutlaka alınmalıdır.

2. Talep darlığının, yüksek fiyatla satış yapma isteğinden de ileri geldiği hesap edilerek, fiyatları düşürmek daha fazla miktar üretip satmak politikası benimsenmelidir. Modern iş- letmecilik olarak ifade edilen "Sürümden kazanma politikası"

benimsenmelidir.

3. Şu anda bile kaliteli ve uygun fiyatlı mallara iç ve dış ta- lebin halâ yüksek olduğu unutulmamalıdır.

4. Dünya piyasalarında ürettiği malı satmayan işletme yok denecek kadar azdır. Yeter ki satış yollan bilinsin. Elde stok tutmanın maliyeti ile malı elden çıkarmanın kârı karşı- laştırılarak, düşük fiyatlarla da olsa dış piyasalara girme yolları

(35)

aranmalıdır. Dışa açılmada teşvik tedbirlerinin uzun vadeli olmayacağı düşünülerek rekabet etme imkan ve yolları aran- malıdır.

5. İçinde bulunulan dönemi başarıyla atlatabilmek ve kendi uzun vadeli geleceğini garanti edebilmek için gerektiğinde

"Zarar, kârın kardeşidir" felsefesi ile zararına bile üretim ve satış yapmaya belli süre razı olunmalıdır.

(36)

Taşımacılığı Geliştirmeden İhracat Yapamayız*

H

atırlanacağı gibi, 24 Ocak 1980 kararları, 1963'de başla- mış olan "Planlı kalkınma" hızının giderek düşmesi karşı- sında ülke ekonomisine canlılık vermek amacı ile alınmıştır. Bu kararlarla, bozulmuş piyasa dengesini yeniden sağlamak, özellikle ülkenin kalkınmasında gerekli dövizin sağlanması için ihracatı canlandırmak amaçlanmıştır.

Arzulanan ihracat seferberliğinin başarısı, ihraç mallarımı- zın dış ülkeler pazarlarına seri, sürekli ve ucuza ulaştırılmasına bağlıdır. Diğer bir deyişle Türkiye dış pazarlara girebilmek ve oralarda tutunabilme sorununu ancak ve ancak yeterli, kaliteli ve organize bir taşımacılıkla çözebilir.

Gazete haberlerinden, mevcut taşıma hizmetlerinin yeter- sizliği yüzünden birçok ihracat bağlantılarının zamanında yerine getirilmediğini öğreniyoruz. Örneğin şu anda büyük ahcı duru- munda olan Libya'ya yapılan ihracatta bu aksama ortaya çıktığı

* Milliyet Gazetesi 2 Mart 1982

16

(37)

gibi, Nijerya ile ticarî yakınlaşma da yeterli taşıma araç ve gereç olmadığı için gerçekleştirilememiştir.

Türkiye, ekonomik bunalımdan çıkışı ihracatını artırmakta görmekte ise, pazarlanan malların en ucuza ve en süratli bir şekilde alıcı ülkeye ulaşmasını sağlayacak tedbirleri zamanında almak zorundadır.

İhracatın uluslararası niteliği, onun ayrılmaz bir parçası olan taşıma hizmetlerine de uluslararası bir nitelik kazandırmıştır.

Son yıllarda ihracatında büyük artış görülen sanayi ürün- lerimizi alan ülkeler ile ülkemiz arasında yerleşmiş, köklü, dü- zenli bir taşımacılık sistemi bulunmayışı, bizi bu konu üzerine eğilmeye zorlamaktadır. Konuya eğilmemizi gerekli kılan bir diğer neden de "petrolden sonra en çok dövizi" navlun için ödemekte oluşumuzdur. Döviz peşinde koşan bir ülkenin coğrafi açıdan her türlü taşımacılık imkânına sahip olmasına rağmen, büyük miktarlarda dövizi navlun için ödemesi, üzerinde düşünü- lecek bir husustur.

