S i n a n
Bu konferans Sinan ihtifali günü Halkevi salonunda yüksek dinleyiciler huzurunda Abideleri Koruma Komisyonu azasındau Efdalettin bey tarafından verilmiştir.
Adım hürmetle yadetmek İçin şurada toplandığı- mız koca mimar Sinana dair söz söylemek şeref ve mü- saadesini vermiş olduğunuza İptida teşekkür ederim, son- ra da görülecek noksanımın müsamaha edilmesini rica eylerim.
Sark ve garbm meslek erbabı arasında ismi hür- metle anılan ve asarı önünde hayret ve takdir ile baş eğilen bu koca mimarın hakkında söylenecek sözler bi- nıhajedlr ve ayni zamanda da mahduttur. Binlhayedir.
Çırnkü üstat o kadar yüksektir kl nekadar çok söylense o yükseklikle mütenasip miktarda meram İfade edile- mez ve o payeye yetişilemez. Mahduttur. Çünkü ilim ve mesleği ve eserleri hakkında çok söylenmek ilmi ve ten- kidi surette konuşmak nisbeten çok az sermayemiz ol- duğundan onun payei irfanı karşısında büyük cesaret olmuş olur.
İşte bu sebeplerle üstadı ancak tebcil mahiyetinde ve o büyük Sinamn şöhretini tesis eden varlığın delille- ri olan eserlerinin bizde bıraktığı hayret ve intiba hak- kında konuşabiliriz.
Mimar Sinan ekseriya «Koca» lâkabile anılır. Koca kelimesi Türkçede iki manadadır. Biri İhtiyar, yaşlı di- ğeri de muazzam, yüksek, mefhumlarını irae eder.
Burada koca mimar Sinan dediğimiz zaman her İki mefhumda mündemiçtir ve bu lâkabile üstat hemnamı o'an diğer Sinan ve Sinan ağalardan ayrılır...
Koca mimarın çok yaşadığını ve hatta bir asırdan fazla muammer olduğu rivayet edilir. Vefat tarihini de biliyoruz. (Hicri 986. M. 1578) Bu tarih mevsuktur.
Fakat vilâdet tarihini bilmiyoruz. Gerçi tarihlerde bazan 895 Hicri Recep 9. M. 1489 olmak üzere bir doğum tarihi gösteriliyor. Fakat bunu tevsik etmek mümkün olamamıştır.
Bu tarihlere göre mimar Sinan 91 sene yaşamış o- lur. Halbuki tarihlerde yüz on sene yaşadığı yazılmıştır, ömrü yüz on sene ise vefat tarihi 1578 . 986 olduğuna göre 1471 - 876 tarihinde doğmuş olması lâzım gelir. Bu zaman ise Fatih devridir. Halbuki üstat kendi rivaye- tlnce Selim I. Yavuzun devri saltanatında devşirme ço- cuklardan imiş. Devşirme olabilmek için azamî on beş
yaşının içinde olmak icap eder. Bu hesaplara göre Se- lim devrinde üstadın 23 yaşı ile 40 yaş arasında olması iktiza eder ki devşirme çağını çok geçmiş demektir.
Kendi ifadesi ve devşirme esası kabul, vefat tarihinin sabit ve muayyen olduğuna nazaran üstadın asırdan ek- sik bir zaman yaşadığım kabul zaruridir. Zaten vefat tarihi mevsuk ve müsbet olduğu halde doğum tarihi ri- vayet kabilinden kalmış olduğu cihetle bu tarih te tev- sik olununcıya kadar müddeti hayatı lıat'ı tayin etmek kabil olmıyacaktır.
Rivayetler ve tahminlerden sarfı nazar koca mima- rın kendini tarif ettiği eserinde yazdıkları kendi hak- kındaki malûmatın en samimî olacağında şüphe yoktur.
Onun için bu esas üzerindeki malûmatı almak istiyoruz.
Üstat Birinci Selim zamanında devşirme olduğunu ve acemi oğlan olarak hizmete girdiğini kaydetmiştir. Haya- tı cariyesine nazaran da Selim I., Süleyman, Selim n . Murat zamanlarında dört devirde hizmet etmiştir.
İlk acemilikten sonra mimarı hassa tayin olunduğu zamana kadar geçirdiği hayat ve yaptığı hidemat tetkik edilirse koca sinamn hüviyeti meydana çıkar.
Van gölünde kemer İnşa etmesi, Buğdan seferinde Peyrut nehri üzerine körü yapması, Zemberekçlbaşı ta- yin edilmiş olması askerlikteki sınıfını tayin eder.
Devşirme çocuklardan teşekkül eden Yeniçeri ordu- su askerlikten ve ona taallûk eden talim ve taallümden başka hiçbir işle meşgul olmamağa mecbur edilen nefe- rattan mürekkeptir. Sultan Süleyman, Sektuvar seferine giderken yolda atının gümüş gemi kırılmış bir Yeniçeri neferi bu kırığı belirsiz tamir etmiş, padişah bunu gö- rünce «Askere esnaf karışmış, bu adamı tez sevindirin, tekaüt edin, askerden çıkarın, çerinin eline silâhtan başka nesne gerekmez» demiş. Şu hal gösteriyor kl Yeniçeri, asker demek, bir harp makinesi halinde bir ordunun eczası demek idi. Şu hale göre Sinamn san'at- kâr olarak Yeniçeri neferi olmasına imkân yoktur.
Ancak devletin o muazzam devri satvetinde dünya- ya şöhret veren Türk kuvvetinin İstinat ettiği mühim bir teknik mevcut olacağında da şüphe edilemez. O hayret- aver harekât ve icraat tekniksiz olmak ihtimahli yoktur.
Sivil ve askerî terakkiyatı temin eden ilim ve san'at er-
babının çok yüksek İktidarı fennileri olduğuna şüphe yoktur. Ordunun da sınai ve ilmi ihtiyacını temin eden bir sınıfın da mevcudiyeti tabüdir.
Tarihte bu mevcudiyeti görüyoruz. Evvelâ asker sı- nıfları arasında teşkilâtı hususiyeye malik (Martoloz) denilen bölükler vardı. Bunlar ordu hldematında yol açmak ihzaratta bulunmak vazifeslle mükellef idi. Bu- günkü mukabiline nazaran istihkâm bölükleri, köprücü ve saire gibi bir vazife almışlar idi. Bunların evvelemir- de muvazzaf üstatlardan mürekkep bir kadroları vardı.
İcabı kadar amele ve neferatı yerli hırlstiyanlardan te- darik olunur idi. Ekooriya Rumelide istihdam olunur- lardı. Büyük seferlerde Anadoluda kullanıldığı vakidir.
Bu teşkilâtın sanayi kısmında da İştigalleri vardı.
İşte Koca Sinanın bu kısımdan feyiz aldığı istihdam o- lunduğu hizmetlerden anlaşılmaktadır.
Şu mütaleata göre koca mimar Sinan askerî sanayi kısmından askerliğini ikmalden sonra mimarlıkta nam almıştır. (Sermimarı hassa Acem Ali) vefat edince ye- rine tayin çdildi.
Mimarlık beşeriyetin zuhurile beraber başlamış ve edvarı medeniye ile tekemmül etmiştir.
Dolmenlerden başlıyan ve Amerikanın semapeyma demir ve çimento binalarına peyveste olan mesken yap- mak işi bugünkü devri tekâmülüne vâsıl oluncıya kadar çok muhtelif devirler geçirdi. Fakat nekadar çok de- virler geçmiş olsa bile bunların kâffesinde mevcut olan esas değişemedi. Etraf ve sakaf. Bu esaslara inzimam eden sanayii tezyiniye dünya yüzünde muhtelif memle- ketlerde yaşıyan insanların idraki medenilerine göre tahavvül etti. Nihayet klâsik meslekler vücut buldu. Yu- nan. Roma. garp klâsiklerinden başka şarkta da kendi- ne göre vücut bulan bir sima vardı. Şark akvamına mahsus mimari ve bunların arasında da Türk mimarisi.
Esas Çinden doğan bu mimarlığın edvarı tekâmülü Hün ve Topa ve Karahataylardan geçerek nihayet or- tazamanlar devrinde Ortaasya Türklerinin elinde bi- çimleşmiş formalize olduğu görülüyor. Ondan sonra Gazneliler, Samanoğulları, Harzemşahlar, Selçukîler e- lile ön Asyaya kadar yayılmış ve şarkta kurulan muaz- zam camiaları ve onların halefleri tarafından yapılmış ve nihayet üç mecmuada tebellür etmiştir. Arabesk, Moresk, Türk. Bu Uç cümlenin esası hep Ortaasyanın Türk dehaet mahsulü olan çizgilerin mecmuundan iba- ret olduğu halde ancak yerini değiştirdikçe iklime ve ihtilât ettiği mahalli zevke göre tezyinat cihetlerinde birer nev'iyet göstermiştir.
Bu kökün ana kuvveti olan Türk sanayi mimarisin- de Ortaasyada, İranda, Hintte, Sümer ve Akadda ayrı çehreleri olduğu halde günden güne tekâmül vadisinde ilerlemiş ve nihayet bugün hayretle temaşa ettiğimiz Türk stili hasıl olmuştur.
Esas olan etraf ve sakıf terkipleri devir devir her yerde ayrı ayrı suret alan bu mimaride düz ve direkli ve kemerli etraf, hiyami ve ehrami ve müteaddit mer- kezi ve sivri ve üzeri dilimli kubbeli sakaf halinde bin- lerce eser vücude gelmiştir.
Ancak maruf klâsik stillerde mevcut olan modül nisbeti hendeslyesi şarkın vo Türkün bu binihaye eser- lerinde tamamii tatbik bulamamış olmakla beraber Türk mimarları eserlerinde nisbeti hendesiyeyi kendi istidat, görüş ve Uimlerine göre vererek şayanı hayret gü- zellikler vücude getirmişlerdir.
Bu çok güzel ve hem çok güzel olan eserlerimizin başrnda koca mimarın _ yaptığı şaheserler gelir. Koca mimar Sinandan evvel yaşamış ve eser yapmış olan mi- mar İlyas bin Ali. mimar Muhammedülmecnun, mimar Hayrettin, mimar Ayas, mimar Kemalettin, mimar Ali gibi zevat yaptıkları eserlerde asırlardanberi sürüklenip gelmiş şekillerden ve muhit tesirinden kurtulamamış oldukları halde üstat mimar Sinan kendini her türlü kayıttan kurtararak çizgilerine öyle bir vüzuh vermiş- tir ki onun kaleminden çıkan teferruat resimlerine gö- re işlenen parçalar yerlerine konulunca vüs'ati nazar ve sadelik ve azamet itibarile emsalinin fevkinde olduğu derhal tasdik olunmuştur.
Koca üstat san'atında hiçbir şeyi İhmal etmemiştir.
Zamanına kadar kabul edilmiş muhtelif resimlerdeki kubbe eşkâlini yaptığı binihaye eserlerinde varyant ola- rak tatbik etmiştir. Fakat onun yaptığı bu parçalar es- küerine benzer gibi görünmüş ve fakat kat'iyyen onlar- dan daha güzel olmuş, başka bir yenilik arzeylemiştir.
Meselâ Hllsrev Paşa mezarında türbenin dar plânı- na azamet vermek istemiş onu yükseltmiş duvarlarını ikmalden sonra fakolye tezyinattan evvel zaten m lise in- men şeklinde olan binaya bir kasnak çıkarak onun üzerine kubbe payelerini kurmuş ve her kademede bi- nayı yükseltmiş, onun üzerine de kubbeyi koyarak tür- beyi o zamana kadar misli görülmemiş bir surette İt- mam etmiştir.
Piyale camiinde binanın sahal dahilisine nazaran çok yüksek bir kubbenin nisbetsizliğini götürmek için müte- addit kubbeli bir sakaf vücude getirerek binaya tab'a hoş gelen bir ruhanilik vermiş ve etraf cenahları ve galerileri ile o muazzam Türk eserini şehbal açmış bir kartal halinde yükseltmiştir.
Üstadın Süleymaniye, Selimiye. Şehzade camileri gibi eserlerinden bahsetmiyeceğim. Bu eserlerde ve eserlerin kâffesinde tezyinatı mimariye ve akustik hesa- batında çok muvaffak olduğunu görmek lâzımdır.
Koca Sinanın tezyinat zıhları şayanı hayret derece şayanı mütaleadır. Bunları ne ibzal etmiş ne de ihmal
eylemiştir. Slileymanlyenln tabakalarım ayıran korniş şayanı hayret bir misaldir. Denilebilir kl Mimar Sinan Türk mimarisinde bir tekâmül vücude getirmiş ve bu tekâmülü her nazara tanıtmıştır. Onun eserlerindeki vuzuh asırların mahsulü olan Türk mimarisinde ne gö- rülmüş ve ne de görülecektir. Ona benziyen ve onun çı- rakları ve muakkipleri tarafından yapüan daha birçok binalar da mimar Mehmet, mimar Kasım, mimar İbra- him gibi esatizenin eserlerinde Sinan çizgileri vardır gibi görünmesi o üstatların piri mimarandan ilham al- malarmdandır.
Bu sonrakilerin ta on ikinci asır evsatma (on seki- zinci asır) kadar yaptıkları binaların hep ayni ruhu ta- şımaları bu tesirden mülhem olmak sayesindedir.
İşte koca mimar bir asra karip süren san'at salta- natı devrinde 130 cami ve mesçit, 80 medrese ve darül- kura, 75 han, muhtelif hamam ve 33 saray ve blnihaye türbe ve sebil ve köprü vücude getirerek namını cihan sahifeslne haketmiştir. Bu İnşaatı muazzaması arasında Ayaaofya payendeleri üstadın kudret ve cesareti san'at- kâraneslnln azametini gösterecek delillerdendir. Bunlar- dan maada Avrupayı silâh tehdidi altında tutan Türk imparatorluğu şarkı da medeniyetinin nuru İle aydın- latmakta olduğundan o asırda Hindin efsunkâr haşmet ve serveti üzerinde hükümran olan büyük Türk Moğol devleti hükümdarları Sultan Süleymandan memleketle- rinde tesisi ümran ve medeniyet edecek üstatlar istemiş olduğundan oraya askerden, topçudan ve her türlü er- babı sanayiden bir Türk fen heyeti gönderildiği zaman mimar Sinamn intlhabile çıraklarından Musa usta izam edilmiş ve Hindin bugünkü bakayayı ihtişamı olan kale ve cami blnalamıı yapmıştır. İşte koca mimar Sinan haşmeti san'atini bu suretle diyar diyar neşretmlştl.
Bu hayatı san'at İçinde insanların redaet ahlâkı tesirinden kurtulamamış ve hakkında şikâyetler ve if- tiralara uğramıştır.
Bugüne kadar koca üstadın eserlerinden yalnız ca- mi, çeşme, türbe ve emsali binalar hakkında dikkati nazarı açılmıştır.
Bu umumi eserlerden başka yaptığı hususi binalar hakkında uzun uzadı tetkikat yapılmamıştır. Bunun da sebebi bu İkinci kısım eserlerin diğerleri gibi kârglr ve lâyemut olmaması, ahşap hafif binalardan olması sebe- bile dehrin teakıbi ile yıkılıp yanarak ortadan kaybol- muş olmalarıdır. Üstadın yaptığı küçük meskenlerin hesabı mevcut değildir. Büyük saraylardan 33 tane yaptığını tarih yazıyor. Bunlardan btrl de Şehit Meh- met Paşa sarayıdır.
Bu sarayın ne olduğuna dair bir fikir edinmek İçin bir vesika vardır. Bahsedeceğim bu vesika bir alımsatım İlâmıdır. Metninde sarayın muhteviyatı tadat olunur ve tarif edilir. Bu İlâma göre saray teferruatı kırk beş oda ve sofa ve dehliz ve asıl saray 80 oda ve sofa ve dehliz
ve avlu ve salon ve müteaddit bahçelerle mutfak ve hamam gibi levazımdan mürekkepmlş. Bir salonun ta- rifinde sekiz köşeli ortası havuzlu kubbeye kadar duvar- lar, çinili on iki pencereli sedef kakma İşlenmiş doğ- ramalı ve oymahymiş. Odaların birçoğu çiniliymiş. Sa- kıflar kurşun kaplı ve kapılar ve pencereler (süveler) rııhamkârmış. Bu bina 60,000 florlye satılmış bir florl 24 ayar bir dirhem altındır. Şu halde bugünkü Türk altınuun yarım kıymetini haizdir. Şu halde 30.000 lira altın demektir. On birinci asırda geçen bu vak'adanberi para kıymetini 6 nisbetlnde kaybetmiş, tabiri diğerle madeni para kuvvel Iştlralycsini 6 milsli kaybetmiş ol- duğundan o zamanki 30,000 lira 6 İle zarbedllmek lâ- zımdır. Neticede 180,000 adedini İstihsal ederiz. Bu da bukünkü evrakı naktlye nlsbetlne zarbedilirse 9 kere çoğalmak (1,670,000) İktiza eder ki netice bir buçuk milyondan fazladır. İşte koca mimar hayatmda yaptığı binaların kıymetine dair bir nlsbetl maliye bulmak için mikyastır. O zamanlar bina plânları model şeklinde ya- pılır. İnşaatçılar, tezyinatçılar ayrı ayrı üstatlar olurdu.
Her birine mimar denirdi. Mimar Sinan bunları nefsin- de cemetmlşti. Koca mimar Sinan bu iktidarı mimari- sından maada muvazenetülmeyah esrarına vâkıf bir su mühendislmiş, bundan maada şiir ve inşatta da muk- ted İrmiş. Türk, Arap, Far is ve Rum lisanlarım bilir, onunla tekellüme muktedirmiş.
Bu fezaili ilmiyeden maada şeairi İnsaniyeye sahip fıkaraperver cömert herkese iyilik eder, hoşsohbet, ah- bap canlısımiş. Aksaray civarındaki konağında her gtln birçok misafiri bulunur, dairesi açıkmış. Mimarbaşılığa mahsus muayyen hassından aldığı varidatı ve gördüğü işlere mukabil kazanç ve vüzera ve padişahtan ihsanlar ile müreffeh bir hayat yaşamıştır. Ancak çok semih bir zat olduğundan vefatmda terekesi çıkmamıştır. Gerçi ailesi yoktu. İki defa teehhül etmişse de evlâdı olmadı- ğı ve evkafının mazbut bulunduğu anlaşılıyor.
Büyük üstadı san'at bir asra karip zaman yaşamış, mevcudiyetini ebediyen tamttıracak eserler bırakmış, geçip gitmiştir.
İnsanlar fıtreten büyüklükler karşısında dalma lğil- meğe alışmıştır. Büyüklüğün müvellidi kudret ve ikti- dardır. Eğer bu iktidar bir iyilikten ziyasına muhtaç ol- duğumuz bir nurdan ileri gelirse onun önündeki iğllişler bir vazife halini alır. Bu vazifesini bilen milletlerdir kl aralarından daima hürmete seza büyükler yetiştirirler.
Türk nimetşinas bir fıtrete maliktir. Kendi ulularını daima tebcil eylemiştir. Türk varlığına hizmet eden, alemi medeniyete karşı göğsümüzü yükselten ve bize sırası geldikçe; bizim de var demeğe hak veren koca mimarın hatırası karşısında iğllmeği ve onu hürmetle yadetmeğl bir vazife bilirim. Şu hürmet vesilesile de bu- günkü Türk Cümhuriyeti banisi ve ilim ve irfan vadi- sinde plşüvası olan büyük Gaziyi yadederek sözlerimi bitiririm-