• Sonuç bulunamadı

12. Hafta Formasyon Programı Ders Notları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "12. Hafta Formasyon Programı Ders Notları"

Copied!
12
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

EĞİTİM PSİKOLOJİSİ

Prof. Dr. Fatma ÜNAL

Öğrenmenin Doğası-1.

Öğrenme kavramı, psikoloji yazınında günlük yaşamda kullanılandan çok daha fazlasını ifade etmektedir. Psikolojik açıdan, öğrenilen şeyin doğru ya da uyumlu olması şart değildir çünkü iyi alışkanlar gibi kötü alışkanlıklar da öğrenilmektedir.

Ayrıca bilgi ve beceriler gibi tutum ve duygular da öğrenilebildiğinden, mutlaka bir davranışla gözlemlenmesi gerekmemektedir. Araba kullanmak, mutlu bir anı hatırlamak, siyasi bir görüşü benimsemek veya komşusundan hoşlanmamak gibi tepkilerin tamamı öğrenmenin sonucu olabilir. Her birey, kendisini nelerin mutlu ve güçlü yaptığı konusunda daima büyük bir merak içerisindedir. Öğrenme sürecinin anlaşılması aynı zamanda bireyin kendisi hakkındaki bilgisinin ve farkındalığının artması anlamına gelmektedir. Bu nedenle öğrenme, pratik faydaları dışında bireyin hangi süreçlerle nasıl bir kimlik kazandığının bilinmesi açısından önem taşımaktadır.

Öğrenme, eğitim ve deneyim yoluyla davranışta meydana gelen kalıcı değişim olarak tanımlanmaktadır. Öğrenme, davranışların hem kazanılması hem de değişmesi ile ilgili bir süreçtir.

Öğrenmenin temel özellikleri şu şekilde sıralanabilir

• Davranışta değişme oluşur.

• Değişim, ilgili yaşantıların tekrarlanmasını ve belirli bir süre bu tekrarların devam etmesini gerektirir.

• Davranıştaki değişmenin kalıcı izleri olur.

• Öğrenmede birey aktif rol oynar.

• İhtiyaçlar ve beklentiler doğrultusunda bireyin çevreye uyum sağlamasına yardımcı olur.

• Bireyin daha sonra karşılaşacağı durumlara farklı bir yaklaşım göstermesine yardımcı olur.

• Öğrenme doğrudan doğruya gözlenemez. Gözlenebilen bireyin performansıdır.

Olgunlaşma öğrenmenin önkoşuludur.

12. Hafta

Formasyon Programı Ders Notları

(2)

1.1. Öğrenme ile İlgili Temel Kavramlar

Öğrenme ile ilişkili kavramların bilinmesi, öğrenme süreç ve kuramlarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Verilen kavramlardan bazıları, algılama ve motivasyon ile de yakından ilişkilidir.

Öğrenme ile ilgili genel kavramlar şu şekilde sıralanabilir:

Yaşantı: Bireyin çevresindeki kişi ve olaylarla yaşadığı etkileşimler sonucu bireydeki kalıcı izi ifade etmektedir. Bu nedenle, çevre ile yaşanan her etkileşim bireyde kalıcı bir etkiye yol açmadığı sürece yaşantı olarak kabul edilmemektedir.

Davranış: Bireyin gözlenebilen ve gözlenemeyen açık veya örtük etkinliklerinin tümüdür. Davranışlar, *Doğuştan gelen, *Geçici *Sonradan kazanılan olmak üzere 3 başlıkta toplanmaktadır.

Doğuştan gelen davranışlar, eğitim yoluyla değiştirilemeyen, temel reflekslerdir.

Örneğin, göz bebeğinin az ışıkta büyümesi, ani bir harekette gözkapaklarının kapanmasıdır.

Geçici davranış, alkol, ilaç, uyuşturucu madde, hastalık gibi çeşitli etkilerle ortaya çıkan ve bu etki ortadan kalktıktan sonra yok olan davranışlardır. Doğuştan getirilmeyen, öğrenme sonucu ortaya çıkan davranışlar ise sonradan kazanılan davranışlar olarak adlandırılmaktadır.

Tepki: Uyarıcıların etkisiyle organizmanın gösterdiği her türlü davranıştır.

Performans (Edim): Öğrenilenlerin gözlenebilir hale dönüşmesi olarak tanımlanabilir. Zihinsel süreçler içerisinde oluşan öğrenmenin gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmek için, öğrenilenin gözlenebilen yönü yani performansı değerlendirilmektedir.

Karşılık: Organizmanın herhangi bir uyarana yönelik çevreye verdiği tepki, çevrenin gösterdiği yeni davranış ya da yeni uyaran, karşılık olarak tanımlanmaktadır. Organizmanın herhangi bir tepkisine yönelik olarak aldığı karşılık üç çeşittir. Bunlar pekiştireç, ceza ve karşılık vermemedir. Bu kavramlar kısaca şöyle tanımlanabilir:

*Pekiştireç, organizmanın tepkisini artırmak için sunulan karşılık ve davranışı yeniden güçlendiren uyarıcıdır.

*Ceza, davranışı zayıflatan ve ortadan kaldıran uyarıcıdır.

*Görmezden gelme ya da pekiştirmeme olarak da ifade edilen karşılık vermeme, davranışı söndürmek ya da istenmeyen davranışın sıklığını azaltmak için davranışla ilgilenmemedir.

2.2. Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler

(3)

*Öğrenen,

*Öğrenme yöntemi ve

Öğrenme malzemesi açısından değerlendirilecektir.

2.2.1. Öğrenen ile İlgili Faktörler

Öğrenilen ile ilgili tüm faktörler insan açısından ele alınmıştır ve aşağıdaki gibi açıklanabilir

Biyolojik (Türe Özgü) Hazır Oluş: Bireyin istenilen davranışı göstermesi için gerekli biyolojik alt yapıya sahip olmasıdır.

Olgunlaşma: Davranışların öğrenilebilmesi için, bireyin çevre yaşantılardan bağımsız olarak belli bir gelişimsel düzeye ulaşması gereklidir. Bu nedenle olgunlaşma öğrenmenin ön koşuludur.

Genel Uyarılmışlık Hali: Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için, bireyin çevrede bulunan uyarıcıları algılamak ve değerlendirebilmek üzere zihinsel uyanıklık düzeyinde bulunmasıdır. Birey az sayıda uyarıcı alıyorsa, genel anlamda uyarıcılara kapalıdır ve uyarılmışlık hali düşüktür. Çok sayıda uyarıcı alıyorsa, genel anlamda uyarıcılara açıktır ve uyarılmışlık hali yüksektir.

Güdü: Kişiyi belli bir davranışa yöneltmesi veya davranışın sürdürülmesini sağlaması nedeniyle, bireyin güdüleri öğrenme sürecinde etkilidir.

Önceki Yaşantılar: Yeni bir öğrenme oluşurken, eski (önceki) öğrenmelerden etkilenme olur ve her yeni öğrenme öncekinin etkisi üzerine kurulur. Önceki öğrenmelerin sonrakileri etkilemesi iki şekilde gerçekleşmektedir.

*Olumlu aktarma (olumlu transfer), bir alanda öğrenilmiş bilgi ve becerilerin bir başka alandaki bilgi ve becerilerin öğrenilmesini desteklemesi ve kolaylaştırmasıdır.

*Olumsuz aktarma (olumsuz transfer) ise önceki öğrenmelerin daha sonraki öğrenmeleri zorlaştırması durumudur.

İleriye Ket Vurma (Engelleme-Bozma-Unutma): Önceki öğrenmenin yeni öğrenmeyi karıştırması ve zorlaştırmasına ileri ket vurma denmektedir. Örneğin, yabancı dil öğrenen ve yanlış telaffuzlarını düzeltmeye çalışan bir kişi, diğer yeni dil öğrenen kişiye göre daha çok zorlanacaktır. Bir başka örnek, F tipi klavye kullanan bir kişinin Q klavye kullanmaya başladığında, ilk kez bilgisayar kullanan kişiye göre daha fazla zorlanması ve sık sık hata yapmasıdır.

Geriye Ket Vurma (Engelleme-Bozma-Unutma): Yeni öğrenmenin önceki öğrenmeyi karıştırması ve zorlaştırmasıdır. Örneğin, okuma yazma öğrenen bir kişi, b harfini

(4)

öğrenirken bir zorluk yaşamamasına rağmen, d harfini öğrendikten sonra b harfini karıştırabilmektedir. Bu durum geriye ket vurma olarak adlandırılmaktadır.

Dikkat: Zihinsel enerjinin belirli bir uyarıcıya yoğunlaştırılması durumudur. Bireyin dikkat düzeyinde iç dünyasındaki özellikler (motivasyon, ihtiyaçlar, kişilik özellikleri) ve dış çevre faktörleri (uyarıcının büyüklüğü, şiddeti, farklılığı, hareketliliği) önemli rol oynar.

Yaş: Yaş, bir davranışın sergilenebilmesi için biyolojik alt yapının uygun olduğu zaman dilimini gösterir. En iyi öğrenme çocukluk döneminde gerçekleşirken, yaşlandıkça öğrenme hızı azalmaktadır.

Zekâ: Zekâ düzeyi yükseldikçe, öğrenmenin etkisi ve hızı artmaktadır

2.2.2. Öğrenme Yöntemi ile İlgili Faktörler

Konunun Yapısı: Konuların bütün olarak ya da parçalara bölünerek öğretilmesi öğrenmede fark oluşturmaktadır. Konuların birbirine bağlantılı ve anlamlı olması, öğrencinin çabuk öğrenebilmesi durumlarına göre, konular bütün halinde öğretildiğinde, daha etkin bir öğrenme sağlanmış olur.

Öğrenmeye Ayrılan Zaman: Öğrenmeye ayrılan zaman bağlamında, aralıklı çalışma (konunun belli aralıklarla sistematik olarak tekrar edilmesi), toplu çalışmaya (derse sadece sınav zamanında tekrar edilecek çalışma) göre daha etkilidir. Toplu çalışan kişiler aralıklı çalışan kişilere göre, sınavlarda daha başarılı olabilirler ancak öğrenilen bilgileri kısa sürede unuturlar.

Geri Bildirim: Öğrenme süreci ve performans ile ilgili bireye sağlanan geribildirim, öğrenmeyi doğrudan etkilemektedir. Olumlu ve yapıcı geri bildirim, öğrenme etkinliğini arttırırken, olumsuz performansın yapıcı olmayan ifadelerle paylaşılması, öğrenmeyi zorlaştırabilmektedir.

Öğrenci Aktivitesi: En etkili öğrenme biçimi, tüm duyu organlarının öğrenme sürecine katılımının sağlanması ve bireyin aktif rol oynaması sonucunda gerçekleşmektedir.

2.2.3. Öğrenme Malzemesi ile İlgili Faktörler

Algısal Ayırt Edilebilirlik: Çevreden gelen uyaranların seçilme ve anlamlandırma sürecinde, öğrenme malzemesinin çevredeki uyarıcılardan ayırt edilmesi önemlidir.

Kavram Ağı: Konunun bireyin zihninde diğer olgu, durum ya da olayları hatırlatabilmesi, çağrışım yapabilmesi öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır.

(5)

Kavram Haritaları: Kavram haritası, geniş bir kavramın ilişki içinde bulunduğu diğer kavramlar ile beraber, bir şema içerisinde somut ve görsel bir şekilde ifade edilmesidir.

Kavram haritaları, konunun daha hızlı anımsanmasını ve öğrenmenin daha etkin gerçekleşmesini sağlamaktadır.

(6)

Öğrenmenin Doğası II

1. Öğrenmenin Biyolojik Temelleri

Öğrenme, bireyin çevresiyle etkileşime girmesiyle beyninde oluşan biyo-kimyasal değişiklikler sonucu meydana gelir. Öğrenme bireylerde bilişsel, duyuşsal ve hareketsel değişimlere sebep olur. Öğrenme oldukça karmaşık, bilinmez ve anlaşılması zor bir olay, durumdur. Bireyin maruz kaldığı ve öğrenme ile sonuçlanan durumların neler içerdiği, bireyde ne gibi zihinsel, psikolojik, biyolojik değişikliklere neden olduğu yüzyıllardan beri incelenen bir konudur.

Öğrenme sürecinin tam olarak nasıl gerçekleştiğini anlamak için öğrenmenin biyolojik temellerinin anlaşılması gerekmektedir. İnsan beyninin çalışma sistematiğini iyi öğrenmeden, öğrenmenin tam olarak anlaşılamayacağı fikri Hebb ve arkadaşları tarafından ortaya atılmıştır.

Öğrenme sürecinde, beynin birçok farklı bölgesi etkin olduğu gibi hücre içi ve hücreler arası birçok biyolojik ve kimyasal değişim de öğrenme sürecinde etkilidir. Öğrenme gerçeğinin tam olarak ne olduğunu anlamak, öğrenme anında insan beyninde gerçekleşen fizyolojik ve kimyasal değişimlerin neler olduğunu ve bilginin insan beyninde nasıl somutlaştığını ortaya koymak gerekmektedir.

Sinir Sistemi

Sinir sistemi, gelişmiş organizmalarda psikolojik sistemin en önemli bileşenidir. Sinir sistemi iç ve dış olayları algılar ve tepkide bulunur. İçsel ve dışsal olaylar duyu organları tarafından algılanır. Duyu organları bilgiyi beynin arka kısmında omurilikte çok sayıdaki sinir ağları yardımıyla merkezi sinir sistemine iletirler. Sinir sistemi nöron denilen yapılardan oluşur. Sinir sisteminin nasıl iletişim kurduğunu anlayabilmek için, bu sistemin etkinliklerinin temelini oluşturan ve en küçük birimi olan nöronlardan söz etmek gerekir.

Sinir Hücresinin (Nöron)Yapısı: Sinir sistemini oluşturan özgül yapısal ve işlevsel birimlere nöron denir. Sinir hücreleri (nöronlar), sinir sisteminin temel birimleridir (Şekil1).

Nöron, vücut içindeki diğer hücrelere bilgi aktaran, bu tür bilgiyi alıp işlemekte uzmanlaşmış hücreye verilen isimdir. Vücuttaki bütün nöronlar aynı temel yapıya sahip olmakla birlikte, şekil, büyüklük, kimyasal birleşim ve işlev bakımından çeşitlilik gösterebilirler. İnsan beyninde 100 milyardan fazla nöron bulunmaktadır. Ayrıca, sinir sisteminin diğer bölümlerinde de milyarlarca nöron vardır.

(7)

Şekil1: Nöron (Sinir Hücresi)

Sinir hücreleri (nöronlar) belirli alanlarda iletişim kurmak için özelleşmişlerdir.

Sinirler, elektriksel uyarımlarla çalışırlar. Birbirleriyle kimyasal sinyaller aracılığıyla iletişimde bulunurlar. Bazı sinir hücrelerinin uzantılarının (aksonlarının) üzeri miyelinden oluşan kılıfla kaplıdır. Miyelin kılıfı hem uzantıyı korur hem de veri kaybını engeller, böylece uyarılar daha hızlı iletilirler. Myelin kılıfında hasar oluştuğunda iletim bozulur. Bir sinir hücresi, gövde ve gövdeye bağlı uzantılardan oluşur. Bu uzantılardan ilki dentritlerdir.

Dentrit: Dentritler, sinir hücresinin uyarı toplayan uzantısıdır. Dendritler, gövdeden çıkan ve bir ağacın dallarını andıran, çok sayıdaki yapılardır. Diğer nöronlardan gelen elektriksel kimyasal uyarıları, sinaptik aralıktan sinir hücresinin gövdesine ileten bir işlemcidir. Bir sinir hücresinde birden fazla dentrit bulunabilir. İkinci uzantı ise, “akson”

ismini alır.

Akson: Gövdeden çıkan ve dallanma göstermeyen sitoplazmik uzantıdır. Her nöronda (sinir hücresi) bir tane bulunur. Gövdeden çıkan akson, dendritlerle alınan uyarıların gövdeden uç kısma taşınmasını sağlarlar. Aksonlar diğer bir sinir hücresinde ya da diğer vücut hücrelerinde sonlanırlar. Aksonlar, sinir hücresinin gövdesinden aldıkları iletileri, sonlandıkları sinir hücresinin dentritlerine ya da vücut hücresine gönderirler. Sinir ucu ile diğer sinir hücresi dentritlerinin karşılaştıkları ve iletilerin bir sinir hücresinden diğerine aktarıldığı nokta, sinaptik nokta olarak adlandırılmaktadır.

Yetişkin bir insanda her bir nöron diğer nöronlarla 15.000 sinaptik bağlantı kurabilmektedir. İki sinir hücresi arasında sinaptik boşluk olarak adlandırılan küçük boşluklar bulunmaktadır. Vücuda gelen sinyaller bir nörondan diğerine bu boşluklardan geçerek iletilir.

Nöronların (sinir hücrelerinin) oluşturduğu ağ örüntü sayısı ne kadar fazla olursa, bilgi işleme süreci de o kadar güçlü olur.

Beynimiz sinir hücreleriyle örülmüş bir ağ gibidir. Yeni bilgilerin önceki bilgilerle birleştirilmesi, daha önce edindiğimiz bilgilerin geri çağrılması bu ağ sayesinde

(8)

gerçekleşmektedir. Öğrenme ile beyin hücreleri arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar öğrenme süreci sonucunda nöronlarda yeni aksonların oluştuğunu öne sürerler. Buna göre, her öğrenme yaşantısı yeni sinaptik bağların oluşması demektir.

Beyindeki sinaptik bağlantılar ne kadar sık kullanılırsa o kadar kuvvetlenir.

Kullanılmadığında bu sinaptik bağlar ölür ve kaybolur. Çok karmaşık olan insan beyninin yapısını tam olarak anlatabilmek oldukça uzun sürer. Bu nedenle insan beynin anatomik yapısı ana hatlarıyla ele alıncaktır

BEYİN

Sinir sisteminin en önemli kısmını ve merkezini oluşturan organ beyindir. Merkezi sinir sisteminin en önemli kısmı olan beyindeki hücreler genel bir sınıflama ile sinir (nöron) hücreleri ve glia (glue) hücreler olmak üzere iki türe ayrılır. İnsan beyninde ortalama 100 milyar nöron bulunmaktadır. Bir erişkinin beyni ortalama 1300-1400 gramdır.

Beyin, insanda kafatası boşluğunun içinde yer alan ve üç kat beyin zarı ile örtülü olan, gri ve pembe beyaz renkte üzeri girintili çıkıntılı, kıvrım kıvrım bir yapıdır. Gri renk nöron (sinir hücreleri) kümesinden kaynaklanmaktadır. Pembe-beyaz rengin kaynağı ise sinir bağlarıdır.Beyin zekanın bilincin algının iradenin merkezidir. Ayrıca, istemli ve istemsiz motor hareketlerin yapılmasını sağlar. Konuşma ve düşünme gibi karışık olayları idare eder.

Duyu organlarından gelen uyarıcıları anlamlaştırır ve duygu haline getirir. Duyular aracılığıyla alınan verileri birleştirilip bütünleyerek bu uyarılara cevap niteliğindeki hareketleri yöneten ve bu nedenle de temel içgüdüsel etkinliklerde çok önemli bir rol oynayan beyin insanda aynı zamanda öğrenme merkezidir.

Beyin birçok işlevi eş zamanlı olarak yerine getirebilen bir organımızdır. Vücut hareketlerimizin kontrol edilmesi, organlarımızın düzenli çalışması yanında öğrenme, düşünme ve hatırlamadan sorumlu olan organımızdır. Tüm komutlar bu bölümden yönetilir.

Öğrenme, hareket kontrolü, yorumlama vs. de beynin hareketlerinden yalnızca birkaçıdır.

Gündelik hayatta beyin deyince insanların aklına ceviz içi gibi olan görüntüsüyle serebrum gelmektedir. Serebrumun üzerinde beyin kabuğu (serebral korteks) denilen nisbeten ince bir tabaka vardır. Beyine kıvrım kıvrım görüntüsünü veren bu tabakadır ve altı ince katmandan oluşmaktadır. Üst düzey faaliyetlerin hemen hepsi beyin kabuğu tarafından yürütülmektedir. Serebrum, neredeyse simetrik bir şekilde sağ ve sol yarı küreler (hemisfer) olarak ikiye bölünmüştür (Şekil 2)

(9)

Şekil:2. Beynin Yapısı

Beyin yapı itibari ile iki yarım küreden (sağ ve sol hemisferlerden) oluşur (Şekil 3).Her yarım kürenin kendilerine özgü görevleri vardır. Bu iki yarı küre, çeşitli noktalardan birbirine bağlanmıştır fakat bu iki yarı kürenin birlikte ve işbirliği içinde çalışmasını sağlayan korpus kallosum’dur. Beyinde belirli bölgeler belirli işlevler için uzmanlaşmıştır.

Şekil:3. Beynin Yapısı

(10)

Beynin Lobları: Beynin her yarım küresi dört ana lob’dan oluşur. Her lobun farklı işlevleri vardır (Şekil 4).Neokorteksi oluşturan bu loblar;

1.Frontal Lob: Beynin ön kısmında alnın hemen arkasında bulunan alın lobu da denilen frontal lob, konuşma merkezidir. Entelektüel düşünce, konuşma ve motor fonksiyonları kontrol eder.

2.Pariental Lob: Çeper lobu olarak da nitelendirilen pariental lob, duyu ve hareket merkezidir. Dış çevrenin algılanması ve dış çevre ile daha önce kazanılmış olan algılar yardımıyla anlamlandırılması gibi önemli noktaları destekler.

3.Temporal Lob: Beynin sağ ve sol taraflarında bulunan sağ ve sol şakak lopları olarak anılan temporal lob, işitmeyi sağlar ses duyumlarını iletir.

4.Oksipital Lob: Beynin arka kısmında yer alır. Görme ve ışık merkezidir.

Şekil: 4.Beynin Lobları

Her lobun ve hatta her yarı kürenin uzmanlaştığı bazı görevler var gibi görünüyorsa da her birinin belirli bir işlevi kontrol ettiğini söylemek yanıltıcı olur. Beyin yapıları, görevlerini, işbirliği içinde ve hep birlikte çalışarak yerine getirmektedirler.

Beynin Sağ ve Sol Yarımküreleri:

Beyine gelen bilgi, ilgili taraftaki yarı küre tarafından işlenmektedir. Örneğin insanların pek çoğunda, konuşma ve dil bilgisi sol yarı küredeki etkinliğe; mizah ve metafor kullanımı sağ yarı küredeki etkinliğe bağlıdır. Serebral korteksin yarı kürelerindeki bu

(11)

duygu durum halleri olabilmektedir. Örneğin; sol hemisferler konuşma, anlama, aritmetik ve yazmayı kontrol ederken sağ hemisferler ise yaratıcılığı, mekansal yeteneği, sanatsal ve müzikal becerileri kontrol eder.

Sağ ve Sol Beyin Fonksiyonları

Bu alanda yapılan çalışmalar beynin sol yarımküresinin matematik, dil ile ilgili fikirlerin işlenmesi, yazma, fikirlerin sınıflandırılması, sözel, mantıksal, analitik ve lineer operasyonlar gibi işlevleri idare ettiğini ortaya koymaktadır.

Sağ yarımküre ise sözel olmayan işlevlere yönelmekte; hayal gücü, renk, müzik, ritim, şekil ve şemaların (grafik, harita ve çizgiler) işlenmesi, sezginin kullanılması, uzaysal farkında olma, belirsizliklerle ilgilenme, rastlantısal ve açık uçlu fikirlerin işlenmesi ve görsel-uzaysal işlemleri yönetmektedir

Beynin sağ ve sol yarımkürelerinden herhangi birinin diğerine göre daha baskın olarak kullanılması “beyin başatlığı” olarak adlandırılmaktadır. Ancak birçok bilim adamı, okumak veya müzik icra etmek gibi karmaşık fonksiyonların her iki yarı küreyi de kapsadığında hem fikirdir.

Beynin sol ve sağ yarımkürelerini incelemeye dönük yapılan benzer araştırmalar beynin; sol yarımküresinin pozitif, sağ yarım küresinin ise negatif duyguları daha çabuk algıladığını göstermektedir. Yine bu araştırmalarda beynin sol yarımküresinde müziğin analiz edildiği, sağ yarımkürede ise müzik dinlemenin gerçekleştiği belirlenmiştir

Nörobilimsel araştırmalar, hızlı ve kalıcı öğrenmenin gerçekleşebilmesi için beynin her iki yarımküresinin koordineli bir biçimde kullanılmasını önermektedir. Bu şekilde düzenlenen öğrenme ortam ve materyallerinin anlamlı öğrenmeye yardımcı olabileceği

(12)

belirtilmektedir. Normal insanlarda karmaşık düşünme, beyin yarı küreleri arasındaki etkileşimin ve bütünleşmenin bir sonucudur

Nörobilim alanında yapılan araştırmalar; beynin gelişimi, çocukların nasıl öğrendiği ve öğrenme sürecinde yaşanan farklı aşamalar hakkında eğitimcilere bilgiler sunmaktadır.

Daha öncede belirtildiği üzere, öğrenme, bireyin çevresiyle etkileşime girmesiyle beyninde oluşan biyo-kimyasal değişiklikler sonucu meydana gelir. Öğrenme bireylerde bilişsel, duyuşsal ve hareketsel değişimlere sebep olur. Öğrenilenlerin kalıcı olması için bilgilerin neokorteksin farklı alanlarına kaydedilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

Binnur Yeşilyaprak (2016). Eğitim Psikolojisi, Gelişim Öğrenme-Öğretim, Ankara. PegemA Yay.

Nuray Senemoğlu (2013). Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Kuramdan Uygulamaya,23. Baskı, Ankara. Yargı Yayınevi.

Esra Keleş & Salih Çepni (2006). Beyin ve Öğrenme. Türk Fen Eğitimi Dergisi (TÜFED- TUSED) / 3(2)

Özge Korkmaz &Ahmet Mahiroğlu. (2007). Beyin Bellek ve Öğrenme. Kastamonu Eğitim Dergisi. Cilt:15, No:1, 93-104

Psikolojiye Giriş.Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fak.

Salim Atay. Kişisel Gelişimde Öğrenme. Marmara Üni.

Referanslar

Benzer Belgeler

 Çok sayıda çalışma erken dönemde okuma becerilerinde problem olan çocukların sonraları akranlarını yakalama şanslarının az olduğunu göstermiştir.. 

Öğretim Yöntemi: Öğrenme ünitesinin hedeflerine ulaşmak için izlenen en kısa ya da en kısa düzenli yoldur. Öğretim tekniği: Seçilen yöntemi uygulamaya koyma

sunuları seslendirmek, öğrencilerin video ürünleri için koleksiyon oluşturmak gibi farklı amaçlarla pek çok öğretici ve destekleyici e- içerik ekran kaydı

“öğrenciler ve eğitmenler”, eğitim programı, içerik, öğretim yöntem, teknik ve etkinliklerini temel alan “öğretim süreci”, teknik altyapı ve teknolojik

Kendini hiç yakışıklı görmeyen bir delikanlının çok çalışarak, herhangi bir bilim dalında başarılı olması gibi veya akademik olarak başarılı olmayan

Bireysel bağlanma farklılıklarını sistematik bir şekilde ölçmeyi amaçlayan Ainsworth ve arkadaşları (1978) yaptıkları gözlemler ve çalışmalar

Ete karşı şartsız tepki olarak salya veren köpek, et ve zil eşlemesinin belli bir süre yapılması sonunda sadece zil sesi verildiği halde salya tepkisi vermiş ve böylece

Örneğin, 05324485265 olan bir telefon numarasını bu şekilde bir bütün olarak kısa süreli belleğe almaktansa 0532 448 52 65 şeklinde 4 birim olarak işlemek kısa süreli