İhracatımızın çok büyük sorunu olan taşımacılığın çözüm- lenebilmesi için deniz taşımacılığının özendirilmesi gerektiğine;

bu yolla sağlanacak döviz tasarruflarının ülkenin kalkınmasına katkılarının büyük olacağına inanıyoruz.

Öte yandan kalkınma için gerekli dövizin sağlanmasında ülkemizin jeopolitik durumu nedeniyle transit taşımacılığın önemli olduğu da unutulmamalıdır..

Bilindiği gibi transit taşımacılık- günümüzde "konteynerle kombine taşımacılık" şeklinde yapılmaktadır. Batı ile Doğu arasında bir köptü durumunda olan Türkiye'nin transit taşı- macılıktan büyük bir döviz geliri elde etmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Bugün Türkiye üzerinden yapılan transit taşımacılığın iki yolla gerçekleştirildiği bilinmektedir.

1. Avrupa ülkelerinden gemilere konteynerlerle yüklenen malların transit limanlarımıza getirilmesi, oradan kamyonlar veya trenlerle Yakın Doğu ülkelerine taşınması,

(38)

2. Avrupa ülkelerinden yüklenip Türkiye üzerinden kara- yolu araçları ile transit olarak Yakın Doğu'ya yapılan TIR taşımacılığı.

Uluslararası direkt ve transit taşımacılığından ülkemizin sağladığı ve sağlayabileceği döviz tutarları 1981 için 670 milyon ve 1982 için öngörülen 910 milyon Amerikan dolarıdır.

Bu rakamlar ilk bakışta büyük gibi görünmekte ise de ko- nunun üzerine dikkatle eğilinirse önümüzdeki yıllarda yapılan bazı çalışmalar bu konuda umut verici işaretler olarak ele alına- bilir. Örneğin Köstence-Samsun arasında RO-RO gemileri ile Samsun'dan sonra da karayolu ile Yakın ve Orta Doğu'ya yapıl- ması planlanan taşımacılık ile Venedik-Mersin arası konteyner gemileri ile Mersin'den sonra da karayolu ile Yakın ve Orta Doğu'ya yapılacak taşımacılık projeleri gerçekleştirildiği zaman elde edilecek döviz miktarında önemli artışlar sağlanabilecektir.

Gelişen dünya ticareti ve bunun doğurduğu taşıma sorun- ları, Türkiye'yi bu gelişmeleri yakından izlemeye ve değerlen- dirmeye itmelidir.

Bir yandan artan ihracatımızla pazarlama ve taşıma için ödenen dövizden tasarruf sağlamak, öte yandan transit taşıma- cılıktan döviz kazanmak için neler yapılmalıdır? Özellikle transit konteyner taşımacılığında aşağıdaki alanlarda çalışmalar yapıl- masının ve tedbirler alınmasının yararlı olacağını düşünüyoruz.

+ Komşu ülkelerle, özellikle bu taşımacılıktan direkt ya- rarlanması sözkonusu olan ülkelerle sıkı ilişki kurulup, onların gerekli altyapı yatırımlarına katılmaları sağlanmalıdır. TİR kamyonlarının karayolları üzerindeki olumsuz, yıpratıcı tesir- lerine rağmen yararlanan ülkelerin katkılarının sağlanmasına örnek olarak İran verilebilir.

Çeşitli nedenlerle gerçekleşmemesine rağmen buna benzer ve gerçekçi katkılar sağlanabilir.

Öte yandan 2000 km'lik karayolu yerine' Mersin'den-Gür- bulak'a kadar olan kısmın yapılması, sadece Mersin limanının

(39)

modernize edilmesi ile daha ucuza gerçekleştirilebilecek diğer bir alternatiftir.

