AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ. BEġĠNCĠ BÖLÜM SELLAL / FRANSA. (Başvuru No /13) KARAR STRAZBURG. 8 Ekim 2015

Tam metin

(1)

__________________________________________________________________________________________

© T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayriresmî çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığı tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.

AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ

BEġĠNCĠ BÖLÜM

SELLAL / FRANSA (Başvuru No. 32432/13)

KARAR

STRAZBURG 8 Ekim 2015

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

(2)
(3)

Sellal / Fransa davasında,

Başkan

Angelika Nußberger, Yargıçlar

Ganna Yudkivska, Vincent A. De Gaetano, André Potocki,

Helena Jäderblom, Aleš Pejchal, Síofra O’Leary

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Claudia Westerdiek’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (BeĢinci Bölüm), 15 Eylül 2015 tarihinde gerçekleĢtirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aĢağıdaki kararı vermiĢtir:

USUL

1. Davanın temelinde, iki Fransız vatandaĢı olan, Karima ve Fatima Sellal’in (“baĢvuranlar”), Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ĠliĢkin SözleĢme’nin (“SözleĢme”) 34. maddesi uyarınca 21 Mayıs 2013 tarihinde Fransa Cumhuriyeti aleyhinde Mahkeme’ye yapmıĢ olduğu bir baĢvuru (No. 32432/13) yer almaktadır.

2. BaĢvuranlar, Lyon Barosu’na bağlı Avukat M. Bescou tarafından temsil edilmiĢlerdir. Fransa Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi olan ve DıĢiĢleri Bakanlığı’nda Hukuk ĠĢleri Müdürü olarak görev yapan M. F.

Alabrune tarafından temsil edilmiĢtir.

(4)

3. BaĢvuranlar, ulusal makamların, A.S. isimli erkek kardeĢlerinin, SözleĢme’nin 2. maddesi ile güvence altına alınan yaĢam hakkını korumaya yönelik uygun tedbirleri almadıklarını iddia etmektedirler.

4. BaĢvuru, 22 Eylül 2014 tarihinde, Hükümet’e iletilmiĢtir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOġULLARI

5. BaĢvuranlar, sırasıyla 1986 ve 1982 doğumlu olup Chazay- d’Azergues’de ikamet etmektedirler.

A. Başvuranların Erkek Kardeşinin Cezaevine Konulması ve Ölümü

6. A.S., 27 Mart 2002 tarihinde, 2001 ve 2002 yılında aleyhinde hükmedilen bir dizi hapis cezasını çekmek için cezaevine konulmuĢtur. Öte yandan, ilgilinin tutuklu bulunduğu esnada, 2002 ve 2003 yılında verilen yeni mahkûmiyet kararları uygulanmıĢtır.

7. Viyana Asliye Hukuk Mahkemesi (“AHM”) Ġnfaz Hâkimi (“infaz hâkimi”), 23 Aralık 2003 tarihinde, özellikle ilgiliye mesleki bir faaliyet icra etme veya bir eğitime ya da mesleki bir formasyona katılma ve hastanede kalma durumunda bile, tıbbi muayene, tedavi veya bakım tedbirlerine tabi tutulma zorunluluğunu getirme ile birlikte, 29 Aralık 2003 tarihinden itibaren kendisi hakkında Ģartlı tahliye tedbirinin uygulanmasına karar vermiĢtir. Ġnfaz hâkimi, belirtilen bu son zorunluluğun mecbur kılınmasını, 11 Aralık 2003 tarihinde gerçekleĢtirilen bir bilirkiĢi incelemesi esnasında G.R. isimli bir psikiyatri doktoru tarafından ilgilide psiĢik alanda tespit edilen hassasiyeti esas alarak gerekçelendirmiĢtir. Nitekim, ilgili doktor, A.S.’de sıkıntılara tahammül gösterememe, değiĢkenlik, asi davranıĢlar ile

“hetero (dıĢ) saldırganlık” düzeyde eylemde bulunma (yani baĢkalarına karĢı saldırgan bir tutum gösterme) ve sürekli Ģikâyette bulunma hali,

(5)

paranoyak durumu ve buna bağlı bir kiĢilik sergileme ile birlikte uyuĢturucu madde bağımlılığı durumu ile nitelendirilen psikopatik bir kiĢilik tespit etmiĢtir.

8. Villefranche-sur-Saône AHM Ġnfaz Hâkimi, 30 Ocak 2004 tarihinde, aynı tarihte düzenlenen, ilgilinin çalıĢma ve tedavi yükümlülüklerine riayet etmediği ve 23 Ocak 2004 tarihinde komĢulara rahatsızlık vermesi nedeniyle polis merkezinin bir uygulamasına tabi tutulduğuna dair topluma geri kazandırma ve denetim, gözetim cezaevi biriminin (“ilgili cezaevi birimi”) raporunun ardından A.S.’nin tutuklanmasına karar vermiĢtir.

Sosyal hizmetler teknik danıĢmanı, A.S.’nin tutumunun “tam bir depresyondan ifadelerinin tutarsız olduğu zihin bulanıklığına kadar”

değiĢiklik gösterdiğini, kendisini ve çevresindeki kiĢileri korumanın gerekli olduğunu ve aynı zamanda, Ģartlı salıverilme tedbirinin uygun olmadığını tespit etmiĢtir. Sosyal hizmetler teknik danıĢmanı, Ģiddet nedeniyle daha önce mahkûm edilen A.S.’nin taĢkınlık yapabileceği yönündeki endiĢesini belirterek, polis raporlarında, ilgilinin, komĢuları ve hayat arkadaĢı ile gerginlik yaĢadığının ortaya çıktığını hatırlatmıĢtır.

9. Aynı gün, A.S. yakalanarak Villefranche-sur-Saône’de bulunan bir cezaevine konulmuĢtur.

10. A.S., 2 ġubat 2004 tarihinde, cezaevi biriminin müdürü tarafından kabul edilmiĢ ve ilgili müdür tarafından, “intihar riski bulunan tutuklu kiĢileri belirten yardım kılavuzu” doldurulmuĢtur. A.S.’de, davranıĢ bozuklukları ve ilgilinin cezaevine konulmasının birlikteliği üzerindeki etkisi ile ilgili olarak kaygıları ve asabiyet, odaklanma yetersizliği tespit edilmiĢtir. Buna karĢın, herhangi bir bağımlılık veya daha önce intihara teĢebbüs ettiği belirtilmemiĢtir. Ayrıca, aynı tarihte yapılan ve giriĢte gerçekleĢen görüĢme esnasında düzenlenen kiĢisel bilgi formunda ilgilinin davranıĢ bozukluklarının olduğu belirtilmiĢtir.

11. Villefranche-sur-Saône AHM Ġnfaz Hâkimi tarafından, 18 ġubat 2004 tarihinde, baĢvuranların erkek kardeĢi hakkında verilen Ģartlı

(6)

salıverilme kararı iptal edilmiĢtir. Villefranche-sur-Saône AHM Ġnfaz Hâkimi, bilhassa A.S.’nin davranıĢ bozukluklarının tutuklu bulunduğunda düzeltilmiĢ olması halinde bile, ilgilinin kendisine yüklenen yükümlülüklere riayet edecek durumda olmadığını gözlemlemiĢtir. Bunun yanı sıra, söz konusu hâkim, ilgilinin, bir mahkûmun topluma geri kazandırılması arzusuyla uyumlu olmayan ve güç iliĢki kurulduğunun belirtisi olarak, komĢulara rahatsızlık vermesi nedeniyle polis birimlerinin dikkatini çektiğini tespit etmiĢtir. Bu karar, A.S.’ye 23 ġubat 2004 tarihinde tebliğ edilmiĢtir. A.S., 26 ġubat 2004 tarihinde, bu karara karĢı istinaf kanun yoluna baĢvurmuĢtur.

12. Cezaevi gardiyanları, 7 Nisan 2004 tarihinde, saat 07.05’de, sabah yoklamasında, A.S.’yi hücresinde bulunan radyatöre bir çarĢaf yardımıyla asılı vaziyette bulmuĢlardır. A.S.’ye ilk yardım uygulanmıĢtır ancak bu müdahale sonuçsuz kalmıĢtır. A.S.’nin hayatını kaybettiği tespit edilmiĢtir.

B. İlk Soruşturma

13. Savcılık, ilgilinin intihar ettiğinden haberdar edilmiĢ ve Villefranche-sur-Saône Karakolu tarafından bir inceleme derhal baĢlatılmıĢtır.

14. Ġlk araĢtırmalar, A.S.’nin tek kiĢilik hücrede tutuklu kaldığını ve bulunduğu davranıĢı açıklamak için herhangi bir yazılı belge bırakmadığını tespit etmeye imkân vermiĢtir. 6 Nisan’ı 7 Nisan 2004 tarihine bağlayan gecenin son yoklaması saat 05.32’de gerçekleĢtirilmiĢ ve herhangi bir sıra dıĢı durum tespit edilmemiĢtir. Ġlgili, her ay A.P. isimli bir psikiyatri uzmanı tarafından takip edilmiĢ ve bir antidepresan (Deroxat), bir anksiyolitik (Xanax) ve bir nöroleptikten (Modecate) oluĢan psikotrop tedaviden yararlanmıĢtır. Tutukluluk esnasında doldurulan bilgi formunda, ilgilinin, kendisi hakkında verilen Ģartlı salıverilme kararından önce, Saint-Quentin tutukevine konulduğu ve burada davranıĢ bozuklukları gösterdiği

(7)

belirtilmiĢtir. Bununla birlikte, ilgili, intihar riski olan bir tutuklu olarak gözlemlenmemiĢ ve dolayısıyla, listede yüksek riskte bulunan tutuklular arasında yer almamaktaydı. G.P. isimli Doktor, 10 ġubat 2004 tarihinde, ilgilinin paranoid bozukluğa sahip olduğunu ve ilaçlarını almayı reddettiğini tespit etmiĢtir. Dolayısıyla, ilgili, Saint Cyr au Mont d’Or Hastanesi’ne yatırılmıĢtır. Bu tedbir, 12 ġubat 2004 tarihinde, tedavi altında A.S.’nin psiĢik durumunun dengelendiğini tespit eden A.P. isimli doktorun sunduğu rapor üzerine kaldırılmıĢtır. Bu husus, ilgilinin cezaevine dönmesini mümkün kılmıĢtır. Cezaevi bünyesindeki sağlık biriminin hemĢiresine göre, söz konusu tarihten bu yana, ilgili daha sakin görünmekteydi ve sorunsuz bir Ģekilde ilaçlarını almaktaydı. Ġlaçları kendisine günlük olarak verilmiĢ ve hatta bu bağlamda bir itirazla karĢılaĢılmaksızın, tutuklu ilaçlarını kendisine verilmesini her gün sabırsızlıkla beklemiĢtir. Ġlgili, 8 Nisan 2004 tarihinde, Doktor A.P.’nin muayenesinden geçecekti.

15. J.G. isimli gardiyan, tutuklunun giriĢte “çok istekli” bir tavır sergilediğini ve daha sonra sakinleĢtiğini dile getirmiĢtir. Söz konusu gardiyan, ilgilinin görüĢme odasını kullanabilme imkânı hakkında sıkça sorular yönelttiğini belirtmiĢtir. Bu bağlamda, araĢtırmalardan, tutuklu bulunduğu sırada A.S.’nin annesi ve kız kardeĢlerinden biri tarafından sadece bir defa 23 Mart 2004 tarihinde ziyaret edildiği tespit edilmiĢ ve ilgililer, tutukluyu periĢan bir halde bulmuĢlardır. Hayat arkadaĢı Y.M., ilgiliden cezaevine konulmasının ardından ayrıldığını belirtmiĢtir. Hayat arkadaĢı ve ilgilinin ortak bir erkek çocukları vardı ve çocuklarının, bir pedagog tarafından babası ile görüĢmesinin sağlanması gerekmekteydi.

A.S., 6 Nisan 2004 tarihinde, ailesiyle yapılması öngörülen görüĢmenin iptal edildiğine dair bilgi edinmiĢtir.

16. Müteveffanın bedeninde yapılan otopside, anatomo patolojik incelemelerde olduğu gibi, ölümün asılma sonucu meydana geldiği ve dıĢarıdan gelen bir müdahaleyi ortaya koyacak nitelikteki emarelerin bulunmadığı doğrulanmıĢlatır.

(8)

17. Savcılık tarafından, 4 Haziran 2004 tarihinde, soruĢturmanın bir suçun iĢlendiğini tespit etmeye imkân vermediğini değerlendirilerek, kovuĢturmaya yer olmadığına dair kararı verilmiĢtir.

C. Adli Soruşturma

18. 21 ġubat 2005 tarihli bir yazı ile, A.S.’nin ebeveynleri, erkek ve kız kardeĢleri, müdahil taraf olarak katılarak, AHM sorgu hâkimlerinin en kıdemlisi huzurunda kasıtsız adam öldürme ve tehlikede bulunan kiĢiye yardım etmeme nedeniyle Ģikâyette bulunmuĢlardır.

19. Le Progrès isimli gazetenin 29 Nisan 2004 tarihli sayısında yer alan makalede, baĢvuranların yapmıĢ olduğu Ģikâyet kamuoyunun bilgisine sunulmuĢtur. Gazeteci özellikle, A.S.’nin ailesinin, “asılarak intihar edildiği” sonucuna varan yargı organlarının savına itiraz ettiğini ve

“ilgilinin davranıĢının intihar etmeye meyilli olduğunu gösterecek nitelikte olmadığını” değerlendirdiğini belirtmiĢtir.

20. Bu suçlamalar nedeniyle adli bir soruĢturma ismi belirtilmemiĢ kiĢiye karĢı 18 Mayıs 2005 tarihinde açılmıĢtır.

21. Mağdurdan alınan kan örneklerinden yola çıkılarak gerçekleĢen toksikolojik bilirkiĢi raporunda, benzodiazepinler için pozitif bir tarama sonucu ve laboratuarda genellikle aranılan ilaç veya uyuĢturucu maddelerinin bulunmadığını ortaya konulmuĢtur.

22. Cezaevi müdür yardımcısı, 6 Nisan 2004 tarihinde kullanılacak olan görüĢme odasından faydalanabilmenin iptal edilmesinin 5 Nisan 2004 tarihinden itibaren tüm tutuklulara uygulanabilir olan kurumun iĢleyiĢ Ģekline getirilen bir değiĢiklikten kaynaklandığı ve bu durumun görüĢme odalarının pazartesi ve salı günleri açık olmamasına yol açtığı ve 6 Nisan tarihinin tam olarak bir salı gününe denk geldiği yönünde açıklamada bulunmuĢtur. 2 Mart 2004 tarihli bir yazı ile, bu yeni düzenleme ailelerin

(9)

dikkatine sunulmuĢtur. Aynı Ģekilde, 31 Mart 2004 tarihli bir yazı ile, görüĢme odalarının kapalı olduğu hatırlatılmıĢtır.

23. A.S.’nin tıbbi dosyasıyla ilgili psikiyatrik inceleme Doktor Y.J.’ye teslim edilmiĢtir. Doktor Y.J., 8 ġubat 2006 tarihli raporunda, ilgilinin Ģizofreniden muzdarip olduğunu değerlendirmiĢtir. Doktor Y.J., hastanın hastalık özgeçmiĢinin bilinmemesi nedeniyle raporu tanzim eden doktor tarafından konulan delilik teĢhisinin hatalı olması durumunda bile 10 ġubat 2004 tarihinde ilgilinin hastaneye yatırılmasının tedaviyi reddetmesiyle haklı gösterildiğini gözlemlemiĢtir. Aynı Ģekilde, Doktor Y.J., hastanın tedaviye yeniden baĢlaması ve 1997 yılından bu yana A.S.’yi tanıyan Doktor A.P.’nin, Ģizofren bir hastada nöbet süresi geçtikten sonra eylemde bulunma riskinin daha az Ģiddetli olduğunu tespit ederek ve bu hastada konfüzyonel bir hal saptayarak, ilgili doktorun, Doktor G.P.’nin değerlendirmesini yeniden gözden geçirebilmesi nedeniyle 12 ġubat 2004 tarihli ilgilinin hastaneye yatırılması tedbirinin kaldırılması yönündeki Doktor A.P.’nin tavsiyesini uygun bulmuĢtur. BilirkiĢi, ilgilinin Doktor A.P.

tarafından 3 ve 18 Mart 2004 tarihlerinde muayeneye alındığını gözlemlemiĢtir. Ġlgili doktor, 18 Mart 2004 tarihinde, hastanın gelecekle ilgili planlar yaptığını ve tedaviyi kabul ettiğini tespit etmiĢtir. BilirkiĢi, ilgilinin durumunun cezaevine konulmasıyla tamamıyla uyumlu olduğu ve cezaevinde reçete edilen ilaçların alınmasının mümkün olduğu sonucuna varmıĢtır.

24. BilirkiĢi, A.S.’nin dosyasında, 24 ġubat 1998 tarihine ait sayfada, ilgilinin duygusal bir ayrılığın ardından Loxapac alımıyla intihar giriĢiminde bulunduğu ile ilgili olarak bir ibarenin bulunmasının dıĢında, 2000 yılının Haziran ve Ağustos aylarında olduğu gibi, daha önce gerçekleĢen bazı hastaneye yatırılma durumlarında intihar unsurları belirtilmiĢ olsa da intihar düĢüncelerinden bahsedilmediğini gözlemlemiĢtir.

BilirkiĢi, ilgilinin Doktor M.P. ile 13 Haziran 2000 tarihinde yaptığı görüĢme esnasında intihar düĢünceleri olduğunu kabul etmediğini ve

(10)

dolayısıyla, psikoz manik depresif tanısının bertaraf edilmesi gerektiğinden, intihar riskinden endiĢe edebilecek unsurların gerçekten ilgilinin dosyasında bulunmadığını altını çizmiĢtir. Aynı Ģekilde, 2004 yılının ġubat ayında düzenlenen hastane dosyasında yer alan hiçbir emare intihar riskinin bulunduğunu düĢündürecek unsurların bulmasına imkân vermemektedir.

25. BilirkiĢinin değerlendirmesinde, aĢağıda belirtilen hususlar yer almaktadır:

“Dolayısıyla, ilgilinin cezaevine konulması, hiçbir Ģekilde, M.S.’nin hastalığı bakımından sakıncalı bir durum teĢkil etmemektedir. Aksine, tıbbi ve sosyal yönden müdahalede bulunan kiĢilerin büyük bir kısmı, M.S.’nin cezaevine konulmasının ilgilinin davranıĢları açısından olumlu etkileri olduğunu kaydetmektedir”.

26. BilirkiĢiye göre, Ģizofreni hastalarda intihar riski oldukça yaygın olsa da, intihar eyleminin genel olarak ruhsal bir çöküĢün yaĢanması ile bağlantısı olması nedeniyle söz konusu risk çoğunlukla hezeyan epizodları dıĢında hastanın durumunun daha iyi olduğu zamanlarda ortaya çıkmaktadır. BilirkiĢi, çeliĢkili bir Ģekilde, taĢkınlığın bu ruhsal çöküĢün yaĢanmasına karĢı koruyucu iĢlevi olması nedeniyle Ģizofreni hastalarının daha az tutarsız davranıĢlar sergilemeleri durumunda intihar riskinin yüksek olduğunu belirtmiĢtir. Böylelikle, Doktor A.P. tarafından gözlemlenen rahatsızlıkların görünür biçimde iyileĢmesi sonucunda, taĢkınlığın mevcut olmaması ve ruhsal çatıĢmaların aniden fark edilmesi nedeniyle intihar riskinden kesin olarak endiĢe edilip edilemeyeceğini sorgulayarak, bilirkiĢi, bu riskin Ģizofreni hastalarında düzenli bir takip gerektirdiğini ve hastalığın bilincinde olunmasının intihar riskine rağmen hastalık olarak değerlendirilememesinden dolayı bu tür ruhsal sorunlarda hastanın zorla hastaneye yatırılmasının tavsiye edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtmiĢtir. Dolayısıyla bilirkiĢi, A.S.'nin intihar etmesini depresyonun bir sonucu olarak değil, hastalığını ansızın öğrenmesi ile bu durumla yüzleĢmesinin sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğinden, ilgilinin,

(11)

tedavi edilmeyi sabırsızlıkla beklemesinin, hastalığının sıkıntılarını muhtemelen dikkate almaya baĢladığını düĢündürebileceğini belirtmiĢtir.

27. Son olarak, söz konusu maddelerin, kullanılan toksikolojik araĢtırmalar yardımıyla kanda bulunamaması nedeniyle toksikolojik bilirkiĢi rapor sonuçlarının A.S.’nin tedavisine uymadığını doğrulamaya imkân vermediğini eklemiĢtir. BilirkiĢi, intihar riskinin Ģizofreni hastalarında sürekli bir takip gerektirmesi nedeniyle ilgilinin bakımını üstlenmenin insancıl bir davranıĢ ve hastayı dinlemeyi gerektirdiğini ifade etmiĢtir.

28. Sorgu hâkimi tarafından, 4 Mayıs 2006 tarihinde, kovuĢturmaya yer olmadığına dair karar verilmiĢtir. Hâkim, A.S.’nin durumunda, ilgilinin intihar edeceğini iĢaret eden herhangi bir unsurun bulunmaması nedeniyle kasıtsız adam öldürme suçunu nitelendirebilecek herhangi bir kusurun tespit edilmediğini ve tehlikede bulunan kiĢiye yardım etmeme suçunun oluĢmadığını değerlendirmiĢtir.

29. Müteveffanın ailesi, 15 Mayıs 2006 tarihinde, bu karara karĢı istinaf kanun yoluna baĢvurmuĢlardır.

30. Lyon Ġstinaf Mahkemesi Sorgu Dairesi, 13 Aralık 2006 tarihinde, sorgu hâkiminin kararını onamıĢtır.

D. İdari Yargılama

31. A.S.’nin ebeveyn, erkek ve kız kardeĢleri, 10 Ekim 2005 tarihinde, Adalet Bakanlığı’ndan ilgilinin intihar etmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmesini talep etmiĢlerdir. Adalet Bakanlığı, ilgilinin ailesinin bu doğrultudaki talebini 8 Aralık 2005 tarihinde reddetmiĢtir.

32. A.S.’nin ailesi, 9 ġubat 2006 tarihinde, Lyon Ġdare Mahkemesi önünde tazminat talebinde bulunmuĢtur.

33. Lyon Ġdare Mahkemesi, 24 ġubat 2009 tarihli bir karar ile, ilgilinin tedavi altındaki tutumunun intihar eyleminde bulunacağının tahmin edilemeyeceği ve cezaevi idaresinin bu türden bir riski değerlendirmemesi

(12)

ve göz önünde bulundurmamasından dolayı kusurlu olarak sayılamayacağı gerekçesiyle baĢvuruyu reddetmiĢtir.

34. A.S.’nin ailesi, 30 Nisan 2009 tarihli bir baĢvuru ile, bu karara karĢı istinaf kanun yoluna baĢvurmuĢlardır.

35. Lyon Ġstinaf Ġdare Mahkemesi, 17 ġubat 2011 tarihli bir karar ile, Ġdare Mahkemesi’nin kararını onamıĢtır. Hâkimler, A.S. kalıcı Ģekilde ruhsal bir hastalıktan muzdarip olsa da, dosyada yer alan tıbbi görüĢlerden hastalığına bağlı olarak intihar eğilimlerinin bulunmadığını ve gerek hastalık özgeçmiĢine gerekse yakın zamanda sergilediği davranıĢlara bakıldığında hiçbir unsurun intihar eylemini öngöremeyeceğini değerlendirmiĢlerdir. Hâkimler, idarenin bilgisine sunulan unsurlar ve ilgilinin sergilediği davranıĢ bakımından, ek bir güvenlik tedbirinin alınmamasından ya da bunun yanı sıra, A.S.’nin çevresine karĢı saldırgan eğilimler sergilemesinden dolayı öngörülen ve kural olan tek kiĢilik hücrede tutulmasından dolayı cezaevi idaresinin suçlanamayacağını eklemiĢlerdir.

Son olarak, hâkimler, olayla ilgili incelemeden, ilgilinin tedaviden kaçındığı sonucu ortaya çıkmadığı ve dolayısıyla, ilaçlarını düzgün bir Ģekilde kullanıp kullanmadığı takibi konusunda cezaevi idaresinin suçlanamayacağını değerlendirmiĢlerdir.

36. BaĢvuranlar, 29 Ağustos 2011 ve 28 Kasım 2011 tarihlerinde, temyize baĢvurmuĢlardır.

37. DanıĢtay, 21 Kasım 2012 tarihli bir kararla, baĢvuranların temyiz baĢvurusunu reddetmiĢtir.

II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK

38. 26 Nisan 2002 tarihli Adalet Bakanlığı’nın ve Sağlık Bakanlığı Temsilcisi’nin genelgesinde, cezaevlerinde intiharı önleme hususuna yer verilmiĢtir. Genelge özellikle, cezaevine giren her birey için, intihar riski bulunan tutuklu kiĢilerin belirtilmesine yardım etmeye yönelik inceleme

(13)

formunun kullanımını altı ay boyunca deneyerek, tutuklukta intihar riskinin saptanmasının sağlanmasını öngörmekteydi.

HUKUKÎ DEĞERLENDĠRME

SÖZLEġME’NĠN 2. MADDESĠNĠN ESAS YÖNDEN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA

39. BaĢvuranlar, erkek kardeĢlerinin yaĢam hakkının ihlal edilmesinden Ģikâyet etmekte ve SözleĢme’nin 2. maddesi ileri sürmektedirler.

SözleĢme’nin 2. maddesi aĢağıdaki Ģekildedir:

“1. Herkesin yaĢam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dıĢında, hiç kimsenin yaĢamına kasten son verilemez.”

40. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

41. Mahkeme, baĢvurunun, SözleĢme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaĢmadığını da tespit etmiĢ ve kabul edilebilir olduğuna karar vermiĢtir.

B. Esas Hakkında

1. Tarafların İddiaları

a) Başvuranlar

42. BaĢvuranlar, baĢvurularında, ulusal makamları, 26 Nisan 2002 tarihli genelgede belirtilen değerlendirme formunu doldurmak suretiyle, erkek kardeĢlerinin intihar etme riskinin değerlendirmesini uygulamaya

(14)

koymamalarından dolayı suçlamaktadırlar. BaĢvuranlar, bu tür bir değerlendirmenin metinlerde zorunlu kılındığını ve A.S. bakımından intihar önleme planının uygulanmasına imkân verebileceğini değerlendirmiĢlerdir.

43. BaĢvuranlar özellikle, Hükümetin görüĢlerinin ekinde bulunan, A.S.’nin tutuklanmasının baĢlangıcında doldurulan “intihar riski bulunan tutuklu kiĢilerin belirtilmesine imkân sağlayan formu ”dikkate alarak, bu formun yeni bir unsur teĢkil ettiğini ve belgenin okunamaz halde, eksik, kısmen hatalı olduğunu ve 2003 yılının Aralık ayında hazırlanan raporda belirtilen formla uygun olmadığını ileri sürmektedirler (Adalet Bakanı’nın talebi üzerine Jean-Louis Terra tarafından düzenlenen tutuklu kiĢilerin intihar etmesinin önlenmesi hakkında görev raporu). BaĢvuranlar, dosyada yer alan objektif unsurların, A.S.’de intihar riskinin var olduğunu gösterdiğini eklemektedirler. Bu bağlamda baĢvuranlar, müdahalede bulunan çeĢitli Ģahıslar tarafından tespit edilen rahatsızlıkları, ilgilinin psikiyatri bakımından yararlandığı tedavileri, 1998 yılının ġubat ayında intihar giriĢiminde bulunduğunu, hayat arkadaĢı ile yaĢadığı duygusal ayrılığı, Ģartlı salıverilme kararının iptal edilmesini haklı gösteren ilgili cezaevi birimi tarafından tanzim edilen raporda yer alan bilgileri, tavsiye edilen tedaviyi uygulamayı reddetmesinin ardından hastaneye yatırılmasına yönelik kararı, toksikolojik bilirkiĢi raporunda benzodiazepinlerden baĢka ilaç maddesi bulunduğunun ortaya konulmadığını ve 6 Nisan 2004 tarihinde, görüĢme odalarının kullanıma kapatıldığını hatırlamaktadırlar.

b) Hükümet

44. Hükümet, cezaevine konulduğunda baĢvuranların erkek kardeĢinin, cezaevi biriminin müdürü ile görüĢtüğünü ve bu nitelikte herhangi bir risk ortaya konulmadan, intihar riski bulunan tutuklu kiĢilerin belirtilmesine imkân sağlayan formun bu vesileyle doldurulduğunu belirtmiĢtir. Hükümet, somut olayda bu yöntemin kullanılmasına rağmen, bunun kullanılmasının

(15)

hiçbir Ģekilde zorunlu olmadığını gözlemlemiĢtir. Hükümet, ulusal makamların ilgilinin daha önce intihar giriĢiminde bulunduğundan haberdar olmadıklarını ve cezaevi bünyesinde müdahalede bulunan psikiyatri uzmanlarından veya 2004 yılının ġubat ayında A.S.’yi kabul eden psikiyatri hastanesi tarafından herhangi bir özel bilgi almadıklarını ileri sürmektedir.

Hükümet, ilgilinin sergilediği davranıĢın kendisine karĢı eylemde bulunacağının öngörülmesine imkân vermediğini eklemiĢtir.

45. Öte yandan Hükümet, olayla ilgili yapılan inceleme esnasında gerçekleĢen ve hastaneye yatırılması ile ilgili dosyada ilgilide intihar riskinin bulunduğunu belirten unsurların mevcut olmadığına dair psikiyatrik bilirkiĢi rapor sonuçlarını hatırlatmaktadır. Hükümet, ailesinin, “ilgilinin davranıĢının intihar etmeye meyilli olduğunu gösterecek nitelikte olmadığını değerlendirerek, yerel bir gazetede intihar savına itiraz ettiğini gözlemlemektedir. Bunun yanı sıra Hükümet, A.S.’nin, hastaneye yatırıldıktan sonra yapılan psikiyatrik görüĢmelerde gelecekle ilgili planları olduğunu dile getirdiğini tespit etmektedir. Hükümet, cezaevi idaresinin intihar riski hakkında bir bilgisinin bulunamayacağı sonucuna varmaktadır.

Son olarak Hükümet, baĢvuranların erkek kardeĢinin uygun tedaviden yararlandığını ve tek kiĢilik hücreye yerleĢtirilmesinin, baĢkalarına karĢı saldırgan davranıĢlar sergilemesi nedeniyle haklı görüldüğünü hatırlatmaktadır.

2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi

a) Genel İlkeler

46. Mahkeme, SözleĢme’nin 2. maddesinin, Devlete kasıtlı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmayı ve aynı zamanda, kendi yargı yetkisi altında bulunan tabi kiĢilerin yaĢam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-III). Bu madde böylelikle,

(16)

bazı belirli koĢullarda, makamlara, bireyi baĢkalarına veya bazı özel koĢullarda kendisine karĢı korumak için pratik koruyucu tedbirler alma yönünde pozitif yükümlülük getirmektedir (Tanrıbilir/Türkiye, No.

21422/93, § 70, 16 Kasım 2000).

47. Bununla birlikte, bu yükümlülüğü, makamlara aĢırı veya dayanılmaz bir yük getirmeyecek Ģekilde yorumlamak gerekir. Dolayısıyla, yaĢama karĢı iddia edilen her türlü tehdit, makamları somut tedbirler almayı zorunlu kılmamaktadır. Dolayısıyla, yaĢama karĢı iddia edilen her türlü tehdidin, makamlara, bu tehdidin meydana gelmesini önlemek için somut tedbirler almayı zorunlu kılmamaktadır. Böylelikle, cezaevindeki intihar riskine özgü durumlarda, yalnızca, yetkililerin bir bireyin yaĢamına zarar vereceğine dair yakın ve gerçek bir riskin bulunduğunu anında bilmesi veya bilmesi gerektiği durumlarda, bu türden bir pozitif yükümlülük bulunmaktadır.

Ardından bu yükümlülüğe riayet edilmemesinin tespit edilmesi için, yetkililerin, kendi yetkileri çerçevesinde, makul bir bakıĢ açısıyla kuĢkusuz bu riski engelleyecek tedbirleri almayı ihmal ettiklerinin ortaya konulması gerekir. Somut bir Ģekilde, baĢvuran tarafından, yetkililerin davanın koĢullarında, yaĢama yönelik bildikleri ya da bilmeleri gerektiği gerçek ve yakın tehlikenin meydana gelmesini engellemek için kendilerinden makul olarak beklenen her Ģeyi yerine getirmediklerinin kanıtlanması gerekmekte ve bu husus da yeterli gelecektir (yukarıda anılan Tanrıbilir, § 72, Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, § 93, AĠHM 2001-III, Renolde/Fransa, No. 5608/05, § 83, AĠHM 2008 (özetler) ve Ketreb/Fransa, No. 38447/09, § 71, 19 Temmuz 2012).

48. Son olarak, ruhsal bozuklukları bulunan kiĢilerin hassasiyetlerinin dikkate alınması gerekir (yukarıda anılan Keenan, § 111 ve yukarıda anılan Renolde, § 84).

(17)

b) Söz Konusu İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

49. Somut olayda Mahkeme, baĢvuranların erkek kardeĢinin intihar etme riski bulunduğunu ulusal makamlar tarafından saptanmamasından dolayı ilgili Ģahsın olağan rejim altında tutuklu kaldığını tespit etmektedir.

Mahkeme tarafından, ulusal makamların elinde mevcut olan unsurları dikkate alması halinde, bu türden bir riskin gerçekliliği ve yakınlığını tespit edip etmemesi gerektiğinin araĢtırılması gerekir.

50. Mahkeme bu bağlamda, özgürlüğünden yoksun bırakılan ve dahası, ruhsal bozukluktan muzdarip bir kiĢi olarak A.S.’nin iki yönden hassas olduğunun ortaya çıktığını tespit etmektedir (De Donder et De Clippel/

Belçika, No. 8595/06, § 75, 6 Aralık 2011). Mahkeme, cezaevine konulmasından önce hükümlünün ruhsal bakımından çok zayıf olduğunu tespit eden infaz hâkiminin hükmettiği Ģartlı salıverilme kararı çerçevesinde bakım zorunluluğun getirilmesini haklı göstermeleri nedeniyle ulusal makamların söz konusu rahatsızlıklardan haberdar olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme özellikle, bu tespitin, A.S.’nin psikopatik bir kiĢiliğe sahip olduğunun belirtildiği 11 Aralık 2003 tarihli psikiyatrik bilirkiĢi raporunun sonuçlarına dayandığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 7. paragraf).

51. Öte yandan Mahkeme, A.S.’nin ruhsal bozukluklarının, ilgilinin psikotrop tedavisini reddetmesi nedeniyle haklı gösterilen hastaneye yatırılmasına yönelik tedbirin, 2004 yılının ġubat ayında, cezaevine konulduktan on iki gün sonra, ulusal makamlar tarafından uygulanmasına yol açtığını gözlemlemektedir. Son olarak Mahkeme, olayla ilgili inceleme esnasında yapılan ekspertiz sonuçlarına göre, ilgiliye ait tıbbi dosyanın içeriğinin Ģizofreni teĢhisinin konulmasına imkân verdiğini hatırlatmaktadır.

Oysa, Mahkeme’nin daha önce vurguladığı gibi, Ģizofren kiĢilerde intihar riskinin var olduğu bilinmekte ve söz konusu kiĢilerde bu risk yüksek

(18)

olmaktadır (yukarıda anılan Keenan, § 94; yukarıda anılan De Donder ve De Clippel, § 75).

52. Bununla birlikte Mahkeme, aynı bilirkiĢinin görüĢü doğrultusunda, 2004 yılının ġubat ayında ilgilinin hastaneye yatırılmasıyla ilgili sağlık dosyasında intihar riskini belirten herhangi bir unsurun bulunmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, intihar giriĢimi ile ilgili olarak bir ibare baĢvuranların erkek kardeĢinin ruhsal hastalık özgeçmiĢi arasında yer alsa da, bu ibarenin nispeten eski olduğunu (ġubat 1998) ve bu hususun duygusal bir ayrılıktan sonra eklendiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bilirkiĢi, A.S.’nin dosyasını bir bütün olarak ele alarak ve hastanın 2000 yılının Haziran ayında intihar etme düĢüncesi olduğuna itiraz ettiğini hatırlatarak, bu tür bir riskten fiilen endiĢe duyduracak unsurların dosyada yer almadığını değerlendirmiĢtir (aksi yönde (a contrario) bir karar için bk., Shumkova/Rusya, No. 9296/06, § 93, 14 ġubat 2012).

53. Öte yandan Mahkeme, aynı bilirkiĢi görüĢünün doğrultusunda, ilgilinin tedaviye yeniden baĢladığını dikkate alarak, hastaneye yatırılmasına yönelik tedbirin kaldırılmasının uygun olduğunu tespit etmektedir.

Mahkeme, raporda, ilgilinin cezaevine konulmasının hiçbir Ģekilde hastalığı bakımından sakıncalı bir durum teĢkil etmediğinin belirtildiğini ve aksine, tıbbi ve sosyal yönden müdahalede bulunan kiĢilerin büyük bir kısmının, ilgilinin cezaevine konulmasının davranıĢları açısından olumlu etkileri olduğunu kaydettiklerinin vurgulandığını tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, bu değerlendirmenin, Ģartlı salıverilme kararının iptal edilmesine yönelik kararda infaz hâkimi tarafından yapılan, cezaevi ortamının A.S.’nin rahatsızlıklarını düzeltebilecek nitelikte olduğuna yönündeki tespiti güçlendirebileceğimi kaydetmektedir. Mahkeme, bu unsurun, cezaevine dönüĢünün ardından ilgilinin durumunun stabilize olacağı yönünde bir ümidin beslenmesine imkân verebileceğini değerlendirmektedir.

54. Diğer taraftan, Mahkeme, tutuklunun ceza dosyasında, davranıĢ bozuklukların ötesinde intihar riskinden endiĢe duyulacak unsurların

(19)

bulunmadığını gözlemlemektedir. Cezaevi topluluğu içerisinde bu davranıĢların sık Ģekilde görülmesi nedeniyle bu davranıĢlar intihar sorunun bulunduğunu ifade etmemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, baĢvuranların erkek kardeĢinde, 11 Aralık 2003 tarihli ekspertiz esnasında ve sosyal hizmetler biriminin teknik danıĢmanı tarafından gözlemlenen bozuklukların, kendisi dıĢında baĢkalarına karĢı saldırgan davranıĢlar sergilemesi ile uygun düĢtüğünü hatırlatmaktadır.

55. Bununla birlikte, A.S.’de intihar riskinin ortaya konulup konulamayacağının teyit edilmesi için ulusal makamlar tarafından gösterilen çaba ile ilgili olarak, Mahkeme, 2004 yılının ġubat ayında, ilgilinin cezaevine döndüğü süreçte, cezaevi birimi müdürü tarafından, intihar riskinin varlığının kesin Ģekilde ve bu riskin boyutunun tespit edilmesine yarayan “intihar riski bulunan tutuklu kiĢilerin belirtilmesine imkân sağlayan formun” doldurulduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, ilgilinin birçok soruya verdiği cevaplara dayanılarak, bu formun hastalık özgeçmiĢinin ve bir tutuklunun durumunun eksiksiz ve kesin Ģekilde tespit edilmesine yönelik bir dizi baĢlıktan oluĢturulduğunu gözlemlemektedir.

Oysa, Mahkeme, somut olayda, bu yöntem ile sağlanan sonuçta, yalnızca asabi olma durumu ve odaklanma yetersizliği yönündeki tespitin ötesinde A.S.’de bu türden bir intihar riskinin bulunduğunun belirtilmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca Mahkeme, bağımlılık eğiliminin bulunmaması ile ilgili olan olası hataların veya daha önceki intihar giriĢiminin, tutuklunun bir dizi sorulara verdiği cevaplara dayalı olan bu yöntemin uygunluğunu söz konusu etmediğini değerlendirmiĢtir.

56. Öte yandan Mahkeme, baĢvuranların erkek kardeĢinin cezaevine konulmasının ardından, intihar etme riskinin mevcut olmaması hakkında yapılan değerlendirmenin yeniden gözden geçirilmesine yol açan bir olayda bulunmadığını tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, ilgilinin tedaviyi reddetmesi nedeniyle hastaneye yatırılması durumunda bile, bu tedbirin, ilgilinin ilaçlarını tekrar almaya baĢladığı ve Doktor A.P.’nin söz konusu

(20)

hastanın özel sorunlarından haberdar olduğu dikkate alınarak, iki gün sonra kaldırıldığını gözlemlemektedir. Mahkeme, aynı psikiyatri uzmanı tarafından ilgilinin cezaevine dönmesine müteakip bir zamanda tespit edilen unsurların, A.S.’nin gelecekle ilgili planlar yapması ve tedaviyi kabul etmesi nedeniyle rahatlatıcı etki yarattığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, dosyada ölümcül hareket esnasında tutuklunun ilaçlarını almayı bıraktığını ortaya koyacak nitelikte hiçbir unsurun bulunmaması nedeniyle ilaçlarının ilgiliye günlük olarak verildiğini ve kendisinin herhangi bir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir (bk. yukarıda 27. paragraf). Aksine, ilgilinin her gün ilaçlarını sabırsızlıkla beklediği tespit edilmiĢtir.

57. Son olarak Mahkeme, 6 Nisan tarihinde aile görüĢme odasının kullanıma kapatılması ve aynı zamanda, tutuklu ve hayat arkadaĢının ayrılması durumlarının, intihar riskinin mevcut olup olmadığı ile ilgili olarak ulusal makamların yaptığı değerlendirmeyi değiĢtirecek nitelikte olmadığını değerlendirmektedir. Böylelikle, Mahkeme, 6 Nisan tarihinde gerçekleĢecek olan görüĢmelerin iptal edilmesinin, cezaevinin genelinde uygulanabilir olan yeni bir genel düzenleme tedbirine uygun düĢtüğünü gözlemlemiĢtir. Bu husus, 2 Mart 2004 tarihi itibarıyla, ailelerin dikkatine sunulmuĢtur. GörüĢmelerin iptal edilmesinin tek etkisi, tutuklunun yakınlarıyla görüĢmesini yasaklamak değil görüĢmelerin daha sonraki bir tarihe alınmasıdır. Mahkeme özellikle, bir pedagog tarafından A.S.’nin oğlu ile görüĢmesinin yakın zamanda sağlanacağının hayat arkadaĢı tarafından dile getirilmesinin bu bağlamda yeterli Ģekilde kesin olmaması nedeniyle ulusal makamların A.S. ve oğlunun annesi arasında yaĢanan ayrılıktan bilgi edindiklerinin ortaya konulmadığını da tespit etmektedir.

Dolayısıyla Mahkeme, bu unsur bakımından söz konusu riskin yeniden değerlendirilmesinin ulusal makamlar tarafından beklenemeyeceği kanısına varmaktadır.

58. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, ulusal mahkemelerin daha önce olduğu gibi, yine baĢvuranların erkek kardeĢinin intihara meyilli

(21)

olduğunu gösterebilecek bir davranıĢ sergilemediğini tespit edebilecekleri kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, ulusal makamların, A.S.’nin eyleme geçiĢ sırasında intihar edeceğine dair gerçek ve yakın bir risk bulunduğunu bilmeleri gerektiği ileri sürülemeyecektir. Dolayısıyla, ulusal makamların, somut olayda fiilen gerçekleĢtirilen tıbbi desteğin ötesinde özel tedbirler alması gerekmezdi.

59. Dolayısıyla, SözleĢme’nin 2. maddesi esas yönden ihlal edilmemiĢtir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBĠRLĠĞĠYLE,

1. BaĢvurunun kabul edilebilir olduğuna;

2. SözleĢme’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine karar vermiştir.

ĠĢbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiĢ; Ġçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3.

fıkraları uyarınca, 8 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiĢtir.

Claudia Westerdiek Angelika Nußberger

Yazı ĠĢleri Müdürü BaĢkan

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :