HALİT ÖZPİRİNÇ ANADOLU LİSESİ FELSEFE KULÜBÜ YAYINI /NO:1
KÜÇÜK BAYKUŞLAR
AKADEMİ’DEN BEYT’ÜL HİKME’YE
İÇİNDEKİLER:
FELSEFE ÖĞRETMENİMİZ METİN ACAR İLE SÖYLEŞİ SELEN ESEN “KADER KAVRAMINA BAKIŞ”
CEMRE YILMAZ “ADALET DUYGUSU”
OYA ARSLAN “BİLMEK VE İNANMAK”
AYSEVER İRLAN “HER GÜNÜN KIYMETİNİ BİL”
SELDA ŞAHİN “PSİKOLOJİYE SELAM”
HELİN BARIŞ “UZAKTAN EĞİTİM”
SUDE DOĞAN “KARANTİNADA EĞİTİM”
ESMANUR TOPRAK “KARANTİNA SÜRECİM”
SEHER ÇİFTÇİ “KORONA VİRÜS VE HAYAT”
CEMRE YILMAZ “PANDEMİ SÜRECİNDE YAŞADIKLARIM”
UZAKTAN EĞİTİMİN YAKIN HALLERİ SELDA ŞAHİN “PANDEMİ”
KISACA FİLOZOFLAR
SOKRATESİN SAVUNMASI KİTABI 5 SORU 5 CEVAP
BAŞLARKEN …..
MEVLANANIN DEDİĞİ GİBİ “YOLA ÇIKARSANIZ YOL SİZE GÖRÜNÜR.” BİZ DE KENDİ YOLCULUĞUMUZA ÇIKIYORUZ. DÜŞÜNMEK, SORGULAMAK, ÜRETMEK İÇİN BİR ARAYA GELDİK.
YOLA ÇIKMAK; AYNI ZAMANDA YOLDAN ÇIKMAK, HERKESİN GİTMEDİĞİ YOLLARDAN GERÇEĞİ ARAMA , SORULAR SORMA VE CEVAPLAR BULMA UĞRAŞISIDIR.
BU DUYGUYLA HALİT ÖZPİRİNÇ ANADOLU LİSESİ ÖĞRENCİLERİ OLARAK SİZLERLE OLMAK İSTİYORUZ.
YENİ SAYILARDA BULUŞMAK ÜMİDİYLE….
HALİT ÖZPİRİNÇ FELSEFE KULÜBÜ YÖNETİM KURULU
Okulumuz Felsefe Öğretmeni Metin Acar’la felsefe üzerine yaptığımız söyleşi.
Soru: Öğretmenim felsefe nedir? Felsefi bil- giyi diğer bilgilerden ayıran özellikler neler- dir? Felsefe bilmek ne işimize yarar?
Metin ACAR; Felsefe nedir? sorusu- na cevap vermek kolay değildir. Kelime anla- mı dışında filozofların bu konuda uzlaşmış ce- vapları yoktur. Her cevap sübjektif bir bakışla bu sorunun farklı bir tarafına bakmamızı sağla- makta. Burada da kesinlik yoktur. Felsefe Sop- hia (bilgelik) ve philos (sevgi) kelimelerinin Pythagoras tarafından bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş ve Pythagoras’ın (Pisagor) ilk kullandığı anlamda “bilgiyi sevmek” anlamına gelmektedir.
M.Ö. 6. yy’dan bugüne kadar Felsefenin ne olduğuna ya da ne olması gerektiğine dair pek çok tartışma yapılmıştır. Öznel bir alan olan felsefede her filozof kendi bakış açısına göre açıklamalar yapmaktadır. Bu açıklamalar içinde bana en doğru gelen Karl Jasper’in
“Felsefe sürekli yolda olmaktır” sözü olmuş- tur. Jasper’in bu sözünden hareketle; “Felsefe evren ve insana dair sorunları düşünmek, cevaplar üretmek, cevaplardan yeni sorular ve sorulardan yeni cevaplarla devam eden bitmeyen bir yolculuktur” diyebiliriz. Felse- fe sürekli kümülatif olarak bilinmeyenler deni- zine cevaplar üretir. Bence felsefe “eleştirel, refleksif, kümülatif olarak çözümlenmemiş sorulara akıl yoluyla yaklaşarak filozofun bakış açısıyla yeni bilgiler üretmektir.” Di- ğer bilgi türleri olan gündelik, teknik, dini, sa- nat ve bilimsel bilgilerle bazı durumlarda be- lirgin biçimde ayrılarak bazı durumlarda da yaklaşarak kendi öznel yapısını korumaktadır.
Ancak en belirgin fark varlığı parçalara bölme- den bir bütün olarak ele almasıdır. Örneğin bi- lim varlığı astronomi, fizik, biyoloji, sosyoloji, fizyoloji gibi pek çok parçalara göre inceler.
Oysa felsefe için varlık alanı tek ve bütündür ona yönelerek cevaplar arar.
Felsefe ne işimize yarar? Cevabı zor bir sorudur. Çünkü felsefe gündelik hayatımızı doğrudan etkilemez. Diğer bilgi türlerini üre- terek ve satarak ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz.
Oysa felsefenin alıcısını pazarda bulmak müm-
kün değildir. Felsefe temel ihtiyaçlar karşılan- dıktan sonra uğranılabilecek bir alandır, somut olarak da sonuçlarını hayatta karşımızda bula- mayız. Felsefe; evrene, insana, yaşama dair cevapları bulmaya yönelik sorularımız için vardır. Sorular var oldukça felsefe var olacak- tır. Sadece temel ihtiyaçlar için yaşayan insan için felsefe hiçbir işe yaramaz. Yani ‘iki araba farklı hızlarla A noktasından B noktasına kaç saatte gider?’ sorusu pratikte işimize yarayan ve cevabı matematikle bulunabilen bir sorudur.
Oysa “Nerden geldik nereye gidiyoruz?” soru- su felsefi bir sorudur. Üzerinde çok düşünül- mesi gereken ve felsefeyle bulunabilecek özel- liğe sahiptir. Birinci soru kadar bu da önemli ve değerlidir. Felsefe hayatı güzelleştiren, an- lamlı kılan, yeni ufuklar açan bir özelliğe sahip olarak her zaman başucumuzda bulunmalıdır.
Descartes’in dediği gibi “Felsefesiz yaşamak, açmayı denemeden, gözü kapalı yaşamaktır.”
Yani felsefe yaşama sanatıdır.
Soru: İlk Çağ Eski Yunan Felsefe ve bilim anlayışı Orta Çağ’da nasıl bir değişim gös- termiştir? Orta Çağda Doğudaki bilim ve felsefe alanında yaşanan gelişmeler dünyayı nasıl etkilemiştir?
Metin ACAR; Felsefe Antik Yu- nan’da sorulan sorulara mitlerle değil akıl yo- luyla cevap verilmesinden doğmuştur. Yani yağmurun yağması Zeus’un ağlaması olarak değil; doğa olayları ve doğa yasalarının bulun- masıyla açıklanmaya başladığı anda her şey değişmiştir. Doğa yasalarının filozoflar tarafın- dan belirlenmesi dünyayı ve evreni açıklamak için akla ve deneye dayalı bir bilgi alanı oluş- turulmasını sağlamıştır. Arkhe (Ana madde) sorununu temele alan doğa filozoflarından, bil- ginin göreceliliğini tartışan Septiklere, insan felsefesi yapan Sokrates’ten, Platon’a, Aristo- teles’e kadar felsefede bugünü bile etkileyen önemli düşünürler Antik Yunan felsefesinin genel karakterini belirlemiştir. Platon’un idea- lar kuramından Aristoteles’in tümdengelimine, Demokritos’un evrenin ana maddesinin atom olduğunu söylemesinden, Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bulmasına kadar tüm buluş ve açıklamalar hem felsefede hem de bilimde hayatımızı değiştirmiştir.
Tüm bu buluş ve açıklamalar ticari zenginlik, özgür düşünce ortamı ve demokra- si ile açıklanabilir. MS. 2. yy ‘a kadar etkili olan bu durum, Hristiyanlığın Roma Devleti tarafından kabulü ile oldukça zor bir döneme girmiştir. Kilise tarafından her şey dine uy- gun olan ve olmayan biçiminde değerlendi- rilmiştir. İncil’e uygun olan özellikle Pla- ton’un İdealara Kuramı ve Aristoteles’in akıl yürütme yöntemi tümdengelim yöntemi kul- lanılmış ve Skolastik Dönem olarak adlandı- rılan süreçte Hristiyan öğretileri yaygınlaştı- rılmıştır. Dini inanç ve felsefe kaynaştırılmış, felsefenin her alanına din hakim olmuştur.
Felsefe dışında bilim de dışlanmıştır. Felsefe ve bilim merkezleri kapatılmıştır. 5. yy ’da İskenderiye Kütüphanesi, 6. yy ‘da Platon Akademisi bilimsel ve felsefi çalışmaların Hristiyan düşüncesine zarar verdiği gerekçe- siyle kapatılmıştır. Dünya’nın güneş etrafın- da döndüğünü söyleyen Buruno yakılarak öldürülmüş, Dünyanın kendi etrafında dön- düğünü söyleyen Galileo engizisyon mahke- mesinde yargılanmıştır.
İslam Dünyası ise 7. yy’ da İslam or- dularının fetih hareketleriyle çok kısa bir za- manda geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu süreçte çeviri faaliyetleriyle topraklarına kat- tıkları Doğu’daki çeşitli merkezler; Antakya, Harran, İran, İskenderiye gibi yerlerde açtık- ları okullarda Antik Yunan felsefesi filozofla- rının eserlerini Arapçaya çevirmişlerdir. Böy- lelikle Doğu ve Batı arasındaki coğrafyayı Antik Yunan felsefesiyle tanıştırmışlardır.
Orta Çağda Batıda felsefe ve bilim dışlanır- ken İslam Dünyasında Bağdat’ta kurulan Beyt’ül Hikme adıyla Büyük Bağdat Kütüp- hanesinin açılması önemlidir. Bilimin ve Fel- sefenin merkezi olan Bağdat’ta önemli çalış- malar yapılmıştır.
İslam Dünyası Farabi, İbni Haldun ile siyaset felsefesine, İbni Sina ile tıp, Ömer Hayyam, İbni Heysem, İbni Rüşt ile matema- tik, Biruni, Battani gibi filozof ve bilim adamları ile astronomi alanlarında tüm dün- yayı etkileyen çalışmalar yapmış ve eserler bırakmıştır.
Endülüs’te Ebu Firnas ilk uçuş dene- mesi yapmıştır; Biruni dünyanın döndüğünü keşfetmiştir; Gıyasettin Cemşid ondalık kesri buldu; Battani trigonometriyi bulmuştur. İb- nü’n Nefis küçük ve büyük kan dolaşımını bulmuştur. İbni Heysem optik alanında çalış- mış, Cizreli El Cezeri Sibernetik’in kurucu- sudur. İlk robotu yapmıştır.
Endülüs Devleti’nin İspanya’da kurul- ması ile oralarda da kütüphaneler ve eğitim kurumlarının açılması sağlanmış ve gelişmiş bir uygarlık düzeyi yakalanmıştır. Endülüs Devletinin yıkılmasıyla buradaki eserler Av- rupa dillerine çevrilmiş ve böylece Batı hem bilim dünyasını hem Antik Yunan Felsefe ve filozoflarını yeniden tanımıştır.
Görüldüğü üzere Orta Çağda batıda din felsefesi yapılmış Aquinolu Thomas, Au- gustinus gibi Hristiyan filozofları tarih sah- nesine çıkmış, Bologna ve Oxford üniversite- leri kurulmuştur. Bilim adamları ve filozoflar din dışı alanda çalıştıklarında dine aykırı dü- şüncelere izin verilmemiş engizisyonlarla baskı kurulmuştur. İslam Dünyasında ise fel- sefe ve bilimde 12. yüzyıla kadar önemli ki- şiler ortaya çıkmış çok önemli buluşlar yap- mışlardır. Bunun nedeni İslam Dünyası orta- çağda felsefe ve bilime dine uygun veya de- ğil düşünür ve bilim adamlarının Müslüman olup olunmamasına önem vermemesidir. Her çalışma ve düşünce tartışılmış desteklenmiş- tir. Ancak 12. yy da sonra bu eğilim değişmiş medrese sistemi eğitimi bu süreci aksatmıştır, kesintiler uğratmıştır. Bu defa da Endülüs üzerinde felsefe ve bilim Avrupa’ya geçmiş orada da Rönesans hareketinin ortaya çıkma- sına ve bilim ve felsefenin yeniden hayat bul- masına neden olmuştur.
Cevaplar için çok teşekkür ederiz …
25. FELSEFE OLİMPİYATI YARIŞMASI- NA 11 A SINIFINDAN SELEN ESEN OKU- LUMUZU TEMSİLEN KATILDI.
6 ARALIK 2020 tarihinde Türkiye Felse- fe Kurumu tarafından tüm Türkiye’de düzenle- nen yarışmaya 1. Soruya cevap vererek katılan öğrencimize başarılar diliyoruz.
25. FELSEFE OLİMPİYAT SORULARI 1. “İnsanın ne olacağı karanlık bir kadere değil, insanın kendine bağlıdır.”
Hannah Arendt, Karl Jaspers’in Totalita- rizmin Öğeleri ve Kaynak’larına yazdığı Önsöz, Basel 1955. Kaynak: Yusuf Örnek, Mektuplar- daki Felsefe, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2020, s.
41.
2. “Hayatımızdan memnun olmak için yalnızca erdem yeterlidir. Yeter ki vicdanımızın iyi olduğuna hükmettiği şeyleri yapma konusun- da hiçbir zaman kararlılık ve erdemden yoksun olmayalım. Ancak erdem akılla desteklenmediği zaman yanlışlar olabilir.”
R. Descartes, The Correspondance Between Princess Elizabeth of Bohemiaand René Descartes, Ed. Lisa Shapiro Egmond,The University of Chicago Press, Chicago 2007, s.
126.
3. “Sanat, en inkılâpçı şeklinde bile her şeyden evvel ananedir. Sanat bir ustalık ve çı- raklık zinciridir. Çırak ustasını yenebilir, günün birinde inkâr edebilir. Fakat bütün maharetleri oradan almıştır.”
Hilmi Ziya Ülken, Şeytanla Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009, s. 89.
KADER KAVRAMINA BAKIŞ
Selen ESEN 11 A
Bütün bir düşünce tarihi boyunca felsefe, yaşanılan her çağın yeni olan sorun ve özellikle- rinden dolayı tekrardan başka başlıklar altında ya da aynı başlıklardaki başka düşünceler altında ele alınmıştır. Peki, kader nedir? İnsan kendi yo- lunu kendi çizebilir mi? Kader kaçınılmaz bir son mudur? İşte bu denemede de yıllardır süre- gelen şekilde geçmiş ve günümüzün tartışılan konularından biri olan kader kavramı tekrar ele
alınacaktır. Kader kavramını dahi iyi anlayabil- mek için önce özgürlük ifadesine açıklık getir- mek gerekir.
J.P. Sartre’a göre insan iki tür özgürlüğe sahiptir. Biri özü belirlenmeden var olduğu için özgürdür. Buna belirlenmeme özgürlüğü der.
‘‘Varoluş özden önce gelir’’ önce insan vardır yani biri önce dünyaya gelir var olur, ondan son- ra özünü kurarak kişi olur. Var olan tek insan sonradan bir karakter, kişi olur işte bu da ikinci özgürlük anlayışıdır. Bu insanın kendi özünü seçme özgürlüğüdür. Yani Sartre’a göre insan kaderi ve özü belirlenmemiş olarak dünyaya ge- lir seçimleri neticesinde kendi özünü kendi oluş- turur. Sartre’a göre, insan kendi özünü kurarken yalnız değildir. Her ben diğer benden dolayı ben’dir. Ben ve öteki bütünün kendindedir. Do- layısıyla her seçim öteki için de bir seçimdir. İş- te özü seçmek her ne kadar özgürlükse de bu öz- gürlüğü tüm insanları hesaba katarak yapmalı- yız, yapmamak sorumsuzluktur. İnsan her ne ka- dar kendi özünü seçse de bir başkasının kendi özünü seçeceği alanı da tanımak mecburiyetin- dedir. Jaspers’a göre ise insanın varoluşu yalnız- ca dünyada var olması değil, aynı zamanda insa- nın var olma özgürlüğü de demektir. Bu özgür- lük durumu insanın bilincini de beraberinde geti- ren, en önemli karakteristiktir ve seçimlere giden yolu açan da odur. Determinizme göre ise özgür- lük yanılsamadır. Yani insan özgür değildir. İn- san karar verirken dış uyarıcılardan etkilenir.
Duygular bilinçaltının yansımasıdır. Bu nedenle insan özgür hissetse bile özgür değildir psikolo- jik kanıtını öne sürmüşlerdir. Sosyolojik kanıt olarak ise insan toplum içindeki bir bireyin dav- ranışlarından etkilenebilir ve etkilenen insan öz- gür değildir denir. Ahlak kanıtında da insanın ahlak kurallarının belirlediği sınırlar çerçevesin- de hareket etmek zorunda olduğu için özgür ol- madığını söyler. Son olarak hukuk kanıtında ise hukuk kuralları insanların eylemlerinde etkili olduğu için insan özgür değildir diye savunur.
Ancak insanın kendi özgür iradesine sahip oldu- ğu kaçınılmaz bir gerçektir. Determinizmin ka- nıtlarından yola çıkarak konuşur isek hukuk ka- nıtının geçerli olmadığı günümüzdeki cinayet ve suç oranlarından anlaşılabilir. Madem hukuk ku- ralları insanların eylemlerinde etkili o zaman ne için bu suçlar katlanarak artmaya devam ediyor?
Ahlak kanıtını da hukuk kanıtı ile benzer yolla
çürütebilmek mümkündür. Sosyolojik kanıtta ise insanların toplumdaki diğer bireylerden etkilen- diği için özgür olmadığı söylenir etkilenme kıs- mında hemfikiriz fakat toplumdaki diğer bireyler bir insanı etkilemek için davranışta bulunurken özgür değil midir? Eğer değiller ise en başta et- kilenme zincirini tetikleyen nedir? Olayın en ba- şına indiğimizde özgürlükten söz etmemek kaçı- nılmazdır. İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılan- lara karşı takındığı tavırda gizlidir. (Jean Paul Sartre) Psikolojik kanıta değinecek olursak da insanlar elbette dış etmenlerin etkisi içerisinde- dir ama bu etmenler bizim düşüncelerimizi ta- mamıyla etkileyebilir ya da değiştirebilir mi?
Bulunduğu ortam ve ona karşı görüş geliştiren insanlar Sokrates’in özgürlüğünü özgür düşün- me özgürlüğünü etkilemiş midir? Cevabımızın hayır olduğu bence açık ve net şekilde ortadadır.
Eğer dış etmenler özgür olmamamıza sebebiyet verseydi farklı düşünceler davranışlar nasıl orta- ya çıkabilirdi ki. Özgürlüğü kabul etmemek ver- diğimiz karar ve eylemlerin arkasında durma- mak ve sorumluluk bilincini kabul etmemekten başka bir şey değildir. Olayları kadere bağlayan çoğu insanın yaptığı eylemin sonucunu üstünden atma içgüdüsünden farklı olmadığı aşikârdır.
“İnsanın ne olacağı karanlık bir kadere değil, in- sanın kendine bağlıdır.’’(Hannah Arendt, Karl Jaspers’in Totalitarizmin Öğeleri ve Kaynakla- rı’na yazdığı Önsöz, Basel 1955.Kaynak: Yusuf Örnek, Mektuplardaki Felsefe, Ayrıntı Yayınla- rı, İstanbul 2020,s. 41.) bunu birkaç şekilde yo- rumlayabilir ve destekleyebilirim. İlk olarak kendine bağlıdır çünkü insan iradeye sahiptir in- sanı kalan canlılardan ayıran özelliği iradedir.
İrade olmadan davranış olmaz. İnsan akıl ve ira- desiyle kendi davranışlarını seçebilme özgürlü- ğüne sahiptir ve bu aynı zamanda onun davranış- larından sorumlu olduğunu da gösterir. İnsan kendi iradesiyle iyiyi ve kötüyü seçebilir. İkincil bir bakış açısı ile bakacak olursak özgürlük önce zihin özgürlüğüdür. İnsanın düşüncelerinin öz- gürlüğü de kendi kaderini belirlemesinde büyük bir rol oynar. İnsanların iyi ve kötü olması kade- re değil kendilerine bağlıdır. Düşüncelerimizi biz oluştururuz insanlar kendi özünü kendileri oluştururlar. Fatalizm (yazgıcılık, kadercilik) birkaç anlamda açıklanabilir. Örneğin yapmakta olduğumuz şeyden başka bir şeyi yapmaya gü- cümüzün olmadığı görüşü. (Hugh Rice (11 Ekim 2010). "Fatalism". Stanford Encyclopedia of Philosophy]. Erişim tarihi: 2 Aralık 2010. ) Buna göre insanın ne geleceği ne de
kendi eylemlerini belirlemeye gücü yetmez.
( Richard Taylor (Ocak 1962). "Fatalism". The Philosophical Review. 71 (1). Duke University Press. ss. 56-66. JSTOR 2183681) Ancak bunu sunacağım üçüncül bir bakış açısı ile çürütebili- rim. Üçüncül bir bakış açısı ile bakarsak kader vardır ancak kaderi bir oyun hamuru gibi düşü- nebiliriz kaderimizi şekillendirmek bizim eli- mizdedir. Örneğin elimizde olmayan koşullar sonucunda engelli olduğumuzu düşünelim bir uzvumuzun olmadığını veyahut işlevselliğini kaybettiğini bu kaderdir. Ancak engelli olduktan sonra kendimizi geliştirip çok iyi yerlere gelebi- lir ya da kaderim buymuş bundan dolayı tüm ba- şarılarımı kaybettim hayatım karardı diyebiliriz.
İşte tam bu noktada insanın ne olacağı kendine bağlıdır.
Sorumluluklarımızı ve eylemlerimizi ka- dere bağlı tuttuğumuz bu dönemde insanlığın varoluşçu görüşte de belirtilen özgürlük ve so- rumluluk kavramlarına ihtiyaç duyduğu kaçınıl- maz bir gerçek olarak görünmektedir. Tarihsel süreçte fikirlerin değişti fakat sorumluluk bilin- cinin kadercilik görüşü ile beraber azaldığı buna bağlı olarak yaptıkları eylemlerin sonuçlarını düşünmeden davranış sergileyen bir toplumun oluştuğu açıktır. Daha bilinçli sorumluluk sahibi bir toplumun oluşması için kader kavramının doğru açıklanması ve algılanması gerekmekte- dir. İnsanın ne olacağı kendine bağlıdır. Artık sorumluluk bilincinin oluşma ve geleceğimizi sağlam temeller ile şekillendirme zamanı gel- miştir. Bu noktada kader kavramını ve berabe- rinde getirdiği özgürlük, varoluş, irade gibi kav- ramları kendimize birer engel yapmamalıyız. Ne olacağımız bizim elimizde kendimize, bize sahip çıkalım çünkü bu süreçten sonra kaybedeceğin yeni bir sen yeni bir biz yok.
Noktalamanın önemi:
Düşünsene?
Düşünsene!
Düşünsene...
Düşünsene.
ADALET DUYGUSU
Cemre YILMAZ 11 C
Ahlaki açıdan etik olmayan bir dav- ranış yapmayan bir kişi kendini yine de suçlu hissediyorsa bunun nedeni vicdan duygusundaki aşırı hassasiyettir. Kişinin kendini suçlamasının bir diğer nedeni ise çevresindeki psikolojik baskı ve geçmişiy- le yapamadığı hesaplaşmadır. Geçmiş dö- nemlerde baktığımızda da bununla ilgili farklı görüşler ortaya atılmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Nazilerin geçmişte işle- dikleri suçlarla ilgili iki Alman düşünürün farklı yaklaşımları vardır. Örneğin; Karl Jaspers, Alman halkının tamamına “kolektif (kitlesel) suç” yüklemek doğru değildir. Her Alman vatandaşının kendi vicdanına geçmi- şiyle yüzleşmesini hesaplaşmasını ve bun- lardan arınmasını ister. Hannah Arendt ise Karl Jaspers gibi “kolektif suçu” reddeder.
Bunun yerine “kolektif sorumluluk” kavra- mını ortaya atar. Yani aynı toplumda yaşa- yan bireyler bu sorumluluktan kaçamazlar.
Suçluluk duygusunun bir diğer ekolü ise suçluluk yaşamamaktır. Suçluluk duy- gusu yaşamayan kişilerde genelde narsist ve antisosyal özellikler gözlenmiştir. Aslın- da halkın bakış açısıyla bakacak olursak or- tada bir sebep yokken kendini suçlu hisse- den kimseler için “saf ” , suçluluk duygu- sundan yoksun kimseler içinse “yüzsüz”
ifadeleri kullanılır. Birinin kendini durup dururken suçlu hissetmesi vicdani yanılgısı- nın olduğunun göstergesidir. Kişi haklı- haksız seçimi yapmak konusunda ikilemde kalıyor, merhamet duygusunun onu yanılt- masına izin veriyor demektir. Diğer tarafta
ise suçlu olduğunu kabullenmeyen bir ego savaşçısı var. O da adalet duygusundan ek- sik kaldığı için kusurlu. Her ikisi de zaafla- rının kurbanı oluyor, biri iyi niyetinin so- rumluluk duygusunun, diğeri ise hata yap- ma şansı olduğuna imkân dahi vermeyen kibrinin…
Biri vicdanın diğeri egosunun esiri oluyor ve ikisi de adalet duygusundan yoksunlaşıyor.
Belli bir şey yapmadığı halde kendini suçlu hisseden biri, ahlaki açıdan, gerçekten yaptığı bir şey yüzünden suçlu olan ama kendisini hiç suçlu hissetmeyen birisinden daha az hatalı değildir.”
Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı, çev. Özge Çelik, İstanbul, 3. Baskı 2014, s.
302
Dergi sahibi:
Halit Özpirinç Anadolu Lisesi
Felsefe Kulübü Danışman Öğretmenleri METİN ACAR, MURAT DAĞ
Dergi Yönetim Kurulu:
SEÇİL TUĞCU, KERİM KAAN CENGİZ ÖYKÜ YUSUFOĞLU, MERT DEMİR ZEYNEP BULDURUN, ELİF DÜZGÜN HAKAN KORKMAZ , EYLÜL Ş. AYDIN MUHAMMET ENES TEKİN
Dergi Yayın Şeçim Kurulu:
SEÇİL TUĞCU, KERİM KAAN CENGİZ ELİF DÜZGÜN , HAKAN KORKMAZ EYLÜL ŞEYMA AYDIN
Yayın Düzenleme:
OYA ARSLAN, CEMRE YILMAZ
Küçük Baykuşlar Halit Özpirinç Anadolu Lisesi Felsefe Kulübü yayınıdır.
Adres:
Halit Özpirinç Anadolu Lisesi Onur Mah. 7364/1 Sok. No4 Bayraklı/ İZMİR
Telefon: 90 232 363 44 27 Fax: 90 232 363 45 44
Web:http://halitozpirincanadolu.meb.k12.tr Mail: [email protected]
BİLMEK VE İNANMAK AYNI ŞEY MİDİR?
Oya ARSLAN 11 C
Bilmek ve inanmak bence farklı şeylerdir. En
başta bilmek akılla inanmak ise kalple olur.
İnanmak herhangi bir kanıt veya veriye ihti- yaç duymadan doğru olduğuna ikna olduğu- muz inançları kapsarken bilmek doğruluğu- nu bilimsel olarak ispatlayarak kabul ettiği- miz verileri kapsar.
Bir şeyi doğru veya yanlış bir şekilde bilebi- liriz ve bilgiyi doğruluk ve yanlışlığına gö- re düzeltebiliriz fakat bir şeye inandığımız- da o inançla ilgili karşıt görüşler olsa da inanmak özneldir ve inanmaya devam ederiz.
Fikrimizi değiştirmeye çalışmak istesek de o şeye karşı bir bağımız oluşmuş olduğundan değiştirmek zordur. Yani inanç bilgi kadar kolay değişmez. İnancın değişmesi, bilginin değişmesine bağlıdır. Başka yönden söyleye- cek olursak, bilgi salt bir epistemeden ibaret olamaz.
Bilmek ve inanmak arsında anlamak vardır.
Montaigne ’’İnsanların en çok inandıkları şeyler, en az anladıklarıdır.’’ der. ’’Nefes al- dığıma inanıyorum’'’ ya da ‘’sesim olduğuna inanıyorum’’ gibi bildiklerimize inanmak ge- rekmediği gibi onları sebepsiz yere dile getir- mek de aklımıza gelmez. İnandığımız şeyi anlamak zorunda değiliz. Bir şeye inanmak için araştırmaya gerek yoktur. Hatta çoğu inanç temelli disiplinler varlıklarına tehdit olarak gördüklerinden bu tür faaliyetleri ya- saklar. Bilgi değil hisler ön plandır. İnanmak daha az yorucudur. İnsan bilmediklerine ina- nır.
Fakat bence bir şeye kelimenin tam anlamıy- la inanmak istiyorsak o şeyi gerçekten
iyi anlamalıyız diye düşünüyorum. Bir şeyi anlamak için de bilgi sahibi olmak gerekiyor.
Bir şeyi ne kadar iyi anlarsak o kadar inancı- mız güçlenmez mi? Gerçekte, evren ve onun yasaları hakkındaki bilgimiz ne kadar artarsa tanrı, tanrısallık ve onun yasaları hakkında- ki farkındalığımız da o kadar artmış olacak- tır.
Ancak inanmadaki önemli bir sorun da insan özgürlüğünü kısıtlayabilecek olmasıdır. Ta- bii özgürlüğü ile birlikte yaratıcılığını da. Bir inancın safında yer almışsanız yaşama
‘bütünsel’ olarak bakabilmeniz de zorlaşa- caktır. İnancınız ne denli katı ya da zihinsel bakımdan ‘keskinleşmiş’ ise, içsel dünyanı- zın arınarak tazelenmesi o kadar zorlaşır. Ya- ni ne kadar çok inanırsanız, ‘şuur’ dan o ka- dar çok uzaklaşırsınız.
Bütün inananlar kendi inançlarının iyi ve doğru, diğerlerininse eksik veya yanlış oldu- ğunu kabul ederler. Bir yerde de öyle olduğu- na inanmak zorundadırlar; çünkü diğerleriy- le aralarında amansız bir rekabet vardır; tabii o inançların izdeşlerinin de…
Herkesin kendi inancına dört elle sarılması- nın insanları nasıl böldüğünü, dünyayı ne denli yaşanamaz hâle getirdiğini, geçmişin dine ve inanca dayalı çatışmalarından gör- müş ve tüm yaşananlardan aslında ders almış olmalıyız.
Osho’yu da derinden etkilemiş olan, Gurdji- eff’in yakın çalışma arkadaşı Ouspensky ya- zıyor: “İnsan bütün çalar saatlere alışır ve bir süre sonra onlarla daha iyi uyur. O nedenle, zamanla tüm çalar saatler değiştirilmeli, ye- nileri icat edilmelidir… İnsan kendisini
‘uyandırma’ (aydınlanma) konusunda kolay- ca kandırabilir, yeni bir rüyayı uyanma kabul edebilir.” (‘In Search of the Miraculous’) İnanan insan aynı zamanda bilir; bilen insan da aynı zamanda inanabilir. Ancak, inanç ak- tının da bilgi aktının da doğasında değişebi- lirlik gerçeğini barındırdığını akıldan çıkar- mamalıdır. Çünkü her iki aktın da nesneleriy- le kendileri arasında uyuşmazlık her za- man olasıdır.
Sokrates ve Georgias arsında şöyle bir diyalog geçer: “Sokrates: Bilmek diye bir şey var mıdır?/
Georgias: Vardır. /Sokrates: Ya inanmak diye bir şey?/Georgias: O da var. /Sokrates: Bilmek ile inanmak, sence bir mi, yoksa ayrı şeyler midir?”
HER GÜNÜN KIYMETİNİ BİL Aysever İRLAN Bir hafta sonu akşamı evimize misafir- ler geldi. O akşam misafirlerimize bir şeyler ikram etmek için babamla birlikte markete gitmeye karar verdik. Evden çıktık evin arka- sındayken kedim Maviş de bizimle birlikte gelmek için bir iki adım arkamızdaydı. Ben Maviş için endişeli bir şekilde arkama bakı- yordum. Çünkü benim kedim hiç o kadar evimizden uzağa çıkmaz bu yüzden çok kor- kuyordum. Marketin önüne geldiğimde bir anda başka kediler de geldi ben o an endişeli bir şekilde arkama baktığımda kedim yoktu o acele içerisine babama söyledim ve babamla beraber marketin etrafında Mavişi arıyorduk.
Maviş etrafımızda yoktu, babam bana dedi ki
“Kızım sen ikramları al ben Mavişi araya- yım.” Ben endişeli bir şekilde markete gittim orada ablam vardı ona hem endişeli hem de gözlerimden yaşlar akarak ablama olan biteni anlattım. Ablam dışarı çıkarken yiyecekleri acele bir şekilde kasadan geçirip dışarıya çık- tım. Babam ve ablam Mavişi arıyorlardı ben- de onların yanına gittim üçümüz Mavişi bul- maya çalıştık yarım saat geçti ve hala bula- mamıştık. Babam ablama “kızım sen git işi- nin başına ben ve Aysever mavişi buluruz
“dedi.
Ablam gitti, ben ve babam Mavişi sokaklarda aramaya devam ettik. Sonra düşündük de belki eve gitmiştir diye eve gitmek için yola koyulduk. Yollarda da etrafa bağıra bağıra, ağlayarak Mavişi bulmaya çalışıyorduk. Bir an bulamam, bir kez daha göremem diye çok korkuyordum. Evin önüne geldik ve hala gö- remedik. Evin kapı zilini çaldık. Kardeşim açtı ve içeri girdik annem ve misafirler ne oldu diye sordu, biz de Maviş kayboldu de-
dik. Ben odama gidip Mavişi düşünüyordum o arada babam ve kardeşim tekrar Mavişi bulmaya gittiler.
Ben bir yandan Mavişi tüylerine dokuna- mam, o birbirinden farklı gözlerine bakamam diye çok korkuyordum, bir an Mavişi kaçırır- lar diye endişeliydim. Annem odamın kapısı- nı çaldı ve içeri girdi. Ve bana; Kızım sen ge- lip yemek yiyecek misin? diye sordu, bende anneme bu halimle yemek yiyemem dedim, annem odadan çıktıktan sonra evin kapı zili çaldı. Hemen kapıyı açtım. Gelenler babam, kardeşim ve Maviş de gelmişti. Hemen sor- dum “Nerede gördünüz? kardeşim de; biz geldiğimizde dış kapının önünde idi dedi he- men Mavişe sarılıp onu öptüm. Mavişi bir buçuk, iki saat bile görememem beni mah- vetmişti.
Düşündüm de Maviş, doğduğundan beri beş yıl geçmişti. Maviş evimize aldığımızdan be- ri dışarıda yaşayan hayvanları daha iyi bir şekilde anlıyorum. Bir gün bizim oturduğu- muz evin aşağısında üç veya dört tane yavru kedi vardı. Kedilerin annesi ölmüştü. Bir kö- pek oradaki kedileri alıp besledi, kedileri kendi canındanmış gibi besleyip büyütüyor- du. Bu durumdan çok etkilendim. Maviş’i o günden sonra daha dikkatli olacağım ve her günün kıymetini bileceğim.
PSİKOLOJİYE SELAM
Selda ŞAHİN 11 C Psikoloji, insanın ruhunu, davranışlarını, olaylara olan bakış açılarını inceleyen bir bi- lim, yani benim için anlamı bu. Bence bir in- san psikoloğa başvuruyorsa bir sorunu yok- tur. Çünkü psikoloğa başvuracak olduğu se- bebinin farkındaysa bununla mücadele edebi- lir. Psikolojik hastaların en büyük sorunu far- kında olmamalarıdır. Farkındaysalar bununla eminim ki mücadele edebilirler. Okuduğum bir yazıya göre psikoloğa gidenler değil onla- rın en çok görüştüğü kişiler hastadır, bence de doğru. Psikolojiyi bozan en büyük etken yaşanan olaylar ve kişilerdir.
Daha psikolog olmadım ama olacağımı düşü- nüyorum. Çünkü herkes için bir iş belirlen- miştir ve benim için en doğru iş psikologluk olduğunu düşünüyorum. Psikolog olmak zor iş çünkü her insanın olaylara bakış açıları farklı tabi bazı olaylar vardır ki bakış açını- zın değişebilmesi için psikolojinizin bozuk olması gerekir. Eğer ağlanılacak bir olayda kahkahalarla gülebiliyorsa bir insan, işte bu olayları ve davranışları ince detaylar ile psi- kologlar inceler.” Hakkaniyetli bir iştir insan- ları anlamak. Kalpleriyle, beyinlerini ortak kullanabiliyorlar mı? Onu anlamak zor iş.”
Bazen düşünüyorum da insanların dertlerini dinleyip para alınıyor gibi geliyor. İnsanlar konuşmak için bir psikoloğa gidiyor. Konu- şacak kimsesi olmadığı için mi? Yoksa olay- ları objektif bir bakış açısından dinlemek için mi?
Kendi kendime diyorum ki psikologlar insan davranışları hakkında eğitim aldıkları için gidiyorlar, sonuç olarak herkes bir psikolog gözüyle bakamaz. Cidden insan davranışları- nı anlamak için gerçekten bilgi almak mı ge- rekiyor? Yaşadığın sürece yaşantın bunu öğ- renmene yeterli değil mi?
Kesinlikle bu sözler psikologluğa biraz ters düşüyor. Fakat maalesef düşüncelerimi de- ğiştiremiyorum. Belki de düşüncelerimin yanlış olduğunu anlamak için psikolog olmak istiyorumdur…
UZAKTAN EĞİTİM
Helin BARIŞ 11 B Pandemi süreci benim için o kadar zor geç- medi aslında, ailem için iyi yönleri de oldu uzun zamandır ailecek baş başa vakit geçire- miyorduk babamın işleri yüzünden bir araya gelmemiz, tüm günü beraber geçirmemiz imkânsızlaşıyordu ama pandemiyle bunu da gerçekleştirdik. Günlük yaşantıma devam ettim. Normalde de dışarı çıkmayı, gezmeyi seven birisi değildim. Virüs ilk çıktığı zaman işlerin o kadar büyüyeceğini düşünmemiştim herkes maskeli geziyor, toplu taşımada yana oturtulmuyor, hele de şu yasaklar geldiğin- den beri kendimi Amerikan filmlerinde gibi hissediyorum. Bu sürece alışmak herkesin baya zamanını aldı hatta bazıları hala alışa- madı ben de buna dahilim ama alışmak zo- rundayım, alışmak zorundayız!
Bu süreçte en kötü etkilenenler öğrenciler oldu. Türkiye’nin zaten eğitimi düzgün de- ğildi, şuan da daha beter oldu dersleri anla- makta güçlük çekiyoruz, konuları yetiştire- miyoruz anlamadığımız çok yer oluyor öğ- retmenlere sorarak, video izleyerek anlama- ya çalıyoruz ama bu duruma sahip olmayan birçok öğrenci var ve üstüne üstlük sınav ya- pacaklarını söylüyorlar ki bence yanlış bir karar ama yanlış olduğunu dile getirsek bile bu kimin umurunda..
Derste yaşadığım komik olaylarda, ders iş- lerken hocamız soru sorunca arkadaşımın dersten hemen çıkması sonra hocamızla be- raber eğlenceli bir şekilde arkasından konuş- mamız, arkadaşımız geri girince de arkadaşı- mızla eğlenmemiz oldu.
Bazı arkadaşlarımız da mikrofonlarını, ka- meralarını açık unutuyordu buna bende dahi- lim farkında olmadan yaşadığımız, yaptığı- mız şeyler baya komik oluyordu aynı normal sınıfımızdaki gibi.
Umarım bu süreç bir an önce biter ve eski hayatlarımıza geri döneriz, lütfen evde kal- mayı, kendinize iyi bakmayı ve size verilen bu süreci ailenizle verimli bir şekilde geçir- meyi ihmal etmeyiniz..
KARANTİNA ‘DA EĞİTİM
Sude DOĞAN 11 B
Oldukça stresli ve bir o kadar da endişe veri- ci bu süreç hepimiz için çok zorlayıcı. Fakat her kötü bir olaydan kendimize bir ders çı- karmak yararımıza olacaktır. Bu nedenle ev- deki zamanımı boşa harcamak yerine elim- den geldiğince değerlendirmeye odaklandım.
Bu zorlu süreçte elbette ki psikolojimin bo- zulduğu, ders çalışma isteğimin olmadığı dö- nemler yaşadım. Fakat ne olursa olsun topar- lanmam gerektiğini söyledim kendime. Çün- kü iyi bir gelecek istiyorsam başka çarem yoktu.
Biraz oturup düşününce keşke arkadaşlarım- la buluşabildiğim, rahat rahat dolaşabildiğim günlere şükretseydim diyorum. Kim sabahla- rı okula giderken "Şükürler olsun okula gide- biliyorum". Ya da arkadaşlarımızla buluştu- ğumuzda "İyi ki buluşabiliyoruz bu ana şük- redelim" diyordu? Çoğumuz bunları dile ge- tirmiyorduk ama nereden bilecektik ki bir virüsün hayatımızı bu denli mahvedeceğini?
Hayat, her zaman her darbeye hazırlıklı ol- mamız gerektiğini bir kez daha bizlere gös- termiş oldu.
KARANTİNA SÜRECİM
Esmanur TOPRAK 10 D Hepimizin bildiği üzere, covid-19 süresi bi- zim için çok zorlayıcı bir süre. Gerek eğitim, gerek sosyal hayat, vaka sayıları vb. Hepimi- zi üzen olaylar olmuştur. Benim karantina süresince hayatımda hem hepimizde olduğu gibi avantajlar hem de dezavantajlar oldu.
Karantina sürecimde bir sürü yazılar yazdım ve bunu birkaç arkadaşımla paylaştım. Hem özel hayatımda hem de yorumlama yetene- ğimde büyük bir gelişme olduğunu hissedi- yorum. Her ne kadar sorunlar yaşasak da umudumu kaybetmeden, karamsarlığa bağla- madan ve yapmam gerekenleri yaparak yolu- ma devam ettim birçok kişide olduğu gibi.
Kendi özel hayatımda olanları anlatamasam da sosyal hayatım için yaptıklarım ve tabii ki bu da sosyalliğe giriyorsa ufaktan kendi imkânlarım ile İspanyolca öğrenmeye başla- dım. Dans becerimi geliştirmeye çalışarak denemeler yaptım. Her gün yapamasam da kendimi spora alıştırdım, bu gerçekten çok iyi bir his veriyor. Kitap okudum ve bunlar stresimi atmama güzel etkenler. Genel olan birkaç sorunları ele alıp üstlerine kendi ça- pımda kafa yordum. Paragraf soruları çöz- meye çalışarak okumamı ve anlama kabili- yetimi hızlandırdım.
Karantina süresinin getirdiği dezavantajlar tabii ki oldu. Ama bir şeyi çok istersek neden başaramayalım ki? Evet, pek çoğumuz maa- lesef yakınları kaybetti covid-19 nedeniyle, hepsine teker teker sabır diliyorum ve umu- yorum ki bunlar herkes için ibret olur. Kimi insanlar engelleri yüzünden aylarca hatta belki de senelerce evden çıkamazken ne ya- zık ki bazı insanlarımız karantina süresini ciddiye almayıp gezme peşinde. Umalım ki bu hal düzene girsin ve daha fazla can kay- betmeden herkes daha bilinçlensin ve eksi düzenimize dönebilelim.
Şimdi karantina süresinin en çok tartışılan konulardan birine değinmek istiyorum yani eğitim sürecine: Koronavirüs yüzünden okullara en son iki hafta ara vermek zorunda kaldığımızı herkes hatırlıyordur. O iki hafta
maalesef artan vaka ve vefat sayıları yüzün- den sanıyorum ki dokuz ay boyunca okula gidemedik. Bunun yerine evimizde canlı eği- timlere katıldık. Anlaşılan o ki online eğitim birçoğumuzu henüz motive etmemiş ve cid- diye alınmamış. Kimi zaman uyanılmadı, ki- mi zaman ciddiye alınmadı ve kimi zaman dersler yerine sosyal medyalarda gezinildi.
Yalan söylemeyeceğim benim de kendimi iyi hissetmediğim zamanlar sabah birkaç derse katılamadığım sayılı zamanlar elbette ki ol- muştur. Özellikle sınavlar hepimizi en çok zorlayan etken. Sürekli ertelenmeleri kafa karışıklığına yol açıyor ve afallatıyor. Konu- lar birikiyor ve bu hepimizin gözünü korku- tuyor. Bir yandan sınavlara girmek istemez- ken diğer yandan konuların birikme korku- sundan olup bitmesini istiyoruz. Ödevlerimiz kimi zaman zorluyor bunu inkâr edemeyece- ğiz ama diğer yandan tüm gün evde oluyor olmamız bunu bir avantaja da çeviriyor ola- bilir. Ders bitiminde eve yetişme sorunu pekâlâ da yok. Ama bu bizi çok korkutuyor;
ya bunlara rağmen ödevleri yetiştiremezsek?
Bu afallatan sistemde umarım düzgün bir so- nuca ulaşabiliriz ve bu zorlu günleri aşabili- riz. Ama önce herkesin bir an önce daha da geç olmadan tedbirler alıp bunlara uyması gerekiyor. Eğer isteyip de tedbirler alırsak aşamayacağımız bir şey yoktur.
KORONAVİRÜS VE HAYAT SEHER ÇİFTÇİ 10 E Her şey Aralık 2019’da başladı. KORONA- VİRÜS ilk önce Çin’in Vuhan kentinde orta- ya çıkmıştı. Herkes tedirgindi. Nedir bu vi- rüs? Nasıl bulaşıyor? Nasıl korunuruz? gibi bir sürü soruyla karşı karşıyaydı. Bu böyle bir süre devam etti. Ocak şubat derken mart geldi korona virüs bizim ülkemize kadar ya- yıldı. Herkes daha da tedirgin olmuştu.
Uçuşların kapatılması, okulların kapatılma- sı, sokağa çıkma kısıtlamaları gibi bir sürü etkileşimler oldu. En önemlisi okullar mart ayında tatil edildi. Tamda sınavlarımızın başlayacağı zamanda okulların kapanması özelliklede biz öğrenciler için çok kötü oldu.
Başta günlerce sokağa çıkmadık. Belli za- manlarda çıkabiliyorduk o da maske eldiven gibi çeşitli hijyen kurallarına uyarak, tedir- gin bir şekilde. Dersler, toplantılar, mecliste- ki görüşmeler her şey uzaktan canlı yayınla yapılmaya başlandı. Adeta dünya, hayat dur- muştu. Bu süreç en çok da sağlık çalışanları- nı etkiledi günlerce hatta haftalarca sevdik- lerinden uzak kaldılar. Hastane personelleri, otobüs şoförleri, temizlik görevlileri gibi zo- runlu çalışmak zorunda kalanlar ise canları pahasına da olsa çalışmaya devam etti. Her şey çok zorlaşmıştı. Bir zamanlar dolup ta- şan çarşı sokakları, sahil kenarları, okul bah- çeleri bomboş kalmıştı. Ben bu süreçte her şeyin değerini her zamankinden daha iyi an- ladım.
Bazı zamanlar geldi kendi ders notlarımı bir şekilde kendim edindim, zaman geldi ya- nımda soracak kimse kalmayınca çözümü kitaplarda internette aradım. İnternet çağı- mızda beyni ele geçiren bir virüs gibi görün- se de, öğretmenlerimden uzak kaldığım bu süreçte ben ve benim gibi birçok öğrencinin destek kaynağı oldu. Yakınımızda değillerdi belki ama uzaktan da olsa öğretmenlerimiz bizlere verebileceği en iyi desteği verdiler.
Eksiklerimi de kendim bir şekilde kapatmak zorunda kaldım. 9.sınıfın ikinci döneminde kapanmıştı okullar. Kendim için yaptığım planların çoğu hayalde kaldı. Basketbola olan ilgimden ötürü basketbol kursuna git-
mek, en iyi şekilde çalışarak okulda derece- ye girmek gibi bir sürü isteklerim, hayalle- rim hedeflerim vardı hepsi sözde kaldı. Çün- kü koronavirüs daha da arttığı için okullar açılamadı bizler karne alamadık. Bu uzaktan eğitim sürecinde bazı öğrenciler daha da kö- tü etkilendi. İnterneti olmadığı için olsa da bulunduğu konumdan ötürü çekmediği için derslerinden bizden daha fazla geri kaldılar.
Bir kısmına yardım edilse de yetersiz kaldı.
Keşke elden daha fazlası gelseydi. Şanslıy- dım çünkü ben bu kadar etkilenmemiştim.
Bazı insanlar evlerinden kilometrelerce öte- de internetin çektiği yerlere gidip, sırf öğre- nebilmek için çabaladılar. Bazen kendimi böyle imkânlarda değil de, daha kötü şartlar- da sağlığımı kaybetmiş ya da internetin ol- madığı bir yerde yaşıyor; elimde telefonum, kitap, defterlerim olmadığı şartlarda da ola- bilirdim diye teselli ettim. Yaşlı ve enfekte olanların bir kısmına polisler ve hayırsever- ler yardımcı oldu. Bazı esnaflar battı, bazıla- rı işsiz… Derken yasakların bir kısmı kaldı- rıldı. Alışveriş merkezi, lokanta gibi yerler tekrar açıldı. Yazın büyük kısmı böyle geçti.
Hijyen kurallarına bazıları uydu, bazıları hiç umursamadı. Hepimiz dışarıdaki hayatımız- dan epeyce uzak kaldık. Umursamazlık yü- zünden koronavirüs vakaları arttı derken ey- lül geldi. Biz öğrencilerin kafası karışıktı;
“Okullar açılacak mı? Açılmayacak mı?”
diye. Okullar uzaktan eğitime devam etti.
Sınavlar gündemdeydi ve o sınavlar bir türlü yapılamadı. Dengeler alt üst oldu. İzmir’de- ki tarihe geçen deprem, bir sürü insanın ölü- mü, yangınlar seller…. Ölüm oranları maxi- mumları gördü ve yasaklar tekrar geldi. Ül- ke ekonomisi berbat durumda. Şimdide bü- yük uğraşlar sonucu aşılanma gerçekleşe- cek. İyisiyle kötüsüyle, belki de hayatımı- zım en kötü yılıydı. Bu senede olumsuz bir sürü durumla karşı karşıya kaldım. Ben ken- di adıma felaketi fırsata çevirebilmeyi, çevre şartları ne kadar kötü olursa olsun aşılama- yacak hiçbir engelin olmadığını, engelin yal- nızca kendim olduğunu ve isteyince yapıla- mayacak hiçbir şeyin olmadığını öğrendim.
Unutmayalım ki ;
İMKÂNSIZ DİYE BİR ŞEY YOKTUR!
PANDEMİ SÜRECİNDE YAŞADIKLARIM CEMRE YILMAZ 11 C
Birileri çıkıp dese ki gözle göremediğimiz, nerden geldiğinden bile emin olamadığınız bir virüs bizleri sevdiklerimizden ayıracak aylarca eve kapatacak hadi be oradan der gülmeye başlardık. Aklımıza bile gelmeyen şeyler başımıza geldi maalesef...
Mart ayının başında ortada dolaşan haberler hepimizin kafasını karıştırıyordu. Nasıl bir felaketin içinde olduğumuzdan habersizdik halen. 10 Mart günü gece geç saatlerde yapı- lan bir açıklamayla Covid 19 un artık ülke- mizde görülmeye başlandığı kesinleşmişti.
Henüz ciddi tedbirler alınmasa da halkın bir kesimi maske takmaya başlamış o korku içi- mize çoktan düşmüştü. Bir vaka ile başlayan bu tablo her gün ağırlaşmaya devam ediyor- du. 10 gün içerisinde yapılan resmi açıkla- mayla okullara iki hafta süreyle ara verilmiş- ti. Daha doğrusu biz iki hafta olduğunu sanı- yorduk. Bu iki haftalık süreçte tablo iyice ağırlaşmış halkın tamamının maske takması zorunlu hale getirilmişti. Okullarda uzaktan eğitime geçilmiş 18 yaş altı ve 65 yaş üstü vatandaşların sokağa çıkması yasaklanmıştı.
Aylardır anneannemi görmemiştim ama yapı- lan son açıklamayla ne o bana gelebilirdi ne de ben ona gidebilirdim. Bundan sonra bera- ber olabilmemiz için uzunca bir süre ayrı kal- mamız gerekiyordu. Bir gece ansınız yapılan açıklamayla hafta sonu sokağa çıkma kısıtla- ması getirileceği söylendi. Bunun üzerine in- sanlar aç kalma korkusuyla marketlere bak- kallara akın etti . Bu durumun sosyal mesafe- yi yok saydığını fark eden yetkililer kısıtla- manın bu hafta sonu geçerli olmayacağını söyleyerek bir düzeltme yapsalar da artık çok geçti. Halk sokaklara dökülmüş marketlere akın etmişti. Ülkemizde ve dünyada bu kadar ciddi tedbirler alınırken halkın nabzı ise hiç iyiye gitmiyordu. Hepimiz evlerimize kapan- mış fiziki sağlımızı korumaya çalışırken ruh sağlımızdan oluyorduk bir nevi. Sosyal med- ya da bu durumun trajikomik yanları yansıtı- lıyor haberlerde halkın aldığı değişik tedbir- lere yer veriliyordu. Annem de bu tuhaf ted- birleri alanlardan biriydi. Marketten gelen her şeyin ambalajın yıkıyor babam işe gidip
geldiği için evde bile maske takıyordu. Bu durumun bir bakıma da iyi yanları vardı. Me- sela eskiden sadece misafir geldiğinde ikram ettiğimiz kolonyalar da artık vazgeçilmezi- miz olmuştu. En iyi yanı ailemizi tanımaya başlamıştık aslında. Komik bir ifade belki ama öyle. Hafta sonu sokağa çıkma kısıtla- malarıyla beraber evimizin içinde birbirimiz- le vakit geçirmeye başlamıştık. İnsanlar eşle- rini tanımış, bazıları ne kadar doğru bir karar verdiğini fark ederken bazıları da anlaşama- dığını anlamış ve yollarını ayırmıştı. Bir de araya bayram girmişti. Hayatımda yaşadığım en tuhaf bayram olduğuna emindim. Hani de- delerimiz derler ya nerde o eski bayramlar diye bu sefer bizim z kuşağı bile dedi bu cümleyi...
Evlerimizde görüntülü konuşarak bayramlaş- tık tüm sevdiklerimizle. Anneannemin dediği bir cümle beni çok düşündürdü “kuş olup uç- saydınız da gelseydiniz“
Gel de anlat şimdi 70 yaşındaki kadına pan- demi var diye. Eminim ki bu burukluğu yaşa- yan milyonlar vardı. Bu arada 2 hafta ile baş- layan okul tatili aylar sürdü. Her şey normal- leşirken bir eğitim normalleşmedi. Tüm bun- lar olup biterken kontrollü normal diye bir ifade atıldı ortaya. Maske takmak ve sosyal mesafeyi korumak şartıyla hayata dönebilir- dik, döndük de. Yaklaşık 3 ayı böyle geçir- dikten sonra tablo yeniden ağırlaşmaya baş- ladı. Her şey başa dönmüştü. Artık hasta de- ğil vaka sayıları açıklanıyordu. Kısıtlamalar tekrar getirilmişti. Bunun yanında aşının bu- lunduğu söylenmeye başlamıştı...
2020 yılını uğurlamamıza sayılı günler kala bunlar bizim pandemi adı altında yaşadıkla- rımızın kısa bir özeti. Ben bu cümleleri ya- zarken bilim insanları virüsün mutasyon ge- çirdiği ve aşının ne kadar etkili olduğunu tar- tışıyor, sağlık çalışanları birilerinin hayatını kurtarıyor, polisler sokak başlarında denetim yapıyorlar. Bu süreçte halk olarak canla başla çalışan tüm meslek gruplarına sonsuz bir minnet borçluyuz.
Sonumuz ne olacağını bilemediğimiz bu gün- lerden umarım en kısa zamanda kurtuluruz.
UZAKTAN EĞİTİMİN YAKIN DERTLERİ!
KONULARI BİTİREYİM DERKEN GENÇ- LİĞİM BİTMİŞ HABERİM YOK!
BEN HARİÇ HERKES YEMEDEN İÇ- MEDEN DERS ÇALIŞIYORMUŞ GİBİ HİSSEDİYORUM!
“Farkında mısınız, asırlardır ödev yapıyoruz ve asla bitmiyor, bir ödev bitince geriye bin ödev kalıyor; AAAAAAA!”
Kesinlikle birçoğumuz tam olarak böyle bir lise hayatı beklemiyorduk!
Evde kendi masamda, yatağımda pijamalarla ders dinliyorum. Rüyamda görsem inanmaz- dım!
Her gün 8 saat derslere katılırım ama an- nem sadece 10 dakikalık aralara denk ge- tirip odama giriyor. Neden ders çalışmı- yorsun ders dinlemiyorsun diye günde bir- kaç defa fırça atıyor bana. Terlikten sonra bunu da denk getiriyor ya. Helal olsun . Okul tarihinde buna sadece bizim kuşak denk geldi. “Yan gelip yatarak ders dinleyip sınıf mı geçeceğiz?”
Bu yüzden "sosyal mesafe" ve "maske takma" gibi zorunluluklar, yayılımlı tedri- ci varlığımızı buduyor hissi uyandırıyor bizde. Bu ise varoluşumuzun duyusal öğe- lerini sarsıyor, adeta daha "az" yaşıyor- muşuz gibi hissetmemize neden oluyor.
Gösterilen direnç, bu sebepten sanırım...
Korkarım böyle sürüp gidecek bu bela, her günkü hâlimiz bu olacak epeyce bir süre. So- na erebilir bir şey değil bu galiba. En azından çabucak değil. Minimize edilecek belki en fazla. Bunda da aşının rolü büyük olacak sa- nırım. Her bakımdan tarihi bir döneme denk geldik maalesef...
Helin BARIŞ:
Uzaktan eğitimde en çok canımı sıkan şey ailem oluyor genelde, ders çalışırım yanıma gelirler, canlı derste annem temizlik yapmaya başlar bu yüzden mikrofonu falan sürekli açamam ve derslerin saat 8.40 da başlaması bence daha geç olabilirdi mesela 10.00 gibi sonuçta sürekli evdeyiz.
Zehra TUANA:
Uzaktan eğitimde canımı sıkan şey derste an- nem odama gelmişti ve annemle konuşurken birden mikrofonum açılmış fark etmemiştim.
Öğretmenlerim ve sınıftakiler beni uyarmıştı o an ki tepkime hepimiz çok gülmüştük. Kı- sacası hep mikrofon mağduru oluyorum...
Zeynep KURŞUN:
Karantina döneminde yaşadığım sorunlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle online eğiti- mi desteklemediğimi söylemek istiyorum ama zorunda olduğumuzu da biliyorum.
Derslere bağlanırken sıkıntı yaşıyorum, ba- zen dersten atıyor, bazen hiç giremiyorum.
Canlı derslere odaklanma sıkıntısı yaşıyo- rum, dikkatimi veremiyorum. Çoğu dersten geride kaldım. Bir süre telefonum olmadığı için şimdi videolarla dersleri telafi etmeye çalışıyorum. Bazen uyanamıyorum derslere giremiyorum sonra da ailemin baskısından kurtulamıyorum; karantina dönemimin özeti bu şekilde.
Billur TÜRK:
Uzaktan eğitimde canımı sıkan şey: Okuldaki gibi ilk dersten itibaren masa başında otura- rak çalışmıyorum. Bazen yorulduğumda bazı dersleri yatarak dinliyorum ve uykumu geti- riyor bu nedenle de bu durumdan hoşlanmı- yorum.
Hidal TOK:
Uzaktan eğitimde en çok canımı sıkan şey;
derslere çok yoğun hatta hiç katılmamam ol- du. Her seferinde uzaktan eğitime devam edildiği söylendiğinde içim içimi yemesi.
Bir de bu pandemi sürecinde tanınmamız uzaktan eğitim için de hiç iyi olmadı. Hoca- larla tanışma onların anlatış şekline alışmak bile çok zor oldu benim için.
KISACA FİLOZOFLAR
PANDEMİ
SELDA ŞAHİN 11 C İlk başlarda kimsenin ciddiye almadığı hatta alay konumuz olan korona şimdilerde resmen hayatımızda ciddi bir sorun haline geldi. Res- men hayat durdu. Rahatça hareket edemez ol- duk. Tabi birde maskeye alışım sürecimiz oldu.
Eskiden ceplerimizde peçete bulurduk artık maske buluyoruz. Ne kadar da değişik bir du- rum. Okulu sevmezdik (tabi ki de kimse sevmi- yor) ama şimdi herkes okula gitmek istiyor.
Normal yaşam dönmek en azından haftada bir kez de olsa okula gitmek istiyoruz. Okul, haya- tımızın büyük bir parçası ve onsuz olmaz. Canlı derslere katılsak bile okula gitmek kadar güzel değil. Okul üniformasını giyip de okula gitmek çok ayrı bir şeymiş. Sabahları gülümseyerek hocalarımıza “Günaydın” demek, pazartesi ve cuma günleri İstiklal Marşımızı okumak, özel günlerde yapılan programları izlemek o kadar güzel ki... Hayatımıza bir şeyler katıyorlardı ne kadar sürekli aynı şeyleri yaşasak da. İşte şimdi bu günleri mumla arıyoruz. Okul artık başlama- lı çünkü hayat bu şekilde akmıyor duruyor ade- ta. Mesela sosyal medyaya atılan o kadın cina- yetleri okula gitseydik belki de bizi bu kadar çok etkilemeyecekti. Tabi yine etkilerdi ama bu kadar çok üstünde durmaya zamanımız olmaz- dı. Sürekli evde olduğumuz için bu konular hakkında çokça düşünüyoruz düşünmek isteme- sek de. Çok fazla düşünürsek de bu depresyona hatta intihara bile sürükler insanı. Pandemi sü- recinde insanların hem beden hem de ruh sağlı- ğı aşırı derecede bozuldu. Ne kadar takmıyor gibi gözüksek de bıktığımız anlar çok oluyor.
Alıştık desek de bu süreç alışılacak gibi değil.
Rahat rahat gezememek, alışveriş yapamamak aşırı bunaltıcı bir şey. Aslında pandemi süreci- nin ufak faydaları da yok değil. Dünyanın hava- sı suyu temizlendi. Kendimizi geliştirmek için yeni öğrenmeye, denemeye çokça zamanımız oldu. Ailemize, arkadaşlarımıza daha çok za- man ayırabildik çünkü bolca vaktimiz oldu.
Evet işte pandemi süreci de bu şekilde ge- çiyor. Her şekilde hayat devam ediyor yani de- vam ettirmeye çalışıyoruz. Koskoca bir yıl ken- dimize bolca zaman ayırarak geçti, bolca tatil yaptık. Keşke canlı dersi de bu şekilde öğren- meseydik de okula gidip hafta sonları canlı ders olarak kurs yaparak öğrenseydik. Yakın zaman- da pandemi sürecinin bitmesi ve eski, güzel ha- yatımıza güzel günlere dönme dileğiyle…
PLATON’U ÜZMEYELİM…
FELSEFESİZLİK BÜYÜK BİR BOŞLUKTUR
Antik Çağ felsefesi nasıl aktarıldı? Platon'un "Phaidon"unu ele alabiliriz: Bu yazma, British Library'de ve miladi 130 yılı civarına ait (Platon'dan beş yüz yıl sonrası). Papi- rüs üzerine büyük harfle ve kalemle yazılmış. Günümüzdeki versiyonu ve bölümün çevirisi.
SOKRATESİN SAVUNMASI İLE İLGİLİ 5 SORU 5 CEVAP….
Soru1-Sokrates neden ölüme terk edilmiştir?
Sokrates Atina halkı tarafından gençlerin ahlakını bozmakla, Tanrı'ya hakaretle, yeni tür tanrısal varlıkları tanımaya çalışarak yasalara aykırı davranmasıyla suçlanmıştır. Ancak bunun karşıtı bir kanıt da vardır. O da Sokrates'in bayram günlerinde kurban kesmesidir.
Soru2-Sokrates hangi düşünceleri savunmakta?
Sokrates paranın, pulun değil de ruhun iyiye yöneltilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu da ahlakın ne denli önemli olduğunu savunduğunu gösteriyor.
Soru3-Sokrates kendini nasıl savunmuştur?
Sokrates ana dava duruşmasında dikkat çekici bir tutarlılık ve kendinden emin bir tavır sergilediğini göstermiştir. Ne dediğini bilen, ilkelerinden ödün vermeyen bir birey olarak görülmüş, hakimlerin duy- gularıyla oynamış, kimseden merhamet dilenmemiştir. Aksine onları sık sık çileden çıkartan sözler söylemekten geri kalmamıştır.
Soru4- Sokrates neden ölümü kabul etmiş?
Çünkü ölümden korkmadığını aksine kötülükten korkulması gerektiğini vurgular ve ondan kurtul- duklarını savunmalarını ondan sonra da düzene karşı çıkacak, hesap soracak insanların her daim var olduğunu söyler.
Soru5- Kitap size göre ne anlatmaktadır?
İnandıklarımızdan vazgeçmekten korkup da başka düşüncelere kulaklarımızı kapatmak yerine dinle- mek ve öyle karar vermek gerektiğini anlatıyor. Sokrates'in ruhunun ve zihninin ne kadar güçlü ve kendinden emin olduğunu anlatıyor.
ZEHRA YÜCEL 10 B 1.Sokrates neden ölüme mahkûm edilmiş?
Cevap: Sokrates her zaman yasalara uyduğunu ve herhangi bir suç işlemediğini söylemiştir. Ancak Sokra- tes yalvarıp yakarmadığı, herhangi bir pişmanlık belirtisi göstermediği ve af dilememesinden dolayı ölüme mahkûm edilmiştir. Ayrıca Sokrates’e atılan büyük iftiralar da ölüme gitmesini desteklemiştir.
Atılan iftiralar şunlardır:
Sokrates’in dinsiz olduğu söylentisi, gençleri yoldan çıkarması, Tanrıya inanmayıp yeni tanrıları çıkardığı- nı, devletin otoritesine uymadığı gerekçesiyle ve bununla birlikte mahkemede yapılan oylama sonucunda karalayanların oylarının daha çok olmasından dolayı, Sokrates ölüme mahkûm edilmiştir.
2. Hangi düşünceleri savunmaktadır?
Sokrates, zenginliğin erdemi getirmediğine ama erdemin hem bireyi hem de devleti zenginlik ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylemektedir. Bir şeyler bildiğini sanmanın en büyük cahillik olduğunu, sürekli merak içinde olmanın ise en büyük bilgelik olduğunu söylemiştir.
3. Kendisini nasıl savunmuştur?
Sokrates mahkemede kısaca şunları söylemiştir:
“Yasaları ihlal etmediğim konusunda kendimi savunmama gerek yok. Eğer mahkûm edilirsem, beni mahkûm ettirecek suçlamalar değil, itiraflar ve haset olacaktır. Mahkemede Sokrates kendisini bir at sineği benzetmesi yaparak devleti de koca cüsseli bir ata benzetmiştir. Yine Sokrates, “Eğer sizlere Tanrı, bir kez daha bir at sineği vermez ise hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz demiştir.” Sokrates her zaman haksızlığa karşı adaleti, insanlığı, erdemliği, dürüstlüğü, cahilliğin karşısında durabilmeyi savunmuş ve insanları her zaman bilinçlendirmeyi hedeflemiştir.
4. Sokrates neden ölümü tercih etmiştir?
Yargıçlar Sokrates’e şunları söylemiştir:
“Tek bir koşul üzerine seni bırakacağız; artık bundan böyle bu yolda araştırma yapmayacağına ve filozof- luk yapmayacağına söz vereceksin. Eğer bir kez daha bunları yaptığından yargılanırsan öleceksin.” demiş- tir.
Sokrates ise şunları söylemiştir:
“Yaşamım gücüm yettikçe bilin ki Felsefe ile uğraşmaktan ve herkesi buna teşvik etmekten, felsefeyi öğ- retmekten vazgeçmeyeceğim.” demiştir. Ceza olarak para cezasına çarptırıldığında Sokrates’in parası ol- madığından dolayı para cezasını da kabul etmemiştir. Bir süre sonra ise Sokrates zehri alıp kendisi içmiştir ve Sokrates hayatını kaybetmiştir.
5. Bu kitap size göre neyi anlatmaktadır?
Sokrates’in söylediği gibi “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” Sözü aslında her şeyi özetlemekte- dir. Çünkü eğer sorgulamadan yaşarsak hayatın anlamı kaybolur. Ve en önemlisi de cahilinden bir farkımız kalmaz.
TUĞÇE BAĞCI 10 C
1-Sokrates neden ölüme mahkûm edilmiştir?
-Resmi suçlama metni; Sokrates, kentin inandığı insanlara inanmadığı, yeni tanrılar icat ettiği ve gençleri yoldan çıkardığı için suçludur. Ölümle cezalandırılmamalıdır.
-Meletos; Sokrates, yer altında ve gökyüzünde olanları araştırdığı ve önemsiz lafı önemli göserdiği için suçludur. Gereksiz araştırmalar yürütüyor ve bunları başkalarına da öğretiyor.
- Atinaları yoldan çıkardığı, düşüncesi var. Atinalar o dönem dine çok önem verirler.
2-Hangi düşünceleri savunmaktadır?
-Sokrates her şeyden kuşkulanmanın doğurduğu belirsizliği aşabilmek için, mutlak ettik değerlere daya- narak gerçek bilgeliği aramanın gerektiği savunur. Bilge olduklarını sananları dener. Bu görevin ona ke- hanetlere, rüyalara ve ilahi iradenin insanlara herhangi; bir şeyi yaptırmak istediğinde başvurduğu başka yollara tanrılar tarafından verildi.
3- Kendisini hangi yöntemle savunmuştur?
-Yasaya uyarak kendini savunmuştur; Sokrates son ana kadar masumiyetini ispatlamaya çalışmış, bunu başarmayınca da kentinin yasalarına itaat ederek ömeyi kabul etmiştir.
-Diğer insanlara az da olsa yardım etmek isteyen biri, yaşayıp yaşayamayacağının hesabını hiç yap- mamalıdır. O insan sadece yaptıklarının adil olup olmadığına iyi insanlara yaraşıp yaraşmadığına bakmalıdır.
-Kentimiz uyanıp kendine gelmesi için bir at sineği ihtiyaç duyan, soylu ama iri ve hantal bir ata benzer.
Bana öyle geliyor ki tanır beni hiç ara vermeden peşinizden koşarak her birinizi uyandıracak, nasihatlar edecek ve azarlayacak bir at sineği olarak kentin başını sarmış, diyerek kendini tanımlar.
4-Sokrates neden ölümü tercih etmiştir?
-Cezası kesildikten sonra, haksız yere mahkûm edildiğine inandığını söyler ve konuşmasını şöyle bitiririr;
artık ayrılma vakti geldi çattı, ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece tanrı bilir.
-Yasaların ve toplumun yaşamı boyunca saygı duyduğu kurallar. Hatalı bir yorumlamayla da olsa aleyhine döndüğü zaman bile saygı duyulmayı hak ederler.
-Ölenlerin ölümsüzlüğe kavuştukları için daha mutlu olduğunu söyler .Ölüm ceza değil bir yoldur.
-Eğer tasvir ettiğim gibi biriysem, beni öldürerek benden çok kendinize zarar vereceksiniz der.
5-Kitabın vermek istediği mesaj nedir?
-Erdemli bir insan için kötülük yoktur ve tanrılar onun sorunlarıyla ilgilenmekten hiç kaçınmamışlardır, der.
-Erdemli olmanın önemini vurgular. Sokrates doğuştan bilginin olduğunu, soru sorma ve doğurtma yöne- timi ile insanların hatırlayabileceklerini savunur. Benim farkım hiçbir şey bilmediğinin farkında oluşumdur der.
-Ölürken çocuklarım erdemden, doğruluktan ayrılırsa Atinalılara gösterdiğim gibi yol gösterin der.
GÜLEY ELMALI 10 A