+ Modern konteyner gemilerine rasyonel bir şekilde yükle- me, boşaltma olanağı verecek şekilde limanların seçilmesi ve bu limanlarda gerekli yükleme-boşaltma tesislerinin kurulması- na çalışılmalıdır. Bunun, limanların seçimi ve donatımı sorunu olduğu açıktır. Bu açıdan şu anda Mersin veya İskenderun li- manlarının en elverişli limanlar olduğu, ancak gerek yükleme- boşaltma, gerekse depolama hizmetleri ile hinterlandla bağlantı- larının zamanımız ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan şu anda mevcut kent liinancılığından bölge limancılığına kayılması, gemi taşıma maliyetlerini azaltacağı için önemlidir.

+ Zincirleme taşımacılık için gerekli olan limanlar ile hinterland arası bağlantıyı sağlayacak,

a) Demiryollarının tek hatlı oluşundan doğan gecikme ve tıkanmaları giderici (örneğin 2 hatlı ray döşenmesi) ve trenlerin süratini artırıcı, örneğin elektrikli ya da dizel lokomotiflerin kullanılması olanakları araştırılmalı;

b) Mevcut karayollarının uzunluğu artırılırken kalitelerinin yükseltilmesi yol-dingil ağırlığının artırılarak, büyük konteyner- leri taşıyan kamyon ve kasislerin süratle yol almaları imkânı yaratılmalıdır.

Yukarda maddeler halinde sıralanan ve büyük yatırımlar gerektiren ve ülke ekonomisine büyük külfetler getirmesi söz konusu olan konteynerler kombine taşımacılık sorunlarını kendi olanaklarımızla çözmemizin güç olduğu açıktır.

Türkiye, yoğun sermaye gerektiren konteyner taşımacılığına girmek istiyorsa -ki, ister istemez girmek zorundadır- konsor- siyumlaşma akımma ayak uydurmak zorundadır. Bu cümleden olarak:

a) Doğu Akdeniz, Marmara ve Karadeniz'de yabancı konsorsiyumlardan yararlanarak, transit taşımacılığını olanaklı

(40)

kılacak konteyner terminal limanlarının yapımına başlamak.

Örneğin, İstanbul ve Mersin-lskenderun, Trabzon, Samsun limanları % 80 yeniden düzenlenmek zorundadır.

b) Liman gerisi (hinterland) kara ve demiryollarının yapı- mında da bu konsorsiyumlardan yararlanılabilir. Bu üç taşıma halkası ile ilgili yatırımlar arasında yeterli birleşme ve işbirliği- nin sağlanmasına ayrı bir özen gösterilmelidir.

Hemen her ekonomik işlemde olduğu gibi, konteynerle kombine taşımacılıkta da sermaye zorunlu olmakla beraber yeterli değildir. Modern taşımacılık yöntemlerinin gerektirdiği ve taşıma araçları arasında organizasyonu ve işbirliğini sağlayıcı personel de aynı derecede önemlidir. Bu nedenle uluslararası ticaretin ve taşımacılığın gereklerini bilen personel yetiştirilmesine ağırlık verilmelidir.

Bütün planlama işlemlerine kaynak olacak istatistiki verile- rin yeterli olmayışı, zamanında ve yerinde karar almayı önleyen unsurların arasındadır. Bu nedenle objektif ve bilimsel değerle- me olanaklarımız sınırlı kalmaktadır.

Yetişmiş personel olmadan ve karar almaya yardımcı sıh- hatli istatistiki verilere dayanmadan yapılacak çok modern limanlar ve alınacak 2-3 konteyner gemisi ve 150-300 treylerle işe başlamak, özellikle kıt kaynaklara sahip gelişmekte olan ül- kemizde kaynak israfından başka sonuç vermeyebilir. Öte yan- dan yukarıda belirtilen sorunlarla çözümü için gerekli önerileri de kapsayacak genel bir ulaşım politikası saptamak ve bu poli- tikanın gerçekleştirilmesine olanak verecek uzun vadeli strateji- lerin esaslarını belirtmek de hükümetlere düşen millî görevlerin başında gelmektedir.

(41)

Kâr Ortaklığı Belgesi: KOB*

"Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 22 sayılı karara ek karar ile 1974'deki karar metninin 3. mad- desi değiştirilerek "Kâra iştir akli tahvilin" de kâr ortaklığı belgesi olarak sayılacağı belirtilmiştir. Bütün bunlar KOB'un tam açıklığa kavuşmadığını göster- mektedir. Böylesi önemli bir konuya tam ve kesin bir açıklık getirilmedikçe uygulamaya koymak korkarız ki ikinci bir banker olayı sonuçları yaratabilir. KOB bir hisse senedi değildir. Çünkü hisse senediyle bir or- taklık verildiği halde KOB'da hisse senedi haklarının ancak bazılarından yararlanmak mümkündür."

Ocak 1980 istikrar programının uygulamaya konulma- sıyla başlayan yeni dönemde birçok ekonomik soruna özel- likle enflasyon ve ihracat sorunlarına büyük ölçüde çözümler getirilmiştir.

* Milliyet Gazetesi 13 Mayış 1982

21

(42)

Ancak arada geçen sürede özellikle son aylarda önemini gittikçe artıran sorun, işletmelerin finansman darboğazı içinde olduklarıdır. Bir yandan serbest bırakılan yüksek faiz oranları, diğer yandan da daralan iç talep, işletmeleri çift yönlü bir finans- man sıkıntısı içine sokmuştur.

Başarılı bir ekonomik istikrar programında sıkı para ve yüksek faiz politikasının önemi inkâr edilemeyecek kadar bü- yüktür. Ancak bu iki aracın yarattığı enflasyonu frenleme, olumlu etkisini bozmadan işletmelerin finansman sorunlarının nasıl çözümlemesi gerektiği de araştırılmalıdır ve araştırılmaktadır.

Kâr "ortaklığı belgesi fikrî işletmelerin finansman yönünden sıkıntı ve arayışlar içine girdikleri bir dönemde ortaya çıkmıştır.

Fakat KOB'un doğuşunda iç etkenler kadar dış etkenlerin de rolü vardır. Bilindiği gibi son zamanlarda Orta Doğu İslâm Ül- keleri ile olan ticarî ve siyasî ilişkiler oldukça hızlı bir gelişme göstermesine karşı malî ilişkiler, ortak girişimler aym hızda bir gelişme gösterememiştir. KOB ile Orta Doğu Ülkelerinin malî yapılarına ters düşmeyen bir araç verilerek Türkiye'de faaliyete geçmeleri "Türkiye'ye faizsiz büyük miktarda kredi vermeleri"

imkânları araştırılmaktadır.

KOB Nedir?

Kâr Ortaklığı Belgesi Anonim Şirketlerce "faizsiz olarak kredi verenler için ihraç olunacak menkul değerler" olarak ta- nımlanabilir. Her ne kadar ismi kâr ortaklığı belgesi ise de, bu belge sahiplerinin kâr ve zarara ortak olacakları 15 Ocak 1982 günü T.C. Merkez Bankası'nın 1 no'lu tebliğinde açıklanmak- tadır. Öte yandan Türk Parası'nın Kıymetini Koruma hakkında 22 sayılı karara ek karar ile 1974'deki karar metninin 3. madde

B fıkrası değiştirilerek "kâra iştirakli tahvilin" de kâr ortaklığı belgesi olarak sayılacağı belirtilmiştir. Bütün bunlar KOB'in tam açıklığa kavuşmadığını göstermektedir. Böylesi önemli bir konuya tam ve kesin bir açıklık getirilmedikçe uygulamaya koymak korkarız ki "İkinci bir banker olayı sonuçları yarata- bilir."

(43)

KOB bir hisse senedi değildir. Çünkü hisse senediyle bir ortaklık hakkı verildiği halde KOB'da hisse senedi haklarının ancak bazılarından yararlanmak mümkündür. Bu açıdan imtiyaz- lı hisse senedine benzemektedir. O halde neden imtiyazlı hisse senedi değil de KOB? Sanırız bunda KOB'ları alan tasarruf sa- hiplerine ödenen payların vergi matrahında gider olarak düşü- leceği konusunda getirilen kolaylık büyük bir rol oynamaktadır.

Öte yandan KOB, kâra iştirakli tahvil de değildir. Bilindiği gibi tahvil sahibi şirketten sadece alacaklı olup bazı hallerde kâra iştirak ettirilmekle birlikte zarara iştirak ettirilmez. Ettiri- lirse tahvil türünden bahsedilemez. Görüldüğü gibi kavramda tam bir açıklık yoktur. Tasarruf sahipleri açısından sadece KOB kavramı gerçekleri ifade etmemekte, yanıltıcı olabilecek nitelik- tedir. Bu durum bazı kötü niyetli şirketlerce kolaylıkla kötüye kullanılabilir.

Ana Hatları

Menkul değerler alım satımı ile uğraşan anonim şirketlerin dışındaki tüm A.Ş. 1er ana sözleşmelerinde gerekli değişiklikleri yapmak ve tebliğde belirtilen hukukî ve şeklî şartları yerine ge- tirerek T.C. Merkez Bankası'ndan izin almak şartıyla KOB ihraç edebilirler. Bu belgeler A.Ş. kuruluş amaçlarındaki fa- aliyetlerin finansmanlarını karşılamak üzere çıkarılacaktır.

KOB, şirketin tüm faaliyetlerine geçici ortak olmayı sağlayacak şekilde çıkarılabileceği gibi işletmelerin sadece kâr amacma yö- nelik bir veya birkaç faaliyetine iştirakçi olarak da çıkarılabilir.

T.T.K.'nun 422. maddesine göre şirketlerin ihraç edebilecek- leri tahvil limiti sınırlı iken, KOB ihracında şirketin ödenmiş sermaye ve ihtiyatları toplamının 7 katına kadar çıkarabilmek bazı hallerde Merkez Bankası'nın izni alınmik şartıyla 10 katına kadar da çıkarabilmek mümkündür. KOB ihraçlarının bizzat şirketler veya şirketlerin tayin ettiği aracı kurumlar tarafından yapılabileceği hükme bağlanmıştır. Daha önce de belirtildiği gibi KOB kâra ve zarara ortak olan bir belgedir. Faaliyet döne- mi zararla sonuçlandığı takdirde belgeye düşen zarar belgenin değerinden düşülmektedir.

(44)

Tebliğ uyarınca yeni bir kıymetli evrak türünün yasal bir çerçevesi çizilmektedir. Bu belgeye isabet edecek kâr veya zara- rın saptanabilmesi için ihracı gerçekleştiren A.Ş.'lerin ayrı bir defter tutması öngörülmüştür. Ayrıca 6 ay ve 6 ayın katları şek- lindeki vadeler, işletmelerin yerleşmiş faaliyet dönemleri bakı- mından güçlükler hatta ciddî sakıncalar yaratabilir.

Tanım ve terimlerdeki çelişkiler geıek tasarruf sahibini, gerekse şirketleri yanlış kararlar almaya sevkedebilecek nite- liktedir.

Yüzde 80'i geçmemek üzere kâr ve zarara iştirak oranı tes- bit edilecek ve dağıtılacak kâr hesap edilirken kanunî yedek ak- çeler ve amortismanlar giderlere dahil edilmeyeceğine göre hisse senedi sahipleriyle KOB sahipleri arasında çıkar dengesinin bo- zulması söz konusu olabilir. Öte yandan zarar halinde bu zarar KOB'un temsil ettiği değerden düşülerek yeni değer bulunacağı, sonraki devrede kâr verildiği takdirde bu kârın dağıtım oranı yeni değere göre hesaplanacağından KOB'ların elden ele geç- mesi durumunda bu belgenin rayiç değerini olumsuz yönde etkileyebilir.

Vergi Kanunları açısından KOB'lara ödenecek kâr pay- larının "Fazisiz olarak kredi verenlere ödenen kâr payı" nite- liğinde sayılması ve bunun vergi matrahından gider unsuru olarak indirilebilmesi, imtiyazlı hisse senedi ihracını engelleyen bir unsur olarak görülebilir.

Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan 22 sayılı kararın 4. maddesine göre bankalar KOB'u ihraç edebilecekler- dir. Bu belgelerle değerlendirilebilen tasarruflar mevduat sayıl- mamakta, mevduat munzam karşılığı ayrılmayacak, disponi- biüte zorunluluğu almayacağı için bankalar KOB karşılığı top- ladıkları tasarrufları eğer orta vadeli krediler finansmanında kullanırlarsa, yatırmış oldukları mevduat munzam karşılığının

% 15'ini Merkez Bankası'ndan geri alacaklardır. Böylece pahalı çalışan banka sistemi için ucuz ve etkin bir sistemin uygulamaya getirilmiş olacağı ifade edilmekle beraber bankaların buna itibar edecekleri şüphelidir.

(45)

Sonuç ve öneriler

Kâr ortaklığı belgesinin, bünyesinde taşıdığı olumsuz yön- lere rağmen aksıyan yönlerinin düzeltilmesi sonucunda bazı yararları da söz konusu olabilir. Şöyle ki: ülkelerinde mevcut olan malî yapıya yakın bir sistem oluşturularak, bu ülkelerin büyük yatırımlara yönelmesini sağlamak mümkün olabilir.

Şirketler daha çok tasarruf çekebilmek için daha çok kâr payı dağıtma yarışma girebilirler ki bu da ancak işletmelerde verim- liliğin artırılması ile mümkün olacağı için Millî Ekonomi açı- şından büyük bir yarar sağlayacaktır.

KOB alanındaki çalışmaların başarılı sonuçlar verebilmesi için bu belge sahiplerinin zarara katılmaları söz konusu olma- malı, işletme zarar dahi etse asgarî ve sabit bir geliri garanti edilmeli eğer işletme kâr elde ederse ilâve bir yüzde kâr veril- mektedir. Böylece başlangıçta piyasa carî faiz haddinden daha düşük, ama adı kâr payı olan bir getiri verilirken, işletmeler başarılı olursa piyasa faiz haddinden daha yüksek bir gelir ta- sarruf sahibine verilmiş olabilecektir. Bu şekilde işletme katılım belgeleri (Partizpationschein) ile tasarruflarını gayrimenkul veya altına yatıran ya da evinde tutan faizi haram sayan, tasarruf eğilimi ve potansiyeli yüksek büyük bir halk kitlesinin tasarruf- larını sermaye piyasasına çekebilmek mümkün olacaktır. Öte yandan, KOB ile ilk kez bir menkul kıymetimiz dış dünyada işlem görebilecektir. Daha şimdiden birçok Arap bankası ve Arap sermayedarlarının büyük miktarlarda sermayeyi faizsiz kredi olarak sanayimize yatırmayı, karşılığında kâr payı almayı düşündükleri yolunda çeşitli olumlu haberler gelmekte, resmî temaslar yapılmaktadır.

ihtiyatlı ve sağlıklı bir tatbikatla birleştirilebilirse, sermaye piyasasında önemli bir araç olacağı umulan KOB'larm başarılı olabilmesi için bunları ihraç edecek A.Ş.'leri inceleyerek, gerçek yüzleriyle tasarruf sahiplerine tanıtacak serbest, yeminli mali müşavirlik ve muhasiplik mesleğinin kurulmasını ön şartlardan biri olarak görüyoruz. Böylece potansiyel tasarruf sahiplerine tarafsız ön bilgi sağlanarak tasarrufçularla yatırımcılar arasında sağlam bir diyalogun kurulabileceği ve ülkemizde son yıllarda sermaye piyasasında yaşanan olumsuz gelişmelerin önlenebile-

(46)

Beklenen Son ve Çözüm*

"Oundan 1 ay kadar önceydi. Bilimsel bir sempozyumda

•^Bankerlik Kuruluşları üzerinde tartışmalar yapılıyordu.

Bir banker kuruluşunun uğraşı alanının ilke olarak hisse senedi ve tahvil alım-satımı olması gerektiği vurgulanıyordu. Ancak ülkedeki uygulamaların "mevduat sertifikası" alım satımına büyük ağırlık verdiği; bankerlerin geür kaynaklarının bu yoldan sağlandığı ifade ediliyordu. Gerçekte bir para piyasası aracı olan mevduat sertifikalarının sermaye piyasası aracı olarak üzerinde yazılı faiz haddinin çok üstünde faizle aracı kuruluş- larca pazarlanması son derece sakıncalı idi. Toplantıda yapılan konuşmalardan, bu işin sonunun sadece bankerler için değil, tüm ülke için zararlı olacağı, bazan bilimsel, bazan halk diliyle acı, acı dile getirilmişti.

Hatta bir konuşmacının; Bankerlerin pazarhyacaklan araç kalmadığını aşağıdaki gerçeklerle açıklamasından sonra "Kapı-

* Forum Dergisi 1 Temmuz 1982 26

(47)

niza ne zaman kilit vuracaksınız?" sorusu bazılarını sinirlendir- mişti:

a) Anonim Şirketlerin kâr dağıtımı konusunda katı davran- maları nedeniyle hisse senedi ihracı adeta durmuştur.

b) Tahvil ihracında, Türk Ticaret Kanunundaki sınırlara gelindiği ve bu kadar yüksek faizle toplanan tasarrufları kulla- nacak işletmelerin de günün birinde işlerine son vermek zorunda kalacakları bilindiği için, daha fazla tahvil ihracı mümkün değildir.

c) Bankaların da etkisi ile -ki doğru olanı budur- mevduat sertifikalarının sadece bankalarca satılması şartı getirilmiştir.

Bu klasik araçlardan sonra bankerlerin bel bağladığı "kâr ortaklığı belgesi" ihraç ve satışı ise halâ açıklığa kavuşturula- mamıştır. Adı KOB olan bu belgelerde sadece kâra değil za- rara da ortaklık sözkonusu olduğuna göre; hisse senedinin sa- tılmadığı piyasada KOB'u nasıl satacaksınız? diye sorulduğun- da banker kuruluşunun yöneticisi "Banker kuruluşlarında çö- züm yolları bitmez". İşte, "İşlenmiş altın ihracı; işte ipotekli borç senedi aracılığı ile fon toplama olanakları mevcuttur"

diyerek yefıi yeni araçların piyasaya çıkarılacağını ve banker kuruluşlarının, -özellikle kendi kuruluşunun- yaşamalarına hiç bir gücün engel olmıyacağını ifade etmişti.

Ama son günlerdeki gelişmeler kimin haklı olduğunu orta- ya çıkarmıştır. Çok şükür hükümetimizin zamanında aldığı isa- betli kararlarla bu badire en az zararla atlatılmış görülmektedir.

Ancak objektif olarak ve bilimsel açıdan değerlendirildi- ğinde Banker Kastelli olayı bundan önceki "Ankara acısı"

olarak yaşanmış bankerlik olayından çok farklıdır. Herşeyden önce bankerlik olayında hukukumuzda hiç bir şekilde yeri ol- mayan vadeli çek ve tek imzalı bonolarla mevduat toplanırken, Kastelli olayında "büyük anonim şirket ve holdinglerin tahvilleri ile yine belli başlı bankaların mevduat sertifikaları" karşılığında mevduat toplanmıştır. Asıl borçlular başkalarıdır. Kanımızca sorun, tahvillerin ve sertifikalarm üzerinde yazılı faiz hadleri

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :