17. Yüzyıl Mensur Şehname Tercümesi (II. Cilt vr. 120b-150a Metin-Türkiye Türkçesine Çeviri-Dizin-Tıpkıbasım)

661  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI

TÜRK DİLİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ

(II. Cilt vr. 120b-150a Metin-Türkiye Türkçesine Çeviri-Dizin-Tıpkıbasım)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

HARUN BÜKER

İSTANBUL 2011

(2)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI

TÜRK DİLİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ

(II. Cilt vr. 120b-150a Metin-Türkiye Türkçesine Çeviri-Dizin-Tıpkıbasım)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

HAZIRLAYAN HARUN BÜKER

TEZ DANIŞMANI:

PROF. DR. ZUHAL KÜLTÜRAL

İSTANBUL 2011

(3)
(4)

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER I

ÖN SÖZ II

ÖZET IV

SUMMARY VI

KISALTMALAR VE İŞARETLER VIII

ÇEVİRİ YAZI ALFABESİ IX

GİRİŞ 1

METNİN DİL VE İMLA ÖZELLİKLERİ 13

17. YÜZYILDA YAPILMIŞ MENSUR ŞEHNAME ÜZERİNE

HAZIRLANMIŞ TEZLER 23

METİN 24

TÜRKİYE TÜRKÇESİNE ÇEVİRİ 132

DİZİN 219

BİBLİYOGRAFYA 586

ÖZ GEÇMİŞ 588

TIPKIBASIM 589

(5)

ÖN SÖZ

Milletlerin tarih sahnesine çıktıkları dönemleri anlatan ilk ürünler destanlardır.

Tarih, gelenek, inanç gibi unsurları içeren destanlar yalnızca yazıldığı milletle sınırlı kalmayıp özellikle aynı inanç dairesi içinde yer alan komşu ulusları da etkilemişlerdir.

Şehname de bu özelliğe sahip bir destandır. İranlıların Müslüman olmadan önceki bin yılını anlatan efsanevî destanları Şehnâme hem İran edebiyatı hem de Türk edebiyatı için çok önemli bir eserdir; başta divan edebiyatı sanatçılarımız olmak üzere aydın ve halk tabakası arasında ilgi görmüştür. Bu yüzden de Şehnâme’nin Türkçeye birçok çevirisi yapılmıştır.

Altmış bin beyitten oluşan bu eser Türk edebiyatının değişik dönemlerinde kimi zaman manzum kimi zaman da mensur olarak tercüme edilmiştir. Bizim tez çalışması olarak ele aldığımız tercüme İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 6131 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. Mütercim hakkında bilgiye ulaşılamamıştır, ancak müstensihinin Derviş Mustafa olduğu kütüphane demirbaş kaydından anlaşılmaktadır. Nüsha üç cilt halinde ve tamamı bin yedi yüz yetmiş sekiz varaktır. Nüshanın kimi sayfalarında minyatürler yer almaktadır. Her sayfası yirmi beş satırdır. Tercümenin istinsahı hicrî 1187, milâdî 1773 yılında tamamlanmıştır. Biz, bu yazmanın II. cildinde yer alan 120b- 150a varaklarını yüksek lisans tezi olarak çalışmış bulunmaktayız.

Bu tezi hazırlamaktaki amaç Şehnâme’nin bu mensur tercümesini tanıtmaktır.

Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır: Giriş, metin, Türkiye Türkçesine çeviri ve dizin. Giriş bölümünde Firdevsî’nin hayatı, Şehnâme ve Şehnâme çevirileri üzerinde durulmuş ve çalışılan nüsha hakkında bilgi verilmiştir. Metin bölümünde nüsha,

(6)

çevriyazıya aktarılmış ve noktalama işaretleri günümüz imlası dikkate alınarak uygulanmıştır.

Yararlanılmasında kolaylık olması açısından metin paragraflara ayrılmıştır.

Okunamayan kelimeler […] işaretiyle, okunuşundan emin olunamayan kelimeler ise, (?) işaretiyle gösterilmiştir. Üçüncü bölümde metin günümüz Türkçesine aktarılmıştır.

Çalışmamızın dizin bölümünde ise, eserin söz varlığını ortaya koyan gramatikal bir indeks hazırlanarak, kelimeler ve birleşik şekiller alfabetik olarak dizilmiştir. Bu bölüm, madde başlarına göre alfabetiktir. Madde başı olarak alınan kelimelerin altına o kelimeyle ilgili deyim, ara madde ve birleşikler sıralanmıştır. Arapça, Farsça birleşik ve türemiş kelimelerin kaynağı, oluşturuluş şekilleri, türleri ile diğer alıntı kelimelerin hangi dilden oldukları ve asıl şekilleri de belirtilmiştir. Nüshadaki kelimelerin metinde geçtiği anlamları verilmeye çalışılmıştır.

Yüksek Lisans tezi olarak bu nüshayı bana tavsiye eden, çalışmalarım esnasında da hatalarımı hoşgörüyle karşılayıp sabırla yardımcı olan, tezimi hazırlamamda büyük emeği geçen çok kıymetli hocam ve aynı zamanda tez danışmanım Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL’a, derin bilgisiyle bizleri Türkoloji deryasında sefere çıkaran ve önümüze yepyeni ufuklar açan Prof. Dr. Emine Gürsoy NASKALİ’ye, dizini hazırlamamda yardımcı olan Dr. Aylin KOÇ’a, derslerini zevkle takip ettiğim gönlümde ayrı ayrı büyük yerleri olan hocalarımın hepsine teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca eğitim hayatımın her anında ve bu tezi hazırlarken maddi ve manevi desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen aileme de çok teşekkür ederim.

(7)

ÖZET

Bir bölümü üzerinde çalışılan nüsha, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi'nde 6131 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. Üç cilt olup tamamı 1778 varaktır. Her sayfasında yirmi beş satır bulunan bu eserde minyatürlere de yer verilmiştir. Üzerinde çalışma yapılan birinci cildin boyu 39, eni 24,5 ve kalınlığı 7,5 cm’dir. Kelime kelime bir tercüme niteliği taşımayan bu eser hicrî 1187, milâdî 1773 tarihinde tamamlanmıştır. Bu tez yazmanın II. cildindeki 120b-150a varaklarını kapsamaktadır.

Bu tezi hazırlamaktaki amaç Şehnâme’nin bu mensur tercümesini tanıtmaktır.

Bu çalışma giriş, metin, Türkiye Türkçesine çeviri ve dizin olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.

Giriş kısmında Fidevsî, Şehnâme, Şehnâme çevirileri ve üzerinde çalışma yapılan yazmayla ilgili bilgiler verilmiştir.

Metin kısmında nüsha çevriyazıya aktarılmış, varak ve satır numaraları belirtilmiştir. Metin, günümüz noktalama işaretlerine göre düzenlenmiş, metnin gerekli yerlerinde paragraflar yapılmıştır. Yapılan bu düzenlemeyle çalışmadan faydalanmanın daha kolay bir hale getirilmesi amaçlanmıştır.

Türkiye Türkçesine çeviri kısmında eserdeki Arapça ve Farsça kelimeler günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Dizin bölümünde eserin söz varlığını gösteren gramatikal bir indeks hazırlanmıştır. Kelimeler ve birleşik şekiller alfabetik olarak dizilmiştir. Madde başı olarak kabul edilen kelimelerin altına o kelimeyle ilgili ara madde, deyim ve birleşikler sıralanmıştır. Arapça, Farsça birleşik ve türemiş kelimelerin kaynağı, oluşturuluş şekilleri, türleri ile diğer alıntı kelimelerin hangi dilden oldukları ve

(8)

türleri de belirtilmiştir. Eserdeki kelimelerin metinde geçtiği anlamları verilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda nüshanın tıpkıbasımı yer almaktadır.

(9)

SUMMARY

The artefact that was partially studied has been registered to the inventory of the Istanbul University Central Library with the number 6131. It is comprised of three volumes and 1778 leaves in its entirety. It contains 25 lines per page and features several miniatures. The dimensions of the first volume that is worked on are a height of 39, width of 24.5, and a thickness of 7.5 cm. Completed in the year 1187 of the moslem and 1773 of the Gregorian calendars, it is not a verbatim translation. This thesis covers the leaves 120b to 150a of the inditement.

The purpose of this thesis is to familiarise the reader with this prose translation of the Shahnamah. It comprises four parts namely, an introduction, the text, translation into modern Turkish, and an index.

The introduction contains information on Ferdowsi, Shahnamah, its translations, and the inditement that was examined.

In the text part the work has been converted to prose translation and marked with page and line numbers. The text has been arranged according to modern punctuations, and divided into paragraphs where necessary. This has been done with the aim of making it easier to use the artefact.

In the translation into modern Turkish part Arabic and Persian words have been translated into their modern equivalents line by line and formed into proper sentences.

The index part is comprised of a grammatical index of the vocabulary of the artefact. Words and unified symbols have been arranged alphabetically. Intermediate entries, idioms and unified forms are listed below the words that are considered lexical

(10)

entries. The sources for Arabic and Persian unified and derived terms, the ways they are formed, origins of other loan words and their original forms have also been stated. An attempt is made to explain the meanings of the words as they have been used in the artefact. An unaltered reproduction is provided at the end.

(11)

KISALTMALAR VE İŞARETLER

A. Arapça

b. i. Birleşik isim

bağ. Bağlaç

c. Cilt

e. Edat

F. Farsça

G. Gürcüce

halk. Halk ağzı

i. İsim

krş. Karşılığı Moğ. Moğolca

sf. Sıfat

T. Türkçe

Y. Yunanca

zf. Zarf

zm. Zamir

+ İsim kök/gövdesine gelen eklerden önce kullanılmıştır.

- Fiil kök/gövdesine gelen eklerden önce kullanılmıştır.

/ Faklı imlalarla yazılmış madde başlarını ayırır.

[…] Okunamayan kelimeleri belirtmek için kullanılmıştır.

(?) Okunuşundan emin olunamayan kelimeleri gösterir.

(12)

ÇEVİRİ YAZI ALFABESİ

آ Ā, ā

ا

A, a, E, e ء

ب B, b پ P, p ٺ T, t ث ,  ج C, c چ Ç, ç ح Ḥ, ḥ خ Ḫ, ḫ د D, d ذ Ẕ, ẕ ر R, r ز Z, z J, j س S, s ش Ş, ş ص Ṣ, ṣ ض Ḍ, ḍ, Ż, ż

ط Ṭ, ṭ ظ Ẓ, ẓ

عغ Ġ, ġ ف F, f

ق Ḳ, ḳ

(13)

GİRİŞ

(14)

FİRDEVSÎ VE ŞEHNÂME

FİRDEVSÎ’NİN HAYATI: Firdevsî Tûs şehrine bağlı Tâberan köyünde doğdu.

Künyesi Ebü’l-Kâsım, mahlası Firdevsî’dir. Hayatı hakkında kaynaklarda çeşitli rivayetler bulunan Firdevsî’nin çocukluk dönemi ve öğrenimine dair hemen hemen bilgi yoktur. Çeşitli kaynaklardan, çocukluğunda iyi bir öğrenim gördüğü, Pehlevî dilini ve şiir yazacak kadar Arapça bildiği öğrenilmektedir. 370 (980) veya 380 (990) yılında Şehnâme’yi yazmaya başlayan Firdevsî’yi kimlerin desteklediği bilinmemekle birlikte bazı kaynaklarda onu himaye edenler arasında Tûs valilerinden bahsedilir. Parça parça yazmaya başladığı Şehnâme’yi 394 (1003-1004) yılında tamamlayan Firdevsî, eserini büyük bir hükümdara ithaf etmek arzusuyla dönemin en büyük hükümdarlarından olan Sultan Mahmud’la görüşmek ister. Bu isteği, o sırada vezir olan Ebü’l-Abbas Fazl bin Ahmed el-İsferâyînî ile Sultan’ın kardeşi Sebük Tegin’in sayesinde gerçekleşir. Firdevsî Gazne’ye giderek eserini Sultan Mahmud’a sunar. Ancak hükümdar, yeni veziri Ahmed bin Hasan-ı Meymendî’nin de çeşitli sözler söyleyerek etkilemesiyle Firdevsî’ye eserinin değerine lâyık bir ödül vermez. Bunun üzerine Firdevsî’nin, kendisine verilen 60 bin dirhemi çeşitli kişilere dağıttığı ve Sultan Mahmud için bir hicviye yazdığı rivayet edilir.

Bir başka rivayet de Sultan’ın, kendisine kızıp öldürtmek istemesi üzerine Herat’a giderek ölümden kurtulduğu şeklindedir. Daha sonra Tûs’a dönen Firdevsî ömrünü yoksulluk içinde geçirmiş ve orada vefat etmiştir. Ölüm tarihi hakkında kaynaklarda farklı bilgilere rastlanmaktadır; ölüm tarihinin bazı kaynaklarda 411 (1020), bazı kaynaklarda da 416 (1025) olarak görülmektedir1.

1Zuhal KÜLTÜRAL-Latif BEYRELİ, Şerîfî Şehnâme Çevirisi, c. І, Ankara1999, s. 17.

(15)

ŞEHNÂME

İran’ın milli destanı ve Fars edebiyatının en büyük eserlerinden biri kabul edilen Şehnâme, bütün dünya klasikleri arasında da eşsiz bir yere sahiptir. İlk insanın (Keyûmers) yaratılışından İran’da Arapların egemen olduğu döneme kadar geçen zaman sürecindeki İran’ın destansı tarihiyle gerçek bilgileri harmanlayarak verir. Eserin kaynaklarını IX. yüzyılın sözlü gelenekleriyle mensur ve manzum şehnâmeler oluşturur.

Bunlar sırasıyla Sâsânî Hükümdarı I. Hüsrev (Enûşirvân) devrinden (531-579) kalma bir tür resmî İran tarihi olan mensur Hudâynâme, Ebü’l-Müeyyed-i Belhî’nin mensur Kitâb-ı Gerşâsb’ı, Sâmânîler devri Horasan sipehsâlârı ve Tûs hâkimi Ebû Mansûr Muhammed b. Abdürrezzâk’ın dört yazara hazırlattığı mensur Şâhnâme-yi Ebû Mansûrî (346/957) ve Mes’ûdî-yi Mervezî ile Dakîkî’nin manzum şehnâmeleridir.

Şehnâme’de Pişdâdîler, Keyânîler, Eşkânîler ve Sâsânîler dönemine ait destansı olaylar ele alınır. Cemşîd, Dahhâk, onunla savaşan demirci Gâve, Ferîdun, yedi güç işi başaran Zaloğlu Rüstem, Turan ülkesinin hükümdarı Efrâsiyâb (Alp Er Tonga), Keykâvus, Keyhüsrev, İsfendiyâr, Dârâ, İskender gibi simalar eserde yer alır. Bu arada Türk kültürüyle ilgili bilgiler de aktarılır. Güçlü doğa ve savaş tasvirlerinin yer aldığı esere zaman zaman Bîjen ve Menîje öyküsünde olduğu gibi aşk hikâyeleri de serpiştirilmiştir.

Şehnâme’de az miktarda Arapça kelime bulunur. Modern Farsçada kullanılan bazı kelimelerin eski biçimlerine ve fazla kullanılmayan fillere sıkça rastlanır. Bazı ifadeler sehl-i mümteni niteliği taşır. Mesnevi tarzında, mütekârib bahrinin “faʻûlün faʻûlün faʻûlün faʻûlˮ vezniyle yazılan Şehnâme’deki beyit sayısı yazmalara göre 48.000 ile 52.000 arasında değişmektedir. Şehnâme ilk defa XII. yüzyılda Eyyûbîler devri edip ve tarihçisi Bündârî tarafından Arapçaya çevrilmiştir. (I-II., nşr. Abdülvehhâb Azzâm,

(16)

Kahire 1350). Eseri ilk defa Turner Macan dört cilt halinde yayımlamış (Kalküta 1829), bunu İran’da, Hindistan’da ve Avrupa’da yapılan birçok baskısı izlemiş, M. Jules Mohl eseri Fransızca çevirisiyle birlikte neşretmiştir. (I-VII, Paris 1838-1878; Tahran 1353). J.

August Vullers, Macan ve Mohl’ın neşirlerini esas alarak Şehnâme’nin ilk iki cildini, Samuel Landaner de III. cildini yayımlamış (Leiden 1877- 1884), bu neşir daha sonra F.A. Rosenberg, Fritz Wolff ve Saîd-i Nefîsî tarafından tamamlanmıştır. (Tahran 1314/1934). Eserin ilk tenkitli neşri Rusya’da Evgeny Eduardovic Bertels’in başkanlığında gerçekleştirilmiştir. (I-IX, Moscow 1960-1971).

1971 yılında Şehnâme’yi edebî, tarihî, sosyal vb. açılardan incelemek, tenkitli neşrini yapmak üzere İran Kültür Bakanlığına bağlı olarak Bünyâd-ı Şehnâme-i Firdevsî oluşturulmuştur. Bu kurumun ilk başkanı Müctebâ Mînovî’nin denetiminde yürütülen çalışmaların uzun zaman alacağı görülünce eserin parçalar halinde yayımına karar verilmiş ve ilk defa Dâstân-ı Rüstem ü Sührâb (Tahran 1352 hş./1973), Dâstân-ı Fürûd (Tahran 1354 hş./1975) ve Dâstân-ı Siyâvûş (Tahran 1363 hş./1984) basılmıştır. Celâl Hâliki Mutlak birçok nüshaya dayanarak Şehnâme’yi yeniden neşretmiş (VI. cildini Mahmûd Emîr Sâlâr, VII. cildini Ebü’l-Fazl Hatîbî ile birlikte; I-VIII, New York 1987- 2008; Tahran 1386 hş.), B. W. Robinson eserin tamamını İngilizce’ye çevirmiştir. (I-IX, London 2002) Şehnâme’de anlaşılmayan bazı kelimeler için Abdülkadir el-Bağdâdî Lugat-i Şehnâme adıyla Farsça-Türkçe bir sözlük hazırlamıştır. Eserde Şehnâme’nin kelime kadrosunu incelerken açıklanması gereken Farsça kelimelere, ülke ve yer adlarına, ayrıca nadir kelimelere yer verilmiştir. Bazı kelimelerin gramer özellikleri hakkında bilgi verilmiş, ayrıca şâhid beyitler yazılmıştır. Bu çalışma Carolus Salemenn

(17)

tarafından yayımlanmıştır. (Lexicon Şâhnâmianum, Petersburg 1895). Şehnâme’nin minyatürlü çeşitli yazmalarının neşirleri gerçekleştirilmiş, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan minyatürlü yazmaların on altısından yapılan seçmeler İran hükümdarlığının 2500. yılı dolayısıyla hazırlanan albümde yer almıştır. Şehnâme ayrıca birçok yönüyle çeşitli araştırmalara konu olmuştur2.

ŞEHNÂME’NİN TÜRKÇE ÇEVİRİLERİ

Doğu ve Batıda birçok dillere aktarılan Şehnâme’nin Türkçeye ilk çevirisi II.

Murad’ın emriyle yapılan mensur çeviridir. Harekeli güzel bir nesihle yazılmış 328 varaktan oluşan eserde, dokuz adet de minyatür bulunmaktadır. Şehnâme’nin ikinci bölümünü ihtiva eden bu nüsha Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde kayıtlıdır.

Bunun yanı sıra Türkiye’de ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde tam veya eksik birçok mensur çevirisi vardır.

İkinci çeviri Diyarbekirli Şerîfî tarafından yapılan çeviridir. Bu çeviri Şehnâme’nin tek manzum çevirisidir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde (Haziran-1519) kayıtlı bulunan ve çok güzel harekeli bir nesihle yazılmış olan bu çeviri iki cilt olup 1170 varaktır. Her sayfada iki sütun halinde yirmi beş beyit bulunmaktadır.

Eser büyük boy olup, bazı kısımları tamir görmüş, bazı yerlere de sonradan ilaveler yapılmıştır. Baştaki ilk iki sayfa tezhiplidir. Ketebesinde Şerîfî tarafından tercüme ve istinsah edildiği hususu ile eserin bitiş tarihi kayıtlıdır. Eserde birinci ciltte 37, ikinci ciltte 24 olmak üzere toplam 61 adet minyatür bulunmaktadır. Eserin tamamı 56506

2Mehmet KANAR, “Şâhnâme”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.38, s. 289-290.

(18)

beyit olup, asıl Şehnâme vezninden farklı olarak aruzun “mefâʻîlün mefâʻîlün feʻûlünˮ kalıbıyla yazılmıştır3.

A. Zajaczkowski tarafından ilim âlemine tanıtılan bu eserin I. cildini Zuhal Kültüral, II. Cildini Latif Beyreli doktora tezi olarak hazırlamış, daha sonra bu çalışmalar birleştirilerek yayımlanmıştır (Şerîfî Şehnâme Çevirisi, I-IV, Ankara 1999)4. Üçüncü çeviri ise; Mehdî mahlaslı Derviş Hasan tarafından II. Sultan Osman’ın emriyle yapılan mensur çeviridir.

Ne zaman çevrildiği bilinmemekle beraber, Şehnâme’nin Şark Türkçesiyle de bir çevirisi olduğunu, Paris Milli Kütüphane Türkçe Yazmalar Kataloğu’nda mevcut bir kayıttan öğreniyoruz. “Şehnâme, Rustam destanının kıssası” adı altındaki bu kitap eksik bir Şehnâme çevirisidir5. Şehnâme’nin günümüz Türkçesiyle yapılmış tam bir çevirisi bulunmamaktadır. Son yüzyılda Şehnâme’den yapılmış çeviriler, yarım kalmış ya da seçme çeviri yoluyla hazırlanmış kitapçık halinde olan çalışmalardır.

Bu çalışmalardan bazıları şunlardır: Muallim Cevdet tarafından lise talebelerine yönelik hazırlanmış olan Şarkın İlyadası Şehnâme (1928) adlı kitapçık eserin sadece küçük bir bölümünü kapsamaktadır. Eser eski harfli Türkçe olarak hazırlanmış ve seksen sekiz sayfadan oluşmuştur6. Türk destanları ile ilgili araştırmalarıyla tanınan Rıza Nur’un Türk Bilig Revüsü’nün dördüncü sayısı tamamen Şehnâme’ye ayrılmıştır7.

3Zuhal KÜLTÜRAL-Latif BEYRELİ, Şerîfî Şehnâme Çevirisi, c. I, Ankara 1999, s. XIX-XXI.

4Zuhal KÜLTÜRAL, “Türkçe Tercümeleri” , Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.38, s. 290-292.

5Orhan Şâik Gökyay, “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri”, Destursuz Bağa Girenler, İstanbul 1982, s. 45-49.

6 Yusuf ÖZ, “Şeh-nâme Tercümeleri ve Sözlükleri”, Nâme-i Âşina (Ortak Kültür Mirasının Arayışında), c. IV/3, Ankara 2002, s. 25-38.

7

(19)

Bunların dışında Şehnâme üzerine yapılan çalışmalar şunlardır: Kenan Akyüz, Necati Lugal’in eserinin ön sözünde Doğu’da ve Batı’da yapılan çevirilerden bahsetmiştir8. Mehmet Kanar TDV İslâm Ansiklopedisi’nde iki Türkçe çevirisinden bahseder: Şehnâme’yi ilk olarak Turner Macan neşretmiş (1-4 Kalküta 1829), bunu yirmiyi aşkın baskı takip etmiştir. Necati Lugal tarafından Vullers baskısı (Leiden 1877- 1884) esas alınarak yapılan Türkçe çevirisinin ancak dört cildi tamamlanmıştır (İstanbul 1945-1955). Vasfi Bingöl de Şehnâme’deki bazı hikayeleri “Şehnâme’den Hikâyelerˮ adlı eserinde yayımlamıştır.

Bizim yaptığımız çalışma sonucunda Türkiye kütüphanelerinde tespit edebildiği miz manzum ve mensur Şehnâme çevirileri şunlardır:

Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet yazmalarında bulunan Şehnâme çevirisi 189 varak olup mütercimi belli değildir. Eserin baş harfi noksandır.

Bu kütüphanede 101 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan diğer çeviri ise II.

Murat’ın emriyle yapılmış çeviridir. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde 1518 demirbaş nu- marasıyla kayıtlı olan eser II. Murat devrinde nesir şeklinde yapılmış bir çeviridir.

Eldeki nüshanın 16. asırda kopya edilmiş olması muhtemeldir. Eser 328 varak olup dokuz minyatüre sahiptir. Bu cilt Şehnâme’nin ikinci kısmından başlar.

Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan diğer Şehnâme çevirileri şunlardır:

1116 demirbaş numaralı eser Şehnâme’nin nesir olarak yapılmış çevirilerinden biridir. Mütercimin ismi zikredilmemiştir. 1519 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan diğer bir çeviri Hüseyn b. Hasan b. Muhammed al-Hüsayni tarafından 1510’da istinsah edilmiştir. 1170 varak olup 61 adet minyatür vardır. Şerif Âmedî tarafından manzum

8Necati LUGAL, (Ön söz: Kenan AKYÜZ),“Şehnâme”, c. IV, İstanbul 1967-1968.

(20)

olarak yapılan çeviridir. Topkapı Sarayı Kütüphanesinde başka nüshaları da vardır.

Bunlar:

1520 demirbaş numaralı nüsha, 310 varak olup 41 tane minyatürü vardır. Bu cilt Luhrasp’ın hükümete geçmesine kadardır. 617 varaktan oluşan diğer nüsha İstanbul’da Hüseyn b. Hasan tarafından 1544’te istinsah edilmiştir. 1521 demirbaş numaralı bu eser de Şehnâme’nin birinci cildini ihtiva ediyor, yani eser Luhrasp’ın tahta cülûsuna kadardır.

Şehnâme çevirilerinin Topkapı Sarayı Kütüphanesindeki son nüshası 1522 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır ve 572 varaktan meydana gelmiştir. Bu nüshanın son sayfası eksiktir. İçinde 55 adet minyatür vardır.

Yukarıda bahsettiğimiz eserler dışında Şehnâme çevirileri şu kütüphanelerde bulunmaktadır: İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi (Demirbaş Numarası: 6131), İstanbul Üniversitesi İslâm Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi (Demirbaş Numarası:

22), Süleymaniye Kütüphanesi -Hüsrev Paşa- (Demirbaş Numarası: 370), Süleymaniye Kütüphanesi -Reisülküttap- (Demirbaş Numarası: 631), Süleymaniye Kütüphanesi - Darülmesnevi- (Demirbaş Numarası: 983), Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi (Demirbaş Numarası: 671), Köprülü Kütüphanesi -Fazıl Ahmet Paşa- (Demirbaş Numarası: 1063)

Üzerinde çalıştığımız eser, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 6131 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan çeviridir. Bu eser hakkında en geniş bilgiyi Orhan Şaik Gökyay vermektedir. Destursuz Bağa Girenler adlı eserinin Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri başlıklı yazısında, üzerinde çalışılan bu eserle ilgili olarak bilgiler

(21)

çekmektedir: Firdevsî’nin yalnız klasik edebiyatımız üzerinde değil, halk edebiyatımız üzerinde de mühim bir tesiri vardır. Şehnâme yazıldıktan sonra birçok şairler ve nesirciler bunun tesiri altında kalarak eski İran geleneğini aksettiren birçok eserlerin yazılmasına yol açmıştır. Saraylarda ve halkın toplandığı yerlerde bunları okuyan bir sınıf adamlar da ortaya çıktı. Bunlara “şehnâmehanˮ deniliyor ki sonradan “kıssahanˮ kelimesiyle müteradif olarak kullanılmaya başlandı.

Eserin İran’da uyandırdığı bu tesir bizim hikâyeciliğimizde de görüldü.

Meclislerde, kahvehanelerde okunan Salsalnâme, İskendernâme, Anternâme, Hamzanâme, Süleymannâme gibi eserlerin arasında Şehnâme çevirilerinin, ondan alınmış ve genişletilmiş hikayelerin de bir yeri vardır. Evliya Çelebi Firdevsî’nin Şehnâme’sini okuduğu zaman Firdevs meleklerini hayran bırakan bir Şehnâme’den bahseder. İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde kayıtlı olan bu çeviri, eksik bir çeviri olup, Şehnâme’nin başından İskender’in doğumuna kadar olan kısmı ihtiva etmektedir. Bu nüsha üç cilt halinde olup 1778 varaktır. Hacmi bize eserin ne kadar genişletilerek halkın merak ve alakasını çekecek daha nice vakalar ve teferruat ilavesiyle cinler, periler, devler, tılsımlar ve daha başka masal ve destan unsurlarıyla beslenerek çevrildiğini gösterir. Bu çeviri halk hikâyelerinin üslûbuna uygun bir ifade tarzıyla başlıyor, söz başlarında “râvîler öyle rivâyet iderler kim, öyle rivâyet olunur ki, râvî-i dânâ öyle nakl eyler ki, râvî-i şîrîn öyle nakl ider kim, râvî-i şîrîn-zebân öyle nakl ider kim, râvî-i şîrîn-edâ böyle rivâyet eyler ki, râvî-i sühan kavlince, dâsitân-ı dil-sitân-ı safâ-bahş öyle nakl ü beyân eyler kim, üstâd öyle nakl eyler ki, râvî-i şîrîn kavlince öyle nakl ü beyân olınur ki …ˮ şeklinde mevcut ifadeler bu çeviride Firdevsî’nin eseri esas tutulmakla beraber, daha başka rivayetlerden de faydalanıldığını gösterir. Nitekim

(22)

sonunda “bu şehnâme bu mahalde tamam olup bu ruzgârdan zuhurât-ı kevniyyeden olan mevatlar nece dürlü ve nece üstadlar dilinden nakl ü beyan olunduˮ kaydı bu ciheti bir daha açıklamaktadır9.

Mensur Şehnâme Tercümesi ile Necati Lugal’in yaptığı birebir tercüme karşılaştırıldığında Mensur Şehnâme Tercümesi’nin farklılığı ortaya çıkmaktadır.

Necati Lugal’in birebir tercümesinde Sâm’ın evlenmesi ve çocuğunun olması tafsilatsız bir şekilde anlatılmıştır.

Mensur Şehnâme Tercümesi’nde ise Sâm’ın Perî-duht adlı kızla tanışması, Perî- duht’un güzelliği, Sâm ile Perî-duht’un evlenmesi gibi konular tafsilatlı bir şekilde anlatılmıştır.

Necati Lugal’in tercümesine göre Sâm evlendikten kısa bir süre sonra çocuğu olmuş, Sâm’a beyaz saçlı bir çocuğu olduğu haberi uzunca bir zaman haber verilmemiştir. Oysa Mensur Şehnâme Tercümesi’nde Sâm’ın yedi sene çocuğunun olmadığı, doğan beyaz saçlı çocuğun haberini Sâm’a hemen haber verdikleri, Sâm’ın bu çocuğun kendisinden olmadığı yönündeki şüpheleri ayrıntılarıyla anlatılmıştır.

Simurg’un yanında büyüyen Zâl’ı gördüğü rüya üzerine almaya giden Sâm’a Zâl, Necati Lugal’in tercümesinde hiçbir tepki göstermemiştir. Mensur Şehnâme Tercümesi’nde ise

“Beni bırakıp giden babayı istemem.ˮ şeklinde bir tepki göstererek babasının yanına gitmeyi ilk önce reddetmiştir.

Bu iki eser arasındaki fark Rüstem’in doğumu hadisesi anlatılırken de görülür.

Necati Lugal’de Rüstem’in doğumu için gelen Simurg, Zâl’ın eşi Rüdâye’nin doğum

(23)

yapabilmesi için yapılması gerekenleri söyleyip gitmişken, Mensur Şehnâme Tercümesi’nde Simurg doğumda bizzat bulunmuştur10.

Bizim üzerinde çalıştığımız tez, yazmanın II. cildindeki 120b-150a varaklarını kapsamaktadır ve şu şekilde özetlenebilir:

İslam ordusunun başındaki Feramurz ile Mecusi inancına sahip Hintlilerin hükümdarı Ray-ı azam büyük bir mücadeleye girişir. Sık sık karşılaşırlar; kimi zaman ordular savaşır, kimi zaman da iki tarafın pehlivanları cenk ederler. Bu mücadelelerin hemen hepsinden İslam ordusu galip çıkar.

Metinde olaylar bu şekilde cereyan ederken farklı konular da yeri geldikçe anlatılır: İslam ordusunun komutanı Feramurz, Ray-ı azam’ın kızı Mihr Efruz Banu’ya aşıktır. İki aşık sık sık gizlice bir araya gelir. Bu durum Ray-ı azam’ın kulağına gider ve bir gece kızının kaldığı konağı kuşattırır. Feramurz ile Mihr Efruz’unöldürülmelerini emreder ancak Feramurz’un soğukkanlılığı ve cesurca mücadelesiyle konaktakiler hiçbir zarar görmeden bu baskından kurtulurlar. Hikayenin bu bölümünde konakta büyük bir eğlence tertip edilir. Eğlence esnasında sanat müziğinin farklı makamlarıyla eserler icra edilir. Çeşitli saz isimleri ve müzik terimlerinden söz edilmesi esere ayrı bir derinlik katmıştır.

Ray-ı azam bütün çabasına rağmen İslam ordusunun karşısında bir türlü başarılı olamaz. Yakınındakilerin önerisiyle farklı çareler aramaya başlar. Bir gün Makbul Şah büyücü bir dostundan bahseder. Gilan cazu adlı bu kişinin İslam ordusunun hakkından gelebileceğini söyler. Dağdaki bir mağarada yaşayan Gilan cazu davet edilir. Hint

10Erhan AKTAŞ, Mensur Şehnâme Tercümesi 120a-159b, İstanbul, 2005, s. 4-5.

(24)

ordusuna katılan Gilan cazu büyü yaparak meydanda mücadele ettiği İslam askerlerinin hepsine galip gelir ve onları esir eder. Esirler kale zindanına kapatılırlar. Bu durum Feramurz’u çok üzer. Esirler şehirde yangın varmış görüntüsü verilerek Sarık ayyar ve arkadaşları tarafından kurtarılırlar.

Ray-ı azam tarafından davet edilen bir kişi daha vardır: Yamyamlı ile tanınan Send-yar-ı merdüm-hor. O da Gilan cazu gibi Ray-ı azam için Feramurz’un pehlivanları ile cenk eder. Feramurz’un oğlu Cihan-bahş atıyla dolaşırken Send-yar’ın babası Cumhur-pir ile karşılaşır. Cumhur pir yanındakilerle insan eti yiyip eğlenmektedir.

Cihan-bahş’ı görünce avlanacak bir kişinin geldiğini görünce düşünüp hep birlikte onun üzerine saldırırlar ancak Cihan-bahş kılıç ve sopayla hepsini savuşturur. Bu arada Cumhur piri de öldürür. Basının öldüğünü haber alan Send-yar Ray-ı azam’ın çadırına giderek hemen İslam ordusuyla cenge girilmesini yoksa tek başına savaş meydanına çıkacağını söyler. Bunun üzerine iki ordu meydanda yerini alır. İlk olarak Send-yar meydana çıkar ve babasını öldüren kişinin karşısına çıkmasını çeşitli beddualar ederek ister. Cihan-bahş babasından izin alarak meydana çıkar ve Cumhur piri kendisinin öldürdüğünü “Birazdan seninde hakkından geleceğim.” diyerek Send’e bildirir. Çok öfkelenen Send-yar kılıç ve gürzle saldırır. Cihan-bahş karşılık verir. Uzun süren cengin sonunda Cihan-bahş gürzüyle vurarak Send-yar’ı öldürür. Bunun üzerine sihirleriyle ünlü Gilan cazu bir büyü yapar; Cihan-bahş’ın etrafında ateşten bir duvar oluşur ve dili tutulur. Herkes şaşırarak savaşı bırakır çadırlarına döner. Feramurz’un yanında bulunan Filozof Dana bunun bir tek çaresinin olduğunu; sihri yapan kişinin ciğerinin kanının bir şişeye konularak Cihan-bahş’ın etrafındaki ateşe saçılması gerektiğini

(25)

Nöbetçileri öldürerek çadıra girer; Hançeriyle Gilan’ı öldürür kanını şişeye doldurup İslam ordusuna geri döner. Kan Cihan-bahş’ın ve etrafındaki ateşin üzerine saçılınca sihir ortadan kalkar. Herkes sevinir.

Gilan cazunun öldürülmesine öfkelenen müritleri yine sihir yaparlar; ancak İslam alimlerinin duaları ve Allah’ın isimlerini zikretmeleri bu sihirlerin etkisini ortadan kaldırır.

Ray-ı azam yine yakın çevresinin önerisiyle aynı inancı paylaştığı ülkelerin hükümdarlarına mektuplar yazar ve onları yardıma çağırır. Bu hükümdarlardan Muharrem Şah ve Hurrem Şah yardıma gelir. Pek çok kez İslam ordusunun pehlivanları bunlarla da mücadele eder ve her zaman galip gelirler. Feramurz da meydana çıkıp cenk eder; bu cenklerden birinde asıl amacının Zaloğlu Rüstem’le karşılaşıp ondan sultanlık alametlerini almak ve cihan padişahı olarak anılmak olduğunu zira aynı çağda iki cihan padişahının bulunamayacağını anlatır.

Mücadelelerin sonunda karşı tarafın pehlivanları İslam’a davet edilirler.

Pehlivanların hemen hepsi bu daveti kabul ederler; ayrıca Feramurz tarafından kendilerine çeşitli rütbeler verilir ve İslam ordusunun birer neferi haline gelirler.

METNİN DİL VE İMLA ÖZELLİKLERİ

Derviş Mustafa tarafından istinsah edilen Mensur Şehnâme Tercümesi her ne kadar 17. yüzyılda yazılmış olsa da Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini taşımaktadır.

Tercüme harekesiz olduğundan müstensihinin imla tercihine bağlı kalınarak çeviriyazıya aktarılmıştır.

(26)

Yapılan inceleme, eserin tamamının dil ve imlâ özelliklerini kapsamamaktadır.

Eserin ikinci cildinin 120b-150a varakları arasındaki bölümünü içermektedir. Üzerinde çalıştığımız bölüm, harekesizdir. Metin, müstensih Derviş Mustafa’nın imlâ tercihine bağlı kalınarak okunmuş ve çeviri yazıya aktarılmıştır.

Metnin dili kısa, tabii ve canlı cümlelere dayanır. Bu cümleler kimi yerlerde konunun gelişmesine bağlı olarak karşılıklı konuşmalardan oluşmuştur. Kimi zaman hikâye üslubu ile zaman zaman da karşılıklı konuşmalar şeklinde konular anlatılmıştır.

Karşılıklı konuşmalarda bre, hāy, yā gibi ünlemlerle konuşmalara canlılık ve hareketlilik kazandırılmıştır. Bu canlılık ve hareketlilik savaş ve dövüş sahnelerinin tasvirinde de vardır.

Cümlelerde yer yer Farsçadan geçme kim ve ki bağlama edatları kullanılmıştır.

Ayrıca bir hikâyeden başka bir hikâyeye geçilirken bağlantı unsuru olarak bu yaña ez-īn cānib gibi unsurlar kullanılmıştır.

YAZIM ÖZELLİKLERİ

1) Ünlülerin Yazımı

A

Metinde a ünlüsünün yazımında başta genellikle elif (ا) ve medli elif (آ) kullanıldığı görülmektedir: adam (124b/8), āfāḳ (144a/4), āgāh (142b/12) at (146b/15)

Ortada a ünlüsü elif (ا) ile yazılmaktadır: ıraḳ (131a/7), ikrām (140a/3), ḳaç- (135a/18) ḳadarca (141b/6)

(27)

Sonda ise elif (ا) ve güzel he (ه) ile gösterilmiştir: baña (120b/10), ġalebe (129b/23) ḫādie (125a/18), aşaġa (139a/13)

E

Metinde e ünlüsü ön seste elif (ا) ile yazılmaktadır: efendüm (125a/4), eglenelim (139b/1), ekşilisi (131a/8), el (120b/14)

Metinde e ünlüsü ortada yazılmamıştır.

Sonda ise güzel he (ه) ile yazıldığı görülür: eñse(125a/14), fā’ide (143b/18) eyüce (134a/4)

I/İ

Metinde ı, i ünlüleri başta elif (ا) ve elif ye (اى) ile gösterilir: ıṣlāḥa (144b/23), ıżṭırāb (130a/3), içeri (132a/15), iḥsān (142a/8), iki (136b/24), ilerü (138a/22)

Ortada (ى) ile gösterilmektedir: gice (134b/10), gidi (125a/6), girü (149b/4) Sonda (ى) ile gösterilmektedir: imdi (129b/7), dördünci (139a/9), dünyāyı (123b/6), düşdi (142a/15)

O/Ö/U/Ü

Metinde yuvarlak ünlüler için vav (و) ve elif vav (اٯ) kullanılmıştır.

Başta o, ö, u, ü, ünlülerinin yazımında düzenli olarak elif vav (اٯ) kullanılmıştır:

oturan (125b/6), oynamaġa (126a/15), öpdi (125a/5) öñin (150a/1), ucunı (121b/2), ulu (133a/9) üç (147a/25) üşüşdiler (138b/7)

(28)

Ortada ise vav (و) ile yazılmaktadır: niçün (126b/5), nöbetçi (137b/8), odundur (129a/22), okudı (132a/20)

Sonda ise düzenli olarak vav (و) ile gösterilmiştir: ordu (123b/19), bellü (148b/4), eyü (134b/11), fısıldu (126b/19)

2) Ünsüzlerin Yazımı

C/Ç

Metnimizde c, ç ünsüzlerinin yazımında değişkenlikler görülmekte, her iki seste birbirinin yerine kullanılmaktadır: aġacdan (139b/8), açıḳ (138b/7), aḳçe (138b/7), alçaḳ (144b/18), bacaḳ (123b/12), geçende (124a/17)

G

Metinde g ünsüzü ince sıradan kelimelerde kef (ك), kalın sıradan kelimelerde gayın (غ) ile gösterilmiştir: gerüp (139a/17), getür (138b/16), ġarb (134b/1), ġayretlendi

(123a/4) K

Metnimizde k ünsüzü ince kelimelerde kef (ك), kalın kelimlerde (ق) ile yazılmıştır: ḳoyduḳdan (135a/21), ḳucaḳlayup(120b/16), ḳullanur (123b/12), kişiyüm (141b/13), küplere (131a/17), küçügin (134a/25)

Ñ

Metnimizde bu ünsüz hep kef (ك) şeklinde yazılmıştır.

(29)

İç seste ñ genizli damak ünsüzü bulunduran kelimelerden bazıları şunlardır:

añılup (137a/3), biñ (126b/12), añsuzın (131a/21), göñülden (127b/15), soñra (91a/01)

Son seste ñ genizli damak ünsüzü bulunduran kelimeler şu şekildedir: anuñ (121a/6), birinüñ (135a/10), bozmañ (127a/7), bulduñ (134b/3)

P

Metinde -up, -üp zarf fiil ekinin be (ب) ile yazıldığı, diğer kelimelerde ise pe (پ) kullanıldığı görülmektedir: söküp (121b/12), şaşurup (133b/15), ṭaḳup (130a/21), pişürdiler (133b/23), parmaḳ (130a/22), pçeyi (125a/11)

S

Metnimizde s ünsüzü kalın ünlü taşıyan kelimelerde genellikle sad (ص), ince ünlü taşıyan kelimelerde sin (س), alıntı kelimelerde ise se (ث) ile yazılmaktadır: ṣaġ (125a/5), ṣaḳladı(147a/9) ṣuçı (143a/8), seçemez (141a/21), segirdüp (124b/21), sirke (141b/16), enā (137a/3), elāṣe (127a/20), eer (125b/23)

T

Eski Türkiye Türkçesinde kalın sıradan ünlülü kelimlerin ön seslerinde bulunan ve daha d sesine dönmemiş olan t sesleri metnimizde de genellikle tı (ط) ile yazılmaktadır: ṭarla(148b/21), ṭavşanumı(127b/20), ṭonanmış(149a/22), ṭulumına(145a/23)

Bunun yanında kalın ünlüye sahip oldukları halde te (ت) ile yazılanlarda vardır:

topunuñ (136a/22), toḫmluḳ (143b/4)

SES BİLGİSİ

(30)

1) Orta Hece Ünlüsünün Düşmesi: Vurgusuz olan orta hece ünlüsü düşer:

aġzına (<aġızına) (120b/10), burnı (<burunı) (120b/11), göñlinden (<göñülinden) (130a/9), gögsine (<gögüsine) (144a/9)

2) Ünlü Birleşmesi: Ünlü ile biten bir kelimeden sonra ünlü ile başlayan bir kelime veya ek geldiği zaman ünlülerden biri düşerek iki kelime birleşir: niçün (<ne+içün) (125b/13), nesne (<ne+ise+ne) (123b/5), şol (şu+ol) (131a/20), böyle (bu+eyle) (120b/11), şimdi (şu+imdi) (125b/3), n’ola (ne+ola) (120a/8)

3) Ünlü Uyumu

3.1 Kalınlık-İncelik Uyumu: Türkçede bir kelime ya sadece kalın veya sadece ince ünlü ihtiva edebilir. Bu kurala kalınlık-incelik uyumu denir. Bu uyum Türkçenin aslî ses uyumu olup Türkçenin çok eski devirlerinden beri bu kurala uyulmuştur.

Dolayısıyla metnimizde bu kurala uyum sağlanmıştır: büküldi(130a/23), serpildi(122a/10), ṣıçradı (121b/13), çalışdılar (132b/19)

3.2 Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu: Bir kelimedeki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık bakımından birbirine uymasına düzlük-yuvarlaklık uyumu denir. Fakat bu uyumun Eski Türkçe devrinden beri umumîleşip sağam kurallar ortaya çıkarmadığı bilinmektedir.

Yuvarlaklaşma, Eski Türkiye Türkçesinin en önemli fonetik konularından biridir. Bu yuvarlaklaşmanın bir kısmı dudak ünsüzlerinin etkisiyle olurken, bir kısmı Eski Türkçe devrindeki -ġ ve -g’lerin Batı Türkçesinde düşmesi, daha doğrusu ünlü ile birleşmesi sonucunda olmuştur. Bazı kelimelerdeki yuvarlaklık ise hiçbir sebebe bağlı değildir.

Metnimizde hem sözcüklerde hem de ekler ve yardımcı seslerde düzlük-yuvarlaklık uyumu karışıklık gösterir.

(31)

3.3 Kelimelerde Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu: Metindeki yuvarlak ünlülü kelimelerden bazıları şunlardır: çoḳluḳ (140a/14), bunalmaġa(138b/11), boyun (128a/6), belürsüz (122b/10), apul apul (134a/17)

3.4 Eklerde Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu: Metnimizde ekler düzlük-yuvarlaklık uyumu bakımından bir düzensizlik göstermektedir. Metindeki ekler, Yuvarlak ünlülü ekler, düz ünlülü ekler ve düzlük-yuvarlaklık uyumuna girmiş ekler olarak üç başlık altında incelenecektir.

Yuvarlak Ünlülü Ekler

-up/-üp zarf-fiil eki: parlayup (134b/14), pişirüp (133b/22), arayup (141b/2), arḳalaşup (133b/19)

-sun/-sün, -sunlar/-sünler emir eki: dursun (135b/1), geçsün (124b/25) girmesün (131a/24) ḳalmasun (127a/1)

-(u)r/-(ü)r ettirgenlik eki: alur (132b/4), bilür (123b/16)

-dur/-dür bildirme eki: budur (121b/10), cengdür (129b/12), degildür (125b/11) -(u)m/-(ü)m, -(u)muz/-(ü)müz iyelik eki: dostum (123b/11), gönlüm (126a/17) cengümüz (130a/2)

-(u)ñ/-(ü)ñ, -(u)ñuz/-(ü)ñüz iyelik eki: ‛aḳluñ (142a/11), ‛amūduñ (136a/7) düşmenüñ (126b/7), ġavġañuz (125b/4)

-(u)ñ/-(ü)ñ, -nuñ/-nüñ ilgi eki: ḥaḳḳuñ (143b/16), insānuñ (138b/8), ḳafesüñ (137b/15)

-du(m)/-dü(m) görülen geçmiş zaman 1.teklik şahış eki: baġladum (148b/17) bükdüm (145b/8) çekildüm (124a/17), didüm (124a/17)

(32)

-du(ñ)/-dü(ñ) görülen geçmiş zaman 2.teklik şahış eki: düşürdüñ (141b/1), ceng eyledüñ (146b/23), n’olduñ (123a/19), olayduñ (127b/23)

-du(ķ)/dü(k) görülen geçmiş zaman 1. çokluk şahıs eki: olmaduķ (120b/19), sıġınduķ (143a/20), bitdükden (132b/7), didük (144b/21)

-(u)z/-(ü)z 1. çokluk şahıs bildirme eki: bilmezüz (138a/10) -alum/ -elüm 1. çokluk şahıs istek eki: bindürelüm (135a/9)

-(u)r/-(ü)r geniş zaman eki: dögünür (143b/15), gelür (121b/8), gösterür (135b/12), içilür (149b/7)

-u/-ü zarf-fiil eki: diyü (121a/8) Düz Ünlülü Ekler

-ı/-i,-sı/si 3. teklik şahıs iyelik eki: ardı (141b/10), ‛askeri (128b/22), avucı (143b/5), bārūsı (137a/14), gövdesi(124a/14) cebesi (146b/9)

-ı/-i belirtme durum eki: cengi (150a/6) cihānı (146b/20) çadırı (131b/17)

-mı/-mi soru eki: gördüñ mi (125a/11), ḳor mıyum (125a/12) delü mi (125a/19),

ıḳlet mi (126/22)

dı/-di görülen geçmiş zaman 3. teklik şahıs eki: nişānladı (139a/8) oḫşadı (130b/8), öldi (136a/17)

-cı/-ci isimden isim yapım eki: avcı (135b/15), ķarşucılar (132b/1), ḳuṭucısı (126b/15), cevāhirci (141b/18)

-(ı)l/-(i)l edilgenlik eki: añılup (137a/3), atııldı (120b/18), görilüp (123b/4) ayırtılmayup (134a/2), dikilür (148b/3)

-mış/-miş öğrenilen geçmiş zaman eki: dirilmiş (125b/7), gelmiş (122a/10),

(33)

-sın/-sin fiil çekiminde 2. teklik şahıs eki: ḳonmasın (147a/11), ḳarındaş olasın (146a/3), fikr eylemişsin (128b/8), saḳlarsın (128b/8)

-sın/-sin 2. teklik şahıs bildirme eki: ḳandasın (131a/17), Rāy-ı a‛ẓamsın (131a/23), kimsin (131a/22), şahsın (130b/13)

-(ı)nca/-(i)nce zarf-fiil eki: çıḳınca (136b/12), olınca (146b/20), ölince (135b/13) çekince (139a/12)

-sız/-siz fiil çekimde 2. çokluk şahıs eki: gelesiz (140a/14)

-lık/-lik isimden isim yapma eki: elçilik (140b/6), erlik (129b/15), būselik (126a/6), iyilik (127b/21)

Düzlük-Yuvarlaklık Uyumuna Girmiş Ekler

-dır/-dir,-dur/-dür ettirgenlik eki: nidā itdür (142b/20), bildürdi (148a/13), bindürelüm (135a/9)

-lı/-li,-lu/-lü isimden isim yapım eki: dārulı (141a/17), ekşili (131a/8), devletlü (124b/17), dürlü (122a/14)

-arı/-eri/-aru/-erü yön eki: içerü (125b/5), ilerü (134a/13), yuķaru (135b/16), içeri (142a/2)

-ın/-in,-un/-ün dönüşlülük eki: bulundum (147b/6), giyinerek (137b/25), baḳınurken (141a/23), görünen (134a/23)

ÜNSÜZLER

Ünsüz Uyumu: Metnimizde kalıplaşmış olan bazı eklerin tonsuz ünsüzle biten kelimelere getirildiğinde, ünsüz uyumuna girmediği görülmektedir.

(34)

-da/-de, -dan/-den (hal eki): aradan (120b/), burada (135a/5), çadırdan (137b/25), aġzından (130a/25)

dı/-di görülen geçmiş zaman 3. teklik şahıs eki: göründi (131b/8), düşdi (122b/14) girdi (120b/6)

-dır/-dir, -dur/-dür (bildirme eki): ḳandadur (133a/19), ḳulıdur (140a/13), landür (130b/23), maḥaldür (134a/21)

-dıķ/-dik, duķ/dük (sıfat fiil eki): vaṣf eyledigüm (147a/11), gördükleri (139a/20) Tonlulaşma: Türkçe kelimelerde /t/ ve /k/ ünsüzleri iki ünlü arasında tonlulaşır:

ḳulaġına( 126b/16), ayaġı(133a/10 ), bıraġup (129a/25), yudar(124a/25 ), gider (138a/4), dördinci (139a/9)

(35)

17. YÜZYILDA YAPILMIŞ MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ ÜZERİNE HAZIRLANMIŞ TEZLER

Sedettin Şahin Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 1b-40b Sema Demirel Şahin Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 41a-80b Nilgün Yıldız Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 80a-119b Erhan Aktaş Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 120a-159b İshak Algan Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 160a-200b Özgü Kahramanlıoğlu Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 200a-230b Tülin Sarıibrahimoğlu Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 231a-260b Dilek Karayağız Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 261a-290b Selvet Isparta Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 291a-320b Zahide Okun Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 320a-350b Duygu Hacıosmanoğlu Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 350a-380b Mehmet Gürlek Prof. Dr. Ahmet TOPALOĞLU I. Cilt 380a-410b Neslihan Balcı Eriş Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 440a-470b Esen Koyun Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 512b-552b Seval Cav Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL I. Cilt 553a-573b Seda Keçe Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL II. Cilt 04a-27b Sinem Tarlak Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL II. Cilt 29b-60a Şükran Bahar Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL II. Cilt 60b-90a Temel Uzunismail Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL II. Cilt 90b-120a Harun Büker Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL II. Cilt 120b-150a

(36)

METİN

(37)

METİN

[120b/01] Sām’a miḳdārına göre ḥamle eyledi. Öyle vaḳtına dek ruḫṣat virdi. İkindi vaḳtı düvālinden ḳapup Ṣarṣar ‛ayyāra teslm ²eyledi. Ṣarṣar da alup ‛alem dibine gitdi.

Ferāmurẕ meydānda ḳalup cevelāna başladı ve er ṭaleb eyledi. Tefāruḳ Şāh’uñ ser-

‛askeri ³olan Keyāmerẕ kemend-āzāt sürüp Ferāmurẕ’uñ öñin aldı. Başladılar cenge.

Aradan ṭokuzar ḥamle-i ḫaṭa geçdi. Ferāmurẕ ⁴bir ḍarb urup Keyāmerẕ’i de ser-nigūn eyledi. Ḳırṭās bende çeküp alup ‛alem sāyesine gitdi. Ferāmurẕ yine er ṭaleb eyledi.

Hemān-dem Ḳınān zeng ki Tefāruḳ Şāh’uñ ṣol ḳol pāyitaḥt pehlüvānıdur. Bir bed-aḫlaḳ zeng idi. Gergedān sürüp ⁶Ferāmurẕ’a düşnām iderek meydāna girdi. “İy nā-bekār senüñ ne ḥaddüñdür ki gelüp Rāy-ı a‛ẓam gibi ulu bir pādişāha muḳāvemet ⁷eyleyüp pehlüvānların böyle ālūde eylemek niçe olur göstereyüm. Tz ḥamle eyle saña miḳdārın bildüreyüm.” diyüp dişlerin ḳıcır ḳıcır öttürmege başladı ve Ferāmurẕ’a böyle nā- hemvār ṣaḳal başı daġıtmaḳ ile ṣāḥib-i şecā‛at ẓann idüp kendüsinden ḫavf ider ṣandı.

Bu kerre Ferāmurẕ, Ḳınān zeng’nüñ bu gūne mu‛āmelesine ġażaba gelüp ḥamlesinüñ meydān erenlerin bre küstaḫ ¹⁰mel‛ūn diyüp bir baḳış baḳdı kim Ḳınān zeng’nüñ ödi aġzına gele-yazdı. “Hey nā-bekār Sınāram zeng sen misin baña ¹¹böyle baḳup ḥamle itmeden baḳışuñla ‛ırẓum sñeme geçürüp keyfümi ḳarġa burnı gibi boḳa dalduran.”

diyüp nzesin eline aldı ¹²ve irüp Ferāmurẕ’a bir nze ḥamle eyledi. Ferāmurẕ ziyāde ġażaba gelmiş-idi. El ṣunup çeküp Ḳınān’uñ nzesin elinden ¹³aldı ve dizine urup ḳırdı ve atı-virdi. Ḳınān, ḳaḳıyup el gürz-i girāna urdı. Ferāmurẕ’a bir ḍarb-ı şedd ḥavāle

(38)

¹⁴eyledi. Ferāmurẕ el açup gürzin daḫı el ayasından ẓabṭ idüp çekdi. Elinden çayır çayır alup atı-virdi Ṣarṣar’a. “Berekāt ¹⁵virsün yine bir pehlüvāna ṣatup def‛-i ẓarūret eylerem.” didi. Ḳınān zeng, ġayrı ḳudurmış kelbe dönüp hemān miyānından ¹⁶tġ-ı āteş- rengin çeküp ‛uryān eyledi ve irüp Ferāmurẕ’a bir tġ ḥavāle eyledi. Ferāmurẕ iblāġ-ı baḥryi ḳucaḳlayup Ḳınān zeng’nüñ ¹⁷ḳoltuġı altına girdi ve ḳılıç ṭutan bileginden ḳavrayup şöyle ṣıḳdı kim Ḳınān’uñ parmaḳları toḫmluḳ ḫıyara dönüp ¹⁸ḳan daḫı çeşme miāl atıldı ve ḳılıç elinden zemne düşecek maḥal Ferāmurẕ ḳılıcı ṭutup ṣol eline aldı ve Ḳınān zeng’yi ¹⁹ havaya ṭoġrı nice fırlattı ise Ḳınān zeng mināre boyı havaya çıkup baş ḳıç aşaġa inerken Ferāmurẕ altına kendi ²⁰ḳılıcın ṭutı-virdi. Ḳınān zeng kendi tġına uġrayup iki pāre oldı. Hindler Ferāmurẕ’dan bu heybeti görüp berk-i ²¹ḫazān gibi ditreşdiler. “Kendi cinsi zengye merḥameti olmayan ġayrıya niçe merḥamet eyler.”

didiler. Rāy-ı a‛ẓam bu ḥāli görüp ²²“Bre bir kimse yoḳ mudur girüp Ḳattāl zeng’den daḫı Ḳınān zeng’nüñ intiḳāmın ala?” didi. Pehlüvānlar “Pādişāhum şimdi Ḳattāl

²³zeng’nüñ ġażabı kemālindedür. Bugün ṭabl-ı ārām çaldur aḫşam da yaḳlaşdı. Yarın meydāna girüp ḥaḳḳından gelelim.” ²⁴didiler. Rāy-ı a‛ẓam da fermān eyledi.Ṭabl-ı ārām ṣadāsın işidince iblāġı çevürüp ‛alem sāyesine geldi. İslām ²⁵ṭarafından daḫı ṭabl-ı ārām çaldılar. İki leşker dönüp ḳondılar. Ferāmurẕ serā-perdeye gelüp ba‛de’t-ta‛ām Keyāmerẕ ile [121a] ile Sām’ı ḳarşusına getürüp māna teklif eyledi anlar daḫı yoḳ dimeyüp ol dem māna geldiler. Feramurẕ bendelerin alup ²ḫil‛ at giyürüp ikisine daḫı ser-ḫalḳa ṣandalsi virdi.

(39)

Ammā bu yañadan Rāy-ı a‛ẓam da dönüp ḳondı. Tefāruḳ ³Şāh, Ḳınān zeng’nüñ küştesin meydandan ḳaldırup Nār-ı nūra ḳavuşdurdı. “Bu nā-bekār ḳattāl ne ḳattāl kimse imiş buña pehlüvānlarımuzda cevāb virür yoḳ ancaḳ.” diyüp Rāy-ı aẓam biraz yandı, yaḳıldı. Ammā pehlüvānlar bundan gücenüp hemān beriki kendi ser- askeri olan

ūn-ḫār Hind ayaġa ṭurup “Ḳattāl zeng’nüñ cengi benüm olsun.” didi. Rāy-ı a‛ẓam ḫil‛ at virdi. Anuñ ardınca Behrām-ı gerden-keş ayaġa ṭurup “Eger ūn-ḫār Hind cevap virmezse ben girüp ḥaḳḳından gelürem.” didi. Rāy-ı a‛ẓam aña daḫı ḫil at getürdi ve cāsūslar Rāy-ı a‛ẓam’a “Sām ile Keyāmerẕ udā-perest oldılar.” diyü ḫaber getürdiler.

Rāy-ı a‛ẓam başın salup “Bu Ḳattāl zeng’nüñ ne vardur kim esir olan dil-āverler böyle

udā-perest olur.” didi. Pehlüvānlar “Öyle olur, iy şehn-şāh-ı Hind. Yarın Ḳattāl zeng

bir ḥāl olunca cümle pehlüvānlar ¹⁰gelüp yine Nār-ı nūra tābi‛ olur.” diyüp tesell

virdiler. Ol gice geçüp ṣabāḥdur oldı. Āfitāb ḳal’a-ı ḳafdan baş ¹¹gösterüp ‛ālemi nūr-ı yezdānı-la münevver eyledükte Rāy-ı aẓam tarafından günbür günbür çeng-i ḥarbler çalınup ‛asker-i ¹²Hind deryā-yı ḳaṭrān gibi çalḳanup at, fl ve gergedānlar üzre geldiler ve cengçi flleri sürüp birḳaç ṣāf ¹³eylediler. Sā’ir ‛asker-i Hind daḫı yollu yolunca ṣāfların düzüp alaylar baġlayup meymene, meysere, ḳalb-i cenāḥ ārāste ve ¹⁴prāste eylediler. Ḳalb-gāh-ı leşkere Rāy-ı a‛ẓam’uñ taḥtını fller üzerinde ḳurdular. Ṣaġ ṭarafında Ra‛d ile Behrām, ṣol ¹⁵ṭarafında Ṭanṭanūş ile ‛Adlāñ, tr-endāz durup ‛asker-i İslāma muntażr oldılar.

(40)

Bu yañadan ‛asker-i İslām daḫı ¹⁶yirlerinden ḳalḳup kūs ṭabl sūrna nefre ṭuralar urup raḫşlarına süvār olup ‛alem ü sancaḳ şaḳların küşāde idüp ¹⁷‛azm ü rezm-i meydān eylediler. Ferāmurẕ daḫı ‛ibādet bār-gāhından çıḳup ḳutb-ı āteş-demi ḥāẓır idüp yitmiş iki ¹⁸pāre ālāt ṣāḥib-ḳırānı tezyn idüp ḳuṭba süvār olup o öñince pehlüvānlar ṣaḥn-ı meydāna getürdiler. Taḥt-ı ¹⁹İskenderi fller üzerine berkidüp ḳalb-gāh-ı leşkere Muṭahhar Şāh, cümle şāhlar ve vüzerā ve ḥükemā ve müneccimān ²⁰ile oturup taḥtuñ ṣaġ cānibinde Ferāmurẕ, ṣaġ ḳol pehlüvānları ile ṭurup Cihān-baḫş, ṣol ²¹ṭarafdan ṣol ḳol pehlüvānları ile ṭurup iki cānibden meydāna nāżır oldılar. Ba‛dehū anı gördiler ki

²²Rāy-ı a‛ẓam ṭarafında ūn-ḫār Hind gergedān sürüp meydāna girdi. Ṭard ve cevelāndan ṣoñra na‛ra urup ²³eyitdi “İy Ḳattāl zeng, meydānuma gel. Senüñle ceng idelüm. Görelüm Nār-ı nūr devleti kanġımuza virür.” didi. ²⁴Ammā Ferāmurẕ gördi kim

ūn-ḫār kendüsin ṭaleb eyler. Hemān-dem ḳuṭb-ı āteş-demi sürüp yanar āteş gibi

²⁵ūn-ḫār Hind’nüñ öñin aldı ve edeb ile ‛aşḳ eyledi. ūn-ḫār da merḥabā idüp bunlar söyleşürek cenge [121b] başladılar. ūn-ḫār Hind el nzeye urup irişdi. Ferāmurẕ’a bir nze urdı. Ferāmurẕ serr iri-virüp ²ūn-hār’uñ nzesin b-pervā men‛ eyledi ve sürüp meydān başına varup nzenüñ ucunı yoḳladı. Gördi ³ḳan eeri yokdur. Āndan Ferāmurẕ’a naẓar idüp sedd-i İskender mal kendüsin seyr ider gördi. Ẓarūri Ferāmurẕ’a taḥsn idüp derūnı muḳāvemet idemeycegin bildi. Bu kerre ūn-ḫar nzesin zemne ẕerk eyleyüp yā Nār-ı nūr diyüp el gürze urdı daḫı irüp Ferāmurẕ’a maḳdūrin ṣarf idüp bir ḍarb-ı şedd ḥavāle eyledi. Ferāmurẕ gürz-i İskender ile çarpup

(41)

gürzin daḫı āsān vech üzre men‛ eyledi. un-ḫār tekrāren geldi. Ferāmurẕ anı daḫı men‛

eyledi. Bu kerre nevbet kendüye geldükde el nzeyi devr-i mihe urup irişdi. ūn-ḫār Hindye miḳdārına ⁸göre bir nze ḥavāle eyledi. ūn-ḫār gördi nze-i İskender can almaḳ ḳaṣdına gelür tz yedd-i siperin berāber virüp yalman-ı nze āyine-yi siperi pūs idüp ateşler çaḳup siper ūn-ḫār’uñ gögsüne ḳapandı. Ferāmurẕ yine pūş ṭutup ¹⁰“Yā

ūn-ḫār senüñ gibi pehlüvānun miḳdārı ancaḳ budur gözüñ aç.” didükde ūn-ḫār’un can başına ṣıçrayup nzeyi ¹¹ṭabancaladı. Yolundan irüp zırhından yol gösterüp Ferāmurẕ nzeye dayanup ūn-ḫār’uñ birḳaç zırḫ ḫalḳaların ¹²söküp geçdi. Ser- meydāna vardı. ūn-ḫār Hind, ecelden ḫalāṣ bulduġuna Nār-ı nūra şükr idüp ḳıyās

¹³eyledi kim nze bir yanın söküp aldı. Can başına ṣıçradı. Hele gördi vücūdına ẓarar iṣābet eylememiş ammā ra‛şe-¹⁴nāk olmuş. Ferāmurẕ öteden dönüp bir de gürz urdı.

ūn-ḫār, anı da men‛ idince ecel terleri dökdi. ¹⁵Ferāmurẕ bir daḫı urmayup “Ḥamle eyle.” didi. ūn-ḫār Hind gürzin alup iḳdām-ı tām ile Ferāmurẕ’a ¹⁶bir ḍarb-ı şedd daḫı urdı. Ferāmurẕ anı daḫı b-pervā ve b-bāk men‛ eyledi. Ḥāṣıl-ı kelām Ferāmurẕ,

un-ḫāra ¹⁷ruḫṣat virüp küt-ā-küt ceng eylediler. Öyle muḥall olunca nevbet Ferāmurẕ’a geldi. Gürziñ bir ḳırat girüden ¹⁸ṭutup ūn-ḫār’a bir ḍarb urdı. ūn-ḫār maḳdūrn ṣarf idüp men‛ ideyüñ ḳaydında olup āḫir men‛ ¹⁹idemeyüp ser-nigūn oldı.

Ḳırṭās bende çeküp ‛alem sāyesine iletdi. Ferāmurẕ meydānda ḳalup cevelāna ²⁰başladı ve na‛ra urup er ṭaleb eyledi. Hemān-dem Behrām-ı gerden-keş raḫşını sürüp meydāna girdi. ²¹Ferāmurẕ’a muḳābil olup ‛aşḳ eyledi. Ferāmurẕ daḫı merḥabā idüp Behrām’a

(42)

naẓar eyledi. Gördi bir gösterişli ²²şāh-bāz dil-āver görüp adın su’āl eyledi. Behrām daḫı

“Benüm aduma Behrām-ı gerden-keş dirler. Tefāruḳ Şāh Maḳbul ²³Şāhuñ pāyitaht pehlüvānıyum.” didi. Ferāmurẕ da imdi. “Yā Behrām ḥamle eyle göreyüm. Maḳbul Şāh pāyitaht pehlüvānı ²⁴olmaġa lāyıḳ mısın?” didi. Behrām, el nzeye urup irişdi.

Ferāmurẕ’a bir nze urdı. Ferāmurẕ siper ile men‛ ²⁵eyledi. Ammā Behrām’ı begendi.

un-ḫār Hind’den metn dil-āverdür. Behrām daḫı nzesin ẓabṭ eyledi. Āndan at başın [122a] çevirüp döndi. Ḳattāl zeng’yi saġ ve sālim görüp başın ṣalup eyitdi. “Hey nā- bekār zeng, gūya böyle ²‛aẓm pādişahla ceng itmeyüp gürūh gürūh pehlüvānları imtiḫān ider, ḫayır, ḳorḳaram bu zeng beni daḫı ḫaṭır-nāk ³idüp ‛ırẓum pay-māl ider.”

diyüp nzesin zemne zerk eyledi ve ṭarafeylinden gürz-gūh peykerin çeküp on ikinci baḫşından ẓabṭ-ı rabṭ idüp ve raḫşına meydān virüp irişdi terāzū-yı rikāba dürüst ⁵baṣup Ferāmurẕ’a bir ḍarb urdı. Ferāmurẕ gürz-i İskenderi berāber virüp arḳada men‛ eyledi.

Āndan nevbet Ferāmurẕ’a gelüp Ferāmurẕ daḫı bir nze ve bir gürz urdı. Behrām-ı gerden-keş men‛ idince ḥayli zaḥmet çekdi. Bu siyāḳ üzre aḫşam olunca ceng idüp aḫşam olduḳda Ferāmurẕ Behrām’a eyitdi. “Var dil-āver bu gice, yi kebābın iç şarābın taḳviyet-i beden ḥāṣıl eyle de yarın senüñle görüşelüm.” diyüp döndi. Behrām da

dönüp ḳondılar. İki ṭarafdan ṭabl-ı ārām çalındı. Behrām’uñ selāmet ile döndügünden Rāy-ı a‛ẓam’uñ ¹⁰yüregine bir miḳdār ṣu serpildi. Zra Ḳattāl’üñ meydānından selāmet ile maġlūb olmadan gelmiş yoġ idi. ¹¹Bu kerre Behrām-ı gerden-keş dvāna gelince Rāy- ı a‛ẓam, Behrām’a ḫil‛at virüp “Āfern Behrām bugün Ḳattāl ¹²zeng ile eyü merdāne

(43)

ṣavaş eyledüñ. Nār-ı nūr bugün saña nażar eyledi” didi ve “Ḳattāl’ı nice gördüñ?” didi.

¹³Bu kerre Behrām-ı gerden-keş Ferāmurẕ’ı ziyāde medḥ eyledi ve eyitdi. “Pādişāhum bu Ḳattāl zeng ile Ḳattāl zeng’nüñ ¹⁴ruḫṣatı olmaduḳça ceng olunmaz ẓann iderem.

Likin elem çekme cevāb virülür bu dürlü olmazsa Ḳattāl’un murādı ¹⁵üzre iḳrār virmege söz yoḳdur a.” didükde bu kez yine Rāy-ı a‛ẓam’un keyfi bozuldı.

¹⁶Bu ṭarafdan Ferāmurẕ dönüp dvāna gelince ūn-ḫār Hind’yi getürdüp İslāma teklf eyledi ūn-ḫār daḫı ¹⁷müslümān olup Ferāmurẕ’a bende oldı ve ḫil‛at-ı ḥāṣ virüp gūşuna ḫalḳa ṭaḳdı ve ser-ḫalḳa yiri ¹⁸gösterdi. Cāsūslardur bu ḫaberi alup āndan Rāy-ı a‛ẓam’a iletdiler. Rāy-ı a‛ẓam’un ġamı ziyāde oldı. Ol ¹⁹gice daḫı mürūr idüp çün ṣabāh oldı. Yine iki leşker süvār olup ‛azm-i meydān eylediler. Behrām-ı gerden-keş, ²⁰meydāna girüp Ferāmurẕ’uñ öñin aldı. Başladılar yine cenge ta ḳubbe-i felege gün gelince ceng idüp ‛āḳıbet ²¹Ferāmurẕ bir ḍarb-ı şedd urdı ve Behrām men‛

idemeyüp raḫşından ser-nigūn olurken Ferāmurẕ düvālinden ḳapup ²²ḳolına aldı ve Ḳırṭās-ı merdüm semere virüp ‛alem sāyesine gönderdi. Rāy-ı a‛ẓam eleminden fl- bānlara emr-eyledi. ²³Ferāmurẕ’uñ üzerine ḳırḳ elli ḳadar cengçi flleri sürüp ḥavāle eylediler. Fllerdür ḫorṭumların büküp ²⁴kükreyüp Ferāmurẕ’uñ üzerine yürüdiler. Her birinüñ üzerinde gönden ḳal‛alar içinde dörder Hind ellerinde ²⁵kemān Ferāmurẕ bunları görüp fi’l-ḥāl ḳutupdan inüp Ferāmurẕ zr ü zeber tengine muḥkem metānet virüp üzerine süvār [122b] oldı ve girü ‛askere baḳup Ḳırṭās’a “Var söyle bir kimse yürümesün.” diyüp ve nze-i İskenderi silküp ²bu flleri ferşledi ve aralarına girüp nze

(44)

ile üzerlerinde olan gönden ḳal‛aları yıḳup Hindler fller ayaġı ³altında pāy-māl oldılar.

Flleri birbirlerine ḳatup bunlaruñ ḫāh-nā-ḫāh yüzlerin döndürdi. Rāy-ı a‛ẓam gördi

fllerüñ yüzi döndi. Yüz elli fl daḫı ṣaldı. Ferāmurẕ bu fller ile ceng idüp nzeden usandı. Bu kerre tġ-ı āteşin ‛uryān idüp fllerüñ ḫortumların kesüp ‛āḳıbet anları daḫı gerüye sürdi. Rāy-ı a‛ẓam emr eyledi bütün flleri bir uġurdan sürüp ardınca ‛askere dest-māl ṣaldı. On kerre yüz biñ ‛asker bir uġurdan na‛ralar urup tġların ‛uryān idüp yürüdiler. ‛Asker yürüyince ġayrı Ra‛d-ı cihān-sūz daḫı na‛ra urup bir ṭarafdan yüridi.

‛Adlān-ı teber-dār bir ṭarafdan yüridi. Ṭanṭanuş-ı ciger-dār bir ṭarafdan yüridi. İslām

‛askeri bu ḥāli görüp ⁹Muṭahhar Şāh daḫı fermān eyledi. Dv ve perr ‛askerinden ġayrısı cümle yüriyüp iki ‛asker birbirlerine ḳarıldı ¹⁰ve ḳatıldı. Yiryüzi penbe miāl atıldı. Aḳ at, ḳara at hem-reng olup ḳoca ve cüvān belürsüz oldı ¹¹bir ceng-i maġlūben oldı kim dde-i beşer görmiş degil idi. Pehlüvānlar ṭaraf ṭaraf ceng idüp giderken ḥikmet-i

¹²udā, Cihān-baḫş cihan-ārā, fller arasına düşdi. Ne gördi kim pederi Ferāmurẕ fller ile öyle ceng eyler kim felekde ¹³melekler ḫayrān olur. Bir ṭarafdan Cihān-baḫş da cenge durdı. Nā-gāh Feraḫzād āḳānı ol araya gelüp fller ¹⁴gürūhuna düşdi. Ceng ide ceng ide Ferāmurẕ’a yaḳın vardı. Ferāmurẕ gördi Ferāḫzād’uñ gergedānın fller [123a]

fller ḫortumla çalup düşürdiler. Bu kerre Feraḫzād, piyāde ḳalḳup piyāde ceng eylemege başladı ammā zebūn ²oldı. Ḳırṭās görüp Ferāmurẕ’a ḫaber eyledi. Ferāmurẕ dönüp irişdi, gördi. Ferāḫzād āḳān’ı ġayret cengin ³eyler ġayrı şöyle ḳalmış na‛ra urup flleri Ferāḫzād üzerinden perākende eyledi. Ferāḫzād daḫı Ferāmurẕ’ı görünce

(45)

ḳuvvet-i ḳalb ḥāṣıl idüp ġayretlendi. ‛Āşıḳāne cenge başladı. Ḳırṭās varup fi’l-ḥāl Ferāḫzād’a bir gergedān irişdürüp süvār eyledi. Bu kerre Ferāḫzād Ferāmurẕ’uñ ḳafasından ayrılmayup ikisi ceng iderek Cihān-baḫş’uñ ceng eyledügi yire geldiler.

Gördiler Cihān-baḫş bir miḳdār ḳalmış. Ḳılıç urup Cihān-baḫş’uñ üzerinden flleri

irince Cihān-baḫş ḳuvvet bulup üçi fllerin ġayrı yüzlerin Rāy-ı a‛ẓam ordusına döndürüp ḳafasına düşdiler.

Berüde ceng enāsında ittifāḳ Ra‛d ile Mülk-i seyf birbirlerine muḳābil gelüp cenge durdılar. Ṭanṭanūş daḫı Ḳanāṭur zeng’ye rast gelüp cenge durdı. Ammā Ḳahhār-ı a‛ẓam ceng idüp giderken gördi kim Evrān-ı ¹⁰āhendür yedek raḫşı düşüp piyāde ‛asker-i Hind araya alup dört cānibden tr ü bārān idüp üzerine ḳırḳ ¹¹elli ḳadar yirden kemend atmışlar ġayrı zaḫm-dār idüp zebūn eylemişler. Bende çekmek murād iderler Ḳahhār-ı a‛ẓam na‛ra ¹²urup Evrān’uñ üzerinden ‛asker-i Hind’i perşān eyledi, kemendleri kesdi. Evrān, Ḳahhār’ı görince ġayrete ¹³gelüp bir gergedāna süvār Hind

pehlüvānın çeküp gergedānından indürdi ve gergedāna süvār olup Ḳahhār-ı a‛ẓam’a ḳafa-dār ¹⁴oldı. Rāy-ı a‛ẓam üzerine döñdiler.

Bu ṭarafdan Ḳahḳaşān-ı ẕr-dest Ṭumṭurāḳ-ı pūlād-dest ile muṣāḥabāt ¹⁵iderek müṣādif düşüp Ṭumṭurāḳ, Ḳahḳaşān’a ḳafa-dār oldı. Baṣdılar ṣaṭurı önlerinde olan

‛askere, ¹⁶Rāy-ı a‛ẓam üzerine döñdiler. Ammā cümleden muḳaddem, fller can acısından girüye dönüp ordıya ṭoġrı ¹⁷yüridiler. Kimisi daḫı ḫāṣ alaya yüridi. Rāy-ı a‛ẓam bunı görüp şaşdı. Nice idecegin bilemedi. ¹⁸Elin ovuşdurmaġa başladı ve Liṭān vezre

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :