15. yüzyıla ait Şehname tercümesi (Giriş-metin-sözlük)

3361  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

15. YÜZYILA AİT ŞEHNAME TERCÜMESİ (GİRİŞ-METİN- SÖZLÜK)

Doktora Tezi

Hazırlayan MUSTAFA KUĞU

Tez Danışmanı

Yrd. Doç. Dr. M. LEVENT YENER

Çanakkale 2017

(2)
(3)
(4)

i

ÖZET

15. Yüzyıla Ait Şehname Tercümesi (Giriş-Metin- Sözlük)

Çalışmamıza konu olan eserin bilinen dört nüshası vardır. Bu nüshalardan TSMK Hazine Kitaplığı bölümünde 1518 demirbaş numarası ile kayıtlı olan nüsha çalışmamıza temel alınmıştır. Hicri 854/1450 tarihinde istinsah edilen bu eserin mütercimi ve müstensihi belli değildir. 328 varaktan oluşan eserde her varakta 25 satır bulunmaktadır. Şehname’nin ikinci nüshası Tsmk Bağdat Kitaplığı bölümünde 284 demirbaş numarası ile kayıtlıdır.

Oldukça güzel bir nesihle yazılan bu nüsha düzeltmeler için kullanılmıştır. Çalışmamızın üçüncü nüshası olan İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları, nr.

101 demirbaş numarasıyla kayıtlı nüshanın başı eksiktir ve ciltleme esnasında sayfalar karışmıştır. Bundan dolayı bu nüsha düzeltmeler için kullanılmamıştır. Şehname’nin son nüshası olan dördüncü nüsha ise Avusturya Ulusal Kütüphane’de (Österreichische Nationalbibliothek, Cod. Mixt. 709 Han) bulunmaktadır.

Şehname üzerinde yaptığımız çalışma giriş, metin, dizin/sözlük olmak üzere üç bölümdür. Giriş bölümünde Anadolu’da yapılmış Şehname çevirileri, bu çevirilerin nüshaları ile üzerinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi. Eserin konusu ve içeriğinden söz edildi, eserin nüshaları tanıtıldı. Metnin kuruluşundan izlenen yol ve sözlük düzeni açıklandı.

Metin bölümünde ise Tsmk Hazine Kitaplığı bölümünde 1518 demirbaş numarası ile kayıtlı olan nüshanın transkripsiyonlu metni hazırlandı. Metin kısmı, metnin daha rahat anlaşılabilir olması için noktalama işaretleriyle yeniden düzenlendi ancak metnin yapısını bozacağı endişesi ile paragraf şeklinde düzenlenmedi. Farsça bölüm başlıkları eserin özgün yapısının muhafazası için Arap harfleriyle yazıldı, başka bir tasarrufa gidilmedi. Varak ve satır numaraları parantez içinde gösterildi. Metnin eksik kalan kısımları ya da yanlış yazılan kelimeler Tsmk Bağdat Kitaplığı 284 nühsasından tamamlandı, ve bunlar dipnotla gösterildi.

Dizin ve sözlük bölümünde ise metinde geçen tüm kelimeler geçtiği varak ve satır numaraları da gösterilerek alfabetik olarak dizildi, dizin ve sözlük oluşturuldu. Madde ve ara madde, birleşikler deyim ve atasözleri anlamlandırıldı. Kelimelerin sadece bağlamla ilişkili olan anlamları verildi. Metinde geçen kişi ve yer adları da madde başı yapıldı.

Tıpkıbasım bölümünde 1b-5a; 150b-155a; 323b-328a arası varaklar örnek olarak konuldu.

(5)

ii

ABSTRACT

A Shahname Translation Belongs to the 15th Century

The work, which is the subject matter of our study, has four copies. Of these copies, the one registered with the inventory number 1518 in Tsmk Library of Treasury was taken as a basis. The copyist and the translator of this work which copied AH 854/1450 is unknown. There are 25 lines in each page of this work, which consists of 328 pages. The second copy of Shahnameh is registered with the inventory number 284 in TSMK Baghdad Library. This copy which was written with a beautiful naskh was used for corrections. The third copy of Shahnameh, Muallim Cevdet Manuscripts is registered with the inventory number 101 in Istanbul Municipality, Atatürk Library but its first pages are missing and its pages were jumbled during the binding. Therefore, this copy was not used for corrections.

The fourth and latest copy of Shahnameh is being preserved at Austrian National Library (Österreichische Nationalbibliothek, Cod. Mixt. 709 Han).

Our study on Shahnameh is composed of three parts; introduction, the main text and the index/dictionary. In the introduction part, information about the translations of Shahnameh made in Anatolia and the studies carried out on the copies of these translations was given. The theme and the content of the work were mentioned and the copies were presented. Information about the way in which the text was developed and the order of the dictionary was given.

In the main text of our study the transcription of the copy, registered with the inventory number 1518 in Tsmk Library of Treasury, was prepared. The text was rearranged with punctuation marks in order to make the text more intelligible. However, it was not arranged in paragraphs for the fear that it could harm the structure of the text. Persian chapter headings were written in Arabic alphabet in order to preserve the authenticity of the work, and no other changes were made. Page and line numbers were given in parentheses. The missing parts of the text or misspelled words were completed and corrected from the copy 284 from Tsmk Baghdad Library, and these were shown in the footnotes.

In the index and dictionary part, all the words in the text were indexed alphabetically with their page and line numbers; the index and dictionary were formed. Meanings of glossary items and sub items, compound words, idioms and proverbs were explained.

Meaning of words were explained only contextually. The person and place names mentioned in the text entered to glossary.

(6)

iii

ÖN SÖZ

Bugün için bakıldığında efsanevi ve olağanüstü özellikleriyle gerçekçi bulmadığımız destanlar, aslında bir milletin hafızasıdır. Fars edebiyatının en ünlü eserlerinden biri olan Şehname, Fars padişahlarının hayatlarını, savaşlarını ve kahramanlıklarını anlatırken hayat bulduğu dönemin zihniyetini de yansıtmaktadır. Şehname çevirisini çalışmak Farsların eski yaşantılarının nasıl olduğunu anlamaktan öte 15. yy. Türkçesinde bizim bunları hangi kelimelerle nasıl ifade ettiğimizi ortaya çıkarmak bakımından önemlidir. Çünkü Şehname’de, anlatının temelini oluşturan ve hayatın her alanında kıyasıya yaşanan iktidar mücadelesinin şekillendirdiği insan ve toplum ilişkileri gündelik dilin bütün imkanları kullanılarak akıcı ve etkileyici bir biçimde aktarılmıştır. Bu bakımdan çalıştığımız eser, atasözü ve deyimler bakımından oldukça zengindir. Aynı zamanda bu çalışma 15. yy.

Türkçesinin söz varlığını ortaya koymanın yanısıra tercüme yaklaşımının nasıl olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir.

Şehname üzerinde yaptığımız çalışma giriş, metin, dizin/sözlük olmak üzere üç bölümdür. Giriş bölümünde Anadolu’da yapılmış Şehname çevirileri, bu çevirilerin nüshaları ile üzerinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi. Eserin konusu ve içeriğinden söz edildi, eserin nüshaları tanıtıldı. Metnin kuruluşunda izlenen yol ve sözlük düzeni hakkında açıklamalar yapıldı.

Metin bölümünde ise Tsmk Hazine Kitaplığı bölümünde 1518 demirbaş numarası ile kayıtlı olan nüshanın transkripsiyonlu metni hazırlandı. Metin kısmı metnin daha rahat anlaşılabilir olması için noktalama işaretleriyle yeniden düzenlendi ancak metnin yapısını bozacağı endişesi ile paragraf şeklinde düzenlenmedi. Eserin Farsça başlıkları özgün yapısını korumak için Arap harfleriyle yazıldı, başka bir tasarrufa gidilmedi. Varak ve satır numaraları parantez içinde gösterildi. Metnin eksik bölümleri ve müstensih hatası olan kelimeler TSMK Bağdat Kitaplığı bölümü 284 demirbaş numarasıyla kayıtlı nüshadan tamamlandı ve bunlar dipnotla gösterildi.

Sözlük ve dizin bölümünde ise metinde geçen tüm kelimeler geçtiği varak ve satır numaraları da gösterilerek alfabetik olarak dizildi, dizin ve sözlük oluşturuldu. Madde ve ara madde, birleşikler deyim ve atasözleri anlamlandırıldı. Kelimelerin sadece bağlamla ilişkili olan anlamları verildi. Metinde geçen kişi ve yer adları da madde başı yapıldı.

Eserin bilinen dört nüshası vardır. Çalışmamıza Tsmk Hazine Kitaplığı bölümünde 1518 demirbaş numarası ile kayıtlı olan nüsha temel alındı. Hicri 854/1450 tarihinde istinsah

(7)

iv

edilen bu eserin mütercimi ve müstensihi belli değildir. 328 varaktan oluşan eserde her varakta 25 satır bulunmaktadır. Şehname’nin ikinci nüshası Tsmk Bağdat Kitaplığı bölümünde 284 demirbaş numarası ile kayıtlıdır. Oldukça güzel bir nesihle yazılan bu nüsha düzeltmeler için kullanılmıştır. Çalışmamızın üçüncü nüshası olan İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları, nr. 101 demirbaş numarasıyla kayıtlı nüshanın başı eksiktir ve ciltleme esnasında sayfalar karışmıştır. Bundan dolayı bu nüsha düzeltmeler için kullanılmamıştır. Şehname’nin son nüshası olan dördüncü nüsha ise Avusturya Ulusal Kütüphane’de (Österreichische Nationalbibliothek, Cod. Mixt. 709 Han) bulunmaktadır.

Çalışmalarım boyunca benden yardımını esirgemeyen ve her konuda yol gösterici olan değerli hocam Prof. Dr. Zafer ÖNLER’e, uzun ve yorucu geçen tez döneminde bana her zaman vakit ayıran ve yardımların esirgemeyen tez danışmanım Yrd. Doç Dr. M. Levent YENER’e, Çin, Şangay Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak bulunduğu zamanlarda bile ne zaman ihtiyacım olsa benden yardımını ve dostluğunu esirgemeyen Doç. Dr. Murat ELMALI’ya, tez konusu seçmemde bana tavsiyeleri ile yardımcı olan ve her konuda değerli görüşlerini benden esirgemeyen Yrd. Doç. Dr. Mehmet GÜRLEK’e, okuyamadığım kelimelerin okunmasında yardımlarını esirgemeyen Yrd. Doç. Dr. F. Hakan ÖZKAN’a, Farsça unsurların okunmasında yardımcı olan ve kaynaklarını benimle paylaşan Prof. Dr.

Mehmet KANAR’a ve çalışmam boyunca benden desteğini ve sevgisini hiç eksik etmeyen biricik eşim Şeyda BALLI KUĞU’ya teşekkür ederim.

26.05.2017 Mustafa KUĞU

(8)

v

İÇİNDEKİLER

ÖZET i

ABSTRACT ii

ÖN SÖZ iii

İÇİNDEKİLER v

KISALTMALAR vii

GİRİŞ

1.1. Firdevsi 1

1.1.2. Şehname 2

1.2. Türkçedeki Şehname çevirileri 3

1.2.1. Manzum çeviriler 4

1.2.1.1 Tsmk Hazine Kitaplığı 1519 4

1.2.1.2 Tsmk Hazine Kitaplığı 1522 4

1.2.1.3 Tsmk Hazine Kitaplığı 1520 4

1.2.1.4 Tsmk Hazine Kitaplığı 1521 4

1.2.1.5 Süleymaniye Kütüphanesi Damat İbrahim Paşa 983 5

1.2.1.6 Millet Kütüphanesi-1184 5

1.2.1.7 New York Public Library Spencer Collection - Turkish

Manuscprit: 1 5

1.2.1.8 Londra British Museum The Oriental İndia Office

Collections 0/C or, 7204 5

1.2.1.9 Londra British Museum The Oriental İndia Office

Collections 0/C or, 1126 5

1.2.2. Mensur çeviriler 5

(9)

vi

1.2.2.1. Tsmk Hazine Kitaplığı 1116 5

1.2.2.2. Tsmk Hazine Kitaplığı 1518 6

1.2.2.3. Österreichische Nationalbibliothek, Cod. Mixt. 709 Han 6

1.2.2.4. Tsmk Bağdat Kitaplığı 284 6

1.2.2.4. İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Muallim

Cevdet Yazmaları, nr. 101 7

1.2.2.5. Uppsala University Library, Celsing, nr. 1 7 1.2.2.6. İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi nr. 6131 7 1.2.2.7 Süleymaniye Kütüphanesi Hüsrev Paşa, nr. 370 8 1.3. Tsmk Hazine Kitaplığı 1518 Şehname Çevirisi 8

1.3.1. Eser hakkında genel bilgiler 8

1.3.2. Eserin müellifi ve istinsah tarihi 10

1.3.3. Eserin nüshaları 10

1.4. Sözlüğün düzeni 10

1.5. Metnin kuruluşunda izlenen yol 12

METİN 15

DİZİN VE SÖZLÜK 854

SONUÇ 3325

KAYNAKÇA 3334

TIPKIBASIM ÖRNEKLERİ 3337

(10)

vii

KISALTMALAR a.g.e. Adı geçen eser a.g.m. Adı geçen madde

Ar. Arapça

B. TSMK Bağdat Kitaplığı 284

bk. bakınız

EAT Eski Anadolu Türkçesi

Far. Farsça

İt. İtalyanca

krş. Karşılaştırınız Moğ. Moğolca Sog. Soğdca

T. Türkçe

Tsmk Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi vb. ve benzerleri

Yun. Yunanca

[Minyatür] Geçtiği varkata minyatür olduğunu ifade eder.

+ İsim kök ve gövdesine gelen ekten önce kullanılır - Fiil kök ve gövdesibe gelen ekten önce kullanılır (?) Anlamı tespit edilemeyen ya da anlamından emin olunamayan kelime

[…] Okunamayan kelime

(11)

1

GİRİŞ 1.1. Firdevsî1

İran’ın dünyaca ünlü milli destanı Şehname’nin müellifi Firdevsî, 940 yılında Tus şehrine bağlı Tâberân’ın Bâz köyünde doğdu. Künyesi Ebü’l-Kâsım, lakabı Fahreddin, mahlası Firdevsî’dir. Babası Tus ırmağının bir kolu olan Abrahe çayı kenarında “Firdevs”

adıyla bilinen bir bağın sahibi olması nedeniye “Firdevsî” mahlasını almıştır.

Edebiyata, geleneğe uyarak gazel ve kasideyle başlayan Firdevsî, yaşadığı çevreden ve özelikle de ailesinden aldığı ulusal bilinçle Fars tarihine yöneldi, babasından ve Zerdüşt rahiplerden daha o tarihte unutulmaya yüz tutmuş olan Pehlevi dilini öğrendi. Bunda İran’ın İslâm öncesi tarihine ait Pehlevi dilinde yazılmış bazı eserlerin ortaya çıkarılmasının ve bunların “yeni Farsçaya” çevrilmeye başlanmasının etkisi büyüktür.

Firdevsî, Şehname’yi 980-990 yılları arasında yazmaya başlamıştır. Oldukça hacimli bir eser olan Şehname’nin yazımı yaklaşık 30 sene sürmüş bunda parçalar halinde derlenmiş olan destanların bir araya getirilmesinin uzun sürmesi etkili olmuştur. Bu uzun ve yorucu çalışmaya nasıl bir saikle başladığı ve kimlerden himaye gördüğü açık değildir. Şehname’nin mukaddimesinden öğrendiğimize göre kendisini Tus’ta bir dostu teşvik etmiş ve Abu Mansur b. Muhammed adında bir zattan maddi yardım görmüştür. Bunların dışında çeşitli kaynaklarda Tuslu yönetici ve zenginlerden yardım gördüğünden de bahsedilmektedir.

Firdevsî, parça parça yazmaya başladığı eserinin ilk redaksiyonunu 1003-1004 yılları arasında bitirmiş; eser 1018 yılından sonra son şeklini almıştır. Şehname’nin tamamlanması sonrasında eserini sunacak bir hükümdar arayışına giren Firdevsî, eserini döneminin büyük hükümdarı Gazneli Sultan Mahmud’a sunmuş ancak çeşitli nedenlerden dolayı beklediği iltifata kavuşamamıştır.

Bir rivayet göre eserini devrin büyük hükümdarı Gazneli Sultan Mahmud’a ithaf etmek isteyen Firdevsî, bu amaçla Gazne’ye gelmiştir. Eserini Sultan’a takdim etmiş ancak çevresindeki devlet adamlarının olumsuz yönlendirmeleri ve Gazneli Sultan Mahmud’un Farsça bilmemesi gibi nedenlerle eserin değeri Sultan tarafından anlaşılamamıştır. Ödül

1 Firdevsi ile ilgili bilgiler dipnotda gösterilen kaynaklardan özetlenerek alınmıştır. Daha geniş bilgi için bk.:

Mehmet Kanar, “Firdevsî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. XIII, s. 125-127.; H. Ritter,

“Firdevsî” İslam Ansiklopedisi c. ІV, s. 643-649.; Mehmet Necati Lugal, (Ön söz: Nimet Yıldırım) Şahnâme, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2009., s. 15-20; Mehmet Necati Lugal, (Ön söz: Kenan Akyüz) “Şehname”, MEB Yayınları, İstanbul 1994.

(12)

2

olarak verilen 60 bin dirhemi kendisine ve eserine hakaret sayan Firdevsî, bu parayı çeşitli kişilere ihsan olarak dağıtmış ve bu kızgınlıkla Gazneli Sultan Mahmud’a bir hicviye yazmıştır.

İkinci rivayete göre eseri okuyan Sultan: “Benim ordumda Rüstem’den güçlü onlarca asker var.” demiş, Firdevsî de: “Ama Tanrı Rüstem gibisini bir daha yaratmadı.” cevabını verince Sultan’ı kızdırmış ve canını Herat’a kaçarak ancak kurtarabilmiştir. Burada da Gazneli Sultan Mahmud hakkında 100 bin beyitlik bir hicviye yazmıştır. Sultan’ın bu şekilde davranmasını, Şehname’de Türklerin küçük düşürülmesine ve Firdevsî’nin Şii olması nedeni ile Sünni olan Sultan’ın mezhebî tutuculuğuna bağlayan araştırmacılar da vardır.

Üçüncü rivayete göre Firdevsî Gazne’den ayrılmış ve Taberistan’a giderek ve Bavend hanedanından Emir İspehbed Şehriyar’a sığınmıştır. Şehname’yi ve Gazneli Sultan Mahmud hakkında yazdığı hicviyeyi Emir’e sunan Firdevsî, beklediği iltifatı görememiş, Emir, Sultan’a duyduğu saygıdan dolayı hicviyeyi alıp yakmış ve Firdevsîye bundan kimseye bahsetmemesini tembihlemiştir.

Daha sonra doğduğu şehir olan Tus’a dönen şair ömrünün geri kalanını yoksulluk içinde geçirmiş ve burada 1021 yılında vefat etmiştir. Ölüm tarihi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüş ancak şehnamedeki ifadeler ve tezkirelerdeki kayıtlar dikkate alınarak 1021 tarihinde karar kılınmıştır.

1.1.2. Şehname2

İran’ın en ünlü milli destanı ve Firdevsî’nin günümüze ulaşan tek eseri olan “Şehname, İran’ın İslâmiyet’i kabul etmeden önceki bin yıllık tarihini masal ve kahramanlık hikayeleri çerçevesinde anlatan manzum eserdir.”3. Firdevsî, 980 veya 990 yılında bölümler halinde yazmaya başladığı eserinin 1003-1004 yılları arasında ilk redaksiyonunu bitirmiş, eser 1018 yılından sonra son şeklini almıştır.

“Gerçek bilgileri destansı bilgilerle harmanlayarak anlatan Şehname’de olaylar Pîşdâdîler, Keyânîler, Eşkânîler ve Sâsânîler dönemlerinde geçer. Cemşîd, Dahhâk, onunla

2 Şehname ile ilgili bilgiler dipnotda gösterilen kaynaklardan özetlenerek alınmıştır. Daha geniş bilgi için bk.:

Mehmet Kanar, “Şahname”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. XXXVIII, s. 289-292.; H. Ritter,

“Firdevsî” İslam Ansiklopedisi c. ІV, s. 643-649.; Mehmet Necati Lugal, (Ön söz: Nimet Yıldırım)

“Şahnâme”, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2009, s. 18-23.; Mehmet Necati Lugal, (Ön söz: Kenan Akyüz)

“Şehname”, MEB Yayınları, İstanbul 1994.

3 Çağdaş Adıyeke, “Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Beşir Ağa 486 Numaralı Firdevsî Şehnâmesi Minyatürleri (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi)”, İstanbul 2006, s. 8.

(13)

3

savaşan demirci Gâve, Ferîdun, Yedi güç işi başaran Zaloğlu Rüstem, Turan ülkesinin hükümdarı Efrasiyap(Alp Er Tonga), Keykâvus, Keyhüsrev, İsfendiyâr, Dârâ, İskender gibi simalar yer alır.4”. Kıran kırana geçen iktidar mücadelerinin başarılı savaş ve doğa tasvirleriyle anlatıldığı Şehnamede, az da olsa kahramanların yaşadığı aşk hikayelerine yer verilmiştir. Firdevsî, “Menije ve Bijen” gibi aşk konulu hikayeler yazarken sanatkar ve musikişinas bir kadın olan eşinden yardım görmüştür. Türklerle yapılan savaşlar nedeniyle Türk kültürüne ait bilgiler de aktarılır.

Çok sıkıntı çektim bu otuz yılda / Dirilttim Farslıyı ben bu Farsçayla dizeleriyle Şehname sayesinde Farslıları yeniden dirilttim diyen Firdevsî’nin eserini sadece bir hikaye kitabı olarak değerlendirmek yanlış olur. “Eserde Fars’ın tarihsel ve efsanevi gelenekleri, İslami döneme kadar hemen hemen bütün olaylar hakkındaki bilgiler bir araya toplanmıştır.

Şehname’de eski Fars hikayeri yanında felsefi, ahlaki konulara değinilmiş, kahramanlık şiirlerinin yanısıra diğer şiir türlerine de yer verilmiştir.”5

Mesnevi tarzında aruzun feûlün, feûlün, feûlün, feûl vezniyle yazılan Şehname ortalama 60 bin beyitten oluşmaktadır. Üslubu oldukça sadedir. Söz sanatlarına çok az yer verilmiştir. Firdevsî, Farsçayı bir yazı dili haline getirmeyi amaçladığından Arapça kelime kullanmaktan özellikle kaçınmıştır. Bu nedenle eserde Arapça kelime sayısı oldukça azdır.

Şehname, Sadi’nin Gülistan’ından sonra Fars edebiyatında en çok taklit edilen eserdir.

Fars padişahların hayatlarını, savaşlarını ve kahramanlıklarını anlatan Şehname, Osmanlı sultanları tarafından da çok beğenilmiş, kendileri için Selimnâme, Süleymannâme, Şehinşehname gibi adlarla şehnameler yazdırmışlardır.

Şehname’nin bilinen ilk Türkçe çevirisi Sultan II. Murad’ın emriyle yapılan çalışmadır. Mensur bir çeviri olan bu eser, aynı zamanda tezimizin de konusudur.

1.2. Türkçedeki Şehname Çevirileri

“Firdevsî Şehnamesi’nin Türkçe tercümeleri arasında bilinenlerden en eskisi, II.Murad (1421-1451) dönemine aittir, h.854/m.1450 yılında nesir olarak yazılmıştır, tercümeyi yapan kişi bilinmemektedir.6” Bu tercümenin Türkiye kütüphanelerinde üç resimli nüshası (Tsmk,

4 Mehmet Kanar, a.g.m. s. 290.

5 Nimet Yıldırım, Şahnâme II, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2016, s. 25.

6 Çağdaş Adıyeke, a.g.e. s.13.

(14)

4

H.1116, H.1518, B.284) mevcuttur.7 “Şehname’nin tek manzum çevirisi Diyarbakırlı Şerifi tarafından yapılmıştır.8

1.2.1. Manzum çeviriler

1.2.1.1 Tsmk Hazine Kitaplığı 1519

Şerîfî’nin Şehname çevirisi, Şehname’nin Türkçedeki tek manzum çevirisidir. TSMK Hazine Kitaplığı 1519 demirbaş numarası ile kayıtlı olan bu eser toplam 1170 varaktan oluşmaktadır. Güzel bir nesihle yazılmış olan eserin her sayfasında iki sütün halinde yirmi beş beyit bulunmaktadır. Müellif hattıdır, başta ilk iki sayfa tezhiplidir. Eserde birinci ciltde 37, ikinci ciltte ise 24 olmak üzere toplam 61 minyatür vardır. Eserin tamamı 56506 beyitten oluşmaktadır. Eser, Şehname vezninden farklı olarak mefâîlün, mefâîlün, feîlün vezniyle yazılmıştır.9

1994 yılında 1. cildi Zuhal Kültüral, 2. cildi ise Latif Beyreli tarafından doktora tezi olarak çalışılmıştır: Dr. Zuhal, Kültüral, Latif Beyreli, “Şerîfî Şehname Çevirisi” I, II / Sözlük, (Yayınlanmış Doktora Tezi), İstanbul, 1994

1.2.1.2 Tsmk Hazine Kitaplığı 1522

Ali Ağa tarafından 1544’te intinsah edilmiş tek ciltlik bir çeviri olan bu eser Şerîfî çevirisinin bir nüshasıdır. 582 varak olan eser harekeli nesihle dört sütün halinde yazılmıştır.

Son sayfası eksiktir. Bu nüshada 55 minyatür vardır.10 1.2.1.3 Tsmk Hazine Kitaplığı 1520

Şerîfî çevirisinin bir diğer nüshası olan bu eser 310 varaktır. Çeviri, Luhrasb’ın tahta çıkışıyla sona ermektedir. Dört sütün halinde harekeli nesihle yazılmış olan eserde her sayfasa yirmi beş beyit vardır. İlk iki sayfası tezhiplidir. Müstensihi belli değildir.11

1.2.1.4 Tsmk Hazine Kitaplığı 1521

Şerîfî çevirisinin İstanbul’da istinsah edilen bir diğer nüshasıdır. 617 varaktır. Oldukça yıpranmış bir nüshadır. Luhrasb’ın tahta çıkışına kadar olan bölümü içerir.12

7 Çağdaş Adıyeke, a.g.e. s.13.

8 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, Şerîfî Şehnâme Çevirisi I, II, III, IV, TDK Yayınları, Ankara, 1999.

9 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 21.

10 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 21.

11 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 21, 22.

12 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 22.

(15)

5

1.2.1.5 Süleymaniye Kütüphanesi Damat İbrahim Paşa 983

Şerîfî çevirisinin bir diğer nüshası olan eser, büyük boy ve 586 varaktır. Dört sütün halinde talikle yazılmıştır. Müstensihi belli değildir. Minyatür için bırakılan boşlukların çoğu tamamlanmadığı için minyatür sayısı azdır.13

1.2.1.6 Millet Kütüphanesi - 1184

Şerîfî çevirisinin bir diğer nüshası olan eser 281 varak olup harekesiz talik ve nesih karışımı bir hatla yazılmıştır ve çerçevesizdir. Her sayfada yirmi beş beyit vardır.

Şehname’nin ikinci cildidir. Müstensihi belirsizdir.14

1.2.1.7 New York Public Library Spencer Collection - Turkish Manuscprit: 1 Dört sütün halinde güzel bir talikle yazılan eser 593 varaktır ve Şerîfî tercümesinin bir diğer nüshasıdır. Derviş Abdî-i Mevlevi tarafından istinsah edilmiştir. Minyatürleri açısından Şerîfî tercümeleri içerisinde en güzel olan nüshadır.15

1.2.1.8 Londra British Museum The Oriental İndia Office Collections 0/C or, 7204

Şerîfî çevirisinin bir diğer nüshası olan bu eser, Luhrasb’ın tahta çıkışına kadar olan bölümü içermektedir. 289 varaktır. Şehnamenin birinci bölümüdür. Harekeli sayılabilecek bir nesihle dört sütün halinde yazılmıştır.16

1.2.1.9 Londra British Museum The Oriental İndia Office Collections 0/C or, 1126

Büyük boy 622 varak olan bu nüsha Şerîfî çevirisinin bir diğer nüshasıdır. Yazı tamamen harekelidir.17

1.2.2. Mensur çeviriler

1.2.2.1. Tsmk Hazine Kitaplığı 1116

TSMK Hazine Kitaplığı bölümü 1116 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan ve 330 varak,

13 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 22.

13 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 22.

14 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 23.

15 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 23.

16 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 23.

17 Dr. Zuhal Kültüral, Dr. Latif Beyreli, a.g.e. s. 23.

(16)

6

6 minyatürden oluşan bu eser, çalıştığımız eserin birinci bölümüdür.18 Bu nüsha üzerine daha önce bir çalışma yapılmamıştır.

1.2.2.2. Tsmk Hazine Kitaplığı 1518

TSMK Hazine Kitaplığı bölümü 1518 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan bu eser 328 varaktan oluşmaktadır. İlk sayfası altın yaldızlı olup her varakta yirmi beş satır vardır.

Harekeli bir nesihle yazılmıştır. Metinde yazı belirsiz aralıklarla değişmektedir. Bölüm başlıkları kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Müstensihi belli değildir. İçinde 9 minyatür barındıran eserin dili akıcı, üslubu etkileyicidir. Mensur bir eser olmasında rağmen felsefi ve ahlaki meseleler, genel olarak manzum bir şekilde ifade edilmiştir. Bu nüsha üzerine daha önce bir çalışma yapılmamıştır.

1.2.2.3. Österreichische Nationalbibliothek, Cod. Mixt. 709 Han

Alman şarkiyatçı G. Flügel, Viyana Saray Kütüphanesi için yaptığı katalog çalışmasında Türkçe şehname çevirilerinden bahseder.19 Bu çevirilerden 505 nolu eser çalıştığımız eserin bir diğer nüshasıdır. Avusturya Ulusal Kütüphanesi’nde Cod. Mixt. 709 Han tasnif koduyla kayıtlıdır.20 Bu nüsha, Flügel’den öğrendiğimize göre 1-52 varaktan oluşan eksik bir nüshadır. Müstensihi belli değildir.

1.2.2.4. Tsmk Bağdat Kitaplığı 284

Eserin ketebesinden öğrendiğimize göre Meşhur Tatar’ın öğrencisi olan Muhammed bin Ali tarafından h. 992 (1584) Ramazan ayında istinsah edilmiştir. Oldukça güzel, harekeli bir nesihle yazılmış olan eserde 11 minyatür vardır. İlk sayfası altın yaldızlı olup 411 varaktan oluşmaktadır. her varakta yirmi beş satır vardır. Bölüm başlıkları altın yaldızla yazılmıştır. TSMK Hazine Kitaplığı bölümü 1518 numaralı nüshanın 16. yy.da istinsah edilmiş bir kopyasıdır. Bu nüsha üzerine çalışma yapılmamıştır. Yapmış olduğumuz tez çalışmasında, bu nüsha okunamayan kelimelerin karşılaştırılması ve eksik kısımların tamamlanması için kullanılmıştır.

18 Filiz Çağman-Zeren Tanındı, “Topkapı Sarayı Müzesi İslam Minyatürleri”, İstanbul, 1979, no.135, s.56.

Serpil Bağcı, “From Translated Word to Translated Image: The Illustrated Şehnâme-i Türkî Copies,”

Muqarnas 27, 2000, s. 162-76.; Fehmi Edhem Karatay, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Türkçe yazmalar kataloğu II, Istanbul, 1961, s. 57-60, no. 2153-158.

19.Gustav Flügel, Die arabischen, persischen, türkischen Handschriften der kaiserlichen und königlichen Hofbibliothek zu Wien I, Vienna, 1865, s. 495-96, no. 505.

20http://data.onb.ac.at/rec/AL00645957

(17)

7

1.2.2.5. İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları, nr.

101

İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları arasında bulunun bu muhtasar Şehname çevirisin mütercimi ve istinsah tarihi bilinmemektedir. Baş tarafı eksiktir.

Muallim Cevdet, eserin bazı bölümlerini “Şark İlyadası Şehname” adıyla neşretmiştir.21 Eser oldukça kötü bir tamir görmüş, muhtemelen tamir sonrası ciltlenirken bazı bölümler birbirine karışmış ve satırlar tamir esnasında kullanılan şeritlerle kapatılmıştır.

1.2.2.6. Uppsala University Library, Celsing, nr. 1

“II. Osman’ın emriyle Mehdi mahlaslı Derviş Hasan tarafından yapılan Şehname tercümesi Uppsala University Library, Celsing, nr. 1’de kayıtlıdır. Şehname’nin birinci cildini içeren eserde otuz adet minyatür vardır. Aynı tercümenin ikinci bölümünü içeren nüshası Paris Bibliotheque Nationale’dedir. Bu tercümede bir adet minyatür vardır.22

1.2.2.7. İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi nr. 6131

Mütercimi belli olmayan bu tercüme 3 cilt ve 1178 varaktır. Eserde 104 adet minyatür mevcuttur.23 İlk cildin sonundaki ketebe kaydından istinsahın Derviş Mustafa tarafından 1773 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. Hikaye üslubuyla kaleme alınan bu tercümede geçen deyimler ve atasözleri, argo diye nitelendirilebilecek kelimeler dönemin söz varlığını ortaya koyması bakımından önemlidir.24 Eser üzerine dokuz öğrenci yüksek lisans çalışması yapmıştır:

Eren Aktaş, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 120a-159b Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2005, Marmara Üniversitesi, İstanbul Gkioulsach Sachi, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, III cilt, 121b- 150a Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2005, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Harun Büker, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, II cilt, 120b-150a Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2011, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

21 Zuhal Kültüral, a.g.m. s. 291

22 Zuhal Kültüral, a.g.m. s. 291

23 Orhan Şaik Gökyay, “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri”, Destursuz Bağa Girenler, İstanbul 1982, s. 45-49

24 Zuhal Kültüral, a.g.m. s. 291

(18)

8

İshak Algan, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 160a-200b Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2005, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Mehmet Gürlek, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 380a-408b Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2006, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Özge Karamanlıoğlu, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 200a-230b Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2006, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Seda Keçe, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 2. Cilt 04a-27b Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2010, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Selvet Isparta, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 291a-320b Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2006, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

Şükran Bahar, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehname Çevirisi, 2. Cilt 60b-90a Varaklar Arası, “Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi” 2011, Marmara Üniversitesi, İstanbul.

1.2.2.8 Süleymaniye Kütüphanesi Hüsrev Paşa, nr. 370

“Eyüp Sabri Paşa’nın Şehname çevirisi muhtasar bir çeviri olup Hicri 1227’de (1812) istinsah edilmiştir.25

Şehname’nin günümüz Türkçesine çevirisi, 2016 yılında Nimet YILDIRIM’ın Şehname’nin ikinci cildinin yayınlanmasıyla26 tamamlanmış; böylece Şehname, eksiksiz tam bir çeviriye kavuşmuştur. Bilindiği gibi eserin ilk 20 bin beyti Necati Lugal tarafından çevrilmiş ve Kenan Akyüz önsözüyle yayınlanmıştı.27

1.3. Tsmk Hazine Kitaplığı 1518 Şehname Çevirisi 1.3.1. Eser hakkında genel bilgiler

TSMK Hazine Kitaplığı bölümü, 1518 demirbaş numarası ile kayıtlı olan bu eser toplam 328 varaktan oluşmaktadır. İlk sayfası altın yaldızlı olup her varakta yirmi beş satır

25 Zuhal Kültüral, a.g.e. s. 291.

26 Nimet Yıldırım, a.g.e.

27 Zuhal Kültüral, a.g.m. s. 291.; Mehmet Necati Lugal, (Ön söz: Kenan Akyüz), a.g.e.

(19)

9

vardır. Konu başlıkları kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Sayfa kenarları altın varaklı çift cetvellidir. 182b’de müstensih hatası olarak değerlendirdiğimiz fazladan 26. satır vardır.

İçinde 9 minyatür barındıran eserin dili akıcı, üslubu etkileyicidir.

Mensur bir eser olmasında rağmen felsefi ve ahlaki meseler, genel olarak manzum bir şekilde ifade edilmiştir:

ʿAḳl ėrişmez ḥikmetine Ḫāliḳ’üŋ

Ve hem ėrişmez ḳudretine Ḫāliḳ’üŋ

Kim bu resmile ne ʿibretler ḳılur

ʿAḳl-ı dānā ʿilmine ḥayrān ḳalur

Bī-nihāyetdür Ḥaḳḳ’uŋ ʿilmi yaḳīn

Mālik oldur milki içinde hemīn

Bir ulu şehdür ki aŋa yoḳdur zevāl

Hem eḥaddur hem ṣameddür ẕü-l-celāl

Şehname’nin ikinci bölümü olan eser, Efrasiyab’ın Geng’den kaçması hikayesinin ortasında başlar ve Mahūy-ı Surī hikayesi ile biter. Bölüm başlıkları birkaç Türkçe başlık dışında Farsçadır. Eserin ilk 15-20 varağı kötü sayılabilecek bir tercümedir. Ancak eserin devamında bu tutukluk ortadan kalkmış, mütercim üsluba kendi şahsiyetini ve Türkçenin eşsiz ifade gücünü katmayı başarabilmiştir. Metnin kurgusu oldukça sağlamdır. Savaş sahneleri, karşılıklı mücadeler başarılı bir biçimde yansıtılmıştır. Kahramanların dış görünüşlerinden ruh hallerine kadar yapılan tasvirlerin her biri, basmakalıp ifadelerden uzak, etkileyici ve özgündür. Kahramanların ruh hali iç monolog şeklinde verilmiştir. Bütün bunlar eseri tek yönlü kahramanların hikayelerinin anlatıldığı sıradan bir hikaye kitabı olmaktan çıkartmış, okuyucuya kahramanların dünyasına girme imkanı vermiştir. Eserde savaş sahnelerinin, çevgan oynayan, huzura elçi kabul eden şahların tasvir edildiği 9 adet minyatür bulunmaktadır. Metnin söz varlığı aşağıda tablo halinde verilmiştir.

Türkçe Arapça Farsça Yunanca İtalyanca Moğolca İtalyanca Soğdça

4258 1883 1588 13 2 2 1 1

% 51 % 22,3 %18 % 0,15 % 0,02 % 0,02 % 0,011 % 0,011 Ar.+Tür. Far.+Tür. Özel ad

187 146 400

TOPLAM KELİME SAYISI 8480

% 2,2 % 1,7 % 4,7

(20)

10

1.3.2. Eserin müellifi ve istinsah tarihi

Eserde mütercimi, müstensihi ve istinsah tarihini öğrenebileceğimiz bir ketebe kaydı yoktur. Ancak eserin sonunda geçen “Hicretinden sekiz yüz elli dördünci yılda Sulṭān Murād Ḫān emriyle Türkīye tercüme olundı ve-s-selām.” ifadesi istinsah tarihi hakkında bilgi vermese de yapılan ilk tercümenin tarihini vermesi bakımından önemlidir.

1.3.3. Eserin nüshaları

Eserin nüshaları hakkında bilgi 1.2.2. Mensur çeviriler bölümünde verilmiştir.

1.4. Sözlüğün Düzeni

Metinde geçen yaklaşık 330.000 kelimeyi içeren dizin ve sözlük “Türksöz Diz”

programı ile hazırlanmış kelimeler, birleşik şekilller, atasözü ve deyimler alfabetik olarak listelenmiştir. Kelime ile ilgili ara madde ve birleşik yapılar, deyimler ve atasözleri kelimenin altında gösterilmiştir.

musaḫḫar <Ar. Ele geçirilmiş, tabi kılınmış -19- m. 103a/20

m.+ dur 142b/02

m. eyle- Ele geçirmek 008b/09

m. ḳıl- Ele geçirmek, tabi kılmak 044b/10, 090a/01, 115b/16, 116a/19, 121b/16, 138a/11, 144b/05, 164a/08, 245a/23, 269b/05, 322a/14

m. ol- Tabi olmak, emre ram olmak 019b/03, 020a/18, 089b/21, 141a/11, 141a/13

deryā <Far. 1. Deniz 2. Nehir -78-

d.-yı nīl Nil nehri 127b/13, 200b/20, 222b/22, 234b/10

Madde başları, birleşik yapılar, atasözleri ve deyimler siyah renkte ve kalın yazılmıştır.

Metinde geçen her kelime geçtiği cümle ile değerlendirilmiş ve kelimenin anlamı bağlama göre verilmiştir. Dolayısıyla bir kelimenin sadece bağlamdaki anlamı sözlüğe alınmış, diğer anlamları değerlendirilmemiştir.

Farklı yazımları olan kelimelerde standart yazım dikkate alınmaksızın kelimeler, en çok yazılan kelimeye atıf yapılarak gösterilmiştir. Ara maddeler, birleşik yapılar, atasözleri ve deyimlerde ayrıca köken bilgisine yer verilmemiştir.

(21)

11

murġ-zār bk. murġızār -1- m. 134a/03

murġazār bk. murġızār -1- m.+ a 125a/14

murġızār <Far. 1. (murġ-zār) Kuşu bol olan yer 2. (merġ-zār) Çayır, çayırlık -19- m. 025a/16, 093a/23, 130b/06, 269a/09, 269a/11, 270a/09, 302b/04 m.+ a 032a/16, 239a/14, 302b/09, 302b/11

m.+ da 017a/10, 032a/15, 032a/22 m.+ dan 032b/08, 038a/12

m.+ ına 289a/09 m.+ uŋ 269a/09

m. ol- Çayır, çimen olmak 150a/10 murġıẕār bk. murġızār -2-

m.+ a 053b/08, 072b/22 murġuzār bk. murġızār -1-

m.+ a 197b/21

Kökeni tespit edilemeyen kelimelerin anlamı bağlamla ilişkilendirilerek yaklaşık olarak verilmiş, köken ve anlam soru işareti ile gösterilmiştir.

pāşnād?<Far.(?) Saçmak -1-

p. ėt- Suyun yüzeyinde kalabilmek için ayaklarını çırpmak 016b/07

Türkçe veya yapım eki alarak Türkçeleşmiş alıntı kelimelerde köken bilgisi verilmemiştir. Türkçeye ses değişikliğine uğrayarak giren ya da yanlış yazılan alıntı kelimelerin asıl şekilleri parantez içine alınarak gösterilmiştir.

ābādānlıḳ Mamurluk, kalkınmışlık 020a/19, 033b/03 dirāz <Far. (derāz) Uzun -1-

d. 051b/15

(22)

12

Yazılışları aynı olmasına rağmen farklı anlamlar taşıyan kelimler ayrı birer madde başı olarak alınmış ve üs işareti ile numaralandırılmıştır.

murġ1 Metinde adı geçen bir şehir -6- m. 021b/13, 023a/11, 026b/14 murġ2 <Far. Kuş -3-

m.-ı ḳudsī 069b/06 m.+ dur 005b/07 m.+ ı 098a/21

Mecaz anlam taşıyan kelimelerin önce asıl anlamları verilmiş hemen sonra mec.

kısaltmasıyla metindeki kazandığı mecaz anlam belirtilmiştir.

nev-bahār <Far. İlkbahar, mec. Güzellik, tazelik -3- n. 062b/04, 166a/12

n.+ dur 202b/12

Metinde iki örneği de farklı bir biçimde yazılan kelimeler bir madde başında toplanmış ve / işaretiyle ayrılarak gösterilmiştir.

pālaheng / pālıheng <Far. Dizgin, yular -2- p. 059a/13, 073b/19

Kelimenin son sesi ötümlüleşmişse bu değişim paranteze alınarak gösterilmiştir.

parmaḳ(ġ) Parmak -3- p.+ ın 321b/20 p.+ ındadur 306a/08 p.+ ındaġı 306a/08

1.5. Metnin Kuruluşunda İzlenen Yol

Eser üzerinde çalışmaya başlamadan önce eserin daha önce çalışılıp çalışılmadığını Yöktez veri tabanından kontrol ettik. Şehname tercümeleri hakkında hemen hemen her çalışmada bir şekilde adı geçen bir eserin bu zamana kadar çalışılmamış olması bizim için oldukça ilginçti. TSMK Hazine Kitaplığı bölümü nr. 1518’de kayıtlı olan eseri görmeye

(23)

13

gittiğimizde aklımızdaki sorulardan biri eserin daha önce mikrofilminin çekilip çekilmediğiydi. Her ne kadar kaynaklarda bir çalışma göremesek de belki biz bu çalışmaya başlarken bir başka araştırmacı bu eseri çalışmaya başlamış olabilirdi. Kütüphane görevlisiyle eser hakkında konuşurken eserin daha önce mikrofilminin çekilmediğini öğrendik. Mikrofilm, ilk kez bizim için çekilecekti. Bu bilgiden sonra eserin daha önce hiç çalışılmadığına kanaat getirdik ve eseri çalışmaya karar verdik.

Eksiksiz, akıcı ve özgün bir metin ortaya koyabilmek için metin diğer nüsha olan Tsmk Bağdat Kitaplığı bölümü 284 ile karşılaştırılmış, eksik olan ya da yanlış yazılan kelimeler bu nüshadan düzeltilmiş ve bu kelimeler dipnotla gösterilmiştir. Metnin nüsha karşılaştırılması yapılırken özgün metnin yapısı korunmuş sadece düzeltmeler ve eksiklikler gösterilmiştir.

Āzādeler göŋül incitmegile başa ḫayr28 gelmez. Gel29, bu gėce ṣabr (4) eyle. Ṣabāḥ leşker ḳoyalum, tīz, tenhā anda varalum.

Metinde okunamayan yer adları ve özel isimler için Prof. Dr. Nimet Yıldırım’ın Şehname II30 adlı eserinden istifade edilmiştir.

Dönemin diğer eserlerinde de görülen Arapça ve Farsça kelimelere Türkçe eklerin getirilmesi durumunda ortaya çıkan ek uyumusuzluğu, çalıştığımız metinde de karşılaştığımız bir durumdur. İnce sırada olduğu halde kalın ek alarak uyum dışına çıkan kelimeler, uyuma dahil edilmemiş, kelimenin özgün şekli korunarak gösterilmesi tercih edilmiştir.

Şol kimsenüŋ ki ḳuvveti ve ʿizzeti ola ol her işde ṭoġru olur, egrilik ve yalancılıḳ ʿācizlıḳdan (5) ve süstlikden gelür.

Metnin manzum kısımlarında kullanılan kafiye genel olarak “göz” içindir. Ancak mecbur kalınırsa bu gözardı edilebilmektedir. Bazı durumlarda da kafiyeyi oluşturan kelimelerden biri kafiye için yanlış harekelendirilebilmektedir. Kafiye gereği farklı bir imla ile yazılan kelimeler, sözlükte varsa özgün şekillerine atıf yapılmış, yoksa özgün şekilleri parantez içine alınarak gösterilmiştir.

28 B. nüshasından tamamlanmıştır.

29 B. nüshasından tamamlanmıştır.

30 Prof. Dr. Nimet, Yıldırım, a.g.e.

(24)

14

Meger göreyidük yine çehrüŋi31 Dem ü zūrıla ferüŋi mihrüŋi Bir birine çün ḳarıldı iki ceyş Ötdi ḳılıçlar velī ciger idi keyş keyş <Far. (kīş) Okluk, ok kabı, sadak -2-

k. 042a/24, 104b/07

Müstensihin dikkatsizlik sonucu yanlış yazdığı düşünülen kelimelerin yanlış ama kendi içinde anlamlı şekilleri metinde korunmuş, doğru olduğunu düşündüğümüz kelimelerse dipnotta gösterilmiştir. Yanlış yazıldığı halde anlamlı bir şekilde okunamayan kelimeler B. nüshasında karşılığı varsa buradan düzeltilmiş, yoksa tarafımız tarafından düzeltilerek bu değişiklik dipnotta gösterilmiştir.

Buşūten gibi ulu şīr-merd32 oturur ve öŋüŋde33 İsfendiyār gibi nām-dār ṭurur ki rūzigār anuŋıla şād olmışdur ve eyüler anuŋla (16) ḥayāt bulmışdur ve yavuzlar anuŋ ḳılıcı ḳorḳusından kendüleri yavu ḳılmışlardur.

Bizüm ḳorḳumuz ve teşvīşimüz oldur ki saŋa bir ziyān (22) ola ve gernī biz cengden mi yüz dönde[rü]rüz34 ve belā çekdügümüze incinür miyüz?

Metinde okunamayan kelimeler […] işaretiyle gösterilmiştir. Okuduğumuz ancak anlamını yararlandığımız sözlüklerden bulamadığımız kelimelere bağlamladan hareketle yaklaşık bir anlam verilmiş ve bu kelimeler (?) ile gösterilmiştir.

Ol […] bir ʿāḳıl kişi varıdı.

Ṣalısuz(?) kişileri ilerü çekmeyesin ve nesne inanmayasın. Eski düşmenden dostlıḳ ummayasın.

31 çehre

32 B. nüshasından tamamlanmıştır.

33 Müstensih hatası nedeniyle “erkekde(?) هدككرا” şeklinde yanlış yazıldığı düşünülen kelime, B. nüshasındaki

“öŋüŋde” şekli de dikkate alınarak “öŋüŋde” şeklinde düzeltilmiştir.

34 B. dönderürüz B. nüshasından düzeltilmiştir.

(25)

15

(1b) (1) Ḥamd-i bī-ḥad ve nihāye ve medḥ-i bī-ʿadd ve gāye ol pādişāhlar pādişāhına ėdüp ve ṣalavāt-ı mā-lā yuʿaddi Resūl’e ėtdükden ṣoŋra (2) rāviyān-ı aḫbār ve nāḳilān-ı āŝār ve muḥaddiŝān-ı rūzigār şöyle rivāyet ėderler ki çün Keyḫüsrev gelüp Efrāsiyāb’uŋ eyvānına girdi, (3) taḫtını ve keyvānını yıḳup ayaġ altına aldı. Ol altun taḫtuŋ üzerine geçüp şehriyār, her ṭarafa anı istemege çeri gönderdi. Firāvān (4) istediler. İllā bir yėrde nişān bulmadılar.

Ol gerden-keşler sarāyında Kerseyüz’den ve Cehn’den şāh ṣordı Tūrān leşkeri (5) sipeh- dārınuŋ işini ki “Nice gitdi? Bundan varam yėri ḳandadur? Bu aradan nihān olup ne yėrde ṭursa (6) gerek?” Her bundan anlar eydivėrüp Ḫüsrev ėşitdi. Bir yėrde andan nişān bulmadı.

İrānīlere şöyle dėdi: “Şehriyār-ı (7) pīrūz ki düşmen çün āvāre ola taḫtından, dünyāda anuŋ adı, ṣanı eksilüp ölümile dirligi yek-sān olur.” Pes leşkerden (8) güzīde eyledi bir nice uṣlu rūzigār görmiş nām-dār mūbedler. Anlara şöyle dėdi ki: “Sizüŋ göŋlüŋüz ve cānuŋuz dād u dīnle (9) ābādān olsun. Bu şūrīde-baḫt Türk’üŋ sarāyı ḳapusını size ıṣmarladum. Cehd ėdüp dürişüŋ ki Efrāsiyāb’un sarāyına bu yüce (10) felekde güneş daḫı doḳunmasun. Hem anuŋ yüzi örtülülerinüŋ dilemezem ki āvāzı perdeden ṭaşra gele.” Daḫı bekçi gönderdi (11) ol gelelere ki şehrüŋ ṭolayı yanında ḳuruda yüzerlerdi. Daḫı anuŋ ḫıṣımların şöyle ki pādişāhlar āyīnidür şehriyār (12) birin incitmedi. Çün ol vechile gördiler anuŋ girdārını çeri begleri her biri bir dürlü söze, ṣava düşdiler ki “Keyḫüsrev (13) bunda şöyle olmış ki eydesin dedesi evine ḳonuḳ gelmişdür. Hīç yādına gelmez atasınuŋ ḳanı ki nā-gāh ẓulmile başın (14) kesdiler. Hemān anasını daḫı ki taḫt-gāhınuŋ üstinden ṣaçından ṭutup perdeden ṭaşra çekdiler. Çūbān besleyüpdür (15) ṭaġda ve ḳoyunda süd emmişdür, bu ziyānsız şehriyār.

Niçün pelengler gibi bir ḳaynaġıla anuŋ ḫānumānından ḳıyāmet ḳoparmaz? (16) Anuŋ eyvānında odlar yaḳup niçün ṭamını, ṭaşını ayaġa vėrmez?” İrān bahādırlarınuŋ bu ḫaberi çün ser-be-ser ḳulaġına (17) degdi, Keyḫüsrev kimse gönderdi. Uṣlu uluları ḳıġırup anlaruŋ ḳatında bu bābdan çoḳ dürlü dāstān oḳudı ki:

(2a) (1) “Her yėrde tīzlik eylemek gerekmez ki ʿaḳılsuz baş ögmege lāyıḳ olmaz. Hem ol ḫoşdur ki kīn üzerine dar (2) getürüp maḳṣūda ėrdügümüz günde adı ṣanı yād ėdevüz.

Beyt

Ki ʿālemde eylik durur yādigār Ḳalan daḫı ḳalmaz (3) bize rūzigār Hemān, çarḫ-ı gerdende her kişiye Diler ki ḳaraz u gāh işine

(26)

16

Andan ṣoŋra buyurdı şāh-ı cihān ki varalar, yüzi (4) örtülüleri nihānī getüreler. Ḳamu yüzi örtülüleri nihān getürdiler, ḳamu yüzi örtülü şehriyār ḳızları şunlar ki perdeden (5) bir adım ṭaşra admadılar. İrān begleri bu işden āgāh olup çeri ḳamu sarāya ṭoġru segirdim ṣaldılar.

Pehlevānlar, (6) ol vechile gümān ėtdiler ki şāh, anlaruŋ günini başa ėrürür. Tārāc ėtmege ve ḳırmaġa ḳuşanup ḫˇārlıġıla anları (7) alup gelmek istediler. Bir zārīlıġlan eyvāndan ḫurūş ḳopdı. Çaġrışdılar ki: “Ėy dād ėdici, uṣlu pādişāh! Sen (8) bilürsin ki biz ḳatı bī-çāre ḳalduḳ.

Yoḳ ki hemān serzeniş ḳılmaġıla ḫorlıḳdayuz.” Ḳızlarını yanına bıraġup aġlamaġıla ḫātūnlar (9) ulusı, şāhuŋ ḳatına vardılar. Her ḳızuŋ ardınca ve öŋince ḳulluḳçılar başlarında, her birinüŋ yāḳūtıla muraṣṣaʿ tāclar başlarında, (10) gevherden ḫurşīd-i tābān gibi işleyüp altun ṣırmayıla dikilmiş ḳaftānlar üzerlerinde, ḳamunuŋ ellerinde altun cāmlar (11) ṭutup hep göŋülleri şehriyār ḳorḳusından mest gibi. Ellerindeki cāmlar ṭolu müşg ve yāḳūt ve dürr ü güher. (12) Udlarından başların öŋlerine ṣalup bir ellerinde cām ve bir ellerinde micmer içinde yaḳmış ʿanberile ḫāmʿūd. Sen (13) eydesin ki Keyvān bu yüce çarḫdan yėr üzerine yılduz ṣaçardı. Bānū serveri taḫtuŋ öŋine gelüp aġız açdı, (14) şehriyāra āferīn eyledi. Ḳamu nāzla beslenmiş ṭırāz bütleri ol vechile baş ḳoyup şehriyār öŋinde yėr öpdiler. Ol (15) şūr- baḫtlıġa düşdiklerine ḳamu āh ėdüp zār aġlaşdılar.

Beyt

Kişi kim göre dāyimā ʿizz ü nāz Aŋa raḥm ḳıl, gelse vaḳt-i niyāz

(16) Ḳamu derd ile āferīn oḳudılardı ki: “Ėy göŋli ay, Ḫüsrev-i āzāde ḫūy.” Aŋa şöyle dėdi bānūlar ulusı ki: “Adı ʿādil, şehriyār-ı (17) cüvān, ne ḫoşıdı eger Tūrān-zemīn’den göŋlüŋ içinde bir dürlü derd ve kīn olmayaydı. Sen bunda ʿişrete ve (18) dügüne gelüp şāhlardan biri birine selām ve duʿā olaydı. Bu il gün işi ketḫudāyıla dede taḫtında baġdaş ḳurup bile (19) oturayduŋ. Siyāvuş’ı ki yoḳ yėre ol tebāh eyledi. Pes anuŋ üzerinde ay ve gün bu vechile geşt eyledi. Şöyle günāh eyledi (18) bed-güher Efrāsiyāb ki senüŋ ḳatuŋda ʿöẕri düşinde daḫı görmeye. Çoḳ naṣīḥat vėrdüm; illā aṣṣı ėtmedi. Bilmezlikile benüm (19) ögüdümden baş çevürdi. Ol işde yaradıcı ṭanuġumdur ki nice ḳanlar aḳardı bu iki görür gözümden. Daḫı yėryüzinde (20) bilür Cehn ki senüŋ ḫıṣmıŋdur ve zārīlıġıla işde bendüŋ çeke yürür ki Siyāvuş içün sarāyum içinde ne ḳadar tīmār var (21) ıdı cānumda ve gönlümde benüm iŋce35 ol güyegü idi. Baŋa illā cānımuŋ göŋlümüŋ şādumānlıġı anuŋlayıdı. Benüm ḳatumda (22) Cehn’den sevüklüyidi. Bu sözüme ki dėrem Taŋrı üzerimde ṭanuḳdur Efrāsiyāb -ol yavuz

35 Müstensih hatası nedeniyle yanlış harekelendirildiği düşünülen kelime cümlenin anlamı ve kelimenin bağlamla ilişkisi düşünülerek “öŋce” şeklinde okunmalıdır.

(27)

17

niyyetlü kişi- çoḳ (25) ögüt ėşitdi; illā aṣṣı ėtmedi. Anuŋçun tā bunuŋ güni başa ėrüp ol yüce pādişāhlıġı zīr ü zeber ola. Tārāca

(2b) (1) vėrüp hep külāh ve kemeri güni ḳararup başı çarḫdayiken yėre ėne. Bunuŋ gibi dirlikden ölüm yėgdür. ʿAceb ol ki bu (2) yaramazlıḳdan derisi üzerinde pāre pāre gidüp ayrılmaz. Şimdi ėy zamān ve zemīnüŋ şehriyārı, ʿināyet gözile benüm ḥālüme bir (3) naẓar eyle. Bir ḳızum varıdı ḫurşīd-i tābāna beŋzer ki cānum ve gönlüm andan ṭolu ümīdidi. Boyı serve beŋzerdi ve yüzi tābda (4) aya. Dīdārına göz baḳabilmeyüp ṭonarıdı. Şeyṭānī işden ve ser-keşlikden ırak, cānı ṭolu şerm; işi cüvān-merdlıḳ ve ḫāmūş (5) lıġıdı. Hergiz bir gün beyhūde söz söylemedi. Benüm ḳatumda cānumdan daḫı ʿazīzidi. Siyāvuş, İrān-zemīnden bunda gelicek (6) ol pāk, güzīde ḳızı aŋa vėrdüm. Gümānumda ėy şehriyār, benüm şöyleyidi kim çün andan bir tāc-dār gele, yėryüzi ser-ā-ser anuŋ olup (7) daḫı aralıḳda ceng ve āşūb ve fitne ve kīn olmaya. İrān’da ve Tūrān’da daḫı fitne ve ʿarbedeylen erenler yüriyüp cūş ve ḫurūş ėtmeyeler. (8) Cihān yaradanuŋ ḫod buyruġı eyleyimiş ki Tūrān-zemīn vilāyeti şöyle vīrān ola. Şāhuŋ Ehremen gönlini yoldan azıdup (9) Siyāvuş gibi cüvān-merdi tebāh ėtdürüp hemān ḳızumı daḫı perdesinden keşān-be-keşān ol yaramaz nişānlu cellādlaruŋ (10) eline vėrdi. Çün Pīrān, şāhuŋ dergāhına geliyorurken ol nāzenīni şol miḥnetile yol üzerinde gördi.

Siyāvuş derdinden (11) revānı teninden uçup şāh-ı cihāndan anuŋ cānına āmān diledi. Andan ṣoŋra sen yėg bilürsin eyü yatlu (12) rūzigāruŋ gerdişinden iş nice olduġın. Ėy oġlum, bu kīne-gāh içinde anlaruŋ tīmārından ser-keşte olmışam. (13) Ḳızumdan ḫod ḫaberüm yoḳdur.

Bunca müddetdür ki rūzigārdan bir eylük yüzin görmedüm. Hem ol nām-dār ṣavaşçı Cehn ki (14) bendile oturupdurur vānī, ḫasta ve müstemend olup. Ayı ve güni yaradan ve yüriden içün İrān leşkeri şāhınuŋ başı (15) ve cānıçun ol demden ki ölmişdür şāh Siyāvuş, Tūrān leşkeri sipeh-dārınuŋ elinde bir gün fikrden ve ġamdan ayrılmadum. (16) Ne ḫod bir dem şāhuŋ yüzin gördüm. Ḳızımuŋ firāḳından ne söyleyem ki gözlerümden iki ḳanlu ırmaḳ, revān oldı. Şimdi (17) bī-günāhlar cümlesinden bilüp pādişāhlar āyīnince naẓar eyle bize.

Ḳamu ser-ā-ser Ḫüsrev’üŋ ulaşuġı cihānda senüŋ artuḳ āvāzuŋ (18) ėşitmeyelüm. Yaramaz ḳılduġıla cādū Efrāsiyāb ki revā degül biz bī-günāhlara şehriyār şitāb eylemek yā ḫˇārlıġıla, urmaġıla (19) yā ḳan dökmekile yā bilmedin yoḳ yėre ṭolaşmaġla. Şehriyārlardan revā degül bir başı kesmek ki ol cefā-kār olmaya. (20) Saŋa şehriyār bundan ġayrı bir yėr daḫı var.

Kimse bu beḳāsız sarāyda ḳalacaḳ degüldür. Şöyle ėt ki çün senden Kird-gār ṣora (21) ḥisāb güninde şermle Ḥaḳ’dan yüz çevirmeyesin.” Çün ėşitdi Ḫüsrev ol baḫtı dönmiş ḫūb-rūlaruŋ ḥālinden ḳatı (22) perīşān oldı. Ol yüzi örtülülerüŋ derd ü dāġından laʿl gibi yaŋaḳları ḳızġun

(28)

18

çerāġa döndi. Daḫı ʿāḳıl ulular, (23) bunlaruŋ derdinden yürekleri ḳaynayup her kişi ehl ü ʿıyālın yād ḳıldı. Şāha cemīʿ ulular ve bellü çeri begleri ayaġa ṭurup (24) āferīn oḳıdılar ki şāh-ı nām-dār-ı cihān, yaradana baġışlayup anlardan kīn istemeye. Buyurdı Ḫüsrev, İrānīlere ki: “Turānīlerüŋ yıḳup (25) yaḳmasından ve ġāretinden bir uġurda elüŋüz çeküŋ, üşendürmeŋ bir kimseyi.” Ol ser-efrāzuŋ yüzi örtülülerinden daḫı şöyle

(3a) (1) dėdi Keyḫüsrev-i hūş-mend ki: “Her nesne bize yaramaz. Hem ol yaramazlıġı kimsenüŋ yüzine daḫı getürmeyelüm, ne ḳadar göŋlümüz kīn (2) isteyici daḫı olursa. Çün ol nām-dār-ı bülendüŋ işinde endīşe eyleyem bunuŋ gibi nesneler baŋa ḫoş gelmez. Ol yaramazlıḳ (3) ki ol pür-hüner atamuŋ başına getürdi ben anuŋ gibi iş kimsenüŋ başına getürmeyeyem.” Buyurdı anlara ki yine yėrlü yėrine (4) varalar. Ancılayın ḥelāl-zāde cihān ketḫudāsı anlara şöyle dėdi ki: “Emīn oluŋ, kimseden yaramazlıḳ görmeŋ ve yavuz söz (5) ėşitmeŋ. Bundan böyle benden size ḳorḳu yoḳ ki baŋa bī-vefālıḳ ve bed-ḫūluḳ ʿādet degül.

Üzerine yavuzlıḳ diler mi kişi (6) diler çünki ḳavuşmaya dehre başı. Ten ve cānuŋuzı Taŋrı’ya ıṣmarlayup kendü sarāyıŋızda emīn ve fāriġ oluŋ. İrānīler eydür: (7) “Pīrūz baḫtıla ḳalsun bu tāc ve taḫt, il ve gün. Ḳamu Tūrān şehirlerin ṭutduŋuz. Oġluŋuz ḳızuŋuz yėrüŋüz yurduŋuz (8) İrān’da. Göŋülden ḳamu kīni çıḳarup kīn deminde mihri ve şefḳatı artuḳ eyleŋ ki bizden bunlaruŋ göŋlüne (9) hep ḳorḳu ṭolup, ḳan ve kīnden vilāyetin dört yanı kil olmışdur. Ḳamu Tūrān gencini size vėrüp ol (10) genci size vėrüp ol genci getürenden sipās daḫı getürem. Dürişüŋ eylük işe getürüp. Çoḳ ṣovuḳ ve ḳış (11) gördüŋüz, bahār ėrürmek ardınca oluŋ. Ben bu leşkerümi başdan başa iŋen gėç degül ki biz bir altun (12) aḳça ile ġanī eyleyem. Ḳan dökmekden el çeküp, bī-günāh başı kesmemek gerekdür. Merdānlıḳ olmaya kişi yoḳ yėre ṭolaşup baṣduġunı (13) durmadın yençmek. Yüzi örtülülerden gözüŋüzi elüŋüzi çeküŋ her kimseŋüz ki yüzi örtülüsi vardur. Kimsenüŋ mālından (14) gencinden ṭamaʿ ėtmeŋ ki dost mālıçun kişiye düşmen olur. Cihān yaradana ḫoş gelmez ol iş ki ziyānsız (15) kimselere ziyān ėrürler. Her kimse ki benüm rāyumı ve göŋlümi gözler gerekmez ki benüm yėrümü vīrān eyleye. Ve daḫı şūm (16) görürler pādişāhlar maʿmūr vilāyeti ẓulmile vīrān ėtmegi.” Andan ṣoŋra leşkere buyruḳ ḳıldı şehriyār, Tūrān leşkerinüŋ (17) genc-ḫānelerin acmaġa. Efrāsiyāb’un ḫāṣṣa gencinden ġayrı kimsenüŋ ana ėli ėrdügi yoġıdı. Ḳamu dönüp leşkere (18) baḫş eyledi, māl ve genc ve silāḥ, taḫt ve külāh ne varısa. Her ṭarafdan bī-ḥisāb ṭaġuḳ çeriler Türkān’dan şāhuŋ ḳatına (19) geldiler. Āmān vėrüp ḳamu nevāḫt eyleyüp tīz anlaruŋ ḳaydın ve yaraġın gördi. Baş begler Tūrān zemīni baḫş ėdüp (20) her adlu nām-dāra bir ulu şehr vėrdi. Her ḳanġı memleket ki iṭāʿat ėtmedi ol bahādırlaruŋ ellerinden cānların

(29)

19

ḳurtarmadılar. (21) Ol vilāyetüŋ ḫalḳı bütün şehriyāra çāker oldı. Ululardan ėlçiler ve nāmeler ulaşdı. Baş urup yollara her yaŋada (22) şehriyāruŋ ḳapusına ḳāṣidler gelürdi her mihterüŋ hediyesi ve nāmesi gelüp bir bir ana çāker ve kih-ter oldılar. Sipāhī andan (23) ḫurrem ve şād-mān şehr ḫalḳı ẓulminden bī-ġam düşdi. Yazıcı vezīri, ḳatına ḳıġırup ol söz ki gereklüyidi anuŋla (24) söyleşüp هاش سواكبورسخيك نداتسرف همان

Dėdi şāh Kāvūs’a bir nāme şāh

Ne ḳıldıysa Tūrān’da şāh ve (25) sipāh Ne nevʿile eylediler kār u zār

Ne yavuzlıḳ ėtdi kohen rūzigār Ser-i nāmede aŋa ḳıldı ŝenā

(3b) (1) Ki yėryüzin ėtdi yavuzdan rehā Ser dėyü cāzū nigūsār ėden

Uyur yılduzı şöyle bī-dār ėden Tüvānālıġ (2) ve dād andan durur Ġam ėrmiş göŋül şād andan durur

daḫı dėdi ki: “Keykāvus’uŋ taḫtındaki ulu ve cihān-dīde ve nīk- (3) peydür. Fetḥ olup Efrāsiyāb’uŋ bu Geng’i, hemān bī-dār baḫtı anuŋ ḫāba düşdi. Bir rezm-gāhda, ṣavaşçı baş erenlerden aġır gürz (4) urur ser-efrāzlar gelür zebūn üzerinde kār-zār yaṣadıḳ hemānā ki ḳırḳ biŋden artuḳ düşdi. Andan ṣoŋra bir ḳatı yėl (5) çıḳdı ki ḳaba aġaçlaruŋ perin ve budaġın ufadup hep kökinden yėre bıraḳdı. Birazı ol leşkerüŋ ṣuya döküldi ki bizüm (6) üzerümüze ẓafer bulmaġa dest-gāh isterlerdi. Ol aradan çekilüp Behişt-i Geng’e vardı. Bir ḥiṣārdı ṭolu ṣavaşçı ādem. Ve (7) Ṣavaş-ı Ḥiṣār ṣavaşında daḫı kār-zār ulaşıcaḳ hemānā ki ādem otuz biŋden artuġdı. Ki kişinüŋ kendü ẓālımlıġından (8) ana baḫtı dāniş-yārī ḳılmadı. Ol vilāyetüŋ yüzine ser-ā-ser çeri yaṣadı. Ṣoŋra ol ki şimdi cihānda nā-bedīd olupdur. Bundan (9) böyle şehriyār, işüm nice olup günüm saʿd ve gündüzüm pīrūz olduġumı yine bildürem.” Ol nāmenüŋ üzerine bir altun mühr urup (10) şād-mānlıġıla Kāvūs’un ḳatına gönderdi. Andan ṣoŋra ʿişrete oturdı. Öŋinde perī çehreler ve elinde cām leb-ā-leb (11) ol şād-mānlıġıla rūzigār sürdi. Keyḫüsrev ve ol ulu nām-dārlar ve ferruḫ beglerile ol ḳış, yaza degin ẕevḳ ėtdi, ṭurdı, (12) tā bahār gösterüp ṭolu reng ve būy olınca. Yazınuŋ yüzi çün aṭlas renge beŋzeyüp hevānuŋ naḳşı peleng arḳasına döndi. (13) Ḳolanlar ve geyikler ṭaġda ovada oynaşmaġa başlayup rūzigār ḥāli çün vechile ḫoşlıġa döndi. Uçucı ṭoġan (14) ve Tūrān ilinüŋ

(30)

20

avı ṭırāz bütlerinüŋ elinde altun saġraġıla müşg-bū, şarāb ol ḳolan ṣaġrılu atlardan ki perākende her yėrde ṭavıla (15) baġluyıdı. Boynı ḳulaġı ṣıġın inegi miŝāli, ḳuvvetde ėrkek arṣlana beŋzerleridi. Faġfūr’uŋ Efrāsiyāb’a Muʿāveneti. Her yaŋadan iş (16) görmiş erenler gönderüp cihānuŋ işini cüst ü cū ėderdi, Çīn ve Ḫotan’dan ki Efrāsiyāb ol yıġnaḳdadur. Ḳamu çīn (17) vilāyeti ṭolu āvāz olup ėşitdiler ki Faġfūr-ı Çīn anuŋla yār oldı.

Çīn’den gelürüz buna gelünce leşker sipeh-dārları Ḫāḳān-ı Çīn (18) gibi bir serverdür kimse ol māluŋ gencüŋ ṣaġışını bilmez. Ḳuluŋ, ḳardaşuŋ altun eyerlü atlaruŋ ana Faġfūr-ı Çīn gönderdi ve ḳalan begler (19) daḫı gelüp bir bir āferīn oḳudılar. Ḳamu mālı genci Pīrān’uŋ eline girdi. Yüz kere altmış deve yüki ḫazīne yüklendi. Çün Ḫotan’dan ol mālı çıḳarup (20) ḳabż eyledi, anuŋ üzerine bir aġır çeri cemʿ oldı ki yėr, ol çeriyi getürmekden incinüp yılduzlar şümār ėtmekden ʿācizdür. Çün bunuŋ (21) gibi ḫaber geldi şāha, ol āmān isteyü gelmiş pīllerin kīn istemege berkidüp hep İrānīlerle gėrü döndiler. Çün Efrāsiyāb ol ḳatına (22) yıġılan leşkerle Ḫotan’dan göçdi, yüregi ṭolu derd olup bu kīn isteyici çeri ile Ḫotan’dan Keyḫüsrev üzerine yüz dutdı. Çün (23) Keyḫüsrev ol leşkerden āgāh oldı, bir nece kişi yola ḳaravul gönderdi. Buyurdı Gūderz oġlı Ferhād’a ve İrān sipeh-dārına ki: “Siz (24) rāz ve rāyıla bunda ṭurup dün ü gün yollara gözci ve ḳaravul ḳoŋ, gözleydür. Bunlar senüŋ leşkerüŋdür. Çün iş düşe başuŋa (25) arḳa ve yardım olalar. Bu Tūrānīlerden eger bir kimse göresiz ki azdan çoḳdan bir kere kendü şehriyārın ana fi-l-ḥāl iki ayaġından başı aşaġa

(4a) (1) ber-dār eyle. Ol kimse ki bī-renc ola ana sen daḫı renc ėrürme. Bu leşkerüŋ ve gencüŋ üzerine pās-bān ol.” dėdi. Daḫı perde-sarāy (2) ḳapusından ṭabl ve kūs dögülüp Hindī çākerler ırġandı ve nefīr çalındı. Anuŋ gibi bu çeri çıḳdı, Geng şehrinden. Ay ve gün (3) ceng ėtmege ārzū eyledi. Çün şehirden biraz ayırtlaşdı ṣaf baġlayup Efrāsiyāb’uŋ peygārına yürüdi. Çeri çekdi, iki leşkerüŋ (4) aralıḳ yėri iki menzil ki ḳaldı. Cihān-dār gönderüp gerden-keşleri ḳatına ḳıġırdı. Böyle dėdi ki “Bu gėce yėrlü yėrüŋüzden deprenmek ḫoş (5) degüldür. Ārām ėdecek yėrde tīzlenmeŋ.” Yazınuŋ her yanına ḳaravul gönderüp gėce ėrteye degin yürüyüp kendüsi çerisin çevirürdi. (6) Bir hafta anda eglenüp çerinüŋ ḳaydın görüp ṣavaş yaraġın ḳayurdı. Sekizinci gün ḳaravul yoldan segirdümile gelüp şehriyāra eydür: (7)

“Uşda çeri geldi!”

Beyt

Çerisin çeküp eyle düzetdi şāh

Ki ḳorḳuya düşdi dil-i mihr ü māh

(31)

21

Çün Efrāsiyāb ol çeri (8) yaṣamaġı gördi, yürüdi ber-ā-ber yine anuŋ bir ṣaf baġladı.

Ferzānīlere dėdi: “Ṣavaşın yazısı ki var benüm gönlüm bezm güni gibi gibi gelür, (9) şādılıġıla taḫtumda uyḳu geleydi. Çün rezm olmaya gönlüme uyumak düşerdi. Şimdi şöyle ḳaçġunda başum kīnle (10) gönlüm ṭolaşuġıla ḳaldı. Ne bilem ki bu Keyḫüsrev’üŋ baḫtıdur veyā başuma bir yėŋi gün mi ṭoġsa gerek?”

Beyt

Anuŋla (11) yüriyüp olam hem-neberd Gerek kām bulam gėrek merg ü derd

Aŋa şöyle dėdi ferzānīlerden kim varısa eger kendü ḫıṣımları (12) eger yad eldiler: “Ḳamu Çīn ve Tūrān senüŋ elüŋde gėrek bī-gānelerden gėrek anlar ki senüŋ ḫˇīşüŋdür.

Beyt

Eger (13) şehriyār ister ėde neberd Nedür bunca leşkerle bu dād u berd Fidā ola saŋa ki ten ü cānumuz Budur tā ola ʿahd ü peymānumuz

(14) Eger yüz öle ve eger yüz biŋ kendü tenüŋi ḫˇār dutma, ʿazīz dut. Ḳamu ser-be-ser saŋa eyü ṣanıcı ki senüŋ külāhuŋ ferinde diri ve (15) şādumānız.” Andan ṣoŋra leşkerden bir ḫurūş ḳopdı ki zemīn ve zamān ṭolu ceng ve cūş oldı. Ṣaru güneşüŋ dīdārı (16) lāciverde dönüp ḳara toz içinden yılduzlaruŋ yüzi göründi. Sen eydeydüŋ sitāre ceng içinde ḳalup dilāverler neheng (17) ḳursaġına düşmişleridi. Türkān sipeh-dārı ol yıġnaġuŋ içinden iki kişi iḫtiyār eyledi: Ṣınanmış ve ʿāḳıl. Efrāsiyāb (18) Keyḫusrev’e Ḫaber Gönderdigi. Keyḫüsrev’üŋ ḳatına peyġām gönderdi ki: “Firāvān yollar ve uzaḳ menziller gėrüye ḳoduḳ, hemānā ki biŋ ferseng (19) artuḳ ola İrān’dan Geng’e gelince. Ėy şehriyār, ṭaġdan ve ṭaşdan beyābāndan ve ḳumdan iki leşker bunuŋ gibi ḳarınca (20) ve çegirge gibi ki yėryüzi deryāya döndi kīnle dökülen ḳandan Geng ve Çīn’den ṭut tā İrān-zemīne degin. Eger ölülerüŋ ḳanını ṭopraḳdan (21) bir direklik yėre aḳıdursa pāk-Yezdān, hemānā ki Ḳulzüm deryāsı gibi bir deryā yüriye ki ol deryāda bu iki leşker bunuŋ gibi ḳarınca (22) ve çegirge. Eger şehr istersin eger sipāh eger Tūrān vilāyetinüŋ genci ve taḫt u külāhı saŋa ıṣmarlayup ben nā-bedīd olayım ki bundan ġayrı (23) kendüye dermān bilmezem. Ėtmegil, eger ben senüŋ ataŋ atasıyam Ferīdūn-ı nām- dār toḫumından. Ataŋ kīnden eger göŋlüŋ şöyle ḫayrlandı ki (24) benüm yüzüm ṣuyı senüŋ ol işden ḳatuŋda bulandı. Anuŋçun oldı ol ki güneh-kār oldı. Benüm gönlüm andan derd ü tīmār (25) olmışdı ve daḫı bu yüce yılduzlaruŋ gerdişi ki hem nebāh olıcıdur kişiye hem ziyān ėrüci. Şimdi benüm üzerime çoḳ yıllar

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :