AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ ĠKĠNCĠ BÖLÜM MEHMET YAMAN / TÜRKİYE. (Başvuru No /07) KARAR STRAZBURG. 24 ġubat 2015

Tam metin

(1)

© T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü, Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığı tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü, Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.

AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ ĠKĠNCĠ BÖLÜM

MEHMET YAMAN / TÜRKİYE (Başvuru No. 36812/07)

KARAR

STRAZBURG 24 ġubat 2015

İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

(2)

Mehmet Yaman/Türkiye davasında, Başkan

András Sajó, Yargıçlar IĢıl KarakaĢ, Helen Keller, Paul Lemmens, Egidijus Kūris, Robert Spano, Jon Fridrik Kjølbro,

ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla oluĢturulan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (Ġkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 3 ġubat 2015 tarihinde gerçekleĢtirilen müzakerelerin ardından, aĢağıdaki kararı vermiĢtir:

USUL

1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 36812/07) davanın temelinde, Türk vatandaĢı olan Mehmet Yaman’ın (“baĢvuran”) 17 Ağustos 2007 tarihinde Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliĢkin SözleĢme'nin (“SözleĢme”) 34. maddesi uyarınca yapmıĢ olduğu baĢvuru bulunmaktadır.

2. BaĢvuran, Ġzmir’de görev yapan Avukat M.M. Terzi tarafından temsil edilmiĢtir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiĢtir.

3. BaĢvuran, gözaltına alındığı sırada uygulanan kötü muameleden, polisler hakkında etkin bir soruĢturma yürütülmemesinden ve söz konusu davanın süresinden Ģikâyet etmektedir. BaĢvuran, SözleĢme’nin 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.

4. BaĢvuru, 8 Mart 2012 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiĢtir.

OLAY

DAVANIN KOġULLARI

5. BaĢvuran 1953 doğumlu olup, Aydın’da ikâmet etmektedir.

(3)

1. Dava Süreci

6. BaĢvuran, olayların meydana geldiği tarihte, Milas’ta bulunan bir inĢaatta iĢçi olarak çalıĢmaktadır.

7. Milas Adalet Sarayı önünde baĢvuranın da aralarında bulunduğu iki grup iĢçi arasında 6 Mart 2000 tarihinde saat 16.00 sularında Ģiddetli bir münakaĢa meydana gelmiĢtir.

8. Polisler tarafından düzenlenen ve kavgaya karıĢan kiĢiler tarafından imzalanan olay tutanağı öz olarak aĢağıdaki Ģekildedir:

- Meydana gelen yumruklu kavgadan sonra olay yerine gelen polisler M.Y.(baĢvuran), S.O., Y.Y., M.R.K., H.K., R.S., A.S., S.S., V.S. ve H.S’yi Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğüne götürmüĢlerdir.

Bu belgede, ilgililerin kavga veya yakalanmaları esnasında olası yaralanmaları hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir.

9. BaĢvuran, öz olarak aĢağıda yer alan açıklamayı yapmıĢtır:

- Polisler, bütün failleri yakalamıĢ ve Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğüne götürmüĢlerdir.

Polisler, baĢvurana kötü muamelede bulunmuĢlardır. BaĢvuran, aynı gün, sağlık durumunun ağırlaĢması nedeniyle iki saatlik bir tıbbi müdahale için Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiĢtir. Ardından baĢvuran yeniden Emniyet Müdürlüğüne sevk edilmiĢtir.

10. Hükümetin olaylar hakkındaki açıklaması Ģu Ģekildedir:

- Failler, kavga sırasında yumruklaĢmıĢlardır. BaĢvuran yaralanmıĢtır. Ġhbarı alan görevli polisler müdahale etmiĢlerdir. Polisler, Milas Savcılığının talimatı üzerine kavgaya karıĢan kiĢiler hakkında soruĢturma baĢlatmıĢtır. Akabinde baĢvuran ve diğer Ģüpheliler toplu bir Ģekilde adli tıp açısından muayeneden geçmeleri amacıyla Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiĢlerdir.

11. BaĢvuran, 6 Mart 2000 tarihinde belirtilmeyen bir saatte emniyet amirinin talimatı üzerine Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiĢtir.

12. Milas Devlet Hastanesinin kayıtlarından baĢvuranın diğer Ģüpheli kiĢilerle birlikte saat 18.00 sıralarında hastaneye sevk edildiği anlaĢılmaktadır.

13. BaĢvuran, Milas Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiĢtir. Bu bağlamda düzenlenen rapor aĢağıdaki Ģekildedir:

“ (...) M.Y.’nin sağlık muayenesinde, hastanın genel durumunun olağan, bilincinin açık olduğu, çevresiyle iĢbirliği halinde bulunabildiği (…) solunumun olağan olduğu ortaya çıkarılmaktadır. Hastanın sol gözünde ĢiĢlik ve periorbital kızarıklıklar bulunmaktadır. Hastanın baĢında [görülmeyen] bir ĢiĢlik bulunmaktadır. Hastanın yaĢam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmamıĢtır. Geçici sağlık raporu (…)”.

(4)

Öte yandan doktor, hastanın belirli bir dönem için tıbbi gözetim altına alınmasına ve genel cerrah ile göz doktoru tarafından muayene edilmesine karar vermiĢtir.

14. BaĢvuran, sağlık muayenesinden sonra Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğüne tekrar nakledilmiĢtir. Yetkililer tarafından düzenlen tutanakta, baĢvuran 24 saatten fazla gözaltında tutulmuĢtur. Diğer yandan baĢvuranın saat 16.15’de yakalandığı ve Cumhuriyet savcısının saat 19.00’da bu yakalamadan bilgisinin olduğu söz konusu belgeden anlaĢılmaktadır.

15. BaĢvuran, Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğünde, 6 Mart 2000 tarihinde, belirtilmeyen bir saatte verdiği ifadede, bir kavga çıktığını ve faillerin yumruklaĢtığını dile getirmiĢtir.

16. BaĢvuran, 7 Mart 2000 tarihinde saat 16.00’da gözaltı iĢleminin sona ermesinin ardından polis amirinin talimatı üzerine yeniden sağlık muayenesine tabi tutulması amacıyla Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiĢtir. BaĢvuran, Hastanede sırasıyla Nöroloji Bölümünde görevli Pratisyen Doktor ve Göz Doktoru tarafından muayene edilmiĢtir. Söz konusu muayeneden sonra düzenlenen yeni sağlık raporunun ilgili kısımları aĢağıdaki Ģekildedir:

“ (...) Hasta sırt ve boyun ağrısından Ģikâyet etmektedir. Hastanın oftalmolojik muayenesi:

– sağ göz: tam görme keskinliği, ön ve arka segmentler normaldir.

– sol göz: tam görme keskinliği. Alt ve üst göz kapaklarında morarma ve ĢiĢlik (…). Üç günlük geçici iĢ göremezliği doğrulayan kesin sağlık raporu.

(...)

Geçici raporda belirtilen unsurlara göre, hastanın nöroĢirurji durumu aĢağıdaki Ģekildedir:

Hastanın yaĢam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmamıĢtır

BeĢ günlük geçici iĢ göremezlik. Hasta yedi gün içerisinde iyileĢebilir. Kesin rapor.”

17. BaĢvuranın talebi üzerine, 11 Eylül 2003 tarihinde, Ġzmir Ġnsan Hakları Vakfı tespitlerin aĢağıda bulunduğu Ģekliyle bir epikriz düzenlemiĢtir.

“ (...) hastanın fiziki muayenesi: (05.06.2000) sol bacağında, boynunda ağrıdan kaynaklı yürüme zorluğu, parmakların uyuĢması, sol siyatik sınır bölgesinde hassasiyet (…)

Ortopedik muayene: hasta boynunu oynattığında sağ omzunda oluĢan ağrı. Parmaklarında uyuĢmazlık 3- 4-5. (…) üst ekstremite refleksleri normal. Dupuytren Kontraktürü (...)

NöroĢirurjikal muayene (06.07.2000) : hastanın genelleĢtirilmiĢ ağrıları bulunmuĢ, bacağındaki bu ağrılar Aydın Devlet Hastanesine yatırıldığı sırada baĢlamıĢtır. (...) ”

18. Polisler hakkında açılan ceza davası çerçevesinde 22 Ağustos 2006 tarihinde Milas Asliye Ceza Mahkemesi tarafından sunulan talep üzerine (30. paragraf ve devamı) Adli Tıp Kurumu 16 Ekim 2006 tarihinde sağlık raporu düzenlemiĢtir. Söz konusu tespitlerin ilgili kısımları aĢağıdaki Ģekildedir:

(5)

“baĢvuran M.Y.’nin 6 Mart 2000 tarihinde çıkan kavgaya karıĢtığı, gözaltında alındığı ve gözaltısının 7 Mart 2000 tarihinde sona erdiği ortaya çıkmıĢtır. 6 Mart 2000 tarihli sağlık muayenesine göre, sol gözde kızarıklıklar ve periorbital ĢiĢlik ve baĢ kısmında 1 x 1 cm’lik bir ĢiĢlik teĢhis edilmiĢtir. 7 Mart 2000 tarihli sağlık raporuna göre, sol göz kapağında morarma ve ĢiĢlik ve sırtta ağrı (…) hastada tespit edilen bel ve boyun fıtığı maruz kaldığı muamele yerine doğuĢtan olmasından kaynaklanmaktadır. (…)

6 Mart 2000 tarihinde teĢhis edilen yaralar hastanın yaĢam bulguları hakkında bir değerlendirmeye yol açmamıĢtır.

Bu yaralar, geçici iĢ göremezliğe sebep olmuĢtur.

Bu yaralar, basit bir cerrahi müdahale ile tedavi edilecek niteliktedir (...) »

2. Polisler Hakkında Açılan Ceza Davası

19. BaĢvuran, 17 Mayıs 2000 tarihinde kötü muamele nedeniyle polisler aleyhine Milas savcılığı önünde suç duyurusunda bulunmuĢtur. Bu suç duyurusunda olayları Ģu Ģekilde anlatmaktadır:

- Kendisini Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğüne götüren polisler tarafından baĢına ve bedenine yumruk aldığını ve hakarete uğradığını; Akabinde sağlık durumunun ağırlaĢması sonucunda polislerin kendisini hastaneye kaldırdıklarını ve sağlık raporunun düzenlenmesini engellediklerini;

BaĢvuran, 6 Mart 2000 tarihinde gözaltına alındığı sırada görevde bulunan polisler hakkında Ģikâyette bulunduğunu ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla yüzleĢme yapılmasını talep ettiğini eklemektedir.

20. Savcılık, 4 Temmuz 2000 tarihinde, olayın tanıkları olarak Y.Y., H.K. ve M.R.K.’nın ifadesini almıĢtır. Bu bağlamda tanıklar Ģu Ģekilde ifade vermiĢtir:

- Dört polis, baĢvuranı yumruk ve tekme atmak için ayrı bir hücreye almıĢlardır.

21. BaĢvuranı gözaltına alan sorumlu polisler O.E., Y.D. ve S.I., 26 Eylül, 2 Ekim, 1 Kasım 2000 tarihlerinde Savcılık tarafından ifadeleri alınmıĢtır. Bu bağlamda ilgili polisler Ģu Ģekilde ifade vermiĢlerdir.

- BaĢvuran taraflar arasında çıkan kavga sırasında yaralanmıĢtır; polisler baĢvurana kötü muamele uygulamamıĢlardır.

22. Dahası 6 Mart 2000 tarihli raporu düzenleyen doktor 1 Kasım 2000 tarihinde Savcılık tarafından ifadesi alınmıĢtır. Bu bağlamda doktor Ģu Ģekilde ifade vermiĢtir:

- BaĢvuranın bedeninde yara izlerini tespit ettiğini ancak kendisinin bu konuda polisler tarafından hiçbir engele maruz kalmadığını belirtmiĢtir. Doktor baĢvuranın baĢından yaralı olması nedeniyle birkaç saatliğine tıbbi gözetim altına almıĢtır.

(6)

23. BaĢvuranla birlikte kavgaya karıĢan ve kendisiyle aynı zamanda gözaltına alınan tanıklar A.S., S.S. ve H.S., 4 ve 9 Mayıs 2001 tarihlerinde bu bağlamda Ģu Ģekilde ifade vermiĢlerdir:

- Polisler gözaltı sırasında hiç kimseyi darp etmemiĢlerdir.

24. Polis Y.Y., H.K. ve M.R.K.’nın, 2 ve 4 Ocak 2002 tarihlerinde, Savcılık tarafından tekrar ifadeleri alınmıĢtır. Polisler daha önce verdikleri ifadeyi yinelemiĢlerdir (yukarıdaki 20.

paragraf).

25. Milas Savcılığı, 12 Nisan 2002 tarihinde polislerin baĢvurana kötü muamele uyguladıklarını kanıtlayacak nitelikte yeterli delil bulunmadığından kovuĢturamaya yer olmadığına karar vermiĢtir. Savcılık bu tespite ulaĢmak için özellikle baĢvuranın bizzat diğer taraflar arasında çıkan kavgada yaralandığı konusunda olay günü verdiği ifadeyi dikkate almıĢtır.

26. BaĢvuran, 17 Haziran 2002 tarihinde bu karara Ağır Ceza Mahkemesi önünde itiraz etmiĢtir.

27. Muğla Ağır Ceza Mahkemesi 18 Temmuz 2002 tarihinde, 12 Nisan 2002 tarihli takipsizlik kararını iptal etmiĢ ve polisler hakkında ceza soruĢturması açılmasına karar vermiĢtir.

28. Muğla Cumhuriyet savcısı, 20 Ağustos 2002 tarihli bir iddianame ile kötü muamele ve iĢkence nedeniyle polisler hakkında ceza davası açmıĢtır.

29. BaĢvuran, 16 Eylül 2002 tarihinde Muğla Ağır Ceza Mahkemesine davaya müdahil taraf olarak katılmaya dair bir yazı sunmuĢtur. Bu talebin kabul edildiği dosyadan anlaĢılmaktadır.

30. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Kasım 2002 tarihinde davayı değerlendirmek için yetkili olmadığına karar vermiĢ ve dava dosyasını Milas Asliye Ceza Mahkemesine (“mahkeme”) geri göndermiĢtir.

31. Asliye Ceza Mahkemesi, 17 Haziran 2003 tarihli duruĢmada baĢvuranı dinlemiĢtir.

BaĢvuran 6 Mart 2000 tarihli tutanakta bulunan imzasının gerçek olduğunu kabul etmiĢ ancak içerdiği ifadelere itiraz etmiĢtir. BaĢvuran kavgaya karıĢtığına dair hiçbir unsur hatırlamadığını belirtmiĢtir. BaĢvuran, olayların gidiĢatı ile ilgili olarak olayları Ģu Ģekilde aktarmıĢtır:

- Polisler tarafından kendisinin ve H.K., M.R.K., Y.Y. ve S.O.’nun yumruk yediği bölge olan Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünü, akabinde dört polisin kendisine tekme attığı ayrı bir hücreye konulduğunu dile getirmiĢtir.

(7)

Öte yandan Asliye Ceza Mahkemesi, baĢvuran ile birlikte yakalanan kiĢilerden biri olan S.O.’yu dinlemiĢtir. S.O., baĢvuranın ifadesini onaylamıĢ ve baĢvuranın Ġlçe Emniyet Müdürlüğünde iken polisler tarafından kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiĢtir.

Aynı duruĢma sırasında dinlenen tanıklar Y.Y., M.R.K. ve H.K., baĢvuranın ve S.O.’nun ifadelerini onaylamıĢlardır.

32. 6 Nisan 2004 tarihli duruĢma sırasında baĢvuranı gözaltına alan sorumlu polislerin fotoğraflarından yola çıkılarak kimlik tespiti yapılmıĢtır.

– BaĢvuran polis H.Ç. ile Y.D.’yi tanıdığını belirtmiĢtir.

– Öte yandan tanık S.O., H.K. ve M.R.K. baĢvurana uygulanan Ģiddetin sorumluları olan söz konusu polisleri teĢhis etmiĢlerdir.

33. Asliye Ceza Mahkemesi, 17 Nisan 2007 tarihinde polislerin delil yetersizliğinden beraatına karar vermiĢtir.

34. BaĢvuran, 21 Haziran 2007 tarihinde Yargıtay önünde temyiz talebinde bulunmuĢtur.

35. Yargıtay, 7 Haziran 2012 tarihinde polislere atfedilen eylemlerin Asliye Ceza Mahkemesi yerine Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisine bağlı olduğu gerekçesiyle 17 Nisan 2007 tarihli kararı bozmuĢtur.

36. Asliye Ceza Mahkemesi, 26 ġubat 2013 tarihli bir kararla davayı değerlendirmek için yetkili olmadığına karar vermiĢ ve dava dosyasını Milas Ceza Mahkemesine geri göndermiĢtir.

37. Milas Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Eylül 2013 tarihli bir kararla aĢağıdaki gerekçelerle sanıklar hakkında yürütülen davanın düĢürülmesine karar vermiĢtir.

– Türk Ceza Kanunun 103. maddesinin 4. fıkrası ve 104. maddesinin 2. fıkrasında sanıklara yüklenen suç nedeniyle zamanaĢımı süresinin yedi yıl ve altı ay olarak belirlendiği;

– Dolayısıyla ceza davası 6 Eylül 2007 tarihinden bu yana zamanaĢımına uğradığı anlaĢılmıĢtır.

38. Dosyada, baĢvuranın Ağır Ceza Mahkemesi kararına karĢı temyiz talebinde bulunup- bulunmadığının ortaya çıkarılmasına imkân verilmemiĢtir.

3. 6 Mart 2000 Tarihinde Taraflar Arasında Çıkan Kavganın Belirli Failleri Aleyhine Açılan Ceza Davası

39. Savcılık, 24 Mayıs 2000 tarihli bir iddianameyle, baĢvuranın da aralarında bulunduğu 6 Mart 2000 tarihli olayın belirli failleri aleyhine ceza davası açmıĢtır. Failler, kavga sırasında bir kiĢiyi ağır yaralamakla suçlanmıĢlardır.

(8)

40. Milas Asliye Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2002 tarihinde verilen kararla baĢvuranın arkadaĢlarının yardımıyla S.S. adlı kiĢiyi darp etmekten ve yaralamaktan suçlanması nedeniyle para cezasına mahkûm edilmesine karar vermiĢtir.

Yargıtay, 5 Kasım 2003 tarihinde kararı onamıĢtır.

HUKUKÎ DEĞERLENDĠRME

I. SÖZLEġMENĠN 3. VE 13. MADDELERĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA 41. BaĢvuran, yakalanmasından sonra Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü sırada 6 Mart 2000 tarihinde polisler tarafından kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Öte yandan baĢvuran Ģikâyeti hakkında yürütülen soruĢturmanın etkin yürütülmemesinden Ģikâyet etmektedir. BaĢvuran, SözleĢme’nin 3. ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.

Mahkeme, söz konusu olan Ģikâyetlerin SözleĢme’nin 3. maddesi ile birlikte bu hüküm bağlamında ilgilinin uygulamaya konulması gerektiği maddi tazminat sistemini ileri sürme imkânı bulunmadığından Ģikâyet etmediğinden SözleĢme’nin 13. maddesi açısından herhangi bir incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, No.

44827/08, § 31, 16 Temmuz 2013).

Dolayısıyla Mahkeme, SözleĢme’nin 3. maddesi gereğince somut olayların, davalı Devlet yetkililere yüklenen gerek esas gerekse usuli yükümlülüklere kendisi tarafından yapılan eksiksilerle ilgili olup olmadığı konusunda karar vermeye davet edilmiĢtir. SözleĢme’nin 3.

maddesi aĢağıdaki Ģekildedir:

“Hiç kimse iĢkenceye, insanlık dıĢı ya da onur kırıcı cezâ veyâ iĢlemlere tâbi tutulamaz .”

42. Hükümet, bu Ģikâyetleri reddetmektedir.

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

43. Hükümet görüĢlerinde baĢvuranın Ģikâyeti ile ilgili olarak yerel davanın söz konusu tarihte ulusal mahkeme önünde halen derdest olduğunun altını çizerek iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet baĢvuranın Ģikâyetlerini vaktinden önce sunduğu kanaatindedir.

(9)

44. Buna karĢın baĢvuran bu iddiaya itiraz etmiĢtir. BaĢvuran davanın aĢırı uzun süresini dikkate alarak iç hukuk yollarının etkisiz hale geldiğinin değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.

45. Öncelikle Mahkeme, bir baĢvuranın Mahkeme’ye baĢvurmadan önce iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğu olsa da bu yolların sonuncusuna, kabul edilebilirlik kararının verilmesinden önce ve baĢvurunun yapılmasından sonra tüketilmesini kabul ettiğine dair kendi içtihadında hatırlatmaktadır (Yelden ve diğerleri/Türkiye, No. 16850/09, § 40, 3 Mayıs 2012).

46. Mahkeme, ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olmasına rağmen baĢvuranın 17 Ağustos 2007 tarihinde kendi önünde baĢvurusunu sunduğunu gözlemlemektedir.

Bununla birlikte Yargıtay, Mahkeme’nin 6 Eylül 2013 tarihinde yani davanın kabul edilebilirliği hakkında karar vermeden önce Milas Ağır Ceza Mahkemesinin zamanaĢımı nedeniyle sanıklar aleyhine yürütülen davanın düĢürülmesine karar verdiği konusunda itiraz edilmediğini kaydetmektedir.

Böylelikle baĢvuranın davaya müdahil taraf olarak katıldığı ceza davası, on üç yıla aĢkın süren bir dava sonucunda iddia edilen suçun zamanaĢımına uğramasıyla düĢmektedir.

47. BaĢvuranın halen Yargıtay önünde Milas Ağır Ceza Mahkemesinin kararına ilke olarak itiraz edebileceği açıktır. Bununla birlikte Mahkeme Ağır Ceza Mahkemesinin ceza davasının zamanaĢımı nedeniyle düĢürülmesine karar verdiğinde zaten bu davanın on üç yıla aĢkın bir süredir devam ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, atılı suçun zamanaĢımı kurallarını düzenleyen yerel hükmün açıklığını göz önünde bulundurarak (yukarıda 37. paragraf) davanın özel koĢullarında baĢvuranın temyiz talebinde bulunmasının gerekli olmadığını değerlendirmektedir.

48. Yukarıda belirtilenler dikkate alınarak dosyada hiçbir unsur baĢvuranın yerel ceza yolunu doğru bir Ģekilde kullanmaya çalıĢtığının değerlendirilmesine imkân vermemektedir.

Mahkeme, bu koĢullarda Hükümet tarafından tespit edilen iç hukuk yollarının tüketilmediğine iliĢkin itirazın ele alınamayacağı kanaatindedir.

49. Mahkeme, SözleĢme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında baĢvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan Mahkeme, baĢvurunun herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüĢmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla baĢvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.

(10)

B. Esas Hakkında

1. Kötü Muamele İddiaları Hakkında

50. BaĢvuran, 6 Mart 2000 tarihinde Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğünde SözleĢme’nin 3.

maddesine aykırı olan muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.

BaĢvuran, bu duruma dayanak Milas Devlet Hastanesi doktorları tarafından ikisi sırasıyla olay günü ve olayın ertesi günü üçüncüsü ise Ġzmir Ġnsan Hakları Vakfı tarafından 11 Eylül 2003 tarihinde düzenlenen sağlık raporu sunmaktadır.

51. Hükümet, iddialar hakkında Ģu Ģekilde savunmaktadır:

– taraflar arasında 6 Mart 2000 tarihinde bir kavga çıktığını ve bu kavga sırasında baĢvuranın yaralandığını;

– emniyet güçlerinin müdahale etmesinin ardından baĢvuranın diğer Ģüphelilerle toplu olarak olay günü Milas Devlet hastanesine sevk edildiklerini ve sağlık muayenesinden sonra baĢvuranın Emniyet Müdürlüğüne nakledildiğini;

52. Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan olayların kronolojisinin polisler tarafından düzenlenen ve taraflar arasında çıkan kavganın failleri tarafından imzalan yakalama tutanağı ile uyumlu olmadığını tespit etmektedir (yukarıda 8. paragraf). Nitekim ilgililerin öncelikle saat 18.00 sularında Milas Devlet Hastanesinde sağlık muayenesine tabi tutulmadan önce Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğüne sevk edildikleri anlaĢılmaktadır.

53. Mahkeme, yukarıda anılan tutanağı dikkate alarak baĢvuranın yakalanmasından sonra Emniyet Müdürlüğüne sevk edilmeden önce sağlık muayenesine tabi tutulmadığı sonucuna varmıĢtır. 6 Mart tarihinde saat 16.15’de yakalanan baĢvuran Milas Devlet Hastanesinde yaklaĢık saat 18.00’da sağlık muayenesinden geçebilmiĢtir.

BaĢvuran, bu süre zarfında polislerin Emniyet Müdürlüğünde kendisini darp ettikleri, bu nedenle tıbbi tedavi almak için Hastaneye kaldırıldığı kanaatindedir.

54. Hükümet, baĢvuranın iddialarını kabul etmemektedir.

55. Öncelikle Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, Seri A No. 269). Mahkeme, iddia edilen muamelelerin sübut bulması bakımından kendisine sunulan delillerin ispat gücünü değerlendirebilmek için, “her türlü makul Ģüpheden uzak” olma kıstasından yararlanmaktadır. Böylesi bir delil, yeterince ciddi, kesin ve bir biriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Salman/Türkiye [BD], No. 21986/93, § 100, AĠHM 2000VII). Bu bağlamda bir kiĢinin sağlıklı olduğu halde gözaltına alındığında ve

(11)

salıverildiğinde yaralı bulunduğu tespit edildiğinde yaraların kökeni hakkında makul bir açıklama sunmak Devletin sorumluluğu altındadır (yukarıda anılan, Salman, § 99).

56. Somut olayda Mahkeme, saat 16.15’de yakalanan baĢvuranın Milas Devlet Hastanesinde yaklaĢık saat 18.00 sularında sağlık muayenesinden geçebildiğini tespit etmektedir. Bu muayene sırasında düzenlenen rapora göre, ilgilinin sol gözünde ve baĢında darp izleri bulunmaktadır. Öte yandan doktor, baĢvuranı belirli bir dönem için tıbbi gözetim altına alınmıĢtır. BaĢvuran, ertesi gün salıverilmesinden hemen sonra yeniden sağlık muayenesine tabi tutulmuĢtur. Bu bağlamda düzenlenen raporda, sırt ve boyun ağrısı bulunduğu değerlendirilmekte ve sol göz ile baĢ hizasında daha önce gözlemlenen izler onaylanmaktadır (yukarıda 13. ve 16. paragraflar)

57. Mahkeme, yaraların kökeni ile ilgili olarak tarafların tutumlarının kesinlikle karĢıt olduğunu gözlemlemektedir. BaĢvuran için taraflar arasında çıkan kavganın bedeninde tespit edilen yaralarla ilgili olmasından ziyade yalnızca yakalanmasından sonra polislerin kendisine Ģiddet uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Hükümet için bu yaraların bir tek nedeni, polislerin olay yerine gelmeden ve baĢvuranın yakalanmadan önce tarafların kendi aralarında çıkan Ģiddet eğilimli kavganın anlaĢmazlığa yol açmasıdır.

58. Tarafların her biri tarafından sunulan açıklamalar arasında bulunan uyuĢmazlıkları dikkate alan Mahkeme, sahip olduğu delillerden yola çıkarak aĢağıdaki nedenlerden baĢvuranın 6 Mart 2000 tarihinde saat 16.15’de yakalanmasından sonra Milas Ġlçe Emniyet Müdürlüğünde kendisine uygulanan Ģiddetin sonucu oluĢan yaraların kesinlik derecesiyle kendi içtihadı ile uyumlu olduğunu belirtecek durumunda olmadığı kanaatindedir.

59. Ġlk olarak Mahkeme, taraflar arasında bir kavga çıktığı ve birbirlerini yumrukladıkları yakalama tutanağından ve baĢvuranın polis önünde verdiği ifadelerden (yukarıda 8. paragraf) anlaĢıldığını gözlemlemektedir. Nitekim Mahkeme, 6 Mart 2000 tarihinde taraflar arasında Ģiddetli bir kavganın meydana geldiğini tespit etmekte ve baĢvuranın yaralarının bir kısmının hatta bütününün bu olay sonrasında ortaya çıktığı kanaatindedir. BaĢvuranın ardından mahkeme önünde verdiği ilk ifadeyi kabul ettiği doğrudur. Bununla birlikte baĢvuran tutanağa eklenen kendi imzasını doğrulamıĢtır (yukarıda 31. paragraf).

60. Ġkinci olarak, soruĢturmanın ve ceza davasının farklı evrelerinde elde edinilen tanık ifadeleri tutarlı olmaktan uzaktır ve zamanla değiĢtirilmiĢtir. Dolayısıyla Emniyet Müdürlüğünde mevcut bulunan üç tanık dört polisin baĢvuranı yumruk ve tekme atmak amacıyla ayrı bir hücreye aldıklarını beyan etmiĢlerdir (yukarıda 20. paragraf). Her hâlükarda taraflar arasında çıkan kavgaya baĢvuranla birlikte karıĢan ve kendisiyle aynı zamanda gözaltına alınan tanık A.S., S.S. ve H.S. yukarıda anılan üç tanığın ifadelerini kabul

(12)

etmemiĢler ve polislerin gözaltında herhangi bir kimseyi darp etmediklerini dile getirmiĢlerdir (yukarıda 23. paragraf).

ġüphesiz, bu tanıkların verdiği ifadelerin söz konusu kavga sırasında baĢvuranın hasımları olmaları nedeniyle Ģüpheli olduğu değerlendirilebilir. Bununla birlikte Mahkeme, baĢvuranın iddiaları anlamında yol izleyerek ifadelerin baĢvuranın ifadeleri gibi zaman içerisinde değiĢtiğini gözlemlemektedir. Nitekim 4 Temmuz 2000 tarihinde soruĢturma sırasında H.K.

ve M.R.K yalnızca dört polisin baĢvuranı yumruk ve tekme atmak amacıyla kendisini ayrı bir hücreye aldıklarını beyan etmiĢlerdir. H.K. ve M.R.K, baĢvuranın belirttiği Ģekliyle Asliye Ceza Mahkemesi önünde dördünün de gözaltına alındıkları sırada Ģiddete maruz kaldıklarını dile getirmiĢlerdir (yukarıda 31. paragraf).

61. Sonuç olarak Mahkeme, baĢvuranın saat 16.15’te yakalanması ile hastaneye kaldırılması arasındaki sürenin somut sonuçlara ulaĢılması için sürenin nispeten kısa olduğunu gözlemlemektedir. Bu noktada mevcut dava, önemli ölçüde baĢvuranın yakalanmasından üç gün sonra sağlık muayenesine tabi tutulduğu ve Mahkeme’nin baĢvuranın gözaltına alınmadan önce sağlıklı bulunduğunu varsaydığı Türkan/Türkiye davasından (No. 33086/04, § 42, 18 Eylül 2008) farklılık göstermektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin gözaltında bulunan bir kimseye inkâr riski bulunmaksızın ihtilaf konusu yaraların ilgilinin gözaltına alınmadan daha önce var olduğunun ileri sürülmesi için kendisinin korunması amacıyla özel bir güvence imkânı tanıma eksikliğinden yarar sağlayamayacağı sonucuna varmıĢtır (yukarıda anılan karar, § 43, Feodorov/ Moldova Cumhuriyeti ile de karĢılaĢtırılmalı olarak, No. 42434/06, §§ 64 ve 68, 29 Ekim 2013).

1. Dolayısıyla mevcut davanın olay incelemesinde, baĢvuranın bedeninde teĢhis edilen yaraların her türlü makul Ģüpheden uzak, yakalanmasından sonra meydana geldiğinin değerlendirilmesi için Mahkeme’ye imkân sağlayacak delil unsurlarının bulunmadığı anlaĢılmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, baĢvuran tarafından iddia edilen kötü muamelelerle ilgili olarak SözleĢme’nin 3. maddesinin esas yönünün ihlal edildiği sonucuna varacak durumunda olmadığı kanaatindedir.

Dolayısıyla SözleĢme’nin 3. maddesinin esas yönü ile ilgili olarak ihlal bulunmamaktadır.

2. Yürütülen Soruşturmanın Etkin Niteliği Hakkında

63. BaĢvuran, Ģikâyetini yinelemektedir.

64. Hükümet, söz konusu polisler hakkında yürütülen soruĢturmanın etkin olmadığı konusunda baĢvuranın iddialarını kabul etmemektedir.

(13)

65. Mahkeme, somut olayda baĢvuranın kötü muameleye maruz kaldığı koĢulunun (yukarıda 62. paragraf), savunulabilir nitelikteki SözleĢme’nin 3. maddesine iliĢkin Ģikâyeti zorunlu olarak yoksun bırakmadığı sonucuna varamaz (bk. bu arada Boyle ve Rice/Birleşik Krallık 27 Nisan 1988, § 52, Seri A No. 131). Mahkeme’nin, maddenin usuli yönü ile ilgili olarak vardığı sonuç, Ģikâyetin içeriği hakkında etkin bir soruĢturma yürütülmesi yükümlülüğüne ihlal teĢkil etmemektedir. (bk. Baltaş/Türkiye, No. 50988/99, § 58, 20 Eylül 2005).

66. Mahkeme, bir kiĢinin, savunulabilir bir Ģekilde polis ya da devletin benzer teĢkilatları tarafından kendisine 3. maddeye aykırı bir muamele yapıldığını ileri sürmesi durumunda ve bu maddenin iç hukukta kullanılabilinen her türlü baĢvuru yoluna halel getirmeyecek Ģekilde etkili ve resmi bir soruĢturma yürütme sorumluluğunu yüklediğini hatırlatmaktadır (Batı ve diğerleri/Türkiye, No. 33097/96 ve 57834/00, § 133, AĠHM 2004IV (özetler)). Bu soruĢturma, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasına kadar götürebilmelidir. Burada sonuç yükümlülüğü yerine araç yükümlülüğü söz konusudur. Yetkililer, söz konusu olaylara iliĢkin delilleri elde etmeyi sağlayacak makul tedbirler almalıdır. Bu bağlamda makul ivedilik ve özen gerekliliği uygun düĢmektedir. Dahası soruĢturmadan sorumlu tutulan ve soruĢturmaları yürüten kiĢiler her türlü hiyerarĢik veya ortak bağı göz ardı ederek ve öte yandan bağımsız bir uygulama gerektirerek olaylara karıĢan kiĢilerle bağımsız olmaları gereklidir.

67. Öte yandan Mahkeme, SözleĢme’nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerinin somut olayda olduğu gibi ön soruĢturmanın ulusal mahkemeler önünde soruĢturmaların açılmasına yol açtığında ön soruĢturma aĢamasının ötesinde geniĢlediğini hatırlatmaktadır. Karar aĢaması dâhil olmak üzere davanın bütünü bu hükmün gerekliliklerini yerine getirmelidir (Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 65, AĠHM 2006XII).

68. Mahkeme, daha önce devlet memuru iĢkence eylemi veya kötü muamele ile ilgili suçlardan sorumlu tutulduğunda, davanın ve mahkûmiyetin zamanaĢımıyla örtüĢmemesi ve af gibi bu tür tedbirlerin uygulanmasına izin verilmemesi büyük önem taĢıdığı sonuca varmıĢtır.

Özellikle Mahkeme, ulusal makamların hiçbir Ģekilde bu tür muamelelerin cezasız kalmasına istekli olma izlenimi vermemeli gerektiği kanaatine varmıĢtır (Marguš/Hırvatistan [GC], No.

4455/10, § 126, AĠHM 2014 (özetler)).

69. Somut olayda Mahkeme, savcılığın olaydan hemen sonra bir soruĢturma açtığını ve ceza davasının olaya karıĢan polisler aleyhine açıldığını ancak bu davanın zamanaĢımı nedeniyle kamu davasının sona ermesiyle düĢürüldüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, somut olayda savcılığın olaydan hemen sonra soruĢturma açtığını ve olaya karıĢan polisler hakkında

(14)

ceza davası açıldığını ancak bu davanın zamanaĢımına uğraması nedeniyle kamu davasının düĢürülmesi ile sona erdiğini kaydetmektedir.

70. Öncelikle Mahkeme, akabinde yürütülen soruĢturmanın ve davanın bütününde çok uzun olduğunu tespit etmektedir. Dava, suç duyurusunun bırakılmasıyla 17 Mayıs 2000 tarihinde baĢlamıĢ ve Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2013 tarihli kararıyla kamu davasının zamanaĢımına uğraması tespitiyle düĢürülmüĢtür. Böylece dava on üç yıl ve üç aya aĢkın bir süre sürmüĢtür. Özellikle Asliye Ceza Mahkemesi daha önce yalnızca 17 Nisan 2007 tarihinde kararını verdiğinde Yargıtay Asliye Ceza Mahkemesinin verdiği kararı bozmadan beĢ yıla aĢkın bir süre daha geçmiĢtir. Ardından Asliye Ceza Mahkemesi, 26 ġubat 2013 tarihinde, yani iddianamenin baĢlamasından yaklaĢık on bir yıl ve altı ay sonra davayı değerlendirmek için yetkisizlik kararı vermiĢ ve dava dosyasını Ağır Ceza Mahkemesine geri göndermiĢtir.

Hâlbuki devlet memurları tarafından iĢlenen yasadıĢı eylemlere iliĢkin eĢitlik ilkesi uyarınca kamunun güvenini korumak ve suç ortaklığı yapıldığı veya hoĢgörü gösterildiği kanısının oluĢmasını engellemek için yetkili makamların ivedilikle hareket etmesi gerekir (Güzel (Zeybek)/Türkiye, No. 71908/01, § 81, 5 Aralık 2006; bk. ayrıca Indelicato/İtalya, No.

31143/96, § 37, 18 Ekim 2001).

71. Mahkeme, ceza davasının düĢürülmesine yol açan dava süresinin ivedilikle sorumluluklar hakkında ıĢık tutacak yetkililerin yükümlülükleri ile birlikte bağdaĢmadığı ve bu eksikliğin kendi baĢına SözleĢme’nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerine bir ihlal teĢkil ettiği sonucuna varmıĢtır.

72. Dolayısıyla, SözleĢme’nin 3. maddesinin usul yönü ihlal edilmiĢtir.

II. SÖZLEġME’NĠN 6. MADDESĠNĠN 1. FIKRASININ ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDASI HAKKINDA

73. BaĢvuran, polisler hakkında yürütülen ceza davasının ivedilikle yürütülmemesinden Ģikâyet etmektedir. BaĢvuran SözleĢme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir.

74. Hükümet, bu Ģikâyetleri reddetmektedir.

75. Somut olayda Mahkeme, baĢvuranın yalnızca cezalandırmaya yönelik polisler aleyhine açılan davaya müdahil taraf olarak katıldığını gözlemlemektedir. Niketim baĢvuran ne tazminat talebinde bulunmuĢtur ne de bu hakkını saklı tuttuğunu dile getirmiĢtir.

Dolayısıyla Mahkeme, baĢvuranın medeni niteliği olan haklarını korumak veya elde etmek yerine yalnızca sanıkların cezai olarak mahkûm edilmesini sağlamak amacıyla davaya

(15)

müdahil taraf olarak katıldığı kanaatindedir. Dolayısıyla baĢvuranın ceza davasına müdahil taraf olarak katılması, SözleĢme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulama alanına girmemektedir.

76. Dolayısıyla Mahkeme, baĢvurunun bu kısmının SözleĢme’nin 35. maddesinin 3. ve 4.

fıkraları uyarınca ratione materiae uyumlu olmadığından kabul edilemez olduğuna karar vermiĢtir (Perez/Fransa [BD], No. 47287/99, § 56, AĠHM 2004I; Halat/Türkiye, No.

23607/08, § 61, 8 Kasım 2011).

III. SÖZLEġME’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA 77. SözleĢme’nin 41. maddesi uyarınca,

“Eğer Mahkeme bu SözleĢme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek SözleĢmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

78. BaĢvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 20.000 avro (EUR) talep etmektedir. Öte yandan baĢvuran Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 2.000 avro talep etmektedir. Bu bağlamda baĢvuran, kendisinin ve avukatının imzaladığı avukatlık ücret sözleĢmesinin bir nüshasını sunmaktadır.

79. Hükümet bu talepleri kabul etmemektedir.

80. Mahkeme, baĢvurana manevi tazminat olarak 12.500 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Diğer yandan Mahkeme, içtihadına göre, baĢvuran masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iade edilebilindiğini hatırlatmaktadır. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, bu bağlamda talep edilen miktarın tamamının yani 2.000 avro’nun baĢvurana ödenmesine karar vermiĢtir.

81. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.

(16)

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBĠRLĠĞĠYLE,

1. BaĢvurunun SözleĢme’nin 3. maddesine iliĢkin Ģikâyetlerin kabul edilebilir ve diğer Ģikâyetlerin ise kabul edilemez olduğuna;

2. SözleĢme’nin 3. maddesinin esas yönden ihlal edilmediğine;

3. SözleĢme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;

4.

a) SözleĢme'nin 44 § 2 maddesine uygun olarak; davalı Devletin kararın kesinleĢtiği tarihten baĢlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aĢağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;

i) ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak baĢvurana 12.500 avro (onikibinbeĢyüz avro);

ii) ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere,masraf ve giderler için baĢvurana2.000 avro (ikibin avro);

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten baĢlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eĢit oranda basit faiz uygulanmasına;

5. Adil tazmine iliĢkin diğer taleplerin reddinekarar vermiştir.

ĠĢbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiĢ; Ġçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 ġubat 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiĢtir.

Abel Campos András Sajó

Yazı ĠĢleri Müdür Yardımcısı BaĢkan

Şekil

Updating...

Referanslar

  1. 47287/99,
Benzer konular :